عن أبي إبراهيمَ - ويُقال أبو محمد، ويقال أبو مُعَاوِيَةَ - عَبدِ الله بن أبي أَوْفَى رضي الله عنه، أن رسولَ الله ﷺ بَشَّرَ خَدِيجَةَ رضي الله عنها بِبَيْتٍ في الجَنَّةِ مِنْ قَصَبٍ، لا صَخَبَ فِيهِ ولا نَصَبَ.
Ebu İbrahim veya Ebu Muhammed yahut Ebu Muaviye Abdullah İbni Ebu Evfa (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hatice (Allah ondan razı olsun)’yi cennette, içinde hiçbir gürültünün duyulmayıp hiçbir yorgunluğun hissedilmeyeceği inciden yapılmış bir evle müjdeledi. (Buhari, Umre 11; Müslim, Fezailü’s-sahabe 71)
Riyazus-Salihin 708
وعن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه، أنه تَوَضَّأَ في بَيْتِهِ، ثُمَّ خَرَجَ فقال: لأَلْزَمَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم، وَلأَكُونَنَّ مَعَهُ يَوْمِي هذا. فَجَاءَ المَسْجِدَ، فَسَأَلَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَقالوا: وَجَّهَ هاهُنا. قال: فَخَرَجْتُ عَلى أَثَرِهِ أَسْأَلُ عَنْهُ، حَتَّى دَخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ حَتَّى قَضَى رسولُ الله صلى الله عليه وسلم حَاجَتَهُ وتَوَضَّأَ، فَقُمْتُ إِلَيْهِ، فَإِذا هُوَ قَدْ جَلَسَ عَلى بِئْرِ أَرِيسٍ، وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ وَدَلَّاهُمَا في البِئْرِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ البَابِ فَقُلْتُ: لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم اليَوْمَ. فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ، فَدَفَعَ البَابَ، فَقُلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقال: أَبُو بَكْرٍ. فَقُلْتُ: عَلى رِسْلِكَ. ثُمَّ ذَهَبْتُ فَقُلْتُ: يا رَسُولَ الله، هَذَا أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ؟ فَقال: ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ. فَأَقْبَلْتُ حَتَّى قُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ: ادْخُلْ، وَرَسُولُ الله يُبَشِّرُكَ بِالجَنَّةِ. فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ فَجَلَسَ عَنْ يَمِينِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ في القُفِّ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ في البِئْرِ كَمَا صَنَعَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ. ثُمَّ رَجَعْتُ وَجَلَسْتُ، وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأُ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ: إِنْ يُرِدِ الله بِفُلانٍ، يُرِيدُ أَخَاهُ، خَيْراً يَأْتِ بِهِ. فَإِذا إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ البَابَ، فَقُلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقال: عُمَرُ بنُ الخَطَّابِ. فَقُلْتُ: عَلى رِسْلِكَ. ثُمَّ جِئْتُ إلى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ وَقُلْتُ: هَذَا عُمَرُ يَسْتَأْذِنُ؟ فَقال: ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ. فَجِئْتُ عُمَرَ، فَقُلْتُ: أَذِنَ، وَيُبَشِّرُكَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم بِالجَنَّةِ. فَدَخَلَ فَجَلَسَ مَعَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم في القُفِّ عَنْ يَسَارِهِ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ في البِئْرِ. ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ فَقُلْتُ: إِنْ يُرِدِ الله بِفُلانٍ خَيْراً، يَعْنِي أَخَاهُ، يَأْتِ بِهِ. فَجَاءَ إِنْسَانٌ فَحَرَّكَ البَابَ. فَقُلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقال: عُثْمَانُ بنُ عَفَّانَ. فَقُلْتُ: عَلى رِسْلِكَ. وَجِئْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَأَخْبَرْتُهُ فَقال: ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ مَعَ بَلْوَى تُصِيبُهُ. فَجِئْتُ فَقُلْتُ: ادْخُلْ، وَيُبَشِّرُكَ رَسُولُ الله بِالجَنَّةِ مَعَ بَلْوَى تُصِيبُكَ. فَدَخَلَ فَوَجَدَ القُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وُجَاهَهُمْ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ. وقال سعيد بن المسيب: فأولتها قبورهم.
