HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

YETİM KİMSESİZ VE ZAYIFLARI KORUYUP GÖZETMEK

13 hadis

عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ رضي الله عنه قال: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ نَفَرٍ، فَقال الْمُشْرِكُونَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم: اطْرُدْ هَؤُلاَءِ لاَ يَجْتَرِئُونَ عَلَيْنَا. قال: وَكُنْتُ أَنَا وَابْنُ مَسْعُودٍ وَرَجُلٌ مِنْ هُذَيْلٍ وَبِلاَلٌ وَرَجُلاَنِ لَسْتُ أُسَمِّيهِمَا، فَوَقَعَ فِي نَفْسِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقَعَ، فَحَدَّثَ نَفْسَهُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: ﴿وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ﴾.

Sa’d ibni Ebi Vakkas (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Biz altı kişi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında oturuyorduk. Bu durumu gören müşrikler: “Şunları yanından kov, bize karşı saygısızlık etmeye kalkışmasınlar”, dediler. Orada benden başka Abdullah ibni Mes’ud, Hüzeyl kabilesinden biri, Bilal ve şu anda isimlerini veremeyeceğim iki kişi daha vardı. Nihayet Rasulullah’ın kalbine, Kureyş büyüklerinin kalplerini İslâm’a ısındırmak için bizleri huzurundan uzaklaştırmak geçmişti ki Allah hemen En’âm suresinin 52. ayetini indiriverdi: “Rabbinin hoşnutluğunu umarak sabah ve akşam ona yalvarıp yakaranları kovma.” (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 46)

Riyazus-Salihin 262

عَنْ أَبِي هُبَيْرَةَ عَائِذِ بْنِ عَمْرٍو الْمُزَنِيِّ، وَهُوَ مِنْ أَهْلِ بَيْعَةِ الرِّضْوَانِ رضي الله عنه، أَنَّ أَبَا سُفْيَانَ أَتَى عَلَى سَلْمَانَ وَصُهَيْبٍ وَبِلاَلٍ فِي نَفَرٍ، فَقالوا: وَاللَّهِ مَا أَخَذَتْ سُيُوفُ اللَّهِ مِنْ عَدُوِّ اللَّهِ مَأْخَذَهَا. فَقال أَبُو بَكْرٍ رضي الله عنه: أَتَقُولُونَ هَذَا لِشَيْخِ قُرَيْشٍ وَسَيِّدِهِمْ؟ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ، فَقال: يَا أَبَا بَكْرٍ، لَعَلَّكَ أَغْضَبْتَهُمْ، لَئِنْ كُنْتَ أَغْضَبْتَهُمْ لَقَدْ أَغْضَبْتَ رَبَّكَ. فَأَتَاهُمْ فَقال: يَا إِخْوَتَاهْ، أَغْضَبْتُكُمْ؟ قالوا: لاَ، يَغْفِرُ اللَّهُ لَكَ يَا أَخِي.

Bey’atürrıdvan’a katılan sahabilerden Ebu Hübeyre Âiz ibni Amr el-Müzenî (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre bir gün Ebu Süfyan, Selman-ı Farisî, Suheyb-i Rûmî ve Bilal-i Habeşî’nin bulunduğu bir grup Müslümanın yanından geçti. Onu gören bu zayıf ve fakir Müslümanlar: “Allah’ın kılıçları Allah düşmanından hakkını alamamıştır”, dediler. Bunu duyan Ebu Bekir (Allah ondan razı olsun): “Bu sözü Kureyş’in büyüğüne ve efendisine mi söylüyorsunuz?” dedi. Sonra da Rasulullah’ın yanına vararak olayı anlattı. O zaman Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Ebu Bekir! Bu sözünle belki de onları gücendirdin. Eğer onları gücendirdiysen Rabbini de gücendirmiş ve gazabını çekmiş oldun”, buyurdu. Hz. Ebu Bekir hemen o yoksul Müslümanların yanına gelerek: “Kardeşlerim, sizi gücendirip kırdım mı?” diye sordu. Onlar da: “Hayır, bizi gücendirmedin. Allah seni bağışlasın ey kardeşimiz”, dediler. (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 170)

Riyazus-Salihin 263

عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ رضي الله عنه قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ هَكَذَا، وَأَشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى، وَفَرَّجَ بَيْنَهُمَا.

