Riyazus Salihin

709 numaralı hadis

وعن أبي موسى الأشعري رضي الله عنه، أنه تَوَضَّأَ في بَيْتِهِ، ثُمَّ خَرَجَ فقال: لأَلْزَمَنَّ رسولَ الله صلى الله عليه وسلم، وَلأَكُونَنَّ مَعَهُ يَوْمِي هذا. فَجَاءَ المَسْجِدَ، فَسَأَلَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَقالوا: وَجَّهَ هاهُنا. قال: فَخَرَجْتُ عَلى أَثَرِهِ أَسْأَلُ عَنْهُ، حَتَّى دَخَلَ بِئْرَ أَرِيسٍ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ الْبَابِ حَتَّى قَضَى رسولُ الله صلى الله عليه وسلم حَاجَتَهُ وتَوَضَّأَ، فَقُمْتُ إِلَيْهِ، فَإِذا هُوَ قَدْ جَلَسَ عَلى بِئْرِ أَرِيسٍ، وَتَوَسَّطَ قُفَّهَا، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ وَدَلَّاهُمَا في البِئْرِ، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ ثُمَّ انْصَرَفْتُ، فَجَلَسْتُ عِنْدَ البَابِ فَقُلْتُ: لأَكُونَنَّ بَوَّابَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم اليَوْمَ. فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ، فَدَفَعَ البَابَ، فَقُلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقال: أَبُو بَكْرٍ. فَقُلْتُ: عَلى رِسْلِكَ. ثُمَّ ذَهَبْتُ فَقُلْتُ: يا رَسُولَ الله، هَذَا أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ؟ فَقال: ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ. فَأَقْبَلْتُ حَتَّى قُلْتُ لأَبِي بَكْرٍ: ادْخُلْ، وَرَسُولُ الله يُبَشِّرُكَ بِالجَنَّةِ. فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ فَجَلَسَ عَنْ يَمِينِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَعَهُ في القُفِّ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ في البِئْرِ كَمَا صَنَعَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم، وَكَشَفَ عَنْ سَاقَيْهِ. ثُمَّ رَجَعْتُ وَجَلَسْتُ، وَقَدْ تَرَكْتُ أَخِي يَتَوَضَّأُ وَيَلْحَقُنِي، فَقُلْتُ: إِنْ يُرِدِ الله بِفُلانٍ، يُرِيدُ أَخَاهُ، خَيْراً يَأْتِ بِهِ. فَإِذا إِنْسَانٌ يُحَرِّكُ البَابَ، فَقُلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقال: عُمَرُ بنُ الخَطَّابِ. فَقُلْتُ: عَلى رِسْلِكَ. ثُمَّ جِئْتُ إلى رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم، فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ وَقُلْتُ: هَذَا عُمَرُ يَسْتَأْذِنُ؟ فَقال: ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ. فَجِئْتُ عُمَرَ، فَقُلْتُ: أَذِنَ، وَيُبَشِّرُكَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم بِالجَنَّةِ. فَدَخَلَ فَجَلَسَ مَعَ رَسُولِ الله صلى الله عليه وسلم في القُفِّ عَنْ يَسَارِهِ، وَدَلَّى رِجْلَيْهِ في البِئْرِ. ثُمَّ رَجَعْتُ فَجَلَسْتُ فَقُلْتُ: إِنْ يُرِدِ الله بِفُلانٍ خَيْراً، يَعْنِي أَخَاهُ، يَأْتِ بِهِ. فَجَاءَ إِنْسَانٌ فَحَرَّكَ البَابَ. فَقُلْتُ: مَنْ هَذَا؟ فَقال: عُثْمَانُ بنُ عَفَّانَ. فَقُلْتُ: عَلى رِسْلِكَ. وَجِئْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم، فَأَخْبَرْتُهُ فَقال: ائْذَنْ لَهُ وَبَشِّرْهُ بِالجَنَّةِ مَعَ بَلْوَى تُصِيبُهُ. فَجِئْتُ فَقُلْتُ: ادْخُلْ، وَيُبَشِّرُكَ رَسُولُ الله بِالجَنَّةِ مَعَ بَلْوَى تُصِيبُكَ. فَدَخَلَ فَوَجَدَ القُفَّ قَدْ مُلِئَ، فَجَلَسَ وُجَاهَهُمْ مِنَ الشِّقِّ الآخَرِ. وقال سعيد بن المسيب: فأولتها قبورهم. وزاد في رواية: وَأَمَرَنِي رسولُ الله بِحِفْظِ البَابِ. وَفِيها: أَنَّ عُثْمَانَ حِينَ بَشَّرَهُ حَمِدَ الله تَعالى، ثُمَّ قال: الله المُسْتَعَانُ.

