HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

AÇLIK VE SADE YAŞAMANIN ÜSTÜNLÜĞÜ

31 hadis

وعن عائشة رضي الله عنها قالت: مَا شَبعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مِنْ خُبْزِ شَعِيرٍ يَوْمَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ، حَتَّى قُبِضَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم. وفي رواية: مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ قَدِمَ المَدِينَةَ مِنْ طَعَامِ البُرِّ ثَلَاثَ لَيَالٍ تِبَاعًا حَتَّى قُبِضَ.

Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ailesi, onun vefat ettiği ana kadar iki gün arka arkaya arpa ekmeğiyle karnını doyurmadı. (Buhari, Eyman 22; Müslim, Zühd 22) Başka bir rivayette: Medine’ye geleli Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ailesi, onun vefat ettiği ana kadar üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.

Riyazus-Salihin 491

وعن عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها أَنَّهَا كَانَتْ تَقُولُ: وَاللهِ يَا ابْنَ أُخْتِي إِنْ كُنَّا لَنَنْظُرُ إِلَى الهِلَالِ، ثُمَّ الهِلَالِ، ثُمَّ الهِلَالِ؛ ثَلَاثَةَ أَهِلَّةٍ فِي شَهْرَيْنِ، وَمَا أُوقِدَ فِي أَبْيَاتِ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم نَارٌ. قُلْتُ: يَا خَالَةُ، فَمَا كَانَ يُعِيشُكُمْ؟ قَالَتْ: الأَسْوَدَانِ: التَّمْرُ وَالمَاءُ، إِلَّا أَنَّهُ قَدْ كَانَ لِرَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم جِيرَانٌ مِنَ الأَنْصَارِ، وَكَانَتْ لَهُمْ مَنَائِحُ، وَكَانُوا يُرْسِلُونَ إِلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَلْبَانِهَا فَيَسْقِينَا.

Urve’nin Aişe’den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Aişe şöyle demiştir: “Ey kız kardeşimin oğlu! Allah’a yemin ederim ki biz bir hilali, sonra diğerini, sonra bir başkasını, yani iki ayda üç hilali görürdük de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in evlerinde hiç ateş yakılmazdı.” Ben de: “Teyzeciğim, o hâlde ne ile geçinirdiniz?” diye sordum. Teyzem: “İki siyahla, yani hurma ve suyla. Ancak şu var ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sağmal hayvanları bulunan Ensar’dan komşuları vardı. Onlar Resulullah’a bu hayvanların sütlerinden gönderirlerdi, o da bize içirirdi.” dedi. (Buhari, Hibe 1; Müslim, Zühd 28)

Riyazus-Salihin 492

وعن أبي سعيدٍ المَقْبُرِيِّ عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، أَنَّهُ مَرَّ بِقَوْمٍ بَينَ أَيدِيهِمْ شاةٌ مَصْلِيَّةٌ، فَدَعَوْهُ فَأَبَى أن يَأْكُلَ، وقال: خَرَجَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم مِنَ الدُّنْيَا وَلَمْ يَشْبَعْ مِنْ خُبْزِ الشَّعِيرِ.

Ebu Said el-Makburi’nin Ebu Hureyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayetine göre Ebu Hureyre, bir gün önlerinde kızartılmış bir koyun bulunan bir toplumun yanına uğradı. Onlar sofraya davet ettilerse de o, yemekten çekindi ve: “Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) arpa ekmeğine bile doymadan dünyadan göçüp gitti” dedi. (Buhari, Et‘ime 23)

Riyazus-Salihin 493

وعن أنس رضي الله عنه قال: لَمْ يَأْكُلِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلى خِوَانٍ حَتَّى ماتَ، ومَا أَكَلَ خُبْزاً مُرَقَّقاً حَتَّى مَاتَ. وفي روايةٍ له: وَلا رَأى شَاةً سَمِيطاً بِعَيْنِهِ قَطُّ.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), vefatına kadar yükseltilmiş, masamsı ayaklı sofra üzerinde yemek yememiştir. Yine vefat edinceye kadar elenmiş undan yapılmış yumuşak ekmek de yememiştir. (Buhari, Et‘ime 16) Buhari’nin başka bir rivayetinde: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), vefat edinceye kadar gözleriyle soyulmuş ve kızartılmış bir koyun eti görmemiştir.”

Riyazus-Salihin 494

وعن النُّعمان بنِ بشيرٍ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال: لَقَدْ رَأَيْتُ نَبِيَّكُمْ صلى الله عليه وسلم وَمَا يَجِدُ مِنَ الدَّقَلِ مَا يَمْلأُ بِهِ بَطْنَهُ.

Numan İbni Beşir (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: “Ben Peygamberimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüm; karnını doyuracak kadar adi hurma bile bulamadığı günler oldu.” (Müslim, Zühd 34)

Riyazus-Salihin 495

وعن سهلِ بنِ سعدٍ رضي الله عنه، قال: ما رَأَى رَسولُ الله صلى الله عليه وسلم النَّقِيَّ مِنْ حِينَ ابتَعَثَهُ الله تعالى حتَّى قَبَضَهُ الله، فَقِيلَ لَهُ: هَلْ كان لَكُمْ في عَهْدِ رسُولِ الله مَناخِلُ؟ قال: ما رَأَى رسولُ الله صلى الله عليه وسلم مُنْخُلاً مِنْ حِينَ ابْتَعَثَهُ الله تعالى حتَّى قَبَضَهُ الله تعالى، فَقِيلَ لَهُ: كَيْفَ كُنْتُمْ تَأْكُلُونَ الشَّعِيرَ غَيْرَ مَنْخولٍ؟ قال: كُنا نَطْحَنُهُ وَنَنْفُخُهُ، فَيَطِيرُ ما طارَ، وما بَقِيَ ثَرَّيْناهُ فَأَكَلْناهُ.

Sehl ibni Sa’d (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), peygamber olduğu günden vefatına kadar elenmiş undan yapılmış beyaz ekmek görmedi. Sehl’e, “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında siz elek kullanır mıydınız?” diye soruldu. Sehl, “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), peygamber olarak gönderildiği andan vefat ettiği ana kadar elek görmedi” dedi. “Elenmemiş arpayı nasıl yiyordunuz?” denilince o, “Biz onu öğütüp savururduk; uçan uçardı, kalanını da suyla ıslatıp hamur yapar ve yerdik” dedi.

