واعْلَمْ وفَّقَكَ اللهُ تَعالى أنَّ الواجِبَ عَلى كُلِّ أحَدٍ عَرَفَ التَّمْيِيزِ بَيْنَ صَحِيحِ الرِّواياتِ وسَقِيمِها وثِقاتِ النّاقِلِينَ لَها مِنَ المُتَّهَمِينَ أنْ لا يَرْوِيَ مِنها إلّا ما عَرَفَ صِحَّةَ مَخارِجِهِ والسِّتارَةَ فِي ناقِلِيهِ وأنْ يَتَّقِيَ مِنها ما كانَ مِنها عَنْ أهْلِ التُّهَمِ والمُعانِدِينَ مِن أهْلِ البِدَعِ. والدَّلِيلُ عَلى أنَّ الَّذِي قُلْنا مِن هَذا هُوَ اللّازِمُ دُونَ ما خالَفَهُ قَوْلُ اللهِ جَلَّ ذِكْرُهُ ﴿يا أيُّها الَّذِينَ آمَنُوا إنْ جاءَكُمْ فاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلى ما فَعَلْتُمْ نادِمِينَ﴾ [الحجرات ٦] وقالَ جَلَّ ثَناؤُهُ ﴿مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَداءِ﴾ [البقرة ٢٨٢] وقالَ ﷻ ﴿وأشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنكُمْ﴾ [الطلاق ٢] فَدَلَّ بِما ذَكَرْنا مِن هَذِهِ الآيِ أنَّ خَبَرَ الفاسِقِ ساقِطٌ غَيْرُ مَقْبُولٍ وأنَّ شَهادَةَ غَيْرِ العَدْلِ مَرْدُودَةٌ والخَبَرُ وإنْ فارَقَ مَعْناهُ مَعْنى الشَّهادَةِ فِي بَعْضِ الوُجُوهِ فَقَدْ يَجْتَمِعانِ فِي أعْظَمِ مَعانِيهِما إذْ كانَ خَبَرُ الفاسِقِ غَيْرَ مَقْبُولٍ عِنْدَ أهْلِ العِلْمِ كَما أنَّ شَهادَتَهُ مَرْدُودَةٌ عِنْدَ جَمِيعِهِمْ ودَلَّتِ السُّنَّةُ عَلى نَفْيِ رِوايَةِ المُنْكَرِ مِنَ الأخْبارِ كَنَحْوِ دَلالَةِ القُرْآنِ عَلى نَفْيِ خَبَرِ الفاسِقِ. وهُوَ الأثَرُ المَشْهُورُ عَنْ رَسُولِ اللهِ ﷺ «مَن حَدَّثَ عَنِّي بِحَدِيثٍ يُرى أنَّهُ كَذِبٌ فَهُوَ أحَدُ الكاذِبِينَ» حَدَّثَنا أبُو بَكْرِ بْنُ أبِي شَيْبَةَ حَدَّثَنا وكِيعٌ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ الحَكَمِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أبِي لَيْلى عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ ح وحَدَّثَنا أبُو بَكْرِ بْنُ أبِي شَيْبَةَ أيْضًا حَدَّثَنا وكِيعٌ عَنْ شُعْبَةَ وسُفْيانَ عَنْ حَبِيبٍ عَنْ مَيْمُونِ بْنِ أبِي شَبِيبٍ عَنِ المُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ قالا قالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ ذَلِكَ.
Bil ki Allah Teâlâ seni muvaffak kılsın, sahih rivayetlerle sakim rivayetleri ve bunları nakleden güvenilir kimselerle itham altında bulunanları birbirinden ayırt etmeyi bilen herkesin üzerine düşen görev; rivayetlerden yalnızca çıkış yollarının sahihliğini ve nakledenlerinin dürüstlüğünü bildiklerini rivayet etmesi, itham edilenlerden ve bidat ehlinden inatçı kimselerden gelen rivayetlerden sakınmasıdır. Söylediğimiz bu hususun, ona aykırı olanın değil, uyulması gereken esas olduğunun delili, şanı yüce olan Allah'ın şu buyruğudur: «Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeden bir topluluğa zarar verip de yaptığınıza pişman olmamanız için o haberin doğruluğunu araştırın.» [Hucurât, 6] Yüce Allah şöyle de buyurmuştur: «Şahitlerden razı olduğunuz kimselerden...» [Bakara, 282] Yine şöyle buyurmuştur: «İçinizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun.» [Talâk, 2] Zikrettiğimiz bu ayetler, fasıkın haberinin geçersiz ve kabul edilmez, adil olmayan kimsenin şahitliğinin de reddedilmiş olduğunu göstermektedir. Haber, bazı yönlerden anlam bakımından şahitlikten ayrı olsa da en önemli anlamlarında onunla birleşir. Çünkü ilim ehli nezdinde fasıkın haberi kabul edilmediği gibi, onun şahitliği de herkes nezdinde reddedilmiştir. Sünnet de münker haberlerin rivayet edilmesini reddetmiş; bu husustaki delaleti, Kur'an'ın fasıkın haberini reddetmesine benzemiştir. Bunun delili, Resûlullah'tan ﷺ nakledilen şu meşhur rivayettir: «Kim benden, yalan olduğu sanılan bir hadisi rivayet ederse yalancılardan biridir.» Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. Bize Vekî', Şu'be'den; o Hakem'den, o Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan, o da Semüre b. Cündeb'den rivayet etti. Bir başka senetle bize yine Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. Bize Vekî', Şu'be ve Süfyân'dan; onlar Habîb'den, o Meymûn b. Ebî Şebîb'den, o da Mugîre b. Şu'be'den rivayet etti. Semüre ile Mugîre, Resûlullah'ın ﷺ bunu söylediğini bildirdiler.
Sahih Muslim 1
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ قَالَا حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَلِيًّا ؓ يَخْطُبُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ «لاَ تَكْذِبُوا عَلَىَّ فَإِنَّهُ مَنْ يَكْذِبْ عَلَىَّ يَلِجِ النَّارَ.»
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. Bize Şu'be'den naklen Gunder rivayet etti. Bir başka senetle bize Muhammed b. el-Müsennâ ile İbn Beşşâr da rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. Bize Şu'be, Mansûr'dan; o da Rib'î b. Hirâş'tan rivayet etti. Rib'î b. Hirâş, Ali'yi (radıyallahu anh) hutbe okurken işitmiş. Ali (radıyallahu anh) şöyle demiş: Resûlullah ﷺ, «Benim üzerimden yalan söylemeyin. Çünkü kim benim üzerimden yalan söylerse ateşe girer.» buyurdu.
Sahih Muslim 2
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عُلَيَّةَ - عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ قَالَ إِنَّهُ لَيَمْنَعُنِي أَنْ أُحَدِّثَكُمْ حَدِيثًا كَثِيرًا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ تَعَمَّدَ عَلَىَّ كَذِبًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ " .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. Dedi ki: Bize İsmail, yani İbn Uleyye, Abdülaziz b. Suhayb'dan; o da Enes b. Mâlik'ten naklen rivayet etti. Enes şöyle demiştir: Sizlere çok hadis rivayet etmeme, Resûlullah'ın ﷺ şu sözü gerçekten mâni olmaktadır: «Her kim kasten benim üzerimden bir yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın.»
Sahih Muslim 3
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْغُبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ " .
Bize Muhammed b. Ubeyd el-Guberi rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Ebu Avane, Ebu Hasîn'den, o da Ebu Salih'ten, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre şöyle demiş: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her kim benim üzerimden kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazır olsun." buyurdular.
Sahih Muslim 4
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ رَبِيعَةَ، قَالَ أَتَيْتُ الْمَسْجِدَ وَالْمُغِيرَةُ أَمِيرُ الْكُوفَةِ، قَالَ فَقَالَ الْمُغِيرَةُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ يَقُولُ إِنَّ كَذِبًا عَلَىَّ لَيْسَ كَكَذِبٍ عَلَى أَحَدٍ فَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
Bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki:) Bize babam rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Saîd b. Ubeyd rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Ali b. Rebîa rivayet etti. Dedi ki: Muğîre Kûfe emîri iken mescide geldim. Muğîre şöyle dedi: Ben Resulullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz ki benim üzerimden söylenen bir yalan, başka birinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir. Her kim kasten benim üzerimden yalan söylerse cehennemdeki yerine hazır olsun!" buyururken işittim.
Sahih Muslim 5
وَحَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قَيْسٍ الْأَسَدِيُّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ رَبِيعَةَ الْأَسَدِيِّ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ ﷺ بِمِثْلِهِ وَلَمْ يَذْكُرْ إِنَّ كَذِبًا عَلَىَّ لَيْسَ كَكَذِبٍ عَلَى أَحَدٍ
Bana Ali b. Hucr es-Sa'dî de rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Ali b. Müshir rivayet etti. (Dedi ki:) Bize Muhammed b. Kays el-Esedî, Ali b. Rebîa el-Esedî'den, o da Muğîre b. Şu'be'den, o da Peygamber'den (sallallahu aleyhi ve sellem) naklen bu hadisin bir benzerini haber verdi; ancak "Şüphesiz ki benim üzerimden söylenen bir yalan, başka birinin üzerinden söylenen yalan gibi değildir." cümlesini zikretmedi.
Sahih Muslim 6
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ «كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ.»
(Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivâyet etti ki) bize babam rivâyet etti. Muhammed b. el-Müsennâ da rivâyet etti ki: Bize Abdurrahman b. Mehdi rivâyet etti. (Anberî'nin babasıyla İbn Mehdî) demişler ki: Bize Şu'be, Hubeyb b. Abdirrahmân'dan, o da Hafs b. Âsım'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Her işittiğini söylemek, insana yalan olarak yeter.” buyurdular.
Sahih Muslim 7
عَنِ النَّبِيِّ ﷺ بِمِثْلِ ذَلِكَ
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivâyet etti. Dedi ki: Ali b. Hafs rivâyet etti. Dedi ki: Bize Şu'be, Hubeyb b. Abdirrahmân'dan, o da Hafs b. Âsım'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Nebi'den (sallallahü aleyhi ve sellem) bunun mislini rivâyet etti.
Sahih Muslim 8
«بِحَسْبِ الْمَرْءِ مِنَ الْكَذِبِ أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ.»
Bize Yahya b. Yahya dahi rivâyet etti. Dedi ki: Bize Hüşeym, Süleyman et-Teymî'den, o da Ebû Osman en-Nehdî'den naklen haber verdi. Şunu söyledi: Ömerü'bnü'l-Hattab (radıyallahu anh): “Her işittiğini söylemek, kişiye yalan namına kâfidir.” dedi.
Sahih Muslim 9
اعْلَمْ أَنَّهُ لَيْسَ يَسْلَمُ رَجُلٌ حَدَّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ وَلاَ يَكُونُ إِمَامًا أَبَدًا وَهُوَ يُحَدِّثُ بِكُلِّ مَا سَمِعَ
Bana Ebû Tâhir Ahmed b. Amr b. Abdillâh b. Amr b. Serh rivâyet etti. Dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi. Dedi ki: Bana Mâlik şunu söyledi: «Bilmiş ol ki, her işittiğini söyleyen kimse selâmete eremez. Her işittiğini söyleyip dururken o ebediyyen İmâm da olamaz.»
Sahih Muslim 10
بِحَسْبِ الْمَرْءِ مِنَ الْكَذِبِ أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivâyet etti. Dedi ki: Bize Abdurrahman rivâyet etti. Dedi ki: Bize Süfyân, Ebû İshak'tan, o Ebû'l-Ahvas'tan, o da Abdullah'tan naklen rivâyet etti. Şöyle demiş: «İşittiği her bir şeyi anlatmak, yalan olarak kişiye yeter.»
Sahih Muslim 11
لاَ يَكُونُ الرَّجُلُ إِمَامًا يُقْتَدَى بِهِ حَتَّى يُمْسِكَ عَنْ بَعْضِ مَا سَمِعَ
Bize Muhammed b. el-Müsennâ dahi rivâyet etti. Dedi ki: Abdurrahman b. Mehdî'yi: «Adam, işittiği şeylerin bazısından dilini tutmadıkça kendisine uyulacak bir İmâm olamaz.» derken işittim.
Sahih Muslim 12
سَأَلَنِي إِيَاسُ بْنُ مُعَاوِيَةَ فَقَالَ إِنِّي أَرَاكَ قَدْ كَلِفْتَ بِعِلْمِ الْقُرْآنِ فَاقْرَأْ عَلَىَّ سُورَةً وَفَسِّرْ حَتَّى أَنْظُرَ فِيمَا عَلِمْتَ قَالَ فَفَعَلْتُ فَقَالَ لِيَ احْفَظْ عَلَىَّ مَا أَقُولُ لَكَ إِيَّاكَ وَالشَّنَاعَةَ فِي الْحَدِيثِ فَإِنَّهُ قَلَّمَا حَمَلَهَا أَحَدٌ إِلاَّ ذَلَّ فِي نَفْسِهِ وَكُذِّبَ فِي حَدِيثِهِ
Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. Dedi ki: Bize Ömer b. Ali b. Mukaddem, Süfyan b. Hüseyin'den naklen haber verdi. Süfyan şöyle demiş: Bana İyas b. Muaviye sordu ve dedi ki: Ben senin Kur'an ilmine oldukça düşkün olduğunu görüyorum. Haydi bana bir sure oku ve tefsirini yap da senin bilgini bir göreyim. Süfyan dedi ki: Ben de onun dediğini yaptım. Bana dedi ki: Sana söyleyeceklerimi iyi belle. Sakın hadiste şenaate kaçma. Çünkü bunu yapıp da nefsi zelil olmayan ve naklettiği hadiste yalancılıkla itham edilmeyen kişi pek azdır.
Sahih Muslim 13
مَا أَنْتَ بِمُحَدِّثٍ قَوْمًا حَدِيثًا لاَ تَبْلُغُهُ عُقُولُهُمْ إِلاَّ كَانَ لِبَعْضِهِمْ فِتْنَةً
Bana Ebu't-Tahir ile Harmele b. Yahya dahi rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbn Vehb haber vererek şunu söyledi: Bana Yunus, İbn Şihab'dan, o da Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den naklen haber verdi ki Abdullah b. Mes'ud dedi ki: Sen bir topluluğa akıllarının ermeyeceği bir hadis nakledecek olursan mutlaka o, onların bazılarının bir fitneye düşmelerine sebep olur.
Sahih Muslim 14
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هَانِئٍ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، مُسْلِمِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " سَيَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي أُنَاسٌ يُحَدِّثُونَكُمْ مَا لَمْ تَسْمَعُوا أَنْتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ فَإِيَّاكُمْ وَإِيَّاهُمْ " . وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَرْمَلَةَ بْنِ عِمْرَانَ التُّجِيبِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو شُرَيْحٍ، أَنَّهُ سَمِعَ شَرَاحِيلَ بْنَ يَزِيدَ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي مُسْلِمُ بْنُ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ يَأْتُونَكُمْ مِنَ الأَحَادِيثِ بِمَا لَمْ تَسْمَعُوا أَنْتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ فَإِيَّاكُمْ وَإِيَّاهُمْ لاَ يُضِلُّونَكُمْ وَلاَ يَفْتِنُونَكُمْ " .
Bana Muhammed b. Abdullah b. Numeyr ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Abdullah b. Yezid rivayet etti. Dedi ki: Bana Saîd b. Ebi Eyyûb rivayet etti. Dedi ki: Bana Ebû Hâni, Ebû Osman Müslim b. Yesâr'dan, o da Ebû Hureyre radıyallahu anh'tan, o da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu nakletti: "Ümmetimin son zamanlarında sizlere, sizin de babalarınızın da duymadığı şeyleri anlatacak kimseler olacaktır. Onlardan sakının." Bana Harmele b. Yahya b. Abdullah b. Harmele b. İmran et-Tücîbî de rivayet etti. Dedi ki: Bize İbn Vehb rivayet etti. Dedi ki: Bana Ebû Şüreyh rivayet etti. O, Şerahîl b. Yezid'i şöyle derken işitmiş: Bana Müslim b. Yesâr haber verdi ki Ebû Hureyre'yi şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ahir zamanda birtakım yalancı deccallar olacak; size, sizin de babalarınızın da duymadığı hadisler getirecekler. Onlardan sakının ki sizi saptırmasınlar ve fitneye düşürmesinler."
Sahih Muslim 15
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ يَكُونُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ يَأْتُونَكُمْ مِنَ الأَحَادِيثِ بِمَا لَمْ تَسْمَعُوا أَنْتُمْ وَلاَ آبَاؤُكُمْ فَإِيَّاكُمْ وَإِيَّاهُمْ لاَ يُضِلُّونَكُمْ وَلاَ يَفْتِنُونَكُمْ
Bana Harmeletü'bnü Yahyâ b. Abdullah b. Harmele b. İmrân et-Tücîbî de rivayet etti. Dedi ki: Bize İbn Vehb rivayet etti. Dedi ki: Bana Ebû Şüreyh, Şerahîl b. Yezîd'den şunları söylerken işittiğini rivayet eyledi: Bana Müslim b. Yesâr, Ebû Hüreyre (radıyallahu anh)'ı şöyle derken dinlediğini haber verdi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: «Âhir zamanda çok yalancı deccaller olacaktır. Sizlere, sizin de babalarınızın da duymamış olduğu birtakım hadislerle gelecekler. Onlardan sakının. Sakın sizi saptırıp fitneye düşürmesinler.»
Sahih Muslim 16
إِنَّ الشَّيْطَانَ لَيَتَمَثَّلُ فِي صُورَةِ الرَّجُلِ فَيَأْتِي الْقَوْمَ فَيُحَدِّثُهُمْ بِالْحَدِيثِ مِنَ الْكَذِبِ فَيَتَفَرَّقُونَ فَيَقُولُ الرَّجُلُ مِنْهُمْ سَمِعْتُ رَجُلاً أَعْرِفُ وَجْهَهُ وَلاَ أَدْرِي مَا اسْمُهُ يُحَدِّثُ
Bana Ebû Saîd el-Eşecc dahi rivâyet etti. Dedi ki: Bize Vekî' rivâyet etti. Dedi ki: Bize A'meş, Müseyyeb b. Râfi'den, o da Âmir b. Abede'den naklen rivâyet etti. Âmir şöyle dedi: Abdullah dedi ki: «Şeytan insan kılığına girerek cemâate gelir de onlara yalandan hadîs söyler. Az sonra o cemâat dağılır. Onlardan bazısı: 'Bir adam dinledim; yüzünü tanıyorum ama adının ne olduğunu bilmiyorum; hadîs söylüyordu,' der.»
