عن أبي هريرة رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «ليس الغنى عن كثرة العرض، ولكن الغنى غنى النفس».
Ebu Hüreyre'den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Gerçek zenginlik malın fazla olması değil, kalp zenginliği, gönül tokluğudur.”
Riyazus-Salihin 522
وعن عبد الله بن عمروٍ أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: قَدْ أَفْلَحَ مَنْ أَسْلَمَ، وَرُزِقَ كَفَافًا، وَقَنَّعَهُ اللهُ بِمَا آتَاهُ.
Abdullah ibni Amr (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Müslüman olup yetecek kadar malı da olan ve Allah’ın kendisine verdiğine kanaat eden gerçekten kurtulmuştur.”
Riyazus-Salihin 523
وعن حَكيم بن حِزَام رضي الله عنه قال: سَأَلْتُ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي، ثمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثمَّ قال: يا حَكِيمُ، إِنَّ هذَا المَالَ خَضِرٌ حُلوٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلَا يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى. قال حَكِيمٌ: فَقُلْتُ: يا رسولَ الله، وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لَا أَرْزَأُ أَحَدًا بَعْدَكَ شَيْئًا حَتَّى أُفَارِقَ الدُّنْيَا. فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَدْعُو حَكِيمًا لِيُعْطِيَهُ الْعَطَاءَ، فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَ مِنْهُ شَيْئًا. ثُمَّ عُمَرُ رضي الله عنه دَعَاهُ لِيُعْطِيَهُ، فَأَبَى أَنْ يَقْبَلَهُ. فَقَالَ: يا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ، أُشْهِدُكُمْ عَلَى حَكِيمٍ أَنِّي أَعْرِضُ عَلَيْهِ حَقَّهُ الَّذِي قَسَمَهُ اللهُ لَهُ فِي هَذَا الْفَيْءِ فَيَأْبَى أَنْ يَأْخُذَهُ. فَلَمْ يَرْزَأْ حَكِيمٌ أَحَدًا مِنَ النَّاسِ بَعْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تُوُفِّيَ.
Hakîm ibni Hizam (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’den mal istedim, verdi; bir daha istedim, yine verdi; tekrar istedim, yine verdi ve sonra şöyle buyurdu: “Ey Hakîm! Şu dünya malı gerçekten çekici ve tatlıdır. Kim onu hırslanmaksızın, gönül hoşluğuyla ve tok gözlülükle alırsa onun hesabına bereketli olur. Kim de ona göz dikerek, aç gözlülükle alırsa o malın bereketi olmaz. Böylesi kişi, yediği hâlde doymayan kimse gibidir. Veren el, alan elden daha üstün ve hayırlıdır.” Hakîm diyor ki: Bunun üzerine ben:
“Ya Rasulallah! Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki yaşadığım sürece senden sonra kimseden bir şey almayacağım” dedim. Gün geçti, Ebubekir halife oldu. Hakîm’i kendisine ganimet malından hisse vermek için çağırdı. Fakat Hakîm onu almadı. Sonra Hz. Ömer, halifeliği döneminde kendisine bir şeyler vermek istedi. Ondan da hiçbir şey almayınca Hz. Ömer:
“Ey Müslümanlar! Hakîm hakkında şahit olunuz. Bu ganimetten Allah’ın ona ayırdığı hissesini veriyorum da o almak istemiyor” dedi.
İşte bu şekilde Hakîm, Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından sonra ölünceye kadar kimseden bir şey kabul etmedi.