وزاد في رواية: وَأَمَرَنِي رسولُ الله بِحِفْظِ البَابِ. وَفِيها: أَنَّ عُثْمَانَ حِينَ بَشَّرَهُ حَمِدَ الله تَعالى، ثُمَّ قال: الله المُسْتَعَانُ.
Ebu Musa el-Eş’arî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün evimde abdest alıp çıktım. Rasûlullah’tan hiç ayrılmayıp bu günü onunla geçireceğim, dedim. Mescide gelerek Peygamber’i sordum. Şu tarafa gitti, dediler. Sora sora izini takip edip nihayet Eris Kuyusu’nun bulunduğu bahçeye girdim. Kapının yanında oturdum. Peygamber tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Ben de kalkıp yanına vardım. Baktım ki Eris Kuyusu’nun bilezik taşının kenarına oturmuş, paçalarını sıvayarak ayaklarını kuyuya sarkıtmıştı. Selam verip ayrıldım. Tekrar kapının yanına oturdum. Kendi kendime, bugün Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kapıcısı olacağım, dedim.
O sırada Ebu Bekir gelip kapıyı itti. Ben:
- Kim o? dedim.
- Ebu Bekir, dedi.
- Biraz bekle, diyerek Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelip:
- Ya Rasûlallah, Ebu Bekir geldi, yanınıza girmek için izin istiyor, dedim.
- İzin ver ve onu cennetle müjdele, buyurdu.
Kapıya varıp Ebu Bekir’e:
- İçeri gir, Rasûlullah seni cennetle müjdeliyor, dedim.
Ebu Bekir içeri girdi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sağına, kuyu bileziğinin üzerine oturdu; paçalarını sıvayarak ayaklarını Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi kuyuya sarkıttı. Sonra dönüp kapının yanına oturdum. Kardeşimi abdest alıp bana yetişmek üzere evde bırakmıştım. Onu düşünerek kendi kendime:
- Eğer Allah falanın hayrını dilerse onu da buraya getirir, dedim. Bu arada birinin kapıyı hareket ettirdiğini gördüm.
- Kim o? dedim.
- Ömer ibni Hattab, dedi.
- Biraz bekle, dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelip selam verdim.
- Ömer ibni Hattab geldi, içeri girmek için izin istiyor, dedim.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
- Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, buyurdu. Kapıya varıp Ömer’e:
- İçeri gir, Rasûlullah seni cennetle müjdeliyor, dedim.
Ömer içeri girdi. Rasûlullah’ın soluna, kuyu bileziğinin üzerine oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı.
Sonra dönüp kapının yanına oturdum. Tekrar kardeşimi düşünerek kendi kendime:
- Eğer Allah falanın hayrını dilerse onu da buraya getirir, dedim. Bu sırada biri gelip kapıyı salladı.
- Kim o? diye sordum.
- Osman ibni Affan, dedi.
- Biraz bekle, diyerek Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gittim ve onun geldiğini haber verdim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
- Ona da izin ver; karşılaşacağı bir bela ile birlikte onu cennetle müjdele, buyurdu. Geri döndüm ve:
- İçeri gir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), başına gelecek bir bela ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim.
Osman içeri girdi. Kuyu bileziğinde oturacak yer kalmadığını görünce karşılarında, diğer tarafta oturdu.
Said ibni Müseyyeb der ki: Ben onların bu oturuş şeklini kabirlerinin durumuna yorumladım.
Buhârî’nin değişik bir rivayetinde, “Rasûlullah bana kapıyı korumamı emretti” fazlalığı vardır. Yine aynı rivayette, “Osman müjdeyi duyunca Allah’a hamdetti ve ‘Yardımı istenen Allah’tır’ dedi” şeklindedir.
