HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

SAĞLAM İMAN ve ALLAH’A GÜVENİP DAYANMAK

11 hadis

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: عُرِضَتْ عَلَيَّ الْأُمَمُ، فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ وَمَعَهُ الرَّهْطُ، وَالنَّبِيَّ وَمَعَهُ الرَّجُلُ وَالرَّجُلَانِ، وَالنَّبِيَّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، إِذْ رُفِعَ لِي سَوَادٌ عَظِيمٌ، فَظَنَنْتُ أَنَّهُمْ أُمَّتِي، فَقِيلَ لِي: هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ، وَلَكِنِ انْظُرْ إِلَى الْأُفُقِ، فَنَظَرْتُ فَإِذَا سَوَادٌ عَظِيمٌ، فَقِيلَ لِي: انْظُرْ إِلَى الْأُفُقِ الْآخَرِ، فَإِذَا سَوَادٌ عَظِيمٌ، فَقِيلَ لِي: هَذِهِ أُمَّتُكَ، وَمَعَهُمْ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ وَلَا عَذَابٍ. ثُمَّ نَهَضَ فَدَخَلَ مَنْزِلَهُ، فَخَاضَ النَّاسُ فِي أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ وَلَا عَذَابٍ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ: فَلَعَلَّهُمُ الَّذِينَ صَحِبُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَقَالَ بَعْضُهُمْ: فَلَعَلَّهُمُ الَّذِينَ وُلِدُوا فِي الْإِسْلَامِ فَلَمْ يُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَذَكَرُوا أَشْيَاءَ، فَخَرَجَ عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: مَا الَّذِي تَخُوضُونَ فِيهِ؟ فَأَخْبَرُوهُ، فَقَالَ: هُمُ الَّذِينَ لَا يَرْقُونَ، وَلَا يَسْتَرْقُونَ، وَلَا يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ. فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ: ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ، فَقَالَ: أَنْتَ مِنْهُمْ. ثُمَّ قَامَ رَجُلٌ آخَرُ فَقَالَ: ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ، فَقَالَ: سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ.

Abdullah ibn Abbâs (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Geçmiş ümmetler bana gösterildi. Peygamber gördüm, yanında bir grup (sayıları on kişiyi geçmeyen insanlar) vardı; peygamber gördüm, yanında bir iki kişi bulunuyordu ve peygamber gördüm, yanında hiç kimse yoktu. Bu arada önüme büyük bir karaltı (büyük bir kalabalık) çıktı, onları kendi ümmetim sanmıştım. Bana, ‘Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, sen ufka bak’ dediler. Baktım, çok büyük bir karaltı. ‘Diğer ufka bak’ dediler, baktım yine çok büyük bir karaltı. ‘İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinde hesapsız, azapsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır’ dediler.” Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kalkıp evine girdi. Oradakiler de hesapsız, azapsız cennete gireceklerin kim olduğuna dair konuşmaya başladılar. Kimileri, “Bunlar, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sohbetinde bulunanlar olsa gerekir” dediler. Kimileri, “Bunlar, İslâm geldikten sonra doğup şirke bulaşmamış kimselerdir” dediler ve pek çok şey söylendi. Bu arada Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunların yanına çıktı ve: “Ne hakkında konuşuyordunuz?” dedi. “Hesapsız, azapsız cennete girecekler hakkında konuşuyoruz” dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onlar (şifanın Allah’tan geldiğine inanıp) büyü yapmazlar ve yaptırmazlar, uğursuzluğa da inanmazlar ve onlar Rablerine güvenip dayananlardır” buyurdu. Bu arada Ukkâşe ibn Mihsân ayağa kalkarak: “Beni onlardan eylemesi için Allah’a dua et” dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Sen onlardansın” buyurdu. Sonra bir başka kişi daha kalktı: “Beni de onlardan eylemesi için dua buyur” dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu defa: “Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe senden evvel davrandı” buyurdu. (Buhârî, Tıb 1; Müslim, Îman 374)

Riyazus-Salihin 74

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ: اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، اللَّهُمَّ أَعُوذُ بِعِزَّتِكَ، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، أَنْ تُضِلَّنِي، أَنْتَ الْحَيُّ الَّذِي لَا تَمُوتُ، وَالْجِنُّ وَالْإِنْسُ يَمُوتُونَ.

