HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ALLAH’IN MÜ’MİNLERE CENNETTE HAZIRLADIĞI NİMETLER

17 hadis

وَعَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: يَأْكُلُ أَهْلُ الجَنَّةِ فِيهَا، وَيَشْرَبُونَ، وَلا يَتَغَوَّطُونَ، وَلا يَمْتَخِطُونَ، وَلا يَبُولُونَ، وَلَكِنْ طَعَامُهُمْ ذَلِكَ جُشَاءٌ كَرَشْحِ المِسْكِ، يُلْهَمُونَ التَّسْبِيحَ وَالتَّكْبِيرَ، كَمَا يُلْهَمُونَ النَّفَسَ.

Cabir (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennetlikler cennette yiyip içerler, ama büyük ve küçük abdest bozmazlar ve sümkürmezler. Yedikleri, geğirme ve misk gibi kokan ter yoluyla çıkar. Nefes alıp verdikleri gibi rahat bir şekilde, kendiliklerinden Cenab-ı Hakk’ı noksan sıfatlardan tenzih ve kemal sıfatlarıyla tavsif etmekten zevk alırlar.” (Müslim, Cennet, 18)

Riyazus-Salihin 1882

وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: قَالَ اللهُ تَعَالَى: أَعْدَدْتُ لِعِبَادِيَ الصَّالِحِينَ مَا لاَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَلا أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلاَ خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ، وَاقْرَؤُوا إِنْ شِئْتُمْ: ﴿فَلاَ تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴾

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah-u Teâlâ: ‘Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın aklına getirip hayal edemediği nimetler hazırladım.’ buyurdu. İsterseniz şu ayeti okuyunuz: “Böyle davranan mü’minlere gelince, yaptıklarından dolayı mükâfat olarak öteki dünyada onlara şimdiye kadar gizli kalan, göz aydınlığı olarak nelerin saklandığını kimse bilip hayal edemez.” (Secde Suresi, 32/17; Buhari, Bed’ül-Halk, 8; Müslim, Cennet, 2)

Riyazus-Salihin 1883

وَعَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم: أَوَّلُ زُمْرَةٍ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ عَلَى أَشَدِّ كَوْكَبٍ دُرِّيٍّ فِي السَّمَاءِ إِضَاءَةً، لاَ يَبُولُونَ وَلاَ يَتَغَوَّطُونَ، وَلاَ يَتْفُلُونَ، وَلاَ يَمْتَخِطُونَ، أَمْشَاطُهُمُ الذَّهَبُ، وَرَشْحُهُمُ المِسْكُ، وَمَجَامِرُهُمُ الأَلُوَّةُ - عُودُ الطِّيبِ - أَزْوَاجُهُمُ الْحُورُ الْعِينُ، عَلَى خَلْقِ رَجُلٍ وَاحِدٍ، عَلَى صُورَةِ أَبِيهِمْ آدَمَ، سِتُّونَ ذِرَاعًا فِي السَّمَاءِ. وَفِي رِوَايَةٍ لِلْبُخَارِيِّ وَمُسْلِمٍ: آنِيَتُهُمْ فِيهَا الذَّهَبُ، وَرَشْحُهُمُ المِسْكُ، وَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ زَوْجَتَانِ، يُرَى مُخُّ سُوقِهِمَا مِنْ وَرَاءِ اللَّحْمِ مِنَ الْحُسْنِ، لاَ اخْتِلاَفَ بَيْنَهُمْ، وَلاَ تَبَاغُضَ، قُلُوبُهُمْ قَلْبٌ وَاحِدٌ، يُسَبِّحُونَ اللهَ بُكْرَةً وَعَشِيًّا.

