HADİS KÜTÜPHANESİ

Riyazus Salihin

368 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

ALLAH’IN RIZASI ve CENNETİ KAZANMAK İÇİN GAYRET ETMEK

17 hadis

عَنْ أبي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قال: قال رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إن اللَّهَ تَعَالَى قال: مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ. وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أحب إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أحبهُ، فَإذا أحببْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطشُ بِهَا، وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَلَئِنْ سَأَلَنِي لأُعْطِيَنَّهُ، وَلَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لأُعِيذَنَّهُ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allahü teâlâ şöyle buyurmuştur, dedi: “Her kim benim dostuma düşmanlık ederse, ben de ona karşı harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeylerin benim katımda en sevimli olanı, ona farz kıldığım ibadetlerdir. Kulum nafile ibadetleriyle de devamlı bana yaklaşır da ben de onu severim. Onu sevdiğim vakit onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse ona mutlaka veririm; bana sığınırsa onu mutlaka korurum.”

Riyazus-Salihin 95

عَنْ أنس رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيماَ يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ قال: إذا تَقَرَّبَ الْعَبْدُ إِلَيَّ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإذا تَقَرَّبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا، وَإذا أتاني يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً.

Enes (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Rabbinden rivayet ederek şöyle buyurmuştur: “Kulum bana bir karış yaklaştığı zaman, ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşınca, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım.”

Riyazus-Salihin 96

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قال: قال رَسُولُ اللهِ ﷺ: نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ.

İbn Abbâs (Allah onlardan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İki nimet vardır ki insanların pek çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmışlardır: SIHHAT ve BOŞ VAKİT.” (Buhârî, Rikâk 1)

Riyazus-Salihin 97

عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ ﷺ كَانَ يَقُومُ مِنَ اللَّيْلِ حَتَّى تَتَفَطَّرَ قَدَمَاهُ، فَقُلْتُ لَهُ: لِمَ تَصْنَعُ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ؟ قَالَ: أَفَلَا أُحِبُّ أَنْ أَكُونَ عَبْدًا شَكُورًا.

Âişe (Allah ondan razı olsun)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Bir seferinde ben ona: “Niçin böyle yapıyorsun? Hâlbuki Allah senin geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlamıştır.” dedim. Şöyle buyurdu: “Şükreden bir kul olmayı istemeyeyim mi?” (Müslim, Münâfikûn 81)

Riyazus-Salihin 98

عَنْ عَائِشَةَ رضي اللهُ عَنْهَا أَنَّهَا قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ أَحْيَا اللَّيْلَ، وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ، وَجَدَّ، وَشَدَّ الْمِئْزَرَ.

Âişe (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ramazan ayının son on günü gelince Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) geceleri ibadetle değerlendirir, aile fertlerini uyandırır, ibadete ağırlık verir ve kadınlardan uzak dururdu. (Müslim, İ‘tikâf 7)

Riyazus-Salihin 99

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ، وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ. احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ، وَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ وَلَا تَعْجِزْ. وَإِنْ أَصَابَكَ شَيْءٌ فَلَا تَقُلْ: لَوْ أَنِّي فَعَلْتُ كَانَ كَذَا وَكَذَا، وَلَكِنْ قُلْ: قَدَّرَ اللَّهُ، وَمَا شَاءَ فَعَلَ؛ فَإِنَّ لَوْ تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيْطَانِ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Sağlam ve kuvvetli mü’min Allah katında zayıf mü’minden daha hayırlı ve sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayır vardır. Sen sana hayırlı olan şeyi elde etmeye çalış, Allah’tan yardım dile, acizlik gösterme. Başına bir şey gelirse ‘Şöyle yapsaydım böyle olurdu.’ deme, fakat ‘Allah’ın takdiridir bu. O ne dilerse yapar.’ de. Çünkü ‘Şöyle etseydim böyle olurdu.’ deyip durmak şeytanı memnun edecek işlere ve şeytanın vesvesesine yol açar.” (İbn Mâce, Mukaddime 10)

Riyazus-Salihin 100

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: حُجِبَتِ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ، وَحُجِبَتِ الْجَنَّةُ بِالْمَكَارِهِ.

