HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ANA BABAYA İYİLİK VE AKRABAYI ZİYARET

24 hadis

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: سَأَلْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ الْعَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ؟ قَالَ: الصَّلَاةُ عَلَى وَقْتِهَا. قُلْتُ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: بِرُّ الْوَالِدَيْنِ. قُلْتُ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ.

Ebû Abdurrahman Abdullah ibni Mes’ûd (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber’e (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir, diye sordum. “Vaktinde kılınan namazdır.” buyurdular. “Sonra hangisi gelir?” dedim. “Ana babaya iyilik ve itaat etmek.” buyurdu. “Daha sonra?” deyince: “Allah yolunda cihad etmektir.” buyurdular. (Buhârî, Mevâkît 5; Müslim, Îmân 137)

Riyazus-Salihin 314

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا يَجْزِي وَلَدٌ وَالِدًا إِلَّا أَنْ يَجِدَهُ مَمْلُوكًا، فَيَشْتَرِيَهُ فَيُعْتِقَهُ.

Ebû Hüreyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hiçbir çocuk babasının hakkını gerektiği gibi ödeyemez. Eğer onu köle olarak bulup hürriyetine kavuşturursa babalık hakkını belki ödemiş olur.” (Müslim, Itk 25)

Riyazus-Salihin 315

وَعَنْهُ أَيْضًا رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin, Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse mutlaka hayır söylesin veya sussun.” (Buhari, Edeb 85; Müslim, İman 74)

Riyazus-Salihin 316

وَعَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْخَلْقَ حَتَّى إِذَا فَرَغَ مِنْهُمْ، قَامَتِ الرَّحِمُ، فَقَالَتْ: هَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ بِكَ مِنَ الْقَطِيعَةِ. قَالَ: نَعَمْ، أَمَا تَرْضَيْنَ أَنْ أَصِلَ مَنْ وَصَلَكِ، وَأَقْطَعَ مَنْ قَطَعَكِ؟ قَالَتْ: بَلَى. قَالَ: فَذَلِكَ لَكِ. ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: اقْرَؤُوا إِنْ شِئْتُمْ: ﴿فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ ۝ أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ﴾. وَفِي رِوَايَةٍ لِلْبُخَارِيِّ: فَقَالَ اللهُ تَعَالَى: مَنْ وَصَلَكِ وَصَلْتُهُ، وَمَنْ قَطَعَكِ قَطَعْتُهُ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah yaratma işini bitirdiğinde akrabalık ve kardeşlik bağı Allah’ın huzurunda durarak: Bu duruş, akrabalık ve kardeşlik alakasını kesenden sana sığınma duruşudur, dedi. Allah da: Pekâlâ, seni koruyup gözeteni gözetmeme, seninle ilgisini kesenden münasebeti kesmeme razı olur musun? diye sordu. Kardeşlik ve akrabalık bağı: Evet, razıyım, dedi. Bunun üzerine Allah: -Sana bu hak verilmiştir, buyurdu. Bunları anlattıktan sonra Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): İsterseniz bu gerçeği doğrulayan şu ayeti okuyunuz, buyurdu: “Demek siz iş başına gelecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkaracak ve akrabalık bağlarını parçalayacak mısınız? Onlar öyle kimselerdir ki Allah onları lanetlemiş, kulaklarını sağır, gözlerini kör etmiştir.” (47 Muhammed 22-23) (Buhari, Edeb 13; Müslim, Birr 16) Buhari’nin başka bir rivayeti ise şöyledir: “Ey akrabalık bağı! Seni gözeteni gözetirim, seninle ilgiyi kesenden ben de ilgiyi keserim.” (Buhari, Edeb 13)

Riyazus-Salihin 317

وَعَنْهُ قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ صَحَابَتِي؟ قَالَ: أُمُّكَ. قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ أُمُّكَ. قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ أُمُّكَ. قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ أَبُوكَ. وَفِي رِوَايَةٍ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ الصُّحْبَةِ؟ قَالَ: أُمُّكَ، ثُمَّ أُمُّكَ، ثُمَّ أُمُّكَ، ثُمَّ أَبُوكَ، ثُمَّ أَدْنَاكَ أَدْنَاكَ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelerek: İnsanlar arasında kendisine en iyi davranmam gereken kimdir? diye sordu. Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Annendir” buyurdular. Adam: Ondan sonra kimdir? diye sordu. Rasulullah yine: “Annendir” buyurdu. Adam tekrar: Kim gelir? diye sordu. Yine: “Annendir” buyurdular. Sonra kimdir? deyince Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Babandır” buyurdu. (Buhari, Edeb 2; Müslim, Birr 1) Müslim’in diğer bir rivayetinde: Kendisine en iyi davranılması gereken kimdir? sorusuna Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Annen, annen, annen; sonra baban, sonra da yakın akrabalarındır” buyurdu. (Müslim, Birr 2)

