وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ بُكَيْرٍ النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، قَالَ سَأَلْتُ عَمْرَو بْنَ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ فَأَخْبَرَنِي عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ " .
Bana Amrü'bnü Muhammed b. Bükeyr En-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti. (Dedi ki): Amrü'bnü Yahya b. Umâra'ya sordum da bana babasından, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi; «Beş veskten azında zekât yoktur. Beş deveden azında zekât yoktur. Beş ukiyyeden az gümüşte de zekât yoktur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2263
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، ح وَحَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، كِلاَهُمَا عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، بِهَذَا الإِسْنَادِ . مِثْلَهُ.
Bize Muhammedü'bnü Rumh b. El-Muhâcir rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys haber verdi. H. Bana Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. İdrîs rivayet etti. Leys ile Abdullah'ın ikisi birden Yahya b. Saîd'den, o da Amr b. Yahya'dan bu isnâdla yukarıki hadisin mislini rivayet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2264
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِيهِ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ . وَأَشَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِكَفِّهِ بِخَمْسِ أَصَابِعِهِ ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ ابْنِ عُيَيْنَةَ .
Bize Muhammedü'bnü Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana Amr b. Yahya b. Umâra, babası Yahya b. Umâra'dan naklen haber verdi. Yahya şöyle demiş: Ben, Ebû Saîd-i Hudrî'yi şunları söylerken işittim: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim.» Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), avucuyla beş parmağına işaret ediyordu. Bundan sonra İbni Uyeyne hadisi gibi rivayette bulundu.
Sahih Muslim 2265
وَحَدَّثَنِي أَبُو كَامِلٍ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ الْجَحْدَرِيُّ حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُفَضَّلٍ - حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ غَزِيَّةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ " .
Bana Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyin el-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Bişr, yani İbni Mufaddal rivayet etti. (Dedi ki): Bize Umâretü'bnü Gaziyye, Yahya b. Umâra'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Ebû Saîd-i Hudrî'yi şunları söylerken işittim: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Beş veskten daha azında zekât yoktur. Beş deveden daha azında zekât yoktur. Beş ukiyyeden daha azında zekât yoktur.» buyurdular.
Sahih Muslim 2266
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسَاقٍ مِنْ تَمْرٍ وَلاَ حَبٍّ صَدَقَةٌ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o da İsmail b. Ümeyye'den, o da Muhammed b. Yahya b. Habbân'dan, o da Yahya b. Umâra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. Ebû Saîd şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hurmadan olsun, hububattan olsun beş veskten daha azında zekât yoktur.» buyurdular.
Sahih Muslim 2267
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، - يَعْنِي ابْنَ مَهْدِيٍّ - حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ فِي حَبٍّ وَلاَ تَمْرٍ صَدَقَةٌ حَتَّى يَبْلُغَ خَمْسَةَ أَوْسُقٍ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلاَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ" .
Bize İshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân, yani İbni Mehdî haber verdi. (Dedi ki): Bize Süfyân, İsmâil b. Ümeyye'den, o da Muhammed b. Yahyâ b. Habbân'dan, o da Yahyâ b. Umâra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Beş veski bulmadıkça hububatla hurmada zekât yoktur. Beş deveden daha azında zekât yoktur. Beş okiyye gümüşten daha azında da zekât yoktur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2268
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، بْنِ أُمَيَّةَ بِهَذَا الإِسْنَادِ . مِثْلَ حَدِيثِ ابْنِ مَهْدِيٍّ .
Bana Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. Âdem rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân-ı Sevrî, İsmâil b. Ümeyye'den bu isnâdla İbni Mehdî hadisi gibi rivayette bulundu.
Sahih Muslim 2269
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا الثَّوْرِيُّ، وَمَعْمَرٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، بْنِ أُمَيَّةَ بِهَذَا الإِسْنَادِ . مِثْلَ حَدِيثِ ابْنِ مَهْدِيٍّ وَيَحْيَى بْنِ آدَمَ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ - بَدَلَ التَّمْرِ - ثَمَرٍ .
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sevrî ile Ma'mer, İsmâil b. Ümeyye'den bu isnâdla İbni Mehdî ve Yahyâ b. Âdem hadisi gibi haber verdiler. Yalnız o, «Hurma» yerine «Yemiş» demiştir.
Sahih Muslim 2270
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، وَهَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عِيَاضُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ مِنَ الْوَرِقِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ مِنَ التَّمْرِ صَدَقَةٌ " .
Bize Hârûn b. Mâruf ile Hârûn b. Saîd El-Eylî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana İyaz b. Abdillâh, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir b. Abdillâh'dan, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi ki: «Beş okiyyeden daha az olan gümüşte zekât yoktur; beş deveden daha azında zekât yoktur. Beş veskten daha az hurmada zekât yoktur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2271
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ وَهَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ وَعَمْرُو بْنُ سَوَّادٍ وَالْوَلِيدُ بْنُ شُجَاعٍ كُلُّهُمْ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ أَبُو الطَّاهِرِ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، أَنَّ أَبَا الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَذْكُرُ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فِيمَا سَقَتِ الأَنْهَارُ وَالْغَيْمُ الْعُشُورُ وَفِيمَا سُقِيَ بِالسَّانِيَةِ نِصْفُ الْعُشْرِ " .
Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Abdillâh b. Amr b. Serh ile Hârûn b. Saîd El-Eylî, Amr b. Sevvâd ve Velîd b. Şucâ' hep birden İbni Vehb'den rivayet ettiler. Ebû't-Tâhir: Bize Abdullah b. Vehb, Amr b. Hâris'den naklen haber verdi, ona da Ebû'z-Zübeyr rivayet etmiş; o da Câbir b. Abdillâh'ı Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyururken işittiğini rivayet etmiş: «Nehirlerle yağmur sularının suladıkları mahsullerde öşür; hayvanla sulanan mahsullerde yarım öşür vardır.»
Sahih Muslim 2272
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فَرَسِهِ صَدَقَةٌ " .
Bize Yahya b. Yahya Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Abdullah b. Dinar'dan, onun da Süleyman b. Yesâr'dan, onun da Irâk b. Mâlik'den, onun da Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Müslüman'a kölesi ile atı için zekât yoktur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2273
وَحَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، - قَالَ عَمْرٌو - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ زُهَيْرٌ يَبْلُغُ بِهِ " لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي عَبْدِهِ وَلاَ فَرَسِهِ صَدَقَةٌ " .
Bana Amr en-Nâkıd ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne rivayet etti. (Dedi ki): Bize Eyyûb b. Mûsâ, Mekhûl'den, o da Süleyman b. Yesâr'dan, o da Irak b. Mâlik'ten, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Amr: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den, dedi. Züheyr ise: (Ebû Hureyre, hadisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e vardırdı.) tabirini kullandı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Müslümana kölesi ile atı için zekât yoktur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2274
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، كُلُّهُمْ عَنْ خُثَيْمِ بْنِ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . بِمِثْلِهِ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Bilâl haber verdi. H. Bize Kuteybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâtim b. İsmail rivayet etti. Bu râviler hep birden Huseym b. Irak b. Mâlik'ten, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den bu hadisin mislini rivayet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2275
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَهَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ عِيسَى، قَالُوا حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَخْرَمَةُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ فِي الْعَبْدِ صَدَقَةٌ إِلاَّ صَدَقَةُ الْفِطْرِ " .
