Riyazus Salihin

520 numaralı hadis

وعن جابر رضي الله عنه قال: إنا كنا يوم الخندق نحفر، فعرضت كدية شديدة، فجاؤوا إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقالوا: هذه كدية عرضت في الخندق. فقال: «أنا نازل». ثم قام، وبطنه معصوب بحجر، ولبثنا ثلاثة أيام لا نذوق ذواقًا، فأخذ النبي صلى الله عليه وسلم المعول، فضرب، فعاد كثيبًا أهيل، أو أهيم، فقلت: يا رسول الله، ائذن لي إلى البيت، فقلت لامرأتي: رأيت بالنبي صلى الله عليه وسلم شيئًا ما في ذلك صبر، فعندك شيء؟ فقالت: عندي شعير وعناق، فذبحت العناق، وطحنت الشعير، حتى جعلنا اللحم في البرمة، ثم جئت النبي صلى الله عليه وسلم، والعجين قد انكسر، والبرمة بين الأثافي قد كادت تنضج، فقلت: طعيم لي، فقم أنت يا رسول الله ورجل أو رجلان. قال: «كم هو؟» فذكرت له، فقال: «كثير طيب، قل لها لا تنزع البرمة، ولا الخبز من التنور حتى آتي». فقال: «قوموا». فقام المهاجرون والأنصار، فدخلت عليها، فقلت: ويحك، قد جاء النبي صلى الله عليه وسلم والمهاجرون والأنصار ومن معهم! قالت: هل سألك؟ قلت: نعم. قال: «ادخلوا ولا تضاغطوا». فجعل يكسر الخبز، ويجعل عليه اللحم، ويخمر البرمة والتنور إذا أخذ منه، ويقرب إلى أصحابه، ثم ينزع، فلم يزل يكسر ويغرف حتى شبعوا، وبقي منه، فقال: «كلي هذا وأهدي، فإن الناس أصابتهم مجاعة». وفي رواية: قال جابر: لما حفر الخندق رأيت بالنبي صلى الله عليه وسلم خمصًا، فانكفأت إلى امرأتي فقلت: هل عندك شيء؟ فإني رأيت برسول الله صلى الله عليه وسلم خمصًا شديدًا. فأخرجت إلي جرابًا فيه صاع من شعير، ولنا بهيمة داجن، فذبحتها وطحنت الشعير، ففرغت إلى فراغي، وقطعتها في برمتها، ثم وليت إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم، فقالت: لا تفضحني برسول الله صلى الله عليه وسلم ومن معه، فجئته فساررته، فقلت: يا رسول الله، ذبحنا بهيمة لنا وطحنت صاعًا من شعير، فتعال أنت ونفر معك. فصاح رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال: «يا أهل الخندق، إن جابرًا قد صنع سؤرًا، فحيهلا بكم». فقال النبي صلى الله عليه وسلم: «لا تنزلن برمتكم، ولا تخبزن عجينكم حتى أجيء». فجئت، وجاء النبي صلى الله عليه وسلم يقدم الناس، حتى جئت امرأتي، فقالت: بك وبك! فقلت: قد فعلت الذي قلت. فأخرجت عجينًا، فبصق فيه وبارك، ثم عمد إلى برمتنا فبصق فيها وبارك، ثم قال: «ادعي خابزة فلتخبز معك، واقدحي من برمتكم ولا تنزلوها». وهم ألف، فأقسم بالله لأكلوا حتى تركوه وانحرفوا، وإن برمتنا لتغط كما هي، وإن عجيننا ليخبز كما هو.