Riyazus-Salihin 496

وعن أبي هُريرة رضي الله عنه قال: خرَجَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم ذاتَ يَوْمٍ أَوْ لَيْلَةٍ، فإذا هُوَ بأبي بَكْرٍ وعُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُما، فقال: مَا أَخْرَجَكُمَا مِنْ بُيُوتِكُمَا هذِهِ السَّاعَةَ؟ قالا: الجُوعُ يا رَسُولَ الله. قال: وَأنا، والَّذِي نَفْسي بِيَدِهِ، لأَخْرَجَني الَّذِي أَخْرَجَكُمَا. قُوما، فَقاما مَعَهُ، فَأَتَى رَجُلاً مِنَ الأنصار، فَإذا هُوَ لَيْسَ في بَيْتِهِ، فَلَمَّا رَأَتْهُ المَرْأَةُ قالتْ: مَرْحَباً وَأَهْلاً. فقال لها رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: أَيْنَ فُلان؟ قالتْ: ذَهَبَ يَسْتَعْذِبُ لَنَا مِنَ الماءِ، إذْ جاءَ الأنصاري، فَنَظَرَ إلى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم وصَاحبيْهِ، ثُمَّ قال: الحَمْدُ لله، ما أَحَدٌ اليَوْمَ أَكْرَمَ أَضْيافاً مِنِّي. فانطَلَقَ، فَجاءَهمْ بِعِذْقٍ فِيهِ بُسْرٌ وَتَمْرٌ ورُطَبٌ، فقال: كُلُوا، وَأخذ المُديَةَ، فَقال لَهُ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: إيَّاكَ وَالحَلُوبَ. فَذَبَحَ لَهُمْ، فَأَكَلُوا مِنَ الشَّاةِ، وَمِنْ ذلِكَ العِذْقِ، وشَرِبُوا. فَلَمَّا أن شَبِعُوا وَرَوُوا قال رسولُ الله لأبي بَكْرٍ وعُمَرَ رضي اللهُ عَنْهُمَا: وَالَّذِي نَفْسي بِيَدِهِ، لَتُسْأَلُنَّ عَنْ هذَا النَّعِيمِ يَوْمَ القِيَامَةِ، أَخْرَجَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمُ الجُوعُ، ثُمَّ لَمْ تَرْجِعُوا حَتَّى أصابكُمْ هذا النَّعِيمُ.

Ebû Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün veya bir gece evinden çıkmıştı. Ebû Bekir ve Ömer’e rastladı. Onlara, “Bu saatte sizi evinizden çıkaran sebep nedir?” diye sordu. Onlar da, “Açlık, yâ Resûlallah” dediler. Peygamberimiz, “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki sizi evlerinizden çıkaran sebep beni de çıkardı. Haydi kalkınız” buyurdu. Onlar da Resûlullah ile birlikte kalktılar. Ensardan bir zatın evine geldiler. Fakat o zat o anda evde değildi. Evin hanımı Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) görünce, “Hoş geldiniz, buyurun” dedi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Evin sahibi falan nerededir?” diye sordu. Kadın, “Bize tatlı su getirmeye gitti” dedi. Tam o sırada ev sahibi olan ensârî çıkageldi. Peygamber ile iki arkadaşını görünce, “Allah’a hamdolsun, bugün hiçbir kimse misafir yönünden benden daha bahtiyar değildir” dedi. Hemen gidip içerisinde ham, kuru ve yaş hurma bulunan bir hurma salkımı getirdi ve “Buyurunuz” dedi. Bıçağa davranınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), “Sakın sağılan hayvana dokunma” dedi. Ev sahibi onlara bir koyun kesti. Koyun etinden ve o hurma salkımından yediler, tatlı sudan da içtiler. Hepsi doyup suya kanınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebû Bekir ve Ömer’e hitap ederek, “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki kıyamet gününde bu nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. Açlık sizi evlerinizden çıkardı; evinize dönmeden de bu nimetlere kavuştunuz” buyurdu.

Riyazus-Salihin 497

وعن خالدِ بن عُمَيْرٍ العَدَوِيِّ قال: خَطَبَنَا عُتْبَةُ بنُ غَزوَان، وكان أَمِيراً عَلى البَصْرَةِ، فَحَمِدَ الله وأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قال: أَمّا بَعْدُ، فَإن الدُّنْيَا قَدْ آذَنَتْ بصُرْمٍ، وَوَلَّتْ حَذَّاءَ، وَلمْ يَبْقَ مِنها إلا صُبَابَةٌ كَصُبَابَةِ الإناءِ، يَتَصَابُّها صاحبُها، وإنكُمْ مُنْتَقِلُونَ مِنْها إلى دارٍ لا زَوَالَ لَها، فَانتَقِلُوا بِخَيْرِ ما بِحَضْرَتِكُمْ، فَإنهُ قَدْ ذُكِرَ لَنا أن الحَجَرَ يُلْقَى مِنْ شَفَةِ جَهَنَّمَ، فَيَهْوِي فِيها سَبْعِينَ عاماً لا يُدْرِكُ لَها قَعْراً، وَاللهِ لَتُمْلَأَنَّ، أَفَعَجِبْتُمْ؟ ولَقَدْ ذُكِرَ لَنا أن ما بَيْنَ مِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الجَنَّةِ مَسِيرَةَ أَرْبَعِينَ عاماً، وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَيْهَا يَوْمٌ وهُوَ كَظِيظٌ مِنَ الزِّحَامِ، وَلَقَدْ رَأَيْتُنِي سابعَ سَبْعَةٍ مَعَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، ما لَنا طَعامٌ إلا وَرَقُ الشَّجَرِ، حتى قَرِحَتْ أَشْدَاقُنا، فالْتَقَطْتُ بُرْدَةً فَشَقَقْتُها بَيْني وبَيْنَ سَعْدِ بنِ مالكٍ، فَاتَّزَرْتُ بِنِصْفِها واتَّزَرَ سَعْدٌ بِنِصْفِها، فَمَا أَصْبَحَ اليَوْمَ مِنَّا أَحَدٌ إلا أَصبَحَ أَمِيراً عَلى مِصْرٍ مِنَ الأمْصَارِ، وَإني أَعُوذُ باللهِ أن أَكونَ في نَفْسي عَظيماً وَعِنْدَ الله صَغِيراً.

Hâlid ibni Umeyr el-Adevî şöyle demiştir: Basra emiri olan Utbe ibni Gazvân bize bir konuşma yaptı. Allah’a hamdüsenâdan sonra sözlerine şöyle devam etti: “Dünya sona ereceğini bildirmiş ve hızla dönüp gitmiştir. Ondan, kabın dibinde kalan ve sahibinin içtiği su kadar az bir miktar kalmıştır. Siz bu dünyadan, yok olmayan bir yurda göç edeceksiniz. Şu hâlde oraya elinizdeki hayırlı amellerle göç ediniz. Çünkü bize bildirildiğine göre cehennemin kenarından atılan bir taş, yetmiş yıl boyunca düşer de onun dibine ulaşamaz. Allah’a yemin olsun ki cehennem mutlaka doldurulacaktır. Buna şaştınız mı? Bize bildirildiğine göre cennetin kapılarından birinin iki kanadı arasında kırk yıllık mesafe vardır. Bir gün gelecek, orası izdihamdan dopdolu olacaktır. Ben kendimi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bulunan yedi kişinin yedincisi olarak gördüm. Bizim ağaç yaprağından başka yiyeceğimiz yoktu. Bu yüzden ağız kenarlarımız yara olmuştu. Derken bir örtü buldum ve onu Sa’d ibni Mâlik’le aramızda ikiye böldüm. Yarısını ben, yarısını da Sa’d beline doladı. Bugün ise her birimiz bir şehre vali olmuş durumdayız. Ben kendi gözümde büyük, Allah katında küçük olmaktan Allah’a sığınırım.”

Riyazus-Salihin 498

وعن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه قال: أَخْرَجَتْ لَنا عَائِشَةُ رضي الله عنها كِساءً وَإزاراً غَلِيظاً، قالتْ: قُبِضَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم في هذينِ.