Bana Ebû't-Tâhir ile Hârûn b. Saîd el-Eylî ve Ahmed b. Îsâ rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Mahreme, babasından, o da Irak b. Mâlik'ten naklen haber verdi. Irak şöyle demiş: Ebû Hureyre'yi, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ederken dinledim. Efendimiz: «Köle için sadaka-i fıtırdan başka sadaka yoktur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2276
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عُمَرَ عَلَى الصَّدَقَةِ فَقِيلَ مَنَعَ ابْنُ جَمِيلٍ وَخَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ وَالْعَبَّاسُ عَمُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا يَنْقِمُ ابْنُ جَمِيلٍ إِلاَّ أَنَّهُ كَانَ فَقِيرًا فَأَغْنَاهُ اللَّهُ وَأَمَّا خَالِدٌ فَإِنَّكُمْ تَظْلِمُونَ خَالِدًا قَدِ احْتَبَسَ أَدْرَاعَهُ وَأَعْتَادَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَأَمَّا الْعَبَّاسُ فَهِيَ عَلَىَّ وَمِثْلُهَا مَعَهَا " . ثُمَّ قَالَ " يَا عُمَرُ أَمَا شَعَرْتَ أَنَّ عَمَّ الرَّجُلِ صِنْوُ أَبِيهِ " .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Aliyyü'bnü Hafs rivayet etti. (Dedi ki): Bize Verkaa', Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ömer'i sadaka toplamaya gönderdi. İbni Cemîl ile Hâlidü'bnü Velîd ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in amcası Abbâs zekât vermedi, denildi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İbni Cemîl zekât vermekten imtina etmez; şu kadar var ki o fakir idi. Allah kendisini zengin yaptı. Hâlid'e gelince, siz Hâlid'e zulmediyorsunuz. O bütün zırhlarını ve harp âletlerini Allah yolunda hapsetmiştir. Abbâs'ın zekâtı ise bir misli de beraberinde olmak üzere benim üzerimdedir.» buyurdu. Sonra sözüne devamla: «Yâ Ömer! Sen, bir kimsenin amcasının babası mesabesinde olduğunu bilmez misin?» dedi.
Sahih Muslim 2277
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَضَ زَكَاةَ الْفِطْرِ مِنْ رَمَضَانَ عَلَى النَّاسِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلَى كُلِّ حُرٍّ أَوْ عَبْدٍ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى مِنَ الْمُسْلِمِينَ .
Bize Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb ile Kuteybetü'bnü Said rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Mâlik rivayet etti. H. Bize Yahya b. Yahya dahi rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Mâlik'e, Nâfi'den, onun da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ramazanda sadaka-i fıtrı Müslümanların hür veya köle, erkek veya kadın her birine hurmadan bir sa' veya arpadan bir sa' olmak üzere farz kıldı.
Sahih Muslim 2278
حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، وَأَبُو أُسَامَةَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَكَاةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلَى كُلِّ عَبْدٍ أَوْ حُرٍّ صَغِيرٍ أَوْ كَبِيرٍ .
Bize İbn Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. H. Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Nümeyr ile Ebû Üsâme, Ubeydullah'tan, o da Nâfi'den, o da İbn Ömer'den naklen rivayet ettiler. İbn Ömer şöyle dedi: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), sadaka-i fıtrı köle veya hür, küçük veya büyük herkese hurmadan bir sa' veya arpadan bir sa' olmak üzere farz kıldı.
Sahih Muslim 2279
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ فَرَضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم صَدَقَةَ رَمَضَانَ عَلَى الْحُرِّ وَالْعَبْدِ وَالذَّكَرِ وَالأُنْثَى صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ . قَالَ فَعَدَلَ النَّاسُ بِهِ نِصْفَ صَاعٍ مِنْ بُرٍّ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Zürey', Eyyûb'dan, o da Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi; İbni Ömer şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ramazan sadakasını hür, köle, erkek, kadın herkese kuru hurmadan bir sa' yahut arpadan bir sa' olarak farz kıldı da, insanlar bunu buğdayın yarım sa'ına denk tuttular.
Sahih Muslim 2280
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِزَكَاةِ الْفِطْرِ صَاعٍ مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعٍ مِنْ شَعِيرٍ . قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَجَعَلَ النَّاسُ عِدْلَهُ مُدَّيْنِ مِنْ حِنْطَةٍ .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Rumh dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, Nâfi'den naklen haber verdi ki, Abdullah b. Ömer şunları söylemiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sadaka-i fıtrın kuru hurmadan bir sa' yahut arpadan bir sa' verilmesini emir buyurdu. Müteakiben insanlar iki müd buğdayı buna denk tuttular.
Sahih Muslim 2281
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، أَخْبَرَنَا الضَّحَّاكُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَضَ زَكَاةَ الْفِطْرِ مِنْ رَمَضَانَ عَلَى كُلِّ نَفْسٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ حُرٍّ أَوْ عَبْدٍ أَوْ رَجُلٍ أَوِ امْرَأَةٍ صَغِيرٍ أَوْ كَبِيرٍ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ .
İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah ﷺ Ramazan fıtır zekâtını Müslümanlardan hür veya köle, erkek veya kadın, küçük veya büyük her kişi için bir sâ' hurma yahut bir sâ' arpa olarak farz kılmıştır.
Sahih Muslim 2282
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، يَقُولُ كُنَّا نُخْرِجُ زَكَاةَ الْفِطْرِ صَاعًا مِنْ طَعَامٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ أَوْ صَاعًا مِنْ زَبِيبٍ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Zeyd b. Eslem'den dinlediğim, onun da İyaz b. Abdillah b. Sa'd b. Ebî Serh'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: İyaz, Ebû Saîd-i Hudrî'yi şöyle derken işitmiş: «Biz sadaka-ı fıtrı taamdan bir sâ' yahut arpadan bir sâ' veya kuru hurmadan bir sâ' yahut kuru sütten bir sâ' veya kuru üzümden bir sâ' üzerinden veriyorduk.»
Sahih Muslim 2283
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ، - يَعْنِي ابْنَ قَيْسٍ - عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كُنَّا نُخْرِجُ إِذْ كَانَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَكَاةَ الْفِطْرِ عَنْ كُلِّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ حُرٍّ أَوْ مَمْلُوكٍ صَاعًا مِنْ طَعَامٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ زَبِيبٍ فَلَمْ نَزَلْ نُخْرِجُهُ حَتَّى قَدِمَ عَلَيْنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ حَاجًّا أَوْ مُعْتَمِرًا فَكَلَّمَ النَّاسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَكَانَ فِيمَا كَلَّمَ بِهِ النَّاسَ أَنْ قَالَ إِنِّي أُرَى أَنَّ مُدَّيْنِ مِنْ سَمْرَاءِ الشَّامِ تَعْدِلُ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ فَأَخَذَ النَّاسُ بِذَلِكَ . قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَأَمَّا أَنَا فَلاَ أَزَالُ أُخْرِجُهُ كَمَا كُنْتُ أُخْرِجُهُ أَبَدًا مَا عِشْتُ .
Bize Abdullah b. Meslemete'bni Ka'neb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Dâvûd, yani İbni Kays, İyaz b. Abdillah'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. Ebû Saîd şöyle demiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aramızda iken biz sadaka-ı fıtrı küçük büyük, hür veya memlûk her baş için taamdan bir sâ' yahut kuru sütten bir sâ' veya arpadan bir sâ' yahut kuru hurmadan bir sâ' veya kuru üzümden bir sâ' üzerinden verirdik. Bunu tâ bize Muâviyetü'bnü Ebî Süfyan hac yahut umre yapmak için gelinceye kadar bu minval üzere vermeye devam ettik. Sonra Muâviye minber üzerinde halka bir konuşma yaptı. Ez cümle: Ben Şam buğdayından iki müddün bir sâ' kuru hurmaya muadil olduğu fikrindeyim, dedi. Bunun üzerine halk onun re'yiyle amel ettiler.» Ebû Saîd demiş ki: «Bana gelince, ben bunu yaşadığım müddetçe ilelebet eskiden verdiğim gibi vermeye devam ediyorum.»
