Riyazus Salihin

498 numaralı hadis

وعن خالدِ بن عُمَيْرٍ العَدَوِيِّ قال: خَطَبَنَا عُتْبَةُ بنُ غَزوَان، وكان أَمِيراً عَلى البَصْرَةِ، فَحَمِدَ الله وأَثْنَى عَلَيْهِ، ثُمَّ قال: أَمّا بَعْدُ، فَإن الدُّنْيَا قَدْ آذَنَتْ بصُرْمٍ، وَوَلَّتْ حَذَّاءَ، وَلمْ يَبْقَ مِنها إلا صُبَابَةٌ كَصُبَابَةِ الإناءِ، يَتَصَابُّها صاحبُها، وإنكُمْ مُنْتَقِلُونَ مِنْها إلى دارٍ لا زَوَالَ لَها، فَانتَقِلُوا بِخَيْرِ ما بِحَضْرَتِكُمْ، فَإنهُ قَدْ ذُكِرَ لَنا أن الحَجَرَ يُلْقَى مِنْ شَفَةِ جَهَنَّمَ، فَيَهْوِي فِيها سَبْعِينَ عاماً لا يُدْرِكُ لَها قَعْراً، وَاللهِ لَتُمْلَأَنَّ، أَفَعَجِبْتُمْ؟ ولَقَدْ ذُكِرَ لَنا أن ما بَيْنَ مِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الجَنَّةِ مَسِيرَةَ أَرْبَعِينَ عاماً، وَلَيَأْتِيَنَّ عَلَيْهَا يَوْمٌ وهُوَ كَظِيظٌ مِنَ الزِّحَامِ، وَلَقَدْ رَأَيْتُنِي سابعَ سَبْعَةٍ مَعَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، ما لَنا طَعامٌ إلا وَرَقُ الشَّجَرِ، حتى قَرِحَتْ أَشْدَاقُنا، فالْتَقَطْتُ بُرْدَةً فَشَقَقْتُها بَيْني وبَيْنَ سَعْدِ بنِ مالكٍ، فَاتَّزَرْتُ بِنِصْفِها واتَّزَرَ سَعْدٌ بِنِصْفِها، فَمَا أَصْبَحَ اليَوْمَ مِنَّا أَحَدٌ إلا أَصبَحَ أَمِيراً عَلى مِصْرٍ مِنَ الأمْصَارِ، وَإني أَعُوذُ باللهِ أن أَكونَ في نَفْسي عَظيماً وَعِنْدَ الله صَغِيراً.

Hâlid ibni Umeyr el-Adevî şöyle demiştir: Basra emiri olan Utbe ibni Gazvân bize bir konuşma yaptı. Allah’a hamdüsenâdan sonra sözlerine şöyle devam etti: “Dünya sona ereceğini bildirmiş ve hızla dönüp gitmiştir. Ondan, kabın dibinde kalan ve sahibinin içtiği su kadar az bir miktar kalmıştır. Siz bu dünyadan, yok olmayan bir yurda göç edeceksiniz. Şu hâlde oraya elinizdeki hayırlı amellerle göç ediniz. Çünkü bize bildirildiğine göre cehennemin kenarından atılan bir taş, yetmiş yıl boyunca düşer de onun dibine ulaşamaz. Allah’a yemin olsun ki cehennem mutlaka doldurulacaktır. Buna şaştınız mı? Bize bildirildiğine göre cennetin kapılarından birinin iki kanadı arasında kırk yıllık mesafe vardır. Bir gün gelecek, orası izdihamdan dopdolu olacaktır. Ben kendimi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bulunan yedi kişinin yedincisi olarak gördüm. Bizim ağaç yaprağından başka yiyeceğimiz yoktu. Bu yüzden ağız kenarlarımız yara olmuştu. Derken bir örtü buldum ve onu Sa’d ibni Mâlik’le aramızda ikiye böldüm. Yarısını ben, yarısını da Sa’d beline doladı. Bugün ise her birimiz bir şehre vali olmuş durumdayız. Ben kendi gözümde büyük, Allah katında küçük olmaktan Allah’a sığınırım.”

Riyazus-Salihin 498