Ebu Musa el-Eş’arî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Âişe (Allah ondan razı olsun) bize bir omuz örtüsü ve kalın bir peştamal çıkardı ve: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunların içinde vefat etti, demiştir. (Buhârî, Humus 5; Müslim, Libâs 35)

Riyazus-Salihin 499

وعن سَعد بن أبي وَقَّاص رضي الله عنه، قال: إني لأَوَّلُ العَرَبِ رَمى بِسَهْمٍ في سَبيلِ الله، وَلَقَدْ كُنَّا نَغْزُو مَعَ رَسُول الله صلى الله عليه وسلم ما لَنَا طَعَامٌ إلا وَرَقُ الحُبْلَةِ، وَهذَا السَّمُرُ، حَتَّى إن كان أَحَدُنا لَيَضَعُ كما تَضَعُ الشاةُ ما لَهُ خِلْطٌ.

Sa’d ibni Ebû Vakkas (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Allah yolunda ok atan Arapların ilki benim. Biz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte harp ettiğimizde ağaç yapraklarından başka yiyeceğimiz olmazdı. Hatta semür denilen bu çöl ağacından yediğimizden dolayı koyun keçi gibi, birbirine karışmayacak kaskatı şekilde abdest bozardık. (Buhârî, Et‘ime 23; Müslim, Zühd 12)

Riyazus-Salihin 500

وعن أبي هريرة رضي الله عنه، قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: اللَّهمَّ اجْعَل رِزقَ آلِ مُحَمَّدٍ قُوتاً.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’ım, Muhammed ailesine ancak yetecek kadar rızık ihsan eyle.” (Buhârî, Rikâk 17; Müslim, Zühd 18)

Riyazus-Salihin 501

وعن أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، قال: وَاللهِ الذي لا إلهَ إلا هُوَ، إنْ كُنْتُ لأَعْتَمِدُ بِكَبِدِي عَلَى الأرضِ مِنَ الجُوعِ، وإنْ كُنْتُ لأَشُدُّ الحَجَرَ عَلَى بَطْني مِنَ الجُوعِ. وَلَقَدْ قَعَدْتُ يَوْمًا عَلَى طَرِيقِهِمُ الذي يَخْرُجُونَ مِنْهُ، فَمَرَّ بِيَ النبيُّ صلى الله عليه وسلم، فَتَبَسَّمَ حِينَ رَآني، وَعَرَفَ مَا في وَجْهي وَمَا في نَفْسِي، ثُمَّ قالَ: أبا هِرٍّ. قلتُ: لَبَّيْكَ يا رسولَ اللهِ. قالَ: الْحَقْ. وَمَضَى فَاتَّبَعْتُهُ، فَدَخَلَ فَاسْتَأْذَنَ، فَأَذِنَ لي، فَدَخَلْتُ، فَوَجَدَ لَبَنًا في قَدَحٍ، فقالَ: مِنْ أَيْنَ هذَا اللَّبَنُ؟ قالوا: أَهْداهُ لَكَ فُلانٌ، أو فُلانَةُ. قالَ: أبا هِرٍّ. قلتُ: لَبَّيْكَ يا رسولَ اللهِ. قالَ: الْحَقْ إلى أَهْلِ الصُّفَّةِ فَادْعُهُمْ لي. قالَ: وَأَهْلُ الصُّفَّةِ أَضْيَافُ الإسلامِ، لا يَأْوُونَ عَلَى أَهْلٍ، وَلا مَالٍ، وَلا عَلَى أَحَدٍ، وكانَ إذا أَتَتْهُ صَدَقَةٌ بَعَثَ بِها إلَيْهِمْ، وَلَمْ يَتَنَاوَلْ مِنْها شَيْئًا، وإذا أَتَتْهُ هَدِيَّةٌ أَرْسَلَ إلَيْهِمْ، وَأَصابَ مِنْها، وَأَشْرَكَهُمْ فِيها. فَساءَني ذلِكَ، فَقُلْتُ: وَمَا هذَا اللَّبَنُ في أَهْلِ الصُّفَّةِ؟ كُنْتُ أَحَقَّ أَنْ أُصِيبَ مِنْ هذَا اللَّبَنِ شَرْبَةً أَتَقَوَّى بِها، فَإذا جاؤُوا أَمَرَني فَكُنْتُ أنا أُعْطِيهِمْ، وَمَا عَسَى أَنْ يَبْلُغَني مِنْ هذَا اللَّبَنِ؟ وَلَمْ يَكُنْ مِنْ طاعَةِ اللهِ وَطاعَةِ رسولِهِ صلى الله عليه وسلم بُدٌّ، فَأَتَيْتُهُمْ فَدَعَوْتُهُمْ، فَأَقْبَلُوا وَاسْتَأْذَنُوا، فَأَذِنَ لَهُمْ، وَأَخَذُوا مَجالِسَهُمْ مِنَ البَيْتِ. قالَ: يا أبا هِرٍّ. قلتُ: لَبَّيْكَ يا رسولَ اللهِ. قالَ: خُذْ فَأَعْطِهِمْ. قالَ: فَأَخَذْتُ القَدَحَ، فَجَعَلْتُ أُعْطِيهِ الرَّجُلَ فَيَشْرَبُ حَتَّى يَرْوَى، ثُمَّ يَرُدُّ عَلَيَّ القَدَحَ، فَأُعْطِيهِ الرَّجُلَ فَيَشْرَبُ حَتَّى يَرْوَى، ثُمَّ يَرُدُّ عَلَيَّ القَدَحَ، حَتَّى انْتَهَيْتُ إلى النبيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ رَوِيَ القَوْمُ كُلُّهُمْ، فَأَخَذَ القَدَحَ فَوَضَعَهُ عَلَى يَدِهِ، فَنَظَرَ إلَيَّ فَتَبَسَّمَ، فقالَ: أبا هِرٍّ. قلتُ: لَبَّيْكَ يا رسولَ اللهِ. قالَ: بَقِيتُ أنا وَأَنْتَ. قلتُ: صَدَقْتَ يا رسولَ اللهِ. قالَ: اقْعُدْ فَاشْرَبْ. فَقَعَدْتُ فَشَرِبْتُ، فقالَ: اشْرَبْ. فَشَرِبْتُ، فَما زالَ يَقُولُ: اشْرَبْ، حَتَّى قُلْتُ: لا وَالَّذي بَعَثَكَ بِالحَقِّ، ما أَجِدُ لَهُ مَسْلَكًا! قالَ: فَأَرِني. فَأَعْطَيْتُهُ القَدَحَ، فَحَمِدَ اللهَ، وَسَمَّى، وَشَرِبَ الفَضْلَةَ.