Riyazus-Salihin 318

وَعَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: رَغِمَ أَنْفُ، ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُ، ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُ مَنْ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ عِنْدَ الْكِبَرِ، أَحَدَهُمَا أَوْ كِلَيْهِمَا، فَلَمْ يَدْخُلِ الْجَنَّةَ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ana babasının veya onlardan birinin ihtiyarlık zamanlarına yetişip de gerekli hizmette bulunmaması sebebiyle cennete giremeyen kimsenin burnu yerlerde sürünsün.” Bunu üç defa tekrarladı. (Müslim, Birr 9)

Riyazus-Salihin 319

وَعَنْهُ أَنَّ رَجُلًا قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ لِي قَرَابَةً أَصِلُهُمْ وَيَقْطَعُونِي، وَأُحْسِنُ إِلَيْهِمْ وَيُسِيئُونَ إِلَيَّ، وَأَحْلُمُ عَنْهُمْ وَيَجْهَلُونَ عَلَيَّ، فَقَالَ: لَئِنْ كُنْتَ كَمَا قُلْتَ، فَكَأَنَّمَا تُسِفُّهُمُ الْمَلَّ، وَلَا يَزَالُ مَعَكَ مِنَ اللَّهِ ظَهِيرٌ عَلَيْهِمْ مَا دُمْتَ عَلَى ذَلِكَ.

Yine Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre bir adam: - Ya Rasulullah! Benim akrabalarım var; ben onları ziyaret ediyorum, onlar benimle alakayı kesiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı ve yumuşak davranıyorum, onlar bana kaba ve cahilce davranıyorlar, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Eğer dediğin gibi isen onlara kızgın kül yedirmiş oluyorsun. Sen böyle davrandıkça Allah’ın yardımı seninledir.” (Müslim, Birr 22)

Riyazus-Salihin 320

عَنْ أَنَسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ، وَيُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ، فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ.

Enes (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isterse akrabasını kollayıp gözetsin.” (Buhari, Edeb 12; Müslim, Birr 20)

Riyazus-Salihin 321

وَعَنْهُ قال: كان أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ الأنصار بِالْمَدِينَةِ مالًا مِنْ نَخْلٍ، وَكان أحب أَمْوَالِهِ إِلَيْهِ بَيْرُحَاءَ، وَكانت مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدِ، وَكان رَسُولُ اللَّهِ ﷺ يَدْخُلُهَا، وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ. فَلَمَّا نزلتْ هَذِهِ الآيَةُ: ﴿لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ﴾ قَامَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَقال: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَقُولُ: ﴿لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ﴾ وَإِنَّ أحب أَمْوَالِي إِلَيَّ بَيْرُحَاءَ، وَإِنَّهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ، أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ، فَضَعْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ. فَقال رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: بَخٍ! ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ، ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ! وَقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ، وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ. فَقال أَبُو طَلْحَةَ: أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ.

Yine Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ebu Talha, Medine’de Ensarın hurma bahçesi yönünden en varlıklısı idi. Ebu Talha’nın en sevdiği malı da mescidin karşısındaki Beyruha adlı hurma bahçesiydi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu bahçeye girer, oradan tatlı su içerdi. Ebu Talha, “En sevdiğiniz maldan infak etmedikçe en iyi olan hayra ve cennete ulaşamazsınız.” ayeti nazil olunca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelerek: “Ya Resûlallah! Allah, ‘Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça en iyi olan hayra ve cennete erişemezsiniz.’ buyuruyor. Benim en sevdiğim malım ise Beyruha adlı bahçedir. O, Allah için sadakadır. Allah’tan onun sevabını ve ahiret azığı olmasını isterim. Burayı Allah’ın sana gösterdiği şekilde kullan.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Aferin sana! Bu ne kârlı ve ne iyi bir maldır. Dediğini işittim; fakat ben bu malı akrabalarına vermeni uygun görüyorum.” Ebu Talha, “Öyle yapayım ya Resûlallah!” dedi ve bahçeyi akrabaları ve amca çocukları arasında taksim etti.

