وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، ح. وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فَأَطَالَ الْقِيَامَ جِدًّا ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ جِدًّا ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَأَطَالَ الْقِيَامَ جِدًّا وَهُوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ جِدًّا وَهُوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ ثُمَّ سَجَدَ ثُمَّ قَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ وَهُوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ وَهُوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَقَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ وَهُوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ وَهُوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ ثُمَّ سَجَدَ ثُمَّ انْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ تَجَلَّتِ الشَّمْسُ فَخَطَبَ النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَإِنَّهُمَا لاَ يَنْخَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ فَإِذَا رَأَيْتُمُوهُمَا فَكَبِّرُوا وَادْعُوا اللَّهَ وَصَلُّوا وَتَصَدَّقُوا يَا أُمَّةَ مُحَمَّدٍ إِنْ مِنْ أَحَدٍ أَغْيَرَ مِنَ اللَّهِ أَنْ يَزْنِيَ عَبْدُهُ أَوْ تَزْنِيَ أَمَتُهُ يَا أُمَّةَ مُحَمَّدٍ وَاللَّهِ لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا وَلَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ " . وَفِي رِوَايَةِ مَالِكٍ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ " .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd, Mâlik b. Enes'den, o da Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. Lafız onundur. Dedi ki: Bize Abdullah b. Numeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza durdu. Amma kıyamı pek uzattı. Sonra rükû etti, rükûu da çok uzattı. Sonra başını rükûdan kaldırdı, bu kıyamı dahi çok uzattı. (Yalnız) bu ikinci kıyam, birinciden daha kısa idi. Sonra tekrar rükûa gitti ve rükûu çok uzattı. (Ama) bu rükû birinciden daha kısaydı. Sonra secde etti. Sonra kalktı ve (yine) kıyamı uzattı. (Yalnız) bu kıyam, birinciden daha kısaydı. Sonra rükûa vardı, rükûu da uzattı. Fakat bu rükû birinciden daha kısaydı. Sonra başını (rükûdan) kaldırarak dikildi, kıyamı da uzattı. (Ancak) bu kıyam da birinciden azdı. Sonra rükû etti ve rükûu uzattı. (Fakat) bu rükû birinciden daha kısa sürdü. Sonra secdeye vardı. Sonra namazdan çıktı, güneş de açılmıştı. Cemaata bir hutbe okudu, Allah'a hamdü sena ettikten sonra şunları söyledi: «Şüphesiz ki güneş ile ay Allah'ın âyetlerindendir. Bunlar, hiç bir kimsenin hayatı veya memâtı için tutulmazlar. Siz bunları tutulmuş görürseniz, hemen tekbir alın, Allah'a dua edin, namaz kılın ve sadaka verin. Ey Ümmet-i Muhammed! Erkek veya kadın kulunun zinasından dolayı Allah Teâlâ'nın kıskançlığı kadar hiç bir kimse kıskanç olamaz. Ey Ümmet-i Muhammed! Vallahi benim bildiğimi bir bilseniz, mutlaka çok ağlar ve mutlaka az gülerdiniz. Dikkat edin, tebliğ ettim mi?» Mâlik'in rivayetinde: «Şüphesiz ki güneşle ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettir.» denilmiştir.
Sahih Muslim 2089
حَدَّثَنَاهُ يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَزَادَ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ " . وَزَادَ أَيْضًا ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ فَقَالَ " اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ " .
Bize bu hadîsi Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, Hişâm b. Urve'den bu isnâdla haber verdi. Bilâhare şunu da ziyâde etti: «Bundan sonra (Malûmunuz olsun ki) güneş ile ay Allah'ın âyetlerindendirler.» Şunu dahî ziyâde etti: «Sonra ellerini kaldırarak: Allah'ım tebliğ ettim mi? dedi.»
Sahih Muslim 2090
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَمُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ الْمُرَادِيُّ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمَسْجِدِ فَقَامَ وَكَبَّرَ وَصَفَّ النَّاسُ وَرَاءَهُ فَاقْتَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قِرَاءَةً طَوِيلَةً ثُمَّ كَبَّرَ فَرَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ " . ثُمَّ قَامَ فَاقْتَرَأَ قِرَاءَةً طَوِيلَةً هِيَ أَدْنَى مِنَ الْقِرَاءَةِ الأُولَى ثُمَّ كَبَّرَ فَرَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً هُوَ أَدْنَى مِنَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ ثُمَّ قَالَ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ " . ثُمَّ سَجَدَ - وَلَمْ يَذْكُرْ أَبُو الطَّاهِرِ ثُمَّ سَجَدَ - ثُمَّ فَعَلَ فِي الرَّكْعَةِ الأُخْرَى مِثْلَ ذَلِكَ حَتَّى اسْتَكْمَلَ أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ وَأَرْبَعَ سَجَدَاتٍ وَانْجَلَتِ الشَّمْسُ قَبْلَ أَنْ يَنْصَرِفَ ثُمَّ قَامَ فَخَطَبَ النَّاسَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ لاَ يَخْسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ فَإِذَا رَأَيْتُمُوهَا فَافْزَعُوا لِلصَّلاَةِ " . وَقَالَ أَيْضًا " فَصَلُّوا حَتَّى يُفَرِّجَ اللَّهُ عَنْكُمْ " . وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " رَأَيْتُ فِي مَقَامِي هَذَا كُلَّ شَىْءٍ وُعِدْتُمْ حَتَّى لَقَدْ رَأَيْتُنِي أُرِيدُ أَنْ آخُذَ قِطْفًا مِنَ الْجَنَّةِ حِينَ رَأَيْتُمُونِي جَعَلْتُ أُقَدِّمُ - وَقَالَ الْمُرَادِيُّ أَتَقَدَّمُ - وَلَقَدْ رَأَيْتُ جَهَنَّمَ يَحْطِمُ بَعْضُهَا بَعْضًا حِينَ رَأَيْتُمُونِي تَأَخَّرْتُ وَرَأَيْتُ فِيهَا ابْنَ لُحَىٍّ وَهُوَ الَّذِي سَيَّبَ السَّوَائِبَ " . وَانْتَهَى حَدِيثُ أَبِي الطَّاهِرِ عِنْدَ قَوْلِهِ " فَافْزَعُوا لِلصَّلاَةِ " . وَلَمْ يَذْكُرْ مَا بَعْدَهُ .
