Riyazus Salihin

1861 numaralı hadis

وَعَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكِ بْنِ الطُّفَيْلِ: أَنَّ عَائِشَةَ رَضِيَ الله عَنْهَا حَدَّثَتْ أَنَّ عَبْدَ الله بْنَ الزُّبَيْرِ رَضِيَ الله عَنْهُمَا قَالَ فِي بَيْعٍ أَوْ عَطَاءٍ أَعْطَتْهُ عَائِشَةُ رَضِيَ الله تَعَالَى عَنْهَا: وَاللهِ لَتَنْتَهِيَنَّ عَائِشَةُ، أَوْ لَأَحْجُرَنَّ عَلَيْهَا، قَالَتْ: أَهُوَ قَالَ هَذَا؟ قَالُوا: نَعَمْ، قَالَتْ: هُوَ للهِ عَلَيَّ نَذْرٌ أَنْ لَا أُكَلِّمَ ابْنَ الزُّبَيْرِ أَبَدًا، فَاسْتَشْفَعَ ابْنُ الزُّبَيْرِ إِلَيْهَا حِينَ طَالَتِ الْهِجْرَةُ. فَقَالَتْ: لَا وَاللهِ لَا أُشَفِّعُ فِيهِ أَبَدًا، وَلَا أَتَحَنَّثُ إِلَى نَذْرِي. فَلَمَّا طَالَ ذَلِكَ عَلَى ابْنِ الزُّبَيْرِ كَلَّمَ المِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الأَسْوَدِ بْنِ عَبْدِ يَغُوثَ وَقَالَ لَهُمَا: أَنْشُدُكُمَا اللهَ لَمَا أَدْخَلْتُمَانِي عَلَى عَائِشَةَ رَضِيَ الله عَنْهَا، فَإِنَّهَا لَا يَحِلُّ لَهَا أَنْ تَنْذِرَ قَطِيعَتِي. فَأَقْبَلَ بِهِ المِسْوَرُ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ حَتَّى اسْتَأْذَنَا عَلَى عَائِشَةَ، فَقَالَا: السَّلَامُ عَلَيْكِ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ، أَنَدْخُلُ؟ قَالَتْ عَائِشَةُ: ادْخُلُوا. قَالُوا: كُلُّنَا؟ قَالَتْ: نَعَمْ، ادْخُلُوا كُلُّكُمْ، وَلَا تَعْلَمُ أَنَّ مَعَهُمَا ابْنَ الزُّبَيْرِ، فَلَمَّا دَخَلُوا، دَخَلَ ابْنُ الزُّبَيْرِ الْحِجَابَ، فَاعْتَنَقَ عَائِشَةَ رَضِيَ الله عَنْهَا، وَطَفِقَ يُنَاشِدُهَا وَيَبْكِي، وَطَفِقَ المِسْوَرُ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ يُنَاشِدَانِهَا إِلَّا كَلَّمَتْهُ وَقَبِلَتْ مِنْهُ، وَيَقُولَانِ: إِنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَهَى عَمَّا قَدْ عَلِمْتِ مِنَ الْهِجْرَةِ، وَلَا يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلَاثِ لَيَالٍ، فَلَمَّا أَكْثَرُوا عَلَى عَائِشَةَ مِنَ التَّذْكِرَةِ وَالتَّحْرِيجِ، طَفِقَتْ تُذَكِّرُهُمَا وَتَبْكِي، وَتَقُولُ: إِنِّي نَذَرْتُ، وَالنَّذْرُ شَدِيدٌ، فَلَمْ يَزَالَا بِهَا حَتَّى كَلَّمَتِ ابْنَ الزُّبَيْرِ، وَأَعْتَقَتْ فِي نَذْرِهَا ذَلِكَ أَرْبَعِينَ رَقَبَةً، وَكَانَتْ تَذْكُرُ نَذْرَهَا بَعْدَ ذَلِكَ فَتَبْكِي حَتَّى تَبُلَّ دُمُوعُهَا خِمَارَهَا.

Avf ibni Malik ibni Tufeyl’den (Allah ondan razı olsun) rivayet edildiğine göre Aişe (Allah ondan razı olsun), Abdullah ibni Zübeyr’in (Allah ikisinden de razı olsun), Aişe’nin yaptığı bir satış veya bağış hakkında: - Vallahi Aişe bu işten vazgeçecek, yoksa onun tasarruflarına engel olacağım, dediğini anlattı. Aişe: - Bunu o mu söyledi? diye sordu. Oradakiler: - Evet, dediler. Bunun üzerine Aişe: - Allah hakkı için, Abdullah ibni Zübeyr ile bir daha konuşmamak üzerime adak olsun, dedi. Aişe’nin dargınlığı uzayınca İbni Zübeyr, kendisini bağışlaması için araya şefaatçiler koydu. Fakat Aişe: - Vallahi onun hakkında hiç kimsenin aracılığını kabul etmem ve adağımı bozup günaha girmem, dedi. Bu küslük İbni Zübeyr’e ağır gelince Misver ibni Mahreme ile Abdurrahman ibni Esved ibni Abdiyegus’a konuyu açarak: - Allah aşkına, beni Aişe’nin yanına götürün. Çünkü onun benimle ilişkiyi kesmeye adak adaması helal değildir, dedi. Misver ile Abdurrahman, İbni Zübeyr’i yanlarına alıp Aişe’nin evine geldiler ve izin isteyerek: - Selam, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Girebilir miyiz? dediler. Aişe: - Girin, dedi. - Hepimiz mi? diye sordular. Yanlarında İbni Zübeyr’in olduğunu bilmediği için: - Evet, hepiniz girin, dedi. İçeri girdiklerinde İbni Zübeyr perdenin arkasına geçti, Aişe’nin boynuna sarılarak kendisini bağışlamasını istedi ve ağladı. Misver ile Abdurrahman da onunla konuşup özrünü kabul etmesi için Aişe’ye yalvarıyor ve: - Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bildiğin üzere dargınlığı yasakladığını ve bir Müslümanın din kardeşiyle üç geceden fazla dargın durmasının helal olmadığını biliyorsun, diyorlardı. Aişe’ye öğüt verip kendisini Allah adına sıkıştırmayı çoğaltınca Aişe de onlara adağını hatırlatıp ağlamaya başladı ve: - Ben adak adadım; adak ağırdır, dedi. Sonunda İbni Zübeyr ile konuşuncaya kadar ısrarlarını sürdürdüler. Aişe bu adağından dolayı kırk köle azat etti. Sonraki günlerde adağını hatırladıkça ağlar, gözyaşları başörtüsünü ıslatırdı. (Buhari, Edeb, 62)

Riyazus-Salihin 1861