Sehl ibni Sa’d (Allah ondan razı olsun)’dan rivayete göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ben ve yetimi kollayıp gözetleyen kimse cennette şöyle beraberce bulunacağız”, buyurdu ve işaret parmağıyla orta parmağını biraz açarak işaret etti. (Buhârî, Talâk 25)

Riyazus-Salihin 264

عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أَوْ لِغَيْرِهِ أنا وَهُوَ كَهَاتَيْنِ فِي الْجَنَّةِ. وَأَشَارَ الراوي وهو مَالِكٌ بن أنس بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi gözetip kollayan kimseyle ben cennette şöyle yan yana bulunacağız.” Hadisi bize aktaran Malik bin Enes, Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in yaptığı gibi işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi. (Müslim, Zühd 42)

Riyazus-Salihin 265

عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: لَيْسَ الْمِسْكِينُ بِالَّذِي تَرُدُّهُ التَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ، وَلاَ اللُّقْمَةُ وَاللُّقْمَتَانِ، إنما الْمِسْكِينُ الَّذِى يَتَعَفَّفُ. وَفِى رِوَايَةٍ فِى الصَّحِيحَيْنِ: لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِى يَطُوفُ عَلَى النَّاسِ، تَرُدُّهُ اللُّقْمَةُ وَاللُّقْمَتَانِ، وَالتَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ، وَلكِنَّ الْمِسْكِينُ الَّذِى لاَ يَجِدُ غِنًى يُغْنِيهِ، وَلاَ يُفْطَنُ بِهِ فَيُتَصَدَّقُ عَلَيْهِ، وَلاَ يَقُومُ فَيَسْأَلَ النَّاسَ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Bir iki lokma ve bir iki hurmayla kapılardan savuşturulan kimse yoksul değildir. Asıl yoksul, muhtaç olduğu halde iffetinden dolayı dilenmeyen kimsedir.” (Buhari, Tefsiru Sure-i Bakara 48, Müslim, Zekat 102) Buhari ve Müslim’in diğer bir rivayetlerinde ise şöyledir: “Kapı kapı dolaşıp birkaç lokma, birkaç hurma ile savuşturulan kimse yoksul değildir. Belki hakiki yoksul, kendisini geçindirebilecek mala sahip olmayan, muhtaç olduğu bilinip de kendisine sadaka verilmeyen ve kimseden bir şey dilenmeyen kimsedir.” (Buhari, Zekat 53, Müslim, Zekat 101)

Riyazus-Salihin 266

عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: السَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَأَحْسبُهُ قال: وَكَالْقَائِمِ الَّذِى لاَ يَفْتُرُ، وَكَالصَّائِمِ الَّذِى لاَ يُفْطِرُ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Dul kadınlarla muhtaç ve yoksulların işlerine yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden gibi sevap kazanır.” Ravi, “O kimse bıkmadan gece ibadet eden, iftar etmeden gündüzleri oruç tutan kimse gibidir, buyurduklarını zannediyorum.” diyor.

Riyazus-Salihin 267

وَعَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ: شَرُّ الطَّعَامِ طَعَامُ الْوَلِيمَةِ، يُمْنَعُهَا مَنْ يَأْتِيهَا، وَيُدْعَى إِلَيْهَا مَنْ يَأْبَاهَا، وَمَنْ لَمْ يُجِبِ الدَّعْوَةَ فَقَدْ عَصَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ. وَفِي رِوَايَةٍ فِي الصَّحِيحَيْنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ مِنْ قَوْلِهِ: بِئْسَ الطَّعَامُ طَعَامُ الْوَلِيمَةِ، يُدْعَى إِلَيْهَا الْأَغْنِيَاءُ وَيُتْرَكُ الْفُقَرَاءُ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Yemeklerin (davetlerin) en şerlisi fakirlerden esirgenip zenginlerin çağrıldığı düğün yemekleridir. Mazeretsiz ve canı istemediği için düğün yemeğine gitmeyen kimse Allah ve peygamberine isyan etmiş sayılır.” (Müslim, Nikâh 110) Yine Buhari ve Müslim’in değişik bir rivayetinde Ebu Hüreyre’den şöyle bildirilmiştir: “Zenginlerin davet edilip fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği ne fena bir yemektir.” (Buhari, Nikâh 72; Müslim, Nikâh 107)

Riyazus-Salihin 268

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ عَالَ جَارِيَتَيْنِ حَتَّى تَبْلُغَا، جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَنَا وَهُوَ كَهَاتَيْنِ، وَضَمَّ أَصَابِعَهُ.

