HADİS KÜTÜPHANESİ

Sahih-i Müslim

57 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Kur'an Tefsiri Kitabı

39 hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قِيلَ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ ‏{‏ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ يُغْفَرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ‏}‏ فَبَدَّلُوا فَدَخَلُوا الْبَابَ يَزْحَفُونَ عَلَى أَسْتَاهِهِمْ وَقَالُوا حَبَّةٌ فِي شَعَرَةٍ"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmam b. Münebbih'den rivayet etti. Hemmam: Bize Ebû Hureyre'nin, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettikleri şunlardır... diyerek birtakım hadîsler zikretmiştir. Bunlardan biri de şudur: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: «Beni İsrail'e: Kapıdan secde ederek girin ve Hıtta ((dileğimiz) indirimdir) deyin ki, günahlarınız affolunsun, denildi. Ama onlar değiştirdiler de kapıdan kıçları üzere sürünerek girdiler. Ve Habbe (kılın içinde bir tane) dediler.»

Sahih Muslim 7523

حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ بُكَيْرٍ النَّاقِدُ، وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ، حُمَيْدٍ - قَالَ عَبْدٌ حَدَّثَنِي وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنُونَ ابْنَ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، - وَهُوَ ابْنُ كَيْسَانَ - عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ، مَالِكٍ أَنَّ اللَّهَ، عَزَّ وَجَلَّ تَابَعَ الْوَحْىَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبْلَ وَفَاتِهِ حَتَّى تُوُفِّيَ وَأَكْثَرُ مَا كَانَ الْوَحْىُ يَوْمَ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bana Amr b. Muhammed b. Bükeyr en-Nâkıd ile Hasen b. Alî el-Hulvânî ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd: Haddesenî; ötekiler: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Ya'kûb (yâni İbrahim b. Sa'd) rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam, Sâlih'den (bu zât İbni Keysan'dır), o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Bana Enes b. Mâlik haber verdi ki: Allah (Azze ve Celle), Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vahyi vefatından önce birbiri ardına indirmiştir. Nihayet vefat etmiş, ama en ziyâde vahiy Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in vefat ettiği gün inmiştir.

Sahih Muslim 7524

حَدَّثَنِي أَبُو خَيْثَمَةَ، زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، - وَهُوَ ابْنُ مَهْدِيٍّ - حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ، بْنِ شِهَابٍ أَنَّ الْيَهُودَ، قَالُوا لِعُمَرَ إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ آيَةً لَوْ أُنْزِلَتْ فِينَا لاَتَّخَذْنَا ذَلِكَ الْيَوْمَ عِيدًا ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ إِنِّي لأَعْلَمُ حَيْثُ أُنْزِلَتْ وَأَىَّ يَوْمٍ أُنْزِلَتْ وَأَيْنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَيْثُ أُنْزِلَتْ أُنْزِلَتْ بِعَرَفَةَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاقِفٌ بِعَرَفَةَ ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ أَشُكُّ كَانَ يَوْمَ جُمُعَةٍ أَمْ لاَ ‏.‏ يَعْنِي ‏{‏ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي‏}‏

Bana Ebû Hayseme Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki): Bize Abdurrahman (bu zat İbni Mehdî'dir) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan, Kays b. Müslim'den, o da Tarık b. Şihab'dan naklen rivayet etti ki: Yahudiler Ömer'e: — Siz bir âyet okuyorsunuz ki, bu âyet bize indirilmiş olsa, o günü bayram yapardık, demişler. Ömer de: — Ben bu âyetin nerede indirildiğini, hangi gün indirildiğini ve o indirilirken Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in nerede olduğunu pekâlâ bilirim. Âyet Arafat'da indirilmiştir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de Arafat'da vakfe hâlinde idi, demiş. Süfyan: «Bugün size dininizi ikmâl, üzerinize olan ni'metimi itmam eyledim.» âyetini kastederek: Cum'a günü müydü, değil miydi şekkediyorum, demiş.

Sahih Muslim 7525

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، قَالَ قَالَتِ الْيَهُودُ لِعُمَرَ لَوْ عَلَيْنَا مَعْشَرَ يَهُودَ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا‏}‏ نَعْلَمُ الْيَوْمَ الَّذِي أُنْزِلَتْ فِيهِ لاَتَّخَذْنَا ذَلِكَ الْيَوْمَ عِيدًا ‏.‏ قَالَ فَقَالَ عُمَرُ فَقَدْ عَلِمْتُ الْيَوْمَ الَّذِي أُنْزِلَتْ فِيهِ وَالسَّاعَةَ وَأَيْنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ نَزَلَتْ نَزَلَتْ لَيْلَةَ جَمْعٍ وَنَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعَرَفَاتٍ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dedi ki): Bize Abdullah b. İdris babasından, o da Kays b. Müslim'den, o da Tarık b. Şihab'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Yahudiler Ömer'e: — Şu: «Bugün sizin için dininizi ikmâl ve size olan nimetimi itmam eyledim. Sizin için din olarak İslâm'a razı oldum.» âyeti biz Yahudiler cemaatına inse, onun indirildiği günü bilsek, o günü mutlaka bayram yapardık, dediler. Ömer de: — Ben onun indirildiği günü, saati ve indirildiği zaman Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in nerede olduğunu muhakkak bilirim. O, Müzdelife gecesinde, biz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte Arafat'ta iken inmiştir, dedi.

