وَعَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَا عَلَى الأَرْضِ مُسْلِمٌ يَدْعُو اللهَ تَعَالَى بِدَعْوَةٍ إِلَّا آتَاهُ اللهُ إِيَّاهَا، أَوْ صَرَفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا، مَا لَمْ يَدْعُ بِإِثْمٍ، أَوْ قَطِيعَةِ رَحِمٍ. فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ القَوْمِ: إِذًا نُكْثِرُ. قَالَ: اللهُ أَكْثَرُ.
Ubade ibni's-Samit (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Yeryüzünde bir müslüman Allah'tan bir şey dilerse; günah bir şeyi istemediği veya akrabasıyla ilgiyi kesmeyi arzu etmediği sürece Allah, onun isteğini mutlaka yerine getirir veya ona vereceği şey kadar kötü bir şeyi kendisinden giderir.” Orada bulunanlardan biri, "Öyle ise biz Allah'tan çok şey isteriz" deyince, Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), "Allah'ın lütfu isteyeceğiniz şeylerden daha çoktur" buyurdu. (Tirmizi, Deavat, 115)