Sahih Muslim 2284
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي عِياضُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، يَقُولُ كُنَّا نُخْرِجُ زَكَاةَ الْفِطْرِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِينَا عَنْ كُلِّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ حُرٍّ وَمَمْلُوكٍ مِنْ ثَلاَثَةِ أَصْنَافٍ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ فَلَمْ نَزَلْ نُخْرِجُهُ كَذَلِكَ حَتَّى كَانَ مُعَاوِيَةُ فَرَأَى أَنَّ مُدَّيْنِ مِنْ بُرٍّ تَعْدِلُ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ . قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَأَمَّا أَنَا فَلاَ أَزَالُ أُخْرِجُهُ كَذَلِكَ .
Bize Muhammed b. Rafî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrezzak, Ma'mer'den, o da İsmail b. Ümeyye'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana İyaz b. Abdillah b. Sa'd b. Ebî Serh haber verdi. Kendisi Ebû Saîd-i Hudrî'yi şöyle derken işitmiş: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aramızda iken biz sadaka-ı fıtrı küçük büyük, hür ve memlûk herkes için üç sınıftan, yani kuru hurmadan bir sâ', kuru sütten bir sâ', arpadan bir sâ' olarak verirdik. Muâviye halife oluncaya kadar onu böylece vermeye devam ettik. O, iki müdd buğdayın bir sâ' kuru hurmaya muadil olacağını tensip etti.» Ebû Saîd: «Bana gelince, ben onu böylece vermeye devam ediyorum.» demiş.
Sahih Muslim 2285
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي ذُبَابٍ عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كُنَّا نُخْرِجُ زَكَاةَ الْفِطْرِ مِنْ ثَلاَثَةِ أَصْنَافٍ الأَقِطِ وَالتَّمْرِ وَالشَّعِيرِ .
Bana Muhammed b. Râfi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrezzak rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbnü Cüreyc, Hâris b. Abdirrahman b. Ebî Zübâb'dan, o da İyâz b. Abdillah b. Ebî Serh'den, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen haber verdi. Ebû Saîd şöyle demiş: «Biz sadaka-i fıtrı üç sınıftan: kuru süt, kuru hurma ve arpadan verirdik.»
Sahih Muslim 2286
وَحَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ مُعَاوِيَةَ، لَمَّا جَعَلَ نِصْفَ الصَّاعِ مِنَ الْحِنْطَةِ عِدْلَ صَاعٍ مِنْ تَمْرٍ أَنْكَرَ ذَلِكَ أَبُو سَعِيدٍ وَقَالَ لاَ أُخْرِجُ فِيهَا إِلاَّ الَّذِي كُنْتُ أُخْرِجُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ زَبِيبٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ .
Bana Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâtim b. İsmail, İbn-i Aclan'dan, o da İyâz b. Abdillah b. Ebî Serh'den, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti ki: Muâviye buğdaydan yarım sâ'ı kuru hurmanın bir sâ'ına muadil tutunca Ebû Saîd bunu kabul etmemiş ve: «Ben bu sadakayı ancak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında verdiğim gibi kuru hurmadan bir sâ', yahut kuru üzümden bir sâ', veya arpadan bir sâ', yahut kuru sütten bir sâ' olarak veririm.» demiş.
Sahih Muslim 2287
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِزَكَاةِ الْفِطْرِ أَنْ تُؤَدَّى قَبْلَ خُرُوجِ النَّاسِ إِلَى الصَّلاَةِ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Hayseme, Mûsâ b. Ukbe'den, o da Nâfi'den, o da İbn-i Ömer'den naklen haber verdi ki: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sadaka-i fıtrın, halk bayram namazına çıkmazdan önce verilmesini emir buyurmuş.»
Sahih Muslim 2288
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، أَخْبَرَنَا الضَّحَّاكُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِإِخْرَاجِ زَكَاةِ الْفِطْرِ أَنْ تُؤَدَّى قَبْلَ خُرُوجِ النَّاسِ إِلَى الصَّلاَةِ .
Bize Muhammed b. Rafi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Ebî Füdeyk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Dahhâk, Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen haber verdi ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sadaka-i fıtrın, halk bayram namazına çıkmazdan evvel verilmesini emir buyurmuş.
Sahih Muslim 2289
وَحَدَّثَنِي سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، - يَعْنِي ابْنَ مَيْسَرَةَ الصَّنْعَانِيَّ - عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ أَبَا صَالِحٍ، ذَكْوَانَ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ صَاحِبِ ذَهَبٍ وَلاَ فِضَّةٍ لاَ يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلاَّ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ صُفِّحَتْ لَهُ صَفَائِحَ مِنْ نَارٍ فَأُحْمِيَ عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَيُكْوَى بِهَا جَنْبُهُ وَجَبِينُهُ وَظَهْرُهُ كُلَّمَا بَرَدَتْ أُعِيدَتْ لَهُ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ فَيُرَى سَبِيلُهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالإِبِلُ قَالَ " وَلاَ صَاحِبُ إِبِلٍ لاَ يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا وَمِنْ حَقِّهَا حَلَبُهَا يَوْمَ وِرْدِهَا إِلاَّ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ أَوْفَرَ مَا كَانَتْ لاَ يَفْقِدُ مِنَهَا فَصِيلاً وَاحِدًا تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَعَضُّهُ بِأَفْوَاهِهَا كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولاَهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ فَيُرَى سَبِيلُهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالْبَقَرُ وَالْغَنَمُ قَالَ " وَلاَ صَاحِبُ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي مِنْهَا حَقَّهَا إِلاَّ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ لاَ يَفْقِدُ مِنْهَا شَيْئًا لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ وَلاَ جَلْحَاءُ وَلاَ عَضْبَاءُ تَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا كُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ أُولاَهَا رُدَّ عَلَيْهِ أُخْرَاهَا فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ الْعِبَادِ فَيُرَى سَبِيلُهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالْخَيْلُ قَالَ " الْخَيْلُ ثَلاَثَةٌ هِيَ لِرَجُلٍ وِزْرٌ وَهِيَ لِرَجُلٍ سِتْرٌ وَهِيَ لِرَجُلٍ أَجْرٌ فَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ وِزْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا رِيَاءً وَفَخْرًا وَنِوَاءً عَلَى أَهْلِ الإِسْلاَمِ فَهِيَ لَهُ وِزْرٌ وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ سِتْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَمْ يَنْسَ حَقَّ اللَّهِ فِي ظُهُورِهَا وَلاَ رِقَابِهَا فَهِيَ لَهُ سِتْرٌ وَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ أَجْرٌ فَرَجُلٌ رَبَطَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ فِي مَرْجٍ وَرَوْضَةٍ فَمَا أَكَلَتْ مِنْ ذَلِكَ الْمَرْجِ أَوِ الرَّوْضَةِ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ كُتِبَ لَهُ عَدَدَ مَا أَكَلَتْ حَسَنَاتٌ وَكُتِبَ لَهُ عَدَدَ أَرْوَاثِهَا وَأَبْوَالِهَا حَسَنَاتٌ وَلاَ تَقْطَعُ طِوَلَهَا فَاسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ عَدَدَ آثَارِهَا وَأَرْوَاثِهَا حَسَنَاتٍ وَلاَ مَرَّ بِهَا صَاحِبُهَا عَلَى نَهْرٍ فَشَرِبَتْ مِنْهُ وَلاَ يُرِيدُ أَنْ يَسْقِيَهَا إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ عَدَدَ مَا شَرِبَتْ حَسَنَاتٍ " . قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَالْحُمُرُ قَالَ " مَا أُنْزِلَ عَلَىَّ فِي الْحُمُرِ شَىْءٌ إِلاَّ هَذِهِ الآيَةُ الْفَاذَّةُ الْجَامِعَةُ { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ} " .
