وعنْ عَليٍّ رضي الله عنه قالَ: كانَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم إذا قامَ إلى الصَّلاةِ يكونُ مِنْ آخِرِ مَا يقولُ بينَ التَشَهُّدِ وَالتَّسْلِيمِ: اللَّهُمَّ اغْفِرْ لي مَا قَدَّمتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ، وَما أَسْرَفْتُ، وَما أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي، أَنْتَ المُقَدِّمُ، وَأَنْتَ المُؤَخِّرُ، لا إلهَ إلاَّ أَنْتَ.
Ali (Allah ondan razı olsun) şöyle dedi: Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazda teşehhüd ile selam arasında yaptığı duayı şöyle bitirirdi: “Allahümmağfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrartü ve mâ a'lentü ve mâ esraftü ve mâ ente a'lemü bihî minnî, ente'l-mukaddimü ve ente'l-muahhirü, lâ ilâhe illâ ente = Allah'ım, şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle. İlerleten de geri bırakan da sensin. Senden başka ibadet edilecek kimse yoktur.” (Müslim, Müsâfirîn, 201)