كَيْفَ أَنْعَمُ وَصَاحِبُ الْقَرْنِ قَدِ الْتَقَمَ الْقَرْنَ وَاسْتَمَعَ الْإِذْنَ مَتَى يُؤْمَرُ بِالنَّفْخِ فَيَنْفُخُ؟ فَكَأَنَّ ذَلِكَ ثَقُلَ عَلَى أَصْحَابِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ لَهُمْ: قُولُوا: حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ، عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا.
Ebu Saîd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: "Sûr'un sahibi (İsrafil aleyhisselâm), sûr denen borusunu ağzına dayamış, yüzünü çevirmiş, kulağını dikmiş, üfleme emrini beklerken ben nasıl tereffühle (dünya nimetlerinden) istifade edebilirim?" buyurmuşlardı. Bu, sanki ashabına çok ağır gelmişti: "Peki biz ne yapalım veya ne diyelim, ey Allah'ın Resûlü?" diye sordular. Onlara: "Hasbünallah ve ni'mel-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!), Allah'a tevekkül ettik. Belki de 'Tevekkülümüz Allah'adır!' demişti, deyiniz!" diye emir buyurdular."