Bana Harmeletü'bnü Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bana İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus haber verdi. H. Bana Ebû't-Tâhir ile Muhammedü'bnü Selemete'l-Muradî de rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbni Vehb, Yûnus'dan, o da İbni Şihâb'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Urvetü'bnü'z-Zübeyr, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hayâtında güneş tutuldu da, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescide çıktı ve namaza durarak tekbîr aldı. Cemâat da onun arkasına saff oldular. Derken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzun bir kıraat tutturdu. Sonra tekbîr alarak uzun bir rükû' yaptı. Sonra başını kaldırarak: [Semi'Allahu limen hamdeh - Rabbena ve lekel hamd] dedi. Sonra (ikinci rek'ata) kalkarak uzun bir kıraat tutturdu. (Yalnız) bu kıraat birinciden daha kısaydı. Sonra tekbîr alarak uzun bir rükû' yaptı. (Fakat) bu rükû' birinciden daha kısaydı. Sonra (yine): [Semi'Allahu limen hamdeh - Rabbena ve lekel hamd], dedi; sonra secde etti. (Ebû't-Tâhir: Sonra secde etti, cümlesini zikretmedi.) Sonra (ikinci rek'atta da) bu minval üzere hareket etti. Böylece dört rükû' ile dört secdeyi tamamladı. O, namazdan çıkmadan güneş de açıldı. Sonra kalkıp cemâate hutbe okudu. Allah'a lâyık olduğu vecihle senada bulunduktan sonra: — Şüphesiz ki güneşle ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar, hiçbir kimsenin hayâtı veya mematı için tutulmazlar. Onları (tutulmuş) görürseniz hemen namaza iltica edin, buyurdular. Şunu da ilâve ettiler: — Binâenaleyh, Allah bu hâli sizden giderinceye kadar namaz kılın. Bir de Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — Şu makamımda ben size vaat edilen her şeyi gördüm. Hattâ ilerlediğimi gördüğünüz zaman ben cennetten bir salkım almak istediğimi görüyordum. Vallahi benim gerilediğimi gördüğünüz zaman ben cehennemin bazı cüzlerinin birbirini târumar ettiğini görüyorum. Cehennemde İbni Lühayy'i de gördüm. Putlar için hayvanları serbest bırakan adam budur, buyurdular.» (Murâdî «Ukaddimu» yerine «Etekaddemu» fiilini kullandı.) Ebû't-Tâhir'in hadisi: «Hemen namaza iltica edin...» cümlesinde sona erer. O, bundan sonrasını zikretmedi.
Sahih Muslim 2091
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ قَالَ الأَوْزَاعِيُّ أَبُو عَمْرٍو وَغَيْرُهُ سَمِعْتُ ابْنَ شِهَابٍ الزُّهْرِيَّ، يُخْبِرُ عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ الشَّمْسَ، خَسَفَتْ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ مُنَادِيًا " الصَّلاَةَ جَامِعَةً " . فَاجْتَمَعُوا وَتَقَدَّمَ فَكَبَّرَ . وَصَلَّى أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فِي رَكْعَتَيْنِ وَأَرْبَعَ سَجَدَاتٍ .
Bize Muhammed b. Mihrân Er-Râzî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. Dedi ki: Ebû Amr Evzâî ile bir başkası: İbni Şihâb-ı Zührî'yi, Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verirken işittik, dediler. (Âişe şunları söylemiş): «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında bir defa güneş tutuldu da, (Haydin toplayıcı namaza!) diye nida etmek üzere bir münâdî gönderdi. Bunun üzerine halk toplandı, kendisi ileri geçip tekbîr aldı ve iki rek'atlık bir namazı dört rükû', dört de secde ile kıldı.»
Sahih Muslim 2092
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ نَمِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ شِهَابٍ، يُخْبِرُ عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَهَرَ فِي صَلاَةِ الْخُسُوفِ بِقِرَاءَتِهِ فَصَلَّى أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فِي رَكْعَتَيْنِ وَأَرْبَعَ سَجَدَاتٍ . قَالَ الزُّهْرِيُّ وَأَخْبَرَنِي كَثِيرُ بْنُ عَبَّاسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ صَلَّى أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ فِي رَكْعَتَيْنِ وَأَرْبَعَ سَجَدَاتٍ .
Bize Muhammed b. Mihrân rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Nemir haber verdi. O, İbn Şihâb'ı Urve'den, o da Âişe'den naklen haber verirken dinlemiş. Âişe'nin bildirdiğine göre Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), küsûf namazında kıraatini açıktan yapmış; iki rekâtta dört rükû ve dört secde yaparak namaz kılmıştır. Zührî dedi ki: Kesîr b. Abbâs da bana İbn Abbâs'tan, o da Peygamber'den (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) naklen onun iki rekâtta dört rükû ve dört secde yaparak namaz kıldığını haber verdi.
Sahih Muslim 2094
وَحَدَّثَنَا حَاجِبُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ كَانَ كَثِيرُ بْنُ عَبَّاسٍ يُحَدِّثُ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ، كَانَ يُحَدِّثُ عَنْ صَلاَةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ بِمِثْلِ مَا حَدَّثَ عُرْوَةُ عَنْ عَائِشَةَ .
Bize Hâcib b. Velîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Velîd ez-Zübeydî, Zührî'den rivayet etti. Zührî şunları söylemiş: «Kesîr b. Abbâs, İbn Abbâs'ın güneş tutulduğu gün Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kıldığı namazı Urve'nin Âişe'den rivayet ettiği gibi rivayet ettiğini anlatırdı.»
Sahih Muslim 2095
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، يَقُولُ سَمِعْتُ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي مَنْ، أُصَدِّقُ - حَسِبْتُهُ يُرِيدُ عَائِشَةَ - أَنَّ الشَّمْسَ انْكَسَفَتْ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ قِيَامًا شَدِيدًا يَقُومُ قَائِمًا ثُمَّ يَرْكَعُ ثُمَّ يَقُومُ ثُمَّ يَرْكَعُ ثُمَّ يَقُومُ ثُمَّ يَرْكَعُ رَكْعَتَيْنِ فِي ثَلاَثِ رَكَعَاتٍ وَأَرْبَعِ سَجَدَاتٍ فَانْصَرَفَ وَقَدْ تَجَلَّتِ الشَّمْسُ وَكَانَ إِذَا رَكَعَ قَالَ " اللَّهُ أَكْبَرُ " . ثُمَّ يَرْكَعُ وَإِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ قَالَ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ " . فَقَامَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لاَ يَكْسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ وَلَكِنَّهُمَا مِنْ آيَاتِ اللَّهِ يُخَوِّفُ اللَّهُ بِهِمَا عِبَادَهُ فَإِذَا رَأَيْتُمْ كُسُوفًا فَاذْكُرُوا اللَّهَ حَتَّى يَنْجَلِيَا " .
Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bekir haber verdi. (Dedi ki): Bize İbn Cüreyc haber verdi. Dedi ki: Atâ'yı şöyle derken işittim: Ben Ubeyd b. Umeyr'i şöyle derken dinledim: Bana inandığım bir kimse haber verdi. Zannederim Âişe'yi kastediyordu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında güneş tutulmuş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şiddetli bir kıyam yapmış; epey ayakta duruyor, sonra rükûa varıyor, sonra tekrar doğruluyor, sonra rükû ediyor, sonra tekrar doğruluyor, sonra rükû ediyormuş. Böylece üç rükû ve dört secdeli iki rekât namaz kılmış. Sonra güneş açılmış olduğu hâlde namazdan çıkmış. Rükûa varacağı zaman «Allahu Ekber» der, sonra eğilirmiş. Rükûdan başını kaldırırken «Semiallahu limen hamideh» diyerek doğrulur, Allah'a hamdüsenâ edermiş. Sonunda şunları söylemiş: «Şüphesiz ki güneşle ay bir kimsenin ölümü veya hayatı için tutulmazlar. Lâkin onlar Allah'ın âyetlerindendirler. Onlarla Allah kullarını korkutur. Şu hâlde siz bir küsûf gördünüz mü, açılıncaya kadar Allah'ı zikredin.»
Sahih Muslim 2096
وحَدَّثَنِي أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى ، قَالَا : حَدَّثَنَا مُعَاذٌ وَهُوَ ابْنُ هِشَامٍ ، حَدَّثَنِي أَبِي ، عَنْ قَتَادَةَ ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ ، عَنْ عَائِشَةَ ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ " صَلَّى سِتَّ رَكَعَاتٍ وَأَرْبَعَ سَجَدَاتٍ "
Bana Ebû Gassân el-Mismaî ile Muhammedü'bnü'l-Müsennâ rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Muâz, yani İbni Hişâm rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam, Katâde'den, o da Atâ' b. Ebî Rabâh'tan, o da Ubeyd b. Umeyr'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) küsûf namazını altı rükû, dört sücûd ile kılmış.
Sahih Muslim 2097
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَمْرَةَ، أَنَّ يَهُودِيَّةً، أَتَتْ عَائِشَةَ تَسْأَلُهَا فَقَالَتْ أَعَاذَكِ اللَّهُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ . قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ يُعَذَّبُ النَّاسُ فِي الْقُبُورِ قَالَتْ عَمْرَةُ فَقَالَتْ عَائِشَةُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَائِذًا بِاللَّهِ ثُمَّ رَكِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ غَدَاةٍ مَرْكَبًا فَخَسَفَتِ الشَّمْسُ . قَالَتْ عَائِشَةُ فَخَرَجْتُ فِي نِسْوَةٍ بَيْنَ ظَهْرَىِ الْحُجَرِ فِي الْمَسْجِدِ فَأَتَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ مَرْكَبِهِ حَتَّى انْتَهَى إِلَى مُصَلاَّهُ الَّذِي كَانَ يُصَلِّي فِيهِ فَقَامَ وَقَامَ النَّاسُ وَرَاءَهُ - قَالَتْ عَائِشَةُ - فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً ثُمَّ رَكَعَ فَرَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً ثُمَّ رَفَعَ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ فَرَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ ذَلِكَ الرُّكُوعِ ثُمَّ رَفَعَ وَقَدْ تَجَلَّتِ الشَّمْسُ فَقَالَ " إِنِّي قَدْ رَأَيْتُكُمْ تُفْتَنُونَ فِي الْقُبُورِ كَفِتْنَةِ الدَّجَّالِ " . قَالَتْ عَمْرَةُ فَسَمِعْتُ عَائِشَةَ تَقُولُ فَكُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ يَتَعَوَّذُ مِنْ عَذَابِ النَّارِ وَعَذَابِ الْقَبْرِ .
Bize Abdullah b. Meslemete'l-Ka'nebî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman, yani İbni Bilâl, Yahya'dan, o da Amra'dan naklen rivayet etti ki, bir Yahudi karısı dilenmek üzere Âişe'ye gelmiş ve ona: «Allah seni kabir azabından korusun.» demiş. Âişe der ki: Bunun üzerine ben: «Yâ Resûlallah! İnsanlar kabirlerde azap edilirler mi?» diye sordum. Hadisi rivayet eden Amra demiş ki: Âişe şunları söyledi: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Allah'a sığınırım.” buyurdu. Sonra bir sabah Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir merkebe bindi. Derken güneş tutuldu. Ben, hücreler arasından kadınlarla birlikte mescide çıktım. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de merkebinden inerek geldi ve mescidindeki namaz kıldığı yere vardı. Hemen namaza durdu. Cemaat de arkasında namaza durdular. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uzun bir kıyam yaptıktan sonra rükûa gitti. Uzun bir rükû da yaptıktan sonra başını kaldırdı ve yine uzun bir kıyam yaptı. Ama bu, evvelki kadar uzun değildi. Sonra rükûa vararak uzun bir rükû yaptı. Bu da birinci rükû kadar uzun değildi. Sonra rükûdan doğruldu; güneş açılmıştı. Müteakiben: “Ben, sizi kabirlerde Deccal'ın fitnesi gibi fitnelere mâruz bırakılırken gördüm.” buyurdu.» Amra demiş ki: «Âişe'yi şöyle derken işittim: Bundan sonra hep Resûlullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cehennem azabından ve kabir azabından Allah'a sığındığını işitirdim.»
Sahih Muslim 2098
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، جَمِيعًا عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمِثْلِ مَعْنَى حَدِيثِ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ
Bize bu hadisi Muhammedü'bnü'l-Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülvahhâb rivayet etti. H. Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân rivayet etti. Abdülvahhâb ile Süfyân, hep birden Yahya b. Saîd'den bu isnadla, Süleyman b. Bilâl hadisi mânâsında rivayette bulunmuşlardır.