Bana Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hafs, yani İbni Meysarete's-San'ânî, Zeyd b. Eslem'den rivayet etti; ona da Ebû Sâlih Zekvân haber vermiş. Kendisi Ebû Hureyre'yi şöyle derken işitmiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Altınla gümüşün haklarını vermeyen hiçbir altın ve gümüş sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bunlar ateşten levhalar hâline getirilip de cehennem ateşinde kızdırılarak onlarla sahibinin yanları, alnı ve sırtı dağlanmasın. Bu levhalar soğudukça, miktarı 50.000 sene olan bir günde, kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılarak iade olunacaklardır. Nihayet kendisine ya cennete ya cehenneme doğru giden yolu gösterilecektir.» «Yâ Resulullah! Ya zekâtı verilmeyen develer ne olacak?» denildi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hiçbir deve sahibi de yoktur ki, bu hayvanların hakkı su başlarına geldikleri gün sağılıp muhtaçlara vermek iken, onların hakkını vermesin de kıyamet gününde, alabildiğine düz ve geniş bir sahada o develerin altına yatırılarak, develerden bir tek yavru bile hariç kalmamak şartıyla onlar onu ayakları ile ezmesin ve dişleri ile ısırmasınlar. Deve sürüsünün baş tarafı üzerinden çiğneyip geçtikçe son tarafı onun üzerine iade edilir. Bu ameliye, miktarı 50.000 sene olan bir günde, kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devam eder. Nihayet ya cennete yahut cehenneme giden yolu kendisine gösterilir.» «Yâ Resulullah! Sığırlarla koyunlar ne olacak?» dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hiçbir sığır ve koyun sahibi yoktur ki, onların hakkını vermesin de kıyamet günü geldiğinde düz ve geniş bir yerde onların altına serilerek, mezkûr hayvanlardan hiçbiri hariç kalmamak ve içlerinde çarpık boynuzlu, boynuzsuz, kırık boynuzlu bulunmamak şartıyla onu boynuzları ile süsmesin, tırnakları ile ezmesinler. Bu hayvanların önde bulunanları üzerinden çiğneyip geçtikçe sondakiler onun üzerine tekrar iade edilirler. Bu, miktarı 50.000 sene olan bir günde, tâ kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devam eder. Nihayet ya cennete veya cehenneme giden yolu kendisine gösterilir.» buyurdu. Ashabdan: «Yâ Resulullah! Ya atlar ne olacak?» diyenler oldu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Atlar üç kısımdır: Bir kısmı sahibi için bir yük, bir kısmı sahibi için örtü, bir kısmı da sahibi için ecirdir. Atı kendisine yük olan adama gelince: Bir kimsenin öğünmek, riya ve Müslümanlara düşmanlık için bağlayıp beslediği attır. Bu at ona bir yüktür. Gelelim sahibine örtü olan ata: Bu, bir kimsenin Allah yolunda bağlayıp beslediği, sonra onun sırtında ve boynunda Allah'ın hakkı olduğunu unutmadığı attır. Bu at onun için bir örtüdür. Sahibine ecir olan at ise bir kimsenin Allah yolunda Müslümanlar için çayır ve bahçede bağlayıp beslediği attır. At bu çayırdan veya bahçeden ne yerse, yediği şeyler adedince sahibine hasenat yazılır. Ona atın pislikleri ile bevilleri sayısınca dahi hasenat yazılır. At, ipini koparır da bir veya iki tur atarsa, sahibine onun izleri ve pislikleri miktarınca hasenat yazılır. Yahut sahibi onu bir nehir kenarından geçirirken sulamaya niyeti olmadığı hâlde o nehirden su içerse Allah, sahibine onun içtiği su yudumları miktarınca hasenat yazar.» buyurdular. Ashabdan: «Yâ Resulullah! Ya eşekler ne olacak?» diyenler oldu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Eşekler hakkında bana şu bir tek cemiyetli ayetten başka bir şey indirilmedi: Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onun mükâfatını görür. Zerre miktarı kötülük işleyen de onun mücazatını görür.» buyurdular.
Sahih Muslim 2290
وَحَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الصَّدَفِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمَعْنَى حَدِيثِ حَفْصِ بْنِ مَيْسَرَةَ إِلَى آخِرِهِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ لاَ يُؤَدِّي حَقَّهَا " . وَلَمْ يَقُلْ " مِنْهَا حَقَّهَا " . وَذَكَرَ فِيهِ " لاَ يَفْقِدُ مِنْهَا فَصِيلاً وَاحِدًا " . وَقَالَ " يُكْوَى بِهَا جَنْبَاهُ وَجَبْهَتُهُ وَظَهْرُهُ " .
Bana Yûnus b. Abdila'lâ es-Sadefî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Hişâm b. Sa'd, Zeyd b. Eslem'den bu isnadla, Hafs b. Meysera hadisi manasıyla sonuna kadar rivayette bulundu. Yalnız o: «Hiçbir deve sahibi yoktur ki, onun hakkını vermesin de...» dedi; «O develerden haklarını...» demedi. Hadiste: «Develerden bir tek yavru noksan kalmamak şartıyla...» ibaresini de zikretti. Bir de: «Onlarla iki yanı, alnı ve sırtı dağlanır.» dedi.
Sahih Muslim 2291
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ صَاحِبِ كَنْزٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهُ إِلاَّ أُحْمِيَ عَلَيْهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَيُجْعَلُ صَفَائِحَ فَيُكْوَى بِهَا جَنْبَاهُ وَجَبِينُهُ حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَ عِبَادِهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ثُمَّ يُرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ وَمَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهَا إِلاَّ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ كَأَوْفَرِ مَا كَانَتْ تَسْتَنُّ عَلَيْهِ كُلَّمَا مَضَى عَلَيْهِ أُخْرَاهَا رُدَّتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَ عِبَادِهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ثُمَّ يُرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ وَمَا مِنْ صَاحِبِ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهَا إِلاَّ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ كَأَوْفَرِ مَا كَانَتْ فَتَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا وَتَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ وَلاَ جَلْحَاءُ كُلَّمَا مَضَى عَلَيْهِ أُخْرَاهَا رُدَّتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَ عِبَادِهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ثُمَّ يُرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قَالَ سُهَيْلٌ فَلاَ أَدْرِي أَذَكَرَ الْبَقَرَ أَمْ لاَ . قَالُوا فَالْخَيْلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " الْخَيْلُ فِي نَوَاصِيهَا - أَوْ قَالَ - الْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا - قَالَ سُهَيْلٌ أَنَا أَشُكُّ - الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ الْخَيْلُ ثَلاَثَةٌ فَهْىَ لِرَجُلٍ أَجْرٌ وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ وَلِرَجُلٍ وِزْرٌ فَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ أَجْرٌ فَالرَّجُلُ يَتَّخِذُهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَيُعِدُّهَا لَهُ فَلاَ تُغَيِّبُ شَيْئًا فِي بُطُونِهَا إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ أَجْرًا وَلَوْ رَعَاهَا فِي مَرْجٍ مَا أَكَلَتْ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِهَا أَجْرًا وَلَوْ سَقَاهَا مِنْ نَهْرٍ كَانَ لَهُ بِكُلِّ قَطْرَةٍ تُغَيِّبُهَا فِي بُطُونِهَا أَجْرٌ - حَتَّى ذَكَرَ الأَجْرَ فِي أَبْوَالِهَا وَأَرْوَاثِهَا - وَلَوِ اسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ كُتِبَ لَهُ بِكُلِّ خَطْوَةٍ تَخْطُوهَا أَجْرٌ وَأَمَّا الَّذِي هِيَ لَهُ سِتْرٌ فَالرَّجُلُ يَتَّخِذُهَا تَكَرُّمًا وَتَجَمُّلاً وَلاَ يَنْسَى حَقَّ ظُهُورِهَا وَبُطُونِهَا فِي عُسْرِهَا وَيُسْرِهَا وَأَمَّا الَّذِي عَلَيْهِ وِزْرٌ فَالَّذِي يَتَّخِذُهَا أَشَرًا وَبَطَرًا وَبَذَخًا وَرِيَاءَ النَّاسِ فَذَاكَ الَّذِي هِيَ عَلَيْهِ وِزْرٌ " . قَالُوا فَالْحُمُرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَىَّ فِيهَا شَيْئًا إِلاَّ هَذِهِ الآيَةَ الْجَامِعَةَ الْفَاذَّةَ { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ} " .
