HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

İYİ KİŞİLERİ ZİYARET EDİP SOHBETTE BULUNMAK

15 hadis

عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ أَبُو بَكْرٍ رضي الله عنه بَعْدَ وَفَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِعُمَرَ: انْطَلِقْ بِنَا إِلَى أُمِّ أَيْمَنَ نَزُورُهَا كَمَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَزُورُهَا، فَلَمَّا انْتَهَيْنَا إِلَيْهَا بَكَتْ، فَقَالَا لَهَا: مَا يُبْكِيكِ؟ أَمَا تَعْلَمِينَ أَنَّ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم؟ فَقَالَتْ: إِنِّي لَا أَبْكِي أَنِّي لَا أَعْلَمُ أَنَّ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ لِرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَكِنْ أَبْكِي أَنَّ الْوَحْيَ قَدِ انْقَطَعَ مِنَ السَّمَاءِ، فَهَيَّجَتْهُمَا عَلَى الْبُكَاءِ، فَجَعَلَا يَبْكِيَانِ مَعَهَا.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından sonra Ebû Bekir, Ömer'e (Allah onlardan razı olsun): “Ümmü Eymen'e (Allah ondan razı olsun) gidelim, Resûlullah'ın ziyaret ettiği gibi biz de onu ziyaret edelim”, dedi. İkisi beraber oraya geldiklerinde Ümmü Eymen ağladı. Onlar da: “Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki nimetin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun?” dediler. Ümmü Eymen de: “Ben, Allah katındaki nimetlerin Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) için daha hayırlı olduğunu bilmediğimden ağlamıyorum. Fakat vahyin gökten kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum”, deyince Ebû Bekir ve Ömer (Allah onlardan razı olsun) de duygulandılar ve hep birlikte ağlamaya başladılar.

Riyazus-Salihin 361

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَجُلًا زَارَ أَخًا لَهُ فِي قَرْيَةٍ أُخْرَى، فَأَرْصَدَ اللَّهُ لَهُ عَلَى مَدْرَجَتِهِ مَلَكًا، فَلَمَّا أَتَى عَلَيْهِ قَالَ: أَيْنَ تُرِيدُ؟ قَالَ: أُرِيدُ أَخًا لِي فِي هَذِهِ الْقَرْيَةِ. قَالَ: هَلْ لَكَ عَلَيْهِ مِنْ نِعْمَةٍ تَرُبُّهَا عَلَيْهِ؟ قَالَ: لَا، غَيْرَ أَنِّي أَحْبَبْتُهُ فِي اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ. قَالَ: فَإِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكَ بِأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَبَّكَ كَمَا أَحْبَبْتَهُ فِيهِ.

Ebû Hüreyre'den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Adamın biri başka bir beldedeki din kardeşini ziyarete giderken Allah, bu kimseyi gözetlemek için bir meleği görevlendirmişti. O kimse meleğin yanına varınca melek: “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Adam da: “Şu köyde bir din kardeşim var, onu ziyarete gidiyorum”, cevabını verdi. Melek: “O kimseden bir menfaatin var da onu devam ettirmeye mi gidiyorsun?” dedi. Adam da: “Hayır, ben onu sadece Allah rızası için seviyorum”, deyince melek: “Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben bu müjdeyi vermek için Allah'ın sana gönderdiği elçisiyim”, dedi.

Riyazus-Salihin 362

عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ عَادَ مَرِيضًا، أَوْ زَارَ أَخًا لَهُ فِي اللَّهِ، نَادَاهُ مُنَادٍ: أَنْ طِبْتَ، وَطَابَ مَمْشَاكَ، وَتَبَوَّأْتَ مِنَ الْجَنَّةِ مَنْزِلًا.

Yine Ebû Hüreyre'den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse bir hastayı veya Allah rızası için din kardeşini ziyaret ederse ona bir melek şöyle seslenir: Ne mutlu sana! Ne güzel yolculuk! Cennette kendine bir yer hazırladın.”

