HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ÖMRÜN SONLARINA DOĞRU İYİLİKLERİ ARTIRMAYA TEŞVİK

5 hadis

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ: أَعْذَرَ اللَّهُ إِلَى امْرِئٍ أَخَّرَ أَجَلَهُ حَتَّى بَلَغَ سِتِّينَ سَنَةً.

Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah altmış yıl ömür verdiği kişiye yapamadığı kulluk için mazeret beyan etmek isteyenlerin mazeretlerini reddeder.” (Buhârî, Rikâk 5)

Riyazus-Salihin 112

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: كَانَ عُمَرُ رضي الله عنه يُدْخِلُنِي مَعَ أَشْيَاخِ بَدْرٍ، فَكَأَنَّ بَعْضَهُمْ وَجَدَ فِي نَفْسِهِ فَقَالَ: لِمَ يَدْخُلُ هَذَا مَعَنَا وَلَنَا أَبْنَاءٌ مِثْلُهُ؟ فَقَالَ عُمَرُ: إِنَّهُ مَنْ حَيْثُ عَلِمْتُمْ! فَدَعَانِي ذَاتَ يَوْمٍ فَأَدْخَلَنِي مَعَهُمْ، فَمَا رَأَيْتُ أَنَّهُ دَعَانِي يَوْمَئِذٍ إِلَّا لِيُرِيَهُمْ، قَالَ: مَا تَقُولُونَ فِي قَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى: ﴿إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ﴾؟ فَقَالَ بَعْضُهُمْ: أُمِرْنَا نَحْمَدُ اللَّهَ وَنَسْتَغْفِرُهُ إِذَا نَصَرَنَا وَفَتَحَ عَلَيْنَا. وَسَكَتَ بَعْضُهُمْ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا. فَقَالَ لِي: أَكَذَاكَ تَقُولُ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ؟ فَقُلْتُ: لَا. قَالَ: فَمَا تَقُولُ؟ قُلْتُ: هُوَ أَجَلُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْلَمَهُ لَهُ، قَالَ: ﴿إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ﴾ وَذَلِكَ عَلَامَةُ أَجَلِكَ، ﴿فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا﴾. فَقَالَ عُمَرُ رضي الله عنه: مَا أَعْلَمُ مِنْهَا إِلَّا مَا تَقُولُ.

İbn Abbâs (Allah Onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Ömer (Allah Ondan razı olsun) Bedir harbine iştirak etmiş yaşlı sahabilerle beraber beni de istişare meclisine dâhil etti. Bunlardan birisi kendi kendine içerledi ve Hz. Ömer’e: Bu çocuk neden bizimle beraber her meclise giriyor? Oysa bizim onun yaşında oğullarımız var, dedi. Ömer (Allah Ondan razı olsun): Bildiğiniz bir sebepten dolayı, diye cevap verdi. Sonunda günlerden bir gün Hz. Ömer beni çağırdı, onlarla beraber meclisine aldı. Bana öyle geliyor ki o gün beni, onlara toplantılarda bulunmamın gerekliliğini ispat etmek için çağırmıştı. Sahabilerin hepsine birden: “Allah’ın yardımı ve fethi geldiğinde” diye başlayan Nasr sûresi hakkında ne düşünüyorsunuz? diye sordu. Bir kısmı: Yardım görüp fetih gerçekleşince Allah’a hamd ve istiğfar etmekle emrolunduk, dedi. Kimi de hiç yorum yapmadı. Hz. Ömer bana hitaben: Ey İbn Abbâs, sen de mi böyle düşünüyorsun? dedi. Ben: Hayır, dedim. Peki ne diyorsun? diye sordu. Ben de: Bu sûre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in ecelinin kendisine bildirildiğini ifade etmektedir. “Allah’ın yardımı ve fethi sana gelince” ki bu senin ecelinin geldiğinin alâmetidir. “Rabbini hamd ile tesbih et ve bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri kabul edendir.” buyuruluyor, dedim. Bunun üzerine Hz. Ömer: Ben de bu sûreden senin verdiğin anlamdan başka bir anlam bilmiyorum, dedi. (Buhârî, Menâkıb 25)