Bana Muhammed b. Abdilmelik el-Emevî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülazîz b. Muhtar rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süheyl b. Ebî Salih, babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hiçbir hazine sahibi yoktur ki onun zekâtını vermesin de o hazine cehennem ateşinde kızdırılarak levhalar hâline getirilmesin ve onunla, tâ Allah elli bin sene miktarındaki bir günde kulları arasında hükmedinceye kadar, yanları ve alnı dağlanmasın. Sonra ya cennete veya cehenneme giden yolu kendisine gösterilir. Yine hiçbir deve sahibi yoktur ki onların zekâtını vermesin de kendisi, alabildiğine çok olan develerin altına, düz ve geniş bir yere yatırılarak develer üzerinden geçirilmesin. Develerin son taraftakileri üzerinden geçtikçe ön taraftakileri tekrar onun üzerine iade olunur. Bu, tâ Allah miktarı elli bin sene olan bir günde kulları arasında hükmedinceye kadar böyle devam eder. Sonra ya cennete veya cehenneme giden yolu kendisine gösterilir. Hiçbir koyun sahibi de yoktur ki onların zekâtını vermesin de kendisi, alabildiğine çok koyunların altına, düz ve geniş bir yere yatırılarak koyunlar onu tırnakları ile ezmesin; içlerinde yamuk boynuzlu ve boynuzsuz koyun bulunmamak şartıyla onu boynuzlarıyla süsmesinler. Son tarafta bulunan koyunlar üzerinden geçtikçe ön taraftakiler tekrar onun üzerine iade olunurlar. Bu, tâ Allah kullarının arasında miktarı sizin senelerinizle elli bin sene olan bir günde hükmedinceye kadar böyle devam eder. Sonra ya cennete veya cehenneme giden yolu kendisine gösterilir.» buyurdular. Râvi Süheyl: «Sığırı zikretti mi, etmedi mi, bilmiyorum.» demiş. Ashâb: «Atlar ne olacak yâ Resulallah?» dediler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Atların alınlarında kıyamete kadar hayır vardır. Yahut atların alınlarında kıyamete kadar hayır düğümlenmiştir. Süheyl: Öyle mi dedi, böyle mi, şüphe ediyorum, demiş. Atlar üç kısımdır. Bir kısmı sahibine ecir, bir kısmı sahibine örtü, bir kısmı da sahibine yüktür. Sahibine ecir olan at, sahibinin Allah yolunda edindiği ve Allah yoluna hazırladığı attır. Böyle bir atın karnına attığı her şey mukabilinde Allah sahibine bir ecir yazar. Velev ki atı çayırda gütmüş olsun. At her ne yerse Allah ona mukabil sahibine bir ecir yazar. Atı nehirden sularsa karnına attığı her damla mukabilinde sahibine bir ecir vardır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), atın bevli ile pislikleri mukabilinde bile ecir olduğunu söyledi ve sözüne devamla: Bir veya iki tur koşmuş olsa attığı her adım mukabilinde sahibine ecir yazılır. Sahibine örtü olan ata gelince, bu da bir kimsenin sırf cömertlik ve güzellik için edindiği attır. Ama onun sırtında ve karnında, gerek darlık gerekse varlık içinde olsun, ödemesi gereken bir hak olduğunu unutmaz. Sahibine yük olan at ise sahibinin sırf böbürlenmek, şımarmak, övünmek ve âleme riya için edindiği attır. İşte atın kendisine yük olacağı kimse budur.» buyurdu. Ashâb: «Ya eşekler ne olacak yâ Resulallah?» diye sordular. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah, onlar hakkında bana şu bir tek kapsamlı âyetten başka bir şey indirmedi: Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görür; her kim de zerre miktarı bir kötülük işlerse onu görür.» buyurdular.
Sahih Muslim 2292
وَحَدَّثَنَاهُ قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي الدَّرَاوَرْدِيَّ - عَنْ سُهَيْلٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ . وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ بَدَلَ عَقْصَاءُ عَضْبَاءُ وَقَالَ " فَيُكْوَى بِهَا جَنْبُهُ وَظَهْرُهُ " . وَلَمْ يَذْكُرْ جَبِينُهُ .
Süheyl b. Ebû Sâlih bu hadisi aynı isnadla rivayet etmiş; «aksâ» yerine «adbâ» kelimesini kullanmış ve «Bununla böğrü ve sırtı dağlanır.» demiş, alnını zikretmemiştir.
Sahih Muslim 2293
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ عَنْ ذَكْوَانَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " إِذَا لَمْ يُؤَدِّ الْمَرْءُ حَقَّ اللَّهِ أَوِ الصَّدَقَةَ فِي إِبِلِهِ " . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ سُهَيْلٍ عَنْ أَبِيهِ .
Bana Hârûn b. Said el-Eylî dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Amr b. Haris haber verdi. Ona da Bukeyr, Zekvân'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etmiş; Efendimiz: «Kişi develerindeki Allah hakkını yahut sadakayı vermezse...» buyurmuşlar. Râvi hadisi Süheyl'in babasından rivayet ettiği hadis tarzında anlatmış.
Sahih Muslim 2294
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهَا حَقَّهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرَ مَا كَانَتْ قَطُّ وَقَعَدَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَسْتَنُّ عَلَيْهِ بِقَوَائِمِهَا وَأَخْفَافِهَا وَلاَ صَاحِبِ بَقَرٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهَا حَقَّهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرَ مَا كَانَتْ وَقَعَدَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِقَوَائِمِهَا وَلاَ صَاحِبِ غَنَمٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهَا حَقَّهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرَ مَا كَانَتْ وَقَعَدَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا لَيْسَ فِيهَا جَمَّاءُ وَلاَ مُنْكَسِرٌ قَرْنُهَا وَلاَ صَاحِبِ كَنْزٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهِ حَقَّهُ إِلاَّ جَاءَ كَنْزُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ يَتْبَعُهُ فَاتِحًا فَاهُ فَإِذَا أَتَاهُ فَرَّ مِنْهُ فَيُنَادِيهِ خُذْ كَنْزَكَ الَّذِي خَبَأْتَهُ فَأَنَا عَنْهُ غَنِيٌّ فَإِذَا رَأَى أَنْ لاَ بُدَّ مِنْهُ سَلَكَ يَدَهُ فِي فِيهِ فَيَقْضَمُهَا قَضْمَ الْفَحْلِ " . قَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ سَمِعْتُ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ يَقُولُ هَذَا الْقَوْلَ ثُمَّ سَأَلْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ مِثْلَ قَوْلِ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ . وَقَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ سَمِعْتُ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ يَقُولُ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا حَقُّ الإِبِلِ قَالَ " حَلَبُهَا عَلَى الْمَاءِ وَإِعَارَةُ دَلْوِهَا وَإِعَارَةُ فَحْلِهَا وَمَنِيحَتُهَا وَحَمْلٌ عَلَيْهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ " .
Bize İshâk b. İbrâhîm rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrazzâk haber verdi. H. Bana Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana Ebû'z-Zübeyr haber verdi; o da Câbir b. Abdillâh El-Ensârî'yi şunları söylerken işitmiş: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: «Develerin hakkını vermeyen hiçbir deve sahibi yoktur ki, o develer kıyamet gününde olduklarından daha çok gelerek, kendisi onların altına geniş ve düz bir yerde oturmasın ve develer bacakları ile ayakları ile onun üzerinden geçmesinler. Sığırın hakkını vermeyen hiçbir sığır sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bu hayvanlar olduklarından daha çok gelerek; kendisi düz ve geniş bir yerde onların altına oturmasın! Bu hayvanlar onu boynuzları ile süsecek ve ayakları ile ezecektir. Koyunun hakkını vermeyen hiçbir koyun sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bu hayvanlar olduklarından daha çok bir hâlde gelerek; kendisi de düz ve geniş bir yerde onların altına oturmasın! Koyunlar onu süsecek ve tırnaklarıyla ezecek; içlerinde boynuzsuz veya boynuzu kırık koyun bulunmayacaktır. Hazînenin hakkını vermeyen hiçbir hazîne sahibi yoktur ki, kıyamet gününde hazînesi dazlak başlı bir yılan olarak gelmesin! Bu yılan ağzını açarak onu kovalayacaktır; yılan yaklaştıkça o kaçacak. Bunun üzerine yılan: Al şu sakladığın hazîneni, ben ondan müstağniyim, diyecek. Beriki kurtuluşa çare olmadığını görünce elini yılanın ağzına sokacak, yılan da onu aygırın yem kıydığı gibi kıyıverecek.» Ebû'z-Zübeyr demiş ki: «Ben, Ubeyd b. Umeyr'i bu sözü söylerken işittim. Sonra bunu Câbir b. Abdillâh'a sorduk; o da Ubeyd b. Umeyr'in dediği gibi söyledi.» Yine Ebû'z-Zübeyr demiş ki: «Ben, Ubeyd b. Umeyr'i dinledim; şunları söylüyordu: Bir adam: Yâ Resûlallah! Devenin hakkı nedir? diye sordu; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Onu su başında sağmak, süt kovalarını emânet vermek, erkek develeri emânet vermek, develeri menîha olarak vermek ve Allah yolunda üzerlerinde yük taşımaktır, buyurdular.»
Sahih Muslim 2296
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ وَلاَ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي حَقَّهَا إِلاَّ أُقْعِدَ لَهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَطَؤُهُ ذَاتُ الظِّلْفِ بِظِلْفِهَا وَتَنْطِحُهُ ذَاتُ الْقَرْنِ بِقَرْنِهَا لَيْسَ فِيهَا يَوْمَئِذٍ جَمَّاءُ وَلاَ مَكْسُورَةُ الْقَرْنِ " . قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا حَقُّهَا قَالَ " إِطْرَاقُ فَحْلِهَا وَإِعَارَةُ دَلْوِهَا وَمَنِيحَتُهَا وَحَلَبُهَا عَلَى الْمَاءِ وَحَمْلٌ عَلَيْهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلاَ مِنْ صَاحِبِ مَالٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهُ إِلاَّ تَحَوَّلَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ يَتْبَعُ صَاحِبَهُ حَيْثُمَا ذَهَبَ وَهُوَ يَفِرُّ مِنْهُ وَيُقَالُ هَذَا مَالُكَ الَّذِي كُنْتَ تَبْخَلُ بِهِ فَإِذَا رَأَى أَنَّهُ لاَ بُدَّ مِنْهُ أَدْخَلَ يَدَهُ فِي فِيهِ فَجَعَلَ يَقْضَمُهَا كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ " .
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülmelik, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir b. Abdillâh'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «Hiçbir deve, sığır ve koyun sahibi yoktur ki, onların hakkını vermesin de, kıyamet gününde kendisi düz ve geniş bir yerde bu hayvanların altına oturtulmasın! Çift tırnaklılar onu tırnakları ile ezecek, boynuzlular boynuzu ile süsecektir. O gün mezkûr hayvanların içinde boynuzsuz veya boynuzu kırık hayvan bulunmayacaktır.» Râvî diyor ki: Biz: «Yâ Resûlallah! Bu hayvanların hakkı nedir?» diye sorduk; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Aygırını emânet vermek, kovasını emânet vermek, onları menîha olarak vermek, hayvanları su başında sağmak ve üzerlerinde Allah yolunda yük taşımaktır. Hiçbir mal sahibi de yoktur ki, zekâtını vermesin de, o mal kıyamet gününde dazlak bir yılana dönüşmesin! Bu yılan sahibini nereye gitse kovalayacaktır; sahibi de ondan kaçacak, kendisine: İşte vaktiyle cimrilik ettiğin malın budur, denilecek; sahibi ondan kurtuluş olmadığını görünce elini onun ağzına sokacak, o da elini aygırın yem kıyması gibi kıyacaktır.» buyurdular.
Sahih Muslim 2297
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ الْجَحْدَرِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ هِلاَلٍ الْعَبْسِيُّ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ جَاءَ نَاسٌ مِنَ الأَعْرَابِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا إِنَّ نَاسًا مِنَ الْمُصَدِّقِينَ يَأْتُونَنَا فَيَظْلِمُونَنَا . قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ارْضُوا مُصَدِّقِيكُمْ " . قَالَ جَرِيرٌ مَا صَدَرَ عَنِّي مُصَدِّقٌ مُنْذُ سَمِعْتُ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ وَهُوَ عَنِّي رَاضٍ .
Bize Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyin El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülvâhid b. Ziyâd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ebî İsmail rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Hilâl El-Absî, Cerîr b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Cerîr şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Bedevilerden birtakım insanlar gelerek: «Zekât memurlarından bazı kimseler bize gelip zulmediyorlar.» dediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Siz, zekât memurlarınızı hoşnut edin.» buyurdular. Cerîr demiş ki: Ben, bu hadîsi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işiteli, benden hiçbir zekât memuru hoşnut olmaksızın ayrılmamıştır.
Sahih Muslim 2298
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، كُلُّهُمْ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي إِسْمَاعِيلَ بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahîm b. Süleyman rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. H. Bize İshâk dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme haber verdi. Bu râvîlerin hepsi Muhammed b. Ebî İsmail'den bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2299
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ انْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ . فَلَمَّا رَآنِي قَالَ " هُمُ الأَخْسَرُونَ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ " . قَالَ فَجِئْتُ حَتَّى جَلَسْتُ فَلَمْ أَتَقَارَّ أَنْ قُمْتُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي مَنْ هُمْ قَالَ " هُمُ الأَكْثَرُونَ أَمْوَالاً إِلاَّ مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا - مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ - وَقَلِيلٌ مَا هُمْ مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ وَلاَ بَقَرٍ وَلاَ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْظَمَ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ تَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا كُلَّمَا نَفِدَتْ أُخْرَاهَا عَادَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî rivayet etti. (Dedi ki): Bize A'meş, Ma'rûr b. Süveyd'den, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti. Ebû Zerr şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım. Kâbe'nin gölgesinde oturuyordu. Beni görünce: «Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki, zarar edenler kendileridir.» buyurdular. Ben gelip oturdum. Ama yerimde karar kılamayıp hemen kalktım ve: «Yâ Resûlallah! Annem babam sana feda olsun! Bunlar kimlerdir?» dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onlar malları çok olanlardır. Önüne, arkasına, sağına ve soluna işaret ederek, ancak şöyle, şöyle ve şöyle yapanlar müstesnadır. Ama onlar da azdır. Zekâtını vermeyen hiçbir deve, sığır ve koyun sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bu hayvanlar olduklarından daha iri ve daha semiz gelerek onu boynuzları ile süsmesin, tırnakları ile ezmesinler. Mezkûr hayvanların sonuncuları geçip bittikçe öndekiler tekrar onun üzerine döndürülecek; bu hâl insanlar arasında hüküm verilinceye kadar devam edecektir.» buyurdular.
Sahih Muslim 2300
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْمَعْرُورِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ انْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ . فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ وَكِيعٍ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا عَلَى الأَرْضِ رَجُلٌ يَمُوتُ فَيَدَعُ إِبِلاً أَوْ بَقَرًا أَوْ غَنَمًا لَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهَا " .
Bize bu hadisi Ebû Küreyb Muhammed b. Alâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Ma'rûr'dan, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti. Ebû Zerr şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım. Kâbe'nin gölgesinde oturuyordu. Müteakiben Vekî'in hadîsi gibi rivayette bulunmuş, ancak şunu da söylemiştir: «Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, yeryüzünde zekâtını vermediği deve, sığır veya koyun bırakarak ölen hiçbir kimse yoktur.»