Ebû Hureyre (Allah ondan razı olsun)’den bildirildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Cehennem nefse hoş gelen şeylerle kuşatılıp örtülmüştür. Cennet ise zorluklar ve nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” (Buhârî, Rikâk 8; Müslim, Cennet 1)

Riyazus-Salihin 101

عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ رضي الله عنهما قَالَ: صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ، فَافْتَتَحَ الْبَقَرَةَ، فَقُلْتُ: يَرْكَعُ عِنْدَ الْمِائَةِ، ثُمَّ مَضَى، فَقُلْتُ: يُصَلِّي بِهَا فِي رَكْعَةٍ، فَمَضَى، فَقُلْتُ: يَرْكَعُ بِهَا، ثُمَّ افْتَتَحَ النِّسَاءَ فَقَرَأَهَا، ثُمَّ افْتَتَحَ آلَ عِمْرَانَ فَقَرَأَهَا، يَقْرَأُ مُتَرَسِّلًا، إِذَا مَرَّ بِآيَةٍ فِيهَا تَسْبِيحٌ سَبَّحَ، وَإِذَا مَرَّ بِسُؤَالٍ سَأَلَ، وَإِذَا مَرَّ بِتَعَوُّذٍ تَعَوَّذَ، ثُمَّ رَكَعَ فَجَعَلَ يَقُولُ: سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيمِ. فَكَانَ رُكُوعُهُ نَحْوًا مِنْ قِيَامِهِ، ثُمَّ قَالَ: سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ. ثُمَّ قَامَ قِيَامًا طَوِيلًا قَرِيبًا مِمَّا رَكَعَ، ثُمَّ سَجَدَ فَقَالَ: سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلَى. فَكَانَ سُجُودُهُ قَرِيبًا مِنْ قِيَامِهِ.

Ebû Abdullah Huzeyfe ibnü’l-Yemân (Allah onlardan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gece Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in arkasında kıldığı nafile namaza uyarak namaz kıldım. Bakara sûresini okumaya başladı. Ben kendi kendime, herhalde yüz âyet okuyunca rükû eder, dedim ama devam etti. Kendi kendime, bu sûre ile rekâtı bitirecek, dedim. O yine devam etti. Bu sûreyi bitirip rükû eder, dedim; rükûya varmadı. Nisâ sûresine başladı, onu da okudu. Sonra Âl-i İmrân sûresine başladı, onu da okudu. Ağır ağır okuyor; tesbih âyetleri gelince tesbih ediyor, dilek âyetleri gelince dilekte bulunuyor, sığınma âyetleri gelince de Allah’a sığınıyordu. Sonra rükûya gitti. ‘Sübhâne rabbiye’l-azîm’, yani ‘Yüce Rabbimi tüm noksanlardan tenzih ederim.’ demeye başladı. Rükûda duruşu aşağı yukarı ayakta durduğu kadar uzun oldu. Sonra ‘Semiallahü limen hamideh, rabbenâ leke’l-hamd’, yani ‘Allah kendisine hamdedenin hamdini işitir. Hamd yalnızca sanadır ey Rabbimiz.’ dedi ve kalktı. Rükûda durduğu kadar bir süre ayakta durdu. Sonra secdeye vardı. ‘Sübhâne rabbiye’l-a‘lâ’, yani ‘Yüce Rabbimi tüm noksanlardan tenzih ederim.’ dedi. Secdesini de aşağı yukarı ayakta durması kadar uzattı. (Müslim, Müsâfirîn 203)

Riyazus-Salihin 102

عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةً، فَأَطَالَ الْقِيَامَ حَتَّى هَمَمْتُ بِأَمْرِ سَوْءٍ! قِيلَ: وَمَا هَمَمْتَ بِهِ؟ قَالَ: هَمَمْتُ أَنْ أَجْلِسَ وَأَدَعَهُ.

İbn Mes’ûd (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gece Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in arkasında nafile namaz kılmıştım. Ayakta o kadar uzun durdu ki, az kalsın kötü bir şey yapacaktım. “Ne yapmayı düşündün?” dediler. “Peygamber’i ayakta bırakıp oturmayı düşündüm.” dedi. (Buhârî, Teheccüd 9)

Riyazus-Salihin 103

عَنْ أَنَسٍ رضي الله عنه عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ: يَتْبَعُ الْمَيِّتَ ثَلَاثَةٌ: أَهْلُهُ، وَمَالُهُ، وَعَمَلُهُ، فَيَرْجِعُ اثْنَانِ، وَيَبْقَى وَاحِدٌ: يَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ، وَيَبْقَى عَمَلُهُ.

Enes (Allah ondan razı olsun)’den Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ölüyü kabre kadar üç şey takip eder: çoluk çocuğu, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, ameli ölüyle baş başa kalır.” (Buhârî, Rikak 42)

Riyazus-Salihin 104

عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: الْجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ.

