واعْلَمْ وفَّقَكَ اللهُ تَعالى أنَّ الواجِبَ عَلى كُلِّ أحَدٍ عَرَفَ التَّمْيِيزِ بَيْنَ صَحِيحِ الرِّواياتِ وسَقِيمِها وثِقاتِ النّاقِلِينَ لَها مِنَ المُتَّهَمِينَ أنْ لا يَرْوِيَ مِنها إلّا ما عَرَفَ صِحَّةَ مَخارِجِهِ والسِّتارَةَ فِي ناقِلِيهِ وأنْ يَتَّقِيَ مِنها ما كانَ مِنها عَنْ أهْلِ التُّهَمِ والمُعانِدِينَ مِن أهْلِ البِدَعِ. والدَّلِيلُ عَلى أنَّ الَّذِي قُلْنا مِن هَذا هُوَ اللّازِمُ دُونَ ما خالَفَهُ قَوْلُ اللهِ جَلَّ ذِكْرُهُ ﴿يا أيُّها الَّذِينَ آمَنُوا إنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلى ما فَعَلْتُمْ نادِمِينَ﴾ [الحجرات ٦] وقالَ جَلَّ ثَناؤُهُ ﴿مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَداءِ﴾ [البقرة ٢٨٢] وقالَ ﷻ ﴿وأشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنكُمْ﴾ [الطلاق ٢] فَدَلَّ بِما ذَكَرْنا مِن هَذِهِ الآيِ أنَّ خَبَرَ الفاسِقِ ساقِطٌ غَيْرُ مَقْبُولٍ وأنَّ شَهادَةَ غَيْرِ العَدْلِ مَرْدُودَةٌ والخَبَرُ وإنْ فارَقَ مَعْناهُ مَعْنى الشَّهادَةِ فِي بَعْضِ الوُجُوهِ فَقَدْ يَجْتَمِعانِ فِي أعْظَمِ مَعانِيهِما إذْ كانَ خَبَرُ الفاسِقِ غَيْرَ مَقْبُولٍ عِنْدَ أهْلِ العِلْمِ كَما أنَّ شَهادَتَهُ مَرْدُودَةٌ عِنْدَ جَمِيعِهِمْ ودَلَّتِ السُّنَّةُ عَلى نَفْيِ رِوايَةِ المُنْكَرِ مِنَ الأخْبارِ كَنَحْوِ دَلالَةِ القُرْآنِ عَلى نَفْيِ خَبَرِ الفاسِقِ. وهُوَ الأثَرُ المَشْهُورُ عَنْ رَسُولِ اللهِ ﷺ «مَن حَدَّثَ عَنِّي بِحَدِيثٍ يُرى أنَّهُ كَذِبٌ فَهُوَ أحَدُ الكاذِبِينَ» حَدَّثَنا أبُو بَكْرِ بْنُ أبِي شَيْبَةَ حَدَّثَنا وكِيعٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ الحَكَمِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أبِي لَيْلى عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ ح وحَدَّثَنا أبُو بَكْرِ بْنُ أبِي شَيْبَةَ أيْضًا حَدَّثَنا وكِيعٌ عَنْ شُعْبَةَ وسُفْيانَ عَنْ حَبِيبٍ عَنْ مَيْمُونِ بْنِ أبِي شَبِيبٍ عَنِ المُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ قالا قالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ ذَلِكَ.
Bil ki Allah Teâlâ seni muvaffak kılsın, sahih rivayetlerle sakim rivayetleri ve bunları nakleden güvenilir kimselerle itham altında bulunanları birbirinden ayırt etmeyi bilen herkesin üzerine düşen görev; rivayetlerden yalnızca çıkış yollarının sahihliğini ve nakledenlerinin dürüstlüğünü bildiklerini rivayet etmesi, itham edilenlerden ve bidat ehlinden inatçı kimselerden gelen rivayetlerden sakınmasıdır. Söylediğimiz bu hususun, ona aykırı olanın değil, uyulması gereken esas olduğunun delili, şanı yüce olan Allah'ın şu buyruğudur: «Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeden bir topluluğa zarar verip de yaptığınıza pişman olmamanız için o haberin doğruluğunu araştırın.» [Hucurât, 6] Yüce Allah şöyle de buyurmuştur: «Şahitlerden razı olduğunuz kimselerden...» [Bakara, 282] Yine şöyle buyurmuştur: «İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun.» [Talâk, 2] Zikrettiğimiz bu ayetler, fasıkın haberinin geçersiz ve kabul edilmez, adil olmayan kimsenin şahitliğinin de reddedilmiş olduğunu göstermektedir. Haber, bazı yönlerden anlam bakımından şahitlikten ayrı olsa da en önemli anlamlarında onunla birleşir. Çünkü ilim ehli nezdinde fasıkın haberi kabul edilmediği gibi, onun şahitliği de herkes nezdinde reddedilmiştir. Sünnet de münker haberlerin rivayet edilmesini reddetmiş; bu husustaki delaleti, Kur'an'ın fasıkın haberini reddetmesine benzemiştir. Bunun delili, Resûlullah'tan ﷺ nakledilen şu meşhur rivayettir: «Kim benden, yalan olduğu sanılan bir hadisi rivayet ederse yalancılardan biridir.» Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. Bize Vekî', Şu'be'den; o Hakem'den, o Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Semüre b. Cündeb'den rivayet etti. Bir başka senetle bize yine Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. Bize Vekî', Şu'be ve Süfyân'dan; onlar Habîb'den, o Meymûn b. Ebî Şebîb'den, o da Mugîre b. Şu'be'den rivayet etti. Semüre ile Mugîre, Resûlullah'ın ﷺ bunu söylediğini bildirdiler.