عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، قَالَ: سُئِلَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: إِيمَانٌ بِاللهِ وَرَسُولِهِ. قِيلَ: ثُمَّ مَاذَا؟ قَالَ: الجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ. قِيلَ: ثُمَّ مَاذَا؟ قَالَ: حَجٌّ مَبْرُورٌ.
Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e, “Hangi amel daha faziletlidir?” diye soruldu. “Allah’a ve Rasûlü’ne inanmak” buyurdular. “Sonra hangisi?” sorusuna, “Allah yolunda cihad etmek” buyurdu, “Daha sonra hangisi?” denilince, “Allah katında kusursuz yapılarak makbul olan hactır” buyurdular. (Buhari, İman, 18; Müslim, İman, 135)
Riyazus-Salihin 1286
وَعَنِ ابنِ مَسْعُودٍ، رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَيُّ العَمَلِ أَحَبُّ إِلَى اللهِ تَعَالَى؟ قَالَ: الصَّلَاةُ عَلَى وَقْتِهَا. قُلْتُ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: بِرُّ الوَالِدَيْنِ. قُلْتُ: ثُمَّ أَيٌّ؟ قَالَ: الجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللهِ.
İbni Mes’ud (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasulü, hangi amel Allah katında daha sevimlidir?” diye sordum. “Vaktinde kılınan namazdır” dedi. “Sonra hangisidir?” dedim. “Ana babaya iyilik etmek” buyurdular. “Sonra hangisidir?” deyince “Allah yolunda cihad etmek” buyurdular. (Buhari, Mevakıt, 5; Müslim, İman, 137)
Riyazus-Salihin 1287
وَعَنْ أَبِي ذَرٍّ رضي الله عنه، قَالَ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَيُّ العَمَلِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: الإِيمَانُ بِاللهِ، وَالجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ.
Ebu Zer (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasulü, hangi amel daha faziletlidir?” diye sordum.
“Allah’a iman ve Allah yolunda cihaddır” buyurdular. (Buhari, Itk, 2; Müslim, İman, 136).
Riyazus-Salihin 1288
وَعَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: لَغَدْوَةٌ فِي سَبِيلِ اللهِ، أَوْ رَوْحَةٌ، خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا.
Enes (Allah Ondan razı olsun)’dan bize bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah yolunda yapılan bir sabah ve akşam yürüyüşü şüphesiz dünyadan ve dünyadaki varlıklardan daha hayırlıdır.” (Buhari, Cihad, 5; Müslim, İmara, 112)
Riyazus-Salihin 1289
وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه، قَالَ: أَتَى رَجُلٌ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ: أَيُّ النَّاسِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فِي سَبِيلِ اللهِ. قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: مُؤْمِنٌ فِي شِعْبٍ مِنَ الشِّعَابِ يَعْبُدُ اللهَ وَيَدَعُ النَّاسَ مِنْ شَرِّهِ.
Ebu Said el-Hudri (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre bir adam Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelerek “İnsanların hangisi daha üstündür?” diye sordu. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem):
“Allah yolunda canıyla ve malıyla cihad eden mümindir” buyurdu. “Sonra kimdir?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz,
“Dağ aralarına çekilip Allah’a ibadet eden ve insanları şerrinden uzak tutan kimsedir” buyurdular. (Buhari, Cihad, 2; Müslim, İmara, 172)
Riyazus-Salihin 1290
وَعَنْ سَهْلِ بنِ سَعْدَ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم قَالَ: رِبَاطُ يَوْمٍ في سَبيلِ الله خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا، وَمَوْضِعُ سَوْطِ أحَدِكُمْ مِنَ الجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا، والرَّوْحَةُ يَرُوحُها العَبْدُ في سَبِيلِ الله تَعَالى، أَوِ الغَدْوَةُ، خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا عَلَيْهَا.
Sehl ibni Sa’d (Allah Ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular:
“Allah yolunda Allah’ın rızasını kazanmak için sınırda bir gün nöbet beklemek dünyadan ve dünyadaki bütün şeylerden daha hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının cennette işgal ettiği yer, dünyadan ve dünyadaki bütün eşyalardan daha hayırlıdır. Bir kulun Allah yolunda savaşta akşamleyin veya sabah erken vakitteki yürüyüşü de, dünyadan ve dünya üzerindeki tüm şeylerden daha hayırlıdır.” (Buhari, Cihad, 6; Müslim, İmara, 113)
Riyazus-Salihin 1291
وَعَنْ سَلْمَانَ رضي الله عنه، قالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: رِباطُ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ خَيْرٌ مِنْ صِيَامِ شَهْرٍ وَقِيَامِهِ، وَإنْ ماتَ فيهِ جَرَى عَلَيْه عَمَلُهُ الَّذِي كانَ يَعْمَلُ، وَأُجْرِيَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ، وَأَمِنَ الفتَّانَ.
Selman (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’ı şöyle buyururken işittim demiştir:
“Bir gün bir gece sınır boyunda nöbet tutmak; gündüzü oruçla, gecesi ibadetle geçirilen bir aydan daha hayırlıdır. Şayet bu kişi nöbet esnasında vefat ederse, yapmakta olduğu amelin sevabı kıyamete kadar devam eder. Şehitler gibi cennette rızıklandırılması da devam eder. Her türlü fitneden, bilhassa kabirdeki sorgu meleklerinden de güven içinde olur.” (Müslim, İmara, 163)
Riyazus-Salihin 1292
وعَنْ فضَالَةَ بنِ عُبَيْدٍ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم قالَ: كُلُّ مَيِّتٍ يُخْتَمُ عَلى عَمَلِهِ إلاَّ المُرَابِطَ في سَبِيلِ الله، فإنَّهُ يَنْمِي لَهُ عَمَلُهُ إلى يَوْمِ القِيَامَةِ، وَيُؤَمَّنُ مِنْ فِتْنَةِ القَبرِ.
Fedale ibni Ubeyd (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“Her ölenin amel defteri kapanır, yalnız Allah rızası için İslam memleketinin sınırlarında nöbet tutanların defteri kapanmaz. Yaptığı işlerin sevabı kıyamet gününe kadar artarak devam eder, kabir fitnesinden de güvenlik içerisinde olur.” (Ebu Davud, Cihad, 15; Tirmizi, Fedailu’l-Cihad, 2)
Riyazus-Salihin 1293
وَعَنْ عُثْمَانَ، رضي الله عنه، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم، يَقُولُ: رِباطُ يَوْمٍ في سَبِيلِ الله خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ يَوْمٍ فِيما سِوَاهُ مِنَ المَنازِلِ.
Osman (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah yolunda Allah rızası için bir gün nöbet beklemek, başka yerlerde bin gün nöbet tutmaktan daha hayırlıdır.” (Tirmizi, Fedailu’l-Cihad, 26)
Riyazus-Salihin 1294
وَعَنْ أَبِي هُريرةَ، رضي الله عنه، قَالَ: قَالَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: تَضَمَّنَ الله لِمَنْ خَرَجَ في سَبِيلِهِ، لا يُخْرِجُهُ إلا جِهَادٌ في سَبِيلي، وَإِيمانٌ بي وَتَصْدِيقٌ بِرُسُلي، فهوَ ضامنٌ عليَّ أَن أُدْخِلَهُ الجَنَّةَ، أَوْ يرْجِعَهُ إلى مَنْزِلِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ بِما نَالَ مِنْ أَجْرٍ، أَوْ غَنِيمَةٍ. وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ ما مِنْ كَلْمٍ يُكْلَمُ في سَبِيلِ الله إلاَّ جاءَ يَوْمَ القِيَامَةِ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ كُلمَ، لَوْنُهُ لَوْنُ دَمٍ، وَرِيحُهُ رِيحُ مِسْكٍ. وَالَذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَوْلا أَنْ أَشُقَّ عَلى المُسْلِمِينَ مَا قَعَدْتُ خِلاَفَ سَرِيَّة تَغْزُو في سَبِيلِ الله أَبَداً، ولكِنْ لا أَجِدُ سَعَةً فأَحْمِلَهُمْ، وَلا يَجِدُونَ سَعَةً، وَيَشُقُّ عَلَيْهِمْ أَن يَتَخَلَّفُوا عَنِّي. وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ، لَوَدِدْتُ أَنِّي أَغْزُو في سَبِيلِ الله، فَأُقْتَلَ، ثُمَّ أَغْزُوَ، فَأُقْتَلَ، ثُمَّ أَغْزُوَ، فَأُقتَلَ.
Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse Allah’a inanır, peygamberlerini tasdik eder ve sadece Allah yolunda cihad ederse Allah o kimseyi şehid olursa cennete koymak, gazi olursa manevi mükafata ve dünyalık ganimete kavuşmak olarak evine döndürmeye kefil olmuştur. Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda açılan bir yara kıyamet gününde açıldığı şekliyle gelir. Rengi kan rengi, kokusu misk kokusudur. Yine Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki eğer müslümanlara zor gelmeseydi Allah yolunda cihada çıkan birliklerden hiçbir zaman ayrılıp geri kalmazdım. Fakat maddi güç bulamıyorum ki, onların hepsini savaşa göndereyim. Onlar da zaten bu imkandan mahrumlar. Benden ayrı kalıp geride kalmak da onlara zor geliyor. Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp öldürülmemi, sonra savaş edip yine öldürülmeyi, sonra tekrar savaş edip yine öldürülmeyi çok arzu ederdim.” (Müslim, İmara, 103)
Riyazus-Salihin 1295
وَعَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: ما مِنْ مَكلومٍ يُكْلَمُ في سَبِيلِ الله إلا جاءَ يَوْمَ القِيامَةِ، وكَلْمُهُ يَدْمَى: اللوْنُ لونُ دَمٍ، وَالريحُ رِيحُ مِسْكٍ.
Yine Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah yolunda yara alan herhangi bir kimse kıyamet gününde yarasından kanlar aktığı halde gelir. Renk kan rengi, koku ise misk kokusudur.” (Buhari, Cihad, 10; Müslim, İmara, 105)
Riyazus-Salihin 1296
وَعَنْ مُعَاذٍ رضي الله عنه، عَنِ النَبِيِّ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: مَنْ قَاتَلَ في سَبِيلِ الله مِنْ رَجُلٍ مُسلِم فُواقَ نَاقَة وَجَبَتْ له الجَنَّةُ، وَمَنْ جُرِحَ جُرْحاً في سَبِيلِ الله أَو نُكِبَ نَكْبَةً، فَإنَهَا تجيءُ يَوْمَ القِيَامَةِ كأَغزَرِ ما كَانَتْ: لَوْنُها الزَّعْفَرَانِ، وَرِيحُهَا كالمِسكِ.
Muaz (Allah Ondan razı olsun)’dan bize bildirildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Allah yolunda müslümanlardan bir kişi bir deve sağılacak kadar bir süre cihad ederse cennet onun hakkı olur. Allah yolunda yaralanan veya bir sıkıntıya düşen kimse kıyamet gününde yaralandığı an gibi kanlar içinde Allah’ın huzuruna gelir, kanının rengi za’feran gibi, kokusu da misk kokusu gibidir.” (Ebu Davud, Cihad, 40; Tirmizi, Fezailu’l-Cihad, 21)
Riyazus-Salihin 1297
وَعَنْ أبي هُريرةَ رضي الله عنه، قَالَ: مَرَّ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، بِشِعْبٍ فيهِ عُيَيْنَةٌ مِن مَاءٍ عَذبَة، فَأَعْجَبتهُ، فَقَالَ: لو اعتَزَلتُ النَاسَ فَأَقَمْتُ في هذا الشّعبِ، ولَنْ أَفعَلَ حَتى أسْتأذِنَ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم، فذكَرَ ذلِكَ لِرسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، فَقَالَ: لا تفعلْ، فإنَّ مُقامَ أحَدِكُمْ في سَبِيلِ الله أَفْضَلُ مِنْ صَلاتِهِ في بَيْتِهِ سَبْعِينَ عَاماً، أَلا تُحِبُونَ أَنْ يَغْفِرَ الله لَكُمْ وَيُدْخِلَكُمُ الجَنةَ؟ اغزُوا في سبيلِ الله، مَنْ قَاتَلَ في سَبِيلِ الله فُوَاقَ نَاقَةٍ وَجَبَتْ له الجَنَّةُ.
Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in ashabından bir kişi içerisinde tatlı su kaynağı bulunan bir dağ yolundan geçmişti, burası çok hoşuna gitmişti.
“Ah ne olaydı da insanlardan ayrı bir halde şurada otursaydım, fakat Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’dan izin almadan bunu asla yapmam” dedi. Sonra da durumu Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’a arzetti. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem):
“Aman ha, böyle bir şey yapma. Çünkü sizden birinizin Allah yolunda çalışıp gayret etmesi, evinde oturup yetmiş sene namaz kılmasından daha faziletlidir. Allah’ın sizi bağışlamasını ve cennete koymasını istemez misiniz? O halde Allah yolunda cihada çıkınız. Kim deve sağılacak kadar bir zaman Allah yolunda cihad ederse cenneti hak etmiş olur.” (Tirmizi, Fezailu’l-Cihad)
Riyazus-Salihin 1298
وعَنْهُ قالَ: قِيلَ: يا رَسُولَ الله: مَا يَعْدِلُ الجِهَادَ في سَبِيلِ الله؟ قَالَ: لا تَسْتَطِيعُونَهُ، فَأَعَادُوا عليهِ مَرَّتَيْنِ أو ثَلاثاً، كُلُّ ذلِكَ يَقُولُ: لا تَسْتَطِيعُونَهُ! ثمَّ قالَ: مَثَلُ المُجَاهِدِ في سَبِيلِ الله كَمَثَلِ الصائِمِ القَائمِ القَانِتِ بآياتِ الله، لا يَفْتُرُ مِنْ صِيامٍ، ولا صَلاةٍ، حَتى يَرجعَ المجَاهِدُ في سَبِيلِ الله.
وفي روايةِ البخاريِّ، أَنَّ رَجلاً قَالَ: يا رَسُولَ الله دُلَّني عَلى عَمَلٍ يَعْدِلُ الجِهَادَ؟ قالَ: لا أَجِدهُ. ثمَّ قالَ: هَلْ تَسْتَطِيعُ إذا خَرَجَ المُجَاهِدُ أَنْ تَدخُلَ مَسجِدَكَ فَتَقُومَ وَلا تَفتُرَ، وتَصُومَ ولا تُفْطِرَ؟ فقال: ومَنْ يَستطيعُ ذلكَ؟!
Yine Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den şöyle bildirilmiştir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e “Allah yolunda cihada denk (cihad sevabını alacak) hangi iş vardır?” diye soruldu.
“Ona denk ibadeti yapmaya güç yetiremezsiniz” buyurdu. Ashab aynı soruyu iki-üç defa tekrarladılar. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) her defasında, “Ona denk ibadete güç yetiremezsiniz” cevabını tekrarlayarak şöyle buyurdu:
“Allah yolunda cihad eden kimsenin benzeri gündüzleri oruç tutan, gecelerini namaz kılıp Kur’an okumakla geçiren ve Allah’ın ayetlerine gereği biçimde itaat eden ve Allah yolundaki mücahid dönünceye kadar ne namazdan ne de oruçtan usanmadan ara vermeyip devam eden kimse gibidir.” (Müslim, İmara, 118)
Buhari’nin rivayeti de şöyledir:
Bir adam, “Ya Rasulallah, bana cihada denk bir amel gösterseniz” dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de, “Ona denk olabilecek bir amel bulamıyorum ki” buyurdu, sonra:
“Mücahid savaşa çıktığı zamandan başlayarak, mescide kapanıp durmadan, usanmadan namaz kılmaya ve hiç iftar etmeden oruç tutmaya güç yetirebilir misiniz?” buyurdu.
Bunun üzerine soruyu soran kişi, “Buna kim güç yetirebilir ki?” dedi. (Buhari, Cihad, 1)
Riyazus-Salihin 1299
وَعَنْهُ: أَنَّ رَسُولَ الله ﷺ، قَالَ: مِنْ خَيْرِ مَعَاشِ النَّاسِ لَهُمْ رَجُلٌ مُمْسِكٌ بِعِنَانِ فَرَسِهِ فِي سَبِيلِ الله، يَطِيرُ عَلَى مَتْنِهِ كُلَّمَا سَمِعَ هَيْعَةً أَوْ فَزْعَةً طَارَ عَلَيْهِ، يَبْتَغِي القَتْلَ وَالمَوْتَ مَظَانَّهُ، أَوْ رَجُلٌ فِي غُنَيْمَةٍ أَوْ شَعَفَةٍ مِنْ هَذِهِ الشِّعَافِ أَوْ بَطْنِ وَادٍ مِنْ هَذِهِ الأَوْدِيَةِ، يُقِيمُ الصَّلَاةَ، وَيُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَيَعْبُدُ رَبَّهُ حَتَّى يَأْتِيَهُ اليَقِينُ، لَيْسَ مِنَ النَّاسِ إِلَّا فِي خَيْرٍ.
Yine Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
“İnsanların en hayırlı geçim yollarından biri, Allah yolunda atının dizginine yapışıp harb haberini işittiği yahut korkulu bir haber işittiğinde, öldürmeyi ve ölmeyi göze alarak düşmanın bulunması muhtemel yerlere atının üzerinde uçarcasına saldırmaya hazır duran kimsedir. Bir diğer kimse ise dağ tepelerinde veya derelerde koyunlarının arasında namazını kılan, zekâtını veren ve kendisine ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet eden kimsedir. Her iki şekilde yaşayan kimseler daima hayır üzeredirler.” (Müslim, İmâre, 125)
Riyazus-Salihin 1300
وَعَنْهُ: أَنَّ رَسُولَ الله ﷺ، قَالَ: إِنَّ فِي الجَنَّةِ مِائَةَ دَرَجَةٍ أَعَدَّهَا الله لِلْمُجَاهِدِينَ فِي سَبِيلِ الله، مَا بَيْنَ الدَّرَجَتَيْنِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ.