Sahih Muslim 2301
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَلاَّمٍ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ، - يَعْنِي ابْنَ مُسْلِمٍ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا يَسُرُّنِي أَنَّ لِي أُحُدًا ذَهَبًا تَأْتِي عَلَىَّ ثَالِثَةٌ وَعِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ إِلاَّ دِينَارٌ أَرْصُدُهُ لِدَيْنٍ عَلَىَّ " .
Bize Abdurrahmân b. Sellâm el-Cumahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Rabî', yani İbni Müslim, Muhammed b. Ziyâd'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Benim Uhud dağı kadar altınım olsa, üçüncü gece gelirken yanımda ondan bir dinar kalmasını arzu etmem! Ancak borcum için hazırladığım dinar müstesna.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2302
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .
Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Muhammed b. Ziyâd'dan naklen rivayet etti. Muhammed: «Ben Ebû Hureyre'yi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen yukarıdaki hadisin mislini rivayet ederken dinledim.» demiştir.
Sahih Muslim 2303
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَابْنُ نُمَيْرٍ وَأَبُو كُرَيْبٍ كُلُّهُمْ عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، - عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَرَّةِ الْمَدِينَةِ عِشَاءً وَنَحْنُ نَنْظُرُ إِلَى أُحُدٍ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا ذَرٍّ " . قَالَ قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " مَا أُحِبُّ أَنَّ أُحُدًا ذَاكَ عِنْدِي ذَهَبٌ أَمْسَى ثَالِثَةً عِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ إِلاَّ دِينَارًا أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ إِلاَّ أَنْ أَقُولَ بِهِ فِي عِبَادِ اللَّهِ هَكَذَا - حَثَا بَيْنَ يَدَيْهِ - وَهَكَذَا - عَنْ يَمِينِهِ - وَهَكَذَا - عَنْ شِمَالِهِ " . قَالَ ثُمَّ مَشَيْنَا فَقَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ " . قَالَ قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " إِنَّ الأَكْثَرِينَ هُمُ الأَقَلُّونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا " . مِثْلَ مَا صَنَعَ فِي الْمَرَّةِ الأُولَى قَالَ ثُمَّ مَشَيْنَا قَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ كَمَا أَنْتَ حَتَّى آتِيَكَ " . قَالَ فَانْطَلَقَ حَتَّى تَوَارَى عَنِّي - قَالَ - سَمِعْتُ لَغَطًا وَسَمِعْتُ صَوْتًا - قَالَ - فَقُلْتُ لَعَلَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عُرِضَ لَهُ - قَالَ - فَهَمَمْتُ أَنْ أَتَّبِعَهُ قَالَ ثُمَّ ذَكَرْتُ قَوْلَهُ " لاَ تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ " . قَالَ فَانْتَظَرْتُهُ فَلَمَّا جَاءَ ذَكَرْتُ لَهُ الَّذِي سَمِعْتُ - قَالَ - فَقَالَ " ذَاكَ جِبْرِيلُ أَتَانِي فَقَالَ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِكَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ " . قَالَ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ " وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ " .
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, İbni Nümeyr ve Ebû Kureyb, hep birden Ebû Muâviye'den rivayet ettiler. Yahya dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Zeyd b. Vehb'den, o da Ebû Zerr'den naklen haber verdi. Ebû Zerr şöyle demiş: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Medine'nin Harra'sında yatsı zamanı hem yürüyor hem Uhud dağına bakıyorduk. Bir ara Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana: — «Yâ Ebâ Zerr!» dedi. Ben: — «Lebbeyk, yâ Resûlallah!» cevabını verdim. — «Şu Uhud dağı altın olarak elime geçse, üçüncü bir geceyi ondan bende bir dinar bulunduğu hâlde geçirmemi istemem. Yalnız borç için hazırladığım dinar müstesna olur. Önüne, sağına ve soluna birer avuç saçma işareti yaparak onu Allah'ın kullarına şöyle, şöyle ve şöyle dağıtmak isterim.» buyurdu. Sonra biraz yürüdük. Yine: — «Yâ Ebâ Zerr!» dedi. Ben: — «Lebbeyk, yâ Resûlallah!» dedim. — «Hiç şüphe yok ki malı çok olanlar kıyamet günü sevabı en az olanlardır. Yalnız şöyle, şöyle ve şöyle yapanlar müstesna...» buyurdu ve ilk defaki gibi işarette bulundu. Sonra biraz daha yürüdük. Yine: — «Yâ Ebâ Zerr! Ben gelinceye kadar olduğun yerde dur.» buyurdu ve oradan ayrılarak gözümden kayboldu. Ben bir gürültü ve bir ses işittim. Kendi kendime: — «Galiba Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in başına bir şey geldi.» diyerek arkasından gitmeyi düşündüm. Sonra onun bana: «Ben gelinceye kadar buradan ayrılma.» dediğini hatırlayarak kendisini bekledim. Geldiğinde işittiğim şeyleri ona anlattım. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: — «O, Cibril idi! Bana geldi de: ‘Ümmetinden her kim Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölürse cennete girer.’ dedi.» Ben: — «Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı?» dedim. — «Zina etse de, hırsızlık yapsa da.» buyurdular.
Sahih Muslim 2304
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، - وَهُوَ ابْنُ رُفَيْعٍ - عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ خَرَجْتُ لَيْلَةً مِنَ اللَّيَالِي فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي وَحْدَهُ لَيْسَ مَعَهُ إِنْسَانٌ قَالَ فَظَنَنْتُ أَنَّهُ يَكْرَهُ أَنْ يَمْشِيَ مَعَهُ أَحَدٌ - قَالَ - فَجَعَلْتُ أَمْشِي فِي ظِلِّ الْقَمَرِ فَالْتَفَتَ فَرَآنِي فَقَالَ " مَنْ هَذَا " . فَقُلْتُ أَبُو ذَرٍّ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاءَكَ . قَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ تَعَالَهْ " . قَالَ فَمَشَيْتُ مَعَهُ سَاعَةً فَقَالَ " إِنَّ الْمُكْثِرِينَ هُمُ الْمُقِلُّونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ مَنْ أَعْطَاهُ اللَّهُ خَيْرًا فَنَفَحَ فِيهِ يَمِينَهُ وَشِمَالَهُ وَبَيْنَ يَدَيْهِ وَوَرَاءَهُ وَعَمِلَ فِيهِ خَيْرًا " . قَالَ فَمَشَيْتُ مَعَهُ سَاعَةً فَقَالَ " اجْلِسْ هَا هُنَا " . قَالَ فَأَجْلَسَنِي فِي قَاعٍ حَوْلَهُ حِجَارَةٌ فَقَالَ لِيَ " اجْلِسْ هَا هُنَا حَتَّى أَرْجِعَ إِلَيْكَ " . قَالَ فَانْطَلَقَ فِي الْحَرَّةِ حَتَّى لاَ أَرَاهُ فَلَبِثَ عَنِّي فَأَطَالَ اللَّبْثَ ثُمَّ إِنِّي سَمِعْتُهُ وَهُوَ مُقْبِلٌ وَهُوَ يَقُولُ " وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى " . قَالَ فَلَمَّا جَاءَ لَمْ أَصْبِرْ فَقُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاءَكَ مَنْ تُكَلِّمُ فِي جَانِبِ الْحَرَّةِ مَا سَمِعْتُ أَحَدًا يَرْجِعُ إِلَيْكَ شَيْئًا . قَالَ " ذَاكَ جِبْرِيلُ عَرَضَ لِي فِي جَانِبِ الْحَرَّةِ فَقَالَ بَشِّرْ أُمَّتَكَ أَنَّهُ مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ . فَقُلْتُ يَا جِبْرِيلُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ . قَالَ قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ . قَالَ قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ وَإِنْ شَرِبَ الْخَمْرَ " .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerîr, Abdülaziz'den —ki İbni Rufey'dir—, o da Zeyd b. Vehb'den, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti. Ebû Zerr şöyle demiş: Gecelerden birinde dışarı çıktım, bir de baktım Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yalnız başına yürüyor, yanında kimse yok. Zannettim ki beraberinde bir kimsenin yürümesini istemiyor; ben de ayın gölgesinde yürümeye başladım. Derken bakınarak beni gördü ve: — «Kim o?» dedi. Ben: — «Ebû Zerr'im! Allah, beni sana feda kılsın.» dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Yâ Ebâ Zerr! Gel...» dedi. Bunun üzerine ben de bir müddet onunla beraber yürüdüm. Müteakiben şöyle buyurdu: «Hiç şüphe yok ki çok mal sahipleri kıyamet gününde (sevabı) az olanlardır. Ancak Allah kendisine mal verip de o malı sağına, soluna, önüne, arkasına saçan ve onu hayıra sarf eden müstesna.» Onunla bir müddet daha yürüdüm. Nihayet: — «Şuraya otur!..» dedi. Ve beni etrafı taşlık bir yere oturttu. Sonra bana: — «Burada, ben dönüp gelinceye kadar otur.» dedi. Sonra Harra'ya doğru gözümden kayboluncaya kadar gitti. Orada epey durdu ve beni bekletti. Sonra sesini işittim. Hem geliyor hem de: — «Hırsızlık da yapsa, zina da etse...» diye söyleniyordu. Yanıma gelince sabredemedim: — «Yâ Nebiyyallah! Allah, beni sana feda kılsın. Harra tarafında kiminle konuşuyordun? Ben hiçbir kimsenin sana cevap verdiğini işitmedim.» dedim. — «O, Cibrîl idi. Harra tarafında karşıma çıkarak: (Ümmetine müjdele ki her kim Allah'a bir şeyi şerik koşmayarak ölürse cennete girecektir.) dedi. Ben: Yâ Cibrîl! Hırsızlık yapsa da, zina etse de mi? dedim. Cibrîl: (Evet.) cevabını verdi. Hırsızlık etse de, zina yapsa da mı? dedim. — Evet! cevabını verdi. Ben yine: — Hırsızlık yapsa da, zina etse de mi? diye sordum. — Evet, şarap bile içse! cevabını verdi.» buyurdular.
