قَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ: قُلْتُ لِابْنِ عَبَّاسٍ: سُورَةُ التَّوْبَةِ؟ قَالَ: آلتَّوْبَةُ؟ بَلْ هِيَ الْفَاضِحَةُ، مَا زَالَتْ تَنْزِلُ: وَمِنْهُمْ، وَمِنْهُمْ، حَتَّى ظَنُّوا أَنْ لَا يَبْقَى مِنَّا أَحَدٌ إِلَّا ذُكِرَ فِيهَا. قَالَ: قُلْتُ: سُورَةُ الْأَنْفَالِ؟ قَالَ: تِلْكَ سُورَةُ بَدْرٍ. قَالَ: قُلْتُ: فَالْحَشْرُ؟ قَالَ: نَزَلَتْ فِي بَنِي النَّضِيرِ.
İbnu Cübeyr (radıyallahu anh) anlatıyor: "İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ)'a sordum: -Tevbe sûresi nedir? Şu cevabı verdi: -Tevbe mi? Bilakis o fazihadır (İslâm düşmanlarını rezil etmektedir). 'Onlardan bir kısmı şöyledir...' 'Onlardan bir kısmı şöyledir...' diyerek o kadar çok saymıştır ki, halk 'Bizden kimseyi bırakmayacak, herkesi zikredecek' zannına kapıldılar. Ben tekrar sordum: -Ya Enfâl suresi? -Bu, dedi, Bedir Savaşı hakkında nazil oldu. Ben tekrar sordum: -Pekâlâ Haşr sûresi? -O da, dedi, Benî Nadîr Yahudileri hakkında nazil oldu."