Yine Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'dan aktarıldığına göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah yolunda cihad edenler için Allah cennette yüz derece hazırlamıştır ki her derecenin arası yerle gök arası kadardır." (Buhârî, Cihad, 4)
Riyazus-Salihin 1301
وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله ﷺ، قَالَ: مَنْ رَضِيَ بِالله رَبًّا، وَبِالإِسْلَامِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا، وَجَبَتْ لَهُ الجَنَّةُ. فَعَجِبَ لَهَا أَبُو سَعِيدٍ، فَقَالَ: أَعِدْهَا عَلَيَّ يَا رَسُولَ الله، فَأَعَادَهَا عَلَيْهِ، ثُمَّ قَالَ: وَأُخْرَى يَرْفَعُ الله بِهَا العَبْدَ مِائَةَ دَرَجَةٍ فِي الجَنَّةِ، مَا بَيْنَ كُلِّ دَرَجَتَيْنِ كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ. قَالَ: وَمَا هِيَ يَا رَسُولَ الله؟ قَالَ: الجِهَادُ فِي سَبِيلِ الله، الجِهَادُ فِي سَبِيلِ الله.
Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Allah'ı Rab, İslâm'ı hak olan din ve Muhammed'i peygamber olarak kabul eden ve buna razı olan kimse cenneti hak eder." Bu söz Ebu Said'in hoşuna gitti ve:
"Ya Rasûlallah, bu sözü bana tekrarlasanız" dedi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de sözünü tekrarlayarak şöyle buyurdu:
"Bir başka amel daha vardır ki Allah o amel yüzünden kulunu cennette yüz derece yükseltir. Her bir derecenin arası da yerle gök arası kadardır." Ebu Said,
"O amel nedir ya Rasûlallah?" diye sordu. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de, "Allah yolunda cihad, Allah yolunda cihaddır" buyurdular. (Müslim, İmâre, 116)
Riyazus-Salihin 1302
وعَنْ أَبي بكْرِ بنِ أَبي مُوسى الأشْعَرِيّ، قَالَ: سَمِعْتُ أبي، رضي الله عنه، وَهُوَ بِحَضْرَةِ العَدُوِّ، يقول: قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: إنَّ أَبْوَابَ الجَنَّةِ تَحْتَ ظِلالِ السُّيُوفِ فَقَامَ رَجُلٌ رَثُّ الهَيْئَةِ فَقَالَ: يَا أَبَا مُوسَى أَأَنْتَ سَمِعْتَ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم يقول هذا؟ قالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَرَجَعَ إلى أصْحَابِهِ، فَقَالَ: أَقْرَأُ عَلَيْكُمُ السَّلامَ ثُم كَسَرَ جَفْنَ سَيْفِهِ فَأَلْقَاهُ، ثُمّ مَشَى بسَيْفِهِ إلى العَدُوّ فَضَرَبَ بِهِ حَتَّى قُتِلَ.
Ebu Bekr ibni Ebu Musa el-Eş'ari şöyle demiştir: "Babamdan işittim, düşman karşısında duruyor ve şöyle diyordu: Ben Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i, 'Şüphesiz cennet kapıları kılıçların gölgeleri altındadır' derken işittim. Bunun üzerine üstü başı perişan halde birisi kalkıp, 'Ey Ebu Musa, bu sözü Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'ın söylediğini sen mi işittin?' diye sordu. Ebu Musa: 'Evet, ben işittim' cevabını verdi. Bunu duyan adam, arkadaşlarına dönüp 'Sizleri selamlarım' dedi ve kılıcının kınını kırıp attı, sonra elinde yalın kılınçla düşman üzerine yürüdü ve ölünceye kadar savaştı. (Müslim, İmara, 146)
Riyazus-Salihin 1303
وَعَنْ أبي عَبْسٍ عبدِ الرَحمنِ بنِ جُبَيْرٍ، رضي الله عنه، قالَ: قَالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: ما اغْبَرَّت قَدَمَا عَبْدٍ في سَبِيلِ الله فَتَمَسَّه النَّارُ.
Ebu Abs Abdurrahman ibni Cübeyr (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Allah yolunda ayağı tozlanan kimseye cehennem ateşi dokunmaz." (Buhari, Cihad, 16)
Riyazus-Salihin 1304
وَعَنْ أَبي هُرَيْرَةَ، رضي الله عنه، قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: لا يَلجُ النَّارَ رَجُلٌ بَكَى مِنْ خَشْيَةِ الله حَتَّى يَعُودَ اللَّبن في الضَّرعِ، وَلاَ يَجْتَمعُ عَلى عَبْدٍ غُبَارٌ في سَبِيلِ الله وَدخَانُ جَهَنَّمَ.
Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Sağılan süt nasıl memeye tekrar girmezse, Allah korkusundan ağlayan bir kimse de cehenneme girmez. Bir kimsenin üzerinde Allah yolundaki cihadın tozu ile cehennem dumanı birleşmez." (Tirmizi, Fedailu'l-cihad, 8)
Riyazus-Salihin 1305
وَعَنِ ابنِ عبَّاسٍ رَضِيَ الله عَنْهما، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، يَقُولُ: عَيْنَانِ لا تَمَسُّهُمَا النَّارَ: عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ الله، وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ في سَبِيلِ الله.
İbni Abbas (Allah onlardan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "İki göze cehennem ateşi dokunmaz. Biri Allah korkusundan ağlayan göz, diğeri Allah yolunda Allah rızası için nöbet bekleyerek geceleyen göz." (Tirmizi, Fedailu'l-cihad, 12)
Riyazus-Salihin 1306
وَعَنْ زَيْدِ بنِ خَالِدٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، أَنَّ رَسُولَ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: مَنْ جَهَّزَ غَازِياً في سَبِيلِ الله فَقَدْ غَزَا، وَمَنْ خَلَفَ غَازِياً في أَهْلِهِ بِخَيْرٍ فَقَدْ غَزَا.
Zeyd ibni Halid (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Kim Allah yolunda cihada gidecek bir mücahidi donatırsa, yani cihad için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılarsa, kendisi cihada katılmış gibi sevap kazanır. Cihada giden kimsenin ailesini görüp gözeten kimse de bizzat cihad yapmış gibi sevap kazanır." (Buhari, Cihad, 38; Müslim, İmâre, 135).
Riyazus-Salihin 1307
وَعَنْ أَبِي أُمَامَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَفْضَلُ الصَّدَقَاتِ ظِلُّ فُسْطَاطٍ في سَبِيلِ الله، وَمَنِيحَةُ خَادِمٍ في سَبِيلِ الله، أَوْ طَرُوقَةُ فَحْلٍ في سَبِيلِ الله.
Ebu Umame (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Sadakaların en faziletlisi Allah yolunda kurulan çadırın gölgesi, Allah yolundaki bir mücahide verilen bir hizmetçi veya Allah yolunda kullanılmak üzere bağışlanmış, erkek devenin aşacağı bir dişi devedir." (Tirmizi, Fedailu'l-cihad, 5)
Riyazus-Salihin 1308
وَعَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه، أَنَّ فَتًى مِنْ أَسْلَمَ قَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، إِنِّي أُرِيدُ الْغَزْوَ وَلَيْسَ مَعِي مَا أَتَجَهَّزُ بِهِ، قَالَ: ائْتِ فُلَانًا، فَإِنَّهُ قَدْ كَانَ تَجَهَّزَ فَمَرِضَ. فَأَتَاهُ فَقَالَ: إِنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم يُقْرِئُكَ السَّلَامَ وَيَقُولُ: أَعْطِهِ الَّذِي تَجَهَّزْتَ بِهِ. قَالَ: يَا فُلَانَةُ، أَعْطِيهِ الَّذِي كُنْتُ تَجَهَّزْتُ بِهِ، وَلَا تَحْبِسِي عَنْهُ شَيْئًا، فَوَاللهِ، لَا تَحْبِسِي مِنْهُ شَيْئًا فَيُبَارَكَ لَكِ فِيهِ.
Enes (Allah ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Eslem Kabilesinden bir genç, "Ya Rasulallah, ben cihada katılmak istiyorum, fakat savaşabilmek için gerekli malzemeyi temin edecek gücüm de yok" dedi. Peygamber Efendimiz:
"Filan adama git, o, cihada katılmak üzere hazırlanmıştı fakat hastalandı" buyurdu. Genç ona gelip:
"Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) sana selam ediyor ve savaşa gitmek için hazırladıklarını bana vermeni söylüyor" dedi. Bunun üzerine adam hanımına seslenerek:
"Hanım, savaş için hazırladıklarımı bu gence ver, onlardan hiçbir şey alıkoyma. Vallahi ondan alıkoyacağın hiçbir parça senin hakkında yararlı ve bereketli olmaz." (Müslim, İmara, 134).
