HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ZULMÜN HARAM OLUŞU

19 hadis

عَنْ جَابِرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: اتَّقُوا الظُّلْمَ، فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَاتَّقُوا الشُّحَّ، فَإِنَّ الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، حَمَلَهُمْ عَلَى أَنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ، وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ.

Cabir (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Zulümden kaçınınız. Çünkü zulüm kıyamet gününde karanlıklar gibi karşınıza çıkar. Cimrilikten de sakınınız, çünkü cimrilik sizden önceki ümmetleri helak etmiş, onları birbirlerinin haksız yere kanlarını dökmeye, haramlarını helal saymaya yöneltmiştir.” (Müslim, Birr 56)

Riyazus-Salihin 205

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ، حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas edilip öcü alınacaktır.” (Müslim, Birr 60)

Riyazus-Salihin 206

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: كُنَّا نَتَحَدَّثُ عَنْ حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَالنَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بَيْنَ أَظْهُرِنَا، وَلَا نَدْرِي مَا حَجَّةُ الْوَدَاعِ، حَتَّى حَمِدَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ ذَكَرَ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ فَأَطْنَبَ فِي ذِكْرِهِ، وَقَالَ: مَا بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا أَنْذَرَهُ أُمَّتَهُ، أَنْذَرَهُ نُوحٌ وَالنَّبِيُّونَ مِنْ بَعْدِهِ، وَإِنَّهُ يَخْرُجُ فِيكُمْ، فَمَا خَفِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ شَأْنِهِ فَلَيْسَ يَخْفَى عَلَيْكُمْ أَنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، وَإِنَّهُ أَعْوَرُ الْعَيْنِ الْيُمْنَى، كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ. أَلَا إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَيْكُمْ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا. أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ؟ قَالُوا: نَعَمْ. قَالَ: اللَّهُمَّ اشْهَدْ، ثَلَاثًا. وَيْلَكُمْ، أَوْ وَيْحَكُمْ، انْظُرُوا: لَا تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ.

İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) aramızda iken bizler veda haccından bahsediyor, fakat veda haccının neden böyle isimlendirildiğini bilmiyorduk. Nihayet Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) Allah’a hamd ve senada bulundu, sonra da Deccal’den bahsederek onun hakkında uzunca bilgi verdi ve şunları söyledi: “Allah hangi peygamberi gönderdiyse o peygamberlerin hepsi, yani Nuh ve ondan sonra gelenler, ümmetlerini Deccal konusunda uyarmışlardır. Şüphesiz ki o sizin aranızda çıkarsa onun hâli size gizli kalmaz. Zira Rabbinizin kör olmadığı size gizli değildir. Deccal’in ise sağ gözü kördür. Onun gözü sanki salkımdan dışarıya çıkmış yaş üzüm tanesi gibidir. Dikkat ediniz! Allah sizin üzerinize birbirinizin kanlarını ve mallarını, şu ayınız (Zülhicce ayı), şu gününüz ve şu şehriniz (Mekke) gibi haram kılmıştır. Dikkat ediniz, tebliğ ettim mi?” Ashab, “Evet, tebliğ ettin,” dediler. Peygamberimiz, “Allah’ım, şahit ol,” diye üç defa tekrarladı. Sonra da, “Size yazık olur! Dikkat ediniz, benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirler gibi olmayınız,” buyurdu. (Buhari, Megazi 77)

Riyazus-Salihin 207

عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللهِ ﷺ قَالَ: مَنْ ظَلَمَ قِيدَ شِبْرٍ مِنَ الْأَرْضِ طُوِّقَهُ مِنْ سَبْعِ أَرَضِينَ.

Aişe (r. anha)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kim haksız yere başkasının bir karış yerine tecavüz edip oraya sahip olursa, o yerin yedi katı da halka gibi o kimsenin boynuna geçirilir.” (Buhari, Mezalim 13; Müslim, Müsakat 139)

Riyazus-Salihin 208

عَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ: إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يُمْلِي لِلظَّالِمِ، فَإِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ. ثُمَّ قَرَأَ: ﴿وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ﴾

Ebu Musa el-Eş‘ari (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz Allah zalime imkân ve mühlet tanır; onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.” Sonra şu ayeti okudu: “İşte senin Rabbin, haksızlık ve zulmeden kentlerin toplumlarını böylece kıskıvrak yakalayıverir. Şüphesiz onun yakalaması çok zorlu ve şiddetlidir.” (Hud suresi 11/102; Buhari ve Müslim)

Riyazus-Salihin 209

عَنْ مُعَاذٍ رضي الله عنه قَالَ: بَعَثَنِي رَسُولُ اللهِ ﷺ فَقَالَ: إِنَّكَ سَتَأْتِي قَوْمًا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، فَادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللهِ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ، فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللهَ قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي كُلِّ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ، فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللهَ قَدِ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ فَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ، فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ، فَإِيَّاكَ وَكَرَائِمَ أَمْوَالِهِمْ، وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ، فَإِنَّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ اللهِ حِجَابٌ.

