HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

HAYIR VE İYİLİKLERE ÖNCÜLÜK ETME ve DOĞRU VEYA SAPIKLIĞA ÇAĞIRMA

4 hadis

عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ عُقْبَةَ بْنِ عَمْرٍو الْأَنْصَارِيِّ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ دَلَّ عَلَى خَيْرٍ فَلَهُ مِثْلُ أَجْرِ فَاعِلِهِ.

Bedir'e katılan ve ensardan olan Ebu Mesud Ukbe İbn-i Amr (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kim bir hayra ve iyiliğe kılavuzluk ederse ona, hayrı işleyenin sevabı kadar sevap vardır.” (Müslim, İmare 133)

Riyazus-Salihin 175

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: مَنْ دَعَا إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنْ تَبِعَهُ، لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا، وَمَنْ دَعَا إِلَى ضَلَالَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ الْإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ تَبِعَهُ، لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ شَيْئًا.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “İnsanları doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmez. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de kendisine uyanların günahı gibi günah yazılır; ona uyanların günahlarından da hiçbir şey eksilmez.” (Müslim, İlim 16)

Riyazus-Salihin 176

عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ خَيْبَرَ: لَأُعْطِيَنَّ هَذِهِ الرَّايَةَ غَدًا رَجُلًا يَفْتَحُ اللهُ عَلَى يَدَيْهِ، يُحِبُّ اللهَ وَرَسُولَهُ، وَيُحِبُّهُ اللهُ وَرَسُولُهُ. قَالَ: فَبَاتَ النَّاسُ يَدُوكُونَ لَيْلَتَهُمْ أَيُّهُمْ يُعْطَاهَا. قَالَ: فَلَمَّا أَصْبَحَ النَّاسُ غَدَوْا عَلَى رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، كُلُّهُمْ يَرْجُو أَنْ يُعْطَاهَا. فَقَالَ: أَيْنَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ؟ فَقَالُوا: هُوَ يَا رَسُولَ اللهِ يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ. قَالَ: فَأَرْسِلُوا إِلَيْهِ. فَأُتِيَ بِهِ، فَبَصَقَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم فِي عَيْنَيْهِ، وَدَعَا لَهُ، فَبَرَأَ حَتَّى كَأَنْ لَمْ يَكُنْ بِهِ وَجَعٌ، فَأَعْطَاهُ الرَّايَةَ. فَقَالَ عَلِيٌّ: يَا رَسُولَ اللهِ، أُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يَكُونُوا مِثْلَنَا؟ فَقَالَ: انْفُذْ عَلَى رِسْلِكَ حَتَّى تَنْزِلَ بِسَاحَتِهِمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الْإِسْلَامِ، وَأَخْبِرْهُمْ بِمَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ مِنْ حَقِّ اللهِ فِيهِ، فَوَاللهِ لَأَنْ يَهْدِيَ اللهُ بِكَ رَجُلًا وَاحِدًا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ.

Ebul Abbas Sehl İbn-i Sa'd es-Sâidî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Hayber gazvesi gününde Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bu sancağı yarın öyle bir kimseye vereceğim ki Allah, onun eliyle Hayber'i fetheder. Hem o kimse Allah'ı ve Rasulünü sever, Allah ve Rasulü de onu sever.” Bunun üzerine insanlar, sancak kime verilecek diye geceyi konuşarak geçirdiler. Sabah olunca sancağın kendisine verileceği ümidiyle bütün sahabiler Rasulullah'ın (sallallahu aleyhi vesellem) huzuruna koştular. Peygamber Efendimiz: “Ali İbn-i Ebu Talib nerede?” diye sordu. Sahabiler: “Ey Allah'ın Rasulü, o gözlerinden rahatsız”, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Ona haber gönderecek birini gönderiniz”, buyurdu. Ali derhal getirildi. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) onun gözlerine tükürüp kendisine dua etti; gözleri iyileşti, sanki hiç ağrı görmemiş gibi oldu. Peygamber sancağı ona verdi. Ali: “Ya Rasulallah! Onlar da bizim gibi mümin oluncaya kadar mı savaşacağım?” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Yavaş ve sakin olarak onların yanına var, onları İslam'a çağır. Uymaları gereken Allah'tan olan yükümlülükleri kendilerine bildir. Allah'a yemin ederim ki senin vasıtanla Allah'ın bir kimseye hidayet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan daha hayırlıdır”, buyurdu. (Buhari, Fezailü's-Sahabe 9; Müslim, Fezailü's-Sahabe 34)

Riyazus-Salihin 177

عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه أَنَّ فَتًى مِنْ أَسْلَمَ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي أُرِيدُ الْغَزْوَ وَلَيْسَ مَعِي مَا أَتَجَهَّزُ بِهِ. قَالَ: ائْتِ فُلَانًا، فَإِنَّهُ قَدْ كَانَ تَجَهَّزَ فَمَرِضَ. فَأَتَاهُ، فَقَالَ: إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُقْرِئُكَ السَّلَامَ وَيَقُولُ: أَعْطِنِي الَّذِي تَجَهَّزْتَ بِهِ. فَقَالَ: يَا فُلَانَةُ، أَعْطِيهِ الَّذِي تَجَهَّزْتُ بِهِ، وَلَا تَحْبِسِي مِنْهُ شَيْئًا، فَوَاللَّهِ لَا تَحْبِسِينَ مِنْهُ شَيْئًا فَيُبَارَكَ لَكِ فِيهِ.

Enes (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Eslem kabilesinden bir delikanlı şöyle dedi: -Ey Allah’ın Rasulü, ben savaşa katılmak istiyorum. Fakat harp için gereken teçhizatım yok. Bunun üzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): -Falan kişiye git. O, harbe gitmek üzere hazırlanmıştı, fakat hastalandı, buyurdu. Delikanlı o kişiye gitti ve: -Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sana selam ediyor ve harp için hazırladıklarını bana vermeni söylüyor, dedi. Bunun üzerine adam hanımına: -Hanım, hazırladığım harp malzemelerinin hepsini bu gence ver ve onlardan hiçbir şey bırakma. Allah hakkı için onlardan hiçbir şey bırakma ki bunlar senin için bereketli kılınsın, dedi. (Müslim, İmare 134)

Riyazus-Salihin 178