Riyazus-Salihin 1309
وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ إِلَى بَنِي لَحْيَانَ، فَقَالَ: لِيَنْبَعِثْ مِنْ كُلِّ رَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا، وَالْأَجْرُ بَيْنَهُمَا. وَفِي رِوَايَةٍ لَهُ: لِيَخْرُجْ مِنْ كُلِّ رَجُلَيْنِ رَجُلٌ، ثُمَّ قَالَ لِلْقَاعِدِ: أَيُّكُمْ خَلَفَ الْخَارِجَ فِي أَهْلِهِ وَمَالِهِ بِخَيْرٍ، كَانَ لَهُ مِثْلُ نِصْفِ أَجْرِ الْخَارِجِ.
Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Beni Lihyan üzerine asker gönderdi ve "İki kişiden biri cihada gitsin, elde edilecek sevapta ikisi de ortaktır" buyurdu. (Müslim, İmara, 137)
Müslim'in diğer bir rivayetinde, "İki kişiden biri cihada çıksın" buyurdu, sonra oturanlara şöyle dedi: "Sizden birisi harbe gidenin ailesine ve malına iyi bakarsa onun mükâfatının yarısını alır." (Müslim, İmara, 138)
Riyazus-Salihin 1310
وَعَنِ الْبَرَاءِ رضي الله عنه، قَالَ: أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ مُقَنَّعٌ بِالْحَدِيدِ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، أُقَاتِلُ أَوْ أُسْلِمُ؟ قَالَ: أَسْلِمْ، ثُمَّ قَاتِلْ. فَأَسْلَمَ، ثُمَّ قَاتَلَ فَقُتِلَ. فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: عَمِلَ قَلِيلًا وَأُجِرَ كَثِيرًا.
Bera (Allah ondan razı olsun)'den aktarıldığına göre tepeden tırnağa silahlı bir adam Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)'e geldi ve, "Ya Rasulallah sizinle beraber savaşa mı katılayım, yoksa Müslüman mı olayım?" dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Önce Müslüman ol, sonra da savaş" buyurdu. O adam Müslüman oldu, sonra savaştı ve şehit düştü. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Az çalıştı, çok kazandı" buyurdu. (Buhari, Cihad, 13; Müslim, İmara, 144)
Riyazus-Salihin 1311
وَعَنْ أَنَسٍ، رضي الله عنه، أَنَّ النَّبِيَّ، صلى الله عليه وسلم، قَالَ: مَا أَحَدٌ يَدْخُلُ الجَنَّةَ يُحِبُّ أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا وَلَهُ مَا عَلَى الأَرْضِ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا الشَّهِيدُ، يَتَمَنَّى أَنْ يَرْجِعَ إِلَى الدُّنْيَا، فَيُقْتَلَ عَشْرَ مَرَّاتٍ، لِمَا يَرَى مِنَ الكَرَامَةِ.
وفي روايةٍ: لِمَا يَرَى مِنْ فَضْلِ الشَّهَادَةِ.
Enes (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu: "Cennete giren hiçbir kimse bütün yeryüzündeki her şeye sahip olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Ancak şehitler gördüğü ikram ve itibar sebebiyle dünyaya dönüp on defa şehit olmayı ister."
Başka bir rivayette, "Şehitliğin faziletini gördüğü için" denilmiştir. (Buhari, Cihad, 21; Müslim, İmara, 109)
Riyazus-Salihin 1312
وَعَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ العَاصِ، رضي الله عنهما، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: يَغْفِرُ اللهُ لِلشَّهِيدِ كُلَّ ذَنْبٍ إِلَّا الدَّيْنَ.
وفي روايةٍ له: القَتْلُ فِي سَبِيلِ اللهِ يُكَفِّرُ كُلَّ شَيْءٍ إِلَّا الدَّيْنَ.
Abdullah ibni Amr ibni As (Allah Onlardan razı olsun)'den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Şehid olan kimsenin kul borcu dışındaki bütün günahlarını Allah bağışlar." (Müslim, İmara, 119)
Başka bir rivayette: Allah yolunda öldürülen kişinin kul borcu dışındaki bütün günahları silinir.
Riyazus-Salihin 1313
وَعَنْ أَبِي قَتَادَةَ، رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ فِيهِمْ، فَذَكَرَ أَنَّ الجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللهِ، وَالإِيمَانَ بِاللهِ، أَفْضَلُ الأَعْمَالِ، فَقَامَ رَجُلٌ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللهِ، أَيُكَفِّرُ عَنِّي خَطَايَايَ؟ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: نَعَمْ، إِنْ قُتِلْتَ فِي سَبِيلِ اللهِ، وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ، مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ. ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: كَيْفَ قُلْتَ؟ قَالَ: أَرَأَيْتَ إِنْ قُتِلْتُ فِي سَبِيلِ اللهِ، أَيُكَفَّرُ عَنِّي خَطَايَايَ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: نَعَمْ، وَأَنْتَ صَابِرٌ مُحْتَسِبٌ، مُقْبِلٌ غَيْرُ مُدْبِرٍ، إِلَّا الدَّيْنَ، فَإِنَّ جِبْرِيلَ عليه السلام قَالَ لِي ذَلِكَ.
Ebu Katade (Allah Ondan razı olsun)'den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Ashabı içinde ayağa kalkarak: "Allah yolunda cihad ve Allah'a iman etmek amellerin en faziletlisidir" diye konuştu. Ashabtan biri kalkıp: "Ya Rasulallah, eğer Allah yolunda şehid olursam bu benim günahlarıma keffaret olur mu?" diye sorunca, Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Evet, sabredecek ve ecrini de sadece Allah'tan bekleyerek cepheden kaçmaksızın düşmana karşı koyup Allah yolunda şehid düşersen günahlarına keffaret olur" buyurdu. Sonra Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Nasıl demiştin?" diye sordu. Adam da: "Şayet ben Allah yolunda öldürülürsem günahlarıma keffaret olur mu?" diye sözünü tekrarladı. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de ona:
"Evet, sabrederek ecrini de sadece Allah'tan bekleyerek cepheden kaçmaksızın düşmana karşı koyup Allah yolunda öldürülürsen günahlarına keffaret olur. Ancak insanlara olan borcun bunun dışındadır. Bunu bana Cibril söyledi" buyurdu. (Müslim, İmara, 117)
Riyazus-Salihin 1314
وعَنْ جابر رضي الله عنه، قالَ: قالَ رَجُلٌ: أينَ أنَا يا رَسُولَ الله إنْ قُتِلتُ؟ قالَ: في الجَنَّةِ. فَأَلقَى تَمَرَاتٍ كُنَّ في يَدِه، ثُمَّ قَاتَلَ حَتَّى قُتِلَ.
Cabir (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Bir adam, "Ya Rasulallah, Allah yolunda öldürülürsem yerim neresidir?" diye sordu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Cennettir" diye cevap verdi. Bunun üzerine adam elindeki hurmaları attı, savaştı ve sonunda şehit oldu. (Müslim, İmara, 143)
Riyazus-Salihin 1315
وعَنْ أَنسٍ رضي الله عنه، قَالَ: انْطَلَقَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ، حَتَّى سَبَقُوا المشرِكينَ إلى بَدرٍ، وَجَاءَ المُشرِكُونَ، فَقالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: لا يقدمَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ إلى شَيْءٍ حَتَّى أَكُونَ أَنا دُونَهُ. فَدَنَا المُشْرِكُونَ، فَقَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: قُومُوا إلى جَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ. قال: يَقولُ عُمَيْرُ بنُ الحُمَامِ الأَنصَارِيُّ رضي الله عنه: يا رسولَ الله، جَنَّةٌ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالأَرْضُ؟ قالَ: نَعَم. قالَ: بَخٍ بَخٍ! فقالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: ما يَحمِلُكَ على قَولكَ بَخٍ بَخٍ؟ قالَ: لا وَالله يا رَسُولَ الله إلاَّ رَجَاءَ أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِهَا، قالَ: فَإنَّكَ مِنْ أَهْلِهَا. فَأَخْرَجَ تَمَراتٍ مِنْ قَرَنهِ، فَجَعَلَ يَأْكُلُ مِنْهُنَّ، ثمَّ قَالَ: لَئِنْ أَنا حَيِيتُ حتَّى آكُلَ تَمَراتي هذِهِ إنَّهَا لَحَيَاةٌ طَوِيلةٌ. فَرَمَى بمَا كانَ مَعَهُ مِنَ التَّمْرِ، ثم قَاتَلَهُمْ حَتَّى قُتِلَ.
Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile ashabı yola çıktı, müşriklerden önce Bedir'e vardılar. Müşrikler de geldiler. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Sizden hiçbiriniz, ben önünde olmadıkça hiçbir şeye girişmesin" diye emir verdi. Müşrikler yaklaşınca Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), "Genişliği gökler ve yer kadar olan cennete girmek üzere kalkınız" buyurdu. Enes der ki: Ensardan Umeyr ibn Hümam (Allah ondan razı olsun), "Ya Rasulallah, genişliği gökler ve yer kadar olan cennet mi?" diye sordu. Peygamberimiz, "Evet" buyurdu. Umeyr, "Ne iyi, ne güzel!" dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Niçin öyle söyledin?" diye sordu. Umeyr, "Vallahi ya Rasulallah, cennet ehlinden olmayı ümit ettiğim için öyle söyledim; başka bir gayem yok" dedi. Rasûlullah da, "Şüphesiz sen cennetliksin" buyurdu. Bunun üzerine Umeyr torbasından biraz hurma çıkardı ve yemeye başladı. Sonra, "Eğer bu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşayacak olursam bu gerçekten uzun bir hayattır" dedi. Yanındaki hurmaları attı ve şehit oluncaya kadar savaştı. (Müslim, İmara, 145)
Riyazus-Salihin 1316
وعنه قال: جَاءَ ناسٌ إلى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنِ ابْعَث مَعَنَا رِجَالاً يُعَلِّمُونَا القُرآنَ وَالسُّنَةَ، فَبَعَثَ إلَيْهِم سَبعِينَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُمُ: القُرَّاءُ، فِيهِم خَالي حَرَامٌ، يَقْرَؤُونَ القُرآنَ، وَيَتَدَارَسُونَ بِاللَّيْلِ يَتَعَلَّمُونَ، وكانُوا بِالنَّهَارِ يَجِيئُونَ بالمَاءِ، فَيَضَعُونَه في المَسْجِدِ، وَيَحتَطِبونَ فَيَبِيعُونَه، ويَشتَرُونَ بِهِ الطَّعَامَ لأَهْلِ الصُّفَّةِ، ولِلفُقَرَاءِ، فَبَعَثهُم النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم، فَعَرَضُوا لهُم فَقَتَلُوهُمْ قَبْلَ أَنْ يَبْلُغُوا المَكانَ، فَقَالُوا: اللَّهُمَ بَلِّغ عَنَا نَبِيَّنَا أَنَّا قَدْ لَقِينَاكَ فَرَضِينَا عَنْكَ وَرَضِيتَ عَنَّا. وأتى رَجُلٌ حَرَاماً، خَالَ أنسٍ، مِنْ خَلْفِهِ، فَطَعَنَهُ بِرُمْحٍ حَتَّى أَنْفَذَهُ، فَقَالَ حَرَامٌ: فُزْتُ وَرَبِّ الكَعْبَةِ. فقالَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: إِنَّ إخْوَانَكُم قَدْ قُتِلُوا، وإنَّهُم قَالُوا: اللَّهُمَّ بَلِّغْ عَنَّا نَبِيَّنَا أَنَّا قَدْ لَقِينَاكَ فَرَضِينَا عَنْكَ وَرَضِيتَ عَنَّا.
Yine Enes (Allah ondan razı olsun)'dan nakledilmiştir: Bir grup insan Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'e gelerek, "Bize Kur'an'ı ve sünneti öğretecek kimseler gönderseniz" dediler. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) da içlerinde dayım Haram ibni Milhan'ın bulunduğu, ensardan kendilerine Kurrâ denilen yetmiş kişiyi onlara gönderdi. Bunlar Kur'an okuyor, geceleyin onu müzakere edip öğreniyorlardı. Gündüzleri ise su getirip mescide koyar, odun toplayıp onu satarak parasıyla suffe ehline ve fakirlere yiyecek satın alırlardı. İşte Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz bu kişileri onlara göndermişti; fakat gidecekleri yere varmadan düşman saldırısına uğradılar ve öldürüldüler. Onlar, "Allah'ım, bizim haberimizi Peygamberimize ulaştır. Biz sana kavuştuk, senden razı olduk, sen de bizden razı oldun" dediler. Bir adam arkadan yaklaşarak Enes'in dayısı Haram'a mızrağını sapladı, hatta mızrak vücudunun bir tarafından öbür tarafına geçti. Bunun üzerine Haram, "Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki kurtuluşa erdim" dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabına, "Şüphesiz din kardeşleriniz öldürüldüler ve onlar, 'Allah'ım, bizim haberimizi Peygamberimize ulaştır. Biz sana kavuştuk, senden razı olduk, sen de bizden razı oldun' dediler" buyurdu. (Buhari, Cihad, 9; Müslim, İmara, 147)
Riyazus-Salihin 1317
وعنْهُ قالَ: غَابَ عَمِّي أنسُ بنُ النَضْرِ رضي الله عنه عن قِتَالِ بَدرٍ، فقالَ: يا رسولَ الله غِبتُ عن أَوَّلِ قِتَالٍ قَاتَلْتَ المُشْرِكِينَ، لَئِنِ الله أَشْهَدَني قِتَالَ المُشرِكِينَ ليُرِيَنَّ الله مَا أَصنَعُ. فَلَمَّا كانَ يَومُ أُحُدٍ انكَشَفَ المُسلِمُونَ، فقالَ: اللَهُمَّ إنّي أَعْتَذِرُ إلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هؤُلاَءِ - يَعْني أَصْحَابَهُ - وَأَبْرَأُ إليْكَ مِمَّا صَنَعَ هؤُلاَءِ، يعني المُشرِكِينَ، ثم تَقَدَّمَ فَاسْتَقْبَلَهُ سعدُ بنُ مُعَاذٍ فقال: يَا سَعدُ بنَ مُعَاذٍ، الجَنَّةَ وَربِّ النَّضْرِ، إنِّي أَجِدُ رِيحَهَا مِنْ دُونِ أُحُدٍ! قالَ سعدٌ: فمَا استطَعتُ يا رَسُولَ الله مَا صَنَعَ! قالَ أنسٌ: فَوَجَدنَا بِهِ بِضعاً وَثَمَانِينَ ضَربةً بالسَّيفِ، أَوْ طَعْنَةً بِرُمْحٍ، أَوْ رَمْيَةً بِسَهمٍ، وَوَجَدْناهُ قد قُتِلَ وَمَثَّلَ بِهِ المُشرِكُونَ، فَمَا عرَفَهُ أَحَدٌ إلاَّ أُختُهُ بِبَنَانِهِ. قال أنسٌ: كُنَّا نُرَى - أَوْ نَظُنُّ - أَنَّ هذِه الآية نَزَلَتْ فِيهِ وَفي أَشْبَاهِهِ: «مِنَ المُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا ما عَاهَدُوا الله عَلَيْهِ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضَى نَحْبَهُ» إلى آخرها.
Yine Enes (Allah ondan razı olsun)'den nakledilmiştir: Amcam Enes ibni Nadr (Allah ondan razı olsun) Bedir Savaşı'na katılmamıştı. Bu ona çok ağır gelmişti. Bu sebeple, "Ya Rasûlallah, müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah beni müşriklerle yapılacak bir savaşta bulundurursa ne yapacağımı Allah görecektir" dedi.
Uhud günü gelip Müslümanlar düşman karşısında dağılınca Enes ibni Nadr, arkadaşlarını kastederek, "Ya Rabbi, şu arkadaşlarımın yaptıklarından dolayı senden af dilerim" dedi. Müşrikleri kastederek de, "Bunların yaptıklarından uzak olduğumu sana arz ederim" deyip ilerledi ve Sa'd ibni Muaz'la karşılaştı. "Ey Sa'd ibni Muaz, işte cennet! Nadr'ın Rabbine yemin ederim ki Uhud tarafından onun kokusunu alıyorum" dedi. Sa'd bu olayı anlatırken, "Ya Rasûlallah, ben onun yaptığını yapmaya güç yetiremedim" dedi.
Hadisi bize nakleden Enes, amcasıyla ilgili olayı şöyle anlatır: Amcamı şehit edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla kılıç, mızrak ve ok yarası vardı. Müşrikler ona müsle yaparak, yani göz, kulak ve diğer uzuvlarını keserek belirsiz bir hâle getirmişlerdi de onu kimse tanıyamadı; sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıyabildi.
Enes, "Biz şu ayetin amcam ve onun gibi olan kimseler hakkında inmiş olduğu kanaatindeyiz" dedi:
"Müminler içinde öyle kimseler vardır ki Allah'a karşı verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi verdiği sözü yerine getirerek çarpışıp şehit düştü, kimi de sırasını bekliyor. Onlar hiçbir şekilde verdikleri sözden caymadılar." (Ahzâb, 33/23) (Buhârî, Cihad, 12; Müslim, İmâre, 148)
Riyazus-Salihin 1318
وعَنْ سَمُرَةَ رضي الله عنه قالَ: قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: رَأَيْتُ اللَّيْلَةَ رَجُلَيْنِ أَتيانِي، فصِعدَا بي الشَّجَرَةَ، فَأَدْخَلاني دَاراً هِي أَحْسَنُ وَأَفْضَلُ، لَمْ أَرَ قَطُّ أَحْسَنَ مِنْها، قالا: أَمَّا هذِه الدَّارُ فَدَارُ الشُّهَدَاءِ.
