عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ رضي الله عنهما قَالَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: ﴿وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ﴾: كَانَ الرَّجُلُ يَقْدَمُ الْمَدِينَةَ، فَإِنْ وَلَدَتِ امْرَأَتُهُ غُلَامًا، وَنُتِجَتْ خَيْلُهُ، قَالَ: هَذَا دِينٌ صَالِحٌ. وَإِنْ لَمْ تَلِدِ امْرَأَتُهُ، وَلَمْ تُنْتَجْ خَيْلُهُ، قَالَ: هَذَا دِينُ سَوْءٍ.
İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ), "İnsanlardan bazısı vardır, Allah'a dininin yalnız bir tarafından tutup şüphe ve tereddüt içinde ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır dokunursa onunla huzura kavuşur. Eğer bir fitne isabet ederse yüzüstü döner. Dünyada da ahirette de hüsrana uğramıştır. Bu ise apaçık ziyanın ta kendisidir" (Hac 11) âyetinin iniş sebebini açıklamak maksadıyla şöyle buyurdu: "Bazıları vardı, Medine'ye gelir, bakardı; bu gelişiyle hanımı oğlan doğurur, atı da yavrularsa, 'Bu din, sâlih, iyi bir dindir' derdi. Şayet hanımı oğlan doğurmaz, atı da yavrulamazsa, 'Bu din kötüdür' derdi."