HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

BULAŞICI HASTALIK OLAN YERDEN KAÇMANIN VE BÖYLE BİR YERE GİRMENİN MEKRUH OLUŞU

2 hadis

وَعَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا: أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ خَرَجَ إِلَى الشَّامِ، حَتَّى إِذَا كَانَ بِسَرْغٍ لَقِيَهُ أُمَرَاءُ الْأَجْنَادِ، أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ وَأَصْحَابُهُ، فَأَخْبَرُوهُ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّامِ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: فَقَالَ لِي عُمَرُ: ادْعُ لِي الْمُهَاجِرِينَ الْأَوَّلِينَ، فَدَعَوْتُهُمْ، فَاسْتَشَارَهُمْ، وَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّامِ، فَاخْتَلَفُوا، فَقَالَ بَعْضُهُمْ: خَرَجْتَ لِأَمْرٍ، وَلَا نَرَى أَنْ تَرْجِعَ عَنْهُ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ: مَعَكَ بَقِيَّةُ النَّاسِ وَأَصْحَابُ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَلَا نَرَى أَنْ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ. فَقَالَ: ارْتَفِعُوا عَنِّي، ثُمَّ قَالَ: ادْعُ لِي الْأَنْصَارَ، فَدَعَوْتُهُمْ، فَاسْتَشَارَهُمْ، فَسَلَكُوا سَبِيلَ الْمُهَاجِرِينَ، وَاخْتَلَفُوا كَاخْتِلَافِهِمْ، فَقَالَ: ارْتَفِعُوا عَنِّي، ثُمَّ قَالَ: ادْعُ لِي مَنْ كَانَ هَاهُنَا مِنْ مَشْيَخَةِ قُرَيْشٍ مِنْ مُهَاجِرَةِ الْفَتْحِ، فَدَعَوْتُهُمْ، فَلَمْ يَخْتَلِفْ عَلَيْهِ مِنْهُمْ رَجُلَانِ، فَقَالُوا: نَرَى أَنْ تَرْجِعَ بِالنَّاسِ، وَلَا تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ، فَنَادَى عُمَرُ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ فِي النَّاسِ: إِنِّي مُصْبِحٌ عَلَى ظَهْرٍ، فَأَصْبِحُوا عَلَيْهِ، فَقَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: أَفِرَارًا مِنْ قَدَرِ اللهِ؟ فَقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: لَوْ غَيْرُكَ قَالَهَا يَا أَبَا عُبَيْدَةَ، وَكَانَ عُمَرُ يَكْرَهُ خِلَافَهُ، نَعَمْ نَفِرُّ مِنْ قَدَرِ اللهِ إِلَى قَدَرِ اللهِ، أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ إِبِلٌ، فَهَبَطَتْ وَادِيًا لَهُ عُدْوَتَانِ، إِحْدَاهُمَا خَصِبَةٌ، وَالْأُخْرَى جَدْبَةٌ، أَلَيْسَ إِنْ رَعَيْتَ الْخَصِبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللهِ، وَإِنْ رَعَيْتَ الْجَدْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللهِ؟ قَالَ: فَجَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، وَكَانَ مُتَغَيِّبًا فِي بَعْضِ حَاجَتِهِ، فَقَالَ: إِنَّ عِنْدِي مِنْ هَذَا عِلْمًا، سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ، فَلَا تَقْدَمُوا عَلَيْهِ، وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا، فَلَا تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ. فَحَمِدَ اللهَ تَعَالَى عُمَرُ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، وَانْصَرَفَ.

İbni Abbas (Allah Onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Ömer ibni Hattab (Allah Ondan razı olsun) Şam’a doğru yola çıktı. Serg denilen yere varınca Ebu Ubeyde ibni Cerrah ile bazı askerî komutanlar Hz. Ömer’i karşıladılar ve Şam’da veba salgınının baş gösterdiğini haber verdiler. İbni Abbas sözüne devam ederek şöyle dedi: Hz. Ömer bana, “İlk muhacirleri çağır” dedi. Ben de onları çağırdım. Onlarla istişare ederek Şam’da veba salgını bulunduğunu kendilerine haber verdi. Onlar da değişik görüşler ileri sürdüler. Bir kısmı, “Bir iş için yola çıktınız; bundan geri dönmenizi uygun görmüyoruz” dediler. Bazıları da, “Yanınızda halkın geri kalanları ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı var; onları bu veba salgınının üzerine götürmenizi uygun görmüyoruz” dediler. Hz. Ömer, “Yanımdan ayrılın” dedi. Sonra bana, “Ensarı çağır” dedi. Ben de onları çağırdım. Onlarla istişare etti. Onlar da muhacirler gibi iki ayrı görüş sergilediler. Hz. Ömer, “Siz de yanımdan ayrılın” dedi. Sonra, “Burada bulunan, Mekke’nin fethi sırasında hicret eden Kureyş yaşlılarını bana çağır” dedi. Ben de onları çağırdım. Onlardan iki kişi bile ayrı görüş ortaya koymadı ve “Halkı geri çevirmenizi ve onları bu veba salgınının üzerine götürmemenizi uygun görüyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer halka, “Ben sabahleyin bineğimin üzerinde olacağım; siz de hazırlanın” diye seslendi. İşte o sırada Ebu Ubeyde ibni Cerrah, “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” dedi. Hz. Ömer de: “Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde!” dedi. Hz. Ömer onun kendisine karşı çıkmasını hoş görmezdi. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz. Düşün ki senin develerin olsa ve iki tarafı bulunan bir vadiye inseler; taraflardan biri verimli, diğeri kurak olsa, o hayvanları verimli yerde otlatsan Allah’ın kaderiyle otlatmış, kurak yerde otlatsan yine Allah’ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?” Bu sırada bazı ihtiyaçları için orada bulunmayan Abdurrahman ibni Avf çıkageldi ve “Bu hususta bende bilgi var. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim: ‘Bir yerde veba olduğunu duyarsanız oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba çıkarsa ondan kaçarak oradan çıkmayınız’” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer Allah’a hamdetti ve oradan ayrıldı. (Buhari, Tıp, 30; Müslim, Selam, 98)

Riyazus-Salihin 1793

وَعَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: إِذَا سَمِعْتُمُ الطَّاعُونَ بِأَرْضٍ، فَلَا تَدْخُلُوهَا، وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ، وَأَنْتُمْ فِيهَا، فَلَا تَخْرُجُوا مِنْهَا.

Üsame ibni Zeyd (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir yerde veba olduğunu duyduğunuzda oraya girmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba çıkarsa oradan çıkmayınız.” (Buhari, Tıp, 30; Müslim, Selam, 98)

Riyazus-Salihin 1794