Cabir (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Biz Hendek Savaşı gününde siper kazıyorduk. Sert bir yere rastladık. Ashap, Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip: Önümüze sert bir kaya çıktı, dediler. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Hendeğe ben inerim, dedi. Sonra kalktı. Açlıktan karnına taş bağlamıştı. Biz üç gündür ağzımıza bir şey koymamıştık. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kazmayı eline alıp indirince kaya un ufak olup kum gibi dağıldı. Ben: Ya Resulallah, eve gitmeme müsaade ediniz, dedim. Eve gidip eşime: Ben Peygamber'de (sallallahu aleyhi ve sellem) dayanılmayacak bir hâl gördüm. Yanında yiyecek bir şey var mı? diye sordum. Eşim: Biraz arpa ile bir de oğlak var, dedi. Ben oğlağı kestim, o da arpayı öğüttü. Eti tencereye koyduk. Sonra ekmek pişerken, tencere de kaynamakta iken Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına geldim. Ey Allah'ın Resulü, birazcık yemeğim var. Bir veya iki kişiyle beraber bize geliniz, dedim. Resul-i Ekrem: O yemek ne kadar? diye sordu. Ben de olanı söyledim. Bunun üzerine: Hem çok hem de ne iyi! Hanımına söyle de ben gelene kadar tencereyi ateşten indirmesin, ekmeği de tandırdan çıkarmasın, buyurdu. Sonra ashaba: Kalkınız, dedi. Ensar ve muhacirler hep birlikte kalktılar. Ben telaşla evime varıp: Vay başıma gelenler! İşte Peygamber, yanında muhacirler, ensar ve beraberindekilerle geliyor, dedim. Eşim: Sana ne kadar yemeğimiz olduğunu sordu mu? dedi. Ben: Evet, dedim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), evimize gelen ashaba hitaben: Giriniz, birbirinizi sıkıştırmayınız, buyurdu. Resulullah ekmeği koparıp üzerine et koyuyor, her aldıkça da tencereyi ve tandırı kapatıyor, sonra ashabına yaklaştırıp onlara veriyordu. Hepsi doyuncaya kadar ekmek koparıp yemek dağıtmaya devam etti. Sonunda bir miktar arttı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) karıma: Bunu ye, komşulara da hediye et; çünkü insanları açlık perişan etti, buyurdu. Başka bir rivayette Cabir şöyle demiştir: Hendek kazıldığı gün Peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) çok acıkmış gördüm. Ailemin yanına dönüp: Yiyecek bir şey var mı? Ben Resulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) çok acıkmış gördüm, dedim. O da bana içinde bir ölçek arpa bulunan bir dağarcık çıkardı. Bir de beslediğimiz kuzumuz vardı. Onu kestim, arpayı da eşim öğüttü. Ben işimi bitirinceye kadar o da işini bitirmişti. Eti parçalayıp tencereye koydum. Sonra Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına dönerken eşim bana: Sakın beni Resulullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve yanındakilerin yanında rezil etme, dedi. Bu sebeple Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gizlice: Ya Resulallah, küçük bir kuzumuz vardı, onu kestik; bir ölçek arpamızı da öğüttük. Birkaç kişi ile buyurunuz, dedim. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Ey Hendek kazanlar! Cabir bizim için yemek hazırlamış, haydi gidelim, diye seslendi ve bana dönerek: Ben gelene kadar sakın tencereyi ateşten indirmeyin, ekmeği de tandırda pişirmeyin, dedi. Ben eve geldim. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de cemaatin önünde idi. Hanımım bana çıkıştı. Ben de: Söylediğini aynen yaptım, dedim. Hamuru çıkardı. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onun bereketlenmesi için dua edip içine tükürdü. Sonra tenceremize gelip onun da bereketlenmesi için dua edip içine tükürdü. Sonra da hanımıma: Ekmek yapacak bir kadın çağır da seninle birlikte ekmek yapsın. Tencerenizden yemeği kepçeyle alın fakat onu ateşten indirmeyin, buyurdu. Gelenler bin kişi idiler. Hepsi yediler, sonra yemeği bırakıp gittiler. Bu arada tenceremiz fıkır fıkır, eksilmeden kaynıyor; azalmayan hamurumuzdan da ekmek yapılıyordu.

Riyazus-Salihin 520