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Kendisinden başka gerçek ilah bulunmayan Allah’a yemin ederim ki açlıktan karnımı yere dayadığım ve karnıma taş bağladığım olurdu. Bir gün halkın gelip geçeceği bir yol üzerine oturdum. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) benim yanımdan geçti ve gülümsedi; kalbimdeki yemek ihtiyacını yüzümden anladı ve “Ey Ebu Hureyre!” dedi. Ben de “Buyurunuz ya Rasulullah!” dedim. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de “Arkamdan gel.” buyurdu ve yürüdü. Ben de peşinden yürüdüm. Sonunda evine girdi. Ben de izin istedim, izin verdi, içeri girdim. Bir kap içinde süt buldu ve “Bu süt nereden geldi?” diye sordu. “Falan veya filan size hediye etti.” denildi. Bunun üzerine “Ey Ebu Hureyre!” dedi. Ben de “Buyurunuz ya Rasulullah!” dedim. “Suffe ehline git, onları buraya çağır.” buyurdu. Ebu Hureyre der ki: Suffe ehli İslam’ın konuklarıdır. Barınacak aileleri, malları ve hiçbir kimseleri yoktur. Peygambere bir sadaka gelse onlara gönderirdi, kendisi ona el sürmezdi. Eğer hediye gelirse yine onlara gönderir, kendisi de ondan bir parça alarak o hediyeyi bunlarla paylaşırdı. Şimdi Suffe ehlini davet etmesi benim hoşuma gitmedi ve kendi kendime, “Bu süt Suffe ehlinden kime yetecek ki? O sütü sadece ben içip açlığımı gidermeliydim.” dedim. Onlar gelince Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sütü onlara ikram etmemi emreder, ben de onlara içirirsem bana ne kalır, diye düşünüyordum. Fakat Allah’a ve Peygamberine itaatten başka çare olmadığından onlara gittim ve kendilerini davet ettim. Onlar bu daveti kabul edip içeri girmek için izin istediler. Kendilerine izin verildi. Onlar da evde yerlerini alıp oturdular. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ya Ebu Hureyre!” diye seslendi. “Buyurunuz ya Rasulullah!” dedim. “Sütü al, onlara ikram et.” buyurdu. Süt kabını alıp herkese vermeye başladım. Verdiğim kimse kanıncaya kadar içiyor, sonra kabı geri veriyor; ben de başkasına veriyordum. O da kanıncaya kadar içiyor, sonra kabı geri veriyordu. Sonunda kabı Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) verdim. Süt kabını eline alarak bana bakıp gülümsedi, sonra: “Ey Ebu Hureyre!” dedi. “Buyurunuz ya Rasulullah!” dedim. “Bir ben kaldım, bir de sen.” buyurdu. Ben de “Doğru söylediniz ya Rasulullah!” dedim. “Otur da iç.” buyurdu. Ben de oturup içtim. Tekrar “İç.” buyurdu. Yine içtim. Rasulullah durmadan “İç, iç.” buyuruyordu. Sonunda ben: “Hayır, seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki artık içecek yerim kalmadı.” dedim. “Bana ver.” buyurdu. Kabı Rasulullah’a verdim. Allah’a hamdedip besmele çekti ve kalan sütü de kendisi içti.

Riyazus-Salihin 502

وعن مُحَمَّدِ بنِ سِيرِينَ، عن أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، قالَ: لَقَدْ رَأَيْتُني وَإنِّي لأَخِرُّ فِيما بَيْنَ مِنْبَرِ رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم إلى حُجْرَةِ عائِشَةَ رضي الله عنها مَغْشِيًّا عَلَيَّ، فَيَجِيءُ الجائِي، فَيَضَعُ رِجْلَهُ عَلَى عُنُقِي، وَيَرَى أَنِّي مَجْنُونٌ، وَما بي مِنْ جُنُونٍ، ما بي إلَّا الجُوعُ.

Muhammed İbni Sirin’den nakledildiğine göre Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) minberi ile Hz. Aişe’nin odası arasında bayılıp düştüğümü biliyorum. Biri gelip beni deli sanıp âdetleri üzere ayağını boynuma koyardı. Oysa ben deli değildim; açlıktan başka bir derdim de yoktu.

Riyazus-Salihin 503

وعن عائِشَةَ رضي الله عنها قالتْ: تُوُفِّيَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم وَدِرْعُهُ مَرْهُونَةٌ عِنْدَ يَهُودِيٍّ في ثَلاثِينَ صاعًا مِنْ شَعِيرٍ.

Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiği zaman onun zırhı otuz ölçek arpa karşılığında bir Yahudinin yanında rehin olarak bulunuyordu.

Riyazus-Salihin 504

وعن أنس رضي الله عنه قال: رَهَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم دِرعَهُ بِشَعِيرٍ، وَمَشَيْتُ إلى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بخُبْزِ شَعِيرٍ، وَإهَالَةٍ سَنِخَةٍ، وَلَقَدْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ: مَا أَصْبَحَ لِآلِ مُحَمَّدٍ صَاعٌ وَلَا أَمْسَى، وَإِنَّهُمْ لَتِسْعَةُ أَبْيَاتٍ.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) birkaç ölçek arpa karşılığında zırhını rehin bırakmıştı. Ben Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) bir arpa ekmeği ve erimiş bayat iç yağı götürmüştüm. Onun şöyle buyurduğunu işittim: “Muhammed ailesinin bir ölçek arpası bile bulunmadan sabahlayıp akşamladığı olurdu.” Enes der ki: Peygamber Efendimizin dokuz evi bulunuyordu.

Riyazus-Salihin 505

وعن أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: لَقَدْ رَأَيْتُ سَبْعِينَ مِنْ أَهْلِ الصُّفَّةِ، مَا مِنْهُمْ رَجُلٌ عَلَيْهِ رِدَاءٌ، إِمَّا إِزَارٌ وَإِمَّا كِسَاءٌ، قَدْ رَبَطُوا فِي أَعْنَاقِهِمْ، فَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ نِصْفَ السَّاقَيْنِ، وَمِنْهَا مَا يَبْلُغُ الكَعْبَيْنِ، فَيَجْمَعُهُ بِيَدِهِ كَرَاهِيَةَ أَنْ تُرَى عَوْرَتُهُ.

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Suffe ashabından yetmiş kişiyi gördüm ki onlardan hiçbirinin üzerinde örtünecek bir şey yoktu. Ya sadece bir peştamalları veya bir örtüleri vardı. Bu elbise parçalarını boyunlarına bağlarlardı. Bu giysilerden kimisi baldırlarının yarısına, kimisi de topuklarına kadar erişirdi. Avret yerleri görülmesin diye uçlarını elleriyle toplarlardı.

Riyazus-Salihin 506

وعن عائشةَ رضي الله عنها قالت: كان فِرَاشُ رسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهُ مِنْ لِيفٍ.

Aişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yatağının yüzü tabaklanmış deriden, içi de hurma lifindendi.

Riyazus-Salihin 507

وعن ابن عمر رضي الله عنهما قال: كنا جلوساً مع رسول الله صلى الله عليه وسلم، إذ جاء رجل من الأنصار، فسلم عليه، ثم أدبر الأنصاري، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: يا أخا الأنصار، كيف أخي سعد بن عبادة؟ فقال: صالح، فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: من يعوده منكم؟ فقام وقمنا معه، ونحن بضعة عشر، ما علينا نعال، ولا خفاف، ولا قلانس، ولا قمص، نمشي في تلك السباخ، حتى جئناه، فاستأخر قومه من حوله حتى دنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وأصحابه الذين معه.

İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Biz Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile oturuyorduk. O sırada ensardan bir kişi gelip kendisine selam verdi, sonra geri döndü. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) o kimseye: “Ey Ensârî kardeş, kardeşim Sa’d ibni Ubade nasıldır?” diye sordu. O da: “İyidir” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sizden hanginiz onu ziyaret etmek ister?” dedi ve ayağa kalktı. Biz de onunla beraber ayağa kalktık. Bizler on kişiden fazla idik. Ayaklarımızda ne ayakkabı ne de huffe (genellikle deriden yapılan ve üzerine mesh etmek için kullanılan bir ayakkabı çeşidi) vardı. Başlarımızı örtecek kep de yoktu, üzerimizde gömlek de yoktu. Nihayet çorak arazide yürüyerek Sa’d’ın yanına geldik. Peygamber ve beraberindeki arkadaşları ona yaklaşsınlar diye yanında bulunanlar geriye çekildiler. (Müslim, Cenaiz 13)

Riyazus-Salihin 508

وعن عمران بن الحصين رضي الله عنهما، عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال: خيركم قرني، ثم الذين يلونهم، ثم الذين يلونهم. قال عمران: فما أدري قال النبي صلى الله عليه وسلم مرتين أو ثلاثاً. ثم يكون بعدهم قوم يشهدون ولا يستشهدون، ويخونون ولا يؤتمنون، وينذرون ولا يوفون، ويظهر فيهم السمن.

İmran ibni Husayn’dan (Allah onlardan razı olsun) rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız benim zamanımda yaşayanlardır; sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir.” İmran der ki: Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “sonra onları takip edenler” sözünü iki defa mı, yoksa üç defa mı söylediğini bilmiyorum. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sözüne şöyle devam etti: “Bunlardan sonra öyle bir topluluk gelir ki kendilerinden şahitlik istenmediği hâlde şahitlik ederler; hainlik ederler, kendilerine itimat edilmez; adakta bulunurlar fakat yerine getirmezler ve aralarında şişmanlık baş gösterir.” (Buhari, Şehâdât 9; Müslim, Fedâilü’s-sahâbe 214)

Riyazus-Salihin 509

وعن أبي أمامة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: يا ابن آدم، إنك إن تبذل الفضل خير لك، وأن تمسكه شر لك، ولا تلام على كفاف، وابدأ بمن تعول.

Ebu Umame’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey Âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka olarak vermen senin için hayırlıdır. Onu vermeyip elinde tutman ise senin için kötüdür. Yeterli miktarda mala sahip olmaktan dolayı kınanmaz ve Allah katında sorumlu tutulmazsın. Harcamaya, bakmakla yükümlü olduklarından başla.” (Tirmizi, Zekât 32)

Riyazus-Salihin 510

وعن عُبَيد الله بنِ مِحْصَنٍ الأنصاري الخَطميِّ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمْ آمِناً في سِرْبِهِ، مُعَافىً في جَسَدِهِ، عِنْدَهُ قُوتُ يَوْمِهِ، فَكَأَنَّمَا حِيزَتْ لَهُ الدُّنْيَا بِحَذَافِيرِهَا.

Ubeydullah ibni Mihsan el-Ensari el-Hatmî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet olunduğuna göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz canı ve malı emniyet içinde, vücudu sıhhat ve afiyette, günlük azığı da yanında olduğu halde sabahlarsa, sanki bütün dünya kendisine verilmiş gibi demektir.” (Tirmizi, Zühd 34)

Riyazus-Salihin 511

وعن عبدِ الله بن عمرو بنِ العاصِ رضي الله عنهما، أن رسولَ الله صلى الله عليه وسلم قال: قَدْ أَفْلَحَ مَنْ أَسْلَمَ، وَرُزِقَ كَفَافاً، وَقَنَّعَهُ اللهُ بِمَا آتَاهُ.

Abdullah ibni Amr ibni As (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Müslüman olup da kendisine yeteri kadar rızık verilen ve Allah’ın kendisine verdiği nimete kanaat eden kimse gerçekten kurtulmuştur.” (Müslim, Zekât 125)

Riyazus-Salihin 512

وعن أبي مُحَمَّدٍ فَضَالَةَ بنِ عُبَيْدٍ الأنصاري رضي الله عنه، أنه سَمِعَ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يقول: طُوبَى لِمَنْ هُدِيَ إِلَى الإِسْلامِ، وَكَانَ عَيْشُهُ كَفَافاً وَقَنِعَ.

Ebu Muhammed Fedale ibni Ubeyd el-Ensarî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslüman olup da yeteri miktarda geçimi olan ve buna kanaat eden kimse ne mutludur.” (Tirmizi, Zühd 35)

Riyazus-Salihin 513

وعن ابن عباسٍ رضي الله عنهما قال: كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يَبِيتُ اللَّيَالِيَ المُتَتَابِعَةَ طَاوِيًا، وَأَهْلُهُ لا يَجِدُونَ عَشَاءً، وَكَانَ أَكْثَرُ خُبْزِهِمْ خُبْزَ الشَّعِيرِ.

İbni Abbas (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) yemek yemeksizin birkaç geceyi aç olarak geçirirdi. Ailesi de akşam yemeği bulup yiyemezdi. Ekmeklerinin çoğu ise arpa ekmeği idi. (Tirmizî, Zühd 38)

Riyazus-Salihin 514

وعن فَضَالَةَ بن عُبَيْدٍ رضي الله عنه، أن رسول الله صلى الله عليه وسلم كان إذا صَلَّى بِالنَّاسِ، يَخِرُّ رِجَالٌ مِنْ قَامَتِهِمْ في الصَّلَاةِ مِنَ الخَصَاصَةِ، وَهُمْ أَصْحَابُ الصُّفَّةِ، حَتَّى يَقُولَ الأَعْرَابُ: هَؤُلَاءِ مَجَانِينُ، فَإِذَا صَلَّى رسول الله صلى الله عليه وسلم انْصَرَفَ إِلَيْهِمْ، فقال: لَوْ تَعْلَمُونَ مَا لَكُمْ عِنْدَ الله تعالى، لَأَحْبَبْتُمْ أَنْ تَزْدَادُوا فَاقَةً وَحَاجَةً. (الخَصَاصَةُ): الفَاقَةُ وَالجُوعُ الشَّدِيدُ.

Fedâle ibni Übeyd (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabına namaz kıldırırken Suffe ashabından, açlıktan dolayı namazda duramayarak bayılıp düşenler olurdu. Dışarıdan gelen bedevîler, “Bunlar delidirler,” derlerdi. Rasulullah namazı bitirince açlıktan bayılanların yanına gider ve onlara, “Allah’ın yanında sizin için neler hazırlandığını bir bilseydiniz, daha fazla yoksul ve muhtaç olmayı isterdiniz,” buyururdu. (Tirmizî, Zühd 39)

Riyazus-Salihin 515

وعن أبي كَرِيمَةَ المِقْدَامِ بن مَعْدِي كَرِبَ رضي الله عنه قال: سَمِعْتُ رسول الله صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: مَا مَلَأَ آدَمِيٌّ وِعَاءً شَرًّا مِنْ بَطْنٍ، بِحَسْبِ ابْنِ آدَمَ أُكُلَاتٌ يُقِمْنَ صُلْبَهُ، فَإِنْ كَانَ لَا مَحَالَةَ، فَثُلُثٌ لِطَعَامِهِ، وَثُلُثٌ لِشَرَابِهِ، وَثُلُثٌ لِنَفَسِهِ.