Muaz (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) beni Yemen’e yönetici olarak gönderdi ve şöyle buyurdu: “Sen ehl-i kitap olan bir topluma gidiyorsun. Onları Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim de Allah’ın elçisi olduğuma şehadet etmeye çağır. Şayet onlar buna itaat ederlerse, onlara Allah’ın her gün ve gecede kendilerine beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Onlar buna da itaat ederlerse, onlara Allah’ın zenginlerden alınıp fakirlere verilecek olan zekâtı da farz kıldığını bildir. Buna da uyup itaat ettikleri takdirde, onların mallarının en gözde ve kıymetli olanlarını almaktan sakın. Mazlumun bedduasından da sakın; çünkü onun bedduası ile Allah arasında bir perde yoktur.” (Buhari, Zekât 41; Müslim, İman 29)

Riyazus-Salihin 210

عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ رضي الله عنه قَالَ: اسْتَعْمَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلًا مِنَ الْأَزْدِ عَلَى صَدَقَاتِ بَنِي سُلَيْمٍ يُدْعَى ابْنَ اللُّتْبِيَّةِ، فَلَمَّا قَدِمَ قَالَ: هَذَا لَكُمْ، وَهَذَا أُهْدِيَ إِلَيَّ. فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ، فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ: أَمَّا بَعْدُ، فَإِنِّي أَسْتَعْمِلُ الرَّجُلَ مِنْكُمْ عَلَى الْعَمَلِ مِمَّا وَلَّانِي اللَّهُ، فَيَأْتِي فَيَقُولُ: هَذَا لَكُمْ، وَهَذَا هَدِيَّةٌ أُهْدِيَتْ إِلَيَّ، أَفَلَا جَلَسَ فِي بَيْتِ أَبِيهِ أَوْ أُمِّهِ حَتَّى تَأْتِيَهُ هَدِيَّتُهُ إِنْ كَانَ صَادِقًا؟ وَاللَّهِ لَا يَأْخُذُ أَحَدٌ مِنْكُمْ شَيْئًا بِغَيْرِ حَقِّهِ إِلَّا لَقِيَ اللَّهَ تَعَالَى يَحْمِلُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَلَا أَعْرِفَنَّ أَحَدًا مِنْكُمْ لَقِيَ اللَّهَ يَحْمِلُ بَعِيرًا لَهُ رُغَاءٌ، أَوْ بَقَرَةً لَهَا خُوَارٌ، أَوْ شَاةً تَيْعَرُ. ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رُئِيَ بَيَاضُ إِبْطَيْهِ، قَالَ: اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ؟ ثَلَاثًا.

Ebu Humeyd Abdurrahman ibni Sa'd es-Saidi (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ezd kabilesinden İbni Lütbiyye denilen bir adamı zekât toplamak üzere görevlendirmişti. Bu adam vazifeden dönüşünde: Şu mallar sizindir, şunlar da bana hediye edilenlerdir, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) minbere çıktı ve Allah’a hamdü senadan sonra şöyle buyurdu: “Allah’ın benim idareme verdiği işlerden birine sizlerden birini görevli tayin ediyorum, sonra da o kişi dönüp geliyor ve bana diyor ki: Şunlar size ait olanlar, şunlar da bana hediye edilenler. Eğer o kişi sözünde doğru ise babasının veya annesinin evinde oturduğu hâlde kendisine hediye gelseydi ya! Allah’a yemin ederim ki sizden biriniz hakkı olmadan bir şey alırsa kıyamet gününde o aldığı şeyi yüklenmiş vaziyette Allah’ın huzuruna çıkar. Sizden birinizin bağıran bir deve, böğüren bir sığır veya meleyen bir koyun yüklenerek Allah’a kavuşmasını istemem.” Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), koltuk altlarının beyazlığı görülünceye kadar ellerini kaldırdı ve üç defa: “Allah’ım, tebliğ ettim mi?” buyurdu. (Buhari, Hıyel 15; Müslim, İmare 26)

Riyazus-Salihin 211

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لِأَخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ، فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ قَبْلَ أَنْ لَا يَكُونَ دِينَارٌ وَلَا دِرْهَمٌ، إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ، وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ.