Sahih Muslim 17
إِنَّ فِي الْبَحْرِ شَيَاطِينَ مَسْجُونَةً أَوْثَقَهَا سُلَيْمَانُ يُوشِكُ أَنْ تَخْرُجَ فَتَقْرَأَ عَلَى النَّاسِ قُرْآنًا
Bana Muhammed b. Râfi' de rivâyet etti. Dedi ki: Bize Abdurrazzâk rivâyet etti. Dedi ki: Bize Ma'mer, İbn Tâvûs'tan, o da babasından, o da Abdullah b. Amr b. Âs'tan naklen haber verdi. Abdullah şöyle dedi: «Deryada mahpus birtakım şeytanlar vardır. Onları Süleyman (aleyhis-selâm) bağlamıştır. Bunların çıkması ve insanlara Kur'ân diye bir şeyler okuması yakındır.»
Sahih Muslim 18
جَاءَ هَذَا إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَعْنِي بُشَيْرَ بْنَ كَعْبٍ فَجَعَلَ يُحَدِّثُهُ فَقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ عُدْ لِحَدِيثِ كَذَا وَكَذَا فَعَادَ لَهُ ثُمَّ حَدَّثَهُ فَقَالَ لَهُ عُدْ لِحَدِيثِ كَذَا وَكَذَا فَعَادَ لَهُ فَقَالَ لَهُ مَا أَدْرِي أَعَرَفْتَ حَدِيثِي كُلَّهُ وَأَنْكَرْتَ هَذَا أَمْ أَنْكَرْتَ حَدِيثِي كُلَّهُ وَعَرَفْتَ هَذَا فَقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ إِنَّا كُنَّا نُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ إِذْ لَمْ يَكُنْ يُكْذَبُ عَلَيْهِ فَلَمَّا رَكِبَ النَّاسُ الصَّعْبَ وَالذَّلُولَ تَرَكْنَا الْحَدِيثَ عَنْهُ
Bana Muhammed b. Abbâd ile Saîd b. Amr el-Eş'asî hep beraber İbn Uyeyne'den rivâyet ettiler. Saîd dedi ki: Bize Süfyân, Hişâm b. Huceyr'den, o da Tâvus'dan naklen haber verdi. Tâvus, Büşeyr b. Kâ'bı kastederek: «Bu zât, İbn Abbâs'a geldi de ona hadîs rivâyet etmeğe başladı. Bunun üzerine İbn Abbâs kendisine: Filân ve filân hadîsi tekrarla! dedi. O da tekrarladı. Sonra yine ona hadîs rivâyet etti. İbn Abbâs yine: Filân ve filân hadîsi tekrar eyle! dedi. O da tekrar etti. Bu sefer İbn Abbâs'a hitaben: Bilmiyorum; acaba benim bütün hadîslerimi bildin de yalnız bunu mu tanımadın? Yoksa bütün hadîslerimi bilmedin de yalnız bunu mu tanıdın? dedi. İbn Abbâs ona şu cevabı verdi: Biz Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in üzerine yalan uydurulmazken ondan hadîs rivâyet ederdik. Fakat insanlar hırçın deveye de uysal deveye de binmeğe başlayınca (yani insanlar iyi kötü demeyecek her mesleğe girmeye başlayınca) biz de ondan hadîs rivâyet etmekten vazgeçtik.»
Sahih Muslim 19
إِنَّمَا كُنَّا نَحْفَظُ الْحَدِيثَ وَالْحَدِيثُ يُحْفَظُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَأَمَّا إِذْ رَكِبْتُمْ كُلَّ صَعْبٍ وَذَلُولٍ فَهَيْهَاتَ
Bana Muhammed b. Râfi' de rivâyet etti ki: Bize Abdurrezzâk rivâyet etti ki: Bize Ma'mer, İbn Tâvus'dan, o da babasından, o da İbn Abbâs'dan naklen haber verdi. İbn Abbâs şöyle dedi: «Hadîsi ancak ve ancak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bellenirken bellerdik. Ama sizler her boyayı boyamağa başlayalı heyhat!..»
Sahih Muslim 20
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فَجَعَلَ ابْنُ عَبَّاسٍ لاَ يَأْذَنُ لِحَدِيثِهِ وَلاَ يَنْظُرُ إِلَيْهِ فَقَالَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ مَا لِي لاَ أَرَاكَ تَسْمَعُ لِحَدِيثِي أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَلاَ تَسْمَعُ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ إِنَّا كُنَّا مَرَّةً إِذَا سَمِعْنَا رَجُلاً يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ ابْتَدَرَتْهُ أَبْصَارُنَا وَأَصْغَيْنَا إِلَيْهِ بِآذَانِنَا فَلَمَّا رَكِبَ النَّاسُ الصَّعْبَ وَالذَّلُولَ لَمْ نَأْخُذْ مِنَ النَّاسِ إِلاَّ مَا نَعْرِفُ
Bana Ebû Eyyûb Süleyman b. Ubeydillâh el-Gaylânî rivâyet etti ki: Bize Ebû Âmir, yani el-Akadî, rivâyet etti ki: Bize Rabâh, Kays b. Sa'd'dan, o da Mücâhid'den naklen rivâyet etti. Mücâhid şöyle dedi: Büşeyr el-Adevî İbn Abbâs'a geldi ve hadîs rivâyet ederek: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle buyurdu...» demeye başladı. İbn Abbâs ise onun hadîs rivâyetine kulak vermiyor, ona bakmıyordu. Bunun üzerine Büşeyr: «İbn Abbâs! Aceb neden senin benim hadîsime kulak astığını görmüyorum! Ben sana Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den hadîs okuyorum. Hâlbuki sen dinlemiyorsun?» dedi. İbn Abbâs (radıyallahü anh) şu cevabı verdi: «Bir zamanlar biz bir kimseyi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu...» derken işittik mi gözlerimiz hemen ona yönelir ve kulaklarımızı ona verirdik. Vaktâ ki insanlar her boyayı boyamağa başladılar, artık biz de tanıdığımız şeylerden başkasını onlardan almaz olduk.»
Sahih Muslim 21
كَتَبْتُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ أَسْأَلُهُ أَنْ يَكْتُبَ لِي كِتَابًا وَيُخْفِي عَنِّي فَقَالَ وَلَدٌ نَاصِحٌ أَنَا أَخْتَارُ لَهُ الأُمُورَ اخْتِيَارًا وَأُخْفِي عَنْهُ قَالَ فَدَعَا بِقَضَاءِ عَلِيٍّ فَجَعَلَ يَكْتُبُ مِنْهُ أَشْيَاءَ وَيَمُرُّ بِهِ الشَّيْءُ فَيَقُولُ وَاللَّهِ مَا قَضَى بِهَذَا عَلِيٌّ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ ضَلَّ
Bize Davud b. Amr ed-Dabbî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Nâfi' b. Ömer, İbn Ebî Müleyke'den naklen rivayet etti. İbn Ebî Müleyke şöyle demiş: İbn Abbas (r.a.)'a bir mektup yazarak ondan bana bir mektup yazmasını ve bazı şeyleri de benden gizlemesini istedim. O da şöyle dedi: O samimi bir çocuktur. Ben de onun için çeşitli hususları dikkatle seçiyor ve bazı şeyleri de ondan gizliyorum. Ravi dedi ki: Sonra Ali (radıyallahu anh)'ın mahkeme kararlarının kendisine getirilmesini istedi. Ondan bazı şeyler yazmaya başladı, bazen bir yere geliyor ve: Allah'a yemin olsun ki Ali böyle bir hüküm vermemiştir; meğerki sapmış ola, diyordu.
Sahih Muslim 22
أُتِيَ ابْنُ عَبَّاسٍ بِكِتَابٍ فِيهِ قَضَاءُ عَلِيٍّ ؓ فَمَحَاهُ إِلاَّ قَدْرَ وَأَشَارَ سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ بِذِرَاعِهِ
Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan b. Uyeyne, Hişam b. Huceyr'den, o da Tavus'tan naklen rivayet eyledi. Tavus şöyle demiş: İbn Abbas'a, içinde Ali (radıyallahu anh)'ın mahkeme kararları bulunan bir yazı getirildi. O da şu kadarı müstesna onu imha etti. Bu arada Süfyan b. Uyeyne de istisna edilen miktarın bir arşın olduğunu göstermek maksadıyla kolu ile işaret etti.
Sahih Muslim 23
لَمَّا أَحْدَثُوا تِلْكَ الأَشْيَاءَ بَعْدَ عَلِيٍّ ؓ قَالَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِ عَلِيٍّ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَىَّ عِلْمٍ أَفْسَدُوا
Bize Hasen b. Alî el-Hulvânî rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Âdem rivâyet etti. (Dedi ki): Bize İbn İdris, A'meş'den, o da Ebû İshâk'tan naklen rivâyet etti. Ebû İshâk şöyle dedi: Alî (radıyallahü anh)'dan sonra bu şeyleri îcâd ettikleri vakit Alî'nin arkadaşlarından bir zât: «Belâlarını versin! Ne kadar muhteşem bir ilmi ifsâd ettiler!» dedi.
Sahih Muslim 24
لَمْ يَكُنْ يَصْدُقُ عَلَى عَلِيٍّ ؓ فِي الْحَدِيثِ عَنْهُ إِلاَّ مِنْ أَصْحَابِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ
Bize Ali b. Haşrem rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Bekr, yani İbn Ayyâş haber verdi. Dedi ki: El-Muğîre'yi şöyle derken dinledim: Ali (radıyallahu anh)'dan hadis rivayet ederken Abdullah b. Mes'ûd'un arkadaşları dışında doğru söyleyen yoktu.
Sahih Muslim 25
إِنَّ هَذَا الْعِلْمَ دِينٌ فَانْظُرُوا عَمَّنْ تَأْخُذُونَ دِينَكُمْ
Bize Hasen b. Rebî' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb ile Hişâm'dan, onlar da Muhammed'den naklen rivayet ettiler. Bize Fudayl, Hişâm'dan naklen rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mahled b. Hüseyin, Hişâm'dan, o da Muhammed b. Sîrîn'den naklen rivayet etti. Muhammed şöyle dedi: «Şüphesiz bu ilim dindir. Öyleyse dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin!»
Sahih Muslim 26
لَمْ يَكُونُوا يَسْأَلُونَ عَنِ الإِسْنَادِ فَلَمَّا وَقَعَتِ الْفِتْنَةُ قَالُوا سَمُّوا لَنَا رِجَالَكُمْ فَيُنْظَرُ إِلَى أَهْلِ السُّنَّةِ فَيُؤْخَذُ حَدِيثُهُمْ وَيُنْظَرُ إِلَى أَهْلِ الْبِدَعِ فَلاَ يُؤْخَذُ حَدِيثُهُمْ
Bize Ebû Ca'fer Muhammed b. es-Sabbâh rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmâil b. Zekeriyyâ, Âsım el-Ahvel'den, o da İbn Sîrîn'den naklen rivayet etti. İbn Sîrîn şöyle dedi: İsnadı sormazlardı. Fitne ortaya çıkınca, «Bize râvilerinizin adlarını söyleyin.» demeye başladılar. Böylece ehl-i sünnete bakılır ve onların hadisleri kabul edilir; ehl-i bid'ata bakılır ve onların hadisleri kabul edilmezdi.
Sahih Muslim 27
لَقِيتُ طَاوُسًا فَقُلْتُ حَدَّثَنِي فُلاَنٌ كَيْتَ وَكَيْتَ قَالَ إِنْ كَانَ صَاحِبُكَ مَلِيًّا فَخُذْ عَنْهُ
Bize İshak b. İbrahim el-Hanzalî tahdis etti. Bize İsa -ki o İbn Yunus'tur- haber verdi. Bize el-Evzaî, Süleyman b. Musa'dan şöyle dediğini tahdis etti: Tavus ile karşılaştım ve: Bana filan şunu şunu tahdis etti, dedim. O: Eğer kendisine güvenilir bir kişi ise onun rivayetini al (kabul et), dedi.
Sahih Muslim 28
قُلْتُ لِطَاوُسٍ إِنَّ فُلاَنًا حَدَّثَنِي بِكَذَا وَكَذَا قَالَ إِنْ كَانَ صَاحِبُكَ مَلِيًّا فَخُذْ عَنْهُ
Bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî de tahdis etti. Bize Mervan -yani İbn Muhammed ed-Dımaşkî- haber verdi. Bize Said b. Abdülaziz, Süleyman b. Musa'dan şöyle dediğini tahdis etti: Ben Tavus'a: Filan kişi bana şunu şunu tahdis etti, dedim. O: Eğer senin bu arkadaşın güvenilir birisi ise ondan hadis al, dedi.
Sahih Muslim 29
أَدْرَكْتُ بِالْمَدِينَةِ مِائَةً كُلُّهُمْ مَأْمُونٌ مَا يُؤْخَذُ عَنْهُمُ الْحَدِيثُ يُقَالُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِهِ
Bize Nasr b. Ali el-Cahdamî tahdis etti. Bize el-Asmaî, İbn Ebü'z-Zinad'dan tahdis etti. O, babasından şöyle dediğini nakletti: Ben Medine'de, hepsi de güvenilir olmakla birlikte kendilerinden hadis alınmayan ve "Buna ehil değildir." denilen yüz kişiye yetiştim.
Sahih Muslim 30
لاَ يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ إِلاَّ الثِّقَاتُ
Bize Muhammed b. Ebû Ömer el-Mekkî tahdis etti. Bize Süfyân tahdis etti. (H) Bana Ebû Bekr b. Hallâd el-Bâhilî de, ki lafız onundur, tahdis edip dedi ki: Süfyân b. Uyeyne'yi, Mis'ar'dan şöyle dediğini naklederken dinledim: Sa'd b. İbrahim'i şöyle derken dinledim: Sika râvilerden başkası Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den hadis nakletmez.
Sahih Muslim 31
«الإِسْنَادُ مِنَ الدِّينِ وَلَوْلاَ الإِسْنَادُ لَقَالَ مَنْ شَاءَ مَا شَاءَ.»
Bana Merv ahalisinden Muhammed b. Abdullah b. Kuhzâz da tahdis edip dedi ki: Abdân b. Osman'ı şöyle derken dinledim: Abdullah b. el-Mübârek'i şöyle derken dinledim: İsnad dindendir. Şayet isnad olmasaydı dileyen dilediğini söylerdi.
Sahih Muslim 32
كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ الْقَاسِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ وَيَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ فَقَالَ يَحْيَى لِلْقَاسِمِ يَا أَبَا مُحَمَّدٍ إِنَّهُ قَبِيحٌ عَلَى مِثْلِكَ عَظِيمٌ أَنْ تُسْأَلَ عَنْ شَىْءٍ مِنْ أَمْرِ هَذَا الدِّينِ فَلاَ يُوجَدَ عِنْدَكَ مِنْهُ عِلْمٌ وَلاَ فَرَجٌ أَوْ عِلْمٌ وَلاَ مَخْرَجٌ فَقَالَ لَهُ الْقَاسِمُ وَعَمَّ ذَاكَ قَالَ لأَنَّكَ ابْنُ إِمَامَىْ هُدًى ابْنُ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ قَالَ يَقُولُ لَهُ الْقَاسِمُ أَقْبَحُ مِنْ ذَاكَ عِنْدَ مَنْ عَقَلَ عَنِ اللَّهِ أَنْ أَقُولَ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَوْ آخُذَ عَنْ غَيْرِ ثِقَةٍ قَالَ فَسَكَتَ فَمَا أَجَابَهُ
Bana Ebû Bekr b. en-Nadr b. Ebi'n-Nadr da rivâyet etti. Dedi ki: Bana Ebû'n-Nadr Hâşim b. el-Kâsım rivâyet etti. Dedi ki: Bize Büheyye'nin talebesi Ebû Akîl rivâyet etti. Dedi ki: Ben el-Kâsım b. Ubeydillâh ile Yahya b. Saîd'in yanında oturuyordum. Bir ara Yahya, el-Kâsım'a: «Ey Ebâ Muhammed! Sana şu din işine dair bir şey sorulup da sende ona ilişkin bir bilgi ve ferahlık yahut bir ilim ve çıkar yol bulunmaması, hakikaten senin gibi bir adam için pek büyük bir kabahattir.» dedi. El-Kâsım hemen: «Nedenmiş?» diye karşılık verdi. Yahya: «Çünkü sen iki hidayet imamının, Ebû Bekir'le Ömer'in oğlusun.» dedi. El-Kâsım ona şunu söyledi: «Allah'ın buyruğunu anlayan bir kimse nazarında, benim bilgisizce konuşmam yahut güvenilir olmayan bir kimseden hadis almam bundan daha büyük bir kabahattir.» Râvi Ebû Akîl: «Bunun üzerine Yahya sustu. Artık ona cevap vermedi.» dedi.
Sahih Muslim 33
وَحَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ الْحَكَمِ الْعَبْدِيُّ قَالَ سَمِعْتُ سُفْيَانَ بْنَ عُيَيْنَةَ يَقُولُ أَخْبَرُونِي عَنْ أَبِي عَقِيلٍ صَاحِبِ بُهَيَّةَ أَنَّ أَبْنَاءً لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ سَأَلُوهُ عَنْ شَىْءٍ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ فِيهِ عِلْمٌ فَقَالَ لَهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ وَاللَّهِ إِنِّي لأُعْظِمُ أَنْ يَكُونَ مِثْلُكَ وَأَنْتَ ابْنُ إِمَامَىِ الْهُدَى يَعْنِي عُمَرَ وَابْنَ عُمَرَ تُسْأَلُ عَنْ أَمْرٍ لَيْسَ عِنْدَكَ فِيهِ عِلْمٌ فَقَالَ أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ وَاللَّهِ عِنْدَ اللَّهِ وَعِنْدَ مَنْ عَقَلَ عَنِ اللَّهِ أَنْ أَقُولَ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَوْ أُخْبِرَ عَنْ غَيْرِ ثِقَةٍ قَالَ وَشَهِدَهُمَا أَبُو عَقِيلٍ يَحْيَى بْنُ الْمُتَوَكِّلِ حِينَ قَالاَ ذَلِكَ
Bana Bişru'bnü'l-Hakem el-Abdî de rivâyet etti ki: «Süfyan b. Uyeyne'yi şöyle derken işittim: Bana Büheyye'nin tilmizi Ebû Akîl'den naklen haber verdiklerine göre Abdullah b. Ömer'in oğullarından bazıları içlerinden birine bilmediği bir şey sormuşlar. Bunun üzerine Yahya b. Saîd ona, Ömer'le İbn Ömer'i kastederek: Ben senin gibi bir zâtın, ki iki hidâyet imamının oğlu olduğun halde, sorulan bir şey hakkında ma'lûmatsız bulunmanı cidden büyük bir kabahat sayarım, demiş. O da hemen şunları söylemiş: Allah ındinde ve Allah için düşünen bir kimse nazarında benim ilimsiz konuşmam yahut mevsuk olmayan bir râvîden haber nakletmem bundan daha büyük kabahattir. Râvî diyor ki: Bunu konuştukları sırada Ebû Akîl Yahya b. el-Mütevekkil ikisine de şâhid olmuştur.»