Abdullah ibn Abbâs (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua ederdi: “Allah’ım, sana teslim olup hükmüne razı oldum, sana inandım, sana dayanıp güvendim, yüzümü ve gönlümü sana çevirdim, senin yardımınla düşmanlara karşı savaştım. Allah’ım, beni saptırmandan senin büyüklüğüne sığınırım; senden başka gerçek ilah yoktur. Ölmeyecek, yalnızca diri kalacak sensin. Cinler ve insanlar hep ölümlüdürler.” (Buhârî, Teheccüd 1; Müslim, Zikir 67)

Riyazus-Salihin 75

عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال: (حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ) قالها إِبْرَاهِيمُ عليه السلام حِينَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ، وَقالها مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم حِينَ قالوا: (إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقالوا: حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ). وَفِي رِوَايَةٍ لَهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال: كان آخِرَ قَوْلِ إِبْرَاهِيمَ عليه السلام حِينَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ: حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ.

Abdullah ibn Abbâs (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” sözünü İbrahim (aleyhisselâm) ateşe atıldığında söylemiştir. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu sözü müşrikler: “Bakın, size karşı bir ordu toplanmış, onlardan korkun ve korunun” dediklerinde söylemiştir. Nitekim bu söz Müslümanların imanını artırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” demişlerdi. İbn-i Abbâs’ın değişik bir rivayeti şöyledir: İbrahim (aleyhisselâm) ateşe atıldığı zaman son sözü “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” demek olmuştur. (Buhârî, Tefsir 13)

Riyazus-Salihin 76

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قال: يَدْخُلُ الْجَنَّةَ أَقْوَامٌ أَفْئِدَتُهُمْ مِثْلُ أَفْئِدَةِ الطَّيْرِ.

Ebû Hureyre’den (Allah ondan razı olsun) nakledildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Cennete girecek birtakım insanlar var ki onların kalpleri, tevekkül ve Allah’a güvenmede kuşların kalpleri gibidir.” (Müslim, Cennet 27)

Riyazus-Salihin 77

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه أَنَّهُ غَزَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ نَجْدٍ، فَلَمَّا قَفَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَفَلَ مَعَهُمْ، فَأَدْرَكَتْهُمُ الْقَائِلَةُ فِي وَادٍ كَثِيرِ الْعِضَاهِ، فَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَتَفَرَّقَ النَّاسُ يَسْتَظِلُّونَ بِالشَّجَرِ، وَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَحْتَ سَمُرَةٍ، فَعَلَّقَ بِهَا سَيْفَهُ، وَنِمْنَا نَوْمَةً، ثُمَّ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُونَا، وَإِذَا عِنْدَهُ أَعْرَابِيٌّ، فَقَالَ: إِنَّ هَذَا اخْتَرَطَ عَلَيَّ سَيْفِي وَأَنَا نَائِمٌ، فَاسْتَيْقَظْتُ وَهُوَ فِي يَدِهِ صَلْتًا، قَالَ: مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي؟ قُلْتُ: اللَّهُ، ثَلَاثًا. وَلَمْ يُعَاقِبْهُ وَجَلَسَ. وَفِي رِوَايَةٍ: قال جَابِرٌ رضي الله عنه: كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَاتِ الرِّقَاعِ، فَإِذَا أَتَيْنَا عَلَى شَجَرَةٍ ظَلِيلَةٍ تَرَكْنَاهَا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، وَسَيْفُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُعَلَّقٌ بِالشَّجَرَةِ، فَاخْتَرَطَهُ فَقَالَ لَهُ: أَتَخَافُنِي؟ قَالَ: لَا. فَقَالَ: فَمَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي؟ قَالَ: اللَّهُ. وَفِي رِوَايَةِ أَبِي بَكْرٍ الْإِسْمَاعِيلِيِّ فِي صَحِيحِهِ: مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي؟ قَالَ: اللَّهُ. فَسَقَطَ السَّيْفُ مِنْ يَدِهِ، فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم السَّيْفَ فَقَالَ: مَنْ يَمْنَعُكَ مِنِّي؟ قَالَ: كُنْ خَيْرَ آخِذٍ. فَقَالَ: أَتَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ؟ قَالَ: لَا، وَلَكِنِّي أُعَاهِدُكَ أَلَّا أُقَاتِلَكَ، وَلَا أَكُونَ مَعَ قَوْمٍ يُقَاتِلُونَكَ. فَخَلَّى سَبِيلَهُ، فَأَتَى أَصْحَابَهُ فَقَالَ: جِئْتُكُمْ مِنْ عِنْدِ خَيْرِ النَّاسِ.

