HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

HAYIRLI İŞLERE KOŞMAK ve İYİLİK YAPMAK

8 hadis

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: بَادِرُوا بِالْأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ، يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا، أَوْ يُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا، يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Hayırlı ve iyi ameller hususunda acele ediniz. Zira yakın bir zamanda karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zaman kişi mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler. Mü’min olarak gecelerse kâfir olarak sabaha çıkar, dinini basit bir dünyalığa satıverir.” (Müslim, İman 186; Tirmîzî, Fiten 30)

Riyazus-Salihin 87

عَنْ أَبِي سَرْوَعَةَ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ رضي الله عنه قَالَ: صَلَّيْتُ وَرَاءَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِالْمَدِينَةِ الْعَصْرَ، فَسَلَّمَ، ثُمَّ قَامَ مُسْرِعًا، فَتَخَطَّى رِقَابَ النَّاسِ إِلَى بَعْضِ حُجَرِ نِسَائِهِ، فَفَزِعَ النَّاسُ مِنْ سُرْعَتِهِ، فَخَرَجَ عَلَيْهِمْ، فَرَأَى أَنَّهُمْ قَدْ عَجِبُوا مِنْ سُرْعَتِهِ، قَالَ: ذَكَرْتُ شَيْئًا مِنْ تِبْرٍ عِنْدَنَا، فَكَرِهْتُ أَنْ يَحْبِسَنِي، فَأَمَرْتُ بِقِسْمَتِهِ. وَفِي رِوَايَةٍ لَهُ: كُنْتُ خَلَّفْتُ فِي الْبَيْتِ تِبْرًا مِنَ الصَّدَقَةِ، فَكَرِهْتُ أَنْ أُبَيِّتَهُ.

Ebû Sirvea (Sürvea) Ukbe İbni Hâris (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Medine’de Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in arkasında ikindi namazını kıldım. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) selam verip namazı bitirdi, sonra hızla yerinden kalkarak insanların omuzlarını aşıp hanımlarından birinin odasına gitti. Cemaat, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu telaşından endişelendi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) yanlarına çıkınca, kendisinin bu acele davranışından dolayı şaşırmış olduklarını gördü ve şöyle buyurdu: “Evimizde biraz işlenmemiş altın bulunduğunu hatırladım. Onun beni alıkoymasını istemedim ve hemen dağıtılmasını emrettim.” Başka bir rivayette ise: “Sadaka malından evde bir miktar işlenmemiş altın bırakmıştım; onu gece evde bırakmayı uygun görmedim.”

Riyazus-Salihin 88

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَجُلٌ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ أُحُدٍ: أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فَأَيْنَ أَنَا؟ قَالَ: فِي الْجَنَّةِ. فَأَلْقَى تَمَرَاتٍ كُنَّ فِي يَدِهِ، ثُمَّ قَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ.

Câbir (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Uhud Savaşı’nda bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Eğer öldürülürsem nerede olurum?” diye sordu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Cennette” cevabını verdi. Bunun üzerine adam, elinde bulunan hurmaları fırlatıp attı ve öldürülünceye kadar savaştı.

Riyazus-Salihin 89

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَيُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا؟ قَالَ: أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ، تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْغِنَى، وَلَا تُمْهِلُ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ: لِفُلَانٍ كَذَا، وَلِفُلَانٍ كَذَا، وَقَدْ كَانَ لِفُلَانٍ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir adam gelerek: “Ey Allah’ın elçisi, hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?” diye sordu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sağlıklı ve mala düşkün olduğun, fakirlikten korkup zengin olmayı umduğun sırada verdiğin sadakanın sevabı daha büyüktür. Sadaka vermeyi, can boğaza dayandıktan sonra ‘Falana şu kadar, filana bu kadar’ diyeceğin zamana kadar geciktirme. Zaten o mal o zaman falanın olmuştur.”

Riyazus-Salihin 90

عَنْ أنس رضي الله عنه أن رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أخذ سَيْفًا يَوْمَ أُحُدٍ فَقال : مَنْ يَأخذ مِنِّي هَذَا؟ فَبَسَطُوا أَيْدِيَهُمْ، كُلُّ إنسان مِنْهُمْ يَقُولُ : أنا، أنا. قال : فَمَنْ يَأخذهُ بِحَقِّهِ؟ فَأَحْجَمَ الْقَوْمُ، فَقال أَبُو دُجَانةَ رضي الله عنه: أنا آخذهُ بِحَقِّهِ، فَأخذهُ فَفَلَقَ بِهِ هَامَ الْمُشْرِكِينَ.

