حَديثُ زيدِ بنِ أرْقَمَ رضي الله عنه قال: قامَ رسولُ الله صلى الله عليه وسلم فِينَا خَطِيبًا، فَحَمِدَ الله، وَأَثْنَى عَلَيْهِ، وَوَعَظَ وَذَكَّرَ، ثُمَّ قال: أَمَّا بَعدُ، ألا أيها النَّاسُ، إنما أنا بَشَرٌ، يُوشِكُ أن يَأْتِيَ رَسُولُ رَبِّي فَأُجِيبَ، وَأنا تَارِكٌ فِيكُمْ ثَقَلَيْنِ: أَوَّلُهُمَا كِتَابُ اللهِ، فِيهِ الهُدَى وَالنُّورُ، فَخُذُوا بِكِتَابِ اللهِ، وَاسْتَمْسِكُوا بِهِ. فَحَثَّ عَلى كِتَابِ اللهِ، وَرَغَّبَ فِيهِ، ثُمَّ قال: وَأَهْلُ بَيْتِي، أُذَكِّرُكُمُ اللهَ فِي أَهْلِ بَيْتِي.
Zeyd ibni Erkam (Allah ondan razı olsun) şöyle demişti: Bir gün Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ayağa kalkarak bize bir konuşma yaptı. Allah’a hamdüsenadan sonra öğüt verip şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Ben de bir insanım. Yakında Rabbimin elçisi bana da gelecek ve ben onun davetine uyup gideceğim. Size iki önemli şey bırakıyorum. Biri, insanı doğruya götüren bir rehber ve nur olan Allah’ın kitabı Kur’an’dır; ona sımsıkı sarılın.”
Kur’an’a sarılma ve ona bağlanma konusunda tavsiyelerde bulunup şöyle devam etti:
“Size bir de Ehl-i Beyt’imi bırakıyorum. Ehl-i Beyt’im hakkında size Allah’ı hatırlatırım.” (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 36)
Riyazus-Salihin 712
وعن أبي سُلَيْمَانَ مَالِكِ بْنِ الحُوَيْرِثِ رضي الله عنه قال: أَتَيْنَا رسولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ شَبَبَةٌ مُتَقَارِبُونَ، فَأَقَمْنَا عِنْدَهُ عِشْرِينَ لَيْلَةً، وكان رسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم رَحِيمًا رَفِيقًا، فَظَنَّ أَنَّا قَدِ اشْتَقْنَا أَهْلَنَا، فَسَأَلَنَا عَمَّنْ تَرَكْنَا مِنْ أَهْلِنَا فَأَخْبَرْنَاهُ، فقال: ارْجِعُوا إلى أَهْلِيكُمْ، فَأَقِيمُوا فِيهِمْ، وَعَلِّمُوهُمْ وَمُرُوهُمْ، وَصَلُّوا صَلَاةَ كَذَا فِي حِينِ كَذَا، وَصَلُّوا كَذَا فِي حِينِ كَذَا، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلَاةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ، وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ. زاد البخاري في روايةٍ له: وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي.
Ebû Süleyman Mâlik ibni Huveyris (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Biz Rasûlullah’ın yanına gelmiştik; aynı yaşlarda gençlerdik. Yirmi gece boyunca yanında kalmıştık. Rasûlullah çok merhametli ve şefkatli bir kimseydi. Bizim yakınlarımızı özlediğimizi anlayınca geride kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de söyleyince şunları söyledi: “Haydi, ailelerinizin yanına dönünüz. Orada kalınız, onlara dininizi öğretiniz ve yapmaları gerekenleri emrediniz. Şu namazı şu vakitte, bu namazı bu vakitte kılınız. Namaz vakti gelince biriniz ezan okusun, en yaşlınız da imam olsun.” (Buhârî, Ezân 17; Müslim, Mesâcid 292)
Buhârî’nin başka bir rivayeti ise şöyledir: “Namazı beni kılarken gördüğünüz şekilde kılınız.” (Buhârî, Ahbârü’l-âhâd 1)
Riyazus-Salihin 713
وعن عُمَرَ بنِ الخَطَّابِ رضي الله عنه قال: اسْتَأْذَنْتُ النبيَّ صلى الله عليه وسلم فِي العُمْرَةِ، فَأَذِنَ، وقال: لَا تَنْسَنَا يَا أُخَيَّ مِنْ دُعَائِكَ. فقال كلمةً ما يَسُرُّنِي أَنَّ لِي بِهَا الدُّنْيَا. وفي روايةٍ قال: أَشْرِكْنَا يَا أُخَيَّ فِي دُعَائِكَ.