Riyazus-Salihin 322

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي اللهُ عَنْهُمَا قال: أَقْبَلَ رَجُلٌ إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ ﷺ فَقال: أُبَايِعُكَ عَلَى الْهِجْرَةِ وَالْجِهَادِ أَبْتَغِي الأَجْرَ مِنَ اللَّهِ. قال: فَهَلْ مِنْ وَالِدَيْكَ أَحَدٌ حَيٌّ؟ قال: نَعَمْ، بَلْ كِلَاهُمَا. قال: فَتَبْتَغِي الأَجْرَ مِنَ اللَّهِ؟ قال: نَعَمْ. قال: فَارْجِعْ إِلَى وَالِدَيْكَ فَأَحْسِنْ صُحْبَتَهُمَا.

Abdullah ibn-i Amr ibni As (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Allah’tan sevabını umarak hicret ve cihad etmek üzere sana biat ediyorum, yani siyasi otoriteni kabul edip elini tutuyorum.” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Ana ve babandan hayatta kalan var mı?” diye sordu. Adam: “Her ikisi de sağdır.” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da: “Allah’tan ecir ve sevap kazanmak mı istiyorsun?” diye sordu. Adam, “Evet.” deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Anne ve babana dön, onlara iyi bak.” buyurdu.

Riyazus-Salihin 323

وَعَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قال: لَيْسَ الْوَاصِلُ بِالْمُكَافِئِ، وَلَكِنَّ الْوَاصِلَ الَّذِي إِذَا قَطَعَتْ رَحِمُهُ وَصَلَهَا.

Yine Abdullah ibn-i Amr ibni As (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Akrabasının yaptığı iyiliğe benzeriyle karşılık veren, gereği biçimde gözetme ve ziyaret etme görevini yerine getirmiş sayılmaz. Akrabayı görüp gözeten, ilgilenen kimse, kendisiyle ilgiyi kesmelerine rağmen onlara iyilik etmeye devam edendir.”

Riyazus-Salihin 324

عَنْ عَائِشَةَ رَضِي الله عَنْهَا قالتْ : قال رسولُ الله ﷺ : اَلرَّحِمُ مُعَلَّقَةٌ بِالْعَرْشِ تَقُولُ: مَنْ وَصَلَنِى وَصَلَهُ اللهُ، وَمَنْ قَطَعَنِى قَطَعَهُ اللهُ.

Aişe (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: “Akrabalık bağı arşa tutunarak şöyle demiştir: Beni koruyup gözeteni Allah koruyup gözetsin. Benimle ilgisini kesenden de Allah rahmet ve ikramını kessin.” (Buhari, Edeb 13; Müslim, Birr 17)

Riyazus-Salihin 325

عَنْ اُمِّ الْمُؤْمِنِينَ مَيْمُونَةَ بِنْتَ الْحَارِثِ رَضِي الله عَنْهَا إنهَا أَعْتَقَتْ وَلِيدَةً وَلَمْ تَسْتَأْذِنِ النَّبِيَّ ﷺ فَلَمَّا كان يَوْمُهَا الَّذِي يَدُورُ عَلَيْهَا فِيهِ، قالت : أَشَعَرْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إني أَعْتَقْتُ وَلِيدَتِى؟ قال : أَوَفَعَلْتِ؟ قالت : نَعَمْ. قال : أَمَا إنكِ لَوْ أَعْطَيْتِهَا أَخْوَالَكِ، كان أَعْظَمَ لأجركِ

Mü’minlerin annesi Meymune Bint-il Haris (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Meymune validemiz Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’den izin almadan bir cariyeyi azat edip hürriyetine kavuşturmuştu. Nöbet günü gelip de Rasulullah yanına gelince: “Haberin var mı, farkına vardın mı? Cariyemi azat ettim”, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Gerçekten yaptın mı bunu?” diye sordu. Meymune (Allah Ondan razı olsun) da gerçekten azat ettim deyince: “Eğer cariyeyi dayılarına hediye etseydin daha çok sevap kazanırdın”, buyurdu. (Buhari, Hibe 15; Müslim, Zekat 44)

Riyazus-Salihin 326

عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أبي بَكْرٍ رَضِي الله عَنْهُمَا قالت : قَدِمَتْ عَلَيَّ أُمِّي وَهِيَ مُشْرِكَةٌ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَاسْتَفْتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قُلْتُ : قَدِمَتْ عَلَىَّ اُمِّى، وَهِيَ رَاغِبَةٌ أَفَأَصِلُ أُمِّي؟ قال : نَعَمْ، صِلِي أُمَّكِ