Sahih Muslim 34
وَحَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ أَبُو حَفْصٍ قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ يَقُولُ سَأَلْتُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيَّ وَشُعْبَةَ وَمَالِكًا وَابْنَ عُيَيْنَةَ عَنِ الرَّجُلِ لاَ يَكُونُ ثَبْتًا فِي الْحَدِيثِ فَيَأْتِينِي الرَّجُلُ فَيَسْأَلُنِي عَنْهُ قَالُوا أَخْبِرْ عَنْهُ أَنَّهُ لَيْسَ بِثَبْتٍ
Bize Amr b. Ali Ebû Hafs dahi rivâyet etti ki: «Yahya b. Saîd'i şunu söylerken işittim: Süfyan-ı Sevrî ile Şu'be'ye, Mâlik'e ve İbn Uyeyne'ye sordum: Bir kimse hadîste mevsuk olmaz da birisi onun hakkında bana sual sorarsa ne yapmalıyım, dedim. “Onun mevsuk olmadığını haber ver!” dediler.»
Sahih Muslim 35
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ قَالَ سَمِعْتُ النَّضْرَ يَقُولُ سُئِلَ ابْنُ عَوْنٍ عَنْ حَدِيثٍ لِشَهْرٍ وَهُوَ قَائِمٌ عَلَى أُسْكُفَّةِ الْبَابِ فَقَالَ إِنَّ شَهْرًا نَزَكُوهُ إِنَّ شَهْرًا نَزَكُوهُ قَالَ مُسْلِمٌ رَحِمَهُ اللَّهُ يَقُولُ أَخَذَتْهُ أَلْسِنَةُ النَّاسِ تَكَلَّمُوا فِيهِ
Bize Ubeydullah b. Saîd de tahdis edip dedi ki: Ben Nadr b. Şumeyl'i şöyle derken dinledim: İbn Avn'a Şehr'in naklettiği bir hadise dair soru soruldu; kendisi ise o sırada kapının eşiği üzerinde ayakta duruyordu. Hemen: “Şüphesiz Şehr'i tenkit etmişlerdir, şüphesiz Şehr'i tenkit etmişlerdir.” dedi. Müslim, Allah'ın rahmeti üzerine olsun, dedi ki: Bununla o, “İnsanların diline düşmüştür, onun hakkında konuşmuşlardır.” demek istiyor.
Sahih Muslim 36
وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، قَالَ: قَالَ شُعْبَةُ: «وَقَدْ لَقِيتُ شَهْرًا فَلَمْ أَعْتَدَّ بِهِ»
Bana Haccâc b. eş-Şâir dahi rivâyet etti. Dedi ki: Bize Şebâbe rivâyet etti. Dedi ki: «Şu'be: Filhakika ben Şehr'le karşılaştım; ama ona iltifat etmedim, dedi.»
Sahih Muslim 37
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قُهْزَاذَ، مِنْ أَهْلِ مَرْوَ، قَالَ: أَخْبَرَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ، قَالَ: قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ: قُلْتُ لِسُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ: إِنَّ عَبَّادَ بْنَ كَثِيرٍ مَنْ تَعْرِفُ حَالَهُ، وَإِذَا حَدَّثَ جَاءَ بِأَمْرٍ عَظِيمٍ، فَتَرَى أَنْ أَقُولَ لِلنَّاسِ: لَا تَأْخُذُوا عَنْهُ؟ قَالَ سُفْيَانُ: بَلَى. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ: فَكُنْتُ إِذَا كُنْتُ فِي مَجْلِسٍ ذُكِرَ فِيهِ عَبَّادٌ، أَثْنَيْتُ عَلَيْهِ فِي دِينِهِ، وَأَقُولُ: لَا تَأْخُذُوا عَنْهُ. وَقَالَ مُحَمَّدٌ: حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ، قَالَ: قَالَ أَبِي، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ: انْتَهَيْتُ إِلَى شُعْبَةَ، فَقَالَ: هَذَا عَبَّادُ بْنُ كَثِيرٍ، فَاحْذَرُوهُ.
Bana Merv halkından Muhammed b. Abdillâh b. Kuhzâz da rivâyet etti. Dedi ki: Bana Alî b. Hüseyn b. Vâkıd haber verdi. Dedi ki: Abdullah b. el-Mubârek şunları söyledi: «Süfyan-ı Sevrî'ye dedim ki: Şüphesiz Abbâd b. Kesîr, hâlini (zayıf olduğunu) bildiğin bir kimsedir. Hadîs rivâyet ettiği zaman yüksekten atar. Şu hâlde halka: Ondan hadîs almayın, dememi münasib görür müsün?» Süfyan: «Hay hay!» cevabını verdi. Abdullah dedi ki: «O zamandan beri, bulunduğum bir meclisde Abbâd'ın sözü geçti mi, dîni hususunda onu över; fakat: Ondan hadîs almayın, derim.» Yine Muhammed (İbn Kuhzâz) şunları söyledi: Bize Abdullah b. Osman rivâyet etti. Dedi ki: Babam şunu söyledi: Abdullah b. el-Mubârek dedi ki: «Şu'be'ye vardım da bana: Şu Abbâd b. Kesîr var ya, ondan korunuverin! dedi.»
Sahih Muslim 38
وَحَدَّثَنِي الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ: سَأَلْتُ مُعَلًّى الرَّازِيَّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سَعِيدٍ الَّذِي رَوَى عَنْهُ عَبَّادٌ، فَأَخْبَرَنِي عَنْ عِيسَى بْنِ يُونُسَ، قَالَ: «كُنْتُ عَلَى بَابِهِ، وَسُفْيَانُ عِنْدَهُ، فَلَمَّا خَرَجَ سَأَلْتُهُ عَنْهُ، فَأَخْبَرَنِي أَنَّهُ كَذَّابٌ»
Bana el-Fadl b. Sehl de rivâyet etti. Dedi ki: Muallâ er-Râzî'ye, Abbâd'ın kendisinden hadîs rivâyet ettiği Muhammed b. Saîd'i sordum. O da bana Îsâ b. Yunus'tan naklen haber verdi. Îsâ şöyle dedi: «Süfyan'ın onun yanında bulunduğu bir sırada ben de onun kapısında idim. Süfyân çıktığı zaman ona Muhammed'i sordum. Bana onun yalancı olduğunu haber verdi.»
Sahih Muslim 39
لَمْ نَرَ الصَّالِحِينَ فِي شَىْءٍ أَكْذَبَ مِنْهُمْ فِي الْحَدِيثِ
Bana Muhammed b. Ebû Attâb da tahdis edip dedi ki: Bana Affân, Muhammed b. Yahyâ b. Saîd el-Kattân'dan tahdis etti. O, babasından şöyle dediğini nakletti: Bizler salih kimseleri hiçbir hususta hadiste olduklarından daha yalancı görmedik. İbn Ebî Attâb dedi ki: Muhammed b. Yahyâ b. Saîd el-Kattân ile karşılaştım. Kendisine bunu sordum. O da babasından naklen şöyle dedi: Sen hayır ehli kimseleri hiçbir hususta hadiste olduklarından daha yalancı görmüş değilsin. Müslim dedi ki: Bu sözleriyle, kasten yalan söylemedikleri hâlde dillerinden bu şekilde yalan, yani yanlış sözler çıkar, demek istemektedir.
Sahih Muslim 40
دَخَلْتُ عَلَى غَالِبِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ فَجَعَلَ يُمْلِي عَلَىَّ حَدَّثَنِي مَكْحُولٌ حَدَّثَنِي مَكْحُولٌ فَأَخَذَهُ الْبَوْلُ فَقَامَ فَنَظَرْتُ فِي الْكُرَّاسَةِ فَإِذَا فِيهَا حَدَّثَنِي أَبَانٌ عَنْ أَنَسٍ وَأَبَانٌ عَنْ فُلاَنٍ فَتَرَكْتُهُ وَقُمْتُ قَالَ وَسَمِعْتُ الْحَسَنَ بْنَ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيَّ يَقُولُ رَأَيْتُ فِي كِتَابِ عَفَّانَ حَدِيثَ هِشَامٍ أَبِي الْمِقْدَامِ حَدِيثُ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ قَالَ هِشَامٌ حَدَّثَنِي رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ يَحْيَى بْنُ فُلاَنٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ قَالَ قُلْتُ لِعَفَّانَ إِنَّهُمْ يَقُولُونَ هِشَامٌ سَمِعَهُ مِنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ فَقَالَ إِنَّمَا ابْتُلِيَ مِنْ قِبَلِ هَذَا الْحَدِيثِ كَانَ يَقُولُ حَدَّثَنِي يَحْيَى عَنْ مُحَمَّدٍ ثُمَّ ادَّعَى بَعْدُ أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنْ مُحَمَّدٍ
Bana el-Fadl b. Sehl tahdis etti. Bize Yezîd b. Hârûn tahdis etti. Bana Halîfe b. Mûsâ haber verip dedi ki: Gâlib b. Ubeydullah'ın yanına girdim. “Bana Mekhûl tahdis etti, bana Mekhûl tahdis etti” deyip bana imla ettirmeye, yani yazdırmaya başladı. Derken küçük abdesti kendisini sıkıştırınca kalktı. Ben de deftere baktım. Defterde, “Bana Ebân, Enes'ten tahdis etti; Ebân da filandan tahdis etti” diye yazdığını görünce onu terk edip kalkıp gittim. el-Fadl b. Sehl devamla dedi ki: el-Hasan b. Ali el-Hulvânî'yi şöyle derken dinledim: Affân'ın kitabında Hişâm Ebü'l-Mikdâm'ın, Ömer b. Abdülazîz'e ait hadisini gördüm. Hişâm dedi ki: Bana Yahyâ b. Fülân denilen bir adam, Muhammed b. Kâ'b'dan tahdis etti. Affân'a şöyle dedim: Onlar, Hişâm'ın bu hadisi Muhammed b. Kâ'b'dan dinlediğini söylüyorlar. Affân şöyle dedi: Zaten başına gelen bela bu hadisten dolayıdır. O, önceleri “Bana Yahyâ, Muhammed'den tahdis etti” derken daha sonraları bunu kendisinin Muhammed'den dinlemiş olduğunu iddia etti.
Sahih Muslim 41
قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ مَنْ هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي رَوَيْتَ عَنْهُ حَدِيثَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو يَوْمُ الْفِطْرِ يَوْمُ الْجَوَائِزِ قَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ الْحَجَّاجِ انْظُرْ مَا وَضَعْتَ فِي يَدِكَ مِنْهُ قَالَ ابْنُ قُهْزَاذَ وَسَمِعْتُ وَهْبَ بْنَ زَمْعَةَ يَذْكُرُ عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ يَعْنِي ابْنَ الْمُبَارَكِ رَأَيْتُ رَوْحَ بْنَ غُطَيْفٍ صَاحِبَ الدَّمِ قَدْرِ الدِّرْهَمِ وَجَلَسْتُ إِلَيْهِ مَجْلِسًا فَجَعَلْتُ أَسْتَحْيِي مِنْ أَصْحَابِي أَنْ يَرَوْنِي جَالِسًا مَعَهُ كُرْهَ حَدِيثِهِ
Abdullah b. Mübarek'e, “Abdullah b. Amr'ın ‘Fıtır günü mükâfatlar günüdür’ hadisini kendisinden rivayet ettiğin bu adam kimdir?” diye sordum. “Süleyman b. Haccâc'dır. Ondan alıp eline koyduğun şeye dikkat et!” dedi. İbn Kuhzâz dedi ki: Vehb b. Zem'a'yı da Süfyân b. Abdülmelik'ten naklen şunları söylerken işittim: Abdullah, yani İbnü'l-Mübarek, şöyle dedi: “Dirhem miktarı kan hadisinin râvisi Ravh b. Gutayf'ı gördüm ve bir mecliste yanına oturdum. Fakat arkadaşlarım onun hadisini hoş görmedikleri için beni onunla beraber otururken görmelerinden utanmaya başladım.”
Sahih Muslim 42
بَقِيَّةُ صَدُوقُ اللِّسَانِ وَلَكِنَّهُ يَأْخُذُ عَمَّنْ أَقْبَلَ وَأَدْبَرَ
Bana İbn Kuhzâz rivâyet etti ki: Vehb'den dinledim, Süfyan'dan, o da İbnü'l-Mübârek'ten naklen şöyle diyordu: İbnü'l-Mübârek: «Bakıyye, doğru söyleyen bir zattır. Lâkin her gelenden gidenden (yani sikadan ve zayıftan) hadîs alır.»
Sahih Muslim 43
حَدَّثَنِي الْحَارِثُ الأَعْوَرُ الْهَمْدَانِيُّ وَكَانَ كَذَّابًا
Bize Kuteybe b. Saîd rivâyet etti ki: Bana Cerîr, Mugîre'den, o da Şa'bî'den naklen rivâyet etti. Şa'bî: «Bana el-Hârisü'l-A'ver el-Hemdânî rivâyet eyledi. Ama o bir yalancı idi.» demiş.
Sahih Muslim 44
حَدَّثَنِي الْحَارِثُ الأَعْوَرُ وَهُوَ يَشْهَدُ أَنَّهُ أَحَدُ الْكَاذِبِينَ
Bize Ebû Âmir Abdullah b. Berrâd el-Eş'arî rivâyet etti ki: Bize Ebû Üsâme, Mufaddal'dan, o da Mugîre'den naklen rivâyet eyledi ki: Şa'bî'yi: «Bana el-Hârisü'l-A'ver rivâyet etti.» derken işittim. Hâlbuki kendisi onun yalancılardan biri olduğuna şehâdet eylerdi.
Sahih Muslim 45
عَلْقَمَةُ قَرَأْتُ الْقُرْآنَ فِي سَنَتَيْنِ فَقَالَ الْحَارِثُ الْقُرْآنُ هَيِّنٌ الْوَحْىُ أَشَدُّ
(Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivâyet etti ki): Bize Cerîr, Muğîra’dan, o da İbrahim'den naklen rivâyet etti. Şöyle dedi: Alkame: «Ben Kur'ân'ı iki senede okudum.» dedi. Bunun üzerine el-Hâris: «Kur'ân kolaydır. Vahiy daha zordur.» dedi.
Sahih Muslim 46
أَنَّ الْحَارِثَ قَالَ تَعَلَّمْتُ الْقُرْآنَ فِي ثَلاَثِ سِنِينَ وَالْوَحْىَ فِي سَنَتَيْنِ أَوْ قَالَ الْوَحْىَ فِي ثَلاَثِ سِنِينَ وَالْقُرْآنَ فِي سَنَتَيْنِ
(Bana Haccâc b. eş-Şâir de rivâyet etti ki): Bize Ahmed, yani İbn Yûnus rivâyet etti. Bize Zâide, el-A'meş'den, o da İbrahim'den naklen rivâyet ettiğine göre el-Hâris şöyle dedi: «Kur'ân'ı üç senede, vahyi ise iki senede öğrendim.» Yahut: «Vahyi üç senede, Kur'ân'ı iki senede öğrendim.» demiş.
Sahih Muslim 47
أَنَّ الْحَارِثَ اتُّهِمَ
Bana Haccâc rivâyet etti. Dedi ki: Bana Ahmed (ki İbn Yûnus'tur) rivâyet etti. Bize Zâide, Mansûr'la el-Mugîra'dan, onlar da İbrahim'den naklen el-Hâris'in itham olunduğunu rivâyet etti.
Sahih Muslim 48
سَمِعَ مُرَّةُ الْهَمْدَانِيُّ مِنَ الْحَارِثِ شَيْئًا فَقَالَ لَهُ اقْعُدْ بِالْبَابِ قَالَ فَدَخَلَ مُرَّةُ وَأَخَذَ سَيْفَهُ قَالَ وَأَحَسَّ الْحَارِثُ بِالشَّرِّ فَذَهَبَ
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr, Hamzetü'z-Zeyyât'dan naklen rivâyet etti. Şöyle dedi: Mürratü'l-Hemdânî, el-Hâris'den bir şey işitti. Bunun üzerine kendisine: «Şu kapıda otur (da beni bekle).» dedi. Mürra hemen içeriye girerek kılıcını aldı. Fakat el-Hâris işin fenaya varacağını sezerek hemen oradan uzaklaştı.
Sahih Muslim 49
قَالَ لَنَا إِبْرَاهِيمُ إِيَّاكُمْ وَالْمُغِيرَةَ بْنَ سَعِيدٍ وَأَبَا عَبْدِ الرَّحِيمِ فَإِنَّهُمَا كَذَّابَانِ
Bana Ubeydullah b. Saîd rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman, yani İbn Mehdi rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, İbn Avn'dan naklen rivâyet eyledi. İbn Avn şöyle dedi: İbrahim bize: «el-Muğîre b. Saîd ile Ebû Abdirrahîm'den sakının! Zira bunların ikisi de yalancıdır.» dedi.
Sahih Muslim 50
كُنَّا نَأْتِي أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيَّ وَنَحْنُ غِلْمَةٌ أَيْفَاعٌ فَكَانَ يَقُولُ لَنَا لاَ تُجَالِسُوا الْقُصَّاصَ غَيْرَ أَبِي الأَحْوَصِ وَإِيَّاكُمْ وَشَقِيقًا قَالَ وَكَانَ شَقِيقٌ هَذَا يَرَى رَأْىَ الْخَوَارِجِ وَلَيْسَ بِأَبِي وَائِلٍ
Bize Ebû Kâmil el-Cahderî rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd (İbn Zeyd'dir) rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Âsım rivâyet etti ve şöyle dedi: Biz yetişkin delikanlılarken Ebû Abdirrahman es-Sülemî'ye gelirdik. Bize: «Ebû'l-Ahvas'tan başka hikâyecilerle düşüp kalkmayın! Hele Şakîk'ten sakının!» derdi. Bu Şakîk, Hâricîlerin görüşünde idi. Ama o, Ebû Vâil değildir.
Sahih Muslim 51
لَقِيتُ جَابِرَ بْنَ يَزِيدَ الْجُعْفِيَّ فَلَمْ أَكْتُبْ عَنْهُ كَانَ يُؤْمِنُ بِالرَّجْعَةِ
Bize Ebû Gassân Muhammed b. Amr er-Râzî rivâyet etti ki: Cerîr'i şöyle derken işittim: Câbir b. Yezîd el-Cu'fî ile görüştüm, fakat ondan hadîs yazmadım. (Zira) o, rac'ata inanırdı.
Sahih Muslim 52
حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ يَزِيدَ قَبْلَ أَنْ يُحْدِثَ مَا أَحْدَثَ
Bize el-Hasenü'l-Hulvânî rivâyet etti ki: Bize Yahya b. Âdem rivâyet etti ki: Bize Mis'ar rivâyet etti ki: Câbir b. Yezîd, ortaya attığı bid'atları çıkarmazdan önce bize hadîs rivâyet etmiştir.