İbn Mes’ûd (Allah ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennet size ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.” (Buhârî, Rikâk 29)

Riyazus-Salihin 105

عَنْ أَبِي فِرَاسٍ رَبِيعَةَ بْنِ كَعْبٍ الْأَسْلَمِيِّ خَادِمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَمِنْ أَهْلِ الصُّفَّةِ رضي الله عنه، قَالَ: كُنْتُ أَبِيتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَآتِيهِ بِوَضُوئِهِ وَحَاجَتِهِ، فَقَالَ: سَلْنِي. فَقُلْتُ: أَسْأَلُكَ مُرَافَقَتَكَ فِي الْجَنَّةِ. فَقَالَ: أَوْ غَيْرَ ذَلِكَ؟ قُلْتُ: هُوَ ذَاكَ. قَالَ: فَأَعِنِّي عَلَى نَفْسِكَ بِكَثْرَةِ السُّجُودِ.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hizmetçisi, ehl-i suffeden olan Ebû Firâs Rebîa ibn Ka’b el-Eslemî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında geceliyor, abdest suyunu veriyor, diğer ihtiyaçlarını karşılıyordum. Buna karşılık bir keresinde bana: “Dile benden ne dilersen.” buyurdu. Ben de: “Cennette seninle beraber olmayı isterim.” dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de: “Başka bir şey istemez misin?” buyurdu. Ben de: “İsteğim sadece budur.” dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Öyleyse çok namaz kılıp secde ederek bu isteğinin yerine gelmesi için bana yardımcı ol.” buyurdular. (Müslim, Salât 226)

Riyazus-Salihin 106

عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، وَيُقَالُ: أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ، ثَوْبَانَ رضي الله عنه مَوْلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ: عَلَيْكَ بِكَثْرَةِ السُّجُودِ، فَإِنَّكَ لَنْ تَسْجُدَ لِلَّهِ سَجْدَةً إِلَّا رَفَعَكَ اللَّهُ بِهَا دَرَجَةً، وَحَطَّ عَنْكَ بِهَا خَطِيئَةً.

Ebû Abdurrahman da denilen, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in azatlısı Ebû Abdullah Sevban’dan (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken işittim: “Çok secde etmeye bak. Zira senin Allah için yaptığın her secde karşılığında Allah seni bir derece yükseltir ve bir günahını siler.” (Müslim, Salât 225)

Riyazus-Salihin 107

عَنْ أَبِي صَفْوَانَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ الْأَسْلَمِيِّ رضي الله عنه، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: خَيْرُ النَّاسِ مَنْ طَالَ عُمُرُهُ وَحَسُنَ عَمَلُهُ.

Ebû Safvân Abdullah ibn Büsr el-Eslemî’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun olup ameli güzel olandır.” (Tirmizî, Zühd 21)

Riyazus-Salihin 108

عَنْ أنس رضي الله عنه قال: غَابَ عَمِّي أنس بْنُ النَّضْرِ رضي الله عنه عَنْ قِتَالِ بَدْرٍ، فَقالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، غِبْتُ عَنْ أَوَّلِ قِتَالٍ قَاتَلْتَ الْمُشْرِكِينَ، لَئِنِ اللَّهُ أَشْهَدَنِي قِتَالَ الْمُشْرِكِينَ لَيَرَيَنَّ اللَّهُ مَا أَصْنَعُ. فَلَمَّا كانَ يَوْمُ أُحُدٍ انْكَشَفَ الْمُسْلِمُونَ، فَقالَ: اللَّهُمَّ أَعْتَذِرُ إِلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هَؤُلاءِ، يَعْنِي أَصْحَابَهُ، وَأَبْرَأُ إِلَيْكَ مِمَّا صَنَعَ هَؤُلاءِ، يَعْنِي الْمُشْرِكِينَ، ثُمَّ تَقَدَّمَ فَاسْتَقْبَلَهُ سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ، فَقالَ: يَا سَعْدُ بْنَ مُعَاذٍ، الْجَنَّةُ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ، إِنِّي أَجِدُ رِيحَهَا مِنْ دُونِ أُحُدٍ. قالَ سَعْدٌ: فَمَا اسْتَطَعْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا صَنَعَ! قالَ أنس: فَوَجَدْنَا بِهِ بِضْعًا وَثَمَانِينَ ضَرْبَةً بِالسَّيْفِ، أَوْ طَعْنَةً بِرُمْحٍ، أَوْ رَمْيَةً بِسَهْمٍ، وَوَجَدْنَاهُ قَدْ قُتِلَ وَمَثَّلَ بِهِ الْمُشْرِكُونَ، فَمَا عَرَفَهُ أَحَدٌ إِلَّا أُخْتُهُ بِبَنَانِهِ. قالَ أنس: كُنَّا نَرَى أَوْ نَظُنُّ أَنَّ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ فِيهِ وَفِي أَشْبَاهِهِ: ﴿مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ﴾ إِلَى آخِرِهَا.

Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Amcam Enes ibn Nadr (Allah ondan razı olsun) Bedir savaşına katılmamıştı. Bundan dolayı: Ey Allah’ın Resûlü, müşriklerle yaptığın ilk savaşta bulunamadım. Eğer Allah beni müşriklerle yapılacak bir savaşta bulundurursa neler yapacağımı Allah elbette görecektir. Sonra Uhud savaşında Müslüman safları bozulunca arkadaşlarını kastederek: Ya Rabbi, bunların yaptıklarından dolayı beni mazur görmeni dilerim, dedi. Müşrikleri kastederek: Bunların yaptıklarından da uzak olduğumu sana arz ederim, deyip ilerledi. Sa’d ibn Muâz ile karşılaştı ve: Ey Sa’d, istediğim cennettir. Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki cennetin kokusunu Uhud’un önünde buluyorum, dedi. Sa’d olayı anlatırken: Ben onun yaptığını yapamadım, ey Allah’ın Resûlü, dedi. Enes (Allah ondan razı olsun) şöyle devam etti: Amcamı şehit edilmiş olarak bulduk. Vücudunda seksenden fazla kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler tarafından burnu ve kulakları kesilmek suretiyle müsle yapılmış vaziyette bulduk. Onu kimse tanıyamadı; sadece kız kardeşi parmak uçlarından tanıdı. Enes (Allah ondan razı olsun) dedi ki: Biz şu ayetin amcam ve benzerleri hakkında indiğini düşünmekteyiz: “Mü’minlerden öyle kimseler vardır ki Allah’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi ve şehit oldu, kimi de şehitliği beklemektedir. Verdikleri sözü münafıklar gibi değiştirmediler.” (Ahzâb 33/23) (Buhârî, Cihad 12; Müslim, İmâre 148)

Riyazus-Salihin 109

عَنْ أبي مَسْعُودٍ عُقْبَةَ بْنِ عَمْرٍو الأنصاري البدري رضي الله عنه قالَ: لَمَّا نَزَلَتْ آيَةُ الصَّدَقَةِ كُنَّا نُحَامِلُ عَلَى ظُهُورِنَا، فَجَاءَ رَجُلٌ فَتَصَدَّقَ بِشَيْءٍ كَثِيرٍ فَقالُوا: مُرَاءٍ، وَجَاءَ رَجُلٌ آخَرُ فَتَصَدَّقَ بِصَاعٍ فَقالُوا: إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنْ صَاعِ هَذَا! فَنَزَلَتْ: ﴿الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لاَ يَجِدُونَ إِلَّا جُهْدَهُمْ﴾

Ebû Mes’ûd Ukbe ibn Amr el-Ensârî el-Bedrî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Sadaka ayeti: “Bunun içindir ki ey Peygamber! Bundan sonra artık onların mallarından zekât al ki bununla onları günahlarından temizleyesin, onların sevaplarını artırıp yüceltesin ve onlar için dua et; çünkü senin duan onlar için bir huzur vesilesi olacaktır. Bütün bunların da üstünde bil ki Allah her şeyin ve herkesin özünü bilen, mutlak bilgi sahibi olarak olup biten her şeyi işitmektedir.” (Tevbe 9/103) ayeti inince biz sırtımızda yük taşıyıp hamallık yaparak sadaka vermeye başladık. Bir kimse gelip çokça sadaka verdi. Münafıklar: Gösteriş için veriyor, dediler. Bir başka kişi gelip bir ölçek hurma verdi. Yine münafıklar: Allah’ın bunun bir ölçek hurmasına ihtiyacı yoktur, dediler. Bunun üzerine Tevbe 9/79 ayeti indi: “Bu münafıklar, Allah yolunda hem vermekle yükümlü olduğundan fazlasını veren zengin mü’minlere hem de mevcut güçlerinin elverdiği mütevazı şeylerin dışında verecek şeyler bulamayan fakir mü’minlere dil uzatıp onlarla alay eden kimselerdir. Allah onların bu alay ve küçümsemelerini geri çevirecek ve onları maskaraya çevirecektir. Nitekim onlar için pek çetin bir azap vardır.” (Buhârî, Zekât 10; Müslim, Zekât 72)