Riyazus-Salihin 524
وعن أبي بُرْدَةَ، عن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه قال: خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم فِي غَزَاةٍ، وَنَحْنُ سِتَّةُ نَفَرٍ بَيْنَنَا بَعِيرٌ نَعْتَقِبُهُ، فَنَقِبَتْ أَقْدَامُنَا، وَنَقِبَتْ قَدَمِي، وَسَقَطَتْ أَظْفَارِي، فَكُنَّا نَلُفُّ عَلَى أَرْجُلِنَا الْخِرَقَ، فَسُمِّيَتْ غَزْوَةَ ذَاتِ الرِّقَاعِ لِمَا كُنَّا نَعْصِبُ عَلَى أَرْجُلِنَا مِنَ الْخِرَقِ. قال أبو بُرْدَةَ: فَحَدَّثَ أبو مُوسَى بِهَذَا الْحَدِيثِ، ثُمَّ كَرِهَ ذَلِكَ، وَقَالَ: مَا كُنْتُ أَصْنَعُ بِأَنْ أَذْكُرَهُ! قال: كَأَنَّهُ كَرِهَ أَنْ يَكُونَ شَيْئًا مِنْ عَمَلِهِ أَفْشَاهُ.
Ebu Bürde’den rivayete göre Ebu Musa el-Eş’ari (Allah ondan razı olsun) şöyle anlatıyor: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’le birlikte bir savaşa çıkmıştık. Altı kişiydik ve nöbetleşe bir deveye biniyorduk. Ayaklarımız aşınıp delinmişti. Benim de ayaklarım aşınıp tırnaklarım düşmüştü. Ayaklarımıza bez parçaları sarıyorduk. Bundan dolayı bu gazveye Zâtü’r-Rikā‘ (çaput sarılıp dolanan gazve) adı verildi.
Ebu Bürde şöyle devam etti: Ebu Musa bunları söyledi, sonra da yaptığından hoşlanmadı ve “Bunları söylemekle hiç de iyi etmedim” diye pişmanlığını dile getirdi.
Ebu Bürde, Ebu Musa’nın bu tavrını “Herhâlde o, yaptığı yiğitliğin ve iyiliğin açıklanmış olmasını hoş görmedi” diye yorumladı.
Riyazus-Salihin 525
وعن عمرو بن تَغْلِبَ رضي الله عنه أن رَسُول الله صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بمَالٍ أَوْ سَبْيٍ فَقَسَّمَهُ، فَأَعْطَى رِجالًا وتَرَكَ رِجالًا، فَبَلَغَهُ أن الَّذِينَ تَرَكَ عَتَبُوا. فَحَمِد الله، ثُمَّ أَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قال: أَمَّا بَعْدُ، فَوَالله إني لأُعْطِي الرَّجُلَ، وَأَدَعُ الرَّجُلَ، والَّذِي أَدَعُ أحبُّ إليَّ مِنَ الَّذِي أُعْطِي، وَلكِنِّي إنما أُعْطِي أَقْوَامًا لِما أرى في قُلُوبِهِمْ مِنَ الجَزَعِ والهَلَعِ، وَأَكِلُ أَقْوامًا إلى ما جَعَلَ الله في قُلُوبِهِمْ مِنَ الغِنَى والخَيْرِ، مِنهُمْ عَمْرُو بنُ تَغْلِبَ. قال عَمرو بنُ تَغْلِبَ: فَوالله مَا أُحِبُّ أن لِي بِكَلِمَةِ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم حُمْرَ النَّعَمِ.
Amr İbni Tağlib (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Resûlullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) ganimet malları veya esirler getirildi. Bunları dağıttı; kimine verdi, kimine vermedi. Mal vermediği kimselerin ileri geri konuştukları kendisine ulaşınca Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu:
“Allah'a yemin olsun ki ben kimilerine veriyor, kimilerine vermiyorum. Aslında mal vermediğim kimseler, verdiklerimden daha sevgilidir. Ben bazı kimselerin kalplerinde mala karşı sabırsızlık ve aşırı tamah gördüğüm için veririm. Bazı kimseleri de Allah'ın kalplerine yerleştirdiği kanaate ve hayra havale ediyorum. Amr İbni Tağlib de bunlardan biridir.”
Amr İbni Tağlib der ki: Vallahi, Resûlullah'ın hakkımda söylediği bu söze karşılık kızıl develere sahip olmayı istemezdim. (Buhârî, Cuma 29)
Riyazus-Salihin 526
وعنْ حَكِيمِ بنِ حِزَامٍ رضي الله عنه أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: اليَدُ العُلْيَا خَيْرٌ مِنَ اليَدِ السُّفْلَى، وابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ، وخَيْرُ الصَّدَقَةِ عَنْ ظَهْرِ غِنًى، وَمَنْ يَسْتَعْفِفْ يُعِفَّهُ الله، ومَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ الله.