Câbir ibn Abdillah’tan (Allah ondan razı olsun) bildirildiğine göre kendisi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte Necid taraflarında bir gazvede bulunmuştu. Dönüşte Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikteydi. Öğle vakti ağaçlık ve çalılık bir vadiye geldiklerinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) orada istirahat için mola vermişti. Mücahitler istirahat için çevreye dağılmışlardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de semûra denilen bir ağacın altında istirahate çekilmiş, kılıcını da ağaca asmıştı. Birazcık uyumuştuk ki Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk. Bir de baktık ki Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında müşriklerden bir bedevî dikilmiş duruyor. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben uyurken bu bedevî kılıcımı almış. Uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette elindeydi. Bana, ‘Seni benim elimden kim kurtarır?’ dedi. Ben de üç defa ‘Allah’ cevabını verdim.” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) adamı cezalandırmamıştı; adam yanında oturuyordu. (Buhârî, Cihad 84; Müslim, Fedâil 13) Câbir’in (Allah ondan razı olsun) başka bir rivayeti şöyledir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte Zâtürrikâ gazvesindeydik. Gölgelik bir ağaca rastladığımızda onu Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) bıraktık. Müşriklerden bir kişi geldi, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ağaca asılı kılıcını alıp kınından çıkardı ve ona, “Benden korkuyor musun?” dedi. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “Hayır” diye karşılık verdi. Müşrik, “Seni benim elimden kim kurtarır?” diye sordu. Peygamberimiz, “Allah” diye karşılık verdi. Ebû Bekir el-İsmâilî’nin Sahih’indeki rivayette ise müşrik adam Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem), “Seni benim elimden kim kurtarır?” diye sordu. Peygamberimiz, “Allah” diye karşılık verdi. Bunun üzerine kılıç müşrik adamın elinden düştü. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) kılıcı aldı ve müşrik adama, “Seni benim elimden kim kurtarır?” diye sordu. Müşrik adam, “İyi bir cezalandırıcı ol” dedi. Peygamberimiz, “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve benim Allah’ın resulü olduğuma şehadet eder misin?” dedi. Müşrik adam, “Hayır, etmem; fakat seninle savaşmayacağıma ve seninle savaşan bir kavimle beraber olmayacağıma söz veriyorum” dedi. Peygamberimiz onu bıraktı. Müşrik adam arkadaşlarına gelerek, “Ben insanların en hayırlısının yanından geliyorum” dedi.

Riyazus-Salihin 78

عَنْ عُمَرَ رضي الله عنه قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: لَوْ أَنَّكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ، لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ، تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا.

Ömer ibnü’l-Hattâb (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken dinledim: “Eğer siz Allah’a gereği gibi güvenip tevekkül etseydiniz, Allah size de kuşlara verdiği gibi rızık verirdi. Çünkü kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları hâlde akşam dolu kursakla dönerler.” (Tirmizî, Zühd 33)

Riyazus-Salihin 79

عَنْ أَبِي عُمَارَةَ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رضي الله عنهما قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: يَا فُلَانُ، إِذَا أَوَيْتَ إِلَى فِرَاشِكَ فَقُلْ: اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لَا مَلْجَأَ وَلَا مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ، فَإِنَّكَ إِنْ مِتَّ مِنْ لَيْلَتِكَ مِتَّ عَلَى الْفِطْرَةِ، وَإِنْ أَصْبَحْتَ أَصَبْتَ خَيْرًا. وَفِي رِوَايَةٍ: إِذَا أَتَيْتَ مَضْجَعَكَ فَتَوَضَّأْ وُضُوءَكَ لِلصَّلَاةِ، ثُمَّ اضْطَجِعْ عَلَى شِقِّكَ الْأَيْمَنِ، وَقُلْ: وَذَكَرَ نَحْوَهُ، ثُمَّ قال: وَاجْعَلْهُنَّ آخِرَ مَا تَقُولُ.

Ebû Umâre Berâ ibn Âzib (Allah onlardan razı olsun)’dan aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey filan kişi, yatağına girdiğinde şöyle dua et: Allah’ım, kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işimi sana ısmarladım, işimde sana güvendim, rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım. Eğer bu duayı yapıp yattığın gece ölürsen fıtrat (iman) üzere ölürsün, ölmez de sabaha çıkarsan hayra kavuşursun.” (Buhârî, Vudû’ 75; Müslim, Zikir 56) Değişik bir rivayette de şöyle geçmektedir: “Yatağına yatacağın zaman namaz kılmak için abdest alıyor gibi abdest al, sonra sağ tarafına yat, yukarıdaki duayı aynen zikrederek böyle dua et. En son sözün bu dua olsun.” (Buhârî, Deavât 5; Müslim, Zikir 58)

Riyazus-Salihin 80

عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ رضي الله عنه، عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُثْمَانَ بْنِ عَامِرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ كَعْبِ بْنِ سَعْدِ بْنِ تَيْمِ بْنِ مُرَّةَ بْنِ كَعْبِ بْنِ لُؤَيِّ بْنِ غَالِبٍ الْقُرَشِيِّ التَّيْمِيِّ رضي الله عنه، وَهُوَ وَأَبُوهُ وَأُمُّهُ صَحَابَةٌ رضي الله عنهم، قال: نَظَرْتُ إِلَى أَقْدَامِ الْمُشْرِكِينَ وَنَحْنُ فِي الْغَارِ، وَهُمْ عَلَى رُؤُوسِنَا، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ نَظَرَ تَحْتَ قَدَمَيْهِ لَأَبْصَرَنَا، فَقَالَ: مَا ظَنُّكَ يَا أَبَا بَكْرٍ بِاثْنَيْنِ اللَّهُ ثَالِثُهُمَا.