Yine Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennete ilk girecek kimselerin yüzleri dolunay gibi parlak olacak. Onların peşi sıra girecek olanlar, gökyüzündeki en parlak yıldız gibi aydınlık olacak. Orada küçük ve büyük abdest bozmak yoktur. Onlarda tükürük ve sümük de bulunmayacaktır. Onların tarakları altındandır. Terleri misk gibidir. Buhurdanlıklarındaki koku cennetin güzel kokulu ağacındandır. Eşleri hurilerdir. Cennetliklerin hepsi de babaları Âdem’in şeklinde yaratılmış olup boyları altmış arşındır.” (Buhari, Bed’ül-Halk, 8; Müslim, Cennet, 15) Buhari ve Müslim’in başka bir rivayetinde: “Onların cennetteki kapları altındandır. Onların teri misktir. Ehl-i cennetten her birinin iki kadını vardır ki vücudunun güzelliğinden iki baldır kemiğinin iliği etinin üstünden görünür. Ehl-i cennetin arasında ne çekişme vardır ne de düşmanlık. Kalpleri bir kalp gibi birdir. Onlar sabah akşam Allah’ı tesbih ederler; tüm yakışıksız ve noksan özelliklerden uzak tutarak anarlar.” (Buhari ve Müslim)

Riyazus-Salihin 1884

وَعَنِ المُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ رضي الله عنه، عَنْ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم قَالَ: سَأَلَ مُوسَى عليه السلام رَبَّهُ: مَا أَدْنَى أَهْلِ الْجَنَّةِ مَنْزِلَةً؟ قَالَ: هُوَ رَجُلٌ يَجِيءُ بَعْدَ مَا أُدْخِلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ، فَيُقَالُ لَهُ: ادْخُلِ الْجَنَّةَ. فَيَقُولُ: أَيْ رَبِّ، كَيْفَ وَقَدْ نَزَلَ النَّاسُ مَنَازِلَهُمْ، وَأَخَذُوا أَخَذَاتِهِمْ؟ فَيُقَالُ لَهُ: أَتَرْضَى أَنْ يَكُونَ لَكَ مِثْلُ مُلْكِ مَلِكٍ مِنْ مُلُوكِ الدُّنْيَا؟ فَيَقُولُ: رَضِيتُ رَبِّ، فَيَقُولُ: لَكَ ذَلِكَ وَمِثْلُهُ وَمِثْلُهُ وَمِثْلُهُ وَمِثْلُهُ، فَيَقُولُ فِي الْخَامِسَةِ: رَضِيتُ رَبِّ، فَيَقُولُ: هَذَا لَكَ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ، وَلَكَ مَا اشْتَهَتْ نَفْسُكَ، وَلَذَّتْ عَيْنُكَ، فَيَقُولُ: رَضِيتُ رَبِّ. قَالَ: رَبِّ، فَأَعْلَاهُمْ مَنْزِلَةً؟ قَالَ: أُولَئِكَ الَّذِينَ أَرَدْتُ، غَرَسْتُ كَرَامَتَهُمْ بِيَدِي، وَخَتَمْتُ عَلَيْهَا، فَلَمْ تَرَ عَيْنٌ، وَلَمْ تَسْمَعْ أُذُنٌ، وَلَمْ يَخْطُرْ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ.

Muğire ibni Şu’be (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Musa (a.s.) Rabbine cennetliklerin en aşağı makamı nasıldır diye sordu. Allah da şöyle buyurdu: Bütün cennetlikler cennete yerleştirildikten sonra bir adam gelecek ve kendisine, ‘Gir cennete’ denilince, ‘Ya Rabbi, nasıl gireyim? Herkes yerini tuttu, alacağını aldı’ diyecek. Bu kimseye denilir ki: ‘Dünya padişahlarından bir padişahın mülkü kadar bir mülk verilirse razı olur musun?’ O da, ‘Razıyım ya Rabbi’ der. Bunun üzerine Allah ona, ‘İşte böyle bir mülk senindir, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha ve bir o kadar daha’ der. Beşincisinde o adam, ‘Razı oldum ya Rabbi’ der. Allah da ona, ‘İşte bu kadar şey hep senindir ve on katı da senindir; bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi de senindir’ buyurunca o adam, ‘Razı oldum ya Rabbi’ diyecek. Daha sonra Musa (a.s.), ‘Ya Rabbi, cennetliklerin en üstün derecesi nedir?’ diye sordu. Allah da şöyle buyurdu: ‘Onlar has seçtiğim kullardır. Onların fidanlarını ikram olsun diye elimle ben dikip mühürledim. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne de bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.’” (Müslim, İman, 312)