Sahih Muslim 2099
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ - وَتَقَارَبَا فِي اللَّفْظِ - قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ انْكَسَفَتِ الشَّمْسُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ مَاتَ إِبْرَاهِيمُ ابْنُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّاسُ إِنَّمَا انْكَسَفَتْ لِمَوْتِ إِبْرَاهِيمَ . فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى بِالنَّاسِ سِتَّ رَكَعَاتٍ بِأَرْبَعِ سَجَدَاتٍ بَدَأَ فَكَبَّرَ ثُمَّ قَرَأَ فَأَطَالَ الْقِرَاءَةَ ثُمَّ رَكَعَ نَحْوًا مِمَّا قَامَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ فَقَرَأَ قِرَاءَةً دُونَ الْقِرَاءَةِ الأُولَى ثُمَّ رَكَعَ نَحْوًا مِمَّا قَامَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ فَقَرَأَ قِرَاءَةً دُونَ الْقِرَاءَةِ الثَّانِيَةِ ثُمَّ رَكَعَ نَحْوًا مِمَّا قَامَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ ثُمَّ انْحَدَرَ بِالسُّجُودِ فَسَجَدَ سَجْدَتَيْنِ ثُمَّ قَامَ فَرَكَعَ أَيْضًا ثَلاَثَ رَكَعَاتٍ لَيْسَ فِيهَا رَكْعَةٌ إِلاَّ الَّتِي قَبْلَهَا أَطْوَلُ مِنَ الَّتِي بَعْدَهَا وَرُكُوعُهُ نَحْوًا مِنْ سُجُودِهِ ثُمَّ تَأَخَّرَ وَتَأَخَّرَتِ الصُّفُوفُ خَلْفَهُ حَتَّى انْتَهَيْنَا - وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى انْتَهَى إِلَى النِّسَاءِ - ثُمَّ تَقَدَّمَ وَتَقَدَّمَ النَّاسُ مَعَهُ حَتَّى قَامَ فِي مَقَامِهِ فَانْصَرَفَ حِينَ انْصَرَفَ وَقَدْ آضَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَإِنَّهُمَا لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ مِنَ النَّاسِ - وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ لِمَوْتِ بَشَرٍ - فَإِذَا رَأَيْتُمْ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ فَصَلُّوا حَتَّى تَنْجَلِيَ مَا مِنْ شَىْءٍ تُوعَدُونَهُ إِلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِي صَلاَتِي هَذِهِ لَقَدْ جِيءَ بِالنَّارِ وَذَلِكُمْ حِينَ رَأَيْتُمُونِي تَأَخَّرْتُ مَخَافَةَ أَنْ يُصِيبَنِي مِنْ لَفْحِهَا وَحَتَّى رَأَيْتُ فِيهَا صَاحِبَ الْمِحْجَنِ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي النَّارِ كَانَ يَسْرِقُ الْحَاجَّ بِمِحْجَنِهِ فَإِنْ فُطِنَ لَهُ قَالَ إِنَّمَا تَعَلَّقَ بِمِحْجَنِي . وَإِنْ غُفِلَ عَنْهُ ذَهَبَ بِهِ وَحَتَّى رَأَيْتُ فِيهَا صَاحِبَةَ الْهِرَّةِ الَّتِي رَبَطَتْهَا فَلَمْ تُطْعِمْهَا وَلَمْ تَدَعْهَا تَأْكُلُ مِنْ خَشَاشِ الأَرْضِ حَتَّى مَاتَتْ جُوعًا ثُمَّ جِيءَ بِالْجَنَّةِ وَذَلِكُمْ حِينَ رَأَيْتُمُونِي تَقَدَّمْتُ حَتَّى قُمْتُ فِي مَقَامِي وَلَقَدْ مَدَدْتُ يَدِي وَأَنَا أُرِيدُ أَنْ أَتَنَاوَلَ مِنْ ثَمَرِهَا لِتَنْظُرُوا إِلَيْهِ ثُمَّ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَفْعَلَ فَمَا مِنْ شَىْءٍ تُوعَدُونَهُ إِلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِي صَلاَتِي هَذِهِ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Numeyr rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr de rivayet etti. İkisinin sözleri de birbirine yakındır. Dedi ki: Bana babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülmelik, Atâ'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in oğlu İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutuldu. Halk derhâl: «Bu güneş ancak İbrahim'in vefatı için tutulmuştur.» dediler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayağa kalkarak, cemaata dört secde ile altı rükûlu (iki rekât) namaz kıldırdı. Evvelâ tekbir aldı, sonra Kur'an okudu. Ama kıraati uzattı. Sonra aşağı yukarı kıyamı derecesinde uzun bir rükû yaptı. Sonra başını rükûdan kaldırarak birinci kıraatten daha kısa olmak üzere Kur'an okudu. Sonra aşağı yukarı kıyamı derecesinde bir rükû yaptı. Sonra başını rükûdan kaldırarak ikinci kıraatten daha kısa olmak üzere Kur'an okudu. Sonra ayakta kaldığı kadar uzun süren bir rükû yaptı. Sonra başını rükûdan kaldırdı. Sonra secdeye kapandı ve iki secde yaptı. Sonra kalkarak yine üç rükû yaptı ki, bu üç rükûdan her biri kendinden sonrakinden daha uzundu. Rükûu da takriben sücûdu kadar oluyordu. Sonra geriledi, arkasındaki saflar da gerilediler. Böylece son safa vardık. (Râvi Ebû Bekir: Böylece kadınlar safına vardı, diye rivayet etti.) Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tekrar ilerledi, onunla birlikte cemaat de ilerledi. Nihayet Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evvelki yerinde durdu. Namazdan ayrıldığı zaman güneş de eski hâline dönmüştü. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şunları söyledi: «Ey cemaat! Güneş ile ay ancak Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar insanlardan hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. (Ebû Bekir: Beşerin ölümünden dolayı, dedi.) Siz bu neviden bir şey gördünüz mü açılıncaya kadar namaz kılın. Size vaat edilen hiçbir şey yoktur ki, ben onu şu namazımda görmüş olmayayım. Sizi temin ederim ki, bana cehennem getirildi. Bu da yalını bana dokunur korkusu ile gerisin geriye çekildiğimi gördüğünüz sırada oldu. Hattâ orada çomaklı herifin ateş içinde bağırsaklarını sürüdüğünü gördüm. Vaktiyle hacıların paralarını çomağı ile çalardı. Eğer malının çalındığını anlayan olursa: “Çomağıma takıldı.” derdi. Farkına varan olmazsa alıp götürürdü. Ben orada kedi sahibi kadını da gördüm; o kadın ki vaktiyle kediyi bağlayarak aç tutmuştu. Ona yerin haşeratından yemesine müsaade etmemiş, nihayet hayvan açlıktan ölmüştü. Sonra bana cenneti de getirdiler. Bu da eski yerimde duruncaya kadar ilerlediğimi gördüğünüz sırada oldu. Yemin olsun ki elimi uzattım, siz göresiniz diye cennetin meyvelerinden koparmak istiyordum. Sonradan bunu yapmamayı düşündüm. İşte bu suretle size vaat edilen her şeyi ben bu namazımda görmüş oldum.»