Riyazus-Salihin 709
وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال: كُنَّا قُعُوداً حَوْلَ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم، وَمَعَنَا أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، في نَفَرٍ، فَقَامَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم مِنْ بَيْنِ أَظْهُرِنَا فَأَبْطَأَ عَلَيْنَا، وَخَشِينَا أَنْ يُقْتَطَعَ دُونَنَا، وَفَزِعْنَا فَقُمْنَا، فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ، فَخَرَجْتُ أَبْتَغِي رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم، حَتَّى أَتَيْتُ حَائِطاً لِلأَنْصَارِ لِبَنِي النَّجَّارِ، فَدُرْتُ بِهِ هَلْ أَجِدُ لَهُ بَاباً فَلَمْ أَجِدْ، فَإِذا رَبِيعٌ يَدْخُلُ في جَوْفِ حَائِطٍ مِنْ بِئْرٍ خَارِجَةٍ، وَالرَّبِيعُ: الجَدْوَلُ الصَّغِيرُ، فَاحْتَفَزْتُ، فَدَخَلْتُ عَلى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، فَقال: أَبُو هُرَيْرَةَ؟ فَقُلْتُ: نَعَمْ يَا رَسُولَ الله. قال: مَا شَأْنُكَ؟ قلتُ: كُنْتَ بَيْنَ أَظْهُرِنَا فَقُمْتَ فَأَبْطَأْتَ عَلَيْنَا، فَخَشِينَا أَنْ تُقْتَطَعَ دُونَنَا فَفَزِعْنَا، فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ، فَأَتَيْتُ هَذَا الحَائِطَ، فَاحْتَفَزْتُ كَمَا يَحْتَفِزُ الثَّعْلَبُ، وَهَؤُلاءِ النَّاسُ وَرَائِي. فَقال: يَا أَبَا هُرَيْرَةَ، وَأَعْطَانِي نَعْلَيْهِ فَقال: اذْهَبْ بِنَعْلَيَّ هَاتَيْنِ، فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلَّا الله مُسْتَيْقِناً بِهَا قَلْبُهُ، فَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in etrafında, aralarında Ebu Bekir ve Ömer’in de bulunduğu bir grup insanla oturuyorduk. Rasûlullah aramızdan kalktı. Uzunca bir süre dönmeyince kendisine bizden önce bir zarar gelmesinden korkarak telaşa düştük ve ayağa kalktık. İlk telaşlanan bendim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’i aramak üzere Ensardan Neccaroğullarının bahçesine vardım. Kapısını bulmak için bahçenin etrafını dolaştım, fakat bir kapı bulamadım. Bahçenin dışındaki bir kuyudan bahçeye küçük bir su kanalı giriyordu. Tilki gibi büzülüp oradan bahçeye girdim. Beni görünce:
- Ebu Hüreyre, sen misin? diye sordu.
- Evet ya Rasûlallah, dedim.
- Ne oldu? dedi.
- Aramızda otururken kalkıp gittin. Geri dönmeyince sana bizden önce bir kötülük yapılabileceğinden endişelenip telaşa düştük. İlk telaşlanan da bendim. Kalkıp bu bahçeye geldim, tilki gibi büzülüp içeri girdim. Diğerleri de arkamdan geliyorlar, dedim. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
- Ey Ebu Hüreyre! dedi ve ayakkabılarını bana vererek şunları söyledi:
- Şu iki ayakkabımı alıp git. Bu duvarın ötesinde, kalbi kesin olarak inanmış hâlde “Lâ ilâhe illallah” diye şehadet eden kime rastlarsan onu cennetle müjdele.
Riyazus-Salihin 710
وعن ابنِ شُمَاسَةَ قال: حَضَرْنَا عَمْرَو بنَ العاصِ رضي الله عنه، وَهُوَ في سِيَاقَةِ المَوْتِ، فَبَكَى طَوِيلاً وَحَوَّلَ وَجْهَهُ إلى الجِدَارِ، فَجَعَلَ ابْنُهُ يَقُولُ: يَا أَبَتَاهُ، أَمَا بَشَّرَكَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم بِكَذَا؟ أَمَا بَشَّرَكَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم بِكَذَا؟ فَأَقْبَلَ بِوَجْهِهِ فَقال: إِنَّ أَفْضَلَ مَا نُعِدُّ شَهَادَةُ أَنْ لا إِلَهَ إِلَّا الله، وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ الله. إِنِّي قَدْ كُنْتُ عَلى أَطْبَاقٍ ثَلاثٍ: لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَمَا أَحَدٌ أَشَدَّ بُغْضاً لِرَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم مِنِّي، وَلا أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَكُونَ قَدِ اسْتَمْكَنْتُ مِنْهُ فَقَتَلْتُهُ، فَلَوْ مُتُّ عَلى تِلْكَ الحَالِ لَكُنْتُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ. فَلَمَّا جَعَلَ الله الإِسْلامَ في قَلْبِي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ: ابْسُطْ يَمِينَكَ فَلأُبَايِعْكَ. فَبَسَطَ يَمِينَهُ، فَقَبَضْتُ يَدِي، فقال: مَا لَكَ يَا عَمْرُو؟ قلتُ: أَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِطَ. قال: تَشْتَرِطُ بِمَاذَا؟ قُلْتُ: أَنْ يُغْفَرَ لِي. قال: أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ الإِسْلامَ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ؟ وَأَنَّ الهِجْرَةَ تَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهَا؟ وَأَنَّ الحَجَّ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ؟ وَمَا كَانَ أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، وَلا أَجَلَّ في عَيْنِي مِنْهُ، وَمَا كُنْتُ أُطِيقُ أَنْ أَمْلأَ عَيْنَيَّ مِنْهُ إِجْلالاً لَهُ، وَلَوْ سُئِلْتُ أَنْ أَصِفَهُ مَا أَطَقْتُ؛ لأَنِّي لَمْ أَكُنْ أَمْلأُ عَيْنَيَّ مِنْهُ. وَلَوْ مُتُّ عَلى تِلْكَ الحَالِ لَرَجَوْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ. ثُمَّ وَلِينَا أَشْيَاءَ مَا أَدْرِي مَا حَالِي فِيهَا. فَإِذا أَنَا مُتُّ فَلا تَصْحَبْنِي نَائِحَةٌ وَلا نَارٌ، فَإِذا دَفَنْتُمُونِي، فَشُنُّوا عَلَيَّ التُّرَابَ شَنّاً، ثُمَّ أَقِيمُوا حَوْلَ قَبْرِي قَدْرَ مَا تُنْحَرُ جَزُورٌ، وَيُقْسَمُ لَحْمُهَا، حَتَّى أَسْتَأْنِسَ بِكُمْ، وَأَنْظُرَ مَاذَا أُرَاجِعُ بِهِ رُسُلَ رَبِّي.
İbni Şümase şöyle demiştir: Amr ibni Âs ölüm döşeğindeyken yanında bulunuyorduk. Yüzünü duvara dönüp uzun uzun ağladı. Oğlu kendisine:
- Babacığım, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sana şu müjdeyi vermedi mi? Seni şöyle müjdelemedi mi? demeye başladı. Amr yüzünü bize çevirerek:
- Ahiret için hazırladığımız en değerli azık, “Lâ ilâhe illallah ve Muhammedün Rasûlullah” diye şehadet etmektir. Hayatım boyunca üç dönem geçirdim. Bir zamanlar Rasûlullah’a benden fazla kin besleyen yoktu. En çok arzu ettiğim şey, bir fırsatını bulup onu öldürmekti. Bu hâlde ölseydim cehennemlik olurdum. Allah gönlüme İslam’ı koyunca Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek:
- Sağ elini uzat da sana biat edeyim, dedim. O elini uzatınca ben elimi geri çektim. Bunun üzerine:
- Ne oldu ey Amr? diye sordu.
- Bir şart koşmak istiyorum, dedim.
- Neyi şart koşacaksın? buyurdu.
- Bağışlanmamı, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
- Müslüman olmanın daha önceki günahları sildiğini, hicret etmenin daha önceki günahları yok ettiğini ve haccetmenin daha önceki günahları ortadan kaldırdığını bilmiyor musun? buyurdu.
Artık Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den daha çok sevdiğim biri yoktu. Gözümde ondan daha yüce biri mevcut değildi. Ona duyduğum saygıdan dolayı gözlerimi doyasıya ona dikemezdim. Onu tanıtmamı isteseler kendisine doyasıya bakamadığım için bunu yapamazdım. Şayet bu hâlde ölseydim cennetlik olmayı umabilirdim. Sonra birtakım işlerle görevlendirildik ki o işlerden dolayı durumumun ne olduğunu bilemiyorum.
Öldüğüm zaman arkamdan ne ağıt yakan bir kadın ne de ateş bulunsun. Beni gömdüğünüzde toprağı üzerime azar azar atınız. Sonra bir devenin kesilip etinin taksim edileceği kadar bir süre kabrimin başında kalınız ki sizinle yakınlık kurup yerime alışayım ve Rabbimin elçilerine ne cevap vereceğimi düşüneyim.
Riyazus-Salihin 711