Riyazus-Salihin 363

عَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّمَا مَثَلُ الْجَلِيسِ الصَّالِحِ وَجَلِيسِ السَّوْءِ، كَحَامِلِ الْمِسْكِ، وَنَافِخِ الْكِيرِ، فَحَامِلُ الْمِسْكِ، إِمَّا أَنْ يُحْذِيَكَ، وَإِمَّا أَنْ تَبْتَاعَ مِنْهُ، وَإِمَّا أَنْ تَجِدَ مِنْهُ رِيحًا طَيِّبَةً، وَنَافِخُ الْكِيرِ، إِمَّا أَنْ يُحْرِقَ ثِيَابَكَ، وَإِمَّا أَنْ تَجِدَ رِيحًا خَبِيثَةً.

Ebu Musa el-Eş’arî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Beraber olduğun iyi arkadaşla kötü arkadaşın benzeri, güzel koku satanla körük çeken demirci gibidir. Güzel koku satan sana güzel kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın veya onunla beraber olduğun sürece güzel kokudan istifade etmiş olursun. Körük çeken demirci ise ya elbiseni yakar ya da kötü koku ve dumandan rahatsız olursun. (Buhari, Rekaik 31; Müslim, Birr 146)

Riyazus-Salihin 364

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ لِأَرْبَعٍ: لِمَالِهَا، وَلِحَسَبِهَا، وَلِجَمَالِهَا، وَلِدِينِهَا، فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Kadın dört sebepten dolayı nikahlanır: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı için. (Ey mümin, sen bunlardan) dindar olanı ele geçirmeye çalış (diğerlerinden geç; şayet dediğim gibi yapmazsan) yoksulluğa düşersin.” (Buhari, Nikah 15; Müslim, Rada 53)

Riyazus-Salihin 365

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِجِبْرِيلَ: مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَزُورَنَا أَكْثَرَ مِمَّا تَزُورُنَا؟ فَنَزَلَتْ: ﴿وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا﴾.

Abdullah ibni Abbas (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Cebrail’e: “Bizi daha sık ziyaret etmeni engelleyen nedir?” diye sordu. Bunun üzerine şu ayet indi: “Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunların arasındaki her şey O’nundur. Rabbin unutkan değildir.” (Buhari, Tefsiru Sure-i Meryem 2)

Riyazus-Salihin 366

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: لَا تُصَاحِبْ إِلَّا مُؤْمِنًا، وَلَا يَأْكُلْ طَعَامَكَ إِلَّا تَقِيٌّ.

Ebu Said el-Hudrî (Allah ondan razı olsun)’den Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Mü’minden başkasıyla düşüp kalkma, yemeğini de Allah korkusunu taşıyan kimseler yesin.” (Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 56)

Riyazus-Salihin 367

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: الرَّجُلُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ، فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kişi dostunun dini, yani hayat tarzı ve yaşantısı üzeredir. O hâlde kişi dost edineceği kimseye dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 45)

Riyazus-Salihin 368

عَنْ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ رضي الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ. وَفِي رِوَايَةٍ قَالَ: قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم: الرَّجُلُ يُحِبُّ الْقَوْمَ وَلَمَّا يَلْحَقْ بِهِمْ؟ قَالَ: الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ.

Ebu Musa el-Eş’arî (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhari, Edeb 96; Müslim, Birr 165) Bir başka rivayette Rasulullah’a, “Bir kişi bir toplumu sever fakat her yönüyle onların seviyesine erişemezse böyle biri hakkında ne buyuruyorsunuz?” diye soruldu da Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” cevabını verdi.

Riyazus-Salihin 369

عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه أَنَّ أَعْرَابِيًّا قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَتَى السَّاعَةُ؟ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: مَا أَعْدَدْتَ لَهَا؟ قَالَ: حُبَّ اللَّهِ وَرَسُولِهِ. قَالَ: أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ. وَفِي رِوَايَةٍ لَهُمَا: مَا أَعْدَدْتُ لَهَا مِنْ كَثِيرِ صَوْمٍ، وَلَا صَلَاةٍ، وَلَا صَدَقَةٍ، وَلَكِنِّي أُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ.

Enes (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre bir bedevi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: -Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): -Kıyamet için ne hazırladın? buyurdu. Bedevi de: -Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): -O hâlde sen sevdiğinle berabersin, buyurdu. Diğer bir rivayette bedevinin cevabı: “Ahiret için çok oruç, namaz ve sadaka hazırlayabilmiş değilim, ancak ben Allah’ı ve Peygamberi çok severim.” şeklindedir.

