عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: الْمَيِّتُ يُعَذَّبُ فِي قَبْرِهِ بِمَا نِيحَ عَلَيْهِ. وَفِي رِوَايَةٍ: «مَا نِيحَ عَلَيْهِ».
Ömer ibni'l-Hattab (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Ölü, kendisine yapılan yüksek sesli ağlama yüzünden kabrinde azab olunur.” (Buhari, Cenaiz, 34; Müslim, Cenaiz, 28)
Başka bir rivayette, “Kendisi için yakılan ağıt sebebiyle” denilmektedir.
Riyazus-Salihin 1659
وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الخُدُودَ، وَشَقَّ الجُيُوبَ، وَدَعَا بِدَعْوَى الجَاهِلِيَّةِ.
İbni Mes'ud (Allah Ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ölenin arkasından yüzünü gözünü tırmalayarak, yakasını paçasını yırtarak, cahiliyye dönemi gibi bağıra çağıra ağıt yakıp feryad edenler bizim yolumuzu izleyenlerden değillerdir.” (Buhari, Cenaiz, 36)
Riyazus-Salihin 1660
وَعَنْ أَبِي بُرْدَةَ قَالَ: وَجِعَ أَبُو مُوسَى، فَغُشِيَ عَلَيْهِ، وَرَأْسُهُ فِي حِجْرِ امْرَأَةٍ مِنْ أَهْلِهِ، فَأَقْبَلَتْ تَصِيحُ بِرَنَّةٍ، فَلَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يَرُدَّ عَلَيْهَا شَيْئًا، فَلَمَّا أَفَاقَ، قَالَ: أَنَا بَرِيءٌ مِمَّنْ بَرِئَ مِنْهُ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم، إِنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم بَرِيءٌ مِنَ الصَّالِقَةِ، وَالحَالِقَةِ، وَالشَّاقَةِ.
Ebu Bürde (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Babam Ebu Musa el-Eş'ari hastaydı, başı hanımlarından birinin kucağında iken bayıldı. Bunun üzerine hanımı bağırarak ağlamaya başladı. Fakat Ebu Musa'nın durumu kadının bu hareketini menetmeye müsait değildi. Sonra ayılınca, “Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in hoşlanmayıp uzak bulunduğu her şeyden ben de hoşlanmam ve uzağım. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) herhangi bir musibet karşısında yüksek sesle ağlayarak bağırıp çağıran, saçını kestiren ve elbisesini yırtan kadınlardan uzak bulunurdu.” (Buhari, Cenaiz, 37; Müslim, İman, 167)
Riyazus-Salihin 1661
وَعَنِ المُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ رضي الله عنه قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: مَنْ نِيحَ عَلَيْهِ، فَإِنَّهُ يُعَذَّبُ بِمَا نِيحَ عَلَيْهِ يَوْمَ القِيَامَةِ.
Muğire ibni Şube (Allah Ondan razı olsun), “Ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'ı şöyle buyururken dinledim” dedi:
“Kim ki bir ölüye feryad ederek ağlarsa, o ölen de bu ağlamayı tavsiye ettiği takdirde kendisine yapılan bu feryad sebebiyle o kişiye kıyamet günü azap olunur.” (Buhari, Cenaiz, 34; Müslim, Cenaiz, 28)
Riyazus-Salihin 1662
وَعَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ نُسَيْبَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ: أَخَذَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللهِ ﷺ عِنْدَ الْبَيْعَةِ أَنْ لَا نَنُوحَ.
Ümmü Atiyye Nüseybe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir:
Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bey'at sırasında ölü arkasından yüksek sesle ağlamayacağımıza dair biz kadınlardan söz aldı. (Buhari, Cenaiz, 46; Müslim, Cenaiz, 31)
Riyazus-Salihin 1663
وَعَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: أُغْمِيَ عَلَى عَبْدِ اللهِ بْنِ رَوَاحَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، فَجَعَلَتْ أُخْتُهُ تَبْكِي، وَتَقُولُ: وَاجَبَلَاهُ، وَاكَذَا، وَاكَذَا، تُعَدِّدُ عَلَيْهِ. فَقَالَ حِينَ أَفَاقَ: مَا قُلْتِ شَيْئًا إِلَّا قِيلَ لِي: أَنْتَ كَذَلِكَ؟!