Hakîm İbni Hizam'dan (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Üstteki, yani veren el; alttaki, yani alan elden daha hayırlıdır. Harcamaya, önce geçimini üstlendiğin kimselerden başla. Sadakanın iyisi, ihtiyaç fazlası maldan verilendir. Halktan bir şey istemekten sakınan kimseyi Allah iffetli kılar. Kim de kendisini başkasına muhtaç görmezse Allah onu muhtaç olmaktan korur.” (Buhârî, Zekât 18; Müslim, Zekât 95)
Riyazus-Salihin 527
وعن أبي سُفْيَانَ صَخْرِ بنِ حَرْبٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: لا تُلْحِفُوا في المسْأَلَةِ، فَوَالله لا يَسْأَلُني أَحَدٌ مِنْكُمْ شَيْئًا فَتُخرِجَ لَهُ مَسْأَلَتُهُ مِنِّي شَيْئًا وَأنا لَهُ كَارِهٌ، فَيُبَارَكَ لَهُ فيما أَعْطَيْتُهُ.
Ebu Süfyan Sahr İbni Harb'den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir şey isterken ısrarlı davranmayınız. Allah'a yemin ederim ki sizden biri benden bir şey ister de benim gönülsüzlüğüme rağmen benden bir şey koparırsa, verdiğim malın bereketini görmez.” (Müslim, Zekât 99)
Riyazus-Salihin 528
وعن أبي عبدِ الرحمنِ عَوف بن مالك الأشْجَعِيِّ رضي الله عنه قال: كُنَّا عِنْدَ رسُولِ الله صلى الله عليه وسلم تِسْعَةً أَوْ ثَمَانِيَةً أَوْ سَبْعَةً، فَقال: ألا تُبَايِعُونَ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم؟ وكُنَّا حَديثي عَهْدٍ بِبَيْعَةٍ، فَقُلنَا: قَدْ بَايَعنَاكَ يَا رَسُولَ الله. ثم قال: ألا تُبَايِعُونَ رَسُولَ الله؟ فَبَسَطْنا أَيْدِينا وَقُلْنا: قَدْ بايَعْنَاكَ يا رَسُولَ الله، فَعَلاَمَ نُبَايِعكَ؟ قال: على أن تَعْبُدُوا الله ولا تُشْرِكُوا بِه شَيْئًا، والصَّلَوَاتِ الخَمْسِ، وَتُطِيعوا. وَأَسَرَّ كَلِمَةً خَفِيَّةً: وَلا تَسْأَلُوا النَّاسَ شَيْئًا، فَلَقَدْ رَأَيْتُ بَعْضَ أُولئِكَ النَّفَرِ يَسْقُطُ سَوْطُ أَحَدِهِمْ فَمَا يَسْأَلُ أَحَدًا يُنَاوِلُهُ إيّاه.
Ebu Abdurrahman Avf ibni Malik el-Eşca’î (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Biz dokuz veya sekiz veya yedi kişi olarak Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in yanında oturuyorduk. Bize: “Allah’ın elçisine biat etmez misiniz?” buyurdu. Oysa biz yeni biat etmiştik. Bu sebeple: “Ey Allah’ın elçisi, biz sana biat ettik ya”, dedik. Sonra tekrar: “Allah’ın elçisine biat etmeyecek misiniz?” buyurdu. Bu defa biat için ellerimizi uzattık ve: “Ey Allah’ın elçisi, biz sana biat ettik; şimdi ne üzerine biat edeceğiz?” dedik. “Allah’a kulluk edip ona hiçbir şeyi ortak koşmamak, beş vakit namazı kılmak, itaat etmek ve sesini alçaltarak kimseden bir şey istememek üzere biat edeceksiniz”, buyurdu. Avf ibni Malik diyor ki: Bu gruptan bazılarını görürdüm; kamçıları yere düşerdi de kimseden onu alıvermesini istemezlerdi. (Müslim, Zekât 108)
Riyazus-Salihin 529
وعن ابنِ عمر أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: لا تَزَالُ المَسْألَةُ بِأَحَدِكُم حَتَّى يَلْقَى الله تعالَى وَلَيْسَ في وَجْهِه مُزْعَةُ لَحْمٍ.
İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Nebi (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir şeyler istemek herhangi birinizi o hâle getirir ki kıyamet gününde yüzünde bir parça et bile kalmamış vaziyette Allah’ın huzuruna çıkarılır.” (Buhari, Zekât 52; Müslim, Zekât 103)
Riyazus-Salihin 530
وعنه أن رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قال، وهو على المِنْبَرِ، وَذَكَرَ الصَّدَقَةَ والتَّعَفّفَ عَنِ المَسَأَلَةِ: اليَد العُليَا خَيرٌ مِنَ اليَدِ السُفْلى. وَاليَد العُليَا هِيَ المُنْفِقَة، وَالسُّفْلَى هِيَ السَّائِلَة.
Yine İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem), minber üzerinde iken sadaka vermekten, dilenmeyip iffetli yaşamaktan bahsetmiş ve şöyle buyurmuştur: “Üstteki el alttaki elden daha hayırlıdır. Üstteki el veren eldir. Alttaki el ise dilenip alan eldir.” (Buhari, Zekât 18; Müslim, Zekât 94)
Riyazus-Salihin 531
وعن أبي هُريرة رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ سَأَلَ النَّاسَ تكثُّراً فَإنما يَسْأَلُ جَمْراً، فَلْيَسْتَقِلَّ أوْ لِيَسْتكْثِرْ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Mal biriktirmek için halktan isteyenler gerçekte ateş koru istiyorlar demektir. İster az istesin ister çok istesin.” (Müslim, Zekât 105)
Riyazus-Salihin 532
وعن سَمُرَةَ بنِ جُنْدبٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: إنَّ المَسأَلَةَ كَدٌّ، يَكُدُّ بها الرَّجلُ وَجْهَهُ، إلا أن يَسأَلَ الرَّجُلُ سُلْطاناً أوْ في أمرٍ لا بُدَّ مِنْهُ.
Semüre ibni Cündeb (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Halktan bir şeyler istemek kişinin kendi yüzüne açtığı bir yaradır. Kişi böylece kendi yüzünü berелеmiş olur. Kişinin devlet başkanından hakkını istemesi ya da çok zaruri durumlardan dolayı istemesi böyle değildir.” (Tirmizî, Zekât 38)
Riyazus-Salihin 533
وعن ابنِ مسعودٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ أصابتْهُ فَاقَةٌ فَأنزلهَا بِالنَّاسِ لَمْ تُسَدَّ فَاقَتُهُ، وَمَنْ أنزلها باللّه، فَيُوشِكُ الله لَهُ بِرِزْقٍ عاجِلٍ أَوْ آجِلٍ.
İbni Mes’ud (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim sıkıntıya düşer de hâlini insanlara açarsa sıkıntıdan kurtulamaz. Fakat her kim düştüğü sıkıntıdan dolayı ihtiyacını Allah’a arz edip havale ederse Allah’ın er veya geç bir rızık vereceği umulur.” (Ebu Davud, Zekât 28)
Riyazus-Salihin 534
وعَنْ ثَوْبان رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ تكفلَ لِي أن لاَ يَسْأَلَ النَّاسَ شَيْئاً وأَتكَفَّلُ له بالجَنَّةِ؟ فقلتُ: أنا. فَكان لا يَسْأَلُ أَحَداً شَيْئاً.