Sahih Muslim 53
كَانَ النَّاسُ يَحْمِلُونَ عَنْ جَابِرٍ قَبْلَ أَنْ يُظْهِرَ مَا أَظْهَرَ فَلَمَّا أَظْهَرَ مَا أَظْهَرَ اتَّهَمَهُ النَّاسُ فِي حَدِيثِهِ وَتَرَكَهُ بَعْضُ النَّاسِ فَقِيلَ لَهُ وَمَا أَظْهَرَ قَالَ الإِيمَانَ بِالرَّجْعَةِ
Bana Seleme b. Şebîb de tahdis etti. Bize el-Humeydî tahdis etti. Bize Süfyân tahdis edip dedi ki: Câbir, o bid'atlerini açığa vurmadan önce insanlar ondan hadis alırlardı. Ama o bid'atlerini ortaya çıkarınca insanlar, rivayet ettiği hadislerinde onu itham etmeye başladı; bazı insanlar onu terk etti. Süfyân'a: "O ne ortaya çıkardı?" diye sorulunca o: "Rec'ate imanını açığa vurdu." dedi.
Sahih Muslim 54
عِنْدِي سَبْعُونَ أَلْفَ حَدِيثٍ عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ كُلُّهَا
Bize Hasenü'l-Hulvânî dahi rivayet etti (ki): Bize Ebû Yahyâ el-Hımmânî rivayet etti (ki): Bize Kabîsa ile kardeşi rivayet ettiler. İkisi de el-Cerrâh b. Melîh'i şöyle derken işitmişler: Bende, hepsini Ebû Ca'fer'den duyduğum, onun da Nebî'den (sallallahü aleyhi ve sellem) naklettiği yetmiş bin hadis vardır.
Sahih Muslim 55
إِنَّ عِنْدِي لَخَمْسِينَ أَلْفَ حَدِيثٍ مَا حَدَّثْتُ مِنْهَا بِشَىْءٍ قَالَ ثُمَّ حَدَّثَ يَوْمًا بِحَدِيثٍ فَقَالَ هَذَا مِنَ الْخَمْسِينَ أَلْفًا
Bana Haccâc b. eş-Şâir de tahdis etti. Bize Ahmed b. Yûnus tahdis edip dedi ki: Ben Züheyr'i şöyle derken dinledim: Câbir dedi ki, yahut Câbir'i şöyle derken dinledim: Şüphesiz bende elli bin hadis var ki onların hiçbirini tahdis etmedim. Züheyr dedi ki: Sonra bir gün bir hadis nakletti ve: İşte bu, o elli bin hadisten biridir, dedi.
Sahih Muslim 56
عِنْدِي خَمْسُونَ أَلْفَ حَدِيثٍ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ
Bana İbrahim b. Hâlid el-Yeşkürî de tahdis edip dedi ki: Ebü'l-Velîd'i şöyle derken dinledim: Sellâm b. Ebû Mutî'i şöyle derken dinledim: Câbir el-Cu'fî'yi şöyle derken dinledim: Bende Nebî'den (sallallahu aleyhi ve sellem) elli bin hadis vardır.
Sahih Muslim 57
وَحَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ رَجُلاً سَأَلَ جَابِرًا عَنْ قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ { فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللَّهُ لِي وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ } فَقَالَ جَابِرٌ لَمْ يَجِئْ تَأْوِيلُ هَذِهِ قَالَ سُفْيَانُ وَكَذَبَ فَقُلْنَا لِسُفْيَانَ وَمَا أَرَادَ بِهَذَا فَقَالَ إِنَّ الرَّافِضَةَ تَقُولُ إِنَّ عَلِيًّا فِي السَّحَابِ فَلاَ نَخْرُجُ مَعَ مَنْ خَرَجَ مِنْ وَلَدِهِ حَتَّى يُنَادِيَ مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ يُرِيدُ عَلِيًّا أَنَّهُ يُنَادِي اخْرُجُوا مَعَ فُلاَنٍ يَقُولُ جَابِرٌ فَذَا تَأْوِيلُ هَذِهِ الآيَةِ وَكَذَبَ كَانَتْ فِي إِخْوَةِ يُوسُفَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ
Bana Seleme b. Şebib de tahdis etti. Bize el-Humeydi tahdis etti. Bize Süfyan tahdis edip dedi ki: Bir adamın Cabir'e, aziz ve celil Allah'ın: “Artık ya babam izin verinceye yahut benim için Allah hükmedinceye kadar kesinlikle bu yerden ayrılmam. O, hükmedicilerin en hayırlısıdır.” (Yusuf, 80) buyruğu hakkında soru sorduğunu işittim. Cabir de: Bunun tevili henüz gelmemiştir, dedi. Süfyan dedi ki: Ama o yalan söylemiştir. Bu sefer biz Süfyan'a: Bu sözleriyle neyi kastetti, dedik. Şöyle dedi: Rafıziler, Ali bulutların üstündedir; çocuklarından huruç eden biriyle, semadan bir münadi seslenmediği sürece birlikte çıkmayız, derler. Bundan kastı ise Ali'nin: Filan kişi ile çıkınız, diye seslenmesidir. Cabir diyor ki: İşte bu ayetin tevili budur. Hâlbuki yalan söylemiştir; çünkü ayet Yusuf'un kardeşleri hakkında idi.
Sahih Muslim 58
وَحَدَّثَنِي سَلَمَةُ، حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرًا يُحَدِّثُ بِنَحْوٍ مِنْ ثَلاَثِينَ أَلْفَ حَدِيثٍ مَا أَسْتَحِلُّ أَنْ أَذْكُرَ مِنْهَا شَيْئًا وَأَنَّ لِي كَذَا وَكَذَا قَالَ مُسْلِمٌ وَسَمِعْتُ أَبَا غَسَّانَ مُحَمَّدَ بْنَ عَمْرٍو الرَّازِيَّ قَالَ سَأَلْتُ جَرِيرَ بْنَ عَبْدِ الْحَمِيدِ فَقُلْتُ الْحَارِثُ بْنُ حَصِيرَةَ لَقِيتَهُ قَالَ نَعَمْ شَيْخٌ طَوِيلُ السُّكُوتِ يُصِرُّ عَلَى أَمْرٍ عَظِيمٍ
Bana Seleme de tahdis etti. Bize el-Humeydi tahdis etti. Bize Süfyan tahdis edip dedi ki: Ben Cabir'i yaklaşık otuz bin hadis rivayet ederken dinledim. Bana şunlar şunların verilmesi karşılığında dahi olsa onlardan hiçbir şey zikretmeyi helal kabul etmiyorum. Müslim dedi ki: Ebu Gassan Muhammed b. Amr er-Razi'yi de şöyle derken dinledim: Cerir b. Abdülhamid'e sorup: Sen Haris b. Hasira ile karşılaştın mı, dedim. O: Evet, uzunca susup konuşmayan ve pek büyük bir husus üzerinde çokça ısrar eden bir şeyh idi, dedi.
Sahih Muslim 59
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ ذَكَرَ أَيُّوبُ رَجُلاً يَوْمًا فَقَالَ لَمْ يَكُنْ بِمُسْتَقِيمِ اللِّسَانِ وَذَكَرَ آخَرَ فَقَالَ هُوَ يَزِيدُ فِي الرَّقْمِ
Bana Ahmed b. İbrahim ed-Devraki tahdis etti. Bana Abdurrahman b. Mehdi, Hammad b. Zeyd'den naklen tahdis etti. Hammad şöyle dedi: Eyyub bir gün bir adamdan söz edip: Doğru konuşan birisi değildi, dedi. Sonra başka birisinden söz edince: O, kayıtlara ilavede bulunuyor, dedi.
Sahih Muslim 60
قَالَ أَيُّوبُ إِنَّ لِي جَارًا ثُمَّ ذَكَرَ مِنْ فَضْلِهِ وَلَوْ شَهِدَ عِنْدِي عَلَى تَمْرَتَيْنِ مَا رَأَيْتُ شَهَادَتَهُ جَائِزَةً
Bize Haccac b. eş-Şair tahdis etti. Bize Süleyman b. Harb tahdis etti. Bize Hammad b. Zeyd tahdis edip dedi ki: Eyyub dedi ki: Benim bir komşum var. Sonra onun faziletini söz konusu etti. Benim yanımda iki hurma üzerine şahitlik ederse onun şahitliğini caiz (geçerli) görmem.
Sahih Muslim 61
قَالَ مَعْمَرٌ مَا رَأَيْتُ أَيُّوبَ اغْتَابَ أَحَدًا قَطُّ إِلاَّ عَبْدَ الْكَرِيمِ يَعْنِي أَبَا أُمَيَّةَ فَإِنَّهُ ذَكَرَهُ فَقَالَ رَحِمَهُ اللَّهُ كَانَ غَيْرَ ثِقَةٍ لَقَدْ سَأَلَنِي عَنْ حَدِيثٍ لِعِكْرِمَةَ ثُمَّ قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ
Bize Muhammed b. Rafi' ve Haccac b. eş-Şair tahdis edip dediler ki: Bize Abdurrezzak tahdis edip dedi ki: Ma'mer dedi ki: Eyyub'un bir kimsenin gıybetini yaptığını kesinlikle görmedim. Ancak Abdulkerim, yani Ebu Umeyye, müstesna. Onu söz konusu etti ve şunları söyledi: Allah'ın rahmeti üzerine olsun. O sika bir ravi değildi. Bana İkrime'ye ait bir hadis hakkında sordu, sonra da: İkrime'yi dinledim, dedi.
Sahih Muslim 62
قَدِمَ عَلَيْنَا أَبُو دَاوُدَ الأَعْمَى فَجَعَلَ يَقُولُ حَدَّثَنَا الْبَرَاءُ قَالَ وَحَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَرْقَمَ فَذَكَرْنَا ذَلِكَ لِقَتَادَةَ فَقَالَ كَذَبَ مَا سَمِعَ مِنْهُمْ إِنَّمَا كَانَ ذَلِكَ سَائِلاً يَتَكَفَّفُ النَّاسَ زَمَنَ طَاعُونِ الْجَارِفِ
Bana el-Fadl b. Sehl tahdis edip dedi ki: Bize Affan b. Müslim tahdis etti. Bize Hemmam tahdis edip dedi ki: Ebu Davud el-A'ma yanımıza geldi ve: Bize Bera tahdis etti, demeye başladı. Ayrıca dedi ki: Bize Zeyd b. Erkam da tahdis etti. Onun bu söylediklerinden biz Katade'ye bahsettik. Katade: Yalan söylemiştir. Onlardan dinlememiştir. Çünkü o ancak önüne geleni katıp götüren taun salgını zamanında insanlara avuç açan bir dilenci idi, dedi.
Sahih Muslim 63
دَخَلَ أَبُو دَاوُدَ الأَعْمَى عَلَى قَتَادَةَ فَلَمَّا قَامَ قَالُوا إِنَّ هَذَا يَزْعُمُ أَنَّهُ لَقِيَ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ بَدْرِيًّا فَقَالَ قَتَادَةُ هَذَا كَانَ سَائِلاً قَبْلَ الْجَارِفِ لاَ يَعْرِضُ فِي شَىْءٍ مِنْ هَذَا وَلاَ يَتَكَلَّمُ فِيهِ فَوَاللَّهِ مَا حَدَّثَنَا الْحَسَنُ عَنْ بَدْرِيٍّ مُشَافَهَةً وَلاَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ عَنْ بَدْرِيٍّ مُشَافَهَةً إِلاَّ عَنْ سَعْدِ بْنِ مَالِكٍ
Bana Hasan b. Ali el-Hulvani de tahdis etti. Bize Yezid b. Harun tahdis etti. Bize Hemmam haber verip dedi ki: Ebu Davud el-A'ma, Katade'nin yanına girdi. Kalkıp gidince oradakiler: Bu, Bedir'e katılmış on sekiz sahabi ile karşılaştığını ileri sürüyor, dediler. Katade şöyle dedi: Bu, el-Carif taunundan önce dilenci idi. Bu türden bir şeye hiçbir şekilde kalkışmaz, bu gibi şeyler hakkında da asla konuşmazdı. Allah'a yemin olsun ki el-Hasan dahi Bedir'e katılmış birisinden doğrudan hadis aldığını nakletmediği gibi, Said b. el-Müseyyeb de Sa'd b. Malik dışında Bedir'e katılmış birisinden doğrudan almış olduğu bir rivayeti tahdis etmiş değildir.
Sahih Muslim 64
أَنَّ أَبَا جَعْفَرٍ الْهَاشِمِيَّ الْمَدَنِيَّ كَانَ يَضَعُ أَحَادِيثَ كَلاَمَ حَقٍّ وَلَيْسَتْ مِنْ أَحَادِيثِ النَّبِيِّ ﷺ وَكَانَ يَرْوِيهَا عَنِ النَّبِيِّ ﷺ
Bize Osman b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Cerir, Rakabe'den tahdis ettiğine göre Ebu Cafer el-Haşimi el-Medeni, Nebi'nin (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinden olmayan hak bir sözü alıp hadis uydurur ve bunları Nebi'den (sallallahu aleyhi ve sellem) diye rivayet ederdi.
Sahih Muslim 65
كَانَ عَمْرُو بْنُ عُبَيْدٍ يَكْذِبُ فِي الْحَدِيثِ
Bize el-Hasan el-Hulvani tahdis etti. Bize Nuaym b. Hammad tahdis etti. Ebu İshak İbrahim b. Muhammed b. Süfyan dedi ki: Bize Muhammed b. Yahya da tahdis etti. Bize Nuaym b. Hammad tahdis etti. Bize Ebu Davud et-Tayalisi, Şube'den tahdis etti. O, Yunus b. Ubeyd'den şöyle dediğini nakletti: Amr b. Ubeyd hadis hususunda yalan söylerdi.
Sahih Muslim 66
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ مَنْ حَمَلَ عَلَيْنَا السِّلاَحَ فَلَيْسَ مِنَّا قَالَ كَذَبَ وَاللَّهِ عَمْرٌو وَلَكِنَّهُ أَرَادَ أَنْ يَحُوزَهَا إِلَى قَوْلِهِ الْخَبِيثِ
Bana Amr b. Ali Ebu Hafs tahdis edip dedi ki: Muaz b. Muaz'ı şöyle derken dinledim: Avf b. Ebu Cemile'ye dedim ki: Şüphesiz Amr b. Ubeyd bize el-Hasan'dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu nakletti: "Kim bize karşı silah taşırsa bizden değildir." Bu sefer Avf dedi ki: Allah'a yemin ederim ki Amr yalan söylemiştir. Ancak o, bunu kendi bozuk kanaatine destek olarak katmak istemiştir.
Sahih Muslim 67
كَانَ رَجُلٌ قَدْ لَزِمَ أَيُّوبَ وَسَمِعَ مِنْهُ فَفَقَدَهُ أَيُّوبُ فَقَالُوا يَا أَبَا بَكْرٍ إِنَّهُ قَدْ لَزِمَ عَمْرَو بْنَ عُبَيْدٍ قَالَ حَمَّادٌ فَبَيْنَا أَنَا يَوْمًا مَعَ أَيُّوبَ وَقَدْ بَكَّرْنَا إِلَى السُّوقِ فَاسْتَقْبَلَهُ الرَّجُلُ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ أَيُّوبُ وَسَأَلَهُ ثُمَّ قَالَ لَهُ أَيُّوبُ بَلَغَنِي أَنَّكَ لَزِمْتَ ذَاكَ الرَّجُلَ قَالَ حَمَّادٌ سَمَّاهُ يَعْنِي عَمْرًا قَالَ نَعَمْ يَا أَبَا بَكْرٍ إِنَّهُ يَجِيئُنَا بِأَشْيَاءَ غَرَائِبَ قَالَ يَقُولُ لَهُ أَيُّوبُ إِنَّمَا نَفِرُّ أَوْ نَفْرَقُ مِنْ تِلْكَ الْغَرَائِبِ
Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavariri de tahdis etti. Bize Hammad b. Zeyd tahdis edip dedi ki: Eyyub'un yanından ayrılmayan, ondan hadis dinlemiş bir adam vardı. Bir ara Eyyub onun bulunmadığını fark edince sordu. Ona: Ey Ebu Bekr, o Amr b. Ubeyd'in yanına gitti, dediler. Hammad dedi ki: Bir gün ben Eyyub ile birlikte idim. Erkenden pazara gitmiştik. O adam karşısına çıktı. Eyyub ona selam verdi ve ona durumunu sordu. Sonra Eyyub ona: Bana senin o adamın yanına gittiğine dair haber ulaştı, dedi. Hammad dedi ki: Onun, yani Amr'ın adını da verdi. O adam: Evet, ey Ebu Bekr, o bizlere çok garip şeylerden söz ediyor, dedi. Hammad dedi ki: Eyyub ona: İşte bizler de o garip şeylerden kaçıyor yahut korkuyoruz, dedi.
Sahih Muslim 68
قِيلَ لأَيُّوبَ إِنَّ عَمْرَو بْنَ عُبَيْدٍ رَوَى عَنِ الْحَسَنِ قَالَ لاَ يُجْلَدُ السَّكْرَانُ مِنَ النَّبِيذِ فَقَالَ كَذَبَ أَنَا سَمِعْتُ الْحَسَنَ يَقُولُ يُجْلَدُ السَّكْرَانُ مِنَ النَّبِيذِ
Bana Haccac b. eş-Şair de tahdis etti. Bize Süleyman b. Harb tahdis etti. Bize İbn Zeyd, yani Hammad, tahdis edip dedi ki: Eyyub'a: Amr b. Ubeyd, el-Hasan'dan şöyle dediğini rivayet etti, denildi: Nebiz içtiğinden dolayı sarhoş olana celde (sopa cezası) vurulmaz. Bunun üzerine Eyyub: Yalan söylemiştir; çünkü ben el-Hasan'ı şöyle derken dinledim: Nebiz içtiğinden dolayı sarhoş olana celde vurulur, dedi.
Sahih Muslim 69
بَلَغَ أَيُّوبَ أَنِّي آتِي عَمْرًا فَأَقْبَلَ عَلَىَّ يَوْمًا فَقَالَ أَرَأَيْتَ رَجُلاً لاَ تَأْمَنُهُ عَلَى دِينِهِ كَيْفَ تَأْمَنُهُ عَلَى الْحَدِيثِ
Bize Haccâc tahdis etti. Bize Süleyman b. Harb tahdis edip dedi ki: Sellâm b. Ebû Mutî'i şöyle derken dinledim: Benim Amr'ın yanına gidip geldiğim haberi Eyyûb'a ulaştı. Bir gün bana gelerek şöyle dedi: Dini hususunda kendisine güvenmediğin bir adama hadis hususunda nasıl güvenebilirsin?
Sahih Muslim 70
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُبَيْدٍ قَبْلَ أَنْ يُحْدِثَ
Bana Seleme b. Şebîb de tahdis etti. Bize el-Humeydî tahdis etti. Bize Süfyân tahdis edip dedi ki: Ebû Mûsâ'yı şöyle derken dinledim: Bize Amr b. Ubeyd, bid'atini (Mu'tezilî görüşlerini) ortaya atmadan önce tahdis etti.