Sahih Muslim 7526

وَحَدَّثَنِي عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عُمَيْسٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ إِلَى عُمَرَ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ آيَةٌ فِي كِتَابِكُمْ تَقْرَءُونَهَا لَوْ عَلَيْنَا نَزَلَتْ مَعْشَرَ الْيَهُودِ لاَتَّخَذْنَا ذَلِكَ الْيَوْمَ عِيدًا ‏.‏ قَالَ وَأَىُّ آيَةٍ قَالَ ‏{‏ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا‏}‏ فَقَالَ عُمَرُ إِنِّي لأَعْلَمُ الْيَوْمَ الَّذِي نَزَلَتْ فِيهِ وَالْمَكَانَ الَّذِي نَزَلَتْ فِيهِ نَزَلَتْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعَرَفَاتٍ فِي يَوْمِ جُمُعَةٍ ‏.‏

Bana Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ca'fer b. Avn haber verdi. (Dedi ki): Bize Ebû Umeys, Kays b. Müslim'den, o da Târik b. Şihab'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Yahudilerden bir adam Ömer'e gelerek: — Yâ Emîre'l-Mü'minîn! Kitabınızda okuduğunuz bir âyet var. Bu âyet biz Yahudiler cemaatına inmiş olsa, o günü bayram yapardık, dedi. Ömer: — Hangi âyet? diye sordu. Yahudi: «Bugün sizin için dininizi ikmâl ve size olan nimetimi itmam eyledim. Sizin için din olarak İslâm'a razı oldum.» âyeti, dedi. Bunun üzerine Ömer: — Ben o âyetin indiği günü, indiği yeri pekâlâ bilirim. O, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Arafat'ta cuma günü indi, dedi.

Sahih Muslim 7527

حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ - قَالَ أَبُو الطَّاهِرِ حَدَّثَنَا، وَقَالَ حَرْمَلَةُ أَخْبَرَنَا - ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ عَنْ قَوْلِ اللَّهِ ‏{‏ وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ‏}‏ قَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي هِيَ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا تُشَارِكُهُ فِي مَالِهِ فَيُعْجِبُهُ مَالُهَا وَجَمَالُهَا فَيُرِيدُ وَلِيُّهَا أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِغَيْرِ أَنْ يُقْسِطَ فِي صَدَاقِهَا فَيُعْطِيَهَا مِثْلَ مَا يُعْطِيهَا غَيْرُهُ فَنُهُوا أَنْ يَنْكِحُوهُنَّ إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ وَيَبْلُغُوا بِهِنَّ أَعْلَى سُنَّتِهِنَّ مِنَ الصَّدَاقِ وَأُمِرُوا أَنْ يَنْكِحُوا مَا طَابَ لَهُمْ مِنَ النِّسَاءِ سِوَاهُنَّ ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ ثُمَّ إِنَّ النَّاسَ اسْتَفْتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ هَذِهِ الآيَةِ فِيهِنَّ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ اللاَّتِي لاَ تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ‏}‏ ‏.‏ قَالَتْ وَالَّذِي ذَكَرَ اللَّهُ تَعَالَى أَنَّهُ يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ الآيَةُ الأُولَى الَّتِي قَالَ اللَّهُ فِيهَا ‏{‏ وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ‏}‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ وَقَوْلُ اللَّهِ فِي الآيَةِ الأُخْرَى ‏{‏ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ‏}‏ رَغْبَةَ أَحَدِكُمْ عَنِ الْيَتِيمَةِ الَّتِي تَكُونُ فِي حَجْرِهِ حِينَ تَكُونُ قَلِيلَةَ الْمَالِ وَالْجَمَالِ فَنُهُوا أَنْ يَنْكِحُوا مَا رَغِبُوا فِي مَالِهَا وَجَمَالِهَا مِنْ يَتَامَى النِّسَاءِ إِلاَّ بِالْقِسْطِ مِنْ أَجْلِ رَغْبَتِهِمْ عَنْهُنَّ ‏.‏

Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Şerh ile Harmele b. Yahya Et-Tücîbî rivayet ettiler. (Ebû't-Tâhir «Haddesenâ»; Harmele ise «Ahberanâ» tabirini kullandı.) Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana Urve b. Zübeyr haber verdi ki, kendisi Âişe'ye Allah Teâlâ'nın: «Eğer yetimler hakkında adalet gösteremeyeceğinizden korkarsanız, size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder tanesini nikâh ediverin.» [Nisâ 3] âyet-i kerîmesini sormuş. Âişe: — Ey kız kardeşimin oğlu! Bu kadından murat, velisinin terbiyesinde bulunan yetimedir. Velisine malında ortak olur; onun da yetimenin malı ve güzelliği hoşuna gider ve velisi onunla, mehrinde adalet gözetmeksizin evlenmek ister. Ona başkasının vereceği kadar mehir vermez. Bu sebeple velilerin onları nikâh etmeleri yasak edildi. Meğerki onlar hakkında adalet gösterip mehirlerinin âdet olan en yüksek derecesine ulaşmış olalar. Bir de velilere bu yetim kızlardan başka helâl olan kadınlarla evlenmeleri emrolundu, demiş. Urve diyor ki: Âişe şunu söyledi: Bilâhare halk, bu âyetten sonra kadınlar hakkında Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den fetva istediler. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle): «Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: Allah onlar hakkında ve Kitap'ta size okunan, kendileri için yazılmış olanı vermediğiniz ve nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlar hakkında fetva verecektir.» [Nisâ 127] âyetini indirdi. Âişe demiş ki: Allah Teâlâ'nın «size Kitap'ta okunan» diye bahsettiği, ilk âyettir. Bu âyette Allah: «Eğer yetimler hakkında adalet gösterememekten korkarsanız, size helâl olan kadınlardan nikâh ediverin.» buyurmuştur. Âişe şöyle demiş: Allah Teâlâ'nın diğer âyet-i kerîmede: «Onları nikâh etmek istersiniz...» buyurması, sizden birinizin terbiyesi altında bulunan yetim kızın malı ve güzelliği az olduğu zaman ona rağbet göstermemesidir. Böylece veliler, bunlara rağbet göstermedikleri için, malına ve güzelliğine rağbet ettikleri yetim kadınları nikâh etmekten nehyolundular. Ancak adalet gösterirlerse o müstesna.