Ebu Hüreyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı veya diğer bir hususla ilgili haksızlık varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmezden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa yaptığı zulüm oranında onun iyi amellerinin sevabından alınıp hak sahibine verilir. Şayet iyilik sevabı yoksa zulmettiği kardeşinin günahından alınarak haksızlık eden kimsenin üzerine yüklenir.” (Buhari, Mezalim 10)

Riyazus-Salihin 212

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ.

Abdullah ibni Amr ibni As’tan (Allah onlardan razı olsun) bildirildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durup kaçan kimsedir.” (Buhari, İman 4; Müslim, İman 64)

Riyazus-Salihin 213

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: كَانَ عَلَى ثَقَلِ النَّبِيِّ ﷺ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ كِرْكِرَةُ، فَمَاتَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: هُوَ فِي النَّارِ. فَذَهَبُوا يَنْظُرُونَ إِلَيْهِ، فَوَجَدُوا عَبَاءَةً قَدْ غَلَّهَا.

Abdullah ibni Amr ibni As (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in yolculukta yükleme hizmetini gören ve kendisine Kirkire denilen bir adam vardı. Bu adam öldü. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): “Bu adam cehennemdedir”, buyurdu. Sahabe gelip o adamın eşyalarına baktılar. Ganimet dağıtılmadan önce çaldığı bir elbise buldular.

Riyazus-Salihin 214

عَنْ أَبِي بَكْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ ﷺ أَنَّهُ قَالَ: إِنَّ الزَّمَانَ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ؛ السَّنَةُ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا، مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ، ثَلَاثَةٌ مُتَوَالِيَاتٌ: ذُو الْقَعْدَةِ، وَذُو الْحِجَّةِ، وَالْمُحَرَّمُ، وَرَجَبُ مُضَرَ الَّذِي بَيْنَ جُمَادَى وَشَعْبَانَ. أَيُّ شَهْرٍ هَذَا؟ قُلْنَا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ. قَالَ: أَلَيْسَ ذَا الْحِجَّةِ؟ قُلْنَا: بَلَى. قَالَ: فَأَيُّ بَلَدٍ هَذَا؟ قُلْنَا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ. قَالَ: أَلَيْسَ الْبَلْدَةَ؟ قُلْنَا: بَلَى. قَالَ: فَأَيُّ يَوْمٍ هَذَا؟ قُلْنَا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ. قَالَ: أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ؟ قُلْنَا: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ: فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ حَرَامٌ عَلَيْكُمْ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا، فِي بَلَدِكُمْ هَذَا، فِي شَهْرِكُمْ هَذَا. وَسَتَلْقَوْنَ رَبَّكُمْ فَيَسْأَلُكُمْ عَنْ أَعْمَالِكُمْ، فَلَا تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ. أَلَا لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ، فَلَعَلَّ بَعْضَ مَنْ يُبَلِّغُهُ يَكُونُ أَوْعَى لَهُ مِنْ بَعْضِ مَنْ سَمِعَهُ. ثُمَّ قَالَ: أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ؟ أَلَا هَلْ بَلَّغْتُ؟ قُلْنَا: نَعَمْ. قَالَ: اللَّهُمَّ اشْهَدْ.

Ebu Bekre Nüfey ibni Haris (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü şekline dönmüştür. Bir yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Üçü birbiri ardınca gelen Zilkade, Zilhicce ve Muharrem’dir. Biri ise Cemaziyelahir ile Şaban arasında bulunan ve Mudar kabilesinin fazla değer verdiği Recep ayıdır.” Peygamberimiz: - İçinde bulunduğumuz bu ay hangi aydır? diye sordu. Biz: - Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) sustu. O kadar ki biz o aya başka bir isim vereceğini zannettik. - Bu ay Zilhicce ayı değil mi? dedi. Biz: - Evet, dedik. - Bu hangi beldedir? diye sordu. Biz: - Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Bunun üzerine Peygamber bir müddet sustu. Biz bu şehre başka bir isim vereceğini zannettik. - Burası Belde-i Haram değil mi? dedi. Biz: - Evet, dedik. - Bu hangi gündür? diye sordu. Biz de: - Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedik. Yine bir müddet sustu. Öyle ki biz o güne başka bir ad vereceğini zannettik. - Bugün Kurban günü değil mi? dedi. Biz de: - Evet, diye cevap verdik. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) sözüne şöyle devam etti: - Şüphesiz sizin kanlarınız, mallarınız, ırz ve namusunuz, şeref ve haysiyetiniz; şu gününüzün, şu beldenizin ve şu ayınızın haram olduğu gibi birbirinize haram kılınmıştır. Rabbinize kavuşacaksınız, O da size amellerinizden soracaktır. Dikkat edin, benden sonra birbirinizin boynunu vurarak kâfirler gibi olmayınız. Dikkat edin, burada bulunanlar bulunmayanlara sözlerimi ulaştırsın. Umulur ki sözlerim kendilerine ulaştırılan bazı kimseler, ulaştıranlardan daha anlayışlı ve kavrayışlı olabilirler. Dikkat edin, tebliğ ettim mi? Dikkat edin, tebliğ ettim mi? diye sordu. Biz de evet diye cevap verdik. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): - Allah’ım, şahit ol, buyurdular.

