عن أسماءَ بنتِ يزيدَ الأنصارية رضي اللهُ عَنْهَا قالت: كان كُمُّ قمِيصِ رسولِ الله صلى الله عليه وسلم إلى الرُّسُغِ
Esma binti Yezid el-Ensariyye (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in gömleğinin kolu bileğine kadardı. (Ebu Davud, Libas 3; Tirmizi, Libas 27)
Riyazus-Salihin 790
وعن ابن عمر رضي اللهُ عَنْهُما أن النبي صلى الله عليه وسلم قال: مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خُيَلاءَ لَمْ يَنْظُرِ الله إليه يَوْمَ القِيَامَةِ. فقال أبو بكر: يا رسولَ الله، إن إزاري يَسْتَرْخِي إلا أن أَتَعَاهَدَهُ، فقال له رسول الله صلى الله عليه وسلم: إنكَ لَسْتَ مِمَّنْ يَفْعَلُهُ خُيَلاءَ.
İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah, kibirlenip büyüklük taslayarak elbisesinin eteğini (veya paçalarını) yerde sürüyen kimsenin kıyamet gününde yüzüne bakmaz.” Bunun üzerine Ebu Bekir: “Ya Rasûlallah! Dikkat etmediğim takdirde benim de eteğim yerde sürünüyor”, dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Şüphesiz sen bunu büyüklük taslamak için yapmıyorsun”, buyurdu. (Buhari, Libas 2; Müslim, Libas 43)
Riyazus-Salihin 791
وعن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: لا يَنْظُرُ الله يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلى مَنْ جَرَّ إِزَارَهُ بَطَراً.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kibrinden dolayı elbisesini sürüyerek yürüyen kimsenin yüzüne kıyamet günü Allah rahmet bakışıyla bakmaz.” (Buhari, Libas 1; Müslim, Libas 42)
Riyazus-Salihin 792
وعنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: مَا أَسْفَلَ مِنَ الْكَعْبَيْنِ مِنَ الإزارِ فَفِي النَّارِ.
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Elbisenin iki topuktan aşağı uzanan kısmı ateştedir.” (Buhari, Libas 4)
Riyazus-Salihin 793
وعن أبي ذرٍّ رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ثلاثةٌ لا يُكَلِّمُهُمُ اللهُ يَوْمَ القِيامةِ، ولا يَنْظُرُ إِلَيْهم، وَلا يُزَكِّيهِمْ، وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ. قال: فَقَرَأَهَا رسولُ اللهِ ثلاثَ مِرَارٍ. قال أبو ذرٍّ: خابوا وخَسِرُوا، مَنْ هُمْ يَا رَسولَ اللهِ؟ قال: المُسْبِلُ، والمَنَّانُ، وَالمُنَفِّقُ سِلْعَتَهُ بِالحَلِفِ الكاذِبِ. وفي روايةٍ له: المُسْبِلُ إزَارَهُ.
Ebu Zer (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Üç sınıf insan vardır ki Allah kıyamet gününde onlarla konuşmaz, onların yüzüne bakmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır.”
Ravi diyor ki: Rasûlullah bu sözü üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Ebu Zer (Allah ondan razı olsun): “Ziyan edenler kimlerdir ya Rasûlallah?” diye sorunca Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Elbisesinin eteğini veya paçalarını yerde sürükleyen kimse, yaptığı iyiliği başa kakan (minnet eden) kimse ve ticaret malını yalan yere yeminle satmaya çalışan kimsedir.” (Müslim, İman 170)
Müslim’in diğer bir rivayetinde: “İzarını sürükleyen” şeklindedir. (Müslim, İman 171)
Riyazus-Salihin 794
وعن ابن عمر رضي الله عنهما عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: الإسْبَالُ في الإزارِ، وَالقَمِيصِ، وَالعِمَامَةِ، مَنْ جَرَّ شيئًا خُيَلاءَ لَمْ يَنْظُرِ اللهُ إِلَيْهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Giyilen şeylerde uzatılmaya müsait olanlar çoğunlukla: Don (veya pantolon), gömlek (veya entari, cübbe) ve sarıktır. Kim bunlardan birini büyüklük taslayıp çalım satmak için uzatırsa Allah kıyamet gününde onun yüzüne bakmaz.” (Ebu Davud, Libas 27; Nesai, Zinet 104)
Riyazus-Salihin 795
وعن أبي جُرَيٍّ جابرِ بنِ سُلَيمٍ رضي الله عنه قال: رأيتُ رجلاً يصدرُ الناسُ عن رأيه، لا يقول شيئاً إلا صدروا عنه. قلتُ: من هذا؟ قالوا: رسول الله صلى الله عليه وسلم. قلتُ: عليك السلام يا رسول الله، مرتين. قال: «لا تقل: عليك السلام، عليك السلام تحية الموتى، قل: السلام عليك». قال: قلتُ: أنت رسول الله؟ قال: «أنا رسول الله الذي إذا أصابك ضرٌّ فدعوته كشفه عنك، وإذا أصابك عامُ سَنَةٍ فدعوته أنبتها لك، وإذا كنت بأرض قفرٍ أو فلاةٍ، فضلَّت راحلتك، فدعوته ردَّها عليك». قال: قلتُ: اعهد إليَّ. قال: «لا تسبَّنَّ أحداً». قال: فما سببتُ بعده حراً ولا عبداً ولا بعيراً ولا شاةً. «ولا تحقرنَّ من المعروف شيئاً، وأن تكلم أخاك وأنت منبسطٌ إليه وجهك، إن ذلك من المعروف. وارفع إزارك إلى نصف الساق، فإن أبيت فإلى الكعبين، وإياك وإسبال الإزار، فإنها من المخيلة، وإن الله لا يحب المخيلة. وإن امرؤٌ شتمك وعيَّرك بما يعلم فيك، فلا تعيِّره بما تعلم فيه، فإنما وبال ذلك عليه».