Semüre (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bu gece rüyada iki adam gördüm. Yanıma geldiler ve beni bir ağaca çıkardılar. Sonra da beni, şimdiye kadar benzerini görmediğim güzellikte bir eve koydular. O iki kişi bana, 'Burası şehitlerin evidir' dediler." (Buhârî, Cihad, 4)
Riyazus-Salihin 1319
وعَنْ أنسٍ رضي الله عنه: أَنَّ أمَّ الرُبيعِ بنتَ البَرَاءِ، وَهِيَ أُمُّ حَارِثَةَ بنِ سُرَاقَةَ، أتتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ: يا رَسُولَ الله أَلا تُحَدِّثُني عَنْ حارثَةَ؟ وَكَانَ قُتِلَ يَوْمَ بَدْرٍ، فإنْ كانَ في الجَنَّةِ صَبَرْتُ، وَإنْ كانَ غَيْرَ ذلكَ اجْتَهَدْتُ عَلَيْهِ في البُكَاءِ، فقال: يا أُمَّ حارِثَةَ، إنَّهَا جِنَانٌ في الجَنَّةِ، وَإِنَّ ابْنَكِ أَصَابَ الفِرْدَوْسَ الأعْلَى.
Enes (Allah ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre, Harise ibni Süraka'nın annesi olan Ümmü'r-Rübeyyi binti Berâ, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e geldi ve: "Ya Rasûlallah, bana Harise'den haber verir misiniz? Harise Bedir Savaşı'nda öldürüldü. Eğer cennette ise sabredeceğim, değilse onun için çok ağlayacağım" dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da ona: "Ey Ümmü Harise, cennette pek çok cennet vardır. Senin oğlun bunların en yücesi olan Firdevs cennetindedir" buyurdu. (Buhârî, Cihad, 14)
Riyazus-Salihin 1320
وعَنْ جابرِ بنِ عبدِ الله رضيَ الله عَنْهُما قالَ: جِيءَ بأبي إلى النَّبيِّ ﷺ وقَدْ مُثِّلَ بِهِ، فَوُضِعَ بَيْنَ يَدَيْه، فَذَهَبْتُ أَكْشِفُ عَنْ وَجْهِهِ، فنَهَاني قَوْمِي. فقالَ النبيُّ ﷺ: ما زَالَتِ المَلائِكَةُ تُظِلُّهُ بأَجْنِحَتِها.
Cabir ibni Abdullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:
"Babamın müsle yapılmış yani tüm uzuvları kesilmiş, darmadağın olmuş bir durumda cesedi getirilip Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'ın önüne konuldu. Yüzünü açmak için davrandığımda kabilem bana engel oldular. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem), 'Melekler durmadan onu kanatlarıyla gölgelendiriyorlar' buyurdu." (Buhari, Cenaiz, 3; Müslim, Fezailü's-sahabe, 129)
Riyazus-Salihin 1321
وعَنْ سهلِ بنِ حُنَيْفٍ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله ﷺ قالَ: مَنْ سَأَلَ الله تَعَالى الشَّهَادَةَ بِصِدْقٍ، بَلَّغَهُ الله مَنَازِلَ الشُّهَدَاءِ، وَإِنْ مَاتَ عَلى فِرَاشِهِ.
Sehl ibni Huneyf (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kim samimi olarak şehid olmayı isterse, yatağında ölse bile Allah onu şehidlerin derecesine ulaştırır." (Müslim, İmare, 157)
Riyazus-Salihin 1322
وعَنْ أَنسٍ رضي الله عنه قال: قالَ رَسُولُ الله ﷺ: مَنْ طَلَبَ الشَّهَادَةَ صَادِقاً أُعْطِيَها، وَلَوْ لَمْ تُصِبْهُ.
Enes (Allah ondan razı olsun)'den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kim samimi olarak şehid olmayı isterse, şehid olmasa bile kendisine bu mertebe verilir." (Müslim, İmare, 156)
Riyazus-Salihin 1323
وعَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قالَ: قالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَا يَجِدُ الشَّهِيدُ مِنْ مَسِّ القَتْلِ، إلاَّ كما يَجِدُ أَحَدُكمْ مِنْ مَسِّ القَرْصَةِ.
Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Sizden birinize karınca ısırdığı zaman ne kadar acı duyarsa, şehid olan kimse de ölüm acısını ancak o kadar duyar." (Tirmizi, Fezailu'l-Cihad, 26)
Riyazus-Salihin 1324
وعنْ عَبْدِ الله بنِ أبي أَوْفَى، رضيَ الله عَنْهُمَا، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم في بَعْضِ أَيَّامِهِ الَّتِي لَقِيَ فِيهَا العَدُوَّ انْتَظَرَ حتى مَالَتِ الشَّمْسُ، ثُمَّ قَامَ في النَّاسِ فقال: أَيُّهَا النَّاسُ، لا تَتَمَنَّوا لِقَاءَ العَدُوِّ، وَسَلُوا الله العَافِيَةَ، فإذا لقِيتُمُوهُم فاصْبِرُوا، وَاعلَمُوا أَنَّ الجَنَّةَ تَحْتَ ظِلالِ السيوفِ. ثم قال: اللَّهُمَّ مُنزِلَ الكِتَابِ وَمُجْرِيَ السَحَابِ، وَهَازِمَ الأحْزَابِ، اهْزِمهُم وَانْصُرنَا عَلَيْهِمْ.
Abdullah ibni Ebu Evfa (Allah Onlardan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) düşmanla karşılaştığı günlerden birinde güneş batıya meyledinceye kadar bekledi. Sonra ashabın arasında kalkıp, "Ey müslümanlar, düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz. Allah'tan afiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz. Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır." Sonra şöyle devam ederek;
"Ey Kur'an'ı indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın edip bozguna uğratan Allahım! Düşmanları perişan et ve onlara karşı bize yardım et" diye dua etti. (Buhari, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 20)
Riyazus-Salihin 1325
وعن سَهْلِ بنِ سعد، رضي الله عنه، قالَ: قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: ثِنْتَانِ لا تُرَدَّانِ، أَوْ قَلَّمَا تُرَدَّانِ: الدُّعَاءُ عِنْدَ النِّدَاءِ، وَعِنْدَ البَأْسِ حِينَ يُلْحِمُ بَعْضُهُمْ بَعضاً.
Sehl ibni Sa'd (Allah Ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "İki dua geri çevrilmez veya pek nadir olarak geri çevrilebilir. Bunlar ezan okunurken yapılan dua ile savaş esnasında orduların birbirine giriştiği dehşet anında yapılan duadır." (Ebu Davud, Cihad, 39)
Riyazus-Salihin 1326
وعَنْ أنسٍ رضي الله عنه قالَ: كانَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم إذا غَزَا قال: اللّهُمَّ أَنتَ عَضُدِي وَنَصِيرِي، بِكَ أَحُولُ، وَبِكَ أَصُولُ، وَبِكَ أُقاتِلُ.
Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: "Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) savaş için çıktığında şöyle dua ederdi:
Allahım, benim yardımcım ve dayanağım sadece sensin. Senin yardımınla hareket ediyorum, senin yardımınla düşmana hücum ediyorum ve senin verdiğin kuvvetle düşmanlarla savaşıyorum." (Ebu Davud, Cihad, 90; Tirmizi, Deavat, 121)
Riyazus-Salihin 1327
وعَنْ أبي مُوسَى رضي الله عنه، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كانَ إذا خَافَ قَوماً قالَ: اللّهُمَّ إنَّا نَجعَلُكَ في نُحُورِهِم، وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شُرورِهِم.
Ebu Musa (Allah ondan razı olsun)'dan aktarıldığına göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir topluluğun hücumundan korkarsa şöyle dua ederdi: "Allahım, senin korumanı onlara karşı siper ediniyoruz ve onların şerlerinden sana sığınıyoruz." (Ebu Davud, Vitr, 20)
Riyazus-Salihin 1328
وعَنْ ابنِ عُمَرَ رضي الله عنهما، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم قالَ: الخَيْلُ مَعْقُودٌ في نَوَاصِيْهَا الخَيرُ إلى يَوْمِ القِيَامَةِ.
İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününe kadar atların alınlarına hayır bağlanmıştır." (Buhari, Cihad, 43; Müslim, İmara, 96)
Riyazus-Salihin 1329
وعَن عُرْوَةَ البَارِقِيِّ رضي الله عنه: أَنَّ النَّبيَّ صلى الله عليه وسلم قال: الخَيْلُ مَعْقُودٌ في نَوَاصِيْهَا الخَيرُ إلى يَوْمِ القِيَامَةِ: الأَجْرُ، وَالمَغْنَمُ.