Ebû Bekir es-Sıddîk (Allah ondan razı olsun), Abdullah ibn Osman ibn Âmir ibn Amr ibn Ka’b ibn Sa’d ibn Teym ibn Mürre ibn Ka’b ibn Lüeyy ibn Gâlib el-Kureşî et-Teymî’den rivayete göre, kendisi, babası ve annesi sahabidir. O şöyle demiştir: Hicret yolculuğunda biz Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile mağarada iken tepemizde dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını gördüm ve: “Ey Allah’ın elçisi! Eğer şu müşriklerden biri eğilip aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür.” dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurdu: “Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannedersin, niçin telaşlanıyorsun ya Ebû Bekir?” (Buhârî, Fedâil 2; Müslim, Fedâil 1)

Riyazus-Salihin 81

عَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أُمِّ سَلَمَةَ وَاسْمُهاَ هِنْدُ بِنْتُ أبي أُمَيَّةَ حُذَيْفَةَ المخزومية رضي اللهُ عَنْهَا أن النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كان إذا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ قال : بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ، اللَّهُمَّ إني أَعُوذُ بِكَ أَنْ أُضِلَّ أَوْ أُضَلَّ، أَوْ أَزِلَّ أَوْ أُزَلَّ، أَوْ أَظْلِمَ أَوْ أُظْلَمَ، أَوْ أَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيَّ.

Asıl adı Hind binti Ebû Ümeyye Huzeyfe el-Mahzûmiyye olan Ümmü Seleme (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) evden çıkacağı zaman şöyle dua ederdi: “Allah’ın adıyla çıkıyorum, Allah’a güveniyorum. Allah’ım! Sapmaktan ve saptırılmaktan, doğru yoldan kaymaktan ve kaydırılmış olmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, cahilce davranmaktan ve cahillerin davranışlarına muhatap olmaktan sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Edeb 103)

Riyazus-Salihin 82

عَنْ أنس رضي الله عنه قال : قال رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم : مَنْ قالَ - يَعْنِي إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ - : بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ، وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ، يُقالُ لَهُ : هُدِيتَ وَكُفِيتَ وَوُقِيتَ، وَتَنَحَّى عَنْهُ الشَّيَاطِينُ. زَادَ أَبُو دَاوُدَ : فَيَقُولُ - يَعْنِي الشَّيْطَانَ - لِشَيْطَانٍ آخَرَ : كَيْفَ لَكَ بِرَجُلٍ قَدْ هُدِيَ وَكُفِيَ وَوُقِيَ؟

Enes (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim evinden çıkacağı zaman ‘Allah’ın adıyla çıkıyorum, Allah’a güveniyorum; günahlardan korunmaya güç yetirmek ve ibadette kuvvet bulmak ancak Allah’ın yardımıyladır’ derse kendisine, ‘Doğruya ulaştırıldın, bütün ihtiyaçların yerine getirildi ve her kötü şeyden korundun’ diye cevap verilir. Şeytan da kendisinden uzaklaşır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 103; Tirmîzî, Deavât 34) Ebû Dâvûd’un rivayetinde şu fazlalık vardır: “Şeytan, diğer şeytana: ‘Hidayet edilmiş, tüm ihtiyaçları karşılanmış ve korunmuş kişiye karşı sen ne yapabilirsin ki?’ der.” (Ebû Dâvûd, Edeb 104)

Riyazus-Salihin 83

عَنْ أنس رضي الله عنه قال : كان أَخَوَانِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، وَكان أَحَدُهُمَا يَأْتِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَالآخَرُ يَحْتَرِفُ، فَشَكَا الْمُحْتَرِفُ أَخَاهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقالَ : لَعَلَّكَ تُرْزَقُ بِهِ.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan biri ilim öğrenmek için Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelir, diğeri de geçimlerini temin için çalışırdı. Bir gün çalışan kardeş ötekini Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e şikâyet etti. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Belki de sen onun yüzünden iş buluyor ve rızıklandırılıyorsun” buyurdular. (Tirmîzî, Zühd 33)

Riyazus-Salihin 84