Sahih Muslim 2102
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ فَاطِمَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ وَهِيَ تُصَلِّي فَقُلْتُ مَا شَأْنُ النَّاسِ يُصَلُّونَ فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا إِلَى السَّمَاءِ فَقُلْتُ آيَةٌ قَالَتْ نَعَمْ . فَأَطَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقِيَامَ جِدًّا حَتَّى تَجَلاَّنِي الْغَشْىُ فَأَخَذْتُ قِرْبَةً مِنْ مَاءٍ إِلَى جَنْبِي فَجَعَلْتُ أَصُبُّ عَلَى رَأْسِي أَوْ عَلَى وَجْهِي مِنَ الْمَاءِ - قَالَتْ - فَانْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ تَجَلَّتِ الشَّمْسُ فَخَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ مَا مِنْ شَىْءٍ لَمْ أَكُنْ رَأَيْتُهُ إِلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِي مَقَامِي هَذَا حَتَّى الْجَنَّةَ وَالنَّارَ وَإِنَّهُ قَدْ أُوحِيَ إِلَىَّ أَنَّكُمْ تُفْتَنُونَ فِي الْقُبُورِ قَرِيبًا أَوْ مِثْلَ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ - لاَ أَدْرِي أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ - فَيُؤْتَى أَحَدُكُمْ فَيُقَالُ مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ أَوِ الْمُوقِنُ - لاَ أَدْرِي أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ - فَيَقُولُ هُوَ مُحَمَّدٌ هُوَ رَسُولُ اللَّهِ جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى فَأَجَبْنَا وَأَطَعْنَا . ثَلاَثَ مِرَارٍ فَيُقَالُ لَهُ نَمْ قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ إِنَّكَ لَتُؤْمِنُ بِهِ فَنَمْ صَالِحًا وَأَمَّا الْمُنَافِقُ أَوِ الْمُرْتَابُ - لاَ أَدْرِي أَىَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ - فَيَقُولُ لاَ أَدْرِي سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئًا فَقُلْتُ " .
Bize Muhammedü'bnu'l-A'lâ el-Hemdânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, Fâtıma'dan, o da Esmâ'dan naklen rivayet etti. Esmâ şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde güneş tutuldu da Âişe'nin yanına girdim. Âişe namaz kılıyordu. Kendisine: «Bu insanlara ne oluyor ki namaz kılıyorlar?» dedim. Başı ile gökyüzüne işaret etti. Ben: «Bu bir âyet midir?» dedim. Âişe: «Evet.» diye işaret etti. Bunun üzerine ben de Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e uyarak namaza durdum. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyamı pek uzattı, hattâ üzerime baygınlık geldi. Bunun üzerine yanı başıma bir tulum su alarak ondan başıma veya yüzüme serpmeye başladım. Derken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazdan çıktı; güneş de açılmıştı. Cemaata bir hutbe okudu. Evvelâ Allah'a hamdüsenada bulundu. Sonra şunları söyledi: «Bundan sonra: Görmediğim bir şey kalmadı ki şu makamımda bana gösterilmiş olmasın. Cennet ve cehennemi bile gördüm. Bana muhakkak surette bildirildi ki siz kabirlerde Mesih-i Deccâl'ın fitnesine yakın yahut onun kadar —Esmâ'nın bu iki sözden hangisini söylediğini bilmiyorum— bir fitne göreceksiniz. Sizden birinize kabirde gelerek: “Bu zât hakkında bilgin ne idi?” diye soracaklar. Mümin yahut mûkin —Esmâ'nın bunlardan hangisini söylediğini bilemiyorum— “O Muhammed'dir; o Allah'ın Resûlüdür. Bize beyyinelerle hidayet getirdi. Biz de ona icabet ve itaat ettik.” diyecek; bu üç defa tekrarlanacak. Kendisine: “Sen uyu. Zaten biz senin ona muhakkak surette inandığını bilirdik. Sen rahatça uyu.” diyecekler. Münafık veya şüpheciye —ki Esmâ bunların hangisini söylediğini bilemiyorum— gelince o: “Ben bilmem. Âlemin bir şey söylediğini işittim; ben de söyledim.” cevabını verecek.»
Sahih Muslim 2103
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنِي مَنْصُورُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أُمِّهِ، صَفِيَّةَ بِنْتِ شَيْبَةَ عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ، أَنَّهَا قَالَتْ فَزِعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا - قَالَتْ تَعْنِي يَوْمَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ - فَأَخَذَ دِرْعًا حَتَّى أُدْرِكَ بِرِدَائِهِ فَقَامَ لِلنَّاسِ قِيَامًا طَوِيلاً لَوْ أَنَّ إِنْسَانًا أَتَى لَمْ يَشْعُرْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَكَعَ مَا حَدَّثَ أَنَّهُ رَكَعَ مِنْ طُولِ الْقِيَامِ .
Bize Yahya b. Habîb el-Hârisî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Hâris rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc rivayet etti. (Dedi ki): Bana Mansûr b. Abdirrahman, annesi Safiyye binti Şeybe'den, o da Esmâ binti Ebî Bekir'den naklen rivayet etti. Esmâ şöyle demiş: Bir gün Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) telâşlandı. (Safiyye: Esmâ, güneşin tutulduğu günü kastediyor, demiştir.) Bir kadın gömleğini alarak dışarı çıktı. Arkasından ridasını yetiştirdiler. Müteakiben cemaata uzun bir namaz kıldırdı. O derece ki dışarıdan, onun rükû ettiğini bilmeyen biri gelse kıyamının uzunluğundan dolayı rükûa vardığını zannetmezdi.»
Sahih Muslim 2106
وَحَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ يَحْيَى الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ وَقَالَ قِيَامًا طَوِيلاً يَقُومُ ثُمَّ يَرْكَعُ وَزَادَ فَجَعَلْتُ أَنْظُرُ إِلَى الْمَرْأَةِ أَسَنَّ مِنِّي وَإِلَى الأُخْرَى هِيَ أَسْقَمُ مِنِّي .
Bana Said b. Yahya El-Emevî rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc bu isnâdla bu hadisin mislini rivayet etti. Ve: «Uzun uzadıya ayakta durdu, sonra doğruldu, sonra rükû' etti.» dedi; şunu da ziyâde etti: «Artık kimi benden daha yaşlı, kimi de benden daha hasta kadınlara bakıyordum.»
Sahih Muslim 2107
وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الدَّارِمِيُّ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ، قَالَتْ كَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَفَزِعَ فَأَخْطَأَ بِدِرْعٍ حَتَّى أُدْرِكَ بِرِدَائِهِ بَعْدَ ذَلِكَ قَالَتْ فَقَضَيْتُ حَاجَتِي ثُمَّ جِئْتُ وَدَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا فَقُمْتُ مَعَهُ فَأَطَالَ الْقِيَامَ حَتَّى رَأَيْتُنِي أُرِيدُ أَنْ أَجْلِسَ ثُمَّ أَلْتَفِتُ إِلَى الْمَرْأَةِ الضَّعِيفَةِ فَأَقُولُ هَذِهِ أَضْعَفُ مِنِّي . فَأَقُومُ فَرَكَعَ فَأَطَالَ الرُّكُوعَ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَأَطَالَ الْقِيَامَ حَتَّى لَوْ أَنَّ رَجُلاً جَاءَ خُيِّلَ إِلَيْهِ أَنَّهُ لَمْ يَرْكَعْ .