Sahih Muslim 71
كَتَبْتُ إِلَى شُعْبَةَ أَسْأَلُهُ عَنْ أَبِي شَيْبَةَ قَاضِي وَاسِطٍ فَكَتَبَ إِلَىَّ لاَ تَكْتُبْ عَنْهُ شَيْئًا وَمَزِّقْ كِتَابِي
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî tahdis etti. Bize babam tahdis edip dedi ki: Şu'be'ye, Vâsıt kadısı Ebû Şeybe'ye dair soru sormak üzere bir mektup yazdım. Bana: Ondan hadis namına hiçbir şey yazma ve benim bu mektubumu da yırt, diye cevap yazdı.
Sahih Muslim 72
حَدَّثْتُ حَمَّادَ بْنَ سَلَمَةَ عَنْ صَالِحٍ الْمُرِّيِّ بِحَدِيثٍ عَنْ ثَابِتٍ فَقَالَ كَذَبَ وَحَدَّثْتُ هَمَّامًا عَنْ صَالِحٍ الْمُرِّيِّ بِحَدِيثٍ فَقَالَ كَذَبَ
Bize el-Hulvani de tahdis edip dedi ki: Affan'ı şöyle derken dinledim: Ben Hammad b. Seleme'ye Salih el-Murri'nin Sabit'ten naklettiği bir hadisi tahdis ettim. O, "Yalan söylemiştir" dedi. Hemmam'a da Salih el-Murri'den bir hadis tahdis ettim. O da, "Yalan söylemiştir" dedi.
Sahih Muslim 73
قَالَ لِي شُعْبَةُ ايتِ جَرِيرَ بْنَ حَازِمٍ فَقُلْ لَهُ لاَ يَحِلُّ لَكَ أَنْ تَرْوِيَ عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عُمَارَةَ فَإِنَّهُ يَكْذِبُ قَالَ أَبُو دَاوُدَ قُلْتُ لِشُعْبَةَ وَكَيْفَ ذَاكَ فَقَالَ حَدَّثَنَا عَنِ الْحَكَمِ بِأَشْيَاءَ لَمْ أَجِدْ لَهَا أَصْلاً قَالَ قُلْتُ لَهُ بِأَىِّ شَىْءٍ قَالَ قُلْتُ لِلْحَكَمِ أَصَلَّى النَّبِيُّ ﷺ عَلَى قَتْلَى أُحُدٍ فَقَالَ لَمْ يُصَلِّ عَلَيْهِمْ فَقَالَ الْحَسَنُ بْنُ عُمَارَةَ عَنِ الْحَكَمِ عَنْ مِقْسَمٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ النَّبِيَّ ﷺ صَلَّى عَلَيْهِمْ وَدَفَنَهُمْ قُلْتُ لِلْحَكَمِ مَا تَقُولُ فِي أَوْلاَدِ الزِّنَا قَالَ يُصَلَّى عَلَيْهِمْ قُلْتُ مِنْ حَدِيثِ مَنْ يُرْوَى قَالَ يُرْوَى عَنِ الْحَسَنِ الْبَصْرِيِّ فَقَالَ الْحَسَنُ بْنُ عُمَارَةَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ عَنْ يَحْيَى بْنِ الْجَزَّارِ عَنْ عَلِيٍّ
Bize Mahmud b. Gaylan da tahdis etti. Bize Ebu Davud tahdis edip dedi ki: Bana Şube dedi ki: Cerir b. Hazim'in yanına git ve ona, "Hasan b. Umare'den hadis rivayet etmek sana helal değildir; çünkü o yalan söyler" de. Ebu Davud dedi ki: Şube'ye, "Bu nasıl olur?" dedim. O şöyle dedi: Bize Hakem'den, asıllarını bulamadığım çeşitli şeyleri hadis olarak rivayet etti. Ben ona, "Bunlar hangi şeylerdir?" dedim. O dedi ki: Hakem'e, "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Uhud'da öldürülenlere namaz kıldı mı?" dedim. O, "Hayır, onların üzerine namaz kılmadı" dedi. Bu sefer Hasan b. Umare, Hakem'den, o Miksem'den, o İbn Abbas'tan naklen şöyle dedi: "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) onların namazlarını kıldı ve onları defnetti." Ben Hakem'e, "Zinadan doğma çocuklar hakkında ne dersin?" dedim. O, "Onların namazları kılınır" dedi. Ben, "Peki, bu kimden nakledilen bir hadis olarak rivayet edilir?" dedim. O, "Bu, Hasan-ı Basri'den rivayet ediliyor" dedi. Bu sefer Hasan b. Umare şöyle dedi: "Bize Hakem, Yahya b. el-Cezzar'dan tahdis etti; o da Ali'den nakletti."
Sahih Muslim 74
وَذَكَرَ زِيَادَ بْنَ مَيْمُونٍ فَقَالَ حَلَفْتُ أَلاَّ أَرْوِيَ عَنْهُ شَيْئًا وَلاَ عَنْ خَالِدِ بْنِ مَحْدُوجٍ وَقَالَ لَقِيتُ زِيَادَ بْنَ مَيْمُونٍ فَسَأَلْتُهُ عَنْ حَدِيثٍ فَحَدَّثَنِي بِهِ عَنْ بَكْرٍ الْمُزَنِيِّ ثُمَّ عُدْتُ إِلَيْهِ فَحَدَّثَنِي بِهِ عَنْ مُوَرِّقٍ ثُمَّ عُدْتُ إِلَيْهِ فَحَدَّثَنِي بِهِ عَنِ الْحَسَنِ وَكَانَ يَنْسُبُهُمَا إِلَى الْكَذِبِ قَالَ الْحُلْوَانِيُّ سَمِعْتُ عَبْدَ الصَّمَدِ وَذَكَرْتُ عِنْدَهُ زِيَادَ بْنَ مَيْمُونٍ فَنَسَبَهُ إِلَى الْكَذِبِ
Bize el-Hasan el-Hulvani de tahdis edip dedi ki: Yezid b. Harun'u dinledim. Ziyad b. Meymun'u söz konusu ederek dedi ki: Hem ondan hem de Halid b. Mahduc'dan hiçbir şey rivayet etmeyeceğime dair yemin ettim. Şunları da söyledi: Ziyad b. Meymun ile karşılaştım. Ona bir hadis hakkında sordum. O hadisi bana Bekr el-Müzeni'den tahdis etti. Sonra tekrar ona aynı şeyi sordum; bu sefer o hadisi bana Muverrik'ten tahdis etti. Tekrar ona aynısını sordum; bu sefer o hadisi bana el-Hasan'dan tahdis etti. O, her ikisini de yalancılıkla itham ederdi. El-Hulvani dedi ki: Abdüssamed'i, yanında Ziyad b. Meymun'u söz konusu ettiğim bir sırada, onu yalancılıkla itham ederken dinledim.
Sahih Muslim 75
قُلْتُ لأَبِي دَاوُدَ الطَّيَالِسِيِّ قَدْ أَكْثَرْتَ عَنْ عَبَّادِ بْنِ مَنْصُورٍ فَمَا لَكَ لَمْ تَسْمَعْ مِنْهُ حَدِيثَ الْعَطَّارَةِ الَّذِي رَوَى لَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ قَالَ لِيَ اسْكُتْ فَأَنَا لَقِيتُ زِيَادَ بْنَ مَيْمُونٍ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ فَسَأَلْنَاهُ فَقُلْنَا لَهُ هَذِهِ الأَحَادِيثُ الَّتِي تَرْوِيهَا عَنْ أَنَسٍ فَقَالَ أَرَأَيْتُمَا رَجُلاً يُذْنِبُ فَيَتُوبُ أَلَيْسَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِ قَالَ قُلْنَا نَعَمْ قَالَ مَا سَمِعْتُ مِنْ أَنَسٍ مِنْ ذَا قَلِيلاً وَلاَ كَثِيرًا إِنْ كَانَ لاَ يَعْلَمُ النَّاسُ فَأَنْتُمَا لاَ تَعْلَمَانِ أَنِّي لَمْ أَلْقَ أَنَسًا قَالَ أَبُو دَاوُدَ فَبَلَغَنَا بَعْدُ أَنَّهُ يَرْوِي فَأَتَيْنَاهُ أَنَا وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ فَقَالَ أَتُوبُ ثُمَّ كَانَ بَعْدُ يُحَدِّثُ فَتَرَكْنَاهُ
Bize Mahmud b. Ğaylan da tahdis edip dedi ki: Ebu Davud et-Tayalisi'ye dedim ki: Abbad b. Mansur'dan çokça hadis rivayet ediyorsun. Peki, neden en-Nadr b. Şumeyl'in bize rivayet etmiş olduğu attare (hoş koku satan kadın) hadisini ondan dinlememişsin? Bana: Sus, dedi ve şöyle devam etti: Ben Abdurrahman b. Mehdi ile birlikte Ziyad b. Meymun ile görüştüm. Ona şöyle sorduk: Senin Enes'ten diye rivayet ettiğin bu hadislerin durumu nedir? O şöyle dedi: Bir günah işledikten sonra tövbe eden bir adam hakkındaki görüşünüz nedir? Allah da onun tövbesini kabul etmez mi? Biz: Eder, dedik. Bu sefer şöyle dedi: Ben bu hadislerin azını olsun, çoğunu olsun Enes'ten dinlemiş değilim. İnsanlar bunu bilmiyorsa bile sizler benim Enes'le karşılaşmadığımı bilmiyor musunuz? Ebu Davud dedi ki: Daha sonra onun yine Enes'ten rivayete devam ettiği haberini aldık. Bu sefer ben ve Abdurrahman yine yanına gittik. Tekrar: Tövbe ediyorum, dedi. Bundan sonra yine Enes'ten diye hadis nakletmeye devam edince biz de onu terk ettik.
Sahih Muslim 76
كَانَ عَبْدُ الْقُدُّوسِ يُحَدِّثُنَا فَيَقُولُ سُوَيْدُ بْنُ عَقَلَةَ قَالَ شَبَابَةُ وَسَمِعْتُ عَبْدَ الْقُدُّوسِ يَقُولُ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَنْ يُتَّخَذَ الرَّوْحُ عَرْضًا قَالَ فَقِيلَ لَهُ أَيُّ شَيْءٍ هَذَا قَالَ يَعْنِي تُتَّخَذُ كُوَّةٌ فِي حَائِطٍ لِيَدْخُلَ عَلَيْهِ الرَّوْحُ قَالَ مُسْلِمٌ وَسَمِعْتُ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ حَمَّادَ بْنَ زَيْدٍ يَقُولُ لِرَجُلٍ بَعْدَ مَا جَلَسَ مَهْدِيُّ بْنُ هِلاَلٍ بِأَيَّامٍ مَا هَذِهِ الْعَيْنُ الْمَالِحَةُ الَّتِي نَبَعَتْ قِبَلَكُمْ قَالَ نَعَمْ يَا أَبَا إِسْمَاعِيلَ
Bize Hasan el-Hulvani tahdis edip dedi ki: Şebabe'yi şöyle derken dinledim: Abdülkuddus bize tahdis ederek Süveyd b. Akale diyordu. Şebabe dedi ki: Ben Abdülkuddus'u da şöyle derken dinledim: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) rüzgârın mal edinilmesini yasak etti. Kendisine: Bu nasıl olur? denilince şöyle dedi: Yani bir duvarda, içinden üzerine rüzgâr girsin diye bir delik açılması demektir. Müslim dedi ki: Ben Ubeydullah b. Ömer el-Kavariri'yi şöyle derken dinledim: Mehdi b. Hilal ders okutmaya oturduktan birkaç gün sonra Hammad b. Zeyd'i bir adama: Şu sizin taraftan kaynayan tuzlu pınar neyin nesidir? derken dinledim. O: Evet, ey Ebu İsmail, diye cevap verdi.
Sahih Muslim 77
مَا بَلَغَنِي عَنِ الْحَسَنِ حَدِيثٌ إِلاَّ أَتَيْتُ بِهِ أَبَانَ بْنَ أَبِي عَيَّاشٍ فَقَرَأَهُ عَلَىَّ
Bize el-Hasan el-Hulvani de tahdis edip dedi ki: Affan'ı şöyle derken dinledim: Ebu Avane'yi şöyle derken dinledim: el-Hasan'dan bana ulaşan her bir hadisi mutlaka Eban b. Ebi Ayyaş'a götürmüşümdür. O da o hadisi bana okumuştur.
Sahih Muslim 78
سَمِعْتُ أَنَا وَحَمْزَةُ الزَّيَّاتُ مِنْ أَبَانَ بْنِ أَبِي عَيَّاشٍ نَحْوًا مِنْ أَلْفِ حَدِيثٍ قَالَ عَلِيٌّ فَلَقِيتُ حَمْزَةَ فَأَخْبَرَنِي أَنَّهُ رَأَى النَّبِيَّ ﷺ فِي الْمَنَامِ فَعَرَضَ عَلَيْهِ مَا سَمِعَ مِنْ أَبَانَ فَمَا عَرَفَ مِنْهَا إِلاَّ شَيْئًا يَسِيرًا خَمْسَةً أَوْ سِتَّةً
Bize Süveyd b. Said de tahdis edip dedi ki: Bize Ali b. Müshir tahdis edip dedi ki: Ben ve Hamza ez-Zeyyat, Eban b. Ebu Ayyaş'tan yaklaşık bin hadis kadar dinledik. Ali dedi ki: Sonra Hamza ile karşılaştım. Bana, rüyada Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'i gördüğünü ve Eban'dan dinlediklerini ona arz ettiğini, onun da beş yahut altı hadis kadar çok azı dışında bunların hiçbirini tanımadığını haber verdi.
Sahih Muslim 79
قَالَ لِي أَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ اكْتُبْ عَنْ بَقِيَّةَ مَا رَوَى عَنِ الْمَعْرُوفِينَ وَلاَ تَكْتُبْ عَنْهُ مَا رَوَى عَنْ غَيْرِ الْمَعْرُوفِينَ وَلاَ تَكْتُبْ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَيَّاشٍ مَا رَوَى عَنِ الْمَعْرُوفِينَ وَلاَ عَنْ غَيْرِهِمْ
Bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Darimi tahdis etti. Bize Zekeriyya b. Adiyy haber verip dedi ki: Ebu İshak el-Fezari bana dedi ki: Bakiye'den onun tanınan ravilerden naklettiği rivayetleri yazabilirsin ama ondan tanınmayan ravilerden naklettiği rivayetleri yazma. İsmail b. Ayyaş'ın ise tanınan ravilerden de başkalarından da naklettiği rivayetleri yazma.
Sahih Muslim 80
سَمِعْتُ بَعْضَ أَصْحَابِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ نِعْمَ الرَّجُلُ بَقِيَّةُ لَوْلاَ أَنَّهُ كَانَ يَكْنِي الأَسَامِيَ وَيُسَمِّي الْكُنَى كَانَ دَهْرًا يُحَدِّثُنَا عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْوُحَاظِيِّ فَنَظَرْنَا فَإِذَا هُوَ عَبْدُ الْقُدُّوسِ
Bize İshak b. İbrahim el-Hanzali de tahdis edip dedi ki: Ben Abdullah'ın arkadaşlarından birisini şöyle derken dinledim: İbnü'l-Mübarek dedi ki: Bakiye, eğer isimleri künye, künyeleri de isim diye zikreden birisi olmasaydı ne iyi adam olurdu. Uzun bir süre bize Ebu Said el-Vuhazi'den tahdis edip durdu; bir de inceleyince bunun Abdülkuddüs olduğunu görüverdik.
Sahih Muslim 81
مَا رَأَيْتُ ابْنَ الْمُبَارَكِ يُفْصِحُ بِقَوْلِهِ كَذَّابٌ إِلاَّ لِعَبْدِ الْقُدُّوسِ فَإِنِّي سَمِعْتُهُ يَقُولُ لَهُ كَذَّابٌ
Bana Ahmed b. Yusuf el-Ezdi de tahdis edip dedi ki: Abdurrezzak'ı şöyle derken dinledim: Ben İbnü'l-Mübarek'in, Abdülkuddüs dışında kimse için "yalancıdır" sözünü açıkça kullandığını hiç görmedim. Fakat ben onun Abdülkuddüs'e "yalancıdır" dediğini dinledim.
Sahih Muslim 82
وَذَكَرَ الْمُعَلَّى بْنَ عِرْفَانَ فَقَالَ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو وَائِلٍ قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا ابْنُ مَسْعُودٍ بِصِفِّينَ فَقَالَ أَبُو نُعَيْمٍ أَتُرَاهُ بُعِثَ بَعْدَ الْمَوْتِ
Bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Darimi de tahdis edip dedi ki: Ebu Nuaym'ı dinledim. El-Mualla b. İrfan'ı söz konusu ederek dedi ki: El-Mualla dedi ki: Ebu Vail bize tahdis edip dedi ki: İbn Mesud Sıffin'de yanımıza çıkıp geldi. Bunun üzerine Ebu Nuaym: "Ne dersin, sence İbn Mesud öldükten sonra diriltildi mi acaba?" dedi.
Sahih Muslim 83
كُنَّا عِنْدَ إِسْمَاعِيلَ ابْنِ عُلَيَّةَ فَحَدَّثَ رَجُلٌ عَنْ رَجُلٍ فَقُلْتُ إِنَّ هَذَا لَيْسَ بِثَبْتٍ قَالَ فَقَالَ الرَّجُلُ اغْتَبْتَهُ قَالَ إِسْمَاعِيلُ مَا اغْتَابَهُ وَلَكِنَّهُ حَكَمَ أَنَّهُ لَيْسَ بِثَبْتٍ
Amr b. Ali ve Hasan el-Hulvani tahdis etti. İkisi de Affan b. Müslim'den şöyle dediğini nakletti: İsmail b. Uleyye'nin yanında idik. Bir adam bir başka adamdan hadis nakletti. Ben: "Bu sağlam bir ravi değildir," dedim. Bu sefer o adam: "Onun gıybetini yaptın," dedi. İsmail: "Hayır, onun gıybetini yapmadı. Aksine onun sağlam bir ravi olmadığına dair hüküm verdi," dedi.
Sahih Muslim 84
وَحَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الدَّارِمِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، قَالَ: سَأَلْتُ مَالِكَ بْنَ أَنَسٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الَّذِي يَرْوِي عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيِّبِ، فَقَالَ: لَيْسَ بِثِقَةٍ، وَسَأَلْتُهُ عَنْ صَالِحٍ مَوْلَى التَّوْأَمَةِ، فَقَالَ: لَيْسَ بِثِقَةٍ، وَسَأَلْتُهُ عَنْ أَبِي الْحُوَيْرِثِ، فَقَالَ: لَيْسَ بِثِقَةٍ، وَسَأَلْتُهُ عَنْ شُعْبَةَ الَّذِي رَوَى عَنْهُ ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، فَقَالَ: لَيْسَ بِثِقَةٍ، وَسَأَلْتُهُ عَنْ حَرَامِ بْنِ عُثْمَانَ، فَقَالَ: لَيْسَ بِثِقَةٍ، وَسَأَلْتُ مَالِكًا عَنْ هَؤُلَاءِ الْخَمْسَةِ، فَقَالَ: لَيْسُوا بِثِقَةٍ فِي حَدِيثِهِمْ، وَسَأَلْتُهُ عَنْ رَجُلٍ آخَرَ نَسِيتُ اسْمَهُ، فَقَالَ: هَلْ رَأَيْتَهُ فِي كُتُبِي؟ قُلْتُ: لَا، قَالَ: لَوْ كَانَ ثِقَةً لَرَأَيْتَهُ فِي كُتُبِي.