Riyazus-Salihin 215

عَنْ أَبِي أُمَامَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ: مَنِ اقْتَطَعَ حَقَّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينِهِ، فَقَدْ أَوْجَبَ اللَّهُ لَهُ النَّارَ، وَحَرَّمَ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ. فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ: وَإِنْ كَانَ شَيْئًا يَسِيرًا يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ فَقَالَ: وَإِنْ قَضِيبًا مِنْ أَرَاكٍ.

Ebu Umame İyas ibni Sa’lebe el-Harisi (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Yemin ederek bir Müslümanın hakkını gasbeden kimseye Allah cehennemi vacip kılar, cenneti haram eder.” Bir kimse: - Ya Rasulallah, şayet o küçük ve değersiz bir şey ise? deyince Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem): - İsterse misvak ağacından bir dal parçası olsun, yine böyledir, buyurdular.

Riyazus-Salihin 216

عَنْ عَدِيِّ بْنِ عَمِيرَةَ الْكِنْدِيِّ رضي الله عنه قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ مِنْكُمْ عَلَى عَمَلٍ فَكَتَمَنَا مِخْيَطًا فَمَا فَوْقَهُ، كان غُلُولًا يَأْتِي بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. قال: فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ أَسْوَدُ مِنَ الأنصار كأني أنظُرُ إِلَيْهِ، فَقال: يَا رَسُولَ اللَّهِ اقْبَلْ عَنِّي عَمَلَكَ. قال: وَمَا لَكَ؟ قال: سَمِعْتُكَ تَقُولُ كَذَا وَكَذَا. قال: وَأنا أَقُولُهُ الآن: مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَلْيَجِئْ بِقَلِيلِهِ وَكَثِيرِهِ، فَمَا أُوتِيَ مِنْهُ أَخَذَ، وَمَا نُهِيَ عَنْهُ انْتَهَى.

Adiy ibni Amire (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Bir kimseye tahsildarlık görevi verdiğimizde bizden bir iğneyi veya daha büyük bir şeyi gizlerse hıyanet etmiş olur. Kıyamet günü o malı hırsızlık etmiş olarak getirir.” Bunun üzerine Ensardan siyah renkli bir adam ayağa kalkıp, sanki ona şimdi bakıyormuş gibiyim: Ya Rasulallah, bana vermiş olduğunuz tahsildarlık görevini geri alınız, deyince Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem): Sana ne oldu? buyurdu. Adam da: Söylediklerinizi işittim, dedi. Peygamber Efendimiz: “O sözü şu anda da söylüyorum. İçinizden birini herhangi bir tahsildarlık görevine memur tayin edersek o malın büyük küçük hepsini getirsin; çalışması karşılığında ona verileni alsın, yasaklandığı şeyden de uzak dursun.”

Riyazus-Salihin 217

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه قال: لَمَّا كان يَوْمُ خَيْبَرَ أَقْبَلَ نَفَرٌ مِنْ صَحَابَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقالوا: فُلان شَهِيدٌ، وفُلان شَهِيدٌ، حَتَّى مَرُّوا عَلَى رَجُلٍ فَقالوا: فُلان شَهِيدٌ. فَقال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: كَلَّا، إني رَأَيْتُهُ فِي النَّارِ فِي بُرْدَةٍ غَلَّهَا، أَوْ عَبَاءَةٍ.

Ömer ibni Hattab (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Hayber gazvesi günü idi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in ashabından bir grup geldi ve: Falanca şehiddir, falanca da şehiddir, dediler. Sonra bir adamın yanından da geçtiler ve falanca kimse de şehiddir, dediler. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Hayır, ben onu ganimetten çaldığı bir hırka veya cübbeye bürünmüş olduğu halde cehennem içinde gördüm”, buyurdu.