Sahih Muslim 7528

وَحَدَّثَنَا الْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، جَمِيعًا عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ عَنْ قَوْلِ اللَّهِ، ‏{‏وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى‏}‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ يُونُسَ عَنِ الزُّهْرِيِّ وَزَادَ فِي آخِرِهِ مِنْ أَجْلِ رَغْبَتِهِمْ عَنْهُنَّ إِذَا كُنَّ قَلِيلاَتِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ ‏.‏

Bize Hasen El-Hulvânî ile Abd b. Humeyd de hep birden Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki): Bize babam Sâlih'ten, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana Urve haber verdi. Kendisi Âişe'ye Allah Teâlâ'nın: «Eğer yetimler hakkında adalet gösterememekten korkarsanız...» âyetini sormuş... Ve râvi hadîsi Yunus'un Zührî'den rivayet ettiği hadîs gibi nakletmiş, sonunda: «Yetim kızların malı ve güzelliği az olduğu vakit, onlara rağbet göstermedikleri için...» cümlesini ziyâde etmiştir.

Sahih Muslim 7529

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالَاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى‏}‏ قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي الرَّجُلِ تَكُونُ لَهُ الْيَتِيمَةُ وَهُوَ وَلِيُّهَا وَوَارِثُهَا وَلَهَا مَالٌ وَلَيْسَ لَهَا أَحَدٌ يُخَاصِمُ دُونَهَا فَلاَ يُنْكِحُهَا لِمَالِهَا فَيَضُرُّ بِهَا وَيُسِيءُ صُحْبَتَهَا فَقَالَ ‏{‏ إِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ‏}‏ يَقُولُ مَا أَحْلَلْتُ لَكُمْ وَدَعْ هَذِهِ الَّتِي تَضُرُّ بِهَا ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den: «Eğer yetimler hakkında adalet gösterememekten korkarsanız...» âyet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bu âyet öyle bir adam hakkında nazil oldu ki, onun yetim bir kızı vardır. Kendisi bu kızın velisi ve mirasçısıdır. Kızın malı vardır. Kızın hakkını koruyacak kimsesi de yoktur. Velisi malı için onu başkasına vermez. Bu suretle ona zarar getirir ve kendisine iyi bakmaz. Buna binâen: «Yetimler hakkında adalet gösterememekten korkarsanız, (başka) kadınlardan size elverişli olanları nikâh ediverin.» buyurdu. Size helâl kıldığım kadınları alın. Zarar verdiğin kadını bırak, demek istiyor.

Sahih Muslim 7530

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ اللاَّتِي لاَ تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ‏}‏ قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي الْيَتِيمَةِ تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ فَتَشْرَكُهُ فِي مَالِهِ فَيَرْغَبُ عَنْهَا أَنْ يَتَزَوَّجَهَا وَيَكْرَهُ أَنْ يُزَوِّجَهَا غَيْرَهُ فَيَشْرَكُهُ فِي مَالِهِ فَيَعْضِلُهَا فَلاَ يَتَزَوَّجُهَا وَلاَ يُزَوِّجُهَا غَيْرَهُ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abde b. Süleyman, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den Teâlâ Hazretlerinin: «Ve kitapta size okunan, mehirlerini vermediğiniz halde kendilerini nikâh etmek istediğiniz yetim kadınlar...» âyeti hakkında rivayette bulundu. Âişe şöyle demiş: Bu âyet yetime hakkında indirilmiştir. Yetime bir adamın yanında bulunur ve malında ona ortak olur. Adam ise onunla evlenmek istemez. Onu başkasına vererek başkasını kendi malına ortak etmekten de çekinir. Hâsılı onu evlenmekten men eder. Ne kendisi alır, ne başkasına verir.

Sahih Muslim 7531

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ‏}‏ الآيَةَ قَالَتْ هِيَ الْيَتِيمَةُ الَّتِي تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ لَعَلَّهَا أَنْ تَكُونَ قَدْ شَرِكَتْهُ فِي مَالِهِ حَتَّى فِي الْعَذْقِ فَيَرْغَبُ يَعْنِي أَنْ يَنْكِحَهَا وَيَكْرَهُ أَنْ يُنْكِحَهَا رَجُلاً فَيَشْرَكُهُ فِي مَالِهِ فَيَعْضِلُهَا ‏.‏

Bize Ebû Kureyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe’den naklen Teâlâ Hazretlerinin: «Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: Onlar hakkında size Allah fetva verecektir...» âyeti hususunda haber verdi. Âişe şöyle demiş: Bu kadın, bir adamın yanında bulunan yetimedir. İhtimal ki malında, hatta hurma salkımında ona ortak olmuştur. Adam ona rağbet eder, yani onunla nikâhlanmak ister; onu başka bir adamla nikâhlayıp o adamı kendi malına ortak etmek de istemez. Böylece kadının evlenmesine mâni olur.

Sahih Muslim 7532

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ‏}‏ قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي وَالِي مَالِ الْيَتِيمِ الَّذِي يَقُومُ عَلَيْهِ وَيُصْلِحُهُ إِذَا كَانَ مُحْتَاجًا أَنْ يَأْكُلَ مِنْهُ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abde b. Süleyman, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen Teâlâ Hazretlerinin: «Her kim fakir ise, meşru surette yesin.» âyet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bu âyet, yetimin malına nezârette bulunan, ona bakıp ıslah eden velinin, muhtaç olduğu vakit bu maldan yiyebileceği hakkında nazil olmuştur.