Bana Ahmed b. Saîd Ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Habbân rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mansûr, annesinden, o da Esma binti Ebî Bekir'den naklen rivayet etti. Esma şöyle demiş: «Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde güneş tutuldu, bunun üzerine Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) telaş ederek yanlışlıkla bir kadın gömleği giydi, sonra kendisine kendi elbisesini yetiştirdiler. Ben de hacetimi gördüm, sonra gelerek mescide girdim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i namazda gördüm; ben de onunla beraber namaza durdum. Kıyamı o kadar uzattı ki, kendimde oturmak ihtiyâcını hissettim. Sonra zayıf bir kadına bakarak (kendi kendime) bu benden daha zayıf diyor ve ayakta duruyordum. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rükû'a vardı. Fakat rükû'u da uzattı. Sonra rükû'dan başını kaldırdı; kıyamı da uzattı. O derece ki, (hani dışardan) bir adam gelse: Rükû' etmediğini tahayyül ederdi.»
Sahih Muslim 2108
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ، بْنِ يَسَارٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ انْكَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ مَعَهُ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً قَدْرَ نَحْوِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً ثُمَّ رَفَعَ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ ثُمَّ سَجَدَ ثُمَّ قَامَ قِيَامًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَفَعَ فَقَامَ قِيَامًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ الْقِيَامِ الأَوَّلِ ثُمَّ رَكَعَ رُكُوعًا طَوِيلاً وَهُوَ دُونَ الرُّكُوعِ الأَوَّلِ ثُمَّ سَجَدَ ثُمَّ انْصَرَفَ وَقَدِ انْجَلَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ فَإِذَا رَأَيْتُمْ ذَلِكَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ رَأَيْنَاكَ تَنَاوَلْتَ شَيْئًا فِي مَقَامِكَ هَذَا ثُمَّ رَأَيْنَاكَ كَفَفْتَ . فَقَالَ " إِنِّي رَأَيْتُ الْجَنَّةَ فَتَنَاوَلْتُ مِنْهَا عُنْقُودًا وَلَوْ أَخَذْتُهُ لأَكَلْتُمْ مِنْهُ مَا بَقِيَتِ الدُّنْيَا وَرَأَيْتُ النَّارَ فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ مَنْظَرًا قَطُّ وَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا النِّسَاءَ " . قَالُوا بِمَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " بِكُفْرِهِنَّ " . قِيلَ أَيَكْفُرْنَ بِاللَّهِ قَالَ " بِكُفْرِ الْعَشِيرِ وَبِكُفْرِ الإِحْسَانِ لَوْ أَحْسَنْتَ إِلَى إِحْدَاهُنَّ الدَّهْرَ ثُمَّ رَأَتْ مِنْكَ شَيْئًا قَالَتْ مَا رَأَيْتُ مِنْكَ خَيْرًا قَطُّ " .
Bize Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hafs b. Meysera rivayet etti. (Dedi ki): Bana Zeydü'bnü Eslem, Atâ b. Yesâr'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cemaatla birlikte namaza durdu. Ama Bakara sûresini okuyacak kadar uzun bir kıyam yaptı. Sonra uzun bir rükû' yaptı, sonra başını rükû'dan kaldırdı ve uzun uzadıya ayakta durdu. Yalnız bu kıyam birinciden daha kısaydı. Sonra uzun bir rükû' yaptı fakat bu da birinci rükû'dan daha kısaydı. Sonra secde etti, sonra (tekrar) uzun bir kıyam yaptı fakat bu da birinci kıyamdan aşağı idi. Sonra uzun bir rükû' yaptı ama bu da birinci rükû'dan aşağı idi. Sonra başını kaldırarak uzun bir kıyama durdu. Bu da birinci kıyamdan aşağı idi. Sonra uzun bir rükû' yaptı: Bu da birinci rükû'dan aşağı idi. Sonra secde etti, sonra namazdan çıktı. Gerçekten güneş açılmıştı. Müteakiben şunları söyledi: — Şüphesiz ki güneş ile ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Bunlar bir kimsenin hayâtı veya memâtı için tutulmazlar. Siz böyle bir şey gördünüz mü hemen Allah'ı zikredin. Ashâb: — Ya Resulullah! Şu makamında seni bir şey almak için uzanırken gördük, sonra bundan vazgeçtiğini müşâhade ettik, dediler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — Ben, cenneti gördüm de, ondan bir salkım üzüm koparmaya el uzattım. Eğer ben o salkımı almış olsaydım, dünyâ durdukça siz ondan yerdiniz. Ben cehennemi de gördüm; bugünkü gördüğüm manzara gibi (şimdiye kadar) hiç bir manzara görmüş değilim. Ekseriyetle cehennemliklerin kadınlar olduğunu da gördüm, buyurdular. Ashâb: — Ne sebeple yâ Resulullah? diye sordular. — Küfretmeleri sebebi ile, cevâbını verdi. — Kadınlar Allah'a küfreder mi? diyenler oldu. — Evet, onlar kocalarına karşı nankörlük ederler, iyiliğe karşı küfrânda bulunurlar, onlardan birine ilelebet iyilik etsen, sonra senden bir şey görse hemen: Senden hiç bir hayır görmedim; der, buyurdu.»
Sahih Muslim 2109
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، - يَعْنِي ابْنَ عِيسَى - أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمِثْلِهِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ ثُمَّ رَأَيْنَاكَ تَكَعْكَعْتَ .
Bize, bu hadîsi Muhammedü'bnü Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İshâk, yani İbni Îsâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mâlik, Zeydü'bnü Eslem'den bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o: «Sonra seni geri geri giderken gördük.» demiştir.
Sahih Muslim 2110
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ كَسَفَتِ الشَّمْسُ ثَمَانَ رَكَعَاتٍ فِي أَرْبَعِ سَجَدَاتٍ . وَعَنْ عَلِيٍّ مِثْلُ ذَلِكَ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmâil b. Uleyye, Süfyân'dan, o da Habîb'den, o da Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. İbni Abbâs şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) güneş tutulduğu zaman sekiz rükû ile dört secdelik (iki rekât) namaz kıldırdı. Alî'den de bu hadis gibi bir hadîs rivayet olunmuştur.
Sahih Muslim 2111
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ كِلاَهُمَا عَنْ يَحْيَى الْقَطَّانِ، - قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا يَحْيَى، - عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا حَبِيبٌ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ صَلَّى فِي كُسُوفٍ قَرَأَ ثُمَّ رَكَعَ ثُمَّ قَرَأَ ثُمَّ رَكَعَ ثُمَّ قَرَأَ ثُمَّ رَكَعَ ثُمَّ قَرَأَ ثُمَّ رَكَعَ ثُمَّ سَجَدَ . قَالَ وَالأُخْرَى مِثْلُهَا .