Ömer ibnü’l-Hattâb (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) umre yapmak için izin istedim. İzin verdi ve: “Bizi duandan unutma, ey kardeşçiğim!” buyurdu. Onun bu sözüne karşılık bana dünyayı verseler bu kadar sevinmezdim.
Başka bir rivayette de: “Kardeşçiğim, bizi de duana ortak et!” şeklindedir. (Ebû Dâvûd, Vitir 23)
Riyazus-Salihin 714
وعن سالم بنِ عَبْدِ الله بن عُمَرَ أن عبدَ الله بن عُمَر، كان يقُولُ لِلرَّجُلِ إذا أَرَادَ سَفَراً: ادْنُ مِنِّي حَتَّى أُوَدِّعَكَ كَمَا كان رسُولُ الله صلى الله عليه وسلم يُوَدِّعُنا، فَيَقُولُ: أَسْتَوْدِعُ الله دِينَكَ، وَأَمَانَتَكَ، وَخَوَاتِيمَ عَمَلِكَ.
Abdullah ibni Ömer’in oğlu Salim’den rivayet olunmuştur. Abdullah ibni Ömer yolculuğa çıkacak kimseye şöyle derdi: “Bana yaklaş! Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in bizimle vedalaştığı gibi seninle vedalaşayım. Rasûlullah vedalaşır ve şöyle derdi:
“Dinini koruyup emanetleri yerine getirmeniz ve tüm hayırlı amelleri güzelce sonuçlandırabilmen hususunda seni Allah’a emanet ediyorum.” (Tirmizi, Deavat 44)
Riyazus-Salihin 715
وعن عبدِ الله بن يَزِيدَ الخَطْمِيِّ الصَّحَابيِّ رضي الله عنه قال: كان رسولُ الله صلى الله عليه وسلم إذا أَرَادَ أن يُوَدِّعَ الجَيْشَ قال: أَسْتَوْدِعُ الله دِينَكُمْ، وَأَمَانَتَكُم، وَخَوَاتِيمَ أَعْمَالِكُمْ.
Sahabî Abdullah ibni Yezid el-Hatmi (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) askerleri ve ordusuyla vedalaşmak istediği zaman: “Dininizi koruyup emanetleri yerine getirmeniz ve tüm hayırlı amellerinizi güzelce sonuçlandırabilmeniz hususunda sizi Allah’a emanet ediyorum”, derdi. (Ebu Davud, Cihad 73)
Riyazus-Salihin 716
وعن أنس رضي الله عنه قال: جاءَ رجُلٌ إلى النبيِّ صلى الله عليه وسلم فقال: يا رَسُولَ الله، إني أُرِيدُ سَفَراً فَزَوِّدْني، فَقال: زَوَّدَكَ الله التَّقْوَى. قال: زِدْنِي، قال: وَغَفَرَ ذَنْبَكَ. قال: زِدْني، قال: وَيَسَّرَ لَكَ الخَيْرَ حَيْثُما كُنْتَ.
Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’e gelerek: Ya Rasulallah! Yolculuğa çıkıyorum, duanızla beni azıklandırınız, dedi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) da:
“Allah sana takva azığı versin”, dedi. Adam tekrarlayınca Rasûlullah: “Allah günahını bağışlasın” buyurdu. Adam üçüncü defa tekrarlayınca Rasûlullah: “Nerede olursan ol Allah sana hayrı kolaylaştırsın” (Yani: Bulunduğun her yerde kolayca hayır yapmanı sağlasın) buyurdu. (Tirmizi, Deavat 45)
Riyazus-Salihin 717