Enes ibni Malik (Allah ondan razı olsun)’den aktarıldığına göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Her kim iki kız çocuğunu ergenlik çağına gelinceye kadar İslâmî eğitimle eğitir ve yetiştirirse, kıyamet günü ben ve o kimse şöylece yan yana bulunuruz,” buyurmuşlar ve parmaklarını birbirine bitiştirmişlerdir. (Müslim, Birr 149)

Riyazus-Salihin 269

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا قَالَتْ: دَخَلَتِ امْرَأَةٌ مَعَهَا ابْنَتَانِ لَهَا تَسْأَلُ، فَلَمْ تَجِدْ عِنْدِي شَيْئًا غَيْرَ تَمْرَةٍ وَاحِدَةٍ فَأَعْطَيْتُهَا إِيَّاهَا، فَقَسَمَتْهَا بَيْنَ ابْنَتَيْهَا وَلَمْ تَأْكُلْ مِنْهَا، ثُمَّ قَامَتْ فَخَرَجَتْ، فَدَخَلَ النَّبِيُّ ﷺ عَلَيْنَا، فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ: مَنِ ابْتُلِيَ مِنْ هَذِهِ الْبَنَاتِ بِشَيْءٍ، فَأَحْسَنَ إِلَيْهِنَّ، كُنَّ لَهُ سِتْرًا مِنَ النَّارِ.

Aişe (Allah ondan razı olsun)’nın şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir gün beraberinde iki kız çocuğu olduğu halde bir kadın gelmiş, bir şeyler istiyordu. Yanımda da tek hurmadan başka bir şey yoktu. Onu kadına verdim. Kendisi hiç tatmadan çocukları arasında bölüştürüp kalkıp gitti. Bu sırada Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) yanımıza geldi. Olup bitenleri haber verince şöyle buyurdu: “Her kime Allah kız çocuklarından verir de o da onlara iyi davranarak İslâmî bir terbiye ile yetiştirirse o kız çocukları o kimse için cehenneme karşı perde olurlar.” (Buhari, Zekât 10; Müslim, Birr 147)

Riyazus-Salihin 270

عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا قالتْ: جَاءَتْنِي مِسْكِينَةٌ تَحْمِلُ ابْنَتَيْنِ لَهَا، فَأَطْعَمْتُهَا ثَلاَثَ تَمَرَاتٍ، فَأَعْطَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُمَا تَمْرَةً، وَرَفَعَتْ إِلَى فِيهَا تَمْرَةً لِتَأْكُلَهَا، فَاسْتَطْعَمَتْهَا ابْنَتَاهَا، فَشَقَّتِ التَّمْرَةَ الَّتِي كَانَتْ تُرِيدُ أَنْ تَأْكُلَهَا بَيْنَهُمَا، فَأَعْجَبَنِي شَأْنُهَا، فَذَكَرْتُ الَّذِي صَنَعَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَوْجَبَ لَهَا بِهَا الْجَنَّةَ، أَوْ أَعْتَقَهَا بِهَا مِنَ النَّارِ.

Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: İki kız çocuğunu yanında taşıyan yoksul bir kadın bir şeyler istemek üzere çıkageldi. Ona üç hurma verdim. O da çocuklarına birer hurma verdi, öteki hurmayı da kendisi yemek üzere ağzına götürmüştü ki çocuklar onu da istediler. Kadın hurmayı ikiye böldü ve onlara verdi. Kadının bu davranışına hayran kaldım ve olup biteni Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e anlattım. O da şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah bu davranışı sebebiyle o kadına cenneti vacip kılmış veya bu sebeple onu cehennemden kurtarmıştır.” (Müslim, Birr 148)

Riyazus-Salihin 271

عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ خُوَيْلِدِ بْنِ عَمْرٍ رضي الله عنه قال: قال رسولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: اللَّهُمَّ إِنِّي أُحَرِّجُ حَقَّ الضَّعِيفَيْنِ: الْيَتِيمِ وَالْمَرْأَةِ.

Ebu Şüreyh Huveylid ibni Amr el-Huzai (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ey Allahım! İki zayıfın, yetim ile kadının haklarının çiğnenmesinden insanları şiddetle sakındırıyorum.” (Nesai, Sünen, İşretü’n-nisa 64)

Riyazus-Salihin 272

عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ رضي الله عنهما قال: رَأَى سَعْدٌ أَنَّ لَهُ فَضْلًا عَلَى مَنْ دُونَهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: هَلْ تُنْصَرُونَ وَتُرْزَقُونَ إِلَّا بِضُعَفَائِكُمْ؟

Sa’d ibni Ebu Vakkas’ın oğlu Mus’ab (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Babam Sa’d, şecaat ve başka sebeplerle kendisinin üstün olduğunu düşünürmüş. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuş: “Allah size yardım edip rızık veriyorsa aranızdaki zayıflar sebebiyle değil midir?”

Riyazus-Salihin 273

عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ عُوَيْمِرٍ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: ابْغُونِي الضُّعَفَاءَ، فَإِنَّمَا تُرْزَقُونَ وَتُنْصَرُونَ بِضُعَفَائِكُمْ.

Ebu’d Derda Uveymir (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim: “Fakirleri kollayıp gözetiniz. Aranızdaki zayıflar sayesinde Allah’tan yardım görüp rızıklanırsınız.” (Ebu Davut, Cihad 70)

Riyazus-Salihin 274