Bize Muhammedü'bnu'l-Müsennâ ile Ebû Bekir b. Hallâd, ikisi birden Yahye'l-Kattân'dan rivayet ettiler. İbnü'l-Müsennâ dedi ki: Bize Yahya, Süfyân'dan rivayet etti. Demiş ki: Bize Habîb, Tâvûs'dan, o da İbni Abbâs'dan, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, bir küsûf vakasında namaz kılmış, kıraat yaptıktan sonra rükû etmiş, sonra yine kıraat yapmış ve rükû etmiş, sonra yine kıraat yapmış ve rükû etmiş, sonra yine kıraat yapmış ve rükûa gitmiş, sonra secde etmiş; ikinci rekâtı da bu şekilde kılmış.
Sahih Muslim 2112
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، - وَهُوَ شَيْبَانُ النَّحْوِيُّ - عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، ح . وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ سَلَّامٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ خَبَرِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّهُ قَالَ لَمَّا انْكَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نُودِيَ بِـ { الصَّلاَةَ جَامِعَةً } فَرَكَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكْعَتَيْنِ فِي سَجْدَةٍ ثُمَّ قَامَ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ فِي سَجْدَةٍ ثُمَّ جُلِّيَ عَنِ الشَّمْسِ فَقَالَتْ عَائِشَةُ مَا رَكَعْتُ رُكُوعًا قَطُّ وَلاَ سَجَدْتُ سُجُودًا قَطُّ كَانَ أَطْوَلَ مِنْهُ .
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'n-Nadr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, yani Şeybân-ı Nahvî, Yahya'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Abdullah b. Amr b. Âs'dan naklen rivayet etti. H. Bize Abdullah b. Abdirrahman ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Hassan haber verdi. (Dedi ki): Bize Muâviyetü'bnü Sellâm, Yahya b. Ebî Kesîr'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Ebû Selemete'bnü Abdirrahman, Abdullah b. Amr b. Âs'dan naklen haber verdi. Demiş ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde güneş tutulunca «Haydin, toplayıcı namaza!» diye nida olundu. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir rek'atta iki rükû yaparak namaz kıldı. Sonra kalkarak bir rek'atta iki rükû daha yaptı. Sonra güneş açıldı. Âişe: «Şimdiye kadar bundan uzun ne rükû yapmışımdır ne de sücûd.» dedi.
Sahih Muslim 2113
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ يُخَوِّفُ اللَّهُ بِهِمَا عِبَادَهُ وَإِنَّهُمَا لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ مِنَ النَّاسِ فَإِذَا رَأَيْتُمْ مِنْهَا شَيْئًا فَصَلُّوا وَادْعُوا اللَّهَ حَتَّى يُكْشَفَ مَا بِكُمْ " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Huşeym, İsmail'den, o da Kays b. Ebî Hâzim'den, o da Ebû Mes'ûd el-Ensârî'den naklen haber verdi. Ebû Mes'ûd şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz ki güneş ile ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Allah, onlarla kullarını korkutur. Onlar, insanlardan hiçbir kimsenin ölümü için tutulmazlar. Bu gibi âyetlerden bir şey gördünüz mü hemen namaz kılın ve Allah'a dua edin. Ta başınıza gelen hâl açılıncaya kadar bunlara devam edin.» buyurdular.
Sahih Muslim 2114
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، وَيَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيْسَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ مِنَ النَّاسِ وَلَكِنَّهُمَا آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ فَإِذَا رَأَيْتُمُوهُ فَقُومُوا فَصَلُّوا " .
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî ile Yahya b. Habîb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mu'temir, İsmail'den, o da Kays'dan, o da Ebû Mes'ûd'dan naklen rivayet etti ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz ki güneşle ay insanlardan hiçbir kimsenin ölümü için tutulmazlar. Lâkin onlar Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler. Binaenaleyh siz böyle bir şey gördünüz mü hemen kalkıp namaz kılın.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2115
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَأَبُو أُسَامَةَ وَابْنُ نُمَيْرٍ ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، وَوَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، وَمَرْوَانُ، كُلُّهُمْ عَنْ إِسْمَاعِيلَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . وَفِي حَدِيثِ سُفْيَانَ وَوَكِيعٍ انْكَسَفَتِ الشَّمْسُ يَوْمَ مَاتَ إِبْرَاهِيمُ فَقَالَ النَّاسُ انْكَسَفَتْ لِمَوْتِ إِبْرَاهِيمَ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' ile Ebû Usâme ve İbni Nümeyr rivayet ettiler. H. Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir ile Vekî' haber verdiler. H. Bize İbni Ebî Ömer dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân ile Mervân rivayet ettiler. Bu râvîlerin hepsi İsmail'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Süfyân ile Vekî'in hadîslerinde: «İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutuldu da, halk: Bu güneş İbrahim'in ölümü için tutuldu, dediler.» ifâdesi vardır.
Sahih Muslim 2116
حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الأَشْعَرِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بَرَّادٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ خَسَفَتِ الشَّمْسُ فِي زَمَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ فَزِعًا يَخْشَى أَنْ تَكُونَ السَّاعَةُ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَقَامَ يُصَلِّي بِأَطْوَلِ قِيَامٍ وَرُكُوعٍ وَسُجُودٍ مَا رَأَيْتُهُ يَفْعَلُهُ فِي صَلاَةٍ قَطُّ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ هَذِهِ الآيَاتِ الَّتِي يُرْسِلُ اللَّهُ لاَ تَكُونُ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُرْسِلُهَا يُخَوِّفُ بِهَا عِبَادَهُ فَإِذَا رَأَيْتُمْ مِنْهَا شَيْئًا فَافْزَعُوا إِلَى ذِكْرِهِ وَدُعَائِهِ وَاسْتِغْفَارِهِ " . وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ الْعَلاَءِ كَسَفَتِ الشَّمْسُ وَقَالَ " يُخَوِّفُ عِبَادَهُ " .
Bize Ebû Âmir El-Eş'arî Abdullah b. Berrâd ile Muhammedü'bnü'l-Alâ rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Usâme, Büreyd'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. Ebû Mûsâ şöyle demiş: «Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyametin kopmasından korkarak telâşla yerinden kalktı ve mescide geldi. Hiçbir namazda yaptığını görmediğim en uzun kıyam, rükû' ve sücûd ile namaz kıldı. Sonra şöyle buyurdu: — Şüphesiz ki Allah'ın gönderdiği bu alâmetler hiçbir kimsenin hayâtı ve ölümü için meydana gelemez. Lâkin Allah onları kullarını korkutmak için gönderir. Şu hâlde siz bu alâmetlerden bir şey görürseniz hemen Allah'ın zikrine, Allah'a duâ ve istiğfara şitâb edin.» İbnü'l-Alâ'nın rivayetinde «Kesefet» fiili kullanıldı. O, (bihâ zamirini de kullanmayarak) «yuhavvifu ibâdehu» dedi.