Riyazus-Salihin 1885

وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: إِنِّي لَأَعْلَمُ آخِرَ أَهْلِ النَّارِ خُرُوجًا مِنْهَا، وَآخِرَ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولًا الْجَنَّةَ: رَجُلٌ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ حَبْوًا، فَيَقُولُ الله عَزَّ وَجَلَّ لَهُ: اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ، فَيَأْتِيهَا، فَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهَا مَلْأَى، فَيَرْجِعُ، فَيَقُولُ: يَا رَبِّ، وَجَدْتُهَا مَلْأَى. فَيَقُولُ الله عَزَّ وَجَلَّ لَهُ: اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ، فَيَأْتِيهَا، فَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهَا مَلْأَى، فَيَرْجِعُ، فَيَقُولُ: يَا رَبِّ، وَجَدْتُهَا مَلْأَى. فَيَقُولُ الله عَزَّ وَجَلَّ لَهُ: اذْهَبْ فَادْخُلِ الْجَنَّةَ، فَإِنَّ لَكَ مِثْلَ الدُّنْيَا وَعَشَرَةَ أَمْثَالِهَا، أَوْ إِنَّ لَكَ مِثْلَ عَشَرَةِ أَمْثَالِ الدُّنْيَا. فَيَقُولُ: أَتَسْخَرُ بِي، أَوْ تَضْحَكُ بِي، وَأَنْتَ الْمَلِكُ؟ قَالَ: فَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ، فَكَانَ يَقُولُ: ذَلِكَ أَدْنَى أَهْلِ الْجَنَّةِ مَنْزِلَةً.

İbni Mesud (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ben cehennemden en son çıkacak ve cennete en son girecek kimseyi biliyorum. O kimse cehennemden emekleye emekleye sürünerek çıkar. Allah ona, ‘Git, cennete gir’ buyurur. Adam cennete doğru gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah’a, ‘Ya Rabbi, cenneti dopdolu buldum’ der. Allah da ona, ‘Git, cennete gir’ buyurur. Tekrar oraya gider. Yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah’a, ‘Ya Rabbi, orası dopdolu’ der. Allah da ona, ‘Git, cennete gir. Orada sana dünya kadar ve dünyanın on misli büyüklüğünde yer verilmiştir’ buyurur. O adam, ‘Ya Rabbi, sen kâinatın hükümdarı olduğun hâlde benimle alay mı ediyorsun veya benim hâlime mi gülüyorsun?’ der. Hadisin ravisi İbni Mesud: ‘Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e baktım, azı dişleri görülünceye kadar gülüyordu ve şöyle buyurdu: İşte cennetliklerin en aşağı seviyesindeki adamın durumu.’” (Buhari, Rikak, 51; Müslim, İman, 308)

Riyazus-Salihin 1886

وَعَنْ أَبِي مُوسَى رضي الله عنه، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّ لِلْمُؤْمِنِ فِي الْجَنَّةِ لَخَيْمَةً مِنْ لُؤْلُؤَةٍ وَاحِدَةٍ مُجَوَّفَةٍ، طُولُهَا فِي السَّمَاءِ سِتُّونَ مِيلًا، لِلْمُؤْمِنِ فِيهَا أَهْلُونَ، يَطُوفُ عَلَيْهِمُ الْمُؤْمِنُ، فَلَا يَرَى بَعْضُهُمْ بَعْضًا.

Ebu Musa el-Eş’ari (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki cennette mü’min için altmış mil yükseklikte, içi boş inciden yapılmış bir çadır vardır. Orada mü’minin ziyaret ettiği aileleri vardır. Çadırın genişliğinden dolayı bu ailelerden bir kısmı diğer bir kısmını göremez.” (Buhari, Bed’ül-Halk, 8; Müslim, Cennet, 123)

Riyazus-Salihin 1887

وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّ فِي الْجَنَّةِ لَشَجَرَةً يَسِيرُ الرَّاكِبُ الْجَوَادَ الْمُضَمَّرَ السَّرِيعَ مِائَةَ سَنَةٍ مَا يَقْطَعُهَا. وَفِي الصَّحِيحَيْنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه: يَسِيرُ الرَّاكِبُ فِي ظِلِّهَا مِائَةَ سَنَةٍ مَا يَقْطَعُهَا.

Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennette öyle bir ağaç vardır ki, hızlı ve idmanlı bir ata binen kimse yüz yıl yol alsa da onu yine aşamaz.” (Buhari, Rikak, 51; Müslim, Cennet, 8) Buhari ve Müslim’in sahihlerinde Ebu Hureyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse ağacın gölgesinde yüz yıl yol alsa da onu yine aşamaz.”

Riyazus-Salihin 1888

وَعَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ لَيَتَرَاءَوْنَ أَهْلَ الْغُرَفِ مِنْ فَوْقِهِمْ كَمَا تَتَرَاءَوْنَ الْكَوْكَبَ الدُّرِّيَّ الْغَابِرَ فِي الْأُفُقِ مِنَ الْمَشْرِقِ أَوِ الْمَغْرِبِ لِتَفَاضُلِ مَا بَيْنَهُمْ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ، تِلْكَ مَنَازِلُ الْأَنْبِيَاءِ لَا يَبْلُغُهَا غَيْرُهُمْ؟ قَالَ: بَلَى، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، رِجَالٌ آمَنُوا بِاللهِ وَصَدَّقُوا الْمُرْسَلِينَ.

Yine Ebu Said el-Hudri’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennetlikler kendilerinden daha yüksekteki köşklerde bulunanları, doğu veya batı ufkunda gezinen parlak yıldızları gördükleri gibi seyrederler. Bu yükseklik, aralarındaki derece farkından dolayıdır.” Bunun üzerine Ashab-ı Kiram, “Ya Rasulallah, o yerler kimsenin ulaşamayacağı peygamber köşkleri midir?” diye sordular. Allah Rasulü de şöyle buyurdu: “Evet, öyledir. Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki o yerler, Allah’a iman edip peygamberlere gereği biçimde inanan kimselerin de yurtlarıdır.” (Buhari, Bed’ül-Halk, 8; Müslim, Cennet, 11)

Riyazus-Salihin 1889

وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: لَقَابُ قَوْسٍ فِي الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِمَّا تَطْلُعُ عَلَيْهِ الشَّمْسُ أَوْ تَغْرُبُ.

Ebu Hureyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennette bir yay kadar yer bile dünyada üzerine güneş doğan ve batan şeylerin hepsinden daha hayırlıdır.” (Buhari, Cihad, 5)

Riyazus-Salihin 1890

وَعَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّ فِي الْجَنَّةِ سُوقًا يَأْتُونَهَا كُلَّ جُمُعَةٍ، فَتَهُبُّ رِيحُ الشِّمَالِ، فَتَحْثُو فِي وُجُوهِهِمْ وَثِيَابِهِمْ، فَيَزْدَادُونَ حُسْنًا وَجَمَالًا، فَيَرْجِعُونَ إِلَى أَهْلِيهِمْ، وَقَدِ ازْدَادُوا حُسْنًا وَجَمَالًا، فَيَقُولُ لَهُمْ أَهْلُوهُمْ: وَاللهِ لَقَدِ ازْدَدْتُمْ حُسْنًا وَجَمَالًا! فَيَقُولُونَ: وَأَنْتُمْ وَاللهِ لَقَدِ ازْدَدْتُمْ بَعْدَنَا حُسْنًا وَجَمَالًا!