Riyazus-Salihin 370

عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، كَيْفَ تَقُولُ فِي رَجُلٍ أَحَبَّ قَوْمًا وَلَمْ يَلْحَقْ بِهِمْ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: الْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ.

Abdullah ibni Mes’ud (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e bir adam geldi ve: -Ey Allah’ın Resûlü! Bir topluluğu seven fakat onların işlediği amellerle onlara ulaşamayan kişi hakkında ne dersin? dedi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de: -Kişi sevdiğiyle beraberdir, cevabını verdi.

Riyazus-Salihin 371

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: النَّاسُ مَعَادِنُ كَمَعَادِنِ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ، خِيَارُهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ خِيَارُهُمْ فِي الْإِسْلَامِ إِذَا فَقُهُوا، وَالْأَرْوَاحُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ، فَمَا تَعَارَفَ مِنْهَا ائْتَلَفَ، وَمَا تَنَاكَرَ مِنْهَا اخْتَلَفَ.

Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanlar altın ve gümüş madenleri gibidir. İslam öncesi cahiliyet döneminde hayırlı olanlar, İslam döneminde de İslam’ı kavradıkları takdirde hayırlıdırlar. Ruhlar askerî birlikler gibi çeşitlidir. Ruhlar âleminde birbiriyle tanışanlar anlaşıp kaynaşırlar, tanışmayanlar da anlaşıp kaynaşamaz ve ayrı ayrı olurlar.”

Riyazus-Salihin 372

عَنْ أُسَيْرِ بْنِ عَمْرٍو قال: كان عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضي الله عنه إذا أَتَى عَلَيْهِ أَمْدَادُ أَهْلِ الْيَمَنِ سَأَلَهُمْ: أَفِيكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ؟ حَتَّى أَتَى عَلَى أُوَيْسٍ رضي الله عنه، فَقال له: أنت أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ؟ قال: نَعَمْ، قال: مِنْ مُرَادٍ ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ؟ قال: نَعَمْ، قال: فَكان بِكَ بَرَصٌ، فَبَرَأْتَ مِنْهُ إلا مَوْضِعَ دِرْهَمٍ؟ قال: نَعَمْ، قال: لَكَ وَالِدَةٌ؟ قال: نَعَمْ، قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: يَأْتِي عَلَيْكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ مَعَ أَمْدَادِ أَهْلِ الْيَمَنِ مِنْ مُرَادٍ، ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ، كان بِهِ بَرَصٌ، فَبَرَأَ مِنْهُ إلا مَوْضِعَ دِرْهَمٍ، لَهُ وَالِدَةٌ هُوَ بِهَا بَرٌّ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لَأَبَرَّهُ، فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ يَسْتَغْفِرَ لَكَ فَافْعَلْ. فَاسْتَغْفِرْ لِي، فَاسْتَغْفَرَ لَهُ، فَقال لَهُ عُمَرُ: أَيْنَ تُرِيدُ؟ قال: الْكُوفَةَ، قال: أَلَا أَكْتُبُ لَكَ إِلَى عَامِلِهَا؟ قال: أَكُونُ فِي غَبْرَاءِ النَّاسِ أَحَبُّ إِلَيَّ، قال: فَلَمَّا كان مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ حَجَّ رَجُلٌ مِنْ أَشْرَافِهِمْ، فَوَافَى عُمَرَ، فَسَأَلَهُ عَنْ أُوَيْسٍ، فقال: تَرَكْتُهُ رَثَّ الْبَيْتِ، قَلِيلَ الْمَتَاعِ، قال: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: يَأْتِي عَلَيْكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ مَعَ أَمْدَادِ أَهْلِ الْيَمَنِ مِنْ مُرَادٍ، ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ، كان بِهِ بَرَصٌ فَبَرَأَ مِنْهُ إلا مَوْضِعَ دِرْهَمٍ، لَهُ وَالِدَةٌ هُوَ بِهَا بَرٌّ، لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لَأَبَرَّهُ، فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ يَسْتَغْفِرَ لَكَ، فَافْعَلْ. فَأَتَى أُوَيْسًا، فَقال: اسْتَغْفِرْ لِي. قال: أنت أَحْدَثُ عَهْدًا بِسَفَرٍ صَالِحٍ، فَاسْتَغْفِرْ لِي. قال: لَقِيتَ عُمَرَ؟ قال: نَعَمْ، فَاسْتَغْفَرَ لَهُ، فَفَطِنَ لَهُ النَّاسُ، فَانْطَلَقَ عَلَى وَجْهِهِ. وفي رواية لمسلم أيضًا عَنْ أُسَيْرِ بْنِ جَابِرٍ رضي الله عنه أَنَّ أَهْلَ الْكُوفَةِ وَفَدُوا إِلَى عُمَرَ رضي الله عنه، وَفِيهِمْ رَجُلٌ مِمَّنْ كَانَ يَسْخَرُ بِأُوَيْسٍ، فَقَالَ عُمَرُ: هَلْ هَا هُنَا أَحَدٌ مِنَ الْقَرَنِيِّينَ؟ فَجَاءَ ذَلِكَ الرَّجُلُ، فَقَالَ عُمَرُ: إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ قَالَ: «إِنَّ رَجُلًا يَأْتِيكُمْ مِنَ الْيَمَنِ يُقَالُ لَهُ أُوَيْسٌ، لَا يَدَعُ بِالْيَمَنِ غَيْرَ أُمٍّ لَهُ، قَدْ كَانَ بِهِ بَيَاضٌ فَدَعَا اللَّهَ، فَأَذْهَبَهُ عَنْهُ إِلَّا مَوْضِعَ الدِّينَارِ أَوِ الدِّرْهَمِ، فَمَنْ لَقِيَهُ مِنْكُمْ، فَلْيَسْتَغْفِرْ لَكُمْ». وفي رواية له عن عُمَرَ رضي الله عنه قَالَ: إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: «إِنَّ خَيْرَ التَّابِعِينَ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ أُوَيْسٌ، وَلَهُ وَالِدَةٌ، وَكَانَ بِهِ بَيَاضٌ، فَمُرُوهُ، فَلْيَسْتَغْفِرْ لَكُمْ».

