Riyazus Salihin

711 numaralı hadis

وعن ابنِ شُمَاسَةَ قال: حَضَرْنَا عَمْرَو بنَ العاصِ رضي الله عنه، وَهُوَ في سِيَاقَةِ المَوْتِ، فَبَكَى طَوِيلاً وَحَوَّلَ وَجْهَهُ إلى الجِدَارِ، فَجَعَلَ ابْنُهُ يَقُولُ: يَا أَبَتَاهُ، أَمَا بَشَّرَكَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم بِكَذَا؟ أَمَا بَشَّرَكَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم بِكَذَا؟ فَأَقْبَلَ بِوَجْهِهِ فَقال: إِنَّ أَفْضَلَ مَا نُعِدُّ شَهَادَةُ أَنْ لا إِلَهَ إِلَّا الله، وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ الله. إِنِّي قَدْ كُنْتُ عَلى أَطْبَاقٍ ثَلاثٍ: لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَمَا أَحَدٌ أَشَدَّ بُغْضاً لِرَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم مِنِّي، وَلا أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ أَنْ أَكُونَ قَدِ اسْتَمْكَنْتُ مِنْهُ فَقَتَلْتُهُ، فَلَوْ مُتُّ عَلى تِلْكَ الحَالِ لَكُنْتُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ. فَلَمَّا جَعَلَ الله الإِسْلامَ في قَلْبِي أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ: ابْسُطْ يَمِينَكَ فَلأُبَايِعْكَ. فَبَسَطَ يَمِينَهُ، فَقَبَضْتُ يَدِي، فقال: مَا لَكَ يَا عَمْرُو؟ قلتُ: أَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِطَ. قال: تَشْتَرِطُ بِمَاذَا؟ قُلْتُ: أَنْ يُغْفَرَ لِي. قال: أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ الإِسْلامَ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ؟ وَأَنَّ الهِجْرَةَ تَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهَا؟ وَأَنَّ الحَجَّ يَهْدِمُ مَا كَانَ قَبْلَهُ؟ وَمَا كَانَ أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، وَلا أَجَلَّ في عَيْنِي مِنْهُ، وَمَا كُنْتُ أُطِيقُ أَنْ أَمْلأَ عَيْنَيَّ مِنْهُ إِجْلالاً لَهُ، وَلَوْ سُئِلْتُ أَنْ أَصِفَهُ مَا أَطَقْتُ؛ لأَنِّي لَمْ أَكُنْ أَمْلأُ عَيْنَيَّ مِنْهُ. وَلَوْ مُتُّ عَلى تِلْكَ الحَالِ لَرَجَوْتُ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِ الجَنَّةِ. ثُمَّ وَلِينَا أَشْيَاءَ مَا أَدْرِي مَا حَالِي فِيهَا. فَإِذا أَنَا مُتُّ فَلا تَصْحَبْنِي نَائِحَةٌ وَلا نَارٌ، فَإِذا دَفَنْتُمُونِي، فَشُنُّوا عَلَيَّ التُّرَابَ شَنّاً، ثُمَّ أَقِيمُوا حَوْلَ قَبْرِي قَدْرَ مَا تُنْحَرُ جَزُورٌ، وَيُقْسَمُ لَحْمُهَا، حَتَّى أَسْتَأْنِسَ بِكُمْ، وَأَنْظُرَ مَاذَا أُرَاجِعُ بِهِ رُسُلَ رَبِّي.

İbni Şümase şöyle demiştir: Amr ibni Âs ölüm döşeğindeyken yanında bulunuyorduk. Yüzünü duvara dönüp uzun uzun ağladı. Oğlu kendisine: - Babacığım, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sana şu müjdeyi vermedi mi? Seni şöyle müjdelemedi mi? demeye başladı. Amr yüzünü bize çevirerek: - Ahiret için hazırladığımız en değerli azık, “Lâ ilâhe illallah ve Muhammedün Rasûlullah” diye şehadet etmektir. Hayatım boyunca üç dönem geçirdim. Bir zamanlar Rasûlullah’a benden fazla kin besleyen yoktu. En çok arzu ettiğim şey, bir fırsatını bulup onu öldürmekti. Bu hâlde ölseydim cehennemlik olurdum. Allah gönlüme İslam’ı koyunca Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek: - Sağ elini uzat da sana biat edeyim, dedim. O elini uzatınca ben elimi geri çektim. Bunun üzerine: - Ne oldu ey Amr? diye sordu. - Bir şart koşmak istiyorum, dedim. - Neyi şart koşacaksın? buyurdu. - Bağışlanmamı, dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): - Müslüman olmanın daha önceki günahları sildiğini, hicret etmenin daha önceki günahları yok ettiğini ve haccetmenin daha önceki günahları ortadan kaldırdığını bilmiyor musun? buyurdu. Artık Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den daha çok sevdiğim biri yoktu. Gözümde ondan daha yüce biri mevcut değildi. Ona duyduğum saygıdan dolayı gözlerimi doyasıya ona dikemezdim. Onu tanıtmamı isteseler kendisine doyasıya bakamadığım için bunu yapamazdım. Şayet bu hâlde ölseydim cennetlik olmayı umabilirdim. Sonra birtakım işlerle görevlendirildik ki o işlerden dolayı durumumun ne olduğunu bilemiyorum. Öldüğüm zaman arkamdan ne ağıt yakan bir kadın ne de ateş bulunsun. Beni gömdüğünüzde toprağı üzerime azar azar atınız. Sonra bir devenin kesilip etinin taksim edileceği kadar bir süre kabrimin başında kalınız ki sizinle yakınlık kurup yerime alışayım ve Rabbimin elçilerine ne cevap vereceğimi düşüneyim.

Riyazus-Salihin 711