Ebu Bekir (Allah Onlardan razı olsun)’ın kızı Esma (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: İslamiyeti kabul etmemiş müşrike olan anam Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında yanıma gelmişti. Yardım edebileceğimi umarak bana ümit bağlamıştı. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e sordum: Ona ikramda bulunabilir miyim, görüp gözetebilir miyim? O da: “Evet, annene iyi davran”, buyurdu. (Buhari, Hibe 29; Müslim, Zekat 50)

Riyazus-Salihin 327

عَنْ زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَتْ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: تَصَدَّقْنَ يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ، وَلَوْ مِنْ حُلِيِّكُنَّ. قَالَتْ: فَرَجَعْتُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقُلْتُ: إِنَّكَ رَجُلٌ خَفِيفُ ذَاتِ الْيَدِ، وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَدْ أَمَرَنَا بِالصَّدَقَةِ، فَأْتِهِ فَاسْأَلْهُ، فَإِنْ كَانَ ذَلِكَ يَجْزِي عَنِّي، وَإِلَّا صَرَفْتُهَا إِلَى غَيْرِكُمْ. قَالَتْ: فَقَالَ لِي عَبْدُ اللَّهِ: بَلِ ائْتِيهِ أَنْتِ. قَالَتْ: فَانْطَلَقْتُ، فَإِذَا امْرَأَةٌ مِنَ الْأَنْصَارِ بِبَابِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، حَاجَتِي حَاجَتُهَا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ قَدْ أُلْقِيَتْ عَلَيْهِ الْمَهَابَةُ، فَخَرَجَ عَلَيْنَا بِلَالٌ، فَقُلْنَا لَهُ: ائْتِ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَأَخْبِرْهُ أَنَّ امْرَأَتَيْنِ بِالْبَابِ تَسْأَلَانِكَ: أَتُجْزِئُ الصَّدَقَةُ عَنْهُمَا عَلَى أَزْوَاجِهِمَا، وَعَلَى أَيْتَامٍ فِي حُجُورِهِمَا؟ وَلَا تُخْبِرْهُ مَنْ نَحْنُ. فَدَخَلَ بِلَالٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَسَأَلَهُ، فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: مَنْ هُمَا؟ فَقَالَ: امْرَأَةٌ مِنَ الْأَنْصَارِ وَزَيْنَبُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: أَيُّ الزَّيَانِبِ؟ قَالَ: امْرَأَةُ عَبْدِ اللَّهِ. فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: لَهُمَا أَجْرَانِ: أَجْرُ الْقَرَابَةِ، وَأَجْرُ الصَّدَقَةِ.

Abdullah ibni Mes’ud’un (Allah onlardan razı olsun) karısı Zeyneb es-Sekafiyye’den (Allah ondan razı olsun) bildirildiğine göre bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey kadınlar cemaati! Ziynet eşyalarınızdan bile olsa sadaka veriniz.” buyurmuştu. Bunun üzerine ben kocam Abdullah ibni Mes’ud’un yanına varıp: “Sen eli dar bir adamsın. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize sadaka vermemizi emretti. Ona git de bir soruver; sana vereceğim meblağ sadaka yerine geçerse size, değilse başkalarına vereyim.” dedim. Kocam Abdullah da: “Kendin git ve sor.” deyince kendim gidip Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kapısına vardım. Ensardan bir kadının da orada beklediğini gördüm. Onun maksadı da benimkinin aynıymış. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) heybetinden içeriye girmeye çekinirdik. İçeriden Bilâl çıkıverince ona: “Resûlullah’a git de ona, ‘İki kadın kapıda duruyor; kendi kocalarına ve elleri altındaki yetimlere verdikleri sadaka yerine geçer mi?’ diye soruyorlar, de. Fakat bizim kim olduğumuzu söyleme.” dedik. Bilâl, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına girdi ve meseleyi sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onlar kimlerdir?” buyurdu. Bilâl de: “Ensardan bir kadın ile Zeyneb’dir.” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Zeyneblerin hangisi?” deyince Bilâl: “Abdullah ibni Mes’ud’un karısı.” cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Onlar böyle yapmakla iki sevap birden kazanırlar: Biri akrabalık sevabı, diğeri de sadaka sevabıdır.” buyurdu.