İbni Cabir diye bilinen Üseyr ibni Amr şöyle demiştir: Yemen'den yardımcı askerler cihad için geldikçe Hz. Ömer: Üveys ibni Amir aranızda var mı? diye sorardı. Nihayet Üveys'e gelince onun yanına gitti ve: - Üveys ibni Amir sen misin? diye sordu. O da evet dedi. - Murad kabilesinin Karen kolundan mısın? - Evet. - Sende alaca hastalığı vardı, şimdi iyileştin, ondan bir dirhem büyüklüğünde yer kaldı, öyle mi? - Evet, öyledir. - Annen var mı? - Evet. - Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)'den bizzat işittim: “Yemen'den destek birlikleri içinde Murad kabilesinin Karen kolundan Üveys ibni Âmir isimli biri gelecektir. Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir. Vücudunda iz olarak sadece bir dirhem miktarı yer kalmıştır. Onun bir annesi var, ona çok iyi bakardı. Eğer o bir şey hususunda yemin etse Allah onun yeminini doğru çıkarır. Eğer becerebilirsen bağışlanman için yalvarıp dua etmesini iste ve yaptır”, buyururken işittim. Bundan dolayı benim bağışlanmam için dua ediver, dedi. Üveys de Hz. Ömer için bağışlanma talebinde bulunup dua etti. Daha sonra Ömer: Nereye gitmek istiyorsun? diye sordu. Üveys: Kufe'ye, dedi. Ömer: - Senin için Kufe valisine bir mektup yazayım mı? dedi. O da: - Fakir halk arasında bulunmayı daha çok severim, diye cevap verdi. Aradan bir yıl geçtikten sonra Kufe ileri gelenlerinden bir kimse hacca gelmişti. Ömer'le karşılaştı. Ömer kendisine Üveys'i sordu. O da: - Ben buraya gelirken o, tamtakır denecek yıkık dökük bir evde barınmakta idi, dedi. Ömer (Allah ondan razı olsun) de: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i: “Üveys ibni Amir size Yemen destek birlikleri içinde gelecektir. Kendisi Murad kabilesinin Karen kolundandır. Alaca hastalığına tutulmuşsa da iyileşmiştir. Sadece bir dirhem miktarı kadar bir yerde hastalığın izi kalmıştır. Onun bir annesi var, ona çok iyi bakardı. Eğer o bir şey hakkında yemin etse Allah onun yeminini yerine getirir, duasını kabul eder. Kendin için dua ve istiğfar ettirebilirsen bunu yap, fırsatı kaçırma”, diye buyururken işittim, dedi. O Kufeli adam da Kufe'ye dönünce Üveys'e varıp: - Benim için mağfiret dile! diye ricada bulundu. Üveys: - Sen mübarek ve güzel bir yolculuktan yeni geldin. Benim için sen dua et, dedi. Adam dua isteğinde ısrar edince: - Sen Ömer'le mi karşılaştın? dedi. Adam: - Evet, dedi. Bunun üzerine Üveys o kişi için af ve bağışlanma talebinde bulundu. Bu olay üzerine insanlar Üveys'in nasıl bir kimse olduğunu anladılar, o da orayı bırakıp gitti. (Müslim, Fezâilü's-Sahâbe 225) Müslim'in yine Üseyr ibni Cabir'den rivayetine göre aralarında Üveys ile alay eden bir kişinin de bulunduğu Kufeli bir grup Ömer'e geldiler. Ömer: Burada Karenilerden kimse var mı? diye sordu. Hemen o alaycı adam Ömer'in yanına geldi. Ömer (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Şüphesiz ki Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Yemen'den size Üveys adında biri gelecek. Annesinden başka kimsesi olmayan bu adam, anasına hizmet için Yemen'den ayrılmıyordu. O alaca hastalığına tutulmuştu. Allah'a dua etti de dinar veya dirhem büyüklüğünde bir yer dışında Allah onu hastalığından kurtardı. Ona hanginiz rastlarsa sizin için bağışlanma talebinde bulunsun.” (Müslim, Birr 223) Yine Müslim'in başka bir rivayetinde Hz. Ömer'in şöyle dediği nakledilmiştir: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: “Hiç şüphesiz tâbiîlerin en hayırlısı Üveys adındaki bir kimsedir. Onun bir anası vardır. Alaca hastalığı geçirmiştir. Ona uğrayınız, sizin için istiğfar etmesini isteyiniz.” (Müslim, Birr 224)

