عَنْ حَنَشٍ، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّهُ كَانَ يُضَحِّي بِكَبْشَيْنِ، أَحَدُهُمَا عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَالْآخَرُ عَنْ نَفْسِهِ، فَقِيلَ لَهُ، فَقَالَ: أَمَرَنِي بِهِ، يَعْنِي النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَلَا أَدَعُهُ أَبَدًا. وَفِي رِوَايَةِ أَبِي دَاوُدَ: إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَوْصَانِي أَنْ أُضَحِّيَ عَنْهُ، فَأَنَا أُضَحِّي عَنْهُ.
Haneş (rahimehullah) anlatıyor: "Hz. Ali (radıyallahu anh)'yi gördüm, iki koç kesmişti. Dedi ki: 'Biri kendim için, diğeri Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) için.' Hz. Ali (radıyallahu anh) ilâve etti: 'Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) böyle emretti veya şöyle demişti: Böyle vasiyet etti. Ben, hayatta olduğum müddetçe, ebediyen terk etmeyeceğim.'"