Riyazus-Salihin 328

عَنْ أَبِي سُفْيَانَ صَخْرِ بْنِ حَرْبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، فِي حَدِيثِهِ الطَّوِيلِ فِي قِصَّةِ هِرَقْلَ، أَنَّ هِرَقْلَ قَالَ لِأَبِي سُفْيَانَ: فَمَاذَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ؟ يَعْنِي النَّبِيَّ ﷺ. قَالَ: قُلْتُ: اعْبُدُوا اللَّهَ وَحْدَهُ، وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَاتْرُكُوا مَا يَقُولُ آبَاؤُكُمْ، وَيَأْمُرُنَا بِالصَّلَاةِ، وَالصِّدْقِ، وَالْعَفَافِ، وَالصِّلَةِ.

Ebû Süfyan Sahr ibni Harb’den (Allah ondan razı olsun), Herakliyüs kıssasına ait uzun bir hadiste bildirildiğine göre Herakliyüs, Ebû Süfyan’a: “O peygamber size ne emrediyor?” diye sordu. Ebû Süfyan: “O bize yalnız Allah’a ibadet etmemizi, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı, atalarımızın söylediklerini bırakmamızı; namaz kılmamızı, doğru ve iffetli olmamızı, akrabayı da görüp gözetmemizi emrediyor.” dedim.

Riyazus-Salihin 329

عَنْ أَبِي ذَرٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: إِنَّكُمْ سَتَفْتَحُونَ أَرْضًا يُذْكَرُ فِيهَا الْقِيرَاطُ. وَفِي رِوَايَةٍ: سَتَفْتَحُونَ مِصْرَ، وَهِيَ أَرْضٌ يُسَمَّى فِيهَا الْقِيرَاطُ، فَاسْتَوْصُوا بِأَهْلِهَا خَيْرًا، فَإِنَّ لَهُمْ ذِمَّةً وَرَحِمًا. وَفِي رِوَايَةٍ: فَإِذَا افْتَتَحْتُمُوهَا، فَأَحْسِنُوا إِلَى أَهْلِهَا، فَإِنَّ لَهُمْ ذِمَّةً أَوْ رَحِمًا. أَوْ قَالَ: ذِمَّةً وَصِهْرًا.

Ebû Zer’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki siz yakında, orada kıratın anıldığı bir ülkeyi fethedeceksiniz.” Değişik bir rivayette ise: “Siz, kıratın kullanıldığı Mısır’ı fethedeceksiniz. Oranın halkına iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Çünkü onların bir ahit hakkı ve akrabalık bağı vardır.” Bir diğer rivayette de şöyle buyurulur: “Siz orayı fethettiğiniz zaman halkına iyi davranın. Zira onların bir ahit hakkı veya akrabalık bağı vardır.” Yahut şöyle buyurdu: “Onların bir ahit hakkı ve hısımlık bağı vardır.”

Riyazus-Salihin 330

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ: «وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ» دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُرَيْشًا، فَاجْتَمَعُوا فَعَمَّ وَخَصَّ، فَقَالَ: «يَا بَنِي عَبْدِ شَمْسٍ، يَا بَنِي كَعْبِ بْنِ لُؤَيٍّ، أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ، يَا بَنِي مُرَّةَ بْنِ كَعْبٍ، أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ، يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ، أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ، يَا بَنِي هَاشِمٍ، أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ، يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ، يَا فَاطِمَةُ، أَنْقِذِي نَفْسَكِ مِنَ النَّارِ، فَإِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا، غَيْرَ أَنَّ لَكُمْ رَحِمًا سَأَبُلُّهَا بِبِلَالِهَا»

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Yakın akrabalarını uyar.” (Şuarâ 26/214) ayeti inince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kureyş kabilesini çağırdı. Onlar da toplandılar. Genel ifadelerle kabilelere, özel olarak da şahıslara hitap ederek: “Ey Abdüşems oğulları! Ey Kâ‘b ibni Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Mürre ibni Kâ‘b oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar. Çünkü sizi Allah’ın azabından kurtarmaya benim gücüm yetmez. Ama aramızdaki akrabalık bağından dolayı sizinle ilgimi kesmeyecek ve akrabalık haklarını yerine getireceğim.” dedi. (Müslim, Îmân 348)

Riyazus-Salihin 331

عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رضي الله عنهما قَالَ: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جِهَارًا غَيْرَ سِرٍّ يَقُولُ: «إِنَّ آلَ بَنِي فُلَانٍ لَيْسُوا بِأَوْلِيَائِي، إِنَّمَا وَلِيِّيَ اللَّهُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ، وَلَكِنْ لَهُمْ رَحِمٌ أَبُلُّهَا بِبَلَالِهَا»