Riyazus-Salihin 110

عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أبي إِدْرِيسَ الْخَوْلانِيِّ، عَنْ أبي ذَرٍّ جُنْدَبِ بْنِ جُنَادَةَ رضي الله عنه، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِي عَنِ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنَّهُ قالَ: يَا عِبَادِي، إِنِّي حَرَّمْتُ الظُّلْمَ عَلَى نَفْسِي وَجَعَلْتُهُ بَيْنَكُمْ مُحَرَّمًا فَلاَ تَظَالَمُوا. يَا عِبَادِي، كُلُّكُمْ ضَالٌّ إِلَّا مَنْ هَدَيْتُهُ، فَاسْتَهْدُونِي أَهْدِكُمْ. يَا عِبَادِي، كُلُّكُمْ جَائِعٌ إِلَّا مَنْ أَطْعَمْتُهُ، فَاسْتَطْعِمُونِي أُطْعِمْكُمْ. يَا عِبَادِي، كُلُّكُمْ عَارٍ إِلَّا مَنْ كَسَوْتُهُ، فَاسْتَكْسُونِي أَكْسُكُمْ. يَا عِبَادِي، إِنَّكُمْ تُخْطِئُونَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَأَنَا أَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا، فَاسْتَغْفِرُونِي أَغْفِرْ لَكُمْ. يَا عِبَادِي، إِنَّكُمْ لَنْ تَبْلُغُوا ضَرِّي فَتَضُرُّونِي، وَلَنْ تَبْلُغُوا نَفْعِي فَتَنْفَعُونِي. يَا عِبَادِي، لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ، وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ، كَانُوا عَلَى أَتْقَى قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ، مَا زَادَ ذَلِكَ فِي مُلْكِي شَيْئًا. يَا عِبَادِي، لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ، وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ، كَانُوا عَلَى أَفْجَرِ قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ، مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي شَيْئًا. يَا عِبَادِي، لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ، وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ، قَامُوا فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، فَسَأَلُونِي فَأَعْطَيْتُ كُلَّ إِنْسَانٍ مَسْأَلَتَهُ، مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِمَّا عِنْدِي إِلَّا كَمَا يَنْقُصُ الْمِخْيَطُ إِذَا أُدْخِلَ الْبَحْرَ. يَا عِبَادِي، إِنَّمَا هِيَ أَعْمَالُكُمْ أُحْصِيهَا لَكُمْ، ثُمَّ أُوَفِّيكُمْ إِيَّاهَا، فَمَنْ وَجَدَ خَيْرًا فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ، وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلاَ يَلُومَنَّ إِلَّا نَفْسَهُ.

Saîd ibn Abdülazîz’in Rebîa ibn Yezîd’den, Rebîa’nın Ebû İdrîs el-Havlânî’den, onun da Ebû Zerr Cündüb ibn Cünâde’den (Allah ondan razı olsun) rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah’tan rivayet ederek şöyle demiştir: “Ey kullarım! Zulmetmeyi kendime haram kıldığım gibi onu sizin aranızda da haram kıldım; artık birbirinize zulmetmeyiniz. Ey kullarım! Benim hidayet ettiklerim dışında hepiniz yolunuzu şaşırmışsınız; o hâlde benden hidayet isteyin ki sizi doğru yola ileteyim. Ey kullarım! Benim doyurduklarımdan başka hepiniz açsınız; benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım. Ey kullarım! Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız; benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim. Ey kullarım! Siz gece gündüz günah işliyorsunuz, ben ise bütün günahları bağışlarım; benden af dileyin ki sizi bağışlayayım. Ey kullarım! Bana zarar vermek elinizden gelmez ki zarar verebilesiniz; bana fayda vermeye gücünüz yetmez ki beni faydalandırasınız. Ey kullarım! Sizden öncekiler ve sonrakiler, bütün insanlar ve cinler, içinizden Allah’tan en çok korunup sakınan bir adamın hâli gibi en iyi hâl üzere olsalar bu durum benim mülküme hiçbir şey kazandırmaz. Ey kullarım! Sizden öncekiler ve sonrakiler, bütün insanlar ve cinler, içinizden en kötü bir adamın durumu gibi olsalar bu durum benim mülkümden hiçbir şey eksiltmez. Ey kullarım! Sizden öncekiler ve sonrakiler, bütün insanlar ve cinler bir alanda toplansalar, sonra benden dilediklerini isteseler, ben de her birinin istediğini versem, bu benim katımdakilerden ancak bir iğnenin denize batırıldığı zaman denizden eksilttiği kadarını eksiltir. Ey kullarım! İşte bunlar sizin amellerinizdir; onları sizin için sayar, sonra da karşılıklarını size eksiksiz veririm. Artık kim hayırla karşılaşırsa Allah’a hamdetsin; kötülükle karşılaşan ise yalnızca kendi nefsini ayıplasın.” (Müslim, Birr 55)

Riyazus-Salihin 111