Sahih Muslim 7533

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى ‏{‏ وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ‏}‏ قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي وَلِيِّ الْيَتِيمِ أَنْ يُصِيبَ مِنْ مَالِهِ إِذَا كَانَ مُحْتَاجًا بِقَدْرِ مَالِهِ بِالْمَعْرُوفِ ‏.‏

Bize bu hadisi Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen Teâlâ Hazretlerinin: «Her kim zengin ise, iffet göstersin. Fakir olan, meşru surette yesin.» âyet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bu âyet, yetimin velisi hakkında indirilmiştir. Veli, muhtaç olduğu vakit yetimin malından, malı miktarınca meşru surette istifade edebilir.

Sahih Muslim 7534

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏

Bize bu hadîsi Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Numeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm bu isnadla rivayet etti.

Sahih Muslim 7535

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ إِذْ جَاءُوكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَإِذْ زَاغَتِ الأَبْصَارُ وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ‏}‏ قَالَتْ كَانَ ذَلِكَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abde b. Süleyman, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen Allah (Azze ve Celle)'nin: «Size üst tarafınızdan ve alt tarafınızdan geldikleri ve gözler şaşırıp, kalbler boğazlara geldiği vakit...» [Ahzab 10] âyet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe: Bu Hendek günüydü, demiş.

Sahih Muslim 7536

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، ‏{‏ وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا‏}‏ الآيَةَ قَالَتْ أُنْزِلَتْ فِي الْمَرْأَةِ تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ فَتَطُولُ صُحْبَتُهَا فَيُرِيدُ طَلاَقَهَا فَتَقُولُ لاَ تُطَلِّقْنِي وَأَمْسِكْنِي وَأَنْتَ فِي حِلٍّ مِنِّي ‏.‏ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abde b. Süleyman rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen: «Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden yahut yüz çevirmesinden korkarsa...» [Nisa 128] âyet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bu âyet-i kerîme öyle bir kadın hakkında nazil olmuştur ki: Bir adamın nikâhında bulunur ve uzun zaman geçinir, adam onu boşamak ister. Kadın da: Beni boşama, tarafımdan her şey sana helâl olduğu halde beni nikâhında tut! der. İşte bu âyet bunun için inmiştir.

Sahih Muslim 7537

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، فِي قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَإِنِ امْرَأَةٌ خَافَتْ مِنْ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا‏}‏ قَالَتْ نَزَلَتْ فِي الْمَرْأَةِ تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ فَلَعَلَّهُ أَنْ لاَ يَسْتَكْثِرَ مِنْهَا وَتَكُونُ لَهَا صُحْبَةٌ وَوَلَدٌ فَتَكْرَهُ أَنْ يُفَارِقَهَا فَتَقُولُ لَهُ أَنْتَ فِي حِلٍّ مِنْ شَأْنِي ‏.‏

Bize Ebu Kureyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen Allah (Azze ve Celle)'nin: «Eğer bir kadın, kocasının geçimsizliğinden veya yüz çevirmesinden korkarsa...» âyet-i kerîmesi hakkında rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Bu âyet öyle bir kadın hakkında nazil olmuştur ki, bir adamın nikâhında bulunur. İhtimal adam onunla çok geçinmek istemez. Kadının sohbeti ve çocuğu olur da kocasından ayrılmak istemez ve kocasına: Sana benim tarafımdan her şey helâldir, der.

Sahih Muslim 7538

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَتْ لِي عَائِشَةُ يَا ابْنَ أُخْتِي أُمِرُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا، لأَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَبُّوهُمْ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, Hişam b. Urve'den, o da babasından naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Bana Âişe: «Ey kız kardeşimin oğlu! Onlara Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabına istiğfar etmeleri emrolundu. Onlarsa söğdüler.» dedi.

Sahih Muslim 7539

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. Bize Ebû Usâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişam bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.

Sahih Muslim 7540

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْكُوفَةِ فِي هَذِهِ الآيَةِ ‏{‏ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ‏}‏ فَرَحَلْتُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَسَأَلْتُهُ عَنْهَا فَقَالَ لَقَدْ أُنْزِلَتْ آخِرَ مَا أُنْزِلَ ثُمَّ مَا نَسَخَهَا شَىْءٌ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Muaz El-Anberi rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti, (Dediki): Bize Şu'be, Muğirâ b. Nu'man'dan, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Kûfeliler şu âyet hakkında ihtilâf ettiler: «Her kim bir mü'mini kasden öldürürse, onun cezası cehennemdir.» [Nisa 93] Bunun üzerine ben İbni Abbas'a giderek kendisine onu sordum da: Bu âyet en son olarak indirildi. Sonra onu hiç bir şey neshetmedi, dedi.

Sahih Muslim 7541

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، قَالاَ جَمِيعًا حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ فِي حَدِيثِ ابْنِ جَعْفَرٍ نَزَلَتْ فِي آخِرِ مَا أُنْزِلَ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ النَّضْرِ إِنَّهَا لَمِنْ آخِرِ مَا أُنْزِلَتْ ‏.‏

Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Cafer rivayet etti. H. Bize İshak b. İbrahim dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Nadr haber verdi. Her iki râvi demişler ki: Bize Şu'be bu isnadla rivayet etti. İbni Ca'fer'in hadîsinde: «Bu âyet indirilenlerin en sonunda indi.» Nadr'ın hadîsinde ise: «O indirilenlerin en sonundadır.» cümleleri vardır.