Ebu Abdullah Amr ibni Âs (Allah ondan ve babasından razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem), gizli değil apaçık bir şekilde şöyle buyururken dinledim: “Akrabam olan falan oğulları ailesi benim dostum değildir. Benim dostlarım Allah ve salih müminlerdir. Fakat ötekilerle aramızda akrabalık bağı bulunduğu için kendileriyle ilgimi kesmeyip akrabalık haklarını yerine getireceğim.” (Buhârî, Edeb 14; Müslim, Îmân 366)

Riyazus-Salihin 332

عَنْ أَبِي أَيُّوبَ رضي الله عنه قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ، وَيُبَاعِدُنِي مِنَ النَّارِ؟ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: «تَعْبُدُ اللَّهَ، وَلَا تُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصِلُ الرَّحِمَ»

Ebu Eyyûb Hâlid ibni Zeyd el-Ensârî’den (Allah ondan razı olsun) bildirildiğine göre bir adam: “Yâ Resûlallah! Beni cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir davranışı haber ver.” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılar, zekâtı verir ve akrabalarını görüp gözetirsin.” (Buhârî, Edeb 10; Müslim, Îmân 14)

Riyazus-Salihin 333

عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِذَا أَفْطَرَ أَحَدُكُمْ فَلْيُفْطِرْ عَلَى تَمْرٍ، فَإِنَّهُ بَرَكَةٌ، فَإِنْ لَمْ يَجِدْ تَمْرًا، فَالْمَاءُ، فَإِنَّهُ طَهُورٌ، وَقَالَ: الصَّدَقَةُ عَلَى الْمِسْكِينِ صَدَقَةٌ، وَعَلَى ذِي الرَّحِمِ اثْنَتَانِ: صَدَقَةٌ وَصِلَةٌ

Selman ibni Amir (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Biriniz oruç açacağı zaman hurma ile açsın; çünkü hurma berekettir. Hurma bulamazsa orucunu su ile açsın; çünkü su temizdir.” Peygamber sözüne şöyle devam etti: “Yoksula bir şey vermek sadakadır. Akrabaya verilen sadaka ise iki sadaka yerine geçer. Biri sadaka sevabı, diğeri de akrabayı görüp gözetme sevabıdır.” (Tirmizi, Zekat 26)

Riyazus-Salihin 334

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما قَالَ: كَانَتْ تَحْتِي امْرَأَةٌ وَكُنْتُ أُحِبُّهَا، وَكَانَ عُمَرُ يَكْرَهُهَا، فَقَالَ لِي: طَلِّقْهَا، فَأَبَيْتُ، فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: طَلِّقْهَا

İbni Ömer’in (Allah onlardan razı olsun) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Çok sevdiğim bir kadınla evliydim. Babam Ömer o kadından hoşlanmıyor ve onu boşamamı benden istiyordu. Ben de boşamak istemedim. Bunun üzerine babam Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’e durumu anlatınca Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de bana: “O kadını boşa,” diye emretti. (Ebu Davud, Edeb 120; Tirmizi, Talak 13)

Riyazus-Salihin 335

عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ رضي الله عنه أَنَّ رَجُلًا أَتَاهُ فَقَالَ: إِنَّ لِي امْرَأَةً، وَإِنَّ أُمِّي تَأْمُرُنِي بِطَلَاقِهَا؟ قَالَ أَبُو الدَّرْدَاءِ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: الْوَالِدُ أَوْسَطُ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ، فَإِنْ شِئْتَ فَأَضِعْ ذَلِكَ الْبَابَ، أَوِ احْفَظْهُ.

Ebu’d-Derda (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre bir adam ona gelerek: “Benim bir karım var. Anam ise onu boşamamı emrediyor; ne yapmalıyım?” diye sordu. Ebu’d-Derda ona şu cevabı verdi: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle derken işittim: “Anne ve baba, cennete orta kapıdan girmeye vesile olur veya insanı cennete ulaştıracak en iyi şey ana babaya iyilik etmektir. Artık sen o kapıyı istersen bırak, istersen elinde tut.” (Tirmizi, Birr 3)

Riyazus-Salihin 336

عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ رضي اللهُ عَنْهُمَا عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قال: الْخَالَةُ بِمَنْزِلَةِ الْأُمِّ.

Bera ibni Azib (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Teyze anne yerindedir.” (Tirmizi, Birr 6)

Riyazus-Salihin 337