Sahih Muslim 2117
وَحَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، حَيَّانَ بْنِ عُمَيْرٍ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ بَيْنَمَا أَنَا أَرْمِي، بِأَسْهُمِي فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذِ انْكَسَفَتِ الشَّمْسُ فَنَبَذْتُهُنَّ وَقُلْتُ لأَنْظُرَنَّ إِلَى مَا يَحْدُثُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي انْكِسَافِ الشَّمْسِ الْيَوْمَ فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ وَهُوَ رَافِعٌ يَدَيْهِ يَدْعُو وَيُكَبِّرُ وَيَحْمَدُ وَيُهَلِّلُ حَتَّى جُلِّيَ عَنِ الشَّمْسِ فَقَرَأَ سُورَتَيْنِ وَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ .
Bana Ubeydullah b. Ömer El-Kavârîrî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Bişru'bnu'l-Müfaddâl rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cüreyrî, Ebû'l-Alâ' Hayyânü'bnu Umeyr, Abdurrahmân b. Semura'dan naklen rivayet etti. Abdurrahmân şöyle demiş: «Bir defa ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hayâtında oklarımı atarken birdenbire güneş tutuldu; ben de oklarımı (bir tarafa) attım ve (içimden): — Bugün güneşin tutulduğu esnada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e neler olacağına mutlaka bakacağım, dedim. Müteakiben onun yanına vardım. Ellerini kaldırmış dua ediyor; tekbîr alıyor; hamdü tehlilde bulunuyordu. (Bu hâl) tâ güneş açılıncaya kadar (böyle devam etti.) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), iki sûre okudu ve iki rekât namaz kıldı.»
Sahih Muslim 2118
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ حَيَّانَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، - وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ كُنْتُ أَرْتَمِي بِأَسْهُمٍ لِي بِالْمَدِينَةِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ كَسَفَتِ الشَّمْسُ فَنَبَذْتُهَا فَقُلْتُ وَاللَّهِ لأَنْظُرَنَّ إِلَى مَا حَدَثَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي كُسُوفِ الشَّمْسِ قَالَ فَأَتَيْتُهُ وَهُوَ قَائِمٌ فِي الصَّلاَةِ رَافِعٌ يَدَيْهِ فَجَعَلَ يُسَبِّحُ وَيَحْمَدُ وَيُهَلِّلُ وَيُكَبِّرُ وَيَدْعُو حَتَّى حُسِرَ عَنْهَا . قَالَ فَلَمَّا حُسِرَ عَنْهَا قَرَأَ سُورَتَيْنِ وَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdüla'lâ b. Abdu'la'lâ, Cüreyrî'den, o da Hayyân b. Umeyr'den, o da Abdurrahmân b. Semura'dan —ki bu zât, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashâbındandı— naklen rivayet etti. Abdurrahmân şöyle demiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hayâtında Medine'de oklarımla atış yapıyordum; birden güneş tutuldu. Ben hemen okları atarak (kendi kendime): Vallahi, güneşin tutulması esnasında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ne olduğuna mutlaka bakacağım, dedim. Sonra onun yanına geldim. Namazda ayakta duruyordu. Ellerini kaldırmıştı; hemen tesbih etmeye, hamdü tehlilde bulunmaya, tekbîr almaya ve duâ etmeye başladı. Güneş açılıncaya kadar bunlara devam etti. Güneş açılınca iki sûre okudu ve iki rekât namaz kıldı.»
Sahih Muslim 2119
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ نُوحٍ، أَخْبَرَنَا الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ حَيَّانَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ بَيْنَمَا أَنَا أَتَرَمَّى بِأَسْهُمٍ لِي عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ خَسَفَتِ الشَّمْسُ . ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِهِمَا .
Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sâlim b. Nûh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cüreyrî, Hayyân b. Umeyr'den, o da Abdurrahmân b. Semura'dan naklen haber verdi. Abdurrahmân şöyle demiş: «Bir defa ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında oklarımla atış yaptığım sırada birdenbire güneş tutuldu...» Bundan sonra râvi, hadisi yukarıdakilerin hadisi gibi rivayet etmiştir.
Sahih Muslim 2120
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْقَاسِمِ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَنَّهُ كَانَ يُخْبِرُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لاَ يَخْسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ وَلَكِنَّهُمَا آيَةٌ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ فَإِذَا رَأَيْتُمُوهُمَا فَصَلُّوا " .
Bana Hârûn b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Amr b. Hâris haber verdi. Ona da Abdurrahmân b. Kâsım, babası Kâsım b. Muhammed b. Ebî Bekr-i Sıddık'tan, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayet etmiş; Abdullah, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Şüphesiz ki güneşle ay, hiçbir kimsenin mematı veya hayâtı için tutulmazlar. Lâkin onlar Allah'ın âyetlerinden bir âyettir. Siz onları gördüğünüz zaman hemen namaz kılın.» buyurduğunu haber vermiş.
Sahih Muslim 2121
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُصْعَبٌ، - وَهُوَ ابْنُ الْمِقْدَامِ - حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ عِلاَقَةَ، - وَفِي رِوَايَةِ أَبِي بَكْرٍ قَالَ قَالَ زِيَادُ بْنُ عِلاَقَةَ - سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ، يَقُولُ انْكَسَفَتِ الشَّمْسُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ مَاتَ إِبْرَاهِيمُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ لاَ يَنْكَسِفَانِ لِمَوْتِ أَحَدٍ وَلاَ لِحَيَاتِهِ فَإِذَا رَأَيْتُمُوهُمَا فَادْعُوا اللَّهَ وَصَلُّوا حَتَّى يَنْكَشِفَ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Muhammedü'bnü Abdillâh b. Numeyr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mus'ab yâni İbni Mikdâm rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zâide rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ziyâdü'bnü Ilâka rivayet etti. (Ebû Bekir'in rivayetinde: Dedi ki: Ziyâdü'bnü Ilâka şunları söyledi, denilmektedir.) (Ziyâd demiş ki:) Ben, Mugîratü'bnü Şu'be'yi şunları söylerken işittim: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde (oğlu) İbrahim'in vefat ettiği gün güneş tutuldu. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — Şüphesiz ki güneşle ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettirler, onlar hiçbir kimsenin memâtı veya hayâtı için tutulmazlar; siz onları (tutulmuş) gördünüz mü hemen Allah'a duâ edin ve namaz kılın, tâ bu hâl açılıncaya kadar (buna devam edin), buyurdular.»
Sahih Muslim 2122