Sahih Muslim 7542

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ أَمَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبْزَى أَنْ أَسْأَلَ ابْنَ عَبَّاسٍ، عَنْ هَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ، ‏{‏ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا فِيهَا‏}‏ فَسَأَلْتُهُ فَقَالَ لَمْ يَنْسَخْهَا شَىْءٌ ‏.‏ وَعَنْ هَذِهِ الآيَةِ ‏{‏ وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ‏}‏ قَالَ نَزَلَتْ فِي أَهْلِ الشِّرْكِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti, (Dediki): Bize Şu'be, Mansur'dan, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Bana Abdurrahman b. Ebzâ, İbni Abbas'a şu iki âyeti sormamı emretti: «Her kim bir mü'mini kasden öldürürse, onun cezası içinde ebedî kalmak şartiyle cehennemdir.» Bu âyeti kendisine sordum da: «Onu hiç bir şey neshetmedi.» dedi. Bir de şu âyeti sordum: «O kimseler ki, Allah'la birlikte başka bir ilâha dua etmezler ve Allah'ın haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler.» İbni Abbas: «Bu âyet müşrikler hakkında indi.» dedi.

Sahih Muslim 7543

حَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ اللَّيْثِيُّ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، - يَعْنِي شَيْبَانَ - عَنْ مَنْصُورِ بْنِ الْمُعْتَمِرِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ بِمَكَّةَ ‏{‏ وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ مُهَانًا‏}‏ فَقَالَ الْمُشْرِكُونَ وَمَا يُغْنِي عَنَّا الإِسْلاَمُ وَقَدْ عَدَلْنَا بِاللَّهِ وَقَدْ قَتَلْنَا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ وَأَتَيْنَا الْفَوَاحِشَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ إِلاَّ مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلاً صَالِحًا‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏ قَالَ فَأَمَّا مَنْ دَخَلَ فِي الإِسْلاَمِ وَعَقَلَهُ ثُمَّ قَتَلَ فَلاَ تَوْبَةَ لَهُ ‏.‏

Bana Harun b. Abdullah rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'n-Nadr Hâşim b. Kâsım El-Leysî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye (yani Şeyban), Mansûr b. Mu'temir'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Abbâs'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Şu âyet: «O kimseler ki, Allah'la birlikte başka bir ilâha dua etmezler...» [Furkan 68] «Mühânen» kavline kadar Mekke'de inmiştir. Bunun üzerine müşrikler: Bize İslâm'ın ne faydası olur? Biz Allah'a şirk koşmuş, Allah'ın haram kıldığı nefsi öldürmüş ve bütün kötülükleri yapmışızdır, dediler. Allah (Azze ve Celle) de: «Ancak tevbe ve iman edip, sâlih amel işleyenler müstesna!» [Furkan 70] âyetini sonuna kadar indirdi. Ama İslâm'a girip, onun hükümlerini öğrendikten sonra öldürürse, onun için tevbe yoktur.

Sahih Muslim 7544

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ هَاشِمٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ بِشْرٍ الْعَبْدِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - وَهُوَ ابْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ - عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ أَبِي بَزَّةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ أَلِمَنْ قَتَلَ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا مِنْ تَوْبَةٍ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ فَتَلَوْتُ عَلَيْهِ هَذِهِ الآيَةَ الَّتِي فِي الْفُرْقَانِ ‏{‏ وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏ قَالَ هَذِهِ آيَةٌ مَكِّيَّةٌ نَسَخَتْهَا آيَةٌ مَدَنِيَّةٌ ‏{‏ وَمَنْ يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُتَعَمِّدًا فَجَزَاؤُهُ جَهَنَّمُ خَالِدًا‏}‏ ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ هَاشِمٍ فَتَلَوْتُ هَذِهِ الآيَةَ الَّتِي فِي الْفُرْقَانِ‏{‏ إِلاَّ مَنْ تَابَ‏}‏

Bana Abdullah b. Hâşim ile Abdurrahman b. Bişr El-Abdî rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Yahya (bu zat İbni Saîd El-Kattan'dır), İbni Cüreyc'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana Kâsım b. Ebî Bezze, Saîd b. Cübeyr'den rivayet etti. (Şöyle demiş): İbni Abbas'a: Kasden bir mü'mini öldüren kimseye tevbe var mıdır? diye sordum. «Hayır!» cevabını verdi. Bunun üzerine kendisine Furkan sûresindeki şu âyeti okudum: «O kimseler ki, Allah'la birlikte başka bir ilâha dua etmezler. Allah'ın haram kıldığı nefsi de haksız yere öldürmezler...» âyetinin sonuna kadar. İbni Abbas: «Bu âyet Mekke'de nazil olmuştur. Onu Medine'de nazil olan: ‘Her kim kasden bir mü'mini öldürürse, onun cezası ebedî olarak cehennemdir.’ âyeti neshetmiştir.» dedi. İbni Hâşim'in rivayetinde: «Bunun üzerine Furkan sûresindeki şu âyeti okudum: ‘Ancak tevbe eden kimse müstesna!..’» cümlesi vardır.

Sahih Muslim 7545

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عُمَيْسٍ، عَنْ عَبْدِ الْمَجِيدِ بْنِ سُهَيْلٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ قَالَ لِيَ ابْنُ عَبَّاسٍ تَعْلَمُ - وَقَالَ هَارُونُ تَدْرِي - آخِرَ سُورَةٍ نَزَلَتْ مِنَ الْقُرْآنِ نَزَلَتْ جَمِيعًا قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ ‏{‏ إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ‏}‏ قَالَ صَدَقْتَ ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ أَبِي شَيْبَةَ تَعْلَمُ أَىُّ سُورَةٍ ‏.‏ وَلَمْ يَقُلْ آخِرَ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Harun b. Abdillah ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd: Ahberanâ; ötekiler: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Ca'fer b. Avn rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Umeys, Abdu'l-Mecîd b. Süheyl'den, o da Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Bana İbni Abbâs: «Bilir misin? (Harun'un rivayetinde: Biliyor musun?) Kur'ân'dan son ve bütün olarak inen sûre nedir?» dedi. «Evet! ‘Allah'ın yardımı ve fetih geldiği vakit...’ sûresidir.» cevabını verdim. İbni Abbâs: «Doğru söyledin.» dedi. İbni Ebî Şeybe'nin rivayetinde: «Bilir misin hangi sûredir?» demiş, «son» dememiştir.