Ebu Cürey Cabir ibni Süleym (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir kimse gördüm ki insanlar onun görüşü ile hareket ediyorlar, ne söylerse onu yerine getiriyorlardı. “Bu adam kimdir?” diye sordum. Peygamberdir, dediler. Ben de iki defa “Aleyke’s-selam ya Rasulallah” dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Aleyke’s-selam deme. Aleyke’s-selam ölülere verilen selam şeklidir. Es-selamü aleyke, yani selam sana olsun, de.” buyurdu. Ben de: Sen Allah’ın Rasulü müsün? diye sordum.
- Evet, ben Allah’ın Rasulüyüm. O Allah ki başına bir bela gelip kendisine dua ettiğinde senden bela ve musibeti giderir. Sana kıtlık isabet ederse dua ettiğinde senin için mahsuller bitirir. Çölde ve boş arazilerde deveni kaybetsen O’na dua edince deveni sana geri getirir, buyurdu. Bunun üzerine ben: Bana tavsiyede bulunsanız, dedim.
- Hiç kimseye sövme, buyurdu. Ben de ondan sonra ne hür ne de köle hiçbir kimseye, ne deve ne koyun hiçbir hayvana sövmedim. Sonra tavsiyesine şöyle devam etti: “Hiçbir iyiliği küçümseme. Müslüman kardeşinle güler yüzle konuş; çünkü bu da bir iyiliktir. Elbisenin eteklerini ve paçalarını baldırlarının yarısına kadar kaldır. Eğer bundan hoşlanmazsan topuklarına kadar indir. Sakın etek ve paçalarını yerde sürüme; çünkü bu hâl kibirden ve kendini beğenmişlikten ileri gelir. Allah da kibirlenip kendini beğenenleri sevmez. Eğer bir kimse sana söver ve sende bulunduğunu bildiği bir şey sebebiyle seni ayıplarsa sen o kişi hakkında bildiğin şey sebebiyle onu ayıplama. Onun bu davranışının günahı kendisine aittir.”
Riyazus-Salihin 796
وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال: بينما رجلٌ يصلي مسبلٌ إزاره، قال له رسول الله صلى الله عليه وسلم: «اذهب فتوضأ». فذهب فتوضأ، ثم جاء، فقال: «اذهب فتوضأ». فقال له رجل: يا رسول الله، ما لك أمرته أن يتوضأ ثم سكتَّ عنه؟ قال: «إنه كان يصلي وهو مسبلٌ إزاره، وإن الله لا يقبل صلاة رجلٍ مسبلٍ».
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam, elbisesinin etekleri yerde sürüklendiği hâlde namaz kılıyordu. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) ona: “Git, abdest al.” dedi. O da gidip abdest alarak geldi. Peygamber ona tekrar: “Git, abdest al.” buyurdu. Bunun üzerine orada bulunanlardan bir kişi: Ya Rasulallah, niçin o kimseye abdest almasını emrettiniz de sonra sustunuz? diye sordu. Rasûlullah da: “O, elbisesini yerde sürüyerek namaz kılıyordu. Şüphesiz ki Allah, elbisesinin eteğini ve paçasını yerde sürüyerek namaz kılan kimsenin namazını kabul etmez.” buyurdu.