Ebû Kerîme Mikdâm ibni Ma‘dîkerib’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hiçbir kimse midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Oysa insana kendini ayakta tutacak birkaç lokma yeter. Çaresiz çok yemesi gerekiyorsa midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ve üçte birini de boş bırakmak suretiyle nefes almasına imkân bıraksın.” (Tirmizî, Zühd 47)

Riyazus-Salihin 516

وعن أبي أُمَامَةَ إيَاسِ بن ثَعْلَبةَ الأنصاري الحَارثي رضي الله عنه قال: ذَكَر أَصْحَابُ رَسولِ الله صلى الله عليه وسلم يَوْماً عِنْدَهُ الدُّنْيَا، فقال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: ألا تَسْمَعُونَ؟ ألا تَسْمَعُونَ؟ إن الْبَذَاذَةَ مِنَ الإيمان، إن البَذَاذَةَ مِنَ الإيمان، يَعْني: التَّقحُّلَ.

Ebu Ümâme İyas ibni Sa’lebe el-Ensarî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Resûlullah’ın ashabı onun yanında dünyalıktan bahsettiler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Duymuyor musunuz? Duymuyor musunuz? Sade yaşamak imandandır. Sade hayat sürmek imandandır.” (Ebu Davud, Tereccül 2)

Riyazus-Salihin 517

وعن أبي عبد الله جابر بن عبد الله رضي اللهُ عَنْهُمَا قال: بَعَثنَا رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم، وَأمَّر عَلَيْنَا أَبَا عُبَيْدَةَ، نتَلَقَّى عِيراً لِقُرَيْش، وَزَوَّدَنَا جِرَاباً مِنْ تَمْرٍ لَمْ يَجِدْ لَنَا غَيرَهُ، فَكان أَبُو عُبَيْدَةَ يُعْطِينَا تَمْرَةً تَمْرَةً، فَقِيلَ: كَيْفَ كُنْتُمْ تَصْنَعُونَ بِها؟ قال: نَمَصُّها كَمَا يَمَصُّ الصَّبِيُ، ثُمَّ نَشْرَبُ عَلَيْهَا مِنَ المَاءِ، فَتكْفِينَا يَوْمَنَا إلى اللَّيْلِ، وَكُنَّا نَضْرِبُ بِعِصِيِّنَا الخَبَطَ، ثُمَّ نَبُلَّهُ بِالمَاءِ فَنَأْكُلُهُ. قال: وَانطَلَقْنَا عَلى سَاحِلِ الْبَحْرِ، فَرُفعَ لَنَا عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ كَهَيْئَةِ الْكَثِيبِ الضَّخْمِ، فَأَتَيْنَاهُ فَإذا هِيَ دَابَّةٌ تُدْعَى الْعَنبَرَ، فقال أَبُو عُبَيْدَةَ: مَيْتَةٌ، ثُمَّ قال: لا، بَلْ نحْنُ رُسُلُ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، وفي سبيلِ الله، وَقَدِ اضْطُرِرْتُمْ فَكُلُوا، فَأَقَمْنَا عَلَيْهِ شَهْراً، وَنَحْنُ ثَلاثُمائةٍ، حَتَّى سَمِنَّا، وَلَقَدْ رَأَيْتُنَا نَغْتَرِفُ مِنْ وَقْبِ عَيْنِهِ بِالْقِلاَلِ الدُّهْنَ، وَنَقطَعُ مِنهُ الْفِدَرَ كالثَّوْرِ أَوْ كَقَدْرِ الثَّوْرِ، وَلَقَدْ أخذ مِنَّا أَبُو عُبَيْدَةَ ثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً فَأَقْعَدَهُمْ في وَقبِ عَيْنِهِ، وَأخذ ضِلعاً مِنْ أَضْلاعِهِ فَأَقَامَهَا، ثُمَّ رَحَلَ أَعْظَمَ بَعِيرٍ مَعَنَا فمَرَّ مِنْ تَحْتِهَا، وتَزَوَّدْنَا مِنْ لَحْمِهِ وَشَائِقَ، فَلَمَّا قَدِمنَا المَدِينَةَ أَتَيْنَا رسولَ الله صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْنَا ذلِكَ له، فقال: هُوَ رِزْقٌ أَخْرَجَهُ الله لَكُمْ، فَهَلْ مَعَكُمْ مِنْ لَحْمِهِ شَيءٌ فَتُطْعِمُونَا؟ فَأَرْسَلْنَا إلى رسولِ الله صلى الله عليه وسلم مِنْهُ، فَأَكَلَهُ.

Ebu Abdullah Cabir ibni Abdullah (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebu Ubeyde’yi (Allah ondan razı olsun) başımıza kumandan tayin etti ve Kureyş kervanını karşılamak üzere bizi gönderdi. Bize azık olarak da deriden yapılmış bir kap dolusu, yani bir dağarcık hurma verdi; bundan başka bir şey bulamamıştı. Ebu Ubeyde bize hurmayı tane tane veriyordu. “O bir hurma ile nasıl geçinebiliyordunuz?” diye sordular. Cabir: “O hurmayı, çocuğun meme emmesi gibi emer, sonra üzerine su içerdik de o gün geceye kadar bize yeterdi. Değneklerimizle ağaç yapraklarını silker, sonra onları su ile ıslatıp yerdik. Nihayet deniz sahiline geldik. Önümüzde büyük bir kum tepesi gibi bir şey göründü. Yanına vardığımızda onun amber balığı olduğunu öğrendik. Ebu Ubeyde, ‘Bu ölü bir hayvandır, yenilmez,’ dedi. Sonra, ‘Biz Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) elçileriyiz, Allah yolundayız ve son derece sıkıntılıyız; onun için yiyiniz,’ dedi. Biz üç yüz kişi idik. Bir ay onu yiyerek yaşadık, hatta şişmanladık. Balığın göz çukurundan kaplarla yağ doldurduk. O balıktan öküz büyüklüğünde parçalar kesiyorduk. Ebu Ubeyde bizden on üç kişiyi alıp balığın göz çukuruna oturttu. Onun kaburga kemiklerinden birini alıp dikti; sonra yanımızdaki develerin en büyüğünü eğerleyerek kaburga kemiğinin altından geçirdi. Balığın etinden pastırma yapıp sakladık. Medine’ye geldiğimizde Resûlullah’ın yanına gidip olup bitenleri anlattık. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘O, Allah’ın sizin için çıkardığı bir rızıktır. Onun etinden yanınızda bir şey var mı? Bize de yediriniz,’ buyurdu. Biz de ondan Resûlullah’a bir parça gönderdik, o da yedi.” (Müslim, Sayd 17)

Riyazus-Salihin 518

وعن أَسْمَاءَ بِنْتِ يَزيدَ رضي اللهُ عَنْهَا قالت: كان كُمُّ قَمِيصِ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم إلى الرُّسْغِ.