Sahih Muslim 7546

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو عُمَيْسٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ وَقَالَ آخِرَ سُورَةٍ وَقَالَ عَبْدُ الْمَجِيدِ وَلَمْ يَقُلِ ابْنِ سُهَيْلٍ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Muaviye haber verdi. (Dedi ki): Bize Ebû Umeys bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti. Ve: «Son sûre» dedi. Bir de «Abdu'l-Mecid» dedi, «ibni Süheyl» demedi.

Sahih Muslim 7547

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي شَيْبَةَ - قَالَ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَقِيَ نَاسٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ رَجُلاً فِي غُنَيْمَةٍ لَهُ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ ‏.‏ فَأَخَذُوهُ فَقَتَلُوهُ وَأَخَذُوا تِلْكَ الْغُنَيْمَةَ فَنَزَلَتْ ‏{‏ وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلَمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا‏}‏ وَقَرَأَهَا ابْنُ عَبَّاسٍ السَّلاَمَ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İshak b. İbrahim ve Ahmed b. Abdete'd-Dabbî rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebî Şeybe'nindir. (O: Haddesenâ dedi; ötekiler: Ahberanâ tâbirini kullandılar. Dediler ki): Bize Süfyan, Amr'dan, o da Atâ'dan, o da İbni Abbas'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Müslümanlardan bâzı kimseler koyun sürücüğünün içinde bir adama rastladılar. Adam: — Esselâmüaleyküm! dedi. Onlarsa kendisini tutup öldürdüler. Ve o sürüceğizi aldılar. Bunun üzerine: «Size selâm veren kimseye, sen mü'min değilsin demeyin.» âyeti indi. İbni Abbas: «selem» kelimesini «selâm» okumuştur.

Sahih Muslim 7548

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، يَقُولُ كَانَتِ الأَنْصَارُ إِذَا حَجُّوا فَرَجَعُوا لَمْ يَدْخُلُوا الْبُيُوتَ إِلاَّ مِنْ ظُهُورِهَا - قَالَ - فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَدَخَلَ مِنْ بَابِهِ فَقِيلَ لَهُ فِي ذَلِكَ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا‏}‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Gunder, Şu'be'den rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr da rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer, Şu'be'den, o da Ebû İshak'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ben Berâ'ı şunu söylerken işittim: Ensâr haccedip döndükten sonra evlere ancak arka taraflarından girerlerdi. Sonra ensardan bir adam gelerek kapısından girdi ve kendisine bu hususta lâf söylendi. Bunun üzerine şu âyet-i kerîme indi: «Evlere arka taraflarından gelmeniz ibâdet değildir.»

Sahih Muslim 7549

حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الصَّدَفِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ عَوْنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ ابْنَ مَسْعُودٍ قَالَ مَا كَانَ بَيْنَ إِسْلاَمِنَا وَبَيْنَ أَنْ عَاتَبَنَا اللَّهُ بِهَذِهِ الآيَةِ ‏{‏ أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ‏}‏ إِلاَّ أَرْبَعُ سِنِينَ ‏.‏

Bana Yûnus b. Abdil-A'lâ Es-Sadefî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Amr b. Haris, Saîd b. Ebî Hilâl'den, o da Avn b. Abdillah'dan, o da babasından naklen haber verdi ki, İbni Mes'ud şöyle demiş: Bizim Müslüman oluşumuz ve Allah Teâlâ'nın bizi şu: «İman edenler için, kalblerinin Zikrullah'a yatışması zamanı gelmedi mi?» [Hadîd 16] âyetiyle muaheze buyurması arasında ancak dört sene vardır.

Sahih Muslim 7550

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ مُسْلِمٍ الْبَطِينِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَتِ الْمَرْأَةُ تَطُوفُ بِالْبَيْتِ وَهِيَ عُرْيَانَةٌ فَتَقُولُ مَنْ يُعِيرُنِي تِطْوَافًا تَجْعَلُهُ عَلَى فَرْجِهَا وَتَقُولُ الْيَوْمَ يَبْدُو بَعْضُهُ أَوْ كُلُّهُ فَمَا بَدَا مِنْهُ فَلاَ أُحِلُّهُ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ‏}‏

Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H. Bana Ebû Bekr b. Nâfi' de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Gunder rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Seleme b. Küheyl'den, o da Müslim El-Batîn'den, o da Said b. Cubeyr'den, o da İbni Abbas'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): (Vaktiyle) kadın beyti çıplak olarak tavaf eder: Bana kim ödünç bir tavaf elbisesi verecek? derdi. Onu fercinin üzerine koyar: «Bugün bir kısmı yahut hepsi görünür ama, onun görünen kısmını helâl etmem!» derdi. Bunun üzerine şu âyet-i kerîme indi: «Her mescide girerken, ziynetinizi alınız!» [A'râf 31]

Sahih Muslim 7551

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ جَمِيعًا عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ يَقُولُ لِجَارِيَةٍ لَهُ اذْهَبِي فَابْغِينَا شَيْئًا فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَلاَ تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاءِ إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّنًا لِتَبْتَغُوا عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَنْ يُكْرِهْهُنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مِنْ بَعْدِ إِكْرَاهِهِنَّ‏}‏ لَهُنَّ ‏{‏ غَفُورٌ رَحِيمٌ‏}‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb beraberce Ebû Muâviye'den rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kureyb'indir. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bize A'meş, Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Abdullah b. Ubey İbni Selul bir cariyesine: Git de bizim için biraz zina et, derdi. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle): «Dünya hayâtının metâını elde etmek için iffetli olmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Her kim onları zorlarsa, iyi bilsin ki, onları zorladıktan sonra Allah gafûr, rahîmdir.» [Nûr 33] âyet-i kerîmesini indirdi.