Enes (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennette bir pazar yeri vardır ki cennet sakinleri haftada bir oraya gelip toplanırlar. Orada yüzlerine ve elbiselerine cennet kokuları üfleyen bir kuzey rüzgârı eser ve böylece onların güzellikleri daha da artar. Önceki hâllerinden daha güzel ve yakışıklı olarak eşlerinin yanına döndüklerinde aileleri onlara: - Vallahi, güzelliğinize güzellik katılmış, derler. Onlar da: - Vallahi, yanınızdan ayrılalı beri siz de daha bir güzel olmuşsunuz, derler. (Müslim, Cennet, 13)

Riyazus-Salihin 1891

وَعَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ لَيَتَرَاءَوْنَ الْغُرَفَ فِي الْجَنَّةِ كَمَا تَتَرَاءَوْنَ الْكَوْكَبَ فِي السَّمَاءِ.

Sehl ibni Sa’d (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennetlikler yükseklerdeki köşkleri, sizin gökyüzündeki yıldıza baktığınız gibi seyredeceklerdir.” (Buhârî, Rikak, 51)

Riyazus-Salihin 1892

وَعَنْهُ رضي الله عنه قَالَ: شَهِدْتُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَجْلِسًا وَصَفَ فِيهِ الْجَنَّةَ حَتَّى انْتَهَى، ثُمَّ قَالَ فِي آخِرِ حَدِيثِهِ: فِيهَا مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ، وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ. ثُمَّ قَرَأَ: ﴿تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ۝ فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَا أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ﴾

Sehl ibni Sa’d (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün Rasûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) cennetten bahsettiği bir sohbetinde bulunmuştum. Sözünün sonunda şöyle buyurdu: “Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir kimsenin hatırından bile geçirmediği nimetler vardır.” Sonra şu âyeti okudu: “Onlar yataklarından geceleri kalkarak, korku ve ümit içinde Rablerine yalvaranlardır ve kendilerine geçinmeleri için verdiğimiz rızıktan Allah yolunda başkalarına harcayanlardır. Böyle davranan mü’minlere, yaptıklarından dolayı mükâfat olarak, öteki dünyada onlara şimdiye kadar gizli kalan, göz aydınlığı olarak nelerin saklandığını kimse bilip hayal edemez.” (Secde sûresi, 32/16-17)

Riyazus-Salihin 1893

وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنهما، أَنَّ رَسُولَ الله ﷺ قَالَ: إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ يُنَادِي مُنَادٍ: إِنَّ لَكُمْ أَنْ تَحْيَوْا فَلَا تَمُوتُوا أَبَدًا، إِنَّ لَكُمْ أَنْ تَصِحُّوا فَلَا تَسْقَمُوا أَبَدًا، وَإِنَّ لَكُمْ أَنْ تَشِبُّوا فَلَا تَهْرَمُوا أَبَدًا، وَإِنَّ لَكُمْ أَنْ تَنْعَمُوا، فَلَا تَبْأَسُوا أَبَدًا.

Ebu Said ve Ebu Hureyre (Allah onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Cennetlikler cennete girince bir kimse şöyle seslenir: Siz cennette ebediyen yaşayacak, hiç ölmeyeceksiniz. Hep sağlıklı olacak ve hiç hastalanmayacaksınız. Hep genç kalacak, hiç ihtiyarlamayacaksınız. Hep nimet ve mutluluk içinde olacak, hiç keder ve sıkıntı çekmeyeceksiniz.” (Müslim, Cennet, 22)

Riyazus-Salihin 1894

وَعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله ﷺ قَالَ: إِنَّ أَدْنَى مَقْعَدِ أَحَدِكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ أَنْ يَقُولَ لَهُ: تَمَنَّ، فَيَتَمَنَّى وَيَتَمَنَّى، فَيَقُولُ لَهُ: هَلْ تَمَنَّيْتَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ، فَيَقُولُ لَهُ: فَإِنَّ لَكَ مَا تَمَنَّيْتَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ.