Esma binti Yezid (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) gömleğinin kolu bileğine kadardı.” (Ebu Davud, Libas 3)

Riyazus-Salihin 519

وعن جابر رضي الله عنه قال: إنا كنا يوم الخندق نحفر، فعرضت كدية شديدة، فجاؤوا إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقالوا: هذه كدية عرضت في الخندق. فقال: «أنا نازل». ثم قام، وبطنه معصوب بحجر، ولبثنا ثلاثة أيام لا نذوق ذواقًا، فأخذ النبي صلى الله عليه وسلم المعول، فضرب، فعاد كثيبًا أهيل، أو أهيم، فقلت: يا رسول الله، ائذن لي إلى البيت، فقلت لامرأتي: رأيت بالنبي صلى الله عليه وسلم شيئًا ما في ذلك صبر، فعندك شيء؟ فقالت: عندي شعير وعناق، فذبحت العناق، وطحنت الشعير، حتى جعلنا اللحم في البرمة، ثم جئت النبي صلى الله عليه وسلم، والعجين قد انكسر، والبرمة بين الأثافي قد كادت تنضج، فقلت: طعيم لي، فقم أنت يا رسول الله ورجل أو رجلان. قال: «كم هو؟» فذكرت له، فقال: «كثير طيب، قل لها لا تنزع البرمة، ولا الخبز من التنور حتى آتي». فقال: «قوموا». فقام المهاجرون والأنصار، فدخلت عليها، فقلت: ويحك، قد جاء النبي صلى الله عليه وسلم والمهاجرون والأنصار ومن معهم! قالت: هل سألك؟ قلت: نعم. قال: «ادخلوا ولا تضاغطوا». فجعل يكسر الخبز، ويجعل عليه اللحم، ويخمر البرمة والتنور إذا أخذ منه، ويقرب إلى أصحابه، ثم ينزع، فلم يزل يكسر ويغرف حتى شبعوا، وبقي منه، فقال: «كلي هذا وأهدي، فإن الناس أصابتهم مجاعة». وفي رواية: قال جابر: لما حفر الخندق رأيت بالنبي صلى الله عليه وسلم خمصًا، فانكفأت إلى امرأتي فقلت: هل عندك شيء؟ فإني رأيت برسول الله صلى الله عليه وسلم خمصًا شديدًا. فأخرجت إلي جرابًا فيه صاع من شعير، ولنا بهيمة داجن، فذبحتها وطحنت الشعير، ففرغت إلى فراغي، وقطعتها في برمتها، ثم وليت إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقالت: لا تفضحني برسول الله صلى الله عليه وسلم ومن معه، فجئته فساررته، فقلت: يا رسول الله، ذبحنا بهيمة لنا وطحنت صاعًا من شعير، فتعال أنت ونفر معك. فصاح رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: «يا أهل الخندق، إن جابرًا قد صنع سؤرًا، فحيهلا بكم». فقال النبي صلى الله عليه وسلم: «لا تنزلن برمتكم، ولا تخبزن عجينكم حتى أجيء». فجئت، وجاء النبي صلى الله عليه وسلم يقدم الناس، حتى جئت امرأتي، فقالت: بك وبك! فقلت: قد فعلت الذي قلت. فأخرجت عجينًا، فبصق فيه وبارك، ثم عمد إلى برمتنا فبصق فيها وبارك، ثم قال: «ادعي خابزة فلتخبز معك، واقدحي من برمتكم ولا تنزلوها». وهم ألف، فأقسم بالله لأكلوا حتى تركوه وانحرفوا، وإن برمتنا لتغط كما هي، وإن عجيننا ليخبز كما هو.

Cabir (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Biz Hendek Savaşı gününde siper kazıyorduk. Sert bir yere rastladık. Ashap, Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip: Önümüze sert bir kaya çıktı, dediler. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Hendeğe ben inerim, dedi. Sonra kalktı. Açlıktan karnına taş bağlamıştı. Biz üç gündür ağzımıza bir şey koymamıştık. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kazmayı eline alıp indirince kaya un ufak olup kum gibi dağıldı. Ben: Ya Resulallah, eve gitmeme müsaade ediniz, dedim. Eve gidip eşime: Ben Peygamber'de (sallallahu aleyhi ve sellem) dayanılmayacak bir hâl gördüm. Yanında yiyecek bir şey var mı? diye sordum. Eşim: Biraz arpa ile bir de oğlak var, dedi. Ben oğlağı kestim, o da arpayı öğüttü. Eti tencereye koyduk. Sonra ekmek pişerken, tencere de kaynamakta iken Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına geldim. Ey Allah'ın Resulü, birazcık yemeğim var. Bir veya iki kişiyle beraber bize geliniz, dedim. Resul-i Ekrem: O yemek ne kadar? diye sordu. Ben de olanı söyledim. Bunun üzerine: Hem çok hem de ne iyi! Hanımına söyle de ben gelene kadar tencereyi ateşten indirmesin, ekmeği de tandırdan çıkarmasın, buyurdu. Sonra ashaba: Kalkınız, dedi. Ensar ve muhacirler hep birlikte kalktılar. Ben telaşla evime varıp: Vay başıma gelenler! İşte Peygamber, yanında muhacirler, ensar ve beraberindekilerle geliyor, dedim. Eşim: Sana ne kadar yemeğimiz olduğunu sordu mu? dedi. Ben: Evet, dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), evimize gelen ashaba hitaben: Giriniz, birbirinizi sıkıştırmayınız, buyurdu. Resulullah ekmeği koparıp üzerine et koyuyor, her aldıkça da tencereyi ve tandırı kapatıyor, sonra ashabına yaklaştırıp onlara veriyordu. Hepsi doyuncaya kadar ekmek koparıp yemek dağıtmaya devam etti. Sonunda bir miktar arttı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) karıma: Bunu ye, komşulara da hediye et; çünkü insanları açlık perişan etti, buyurdu. Başka bir rivayette Cabir şöyle demiştir: Hendek kazıldığı gün Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) çok acıkmış gördüm. Ailemin yanına dönüp: Yiyecek bir şey var mı? Ben Resulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) çok acıkmış gördüm, dedim. O da bana içinde bir ölçek arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Bir de beslediğimiz kuzumuz vardı. Onu kestim, arpayı da eşim öğüttü. Ben işimi bitirinceye kadar o da işini bitirmişti. Eti parçalayıp tencereye koydum. Sonra Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına dönerken eşim bana: Sakın beni Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve yanındakilerin yanında rezil etme, dedi. Bu sebeple Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gizlice: Ya Resulallah, küçük bir kuzumuz vardı, onu kestik; bir ölçek arpamızı da öğüttük. Birkaç kişi ile buyurunuz, dedim. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Ey Hendek kazanlar! Cabir bizim için yemek hazırlamış, haydi gidelim, diye seslendi ve bana dönerek: Ben gelene kadar sakın tencereyi ateşten indirmeyin, ekmeği de tandırda pişirmeyin, dedi. Ben eve geldim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de cemaatin önünde idi. Hanımım bana çıkıştı. Ben de: Söylediğini aynen yaptım, dedim. Hamuru çıkardı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onun bereketlenmesi için dua edip içine tükürdü. Sonra tenceremize gelip onun da bereketlenmesi için dua edip içine tükürdü. Sonra da hanımıma: Ekmek yapacak bir kadın çağır da seninle birlikte ekmek yapsın. Tencerenizden yemeği kepçeyle alın fakat onu ateşten indirmeyin, buyurdu. Gelenler bin kişi idiler. Hepsi yediler, sonra yemeği bırakıp gittiler. Bu arada tenceremiz fıkır fıkır, eksilmeden kaynıyor; azalmayan hamurumuzdan da ekmek yapılıyordu.