Riyazus-Salihin 218

عَنْ أَبِي قَتَادَةَ الْحَارِثِ بْنِ رِبْعِيٍّ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَامَ فِيهِمْ فَذَكَرَ لَهُمْ أَنَّ الْجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْإِيمَانَ بِاللَّهِ أَفْضَلُ الْأَعْمَالِ، فَقَامَ رَجُلٌ فَقال: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ تُكَفَّرُ عَنِّي خَطَايَايَ؟ فَقال لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: نَعَمْ، إِنْ قُتِلْتَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ، مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ. ثُمَّ قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: كَيْفَ قُلْتَ؟ قال: أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، أَتُكَفَّرُ عَنِّي خَطَايَايَ؟ فَقال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: نَعَمْ، وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ، مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ، إِلَّا الدَّيْنَ، فَإِنَّ جِبْرِيلَ عليه السلام قال لِي ذَلِكَ.

Ebu Katade Haris ibni Rib’i (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabının arasında kalkarak onlara Allah yolunda cihadın ve Allah’a iman etmenin amellerin üstünü olduğundan bahsetti. Bunun üzerine bir kimse ayağa kalkıp: Ya Rasulallah, eğer ben Allah yolunda öldürülürsem bu şehitlik benim günahlarıma keffaret olur mu, ne dersiniz? diye sordu. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Evet, kaçmayıp sabrederek, karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek Allah yolunda öldürülürsen günahlarına keffaret olur”, buyurdu. Sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Nasıl demiştin?” diye sordu. Adam: Eğer ben Allah yolunda şehid olursam bu benim günahlarıma keffaret olur mu, ne dersiniz? demiştim, dedi. Peygamberimiz de: “Evet, sen kaçmadan sabrederek, ecrini sadece Allah’tan bekleyerek Allah yolunda öldürülürsen borçlarından başka bütün günahlarına keffaret olur. Bunu bana Cibril söyledi”, buyurdu.

Riyazus-Salihin 219

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ؟ قَالُوا: الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ. فَقَالَ: إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا، وَسَفَكَ دَمَ هَذَا، وَضَرَبَ هَذَا، فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ، أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ، ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashab: “Bizce müflis, parası ve malı olmayan kimsedir.” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip fakat şuna sövmüş, buna zina isnat ve iftirası yapmış, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bundan dolayı onun sevaplarından falanca ve filanca kimselere alınıp verilir. Eğer üzerindeki borç ödenmeden önce sevapları tükenirse haksızlık ettiği o kimselerin günahlarından da alınarak o kimseye yükletilir. Sonra da o kimse cehenneme atılır. İşte gerçekten iflas eden bu kimsedir.” (Müslim, Birr 59)

Riyazus-Salihin 220

عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ، وَإِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَيَّ، وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَنْ يَكُونَ أَلْحَنَ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ، فَأَقْضِيَ لَهُ نَحْوَ مَا أَسْمَعُ، فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ بِحَقِّ أَخِيهِ، فَإِنَّمَا أَقْطَعُ لَهُ قِطْعَةً مِنَ النَّارِ.

Ümmü Seleme (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ben ancak sizin gibi bir insanım. Sizler benim yanıma gelip birbirinizi dava ediyorsunuz. Bir kısmınız haksız olduğu hâlde delil getirmekte diğerinizden daha inandırıcı olabilir. Ben de dinlediğime göre onun lehine hükmedebilirim. Böylece kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem ona cehennemden bir parça ayırmış olurum.” (Buhari, Şehadet 27; Müslim, Akdiye 4)

Riyazus-Salihin 221

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَنْ يَزَالَ الْمُؤْمِنُ فِي فُسْحَةٍ مِنْ دِينِهِ، مَا لَمْ يُصِبْ دَمًا حَرَامًا.

İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Haksız yere adam öldürüp haram kan akıtmadıkça, mü’min kişi için dininde ümit sahası açık olup Allah’ın rahmetini umması devam eder.” (Buhari, Diyet 1)

Riyazus-Salihin 222

وعَنْ خَوْلَةَ الأنصاريةِ، وهي امرأةُ حمزةَ رضي الله عنه، قالت: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «إنَّ رِجَالًا يَتَخَوَّضُونَ فِي مَالِ اللَّهِ بِغَيْرِ حَقٍّ، فَلَهُمُ النَّارُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ».

Hamza’nın eşi Havle binti Amir el-Ensariye (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu işittim: “Şüphesiz ki haksız olarak Allah’ın malını, yani İslam devletinin hazinesinden veya kamu yararına olan vakıf mallardan herhangi birini kullanan veya tasarrufta bulunan kimseler, kıyamet günü cehennemi hak ederler.” (Buhari, Humus 7)

Riyazus-Salihin 223