Riyazus-Salihin 797
وعن قيس بن بشرٍ التغلبيِّ قال: أخبرني أبي، وكان جليساً لأبي الدرداء، قال: كان بدمشق رجلٌ من أصحاب النبي صلى الله عليه وسلم يقال له سهل بن الحنظلية، وكان رجلاً متوحِّداً قلَّما يجالس الناس، إنما هو صلاة، فإذا فرغ فإنما هو تسبيحٌ وتكبيرٌ حتى يأتي أهله. فمرَّ بنا ونحن عند أبي الدرداء، فقال له أبو الدرداء: كلمةً تنفعنا ولا تضرك. قال: بعث رسول الله صلى الله عليه وسلم سريةً فقدمت، فجاء رجلٌ منهم فجلس في المجلس الذي يجلس فيه رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال لرجل إلى جنبه: لو رأيتنا حين التقينا نحن والعدو، فحمل فلانٌ وطعن، فقال: خذها مني، وأنا الغلام الغفاري. كيف ترى في قوله هذا؟ قال: ما أراه إلا قد بطل أجره. فسمع بذلك آخر فقال: ما أرى بذلك بأساً. فتنازعا حتى سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقال: «سبحان الله! لا بأس أن يؤجر ويُحمد». فرأيت أبا الدرداء سُرَّ بذلك، وجعل يرفع رأسه إليه ويقول: أأنت سمعت ذلك من رسول الله صلى الله عليه وسلم؟ فيقول: نعم. فما زال يعيد عليه حتى إني لأقول: ليبركنَّ على ركبتيه. قال: فمرَّ بنا يوماً آخر، فقال له أبو الدرداء: كلمةً تنفعنا ولا تضرك. قال: قال لنا رسول الله صلى الله عليه وسلم: «المنفق على الخيل كالباسط يده بالصدقة لا يقبضها». ثم مرَّ بنا يوماً آخر، فقال له أبو الدرداء: كلمةً تنفعنا ولا تضرك. قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «نعم الرجل خُرَيمٌ الأسديُّ، لولا طول جُمَّته وإسبال إزاره!». فبلغ ذلك خريماً، فعجَّل، فأخذ شفرةً فقطع بها جُمَّته إلى أذنيه، ورفع إزاره إلى أنصاف ساقيه. ثم مرَّ بنا يوماً آخر، فقال له أبو الدرداء: كلمةً تنفعنا ولا تضرك. قال: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: «إنكم قادمون على إخوانكم، فأصلحوا رحالكم، وأصلحوا لباسكم، حتى تكونوا كأنكم شامةٌ في الناس، فإن الله لا يحب الفحش ولا التفحش».
Kays ibni Bişr et-Tağlibi şöyle demiştir: Bana Ebu’d-Derda’nın yakın dostu olan babam şöyle anlattı:
“Dımaşk’ta Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in ashabından Sehl ibni Hanzaliyye denilen bir kimse vardı. Bu adam yalnız başına yaşar ve insanlar arasına pek çıkmazdı. Hep namaz kılar, namazdan ayrılıp çoluk çocuğunun yanına giderken de tekbir ve tesbihlerle meşgul olurdu. Biz Ebu’d-Derda’nın yanında otururken bu adam yanımıza uğradı. Ebu’d-Derda ona:
- Bize fayda sağlayacak, sana zararı dokunmayacak bir söz söyle, dedi. Sehl ibni Hanzaliyye şunları söyledi:
- Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bir seriyye göndermiş, bu seriyye vazifesini yaparak geri dönmüştü. Onlardan bir asker gelip Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in oturduğu yere oturdu ve yanındaki adama şöyle dedi:
- Düşmanla karşılaştığımız zaman bizi bir görseydiniz. Falan kimse düşmana saldırıp mızrağını sapladı ve “Al sana, ben Gıfarlı bir delikanlıyım.” dedi. Delikanlının bu sözünü nasıl buluyorsun? diye sordu. Öbür adam: “Bana kalırsa o kimsenin bütün sevabı yok oldu.” cevabını verdi. Bu sözü işiten bir başkası: “Bu sözde bir sakınca görmüyorum.” dedi. Bunun üzerine ikisi münakaşa ettiler. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bunu duydu ve: “Sübhanallah! Bu kişinin sevap kazanmasında ve övülmesinde bir sakınca yoktur.” buyurdu.
Ben Ebu’d-Derda’nın buna sevindiğini ve başını kaldırıp adama: “Sen bunu Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’den bizzat kendin işittin mi?” diye sorduğunu gördüm.
Adam: Evet, bizzat işittim, dedi. Ebu’d-Derda adama aynı soruyu tekrar edip duruyordu. Hatta ben kendi kendime: Adam dizleri üzerine çökecek, diyordum. Babam sözlerine şöyle devam etti: Sehl ibni Hanzaliyye başka bir gün yine yanımıza uğramıştı. Ebu’d-Derda bu defa ona:
- Bize fayda sağlayacak, sana zararı dokunmayacak bir söz söyle, dedi. O da şunu söyledi: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize şöyle buyurdu:
“Cihat için hazır tuttuğu atı yedirip içiren ve ona güzelce bakan kimse, durmadan sadaka veren ve elini hiç kapatmayan kimse gibidir.”