Riyazus-Salihin 373

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضي الله عنه قال: اسْتَأْذَنْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي الْعُمْرَةِ فَأَذِنَ لِي، وَقال: لَا تَنْسَنَا يَا أُخَيَّ مِنْ دُعَائِكَ. فَقال كَلِمَةً مَا يَسُرُّنِي أَنَّ لِي بِهَا الدُّنْيَا. وَفِي رِوَايَةٍ قال: أَشْرِكْنَا يَا أُخَيَّ فِي دُعَائِكَ.

Ömer ibnü'l-Hattab (Allah ondan razı olsun)'dan şöyle dediği rivayet olunmuştur: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'den umre yapmak için izin istedim, izin verdi ve: “Kardeşçiğim, bizi de duadan unutma”, buyurdu. Onun bu sözüne karşılık bana dünyayı verseler bu kadar sevinmezdim. Başka bir rivayette de: “Kardeşçiğim, bizi de duana ortak et”, şeklindedir. (Ebu Davud, Vitir 23; Tirmizi, Deavat 109)

Riyazus-Salihin 374

عَنِ ابْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما قال: كان النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَزُورُ قُبَاءً رَاكِبًا وَمَاشِيًا، فَيُصَلِّي فِيهِ رَكْعَتَيْنِ. وَفِي رِوَايَةٍ: كان النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَأْتِي مَسْجِدَ قُبَاءٍ كُلَّ سَبْتٍ رَاكِبًا وَمَاشِيًا. وَكان ابْنُ عُمَرَ يَفْعَلُهُ.

Abdullah İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bazen binekle, bazen de yaya olarak Kuba Mescidi'ni ziyaret eder ve orada iki rekât namaz kılardı. (Buhari, es-Salât fî Mescidi Mekke ve Medine 4) Başka bir rivayette Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) “Her cumartesi günü binekle veya yaya olarak Kuba Mescidi'ne gelirdi.” İbni Ömer de böyle yapardı. (Buhari, es-Salât fî Mescidi Mekke ve Medine 4; Müslim, Hac 521)

Riyazus-Salihin 375