Urve el-Barıkî (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününe kadar atların alınlarına hayır yani ecir ve ganimet bağlanmıştır." (Buhari, Cihad, 47; Müslim, İmara, 96)
Riyazus-Salihin 1330
وَعَن أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، قالَ: قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنِ احتَبَسَ فَرَساً في سَبِيلِ الله، إيمَاناً بِاللّه، وَتَصْدِيقاً بِوَعْدهِ، فَإنَّ شِبَعَهُ، وَرِيَّهُ، وَرَوْثَهُ، وَبَوْلَهُ في مِيزَانِهِ يَوْمَ القِيَامَةِ.
Ebu Hureyre (Allah Ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bir kimse Allah'a inanarak ve onun va'dine gönülden bağlanarak Allah yolunda bir at beslerse o atın yediği, içtiği, gübresi ve idrarı kıyamet günü o kimsenin mizanına sevap olarak konacaktır." (Buhari, Cihad, 45) (Bkz. 8 Enfal, 60)
Riyazus-Salihin 1331
وعَن أبي مَسْعُود رضي الله عنه، قالَ: جَاءَ رَجُلٌ إلى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَاقَةٍ مَخْطُومَةٍ فقالَ: هذه في سَبِيلِ الله، فقالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: لكَ بِهَا يَومَ القِيَامَةِ سَبْعُمِائَةِ نَاقَةٍ كُلُهَا مَخطُومَةٌ.
Ebu Mesud (Allah Ondan razı olsun) şöyle dedi: Bir adam yularlı bir deve ile Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'ın yanına gelerek, "Bunu Allah yolunda bağışlayıp vakfettim" dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) de, "Bunun karşılığı olarak sana kıyamet gününde yularlanmış yedi yüz deve verilecektir" buyurdular. (Müslim, İmara, 132)
Riyazus-Salihin 1332
وعن أبي حَمّادٍ -ويقال: أبو سُعاد، ويقَالُ: أبو أَسَدٍ، ويقال: أبو عامِرٍ، ويقالُ: أبو عَمْرو، ويقال: أبو الأسْوَدِ، ويقالُ: أبو عَبْسٍ- عُقْبةَ بنِ عامِرٍ الجُهَني، رضي الله عنه، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم وَهُوَ عَلى المِنْبَرِ يقولُ: وَأَعِدُّوا لَهُم ما استَطَعْتُم من قُوَّةٍ، أَلا إنَّ القُوَّةَ الرَّميُ، أَلا إنَّ القُوَّةَ الرَّميُ، أَلا إنَّ القوَّةَ الرَّمْيُ.
Kendisine Ebu Suad, Ebu Esed, Ebu Amir, Ebu Amr, Ebu'l-Esved, Ebu'l-Abs de denilen Ebu Hammad Ukbe ibni Amir el-Cüheni (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i minberde şöyle derken işittim: "Düşmanlarınız için elinizden geldiği kadar kuvvet hazırlayınız. Dikkat ediniz, kuvvetten amaç atmaktır. Yine dikkat ediniz, kuvvet atmaktır. Yine dikkatli olunuz ki kuvvet atmaktır." (Müslim, İmara, 167)
Riyazus-Salihin 1333
وَعَنْهُ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم، يقولُ: سَتُفْتَحُ عَلَيْكُمْ أَرَضُونَ، وَيَكْفِيكُمُ الله، فَلا يَعْجِزْ أَحَدُكُمْ أَنْ يَلْهُوَ بِأَسْهُمِهِ.
Yine Ukbe ibni Amir (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Yakında pek çok yerler fethedeceksiniz. Allah sizlere pek çok yardımlar edecektir. Hiçbiriniz oklarıyla egzersiz yapmaktan bıkıp usanmasın." (Müslim, İmara, 168)
Riyazus-Salihin 1334
وعَنْهُ أَنَّهُ قالَ: قالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ عُلِّمَ الرَّمْيَ، ثمَّ تَرَكَهُ، فَلَيْسَ مِنَّا، أَوْ فَقَدْ عَصَى.
Yine Ukbe ibni Amir (Allah Ondan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Kim atıcılık öğrenir de sonra onu terk ederse bizden değildir veya bize isyan etmiştir." (Müslim, İmara, 169)
Riyazus-Salihin 1335
وعنهُ، رضي الله عنه، قالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم يقولُ: إنَّ الله يُدخِلُ بِالسَّهمِ الوَاحِدِ ثَلاثَةَ نَفَرٍ الجَنَّةَ: صَانِعَهُ يحتَسِبُ في صَنْعَتِهِ الخَيرَ، وَالرَّامِي بِهِ، وَمُنْبِلَهُ، وَارْمُوا وَارْكَبُوا، وَأَنْ تَرمُوا أَحَبُّ إليَّ مِنْ أَنْ تَرْكَبُوا، ومَنْ تَرَكَ الرَّمْيَ بَعْدَ مَا عُلِّمَهُ رَغْبَةً عنه، فَإنَّهَا نِعْمَةٌ تَرَكَهَا، أَوْ قال: كَفَرَهَا.
Yine Ebu Hammad Ukbe ibni Amir (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'den işittim, şöyle buyurdu: "Allah bir ok yüzünden üç kişiyi cennetlik eder. Hayır ve sevap umarak o oku yapan sanatkârı, o oku Allah yolunda kullanıp atanı, oku atana yardımcı olanı. Atıcılık ve binicilik öğreniniz. Atıcılık öğrenmeniz binicilik öğrenmenizden daha çok benim hoşuma gider. Kim atıcılık öğrendikten sonra onu hiçe sayarak bırakırsa o nimeti elden kaçırmış olur veya nankörlük etmiş olur." (Ebu Davud, Cihad, 23)
Riyazus-Salihin 1336
وعَنْ سَلَمَةَ بنِ الأكوَعِ، رضي الله عنه، قالَ: مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلى نَفَرٍ يَنتَضِلُونَ، فَقَالَ: ارْمُوا بَنِي إسْماعيلَ، فَإنَّ أَبَاكم كانَ رَامِياً.
Seleme ibni Ekva (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) atış müsabakası yapan bir topluluğa uğradı ve "Ey İsmailoğulları, atınız, atıcılık öğreniniz. Çünkü babanız İsmail de atıcı idi" buyurdu.
Riyazus-Salihin 1337
وَعَنْ عَمْرِو بنِ عَبسَةَ، رضي الله عنه، قالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: مَنْ رَمَى بِسَهْمٍ في سَبيلِ الله فَهُوَ لَهُ عِدْلُ مُحَرَّرَةٍ.
Amr ibni Abese (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Bir kimsenin Allah yolunda bir ok atması köle azat etme sevabına denktir." (Ebu Davud, Itk, 14; Tirmizi, Fezailu'l-Cihad, 11)
Riyazus-Salihin 1338
وعَنْ أبي يحيى خُرَيْم بنِ فاتِكٍ، رضي الله عنه، قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ أَنْفَقَ نَفَقَةً في سَبِيلِ الله كُتِبَ لَهُ سَبْعُمِائةِ ضِعْف.
Ebu Yahya Hureym İbn Fatik (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah yolunda malını harcayan kimseye Allah, yedi yüz misli mükâfat verir.” (Tirmizi, Fedail-ül Cihad 4)
Riyazus-Salihin 1339
وعَنْ أبي سَعِيدٍ، رضي الله عنه، قالَ: قالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَا مِنْ عَبْدٍ يَصُوم يَوْماً في سَبِيلِ الله إلاَّ بَاعَدَ اللهُ بِذلِكَ اليَوْمِ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ سَبْعِينَ خَرِيفاً.
Ebu Said (Allah Ondan razı olsun)'den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bir kul Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, bu günden dolayı Allah onun yüzünü yetmiş yıl cehennemden uzak tutar." (Buhari, Cihad, 36; Müslim, Sıyam, 167)
Riyazus-Salihin 1340
وعَنْ أبي أمَامَةَ، رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، قالَ: مَنْ صَامَ يَوْماً في سَبِيلِ الله، جَعَلَ الله بَيْنَهُ وَبَيْنَ النَّارِ خَنْدَقاً كَمَا بَينَ السَّمَاءِ وَالأرْضِ.
Ebu Umame (Allah Ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Bir kimse Allah yolunda bir gün oruç tutarsa Allah onunla cehennem arasında yerle gök genişliğinde bir hendek açar." (Tirmizi, Fezailu'l-Cihad, 3)
Riyazus-Salihin 1341
وعَنْ أبي هُرَيْرَةَ، رضي الله عنه، قالَ: قالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَغْزُ، وَلَمْ يُحَدِّثْ نَفْسَهُ بِغَزْوٍ، مَاتَ عَلَى شُعْبَةٍ مِنَ النِّفَاقِ.
Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Bir kimse savaş yapmadan ve cihada katılmayı gönlünden geçirmeden ölürse bir tür nifak üzere ölür." (Müslim, İmâre 158)
Riyazus-Salihin 1342
وعَنْ جابرٍ، رضي الله عنه، قالَ: كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم في غَزَاةٍ، فقالَ: إنَّ بِالمَدِينَةِ لَرِجَالًا ما سِرْتُمْ مَسِيرًا، وَلَا قَطَعْتُمْ وَادِيًا إِلَّا كَانُوا مَعَكُمْ، حَبَسَهُمُ المَرَضُ. وفي رواية: حَبَسَهُمُ العُذْرُ. وفي روايةٍ: إِلَّا شَارَكُوكُمْ فِي الأَجْرِ.
Cabir (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile bir gazvede beraberdik. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Medine'de birtakım insanlar var ki, siz yolda yürüdükçe ve herhangi bir dereyi geçtikçe onlar sizinle beraberdirler; onları hastalık alıkoymuştur." Başka bir rivayette: "Onları özürleri alıkoymuştur." Bir diğer rivayette ise: "Sevap kazanmakta onlar size ortak oldular." şeklindedir. (Müslim, İmâre 159; Buhârî, Meğâzî 81)
Riyazus-Salihin 1343
وعنْ أبي مُوسى، رضي الله عنه، أنَّ أَعْرَابِيًّا أَتَى النبيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يا رسولَ الله، الرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِلْمَغْنَمِ، وَالرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِيُذْكَرَ، وَالرَّجُلُ يُقَاتِلُ لِيُرَى مَكَانُهُ؟ وفي روايةٍ: يُقَاتِلُ شَجَاعَةً، وَيُقَاتِلُ حَمِيَّةً. وفي روايةٍ: وَيُقَاتِلُ غَضَبًا، فَمَنْ فِي سَبِيلِ اللهِ؟ فَقَالَ رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللهِ هِيَ العُلْيَا، فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللهِ.
Ebu Musa (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına bir bedevi geldi ve: "Ya Rasûlallah! Adam var ki ganimet için savaşır, bir başkası şöhret kazanmak için savaşır, kimi de mevkiini göstermek için savaşır." Başka bir rivayete göre: Kahramanlık taslamak için veya ırkının üstünlüğünü göstermek için savaşıyor. Diğer bir rivayette: Kızgınlığı dolayısıyla savaşıyor. Bunların hangisi Allah yolunda savaşmış olur?" diye sordu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), "Kim Allah'ın sözü üstün olsun diye savaşırsa o Allah yolundadır." buyurdular. (Buhârî, Cihad 15; Müslim, İmâre 149)
Riyazus-Salihin 1344
وعنْ عبدِ الله بنِ عَمرِو بنِ العاصِ، رَضيَ الله عَنْهُمَا، قالَ: قالَ رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَا مِنْ غَازِيَةٍ، أَوْ سَرِيَّةٍ تَغْزُو، فَتَغْنَمُ وَتَسْلَمُ، إلاَّ كانُوا قَدْ تَعَجَّلُوا ثُلُثَي أُجورِهِمْ، وَمَا مِنْ غازِيةٍ أَوْ سَرِيَّةٍ تُخفِقُ وَتُصَابُ إلاَّ تَمَّ لَهُمْ أُجُورُهُمْ.
Abdullah ibni Amr ibni As (Allah onlardan razı olsun)'dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Cihada çıkan bir birlik veya seriyye savaşır, ganimet alır ve ölümden kurtulursa, mükâfatlarının üçte ikisini peşin olarak almış olurlar. Bir birlik veya seriyye cihada çıkar, ganimet elde edemez, şehit olur veya yaralanırsa onların mükâfatları ahirette tam olarak verilir." (Müslim, İmâre, 154)
Riyazus-Salihin 1345
وعنْ أَبي أُمَامَةَ، رضي الله عنه، أَنَّ رَجُلاً قالَ: يا رسولَ الله ائْذَنْ لي في السِّيَاحَةِ، فَقَالَ النَّبيُّ صلى الله عليه وسلم: إنَّ سِيَاحَةَ أُمَّتِي الجِهادُ في سَبِيلِ اللهِ، عَزَّ وَجَلَّ.
Ebu Umame (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre bir adam: "Ya Rasulallah, seyahate çıkmam için bana izin ver" dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihada gitmesidir." buyurdular. (Ebu Davud, Cihad, 6)
Riyazus-Salihin 1346
وعَنْ عبدِ الله بنِ عَمْرِو بنِ العاصِ، رَضِيَ اللهُ عَنْهُما، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: قَفْلَةٌ كَغَزْوَةٍ.
Abdullah ibni Amr ibni Âs (Allah onlardan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Savaştan dönüş de savaş gibidir." (Ebu Davud, Cihad, 7)
Riyazus-Salihin 1347
وعنِ السائِبِ بنِ يزيدَ، رضي الله عنه، قالَ: لمَا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَزْوَةِ تَبوك تَلَقَّاه النَّاسُ، فَتَلَقَّيْتُهُ مَعَ الصَبْيانِ عَلى ثَنِيَّةِ الوَدَاعِ. ورَوَاه البخاريُّ قالَ: ذَهَبْنَا نتَلَقَّى رسولَ الله صلى الله عليه وسلم، مَعَ الصِّبيَانِ إلى ثَنِيَّةِ الوَدَاعِ.
Saib ibni Yezid (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Tebük Gazvesi'nden dönünce halk onu karşılamaya çıktı. Ben de Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i çocuklarla birlikte Seniyyetü'l-Veda denilen yerde karşıladım. (Ebu Davud, Cihad, 176)
Buhari'nin rivayeti şöyledir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)'i karşılamak üzere çocuklarla birlikte Seniyyetü'l-Veda denilen yere kadar gittik. (Buhari, Cihad, 196)
Riyazus-Salihin 1348
وَعَنْ أَبي أُمَامَةَ، رضي الله عنه، عَنِ النبيِّ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: مَنْ لَمْ يَغْزُ، أَوْ يُجَهِّز غَازِياً، أَوْ يَخْلُفْ غَازِياً في أَهْلِهِ بِخَيرٍ، أَصَابَهُ الله بِقَارِعَةٍ قَبْلَ يَوْمِ القِيَامَةِ.
Ebu Umame (Allah ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Kim cihad için savaşa çıkmaz veya savaşa çıkan bir mücahidi donatıp savaşa yollamaz ya da cihada çıkan kimsenin aile ve çocuklarına bakmak suretiyle hayırlı bir işte bulunmazsa, Allah o kimseyi kıyamet gününden önce büyük bir belaya uğratır." (Ebu Davud, Cihad, 17)
Riyazus-Salihin 1349
وعَنْ أنسٍ، رضي الله عنه، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قالَ: جَاهِدُوا المُشْرِكِينَ بِأَمْوَالِكُم وَأَنْفُسِكُمْ وَأَلسِنَتِكُم.
Enes (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur: "Siz Müslümanlar olarak müşriklerle mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz." (Ebu Davud, Cihad, 18)
Riyazus-Salihin 1350
وعَنْ أبي عَمْرو ويقالُ: أبو حَكِيمٍ النُّعْمَانِ بنِ مُقَرِّنٍ رضي الله عنه قالَ: شَهِدْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم، إذا لَمْ يقَاتِلْ مِنْ أَوَّلِ النَّهَارِ أَخَّرَ القِتَالَ حَتَّى تَزُولَ الشَّمْسُ، وَتهبَّ الرِّيَاحُ، ويَنزِلَ النَّصْرُ.
Ebu Hakim de denilen Ebu Amr Numan ibni Mukarrin (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:
"Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile beraber bulundum. Gündüzün ilk vakitlerinde savaşa başlamadığı zaman güneşin batmaya meyletmesine kadar geciktirip rüzgârın esmesini ve zaferin gelmesini beklerdi." (Ebu Davud, Cihad, 111; Tirmizi, Siyer, 46)
Riyazus-Salihin 1351
وعنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، قالَ: قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: لا تتمَنَّوا لِقَاءَ العَدُوِّ، واسألوا الله العافية، فإذا لَقِيتُمُوهُم، فَاصْبِرُوا.
Ebu Hureyre'den nakledildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:
"Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz. Allah'tan afiyet isteyiniz. Karşılaştığınız zaman da sabırlı ve dirençli olunuz." (Buhari, Cihad, 112; Müslim, Cihad, 20)
Riyazus-Salihin 1352
وعَنْهُ وعَنْ جابِرٍ رضي الله عنهما، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قالَ: الحَرْبُ خَدْعَةٌ.
Ebu Hureyre ve Cabir'den (Allah onlardan razı olsun) rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: "Harp, hileden ibarettir." (Buhari, Cihad, 157; Müslim, Cihad, 17)
Riyazus-Salihin 1353