Bu zat başka bir gün bize yine uğramıştı. Ebu’d-Derda yine ona:
- Bize fayda sağlayacak, sana zararı dokunmayacak bir söz söyle, dedi. Bunun üzerine Sehl ibni Hanzaliyye şunları söyledi:
Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Hüreym el-Esedî ne iyi adamdır! Keşke saçlarını ve elbisesinin eteklerini uzatmasaydı.” Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in bu sözü Hüreym’e ulaşınca hemen eline bir ustura alıp saçlarını kulakları hizasına kadar kesti, elbisesinin eteğini de baldırlarının yarısına kadar kaldırdı.
Sehl ibni Hanzaliyye bir gün yine bize uğramıştı. Ebu’d-Derda da kendisine:
- Bize fayda sağlayacak, sana da zararı olmayacak bir söz söyle, dedi. O da şu cevabı verdi: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken işittim:
“Sizler kardeşlerinizin yanına gidiyorsunuz. Binit hayvanlarınızı düzene koyun, elbiselerinize de çeki düzen verin ki insanlar arasında yüzdeki ben gibi fark edilen kimseler olun. Çünkü Allah kötü sözü ve çirkin davranışı sevmez.”
Riyazus-Salihin 798
وعن أبي سعيد الخدْرِيِّ رضي الله عنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: إزْرَةُ المُسْلِمِ إلى نِصْفِ السَّاقِ، وَلاَ حَرَجَ –أَوْ لا جُنَاحَ– فيما بَيْنَهُ وَبَيْنَ الكَعْبَيْنِ، فَما كان أَسْفَلَ مِنَ الكَعْبَينِ فَهُوَ في النَّارِ، ومَنْ جَرَّ إزارَهُ بَطَراً لَمْ يَنْظُرِ الله إلَيْهِ.
Ebu Said el-Hudri (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir müslümanın en güzel giyinmesi, elbisesini inciklerinin yarısına kadar uzatmasıdır. Topuklarına kadar uzatmasında bir günah yoktur. Topukları aştığı zaman cehennemliktir. Allah, kibrinden dolayı elbisesini yerlerde sürüyen kimsenin yüzüne rahmetle bakmaz.”
Riyazus-Salihin 799
وعن ابنِ عمر رضي اللهُ عَنْهُما قال: مَرَرْتُ عَلَى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم وفِي إزَاري اسْتِرْخَاءٌ، فَقال: يَا عَبْدَ الله، ارْفَعْ إزَارَكَ. فَرَفَعْتُهُ ثُمَّ قال: زِدْ، فَزِدْتُ، فَمَا زِلْتُ أَتَحَرَّاهَا بَعْدُ. فَقال بَعْضُ القَوْمِ: إِلى أَيْنَ؟ فَقال: إِلى أَنْصَافِ السَّاقَيْنِ.
İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Elbisemin etekleri topuklarımdan aşağı sarkmış bir vaziyette Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in huzuruna varmıştım. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Abdullah, elbisenin eteklerini yukarı kaldır” buyurdular. Ben de hemen kaldırdım. Sonra: “Biraz daha kaldır” buyurdu. Ben biraz daha kaldırdım. Ondan sonra elbisemin uzunluğuna dikkat etmeye başladım. Topluluktan biri, nereye kadar kaldırmıştın, diye sordu. İbni Ömer: “İnciklerimin yarısına kadar kaldırmıştım” diye cevap verdi.
Riyazus-Salihin 800
وعنه قال: قال رسولُ الله صلى الله عليه وسلم: مَنْ جَرَّ ثَوْبَهُ خيلاءَ لَمْ يَنْظُرِ الله إِلَيْهِ يَوْمَ القِيَامَةِ. فَقالت أُمُّ سَلَمَةَ: فَكَيْفَ تَصْنَعُ النِّسَاءُ بِذُيُولِهِنَّ؟ قال: يُرْخِينَ شِبْراً. قالتْ: إذًا تَنكَشِفُ أَقْدَامُهُنَّ. قال: فَيُرْخِينَهُ ذِرَاعاً لاَ يَزِدْنَ.
Yine İbni Ömer (Allah onlardan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimse kibirlenip kendini beğenerek elbisesini yerlerde sürürse Allah kıyamet gününde onun yüzüne bakmaz.” Bunun üzerine Ümmü Seleme (Allah ondan razı olsun): “Ya Rasûlallah, kadınlar eteklerini nasıl yapacaklar?” diye sordu. Rasûlullah da: “Onlar bir karış daha uzatırlar” buyurdu. Ümmü Seleme (Allah ondan razı olsun): “O durumda ayakları açılır” dedi. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Öyleyse bir arşın uzatırlar, daha fazla uzatmazlar” buyurdular.
Riyazus-Salihin 801