Sahih Muslim 7552

وَحَدَّثَنِي أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ جَارِيَةً، لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَىٍّ ابْنِ سَلُولَ يُقَالُ لَهَا مُسَيْكَةُ وَأُخْرَى يُقَالُ لَهَا أُمَيْمَةُ فَكَانَ يُكْرِهُهُمَا عَلَى الزِّنَى فَشَكَتَا ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏ وَلاَ تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاءِ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ غَفُورٌ رَحِيمٌ‏}‏

Bana Ebû Kâmil El-Cahderî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne, A'meş'den, o da Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti ki, Abdullah b. Übey İbni Selûl'un Müseyke denilen bir cariyesi vardı. Ümeyme denilen bir cariyesi daha varmış. İbni Selûl bunları zinaya zorlamış. Onlar da bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şikâyet etmişler. Bunun üzerine Allah: «Cariyelerinizi fuhşa zorlamayın!» âyet-i kerîmesini «Gafurdur, Rahimdir.» kavl-i kerîmine kadar inzal buyurmuş.

Sahih Muslim 7553

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، فِي قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ‏}‏ قَالَ كَانَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ أَسْلَمُوا وَكَانُوا يُعْبَدُونَ فَبَقِيَ الَّذِينَ كَانُوا يَعْبُدُونَ عَلَى عِبَادَتِهِمْ وَقَدْ أَسْلَمَ النَّفَرُ مِنَ الْجِنِّ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. İdris, A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Ebû Ma'mer'den, o da Abdullah'dan naklen Allah (Azze ve Celle)'nin: «Bunlar o kimselerdir ki, dua ederler, Rablerinden vesileyi dileyerek her biri ona daha yakın olmak isterler.» [İsrâ 57] âyet-i kerîmesi hakkında rivayette bulundu. Abdullah şöyle demiş: Cinlerden bir cemaat Müslüman olmuşlardı. Bunlara tapanlar vardı. Tapanlar ibadetleri üzere kaldılar; hâlbuki cinlerden bu cemaat Müslüman olmuştu.

Sahih Muslim 7554

وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْبَدٍ الزِّمَّانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ‏{‏ أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ‏}‏ قَالَ نَزَلَتْ فِي نَفَرٍ مِنَ الْعَرَبِ كَانُوا يَعْبُدُونَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ فَأَسْلَمَ الْجِنِّيُّونَ وَالإِنْسُ الَّذِينَ كَانُوا يَعْبُدُونَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ فَنَزَلَتْ ‏{‏ أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ‏}‏

Bana Haccâc b. Şâir de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdüssamed b. Abdülvâris rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyin, Katâde'den, o da Abdullah b. Ma'bed ez-Zimmânî'den, o da Abdullah b. Utbe'den, o da Abdullah b. Mes'ûd'dan naklen rivayet etti. Abdullah b. Mes'ûd, «Onların yalvardıkları bu varlıklar, Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar.» âyeti hakkında şöyle dedi: Bu âyet, cinlerden bir topluluğa tapan Araplardan bir topluluk hakkında nazil oldu. Cinler Müslüman oldular; kendilerine tapan insanlar ise bunun farkında değillerdi. Bunun üzerine, «Onların yalvardıkları bu varlıklar, Rablerine vesile ararlar.» âyeti nazil oldu.

Sahih Muslim 7556

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُطِيعٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لِابْنِ عَبَّاسٍ سُورَةُ التَّوْبَةِ قَالَ آلتَّوْبَةِ قَالَ بَلْ هِيَ الْفَاضِحَةُ مَا زَالَتْ تَنْزِلُ وَمِنْهُمْ وَمِنْهُمْ ‏.‏ حَتَّى ظَنُّوا أَنْ لاَ يَبْقَى مِنَّا أَحَدٌ إِلاَّ ذُكِرَ فِيهَا ‏.‏ قَالَ قُلْتُ سُورَةُ الأَنْفَالِ قَالَ تِلْكَ سُورَةُ بَدْرٍ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَالْحَشْرُ قَالَ نَزَلَتْ فِي بَنِي النَّضِيرِ ‏.‏

Bana Abdullah b. Muti' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüşeym, Ebû Bişr'den, o da Saîd b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): İbni Abbas'a: Tevbe sûresi nedir? diye sordum. — Tevbe mi? Bilâkis o fâdîhadır. “Onlardan bazıları, onlardan bazıları” sözü ine ine, halk bu sûrede bizden zikredilmedik kimse kalmayacak zannettiler. — Enfal sûresi nedir? dedim. — O, Bedir sûresidir! cevabını verdi. — Ya Haşr sûresi? dedim. — O sûre Benî Nadîr hakkında inmiştir, cevabını verdi.