Bana Ebû Ca‘fer ed-Dârimî de tahdis edip dedi ki: Bize Bişr b. Ömer tahdis edip dedi ki: Mâlik b. Enes’e, Saîd b. el-Müseyyeb’den rivayet nakleden Muhammed b. Abdurrahman’a dair soru sordum. O, “Sika değildir.” dedi. Yine Mâlik’e, İbn Ebû Zi’b’in kendisinden rivayet naklettiği Şu‘be hakkında sordum. O, “Sika değildir.” dedi. Ona et-Tev’eme’nin azatlısı Sâlih hakkında sordum, yine “Sika değildir.” dedi. Ona Ebü’l-Huveyris hakkında sordum. “Sika değildir.” dedi. Ona Harâm b. Osman’ı sordum. “Sika değildir.” dedi. Evet, Mâlik b. Enes’e bu beş kişi hakkında sordum. O, “Rivayet ettikleri hadislerinde sika değildirler.” dedi. Sonra ona, şu anda adını unuttuğum bir başka adam hakkında sordum. Bu sefer, “Sen onu benim kitaplarımda gördün mü?” dedi. Ben, “Hayır.” dedim. Bu sefer Mâlik, “Eğer o sika birisi olsaydı, kesinlikle onu kitaplarımda görürdün.” dedi.
Sahih Muslim 85
وَحَدَّثَنِي الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ: حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ شُرَحْبِيلَ بْنِ سَعْدٍ، وَكَانَ مُتَّهَمًا.
Bana el-Fadl b. Sehl de tahdis edip dedi ki: Bana Yahyâ b. Maîn tahdis edip dedi ki: Bize Haccâc tahdis edip dedi ki: Bize İbn Ebû Zi’b, Şurahbîl b. Sa‘d’dan tahdis etti. O, itham edilen birisi idi.
Sahih Muslim 86
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قُهْزَاذَ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ الطَّالَقَانِيَّ، يَقُولُ: سَمِعْتُ ابْنَ الْمُبَارَكِ، يَقُولُ: لَوْ خُيِّرْتُ بَيْنَ أَنْ أَدْخُلَ الْجَنَّةَ وَبَيْنَ أَنْ أَلْقَى عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُحَرَّرٍ لَاخْتَرْتُ أَنْ أَلْقَاهُ ثُمَّ أَدْخُلَ الْجَنَّةَ، فَلَمَّا رَأَيْتُهُ كَانَتْ بَعْرَةٌ أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْهُ.
Bana Muhammed b. Abdullah b. Kuhzâz da tahdis edip dedi ki: Ebû İshak et-Tâlekânî’yi şöyle derken dinledim: Abdullah b. el-Mübârek’i şöyle derken dinledim: Cennete girmek ile Abdullah b. Muharrar’la görüşmekten birini tercih etmekte serbest bırakılacak olursam, şüphesiz onunla karşılaşmayı tercih eder, sonra cennete girmeyi dilerdim. Ama onu görünce, bu sefer bir hayvan pisliği dahi benim için ondan daha değerli oldu.
Sahih Muslim 87
لاَ تَأْخُذُوا عَنْ أَخِي
Bana el-Fadl b. Sehl de tahdis etti. Bize Velid b. Salih tahdis etti. Ubeydullah b. Amr dedi ki: Zeyd b. Ebu Üneyse, "Kardeşimden (rivayet) almayın." dedi.
Sahih Muslim 88
كَانَ يَحْيَى بْنُ أَبِي أُنَيْسَةَ كَذَّابًا
Bana Ahmed b. İbrahim ed-Devraki tahdis edip dedi ki: Bana Abdüsselam el-Vabisi tahdis edip dedi ki: Bana Abdullah b. Cafer er-Rakki, Ubeydullah b. Amr'dan şöyle dediğini tahdis etti: Yahya b. Ebu Üneyse çok yalancı birisi idi.
Sahih Muslim 89
ذُكِرَ فَرْقَدٌ عِنْدَ أَيُّوبَ فَقَالَ إِنَّ فَرْقَدًا لَيْسَ صَاحِبَ حَدِيثٍ
Bana Ahmed b. İbrahim tahdis edip dedi ki: Bana Süleyman b. Harb, Hammad b. Zeyd'den tahdis edip dedi ki: Eyyub'un yanında Ferkad söz konusu edilince şöyle dedi: "Ferkad, hiç şüphesiz, hadis âlimi değildir."
Sahih Muslim 90
ذُكِرَ عِنْدَهُ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ اللَّيْثِيُّ فَضَعَّفَهُ جِدًّا فَقِيلَ لِيَحْيَى أَضْعَفُ مِنْ يَعْقُوبَ بْنِ عَطَاءٍ قَالَ نَعَمْ ثُمَّ قَالَ مَا كُنْتُ أُرَى أَنَّ أَحَدًا يَرْوِي عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ
Bana Abdurrahman b. Bişr el-Abdî tahdis edip dedi ki: Yahya b. Saîd el-Kattân'ı, huzurunda Muhammed b. Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr el-Leysî'den söz edildiğinde onun oldukça zayıf olduğunu söylerken dinledim. Bu defa Yahya'ya: “Yakub b. Atâ'dan da mı zayıftır?” denilince o: “Evet.” dedi. Sonra şunları ekledi: “Ben Muhammed b. Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr'den herhangi bir kimsenin hadis rivayet edeceğini düşünmezdim.”
Sahih Muslim 91
ضَعَّفَ حَكِيمَ بْنَ جُبَيْرٍ وَعَبْدَ الأَعْلَى وَضَعَّفَ يَحْيَى مُوسَى بْنَ دِينَارٍ قَالَ حَدِيثُهُ رِيحٌ وَضَعَّفَ مُوسَى بْنَ دِهْقَانَ وَعِيسَى بْنَ أَبِي عِيسَى الْمَدَنِيَّ قَالَ وَسَمِعْتُ الْحَسَنَ بْنَ عِيسَى يَقُولُ قَالَ لِيَ ابْنُ الْمُبَارَكِ إِذَا قَدِمْتَ عَلَى جَرِيرٍ فَاكْتُبْ عِلْمَهُ كُلَّهُ إِلاَّ حَدِيثَ ثَلاَثَةٍ لاَ تَكْتُبْ حَدِيثَ عُبَيْدَةَ بْنِ مُعَتِّبٍ وَالسَّرِيِّ بْنِ إِسْمَاعِيلَ وَمُحَمَّدِ بْنِ سَالِمٍ
Bana Bişr b. Hakem tahdis edip dedi ki: Yahya b. Saîd el-Kattân'ın, Hakîm b. Cübeyr ile Abdüla'lâ'nın zayıf olduğunu söylediğini dinledim. Yahya, Musa b. Dînâr'ı da zayıf sayarak: “Onun hadisi rüzgârdır.” dedi. Musa b. Dehkân ile Îsâ b. Ebî Îsâ el-Medenî'yi de zayıf saydı. Hasan b. Îsâ'yı da şöyle derken dinledim: İbnü'l-Mübarek bana dedi ki: “Cerîr'in yanına gittiğinde onun ilminin tamamını yaz; ancak üç kişinin hadisini yazma: Ubeyde b. Muattib'in, es-Serî b. İsmail'in ve Muhammed b. Sâlim'in hadislerini yazma.”
Sahih Muslim 92
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ مُعَيْقِيبٍ، أَنَّهُمْ سَأَلُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْمَسْحِ فِي الصَّلاَةِ فَقَالَ " وَاحِدَةٌ " . وَحَدَّثَنِيهِ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْحَارِثِ - حَدَّثَنَا هِشَامٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . وَقَالَ فِيهِ حَدَّثَنِي مُعَيْقِيبٌ، ح وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُعَيْقِيبٌ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي الرَّجُلِ يُسَوِّي التُّرَابَ حَيْثُ يَسْجُدُ قَالَ " إِنْ كُنْتَ فَاعِلاً فَوَاحِدَةً " .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti. Yahya b. Saîd, Hişâm'dan rivayet etti. Hişâm dedi ki: Bana İbn Ebû Kesîr, Ebû Seleme'den, o da Muaykîb'den naklen rivayet etti ki onlar, Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) namazda toprağı düzeltmeyi sordular. O da: “Bir defa.” buyurdu. Bu hadisi bana Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî de rivayet etti. Bize Hâlid, yani İbnü'l-Hâris, rivayet etti. Bize Hişâm bu isnadla rivayet etti; ancak bu rivayette Hişâm: “Bana Muaykîb rivayet etti.” dedi. Bu hadisi bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. Bize Hasan b. Musa rivayet etti. Bize Şeybân, Yahya'dan, o da Ebû Seleme'den rivayet etti. Ebû Seleme dedi ki: Bana Muaykîb rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), secde edeceği yerde toprağı düzelten kimse hakkında: “Eğer mutlaka yapacaksan bir defa yap.” buyurdu.
Sahih Muslim 1220
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا حَمْزَةُ الزَّيَّاتُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مُعَقِّبَاتٌ لاَ يَخِيبُ قَائِلُهُنَّ - أَوْ فَاعِلُهُنَّ - ثَلاَثٌ وَثَلاَثُونَ تَسْبِيحَةً وَثَلاَثٌ وَثَلاَثُونَ تَحْمِيدَةً وَأَرْبَعٌ وَثَلاَثُونَ تَكْبِيرَةً فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ " . حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا أَسْبَاطُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ قَيْسٍ الْمُلاَئِيُّ، عَنِ الْحَكَمِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ .
Bize Nasr b. Aliy El-Cehdamî rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Ahmed rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Hamzetü'z-Zeyyât, Hakem'den, o da Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan, o da Kâ'b b. Ucra'dan, o da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den naklen rivâyet etti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlar: «Bir takım muakkibât vardır ki onları söyleyen —yahut yapan— haybete uğramaz. (Bunlar) her namazın sonunda otuz üç tesbîh, otuz üç tahmîd ve otuz dört tekbîrden ibârettir.»
Sahih Muslim 1350
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا كَبَّرَ فِي الصَّلاَةِ سَكَتَ هُنَيَّةً قَبْلَ أَنْ يَقْرَأَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي أَرَأَيْتَ سُكُوتَكَ بَيْنَ التَّكْبِيرِ وَالْقِرَاءَةِ مَا تَقُولُ قَالَ " أَقُولُ اللَّهُمَّ بَاعِدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَاىَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ اللَّهُمَّ نَقِّنِي مِنْ خَطَايَاىَ كَمَا يُنَقَّى الثَّوْبُ الأَبْيَضُ مِنَ الدَّنَسِ اللَّهُمَّ اغْسِلْنِي مِنْ خَطَايَاىَ بِالثَّلْجِ وَالْمَاءِ وَالْبَرَدِ " . حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، - يَعْنِي ابْنَ زِيَادٍ - كِلاَهُمَا عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ جَرِيرٍ .
Bana Züheyr b. Harb rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr, Umâretü'bnü Ka'kaa'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivâyet etti. Ebû Hüreyre şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz için tekbîr aldığı vakit Kur'ân okumazdan önce bir an sükût ederdi. Ben: «Yâ Resûlüllah! Anam babam sana feda olsun, şu tekbîr ile kıraat arasındaki sükûtunu lütfen bana söyle; o esnada ne diyorsun?» dedim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «Allah'ım! Benimle günahlarımın arasını mağrible meşrik arası gibi ırak eyle! Yâ Rabb! Beni günahlarımdan beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi temiz pâk eyle! Yâ Rabb! Beni günahlarımdan kar ile, su ile ve dolu ile yıka, derim.» buyurdular.
Sahih Muslim 1354
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ حَجَّاجٍ الصَّوَّافِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلاَ تَقُومُوا حَتَّى تَرَوْنِي " . وَقَالَ ابْنُ حَاتِمٍ " إِذَا أُقِيمَتْ أَوْ نُودِيَ " . وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَعْمَرٍ، قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَحَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ حَجَّاجِ بْنِ أَبِي عُثْمَانَ، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ شَيْبَانَ، كُلُّهُمْ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَزَادَ إِسْحَاقُ فِي رِوَايَتِهِ حَدِيثَ مَعْمَرٍ وَشَيْبَانَ " حَتَّى تَرَوْنِي قَدْ خَرَجْتُ " .
Bana Muhammed b. Hâtim ile Ubeydullah b. Saîd rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Yahya b. Saîd, Haccâc-ı Savvâf'tan rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Ebî Kesîr, Ebû Seleme ile Abdullah b. Ebû Katâde'den, onlar da Ebû Katâde'den naklen rivâyet etti. Ebû Katâde şöyle dedi: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): «İkaamet getirildiği zaman beni görmedikçe ayağa kalkmayın.» buyurdular. İbn Hâtim: «İkaamet getirildiği yahut ezan okunduğu zaman...» dedi.
Sahih Muslim 1365
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ أَشْهَدُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَصَلَّى قَبْلَ الْخُطْبَةِ - قَالَ - ثُمَّ خَطَبَ فَرَأَى أَنَّهُ لَمْ يُسْمِعِ النِّسَاءَ فَأَتَاهُنَّ فَذَكَّرَهُنَّ وَوَعَظَهُنَّ وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ وَبِلاَلٌ قَائِلٌ بِثَوْبِهِ فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي الْخَاتَمَ وَالْخُرْصَ وَالشَّىْءَ . وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، ح وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ الدَّوْرَقِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، كِلاَهُمَا عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbn Ebî Ömer rivâyet ettiler. Ebû Bekir dedi ki: Bize Süfyânü'bnü Uyeyne rivâyet etti. Dedi ki: Bize Eyyûb rivâyet etti. Dedi ki: Ben Atâ'dan dinledim. Dedi ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) namazı hutbeden önce kıldığına şehâdet ederim. Sonra hutbe okudu. Müteakiben hutbeyi kadınlara işittiremediğini düşünerek onların yanına geldi. Kendilerine va'z u nasîhatta bulundu ve sadaka vermelerini emretti. Bilâl elbisesini açmış bekliyordu. Derken kadınlar yüzük, halka ve kıymetli şeylerini atmaya başladılar. Bu hadisi bana Ebü'r-Rebî' ez-Zehrânî de rivâyet etti. Bize Hammâd rivâyet etti. Hakeza bana Ya'kûb ed-Devrakî rivâyet etti. Bize İsmâil b. İbrahim rivâyet etti. Her ikisi de Eyyûb'dan bu isnadla bunun benzerini rivâyet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2045
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ أَشْهَدُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَصَلَّى قَبْلَ الْخُطْبَةِ - قَالَ - ثُمَّ خَطَبَ فَرَأَى أَنَّهُ لَمْ يُسْمِعِ النِّسَاءَ فَأَتَاهُنَّ فَذَكَّرَهُنَّ وَوَعَظَهُنَّ وَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ وَبِلاَلٌ قَائِلٌ بِثَوْبِهِ فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي الْخَاتَمَ وَالْخُرْصَ وَالشَّىْءَ . وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، ح وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ الدَّوْرَقِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، كِلاَهُمَا عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbn Ebî Ömer rivâyet ettiler. Ebû Bekir dedi ki: Bize Süfyânü'bnü Uyeyne rivâyet etti. Dedi ki: Bize Eyyûb rivâyet etti. Dedi ki: Ben Atâ'dan dinledim. Dedi ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) namazı hutbeden önce kıldığına şehâdet ederim. Sonra hutbe okudu. Müteakiben hutbeyi kadınlara işittiremediğini düşünerek onların yanına geldi. Kendilerine va'z u nasîhatta bulundu ve sadaka vermelerini emretti. Bilâl elbisesini açmış bekliyordu. Derken kadınlar yüzük, halka ve kıymetli şeylerini atmaya başladılar. Bu hadisi bana Ebü'r-Rebî' ez-Zehrânî de rivâyet etti. Bize Hammâd rivâyet etti. Hakeza bana Ya'kûb ed-Devrakî rivâyet etti. Bize İsmâil b. İbrahim rivâyet etti. Her ikisi de Eyyûb'dan bu isnadla bunun benzerini rivâyet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2046
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ يَوْمَ أَضْحَى أَوْ فِطْرٍ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ لَمْ يُصَلِّ قَبْلَهَا وَلاَ بَعْدَهَا ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ وَمَعَهُ بِلاَلٌ فَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي خُرْصَهَا وَتُلْقِي سِخَابَهَا . وَحَدَّثَنِيهِ عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، جَمِيعًا عَنْ غُنْدَرٍ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivâyet etti. Dedi ki: Bize babam rivâyet etti. Dedi ki: Bize Şube, Adiyy'den, o da Saîdü'bnü Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'dan naklen rivâyet etti ki Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kurban veya Ramazan bayramı günü namazgâha çıkarak iki rekât namaz kılmış. Bu namazdan önce ve sonra hiçbir namaz kılmamış. Sonra maiyyetinde Bilâl olduğu hâlde kadınların yanına gelerek onlara sadaka vermelerini emir buyurmuş. Bunun üzerine kadınlardan bazısı halkasını, bazısı da gerdanlığını atmaya başlamış. Bu hadisi bana Amr en-Nâkıd da rivâyet etti. Bize İbn İdrîs rivâyet etti. Hakeza bana Ebû Bekir b. Nâfi' ile Muhammed b. Beşşâr da hep birden Gunder'den rivâyet ettiler. İbn İdrîs ile Gunder'in ikisi de Şube'den bu isnadla bunun benzerini rivâyet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2057
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ يَوْمَ أَضْحَى أَوْ فِطْرٍ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ لَمْ يُصَلِّ قَبْلَهَا وَلاَ بَعْدَهَا ثُمَّ أَتَى النِّسَاءَ وَمَعَهُ بِلاَلٌ فَأَمَرَهُنَّ بِالصَّدَقَةِ فَجَعَلَتِ الْمَرْأَةُ تُلْقِي خُرْصَهَا وَتُلْقِي سِخَابَهَا . وَحَدَّثَنِيهِ عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ جَمِيعًا عَنْ غُنْدَرٍ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivâyet etti. Dedi ki: Bize babam rivâyet etti. Dedi ki: Bize Şube, Adiyy'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan naklen rivâyet etti ki, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kurban veya Ramazan Bayramı günü namazgâha çıkarak iki rekât namaz kılmış. Bu namazdan önce ve sonra hiçbir namaz kılmamış. Sonra maiyetinde Bilâl olduğu hâlde kadınların yanına gelerek onlara sadaka vermelerini emir buyurmuş. Bunun üzerine kadınlardan bazısı halkasını, bazısı da gerdanlığını atmaya başlamış. Bu hadisi bana Amr en-Nâkıd da rivâyet etti. Dedi ki: Bize İbn İdrîs rivâyet etti. Hâ keza bana Ebû Bekir b. Nâfi' ile Muhammed b. Beşşâr da hep birlikte Gunder'den rivâyet ettiler. İbn İdrîs ile Gunder'in ikisi de Şube'den bu isnatla bunun benzerini rivâyet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2058
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ أَتَيْتُ عَائِشَةَ فَإِذَا النَّاسُ قِيَامٌ وَإِذَا هِيَ تُصَلِّي فَقُلْتُ مَا شَأْنُ النَّاسِ وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ ابْنِ نُمَيْرٍ عَنْ هِشَامٍ . أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، قَالَ لاَ تَقُلْ كَسَفَتِ الشَّمْسُ وَلَكِنْ قُلْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Üsâme, Hişâm'dan, o da Fâtıme'den, o da Esmâ'dan naklen rivâyet etti. Esmâ şöyle dedi: Âişe'ye geldim. Bir de baktım, halk ayakta; Âişe de namaz kılıyor. «Bu insanlara ne oluyor?» dedim. Hadisi, İbn Nümeyr'in Hişâm'dan rivâyet ettiği hadisin benzeri olarak anlattı. Bize Yahyâ b. Yahyâ haber verdi. Dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den naklen haber verdi. Urve şöyle dedi: «Güneş kesefe uğradı demeyin; güneş hasefe uğradı deyin.»