Ebu Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sizden cennetin en aşağı derecesinde bulunan birine Allah, ‘Ne dilersen dile’ diyecek. O da bütün dileklerini söyleyecek. Kendisine, ‘Kalbinden geçenlerin hepsini diledin mi?’ diyecek, o da ‘Evet, diledim’ diyecek. Bunun üzerine o kimseye, ‘Bütün dilediklerin, bir misli fazlasıyla sana verilecektir’ denilecek.” (Müslim, İman, 303)

Riyazus-Salihin 1895

وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ الله ﷺ قَالَ: إِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ لِأَهْلِ الْجَنَّةِ: يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ، فَيَقُولُونَ: لَبَّيْكَ رَبَّنَا وَسَعْدَيْكَ، وَالْخَيْرُ فِي يَدَيْكَ، فَيَقُولُ: هَلْ رَضِيتُمْ؟ فَيَقُولُونَ: وَمَا لَنَا لَا نَرْضَى يَا رَبَّنَا، وَقَدْ أَعْطَيْتَنَا مَا لَمْ تُعْطِ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ! فَيَقُولُ: أَلَا أُعْطِيكُمْ أَفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ؟ فَيَقُولُونَ: وَأَيُّ شَيْءٍ أَفْضَلُ مِنْ ذَلِكَ؟ فَيَقُولُ: أُحِلُّ عَلَيْكُمْ رِضْوَانِي، فَلَا أَسْخَطُ عَلَيْكُمْ بَعْدَهُ أَبَدًا.

Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)’dan bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: Allah cennetliklere: ‘Ey cennet sakinleri!’ diye seslenir. Onlar da: ‘Buyur Rabbimiz, emrindeyiz, bütün hayır ve iyilikler senin elindedir’ derler. Allah da, ‘Hâlinizden memnun musunuz?’ diye sorar. Onlar da: ‘Nasıl memnun olmayalım Rabbimiz? Sen bize hiç kimseye vermediğin bu nimetleri verdin’ derler. Allah da, ‘Size bunlardan daha değerlisini vereyim mi?’ buyurur. Cennetlikler, ‘Bunlardan daha değerlisi ne olabilir Rabbimiz?’ derler. Bunun üzerine Allah: ‘Sizlere razı olduğumu bildiriyorum. Bundan sonra size hiç gazap etmeyeceğim’ buyurur. (Buhari, Rikak, 51; Müslim, Cennet, 9)

Riyazus-Salihin 1896

وَعَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رضي الله عنه قَالَ: كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَنَظَرَ إِلَى الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ، وَقَالَ: إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ عِيَانًا كَمَا تَرَوْنَ هَذَا الْقَمَرَ، لَا تُضَامُونَ فِي رُؤْيَتِهِ.

Cerir İbn Abdullah (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Bir gece Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında bulunuyorduk. On dördüncü gecesindeki aya baktıktan sonra şöyle buyurdu: ‘Şu ayı hiçbir sıkıntı çekmeden gördüğünüz gibi öteki dünyada Rabbinizi de aynen göreceksiniz.’” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât 16; Müslim, Mesâcid 211)

Riyazus-Salihin 1897

وَعَنْ صُهَيْبٍ رضي الله عنه، أَنَّ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: إِذَا دَخَلَ أَهْلُ الْجَنَّةِ الْجَنَّةَ يَقُولُ اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: تُرِيدُونَ شَيْئًا أَزِيدُكُمْ؟ فَيَقُولُونَ: أَلَمْ تُبَيِّضْ وُجُوهَنَا؟ أَلَمْ تُدْخِلْنَا الْجَنَّةَ وَتُنَجِّنَا مِنَ النَّارِ؟ فَيَكْشِفُ الْحِجَابَ، فَمَا أُعْطُوا شَيْئًا أَحَبَّ إِلَيْهِمْ مِنَ النَّظَرِ إِلَى رَبِّهِمْ.

Suheyb (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennetlikler cennete girince Allah onlara: ‘Size daha fazla bir şey vermemi ister misiniz?’ diye soracak. Onlar: ‘Yâ Rabbi! Yüzlerimizi ak etmedin mi, bizi cennete koyup cehennemden kurtarmadın mı? Daha ne isteriz?’ derler. Bunun üzerine Allah cennet ehlinin gözlerindeki perdeyi kaldırıverir de onlara verilen en güzel ve en değerli şey Rablerine bakmak olacaktır.” (Müslim, Îmân 297)

Riyazus-Salihin 1898