Numan ibni Beşir (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Abdullah ibni Revaha (Allah Ondan razı olsun)'ın baygınlık geçirmesi üzerine kız kardeşi cahiliye âdetine göre, “Vah dağ gibi kardeşim, vah şöyle, vah böyle olan kardeşim” diyerek yüksek sesle ağlamaya başladı. Abdullah kendisine geldikten sonra kız kardeşine hitaben, “Sen benim hakkımda ne söyledinse, ‘Sen gerçekten böyle biri misin?’ diye beni sorguladılar” dedi. (Buhari, Megazi, 44)
Riyazus-Salihin 1664
وَعَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: اشْتَكَى سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ شَكْوَى، فَأَتَاهُ رَسُولُ اللهِ ﷺ يَعُودُهُ مَعَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، وَعَبْدِ اللهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَيْهِ وَجَدَهُ فِي غَشْيَةٍ، فَقَالَ: أَقَضَى؟ قَالُوا: لَا يَا رَسُولَ اللهِ. فَبَكَى رَسُولُ اللهِ ﷺ، فَلَمَّا رَأَى الْقَوْمُ بُكَاءَ النَّبِيِّ ﷺ بَكَوْا، قَالَ: أَلَا تَسْمَعُونَ؟ إِنَّ اللهَ لَا يُعَذِّبُ بِدَمْعِ الْعَيْنِ، وَلَا بِحُزْنِ الْقَلْبِ، وَلَكِنْ يُعَذِّبُ بِهَذَا، وَأَشَارَ إِلَى لِسَانِهِ، أَوْ يَرْحَمُ.
İbni Ömer (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: “Bir gün Sa'd ibni Ubade (Allah Ondan razı olsun) hastalığından dolayı şikâyet etmişti. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Abdurrahman ibni Avf, Sa'd ibni Ebi Vakkas ve Abdullah ibni Mes'ud ile birlikte Sa'd'ı ziyarete gelmişlerdi. Peygamberimiz onu baygın bir hâlde görünce, ‘Yoksa öldü mü?’ diye sordu. ‘Hayır, ya Rasûlallah, ölmedi’ dediler. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) hastanın çektiği bu ızdıraba üzülerek ağladı, cemaat de ağladı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem):
‘İşitmediniz mi? Allah gözyaşı ve kalp üzüntüsü ile insana azap etmez. Fakat eliyle diline işaret ederek işte bunun yüzünden azap eder veya bağışlar’ buyurdu. (Buhari, Cenaiz, 45; Müslim, Cenaiz, 12)
Riyazus-Salihin 1665
وَعَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْعَرِيِّ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: النَّائِحَةُ إذَا لَمْ تَتُبْ قَبْلَ مَوْتهَا تُقَامُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَعَلَيْهَا سِرْبَالٌ مِنْ قَطِرَانٍ، وَدِرْعٌ مِنْ جَرَبٍ.
Ebu Malik el-Eş'ari (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Ölünün arkasından yüksek sesle ağlayan kadın, ölmezden önce tevbe etmezse kıyamet günü üzerinde katrandan bir gömlek ve uyuzdan bir zırh olduğu halde haşredilir.” (Müslim, Cenaiz, 29)
Riyazus-Salihin 1666
وَعَنْ أَسِيْدِ بْنِ أَبِي أَسِيْدٍ التَّابِعِيِّ عَنِ امْرَأَةٍ مِنَ المُبَايِعَاتِ قَالَتْ: كَانَ فِيمَا أَخَذَ عَلَيْنَا رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم في المَعْرُوفِ الَّذِي أَخَذَ عَلَيْنَا أَنْ لاَ نَعْصِيَهُ فِيهِ: أَنْ لاَ نَخْمِشَ وَجْهاً، وَلاَ نَدْعُوَ وَيْلاً، وَلاَ نَشُقَّ جَيْباً، وَأَنْ لاَ نَنْثُرَ شَعْراً.
Tabiinden Üseyd ibni Ebu Useyd'den nakledildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e biat eden kadınlardan biri şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) İslam üzere aldığı biatta emirlere karşı gelmeyeceğimize, felaket anında yüz göz tırmalamayacağımıza, bağırıp çağırmayacağımıza, yaka paça yırtmayacağımıza, saç baş yolmayacağımıza dair bizden söz almıştı.” (Ebu Davud, Cenaiz, 25)
Riyazus-Salihin 1667
وَعَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم قَالَ: مَا مِنْ مَيِّتٍ يَمُوتُ، فَيَقُومُ بَاكِيهِمْ، فَيَقُولُ: واجَبَلاهُ، وَاسَيِّدَاهُ، أَوْ نَحْوَ ذلِكَ إِلَّا وُكِّلَ بِهِ مَلَكَانِ يَلْهَزانِهِ: أهكَذَا كُنْتَ؟!
(اللَّهْزُ): الدَّفْعُ بِجُمْعِ الْيَدِ في الصدْرِ.
Ebu Musa (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Ölen herhangi bir kimsenin arkasından ağlayıcılar; ey kendisine güvenip dayandığımız adam, ey efendimiz diye onu övmeye başladıkları vakit o kimsenin başına iki melek görevlendirilip dikilir ve “Sen böyle biri miydin?” diyerek tartaklayıp göğsüne vururlar.” (Tirmizi, Cenaiz, 24)
Riyazus-Salihin 1668
وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اثْنَتَانِ فِي النَّاسِ هُمَا بِهِمْ كُفْرٌ: الطَّعْنُ فِي النَّسَبِ، وَالنِّيَاحَةُ عَلَى الْمَيِّتِ.
Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanlar arasında yaşamakta olan iki âdet vardır ki bunlar küfürdür veya küfür âdetidir: Nesebe sövmek ve ölüye feryat ederek ağlamak.” (Müslim, İman, 121)
Riyazus-Salihin 1669