Ebu Musa el-Eş’arî (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Bir gün evimde abdest alıp çıktım. Rasûlullah’tan hiç ayrılmayıp bu günü onunla geçireceğim, dedim. Mescide gelerek Peygamber’i sordum. Şu tarafa gitti, dediler. Sora sora izini takip edip nihayet Eris Kuyusu’nun bulunduğu bahçeye girdim. Kapının yanında oturdum. Peygamber tuvalet ihtiyacını giderip abdest aldı. Ben de kalkıp yanına vardım. Baktım ki Eris Kuyusu’nun bilezik taşının kenarına oturmuş, paçalarını sıvayarak ayaklarını kuyuya sarkıtmıştı. Selam verip ayrıldım. Tekrar kapının yanına oturdum. Kendi kendime, bugün Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kapıcısı olacağım, dedim. O sırada Ebu Bekir gelip kapıyı itti. Ben: - Kim o? dedim. - Ebu Bekir, dedi. - Biraz bekle, diyerek Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gelip: - Ya Rasûlallah, Ebu Bekir geldi, yanınıza girmek için izin istiyor, dedim. - İzin ver ve onu cennetle müjdele, buyurdu. Kapıya varıp Ebu Bekir’e: - İçeri gir, Rasûlullah seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ebu Bekir içeri girdi. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sağına, kuyu bileziğinin üzerine oturdu; paçalarını sıvayarak ayaklarını Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi kuyuya sarkıttı. Sonra dönüp kapının yanına oturdum. Kardeşimi abdest alıp bana yetişmek üzere evde bırakmıştım. Onu düşünerek kendi kendime: - Eğer Allah falanın hayrını dilerse onu da buraya getirir, dedim. Bu arada birinin kapıyı hareket ettirdiğini gördüm. - Kim o? dedim. - Ömer ibni Hattab, dedi. - Biraz bekle, dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelip selam verdim. - Ömer ibni Hattab geldi, içeri girmek için izin istiyor, dedim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): - Ona izin ver ve onu cennetle müjdele, buyurdu. Kapıya varıp Ömer’e: - İçeri gir, Rasûlullah seni cennetle müjdeliyor, dedim. Ömer içeri girdi. Rasûlullah’ın soluna, kuyu bileziğinin üzerine oturdu ve ayaklarını kuyuya sarkıttı. Sonra dönüp kapının yanına oturdum. Tekrar kardeşimi düşünerek kendi kendime: - Eğer Allah falanın hayrını dilerse onu da buraya getirir, dedim. Bu sırada biri gelip kapıyı salladı. - Kim o? diye sordum. - Osman ibni Affan, dedi. - Biraz bekle, diyerek Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına gittim ve onun geldiğini haber verdim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): - Ona da izin ver; karşılaşacağı bir bela ile birlikte onu cennetle müjdele, buyurdu. Geri döndüm ve: - İçeri gir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), başına gelecek bir bela ile birlikte seni cennetle müjdeliyor, dedim. Osman içeri girdi. Kuyu bileziğinde oturacak yer kalmadığını görünce karşılarında, diğer tarafta oturdu. Said ibni Müseyyeb der ki: Ben onların bu oturuş şeklini kabirlerinin durumuna yorumladım. Buhârî’nin değişik bir rivayetinde, “Rasûlullah bana kapıyı korumamı emretti” fazlalığı vardır. Yine aynı rivayette, “Osman müjdeyi duyunca Allah’a hamdetti ve ‘Yardımı istenen Allah’tır’ dedi” şeklindedir.

Riyazus-Salihin 709