Riyazus-Salihin 520

وعن أنس رضي الله عنه قال: قال أبو طلحة لأم سليم: قد سمعت صوت رسول الله صلى الله عليه وسلم ضعيفًا أعرف فيه الجوع، فهل عندك من شيء؟ فقالت: نعم، فأخرجت أقراصًا من شعير، ثم أخذت خمارًا لها فلفت الخبز ببعضه، ثم دسته تحت ثوبي، وردتني ببعضه، ثم أرسلتني إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم، فذهبت به، فوجدت رسول الله صلى الله عليه وسلم جالسًا في المسجد، ومعه الناس، فقمت عليهم، فقال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم: «أرسلك أبو طلحة؟» فقلت: نعم. فقال: «لطعام؟» فقلت: نعم. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «قوموا». فانطلقوا، وانطلقت بين أيديهم حتى جئت أبا طلحة فأخبرته، فقال أبو طلحة: يا أم سليم، قد جاء رسول الله صلى الله عليه وسلم بالناس وليس عندنا ما نطعمهم؟ فقالت: الله ورسوله أعلم. فانطلق أبو طلحة حتى لقي رسول الله صلى الله عليه وسلم، فأقبل رسول الله صلى الله عليه وسلم معه حتى دخلا. فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «هلمي ما عندك يا أم سليم». فأتت بذلك الخبز، فأمر به رسول الله صلى الله عليه وسلم ففت، وعصرت عليه أم سليم عكة فأدمته، ثم قال فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم ما شاء الله أن يقول، ثم قال: «ائذن لعشرة». فأذن لهم، فأكلوا حتى شبعوا ثم خرجوا، ثم قال: «ائذن لعشرة». فأذن لهم، فأكلوا حتى شبعوا ثم خرجوا، ثم قال: «ائذن لعشرة». فأذن لهم حتى أكل القوم كلهم وشبعوا، والقوم سبعون رجلًا أو ثمانون. وفي رواية: فما زال يدخل عشرة ويخرج عشرة، حتى لم يبق منهم أحد إلا دخل، فأكل حتى شبع، ثم هيأها فإذا هي مثلها حين أكلوا منها. وفي رواية: فأكلوا عشرة عشرة، حتى فعل ذلك بثمانين رجلًا، ثم أكل النبي صلى الله عليه وسلم بعد ذلك وأهل البيت، وتركوا سؤرًا. وفي رواية: ثم أفضلوا ما بلغوا جيرانهم. وفي رواية عن أنس قال: جئت رسول الله صلى الله عليه وسلم يومًا فوجدته جالسًا مع أصحابه، وقد عصب بطنه بعصابة، فقلت لبعض أصحابه: لم عصب رسول الله صلى الله عليه وسلم بطنه؟ فقالوا: من الجوع. فذهبت إلى أبي طلحة، وهو زوج أم سليم بنت ملحان، فقلت: يا أبتاه، قد رأيت رسول الله صلى الله عليه وسلم عصب بطنه بعصابة، فسألت بعض أصحابه، فقالوا: من الجوع. فدخل أبو طلحة على أمي فقال: هل من شيء؟ قالت: نعم، عندي كسر من خبز وتمرات، فإن جاءنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وحده أشبعناه، وإن جاء آخر معه قل عنهم، وذكر تمام الحديث.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Üvey babam Ebu Talha, annem Ümmü Süleym'e: Resulullah'ın sesini zayıf işitiyorum; bundan aç olduğunu anlıyorum. Yanında yiyecek bir şey var mı? dedi. O da: Evet, var, dedi ve arpa ekmeğinden birkaç parça çıkardı. Sonra başörtüsünün bir kısmına ekmeği sarıp elbisemin altına yerleştirdi, örtünün kalan kısmını da üzerime sardı ve beni Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gönderdi. Ben de mescitte bulunan Peygamber'in yanına vardım. Yanında insanlar vardı. Onların yanında durdum. Peygamber: Seni Ebu Talha mı gönderdi? buyurdu. Ben: Evet, dedim. Yemek için mi? buyurdu. Evet, diye cevap verdim. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), yanında bulunanlara: Kalkınız, buyurdu. Onlar da kalkıp yürüdüler. Ben önlerinden yürüdüm, Ebu Talha'ya gelerek durumu bildirdim. Bunun üzerine Ebu Talha: Ey Ümmü Süleym! Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cemaatle birlikte geldi, hâlbuki bizde onları doyuracak yemek yok, deyince kadın: Allah ve Resulü daha iyi bilir, dedi. Ebu Talha da hemen gidip Resulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) karşıladı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onunla birlikte içeri girdi ve: Ey Ümmü Süleym, yanında olanları getir, buyurdu. O da bu ekmekleri getirdi. Resulullah emredip ekmekleri parçalattı. Ümmü Süleym de yağ tulumunu sıkarak ekmeklere katık yaptı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) o ekmek üzerine Allah'ın dilediği duaları okudu. Sonra Ebu Talha'ya: İçeri on kişi al, buyurdu. Ebu Talha on kişiye izin verdi. Onlar doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): On kişi daha al, buyurdu. Onlar da yiyip çıktılar. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Bir on kişiye daha izin ver, buyurdu. Neticede hepsi yediler ve doydular. Bu cemaat yetmiş veya seksen kişi idi. Değişik bir rivayette şöyle geçmektedir: Onar onar girip çıkıyorlardı. Neticede onlardan içeri girip karnını doyurmayan hiç kimse kalmadı. Sonra sofrayı yeniden düzenledi; bir de ne görsün, yemekler yenilmeden önceki miktarıyla duruyordu. Bir başka rivayet ise şöyledir: Onar kişi onar kişi yediler. Böylece seksen kişinin hepsi yedi ve doydu. Sonra Peygamberimiz ile ev sahipleri de yediler, yine de yemek arttı. Başka bir rivayet ise şöyledir: Sonra komşularına yetecek kadarını arttırdılar. Enes bir rivayetinde de şöyle demiştir: Bir gün Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelmiştim. Onu ashabıyla birlikte gördüm; karnına bir sargı sarmıştı. Ashabından bazılarına: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) karnını niçin sardı? diye sordum. Onlar: Açlıktan, diye cevap verdiler. Bunun üzerine annem Ümmü Süleym binti Milhan'ın eşi Ebu Talha'ya gittim ve: Ey babacığım! Ben Resulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) karnını bir sargıyla sarmış vaziyette gördüm. Ashabından bazılarına bunun sebebini sordum; açlıktan olduğunu söylediler, dedim. Bunun üzerine Ebu Talha annemin yanına geldi ve: Yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Annem de: Evet, evde birkaç parça ekmek ve birkaç hurma var. Eğer Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize tek başına gelirse kendisini doyururuz. Eğer yanında başkası da gelirse onlara yetmez, dedi ve hadisin tamamını zikretti.

Riyazus-Salihin 521