Sevban (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kim bana hiçbir kimseden bir şey istemeyeceğine dair söz verirse ben de onun cennete girmesine kefil olurum.” buyurdu. Bunun üzerine ben: “Söz veriyorum.” dedim ve hiçbir kimseden hiçbir şey istemedim. (Ebu Davut, Zekat 27)
Riyazus-Salihin 535
وعن أبي بِشْرٍ قَبِيصَةَ بنِ المُخَارِقِ رضي الله عنه قال: تَحَمَّلْتُ حَمَالَةً فَأَتَيْتُ رسُولَ الله صلى الله عليه وسلم أَسْأَلُهُ فيها فقال: أَقِمْ حَتَّى تَأْتِيَنَا الصَّدَقَةُ فَنَأْمُرَ لكَ بها، ثُمَّ قال: يَا قَبِيصَةُ، إِنَّ المَسْأَلَةَ لاَ تَحِلُّ إِلَّا لِأَحَدِ ثَلاثَةٍ: رَجُلٍ تَحَمَّلَ حَمَالَةً، فَحَلَّتْ لَهُ المَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَها ثُمَّ يُمْسِكُ، وَرَجُلٍ أَصابَتْهُ جَائِحَةٌ اجْتَاحَتْ مالَهُ، فَحَلَّتْ لَهُ المَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَ قِوَاماً مِنْ عَيْشٍ، أَوْ قال: سِدَاداً مِنْ عَيْشٍ، وَرَجُلٍ أَصابَتْهُ فَاقَةٌ، حَتَّى يَقُولَ ثَلاثَةٌ مِنْ ذَوِي الحِجَى مِنْ قَوْمِهِ: لَقَدْ أَصابَتْ فُلاناً فَاقَةٌ، فَحَلَّتْ لَهُ المَسْأَلَةُ حَتَّى يُصِيبَ قِوَاماً مِنْ عَيْشٍ، أَوْ قال: سِدَاداً مِنْ عَيْشٍ. فَمَا سِوَاهُنَّ مِنَ المَسْأَلَةِ يَا قَبِيصَةُ سُحْتٌ، يَأْكُلُهَا صَاحِبُهَا سُحْتاً.
Ebu Bişr Kabisa ibn-il Muharik (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir takım büyük işler yüklendim de ağır borç altına girdim ve bu yüzden Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e müracaat ettim. O da bana: “Biraz bekle, sadaka malı gelsin de ondan sana verilmesini emrederiz.” dedi ve şöyle devam etti:
“Ey Kabisa, dilenmek ve istemek yalnızca üç kimse için helaldir:
Kan davası için diyet borcu altına giren veya büyük bir meblağ için kefil olup borç altına giren kimsenin, o borcu ödeyinceye kadar istemesi helaldir; sonra dilenmekten vazgeçer.
Bütün mal varlığını yok eden bir felakete uğramış kimsenin, geçimini yoluna koyacak kadar istemesi helaldir; sonra dilenmeyi bırakır.
Son derece fakirliğe düşüp de kavminden aklı başında üç kişinin, ‘Filan çok fakir düştü.’ diye şahitlik ettiği kimsenin de geçimini temin edecek kadar isteyip dilenmesi helaldir.
Ey Kabisa, bu hallerin dışında dilenmek haramdır. Dilenen, haram yemiş olur.” (Müslim, Zekat 109)
Riyazus-Salihin 536
وعن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قال: لَيْسَ المِسْكِينُ الَّذِي يَطُوفُ عَلَى النَّاسِ تَرُدُّهُ اللُّقْمَةُ واللُّقْمَتَانِ، والتَّمْرَةُ والتَّمْرَتَانِ، وَلَكِنَّ المِسْكِينَ الَّذِي لاَ يَجِدُ غِنىً يُغْنِيهِ، وَلاَ يُفْطَنُ لَهُ فَيُتَصَدَّقَ عَلَيْهِ، وَلاَ يَقُومُ فَيَسْأَلَ النَّاسَ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Miskin ve yoksul, bir iki lokma, bir iki hurma için kapı kapı dolaşan kimse değildir. Gerçek yoksul ve ihtiyaç sahibi miskin, ihtiyacını karşılayacak bir şeyi bulunmadığı halde mali durumu bilinmediği için kendisine sadaka verilmeyen ve kendisi de kalkıp insanlardan bir şey istemeyen kimsedir.” (Buhari, Zekat 25; Müslim, Zekat 101)
Riyazus-Salihin 537