Enes (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud savaşında eline bir kılıç alıp: “Bunu benden kim almak ister?” diye sordu. Mücahitlerin her biri ellerini uzatıp “Ben, ben!” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hakkını vermek şartıyla onu kim alır?” diye sorunca bu sefer herkes durakladı. Fakat Ebû Dücâne (Allah ondan razı olsun): “Hakkını vermek şartıyla ben alıyorum.” dedi. Aldı ve onunla müşriklerin kafalarını ikiye ayırdı.

Riyazus-Salihin 91

عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَدِيٍّ رضي الله عنه قال : أَتَيْنَا أنس بْنَ مَالِكٍ رضي الله عنه فَشَكَوْنَا إِلَيْهِ مَا نَلْقَى مِنَ الْحَجَّاجِ. فَقال : اِصْبِرُوا فَإنهُ لاَ يَأْتِي زمان إلا وَالَّذِي بَعْدَهُ شَرٌّ مِنْهُ حَتَّى تَلْقَوْا رَبَّكُمْ، سَمِعْتُهُ مِنْ نَبِيِّكُمْ صلى الله عليه وسلم.

Zübeyr ibn Adiyy (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Enes ibn Mâlik (Allah ondan razı olsun)’e gittik ve Haccâc’ın zulmünden şikâyet ettik. Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: “Rabbinize kavuşana kadar sabredin; zira hiçbir zaman gelmez ki ondan sonraki daha kötü olmasın. Ben bunu Peygamberinizden (sallallahu aleyhi ve sellem) duydum.”

Riyazus-Salihin 92

عَنْ أبي هُرَيْرَة رضي الله عنه أن رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قال : بَادِرُوا بالأعمال سَبْعًا، هَلْ تَنْتَظِرُونَ إلا فَقْرًا مُنْسِيًا، أَوْ غِنًى مُطْغِيًا، أَوْ مَرَضًا مُفْسِدًا، أَوْ هَرَمًا مُفَنِّدًا، أَوْ مَوْتًا مُجْهِزًا، أَوِ الدَّجَّالَ فَشَرُّ غَائِبٍ يُنْتَظَرُ، أَوِ السَّاعَةَ فَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Yedi şey gelmezden önce iyi amellere koşup yarış ediniz: Her şeyi unutturan fakirlikten, azdırıp yoldan çıkaran zenginlikten, akıl ve bedenin dengesini bozan hastalıktan, saçma sapan konuşturan ihtiyarlıktan, ansızın geliveren ölümden, gelmesi beklenen şeylerin en şerlisi Deccal’ın çıkmasından, en dehşetli ve acı olan kıyametin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorsunuz?”

Riyazus-Salihin 93

عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أن رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قال يَوْمَ خَيْبَرَ: لأُعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ رَجُلاً يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ، يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ. قال عُمَرُ رضي الله عنه: مَا أحببْتُ الإمارة إلا يَوْمَئِذٍ، فتساورت لَهَا رَجَاءَ أن أُدْعَى لَهَا، فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلِيَّ بْنَ أبي طَالِبٍ رضي الله عنه فَأَعْطَاهُ إِيَّاهَا وَقال: اِمْشِ وَلاَ تَلْتَفِتْ حَتَّى يَفْتَحَ اللَّهُ عَلَيْكَ، فَسَارَ عَلِيٌّ شَيْئًا ثُمَّ وَقَفَ وَلَمْ يَلْتَفِتْ، فَصَرَخَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، عَلَى ماذا أُقَاتِلُ النَّاسَ؟ قال: قَاتِلْهُمْ حَتَّى يَشْهَدُوا أن لاَ إِلَهَ إلا اللَّهُ، وَأن مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، فَإذا فَعَلُوا ذَلِكَ فَقَدْ مَنَعُوا مِنْكَ دِمَاءَهُمْ، وَأَمْوَالَهُمْ، إلا بِحَقِّهَا وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den bize aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Hayber savaşında şöyle buyurdu: “Bu sancağı Allah ve Rasûlünü seven ve Allah’ın Hayber’in fethini onun eliyle gerçekleştireceği bir kişiye vereceğim.” Ömer (Allah ondan razı olsun) demiştir ki: O güne kadar emir olmayı hiç istememiştim. Ama bu iş için beni çağırmasını ümit ederek Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e kendimi göstermeye çalıştım durdum. Fakat Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali ibn Ebû Tâlib’i çağırdı ve sancağı ona teslim ederek şöyle buyurdu: “Yürü, Allah sana fethi ihsan edinceye kadar arkana bakma.” Hz. Ali derhal hareket etti, sonra geriye dönmeksizin durdu ve: “Ey Allah’ın elçisi, onlarla hangi hususta savaşayım?” diye seslendi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurdu: “Onlarla, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet etmelerine kadar savaş. Eğer bunu yaparlarsa, dinin hakkı müstesna, canlarını ve mallarını senden korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.”

Riyazus-Salihin 94