Sahih Muslim 2104
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ أَتَيْتُ عَائِشَةَ فَإِذَا النَّاسُ قِيَامٌ وَإِذَا هِيَ تُصَلِّي فَقُلْتُ مَا شَأْنُ النَّاسِ وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ ابْنِ نُمَيْرٍ عَنْ هِشَامٍ . أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، قَالَ لاَ تَقُلْ كَسَفَتِ الشَّمْسُ وَلَكِنْ قُلْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivâyet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Üsâme, Hişâm'dan, o da Fâtıme'den, o da Esmâ'dan naklen rivâyet etti. Esmâ şöyle dedi: Âişe'ye geldim. Bir de baktım, halk ayakta; Âişe de namaz kılıyor. «Bu insanlara ne oluyor?» dedim. Hadisi, İbn Nümeyr'in Hişâm'dan rivâyet ettiği hadisin benzeri olarak anlattı. Bize Yahyâ b. Yahyâ haber verdi. Dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den naklen haber verdi. Urve şöyle dedi: «Güneş kesefe uğradı demeyin; güneş hasefe uğradı deyin.»
Sahih Muslim 2105
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي الْهَيَّاجِ الأَسَدِيِّ قَالَ قَالَ لِي عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ أَلاَّ أَبْعَثُكَ عَلَى مَا بَعَثَنِي عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ تَدَعَ تِمْثَالاً إِلاَّ طَمَسْتَهُ وَلاَ قَبْرًا مُشْرِفًا إِلاَّ سَوَّيْتَهُ . وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - وَهُوَ الْقَطَّانُ - حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي حَبِيبٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ وَلاَ صُورَةً إِلاَّ طَمَسْتَهَا .
Bize Yahya b. Yahya, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Yahya: «Bize haber verdi.» dedi; diğer ikisi ise: «Bize Vekî', Süfyân'dan, o Habîb b. Ebî Sâbit'ten, o Ebû Vâil'den, o da Ebü'l-Heyyâc el-Esedî'den rivayet etti.» dediler. Ebü'l-Heyyâc şöyle dedi: Ali b. Ebî Tâlib bana: «Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) beni gönderdiği iş için ben de seni göndereyim mi? Yok etmediğin hiçbir heykel ve düzlemediğin hiçbir yüksek kabir bırakma!» dedi. Bu hadisi bana Ebû Bekir b. Hallâd el-Bâhilî de rivayet etti. Bize Yahya, yani el-Kattân rivayet etti. Bize Süfyân rivayet etti. Bana Habîb bu isnadla rivayet etti ve: «Silmediğin hiçbir suret bırakma!» dedi.
Sahih Muslim 2243
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا دَاوُدُ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَصْرُخُ بِالْحَجِّ صُرَاخًا فَلَمَّا قَدِمْنَا مَكَّةَ أَمَرَنَا أَنْ نَجْعَلَهَا عُمْرَةً إِلاَّ مَنْ سَاقَ الْهَدْىَ فَلَمَّا كَانَ يَوْمُ التَّرْوِيَةِ وَرُحْنَا إِلَى مِنًى أَهْلَلْنَا بِالْحَجِّ .
Bana Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî rivayet etti. Dedi ki: Bize Abdüla'lâ b. Abdila'lâ rivayet etti. Dedi ki: Bize Dâvûd, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. Ebû Saîd şöyle demiş: «Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte hac için avazımız çıktığı kadar yüksek sesle telbiye getirerek yola çıktık. Mekke'ye vardığımız zaman, hedy götürenler müstesna olmak üzere, bu haccı umreye çevirmemizi emretti. Terviye günü gelip Mina'ya yöneldiğimiz vakit hac için telbiye getirdik.»
Sahih Muslim 3023
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، وَعَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ وَحُمَيْدٍ أَنَّهُمْ سَمِعُوا أَنَسًا، - رضى الله عنه - قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَهَلَّ بِهِمَا جَمِيعًا " لَبَّيْكَ عُمْرَةً وَحَجًّا لَبَّيْكَ عُمْرَةً وَحَجًّا " . وَحَدَّثَنِيهِ عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، وَحُمَيْدٍ الطَّوِيلِ قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ أَنَسًا، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَبَّيْكَ عُمْرَةً وَحَجًّا " . وَقَالَ حُمَيْدٌ قَالَ أَنَسٌ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَبَّيْكَ بِعُمْرَةٍ وَحَجٍّ " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. Dedi ki: Bize Hüşeym, Yahya b. Ebî İshâk, Abdülazîz b. Suhayb ve Humeyd'den naklen haber verdi. Bunlar Enes'i (radıyallahu anh) şöyle derken işitmişler: «Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem) umre ile haccın ikisi için birden: “Umre ve hac için lebbeyk! Umre ve hac için lebbeyk!” diyerek telbiye getirirken işittim.» Bu hadisi bana Ali b. Hucr da rivayet etti. Dedi ki: Bize İsmâil b. İbrâhim, Yahya b. Ebî İshâk ile Humeyd et-Tavîl'den naklen haber verdi. Yahya: «Enes'i: “Nebî'yi (sallallahu aleyhi ve sellem), ‘Umre ve hac için lebbeyk!’ derken işittim.” derken işittim.» dedi. Humeyd ise: «Enes: “Resûlullah'ı (sallallahu aleyhi ve sellem), ‘Bir umre ve bir hac için lebbeyk!’ derken işittim.” dedi.»
Sahih Muslim 3028
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، وَعَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ وَحُمَيْدٍ أَنَّهُمْ سَمِعُوا أَنَسًا، - رضى الله عنه - قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَهَلَّ بِهِمَا جَمِيعًا " لَبَّيْكَ عُمْرَةً وَحَجًّا لَبَّيْكَ عُمْرَةً وَحَجًّا " . وَحَدَّثَنِيهِ عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي إِسْحَاقَ، وَحُمَيْدٍ الطَّوِيلِ قَالَ يَحْيَى سَمِعْتُ أَنَسًا، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَبَّيْكَ عُمْرَةً وَحَجًّا " . وَقَالَ حُمَيْدٌ قَالَ أَنَسٌ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَبَّيْكَ بِعُمْرَةٍ وَحَجٍّ " .
(Bize Yâhyâ b. Yahya rivâyet etti ki): Bize Hüşeym, Yahya b. Ebî İshâk ile Abdülazîz b. Suhayb ve Humeyd'den naklen haber verdi ki, bu zevat Enes'i (radıyallahü anh) şöyle derken işitmişler: Resûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) ömre ile haccın ikisine birden: «Ömre ile hacc için lebbeyk; ömre ile hacc için lebbeyk!» buyururken işittim.
Sahih Muslim 3029
وَحَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ مُدْرِكٍ الأَشْجَعِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، لَبَّى حِينَ أَفَاضَ مِنْ جَمْعٍ فَقِيلَ أَعْرَابِيٌّ هَذَا فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ أَنَسِيَ النَّاسُ أَمْ ضَلُّوا سَمِعْتُ الَّذِي أُنْزِلَتْ عَلَيْهِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ يَقُولُ فِي هَذَا الْمَكَانِ " لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ " . وَحَدَّثَنَاهُ حَسَنٌ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حُصَيْنٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ
(Bize Süreyc b. Yûnus rivâyet etti ki): Bize Hüşeym rivâyet etti. Bize Husayn, Kesîr b. Müdrik el-Eşcaî'den, o da Abdurrahmân b. Yezîd'den naklen haber verdi ki, Abdullah Müzdelife'den akın ettiği vakit telbiye getirmiş. Bunun üzerine: «Bu adam bedevî midir?» diyenler olmuş. Abdullah da: «Bu insanlar unuttular mı, yoksa saptılar mı? Ben, kendisine Bakara sûresi indirilen zâtı bu yerde: 'Lebbeyk Allahümme lebbeyk!' derken işittim.» demiş. Bu hadisi bize Hasan el-Hulvânî de rivâyet etti. Bize Yahya b. Âdem rivâyet etti. Bize Süfyân, Husayn'dan bu isnadla rivâyet etti.
Sahih Muslim 3092
وَحَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ مُدْرِكٍ الأَشْجَعِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ، لَبَّى حِينَ أَفَاضَ مِنْ جَمْعٍ فَقِيلَ أَعْرَابِيٌّ هَذَا فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ أَنَسِيَ النَّاسُ أَمْ ضَلُّوا سَمِعْتُ الَّذِي أُنْزِلَتْ عَلَيْهِ سُورَةُ الْبَقَرَةِ يَقُولُ فِي هَذَا الْمَكَانِ " لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ " . وَحَدَّثَنَاهُ حَسَنٌ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حُصَيْنٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ
(Bize Süreyc b. Yûnus rivâyet etti ki): Bize Hüşeym rivâyet etti. Bize Husayn, Kesîr b. Müdrik el-Eşcaî'den, o da Abdurrahmân b. Yezîd'den naklen haber verdi ki, Abdullah Müzdelife'den akın ettiği vakit telbiye getirmiş. Bunun üzerine: «Bu adam bedevî midir?» diyenler olmuş. Abdullah da: «Bu insanlar unuttular mı, yoksa saptılar mı? Ben, kendisine Bakara sûresi indirilen zâtı bu yerde: 'Lebbeyk Allahümme lebbeyk!' derken işittim.» demiş. Bu hadisi bize Hasan el-Hulvânî de rivâyet etti. Bize Yahya b. Âdem rivâyet etti. Bize Süfyân, Husayn'dan bu isnadla rivâyet etti.
Sahih Muslim 3093
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ الْخَطْمِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا أَيُّوبَ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، صَلَّى مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ الْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ بِالْمُزْدَلِفَةِ . وَحَدَّثَنَاهُ قُتَيْبَةُ، وَابْنُ، رُمْحٍ عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . قَالَ ابْنُ رُمْحٍ فِي رِوَايَتِهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ الْخَطْمِيِّ، وَكَانَ، أَمِيرًا عَلَى الْكُوفَةِ عَلَى عَهْدِ ابْنِ الزُّبَيْرِ .
Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti. Dedi ki: Bize Süleyman b. Bilâl, Yahya b. Saîd'den naklen haber verdi. Dedi ki: Bana Adîyyü'bnü Sâbit haber verdi. Ona da Abdullah b. Yezîd el-Hatmî rivâyet etmiş, ona da Ebû Eyyûb haber vermiş ki kendisi, Veda Haccı'nda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte akşam ve yatsı namazlarını Müzdelife'de kılmış. Bu hadisi bize Kuteybe ile İbn Rumh da Leys b. Sa'd'dan, o da Yahya b. Saîd'den bu isnadla rivâyet ettiler. İbn Rumh kendi rivâyetinde Abdullah b. Yezîd el-Hatmî hakkında: «İbnü'z-Zübeyr devrinde Kûfe valisi idi.» demiştir.
Sahih Muslim 3108
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ يَزِيدَ الْخَطْمِيَّ، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا أَيُّوبَ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، صَلَّى مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ الْمَغْرِبَ وَالْعِشَاءَ بِالْمُزْدَلِفَةِ . وَحَدَّثَنَاهُ قُتَيْبَةُ، وَابْنُ، رُمْحٍ عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . قَالَ ابْنُ رُمْحٍ فِي رِوَايَتِهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ الْخَطْمِيِّ، وَكَانَ، أَمِيرًا عَلَى الْكُوفَةِ عَلَى عَهْدِ ابْنِ الزُّبَيْرِ .
Bize Yahya b. Yahya rivâyet etti. Dedi ki: Bize Süleyman b. Bilâl, Yahya b. Saîd'den naklen haber verdi. Dedi ki: Bana Adîyyü'bnü Sâbit haber verdi. Ona da Abdullah b. Yezîd el-Hatmî rivâyet etmiş, ona da Ebû Eyyûb haber vermiş ki kendisi, Veda Haccı'nda Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte akşam ve yatsı namazlarını Müzdelife'de kılmış. Bu hadisi bize Kuteybe ile İbn Rumh da Leys b. Sa'ddan, o da Yahya b. Saîd'den bu isnadla rivâyet ettiler. İbn Rumh kendi rivâyetinde Abdullah b. Yezîd el-Hatmî hakkında: «İbnü'z-Zübeyr devrinde Kûfe valisi idi.» demiştir.
Sahih Muslim 3109
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَعُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ حَاضَتْ صَفِيَّةُ بِنْتُ حُيَىٍّ بَعْدَ مَا أَفَاضَتْ - قَالَتْ عَائِشَةُ - فَذَكَرْتُ حِيضَتَهَا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَحَابِسَتُنَا هِيَ " . قَالَتْ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا قَدْ كَانَتْ أَفَاضَتْ وَطَافَتْ بِالْبَيْتِ ثُمَّ حَاضَتْ بَعْدَ الإِفَاضَةِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَلْتَنْفِرْ" .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd tahdis etti. Dedi ki: Bize Leys tahdis etti. H. Bize Muhammed b. Rumh da rivâyet etti. Dedi ki: Bize Leys, İbn Şihâb'dan, o da Ebû Seleme ile Urve'den naklen rivâyet etti. Onlar da Âişe'nin şöyle dediğini rivâyet ettiler: «Safiyye binti Huyey, tavaf-ı ifâzayı yaptıktan sonra hayız gördü. Ben onun hayız hâlini Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e anlattım da Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O bizi yolumuzdan alıkoyacak mı?” buyurdu. Ben: “Yâ Resûlullah! O ifâzasını yapmış ve Beyt'i tavaf etmişti. İfâzadan sonra hayız gördü.” dedim. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse yola revan olsun!” buyurdu.»
Sahih Muslim 3222
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، قَالَ أَحْمَدُ حَدَّثَنَا وَقَالَ، الآخَرَانِ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَتْ طَمِثَتْ صَفِيَّةُ بِنْتُ حُيَىٍّ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ بَعْدَ مَا أَفَاضَتْ طَاهِرًا بِمِثْلِ حَدِيثِ اللَّيْثِ .
Bana Ebu't-Tahir ile Harmeletu'bnü Yahya ve Ahmed b. Îsâ rivayet ettiler. Ahmed, «Bize rivayet etti.»; ötekiler ise «Bize haber verdi.» tâbirlerini kullandılar. Dediler ki: Bize İbni Vehb haber verdi. Dedi ki: Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan bu isnâdla haber verdi. Âişe, Leys hadîsinde olduğu gibi: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Safiyye binti Huyeyy, veda haccında temiz iken ifâzasını yaptıktan sonra hayız gördü.» demiş.
Sahih Muslim 3223
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَعِيدٍ - حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، كُلُّهُمْ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بْنِ الْقَاسِمِ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا ذَكَرَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ صَفِيَّةَ قَدْ حَاضَتْ . بِمَعْنَى حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ .
Bize Kuteybe, yani İbni Saîd rivayet etti. Dedi ki: Bize Leys rivayet etti. H. Bize Züheyr b. Harb de rivayet etti. Dedi ki: Bize Süfyân rivayet etti. H. Bana Muhammedu'bnü'l-Müsennâ dahi rivayet etti. Dedi ki: Bize Abdü'l-Vehhâb rivayet etti. Dedi ki: Bize Eyyûb rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Abdurrahmân b. Kâsım'dan, o babasından, o da Âişe'den naklen, onun Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Safiyye'nin hayız gördüğünü söylediğini Zührî'nin hadîsi mânâsında rivayet etmişlerdir.
Sahih Muslim 3224
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا أَفْلَحُ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنَّا نَتَخَوَّفُ أَنْ تَحِيضَ، صَفِيَّةُ قَبْلَ أَنْ تُفِيضَ - قَالَتْ - فَجَاءَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَحَابِسَتُنَا صَفِيَّةُ " . قُلْنَا قَدْ أَفَاضَتْ . قَالَ " فَلاَ إِذًا " .
Bize Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb rivayet etti. Dedi ki: Bize Eflâh, Kâsım b. Muhammed'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: «Safiyye'nin tavaf-ı ifâzayı yapmadan hayız göreceğinden korkuyorduk. Derken yanımıza Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek: ‘Safiyye bizi yolumuzdan alıkoyacak mı?’ diye sordu. Biz: ‘O, ifâzasını yaptı.’ dedik. ‘Öyleyse hayır.’ buyurdu.»
Sahih Muslim 3225
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ صَفِيَّةَ بِنْتَ حُيَىٍّ قَدْ حَاضَتْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَعَلَّهَا تَحْبِسُنَا أَلَمْ تَكُنْ قَدْ طَافَتْ مَعَكُنَّ بِالْبَيْتِ " . قَالُوا بَلَى . قَالَ " فَاخْرُجْنَ " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Abdullah b. Ebî Bekr'den, onun da babasından, onun da Amra binti Abdirrahmân'dan, onun da Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum. Âişe, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «Yâ Resûlallah! Safiyye binti Huyey hayız gördü.» demiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Galiba o bizi yolumuzdan alıkoyacak. Sizinle birlikte Beyt'i tavaf etmiş miydi?» demiş. Oradakiler: «Evet, etmişti!» cevabını vermişler. «Öyleyse yola çıkın!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3226
حَدَّثَنِي الْحَكَمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، - لَعَلَّهُ قَالَ - عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَادَ مِنْ صَفِيَّةَ بَعْضَ مَا يُرِيدُ الرَّجُلُ مِنْ أَهْلِهِ . فَقَالُوا إِنَّهَا حَائِضٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " وَإِنَّهَا لَحَابِسَتُنَا " . فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا قَدْ زَارَتْ يَوْمَ النَّحْرِ . قَالَ " فَلْتَنْفِرْ مَعَكُمْ " .