Riyazus-Salihin 113

عَنْ عَائِشَةَ رضي الله عنها قَالَتْ: مَا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَاةً بَعْدَ أَنْ نَزَلَتْ عَلَيْهِ: ﴿إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ﴾ إِلَّا يَقُولُ فِيهَا: سُبْحَانَكَ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي. وَفِي رِوَايَةٍ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ فِي رُكُوعِهِ وَسُجُودِهِ: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي. يَتَأَوَّلُ الْقُرْآنَ. مَعْنَى يَتَأَوَّلُ الْقُرْآنَ: أَيْ يَعْمَلُ مَا أُمِرَ بِهِ فِي الْقُرْآنِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: ﴿فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ﴾. وَفِي رِوَايَةٍ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ قَبْلَ أَنْ يَمُوتَ: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ. قَالَتْ عَائِشَةُ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا هَذِهِ الْكَلِمَاتُ الَّتِي أَرَاكَ أَحْدَثْتَهَا تَقُولُهَا؟ قَالَ: جُعِلَتْ لِي عَلَامَةٌ فِي أُمَّتِي، إِذَا رَأَيْتُهَا قُلْتُهَا: ﴿إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ﴾ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ. وَفِي رِوَايَةٍ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكْثِرُ مِنْ قَوْلِ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ. قَالَتْ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَرَاكَ تُكْثِرُ مِنْ قَوْلِ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ؟ فَقَالَ: أَخْبَرَنِي رَبِّي أَنِّي سَأَرَى عَلَامَةً فِي أُمَّتِي، فَإِذَا رَأَيْتُهَا أَكْثَرْتُ مِنْ قَوْلِ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ، فَقَدْ رَأَيْتُهَا: ﴿إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ﴾ فَتْحُ مَكَّةَ، ﴿وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا، فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا﴾.

Âişe (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: “Allah’ın yardımı erişip fetih gerçekleşince” âyeti indikten sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), kıldığı her namazda: “Ey Rabbimiz, seni tüm noksanlardan tenzih eder, sana hamdederim; beni bağışla” derdi. (Buhârî, Ezan 123; Müslim, Salât 219) Yine Buhârî ve Müslim’in Âişe (Allah Ondan razı olsun)’dan bir rivayeti şöyledir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) rükû ve secdelerde: “Allah’ım, seni noksanlardan tenzih eder, sana hamdederiz; beni bağışla” sözünü çok tekrarlamaya başladı. Kur’an’da emredilenleri yapardı. (Buhârî, Ezan 139; Müslim, Salât 217) Müslim’in değişik bir rivayetinde şöyle denilmektedir: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) vefatından önce: “Allah’ım, seni noksanlardan tenzih eder ve sana hamdederim; bağışlamanı diler, sana tevbe ederim” duasını sık sık tekrar ederdi. (Müslim, Salât 218) Hz. Âişe (Allah Ondan razı olsun) diyor ki: Ey Allah’ın Resûlü, görüyorum ki yeni birtakım kelimelerle Allah’a dua ediyorsun; bunlar nedir? dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de: “Ümmetim içinde benim için bir işaret tespit ve tayin edilmiştir. Onu gördüğüm zaman bu kelimeleri söylerim. Bu da Nasr sûresidir” buyurdu. Yine Müslim’in değişik bir rivayetinde şöyle geçer: Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Sübhânallahi ve bihamdihî, estağfirullahe ve etûbü ileyh” sözlerini sık sık söyler olmuştu. Hz. Âişe: Bu sözleri çok sık söylüyorsun, deyince Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Rabbim, ümmetim içinde bir alâmet göreceğimi bildirdi. Onu gördüğüm zaman ‘Sübhânallahi ve bihamdihî, estağfirullahe ve etûbü ileyh’ sözünü çok söylerim, dedi. Ben o alâmeti, Mekke’nin fethine işaret eden ‘Allah’ın yardımı ulaşıp fetih gerçekleşince ve insanların grup grup Allah’ın dinine girdiklerini gördüğünde Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü Allah tevbeleri çok kabul edendir.’ meâlindeki Nasr sûresinde gördüm” buyurdu. (Müslim, Salât 220)

Riyazus-Salihin 114

عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه قَالَ: إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ تَابَعَ الْوَحْيَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ قَبْلَ وَفَاتِهِ، حَتَّى تُوُفِّيَ أَكْثَرَ مَا كَانَ الْوَحْيُ عَلَيْهِ.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Allah vahyi Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefatından önceye kadar indirdi. Öyle ki vahyin çok geldiği bir anda Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat etti. (Buhârî, Fedâil 1; Müslim, Tefsir 2)

Riyazus-Salihin 115

عَنْ جَابِرٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ ﷺ: يُبْعَثُ كُلُّ عَبْدٍ عَلَى مَا مَاتَ عَلَيْهِ.

Câbir ibn Abdillah (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her kul öldüğü hâl üzere diriltilir.” (Müslim, Cennet 83)

Riyazus-Salihin 116