Sahih Muslim 7558

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ أَبِي حَيَّانَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ خَطَبَ عُمَرُ عَلَى مِنْبَرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ أَمَّا بَعْدُ أَلاَ وَإِنَّ الْخَمْرَ نَزَلَ تَحْرِيمُهَا يَوْمَ نَزَلَ وَهْىَ مِنْ خَمْسَةِ أَشْيَاءَ مِنَ الْحِنْطَةِ وَالشَّعِيرِ وَالتَّمْرِ وَالزَّبِيبِ وَالْعَسَلِ ‏.‏ وَالْخَمْرُ مَا خَامَرَ الْعَقْلَ وَثَلاَثَةُ أَشْيَاءَ وَدِدْتُ أَيُّهَا النَّاسُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عَهِدَ إِلَيْنَا فِيهَا الْجَدُّ وَالْكَلاَلَةُ وَأَبْوَابٌ مِنْ أَبْوَابِ الرِّبَا ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Alî b. Müshir, Ebû Hayyan'dan, o da Şa'bî'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ömer, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in minberi üzerinde hutbe okuyarak Allah'a hamdü sena etti. Sonra şöyle dedi: — Bundan sonra! Dikkat edin ki, şarabın haram kılınması indiği gün olmuştur. O beş şeyden olur: Buğdaydan, arpadan, kuru hurmadan, kuru üzümden ve baldan. Hamr, aklı örten şeydir. Üç şey de var ki, ey cemâat! Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bunlar hakkında bize bilgi vermiş olmasını dilerdim. Bunlar dede, kelâle ve ribâ bablarından bazı bablardır.

Sahih Muslim 7559

وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَيَّانَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، عَلَى مِنْبَرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ أَمَّا بَعْدُ أَيُّهَا النَّاسُ فَإِنَّهُ نَزَلَ تَحْرِيمُ الْخَمْرِ وَهْىَ مِنْ خَمْسَةٍ مِنَ الْعِنَبِ وَالتَّمْرِ وَالْعَسَلِ وَالْحِنْطَةِ وَالشَّعِيرِ وَالْخَمْرُ مَا خَامَرَ الْعَقْلَ وَثَلاَثٌ أَيُّهَا النَّاسُ وَدِدْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عَهِدَ إِلَيْنَا فِيهِنَّ عَهْدًا نَنْتَهِي إِلَيْهِ الْجَدُّ وَالْكَلاَلَةُ وَأَبْوَابٌ مِنْ أَبْوَابِ الرِّبَا ‏.‏

Bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni İdris haber verdi. (Dedi ki): Bize Ebû Hayyân, Şa'bî'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ben Ömer b. Hattab'ı Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in minberi üzerinde şunu söylerken işittim: — Bundan sonra! Ey cemâat! Gerçekten şarabın haram kılınması inmiştir. O beş şeyden olur: Üzümden, kuru hurmadan, baldan, buğdaydan ve arpadan. Hamr, aklı örten şeydir. Üç şey de var ki, ey cemâat! Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bunlar hakkında bize, kendisinde karar kılacağımız bir bilgi vermiş olmasını dilerdim. Bunlar dede, kelâle ve ribâ bablarından bazı bablardır.

Sahih Muslim 7560

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، كِلاَهُمَا عَنْ أَبِي حَيَّانَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ، بِمِثْلِ حَدِيثِهِمَا، غَيْرَ أَنَّ ابْنَ عُلَيَّةَ فِي حَدِيثِهِ الْعِنَبِ، كَمَا قَالَ ابْنُ إِدْرِيسَ، وَفِي حَدِيثِ عِيسَى الزَّبِيبِ، كَمَا قَالَ ابْنُ مُسْهِرٍ.

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail b. Uleyye rivayet etti. H. Bize İshak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsa b. Yûnus haber verdi. Her iki râvi Ebû Hayyan'dan bu isnadla yukarıdakilerin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Yalnız İbni Uleyye'nin hadîsinde İbni İdris'in dediği gibi «Üzüm»; İsa'nın hadîsinde ise İbni Müshir'in dediği gibi «Kuru üzüm» denilmiştir.

Sahih Muslim 7561

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ أَبِي هَاشِمٍ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، يُقْسِمُ قَسَمًا إِنَّ ‏{‏ هَذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ‏}‏ إِنَّهَا نَزَلَتْ فِي الَّذِينَ بَرَزُوا يَوْمَ بَدْرٍ حَمْزَةُ وَعَلِيٌّ وَعُبَيْدَةُ بْنُ الْحَارِثِ وَعُتْبَةُ وَشَيْبَةُ ابْنَا رَبِيعَةَ وَالْوَلِيدُ بْنُ عُتْبَةَ ‏.‏

Bize Amr b. Zürâra rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüşeym, Ebû Hâşim'den, o da Ebû Miclez'den, o da Kays b. Ubad'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ebû Zer'i: «Bunlar Rableri hakkında mücâdele eden iki hasımdır.» [Hac 19] âyeti Bedir gününde mübarezeye çıkan Hamza, Alî, Ubeyde b. Haris, Rabia'nın iki oğlu Utbe ile Şeybe ve Velîd b. Utbe hakkında nazil olmuştur, diye yemin ederken işittim.

Sahih Muslim 7562

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، جَمِيعًا عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي هَاشِمٍ، عَنْ أَبِي مِجْلَزٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، يُقْسِمُ لَنَزَلَتْ ‏{‏ هَذَانِ خَصْمَانِ‏}‏ بِمِثْلِ حَدِيثِ هُشَيْمٍ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman rivayet etti. Her iki râvi Süfyan'dan, o da Ebû Hâşim'den, o da Ebû Miclez'den, o da Kays b. Ubad'dan naklen rivayet etmişlerdir. Kays şöyle demiş: Ben Ebû Zer'i: «Bunlar iki hasımdır...» âyetinin indiğine yemin ederken işittim. Hüşeym'in hadîsi gibi nakletmiştir.

Sahih Muslim 7563