Bana Hakem b. Musa rivayet etti. (Dedi ki): Bana Yahya b. Hamza, Evzâî'den, galiba «Yahya b. Ebî Kesîr'den» dedi, o da Muhammed b. İbrahim et-Teymî'den, o da Ebû Seleme'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Safiyye'den bir erkeğin ailesinden istediği şeylerden bazısını istemiş. Bunun üzerine: «Yâ Resûlallah! O hayızlıdır.» demişler. Resûlullah: «Öyleyse o bizi mutlaka alıkoyacak.» buyurmuş. Onlar: «Yâ Resûlallah! O, kurban günü ziyaret tavafını yaptı.» demişler. Resûlullah: «Öyleyse sizinle birlikte yola çıksın.» buyurmuş.
Sahih Muslim 3227
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أَرَادَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَنْفِرَ إِذَا صَفِيَّةُ عَلَى بَابِ خِبَائِهَا كَئِيبَةً حَزِينَةً . فَقَالَ " عَقْرَى حَلْقَى إِنَّكِ لَحَابِسَتُنَا " . ثُمَّ قَالَ لَهَا " أَكُنْتِ أَفَضْتِ يَوْمَ النَّحْرِ " . قَالَتْ نَعَمْ . قَالَ " فَانْفِرِي " .
Bize Muhammed b. Müsenna ile İbn Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Muâz da rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Hakem'den, o da İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle dedi: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yola çıkmak istediği sırada bir de baktı ki Safiyye, çadırının kapısında kederli ve mahzun duruyor. Bunun üzerine: «Kısır ve başı tıraşlı olasıca! Sen bizi mutlaka alıkoyacaksın.» buyurdu. Sonra ona: «Kurban günü ifâza tavafını yapmış mıydın?» diye sordu. Safiyye: «Evet.» dedi. Resûlullah: «Öyleyse yola çık!» buyurdu.
Sahih Muslim 3228
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَبُو كُرَيْبٍ عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، جَمِيعًا عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . نَحْوَ حَدِيثِ الْحَكَمِ غَيْرَ أَنَّهُمَا لاَ يَذْكُرَانِ كَئِيبَةً حَزِينَةً .
Bize Yahya b. Yahya, Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb, Ebû Muâviye'den, o da A'meş'ten rivayet ettiler. Hâ keza bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr, Mansûr'dan rivayet etti. Her ikisi de İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den Hakam'ın hadisi gibi rivayette bulunmuşlardır. Ancak bu ikisi «kederli ve üzgün» sözlerini zikretmemişlerdir.
Sahih Muslim 3229
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الَّذِي يُعْتِقُ جَارِيَتَهُ ثُمَّ يَتَزَوَّجُهَا " لَهُ أَجْرَانِ " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Abdullah, Mutarrif'ten, o da Âmir'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Mûsâ'dan naklen haber verdi. Ebû Mûsâ şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cariyesini âzâd edip de sonra onunla evlenen kimse hakkında: «Onun için iki ecir vardır.» buyurdular.
Sahih Muslim 3499
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَتَقَارَبَا فِي لَفْظِ الْحَدِيثِ - قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَيْنِ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} حَتَّى حَجَّ عُمَرُ وَحَجَجْتُ مَعَهُ فَلَمَّا كُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَدَلَ عُمَرُ وَعَدَلْتُ مَعَهُ بِالإِدَاوَةِ فَتَبَرَّزَ ثُمَّ أَتَانِي فَسَكَبْتُ عَلَى يَدَيْهِ فَتَوَضَّأَ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَانِ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُمَا { إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} قَالَ عُمَرُ وَاعَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ - قَالَ الزُّهْرِيُّ كَرِهَ وَاللَّهِ مَا سَأَلَهُ عَنْهُ وَلَمْ يَكْتُمْهُ - قَالَ هِيَ حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ . ثُمَّ أَخَذَ يَسُوقُ الْحَدِيثَ قَالَ كُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ - قَالَ - وَكَانَ مَنْزِلِي فِي بَنِي أُمَيَّةَ بْنِ زَيْدٍ بِالْعَوَالِي فَتَغَضَّبْتُ يَوْمًا عَلَى امْرَأَتِي فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي . فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ . فَانْطَلَقْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ أَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ نَعَمْ . فَقُلْتُ أَتَهْجُرُهُ إِحْدَاكُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ قَالَتْ نَعَمْ . قُلْتُ قَدْ خَابَ مَنْ فَعَلَ ذَلِكَ مِنْكُنَّ وَخَسِرَ أَفَتَأْمَنُ إِحْدَاكُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ لاَ تُرَاجِعِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ تَسْأَلِيهِ شَيْئًا وَسَلِينِي مَا بَدَا لَكِ وَلاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْسَمَ وَأَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْكِ - يُرِيدُ عَائِشَةَ - قَالَ وَكَانَ لِي جَارٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا فَيَأْتِينِي بِخَبَرِ الْوَحْىِ وَغَيْرِهِ وَآتِيهِ بِمِثْلِ ذَلِكَ وَكُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ الْخَيْلَ لِتَغْزُوَنَا فَنَزَلَ صَاحِبِي ثُمَّ أَتَانِي عِشَاءً فَضَرَبَ بَابِي ثُمَّ نَادَانِي فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ . قُلْتُ مَاذَا أَجَاءَتْ غَسَّانُ قَالَ لاَ بَلْ أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ وَأَطْوَلُ طَلَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ . فَقُلْتُ قَدْ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ قَدْ كُنْتُ أَظُنُّ هَذَا كَائِنًا حَتَّى إِذَا صَلَّيْتُ الصُّبْحَ شَدَدْتُ عَلَيَّ ثِيَابِي ثُمَّ نَزَلْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ وَهِيَ تَبْكِي فَقُلْتُ أَطَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لاَ أَدْرِي هَا هُوَ ذَا مُعْتَزِلٌ فِي هَذِهِ الْمَشْرُبَةِ . فَأَتَيْتُ غُلاَمًا لَهُ أَسْوَدَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ . فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَيَّ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى الْمِنْبَرِ فَجَلَسْتُ فَإِذَا عِنْدَهُ رَهْطٌ جُلُوسٌ يَبْكِي بَعْضُهُمْ فَجَلَسْتُ قَلِيلاً ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ ثُمَّ أَتَيْتُ الْغُلاَمَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ . فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَيَّ . فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ . فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا فَإِذَا الْغُلاَمُ يَدْعُونِي فَقَالَ ادْخُلْ فَقَدْ أَذِنَ لَكَ فَدَخَلْتُ فَسَلَّمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ مُتَّكِئٌ عَلَى رَمْلِ حَصِيرٍ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ فَقُلْتُ أَطَلَّقْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ نِسَاءَكَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ إِلَيَّ وَقَالَ " لاَ " . فَقُلْتُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَوْ رَأَيْتَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ فَتَغَضَّبْتُ عَلَى امْرَأَتِي يَوْمًا فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي . فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ . فَقُلْتُ قَدْ خَابَ مَنْ فَعَلَ ذَلِكَ مِنْهُنَّ وَخَسِرَ أَفَتَأْمَنُ إِحْدَاهُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ دَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْسَمُ مِنْكِ وَأَحَبُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْكِ . فَتَبَسَّمَ أُخْرَى فَقُلْتُ أَسْتَأْنِسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " نَعَمْ " . فَجَلَسْتُ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فِي الْبَيْتِ فَوَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ فِيهِ شَيْئًا يَرُدُّ الْبَصَرَ إِلاَّ أُهُبًا ثَلاَثَةً فَقُلْتُ ادْعُ اللَّهَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ يُوَسِّعَ عَلَى أُمَّتِكَ فَقَدْ وَسَّعَ عَلَى فَارِسَ وَالرُّومِ وَهُمْ لاَ يَعْبُدُونَ اللَّهَ فَاسْتَوَى جَالِسًا ثُمَّ قَالَ " أَفِي شَكٍّ أَنْتَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلَتْ لَهُمْ طَيِّبَاتُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا " . فَقُلْتُ اسْتَغْفِرْ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ . وَكَانَ أَقْسَمَ أَنْ لاَ يَدْخُلَ عَلَيْهِنَّ شَهْرًا مِنْ شِدَّةِ مَوْجِدَتِهِ عَلَيْهِنَّ . حَتَّى عَاتَبَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ . قَالَ الزُّهْرِيُّ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا مَضَى تِسْعٌ وَعِشْرُونَ لَيْلَةً دَخَلَ عَلَيَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَدَأَ بِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ أَقْسَمْتَ أَنْ لاَ تَدْخُلَ عَلَيْنَا شَهْرًا وَإِنَّكَ دَخَلْتَ مِنْ تِسْعٍ وَعِشْرِينَ أَعُدُّهُنَّ . فَقَالَ " إِنَّ الشَّهْرَ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ - ثُمَّ قَالَ - يَا عَائِشَةُ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تَعْجَلِي فِيهِ حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ " . ثُمَّ قَرَأَ عَلَيَّ الآيَةَ { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ} حَتَّى بَلَغَ { أَجْرًا عَظِيمًا} قَالَتْ عَائِشَةُ قَدْ عَلِمَ وَاللَّهِ أَنَّ أَبَوَيَّ لَمْ يَكُونَا لِيَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ قَالَتْ فَقُلْتُ أَوَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَيَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ . قَالَ مَعْمَرٌ فَأَخْبَرَنِي أَيُّوبُ أَنَّ عَائِشَةَ قَالَتْ لاَ تُخْبِرْ نِسَاءَكَ أَنِّي اخْتَرْتُكَ فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ أَرْسَلَنِي مُبَلِّغًا وَلَمْ يُرْسِلْنِي مُتَعَنِّتًا " . قَالَ قَتَادَةُ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا مَالَتْ قُلُوبُكُمَا.
Bize İshâk b. İbrahim el-Hanzalî ile Muhammed b. Ebî Ömer rivayet ettiler. Hadisin lafzını ikisi de birbirine yakın ifade ettiler. İbni Ebî Ömer: «Bize rivayet etti» tabirini kullandı. İshâk ise: «Bize Abdürrezzâk haber verdi» dedi. Abdürrezzâk: Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdillah b. Ebî Sevr'den, o da İbni Abbas'tan naklen haber verdi, demiş. İbni Abbâs şunları söylemiş: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden, haklarında Allah Teâlâ'nın: “Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, çünkü kalpleriniz meyletmiştir.” [Tahrîm, 4] buyurduğu iki kadının kimler olduğunu Ömer'e sormayı arzu eder dururdum. Nihayet Ömer haccetti. Onunla birlikte ben de haccettim. Yolun bir yerinde Ömer saptı. Elimde su tulumu olduğu halde onunla birlikte ben de saptım. Kazâ-yı hâcet etti; sonra yanıma geldi. Ellerine su döktüm; abdest aldı. O zaman: “Yâ Emîre'l-mü'minîn! Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden, kendilerine Allah Azze ve Celle'nin: ‘Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz, çünkü kalpleriniz meyletmiştir.’ buyurduğu iki kadın kimlerdir?” dedim. Ömer: “Şaşarım sana ey İbni Abbas! Onlar Hafsa ile Âişe'dir.” cevabını verdi. Zührî demiş ki: Vallahi Ömer, İbni Abbâs'ın sorduğu sualden hoşlanmamış, fakat cevabı gizlememiştir. Bundan sonra Ömer hadisi rivayete başladı ve dedi ki: “Biz Kureyş cemaati, kadınlara hâkim olan bir kavim idik. Medine'ye geldiğimizde, kadınları kendilerine hâkim olan bir kavim bulduk. Az sonra bizim kadınlarımız da onların kadınlarından huy kapmaya başladılar. Benim evim Avâlî'deki Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesinde idi. Bir gün karıma kızdım. Bir de baktım, bana karşılık veriyor. Bana karşılık vermesini hoş görmedim. Kadın: ‘Benim sana karşılık vermemi neden hoş görmüyorsun? Vallahi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevceleri bile ona karşılık veriyorlar ve bazen biri bütün gün, geceye kadar kendisini terk ediyor.’ dedi. Bunun üzerine oradan giderek Hafsa'nın yanına girdim ve: ‘Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e karşılık veriyor musun?’ dedim. Hafsa: ‘Evet.’ cevabını verdi. ‘Sizden biriniz onu bütün gün, geceye kadar terk ediyor mu?’ diye sordum. Yine: ‘Evet.’ cevabını verdi. Dedim ki: ‘Sizden bunu yapan muhakkak umduğuna erememiş ve ziyana uğramıştır. Biriniz, Resûlünün öfkesi sebebiyle Allah'ın kendisine gazap etmeyeceğinden emin olabilir mi? O takdirde helak olur. Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e karşılık verme, ondan bir şey isteme! Aklına geleni benden iste! Sakın komşunun Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nezdinde senden daha güzel ve daha sevgili olması seni aldatmasın!’” Ömer burada Âişe'yi kastetmiştir. Sözüne devamla demiştir ki: “Benim Ensardan bir komşum vardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına inmek hususunda onunla nöbetleşirdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Bu suretle bazen vahiy haberini ve diğer haberleri o bana getirir; bazen de bunların mislini ben ona getirirdim. Aramızda: ‘Gassânlılar bizimle harp etmek için atlarını nallatıyorlar.’ diye konuşurduk. Derken dostum Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına indi. Sonra yatsı zamanında bana gelerek kapımı çaldı ve bana seslendi. Yanına çıktım. ‘Büyük bir hadise olmuş.’ dedi. Ben: ‘Nedir? Yoksa Gassânlılar mı gelmiş?’ diye sordum. ‘Hayır; ondan daha büyük ve daha vahim! Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış!’ dedi. ‘Hafsa umduğuna eremedi ve ziyana uğradı. Ben bunun olacağını tahmin ediyordum.’ dedim. Sabah namazını kıldığımda elbisemi kuşandım; sonra aşağı inerek Hafsa'nın yanına girdim. Hafsa ağlıyordu. ‘Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sizi boşadı mı?’ diye sordum. ‘Bilmiyorum; işte kendisi şu meşrubeye çekilmiştir.’ dedi. Bunun üzerine onun siyah bir kölesinin yanına gelerek: ‘Ömer için izin iste!’ dedim. Köle hemen içeri girdi. Sonra yanıma çıkarak: ‘Ona seni söyledim, fakat sustu.’ dedi. Bunun üzerine oradan çekilerek minberin yanına gittim ve oturdum. Bir de ne göreyim, orada bir cemaat oturuyor; bazıları da ağlıyordu. Biraz oturdum. Sonra içimdeki sıkıntı bana galebe çaldı ve tekrar köleye gelerek: ‘Ömer için izin iste!’ dedim. Köle içeri girdi. Sonra yanıma çıkarak: ‘Ona seni söyledim, fakat sustu.’ dedi. Bunun üzerine geri döndüm. Az sonra kölenin beni çağırdığını gördüm. ‘İçeri gir; sana izin verdi.’ dedi. Artık içeri girdim ve Resûlullah'a selâm verdim. Baktım, örgü bir hasıra yaslanmış; hasır yan tarafında iz bırakmış. ‘Yâ Resûlallah! Kadınlarını boşadın mı?’ dedim. Başını bana doğru kaldırarak: ‘Hayır!’ cevabını verdi. Bunun üzerine: ‘Allah en büyüktür! Bizi bir görseydin yâ Resûlallah! Biz Kureyş cemaati, kadınlara hâkim olan bir kavim idik. Medine'ye geldiğimizde, kadınları kendilerine hâkim olan bir kavim bulduk. Az sonra bizim kadınlarımız da onların kadınlarından huy kapmaya başladılar. Derken bir gün karıma kızdım. Bir de baktım, bana karşılık veriyor. Bana karşılık vermesini hoş görmedim. Kadın: “Benim sana karşılık vermemi neden hoş görmüyorsun? Vallahi Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevceleri bile ona karşılık veriyorlar ve bazen birisi bütün gün, geceye kadar kendisini terk ediyor.” dedi. Ben de: “Onlardan bunu yapan muhakkak umduğuna erememiş ve ziyana uğramıştır. Onlardan biri, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in öfkesi sebebiyle Allah'ın kendisine gazap etmeyeceğinden emin olabilir mi? O takdirde helak olur.” dedim.’ Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülümsedi. Ben sözüme devamla: ‘Yâ Resûlallah! Hafsa'nın yanına girdim ve ona: “Sakın komşunun Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nezdinde senden daha güzel ve daha sevgili olması seni aldatmasın!” dedim.’ Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir daha gülümsedi. ‘Seninle biraz sohbet edip rahatlayabilir miyim yâ Resûlallah?’ dedim. ‘Evet!’ cevabını verdi. Ben de oturdum. Sonra başımı kaldırarak evin içine bir göz gezdirdim. Vallahi içeride üç deriden başka göze ilişen bir şey görmedim. ‘Yâ Resûlallah! Allah'a dua et de ümmetine bolluk versin. İranlılarla Romalılara, Allah'a ibadet etmedikleri halde bolluk verilmiştir.’ dedim. Bunun üzerine doğrulup oturdu ve: ‘Sen şüphede misin ey Hattâb oğlu? Onlar, güzel nimetleri kendilerine dünya hayatında peşin verilmiş bir kavimdirler.’ buyurdu. ‘Benim için mağfiret dile yâ Resûlallah!’ dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), zevcelerine çok gücendiğinden bir ay yanlarına girmemeye yemin etmişti. Nihayet Allah Azze ve Celle kendisini uyardı.” Zührî dedi ki: Bana Urve, Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş: “Yirmi dokuz gece geçince Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi ve önce benden başladı. Ben: ‘Yâ Resûlallah! Sen bir ay yanımıza girmemeye yemin etmiştin. Oysa saydığım yirmi dokuzuncu gecede geldin.’ dedim. Resûlullah: ‘Ay yirmi dokuz gündür.’ buyurdu. Sonra: ‘Yâ Âişe! Sana bir husus söyleyeceğim. Anne ve babana danışıncaya kadar bu hususta acele etmemen sana bir zarar vermez.’ dedi. Sonra bana: ‘Ey Peygamber! Zevcelerine söyle...’ ayetini, ‘büyük bir mükâfat’ ifadesine kadar okudu. Âişe dedi ki: Vallahi o, annemle babamın bana kendisinden ayrılmamı emretmeyeceklerini biliyordu. Ben: ‘Bu hususta mı annemle babama danışacağım? Şüphesiz ben Allah'ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu istiyorum.’ dedim.” Ma'mer dedi ki: Bana Eyyûb haber verdiğine göre Âişe: “Senin kadınlarına, seni seçtiğimi haber verme!” demiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ona: “Allah beni tebliğ edici olarak gönderdi; güçlük çıkarıcı olarak göndermedi.” buyurmuş. Katâde: “Kalpleriniz meyletti.” ifadesinin, “Kalpleriniz eğildi.” anlamına geldiğini söylemiştir.
Sahih Muslim 3695