HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

HATALARI BAĞIŞLAYIP BİLGİSİZLERE UYMAMAK

5 hadis

وعن عائشة رضي الله عنها أنها قالت للنبيِّ ﷺ: هل أتى عليك يومٌ كان أشدَّ من يوم أُحدٍ؟ قال: لقد لقيتُ من قومك، وكان أشدَّ ما لقيتُ منهم يوم العقبة، إذ عرضتُ نفسي على ابن عبد ياليل بن عبد كلال، فلم يُجبني إلى ما أردتُ، فانطلقتُ وأنا مهمومٌ على وجهي، فلم أستفق إلا وأنا بقرن الثعالب، فرفعتُ رأسي، فإذا أنا بسحابةٍ قد أظلتني، فنظرتُ فإذا فيها جبريل عليه السلام، فناداني فقال: إن الله تعالى قد سمع قول قومك لك، وما ردوا عليك، وقد بعث الله إليك ملك الجبال لتأمره بما شئت فيهم، فناداني ملك الجبال، فسلم عليَّ ثم قال: يا محمد، إن الله قد سمع قول قومك لك، وأنا ملك الجبال، وقد بعثني ربي إليك لتأمرني بأمرك، فما شئت؟ إن شئت أطبقتُ عليهم الأخشبين. فقال النبي ﷺ: بل أرجو أن يُخرج الله من أصلابهم من يعبد الله وحده لا يشرك به شيئاً.

Aişe (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre bir gün Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, “Ey Allah’ın Peygamberi! Uhud gününden daha şiddetli bir gün yaşadın mı?” diye sordum. Şöyle cevap verdi: “Evet, senin kavminden çok kötülük gördüm. Onlardan gördüğüm sıkıntının en şiddetlisi Akabe gününde idi. O gün ben Taifli Abdü Külal’in oğlu İbni Abdü Yalil’e sığınmak istemiştim de beni kabul etmemişti. Ben de geri dönmüş, derin üzüntüler içinde dalgın dalgın yürüyüp gidiyordum. Karnü’s-Seâlib’e varıncaya kadar kendime gelemedim. Orada başımı kaldırıp baktığımda bir bulutun beni gölgelediğini gördüm. Dikkatlice bakınca bulutun içinde Cebrail’i gördüm. Cebrail bana seslenerek, ‘Allah, kavminin sana ne söylediğini ve seni himayeyi nasıl reddettiğini duymuştur. Onlara dilediğini yapabilmen için sana dağlar meleğini göndermiştir’ dedi. Bunun üzerine dağlar meleği bana seslenerek selam verdi. Sonra da, ‘Ey Muhammed! Kavminin sana ne dediğini Allah işitti. Ben dağlar meleğiyim. Ne emredersen yapmam için Allah beni sana gönderdi. Ne yapmamı istiyorsun? Dilersen Ahşabeyn denilen şu iki dağı onların başına kapatıvereyim’ dedi. O zaman ben, ‘Hayır! Allah’ın, onların soylarından sadece Allah’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkaracağını ümit ederim’ dedim.”

Riyazus-Salihin 643

وعنها قالت: ما ضرب رسول الله ﷺ شيئاً قط بيده، ولا امرأةً ولا خادماً، إلا أن يجاهد في سبيل الله، وما نيل منه شيءٌ قط فينتقم من صاحبه، إلا أن يُنتهك شيءٌ من محارم الله، فينتقم لله تعالى.

Yine Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah yolunda savaş dışında ne bir kadına ne de bir hizmetçiye, kısaca hiçbir kimseye ve hiçbir şeye eliyle vurmadı. Kendisine kötülük yapan kimselerden intikam almaya kalkmadı. Sadece Allah’ın yasak ettiği şeyler çiğnenince, o yasağı çiğneyenlerden Allah adına intikam alırdı.

Riyazus-Salihin 644

وعن أنس رضي الله عنه قال: كنت أمشي مع رسول الله ﷺ، وعليه بُردٌ نجرانيٌّ غليظ الحاشية، فأدركه أعرابي، فجبذه بردائه جبذةً شديدةً، فنظرت إلى صفحة عاتق النبي وقد أثرت بها حاشية الرداء من شدة جبذته، ثم قال: يا محمد، مُر لي من مال الله الذي عندك، فالتفت إليه رسول الله ﷺ، فضحك، ثم أمر له بعطاءٍ.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Günün birinde Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber gidiyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert kenarlı bir cübbesi vardı. Bu esnada bir bedevi arkasından yetişerek cübbesini sertçe çekti. Peygamber Efendimizin omzuna baktım. Bedevinin sert çekişinden dolayı cübbenin kenarı omzunda iz bırakmıştı. Sonra bedevi, “Ey Muhammed! Elinde bulunan Allah’a ait mallardan bana da verilmesini emret” dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bedeviye dönüp güldü. Sonra ona bir şeyler verilmesini emretti.

Riyazus-Salihin 645

وعن ابن مسعود رضي الله عنه قال: كأني أنظر إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم يحكي نبياً من الأنبياء، صلوات الله وسلامه عليهم، ضربه قومه فأدموه، وهو يمسح الدم عن وجهه، ويقول: اللهم اغفر لقومي فإنهم لا يعلمون.

Abdullah ibni Mesud (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberlerden birinin hâlini anlatışı hâlâ gözümün önündedir. O peygamberi kendi kavmi dövüp kan içinde bırakmışlardır. O, bu hâldeyken yüzünden kanları siliyor ve şöyle diyordu: “Allah’ım, kavmimi bağışla; çünkü onlar bilmiyorlar.”

Riyazus-Salihin 646

وعن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: ليس الشديد بالصرعة، إنما الشديد الذي يملك نفسه عند الغضب.

Ebû Hüreyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kuvvetli kimse, yiğit kimse, pehlivan kimse güreşte başkasını yenen kimse değildir. Gerçekten pehlivan, yiğit kimse; kızdığı zaman öfkesini yenen kimsedir.”

Riyazus-Salihin 647