Sahih Muslim 2305
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي، الْعَلاَءِ عَنِ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ فَبَيْنَا أَنَا فِي، حَلْقَةٍ فِيهَا مَلأٌ مِنْ قُرَيْشٍ إِذْ جَاءَ رَجُلٌ أَخْشَنُ الثِّيَابِ أَخْشَنُ الْجَسَدِ أَخْشَنُ الْوَجْهِ فَقَامَ عَلَيْهِمْ فَقَالَ بَشِّرِ الْكَانِزِينَ بِرَضْفٍ يُحْمَى عَلَيْهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَيُوضَعُ عَلَى حَلَمَةِ ثَدْىِ أَحَدِهِمْ حَتَّى يَخْرُجَ مِنْ نُغْضِ كَتِفَيْهِ وَيُوضَعُ عَلَى نُغْضِ كَتِفَيْهِ حَتَّى يَخْرُجَ مِنْ حَلَمَةِ ثَدْيَيْهِ يَتَزَلْزَلُ قَالَ فَوَضَعَ الْقَوْمُ رُءُوسَهُمْ فَمَا رَأَيْتُ أَحَدًا مِنْهُمْ رَجَعَ إِلَيْهِ شَيْئًا - قَالَ - فَأَدْبَرَ وَاتَّبَعْتُهُ حَتَّى جَلَسَ إِلَى سَارِيَةٍ فَقُلْتُ مَا رَأَيْتُ هَؤُلاَءِ إِلاَّ كَرِهُوا مَا قُلْتَ لَهُمْ . قَالَ إِنَّ هَؤُلاَءِ لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئًا إِنَّ خَلِيلِي أَبَا الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم دَعَانِي فَأَجَبْتُهُ فَقَالَ " أَتَرَى أُحُدًا " . فَنَظَرْتُ مَا عَلَىَّ مِنَ الشَّمْسِ وَأَنَا أَظُنُّ أَنَّهُ يَبْعَثُنِي فِي حَاجَةٍ لَهُ فَقُلْتُ أَرَاهُ . فَقَالَ " مَا يَسُرُّنِي أَنَّ لِي مِثْلَهُ ذَهَبًا أُنْفِقُهُ كُلَّهُ إِلاَّ ثَلاَثَةَ دَنَانِيرَ " . ثُمَّ هَؤُلاَءِ يَجْمَعُونَ الدُّنْيَا لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئًا . قَالَ قُلْتُ مَا لَكَ وَلإِخْوَتِكَ مِنْ قُرَيْشٍ لاَ تَعْتَرِيهِمْ وَتُصِيبُ مِنْهُمْ . قَالَ لاَ وَرَبِّكَ لاَ أَسْأَلُهُمْ عَنْ دُنْيَا وَلاَ أَسْتَفْتِيهِمْ عَنْ دِينٍ حَتَّى أَلْحَقَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail b. İbrâhîm, Cüreyri'den, o da Ebû'l-Alâ'dan, o da Ahnef b. Kays'dan naklen rivayet etti. Ahnef şöyle demiş: Medine'ye geldim. Bir defa ben, içlerinde Kureyş'in ileri gelenlerinden bir cemaat de bulunan bir halkada otururken son derece haşin elbiseli, haşin vücutlu ve haşin yüzlü bir adam çıkageldi. Cemaatin başlarına dikilerek: «Mal biriktirenlere cehennem ateşinde kızdırılan taşlarla müjde!.. Bu taşlar onların her birinin memeleri ucuna konacak, tâ kürek kemiklerinden çıkacak; kürek kemiği üzerine konacak, memeleri ucundan çıkacak. (Böylece) çalkalanıp duracaklar.» dedi. Bunun üzerine cemaat başlarını indirdiler; onlardan hiçbirinin bu adama cevap verdiğini görmedim. Müteakiben adam dönüp gitti. Ben de peşinden takip ettim. Nihayet bir direğin yanına oturdu. Kendisine: — «Zannetmem ki bu zevat, senin kendilerine söylediklerinden hoşlanmış olsunlar.» dedim. O zat şu cevabı verdi: — «Hakikaten bunların hiçbir şeye aklı ermiyor. Dostum Ebû'l-Kaasim (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni çağırdı, ben de kendisine icabet ettim. Bana: — Uhud'u görüyor musun? dedi. Akşama ne kalmış diye baktım. Bir haceti için beni gönderecek zannediyordum. — (Evet) görüyorum... dedim. Bunun üzerine: — Bunun kadar altınım olmasını, bunlardan üç dinar müstesna olmak üzere hepsini infak etmiş olmamı arzu etmem, buyurdu. Sonra bunlar dünyayı topluyorlar, hiçbir şeye akılları ermiyor!» dedi. Ben: — «Seninle kardeşlerin Kureyş arasında ne var ki onların yanına uğramıyor ve onlardan bir şey almıyorsun?» dedim. O zat: — «Rabbine yemin ederim ki tâ Allah ve Resulüne kavuşuncaya kadar ben onlardan ne dünyalık isterim ne de kendilerine din namına bir şey sorarım!» dedi.
Sahih Muslim 2306
وَحَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَشْهَبِ، حَدَّثَنَا خُلَيْدٌ الْعَصَرِيُّ، عَنِ الأَحْنَفِ، بْنِ قَيْسٍ قَالَ كُنْتُ فِي نَفَرٍ مِنْ قُرَيْشٍ فَمَرَّ أَبُو ذَرٍّ وَهُوَ يَقُولُ بَشِّرِ الْكَانِزِينَ بِكَىٍّ فِي ظُهُورِهِمْ يَخْرُجُ مِنْ جُنُوبِهِمْ وَبِكَىٍّ مِنْ قِبَلِ أَقْفَائِهِمْ يَخْرُجُ مِنْ جِبَاهِهِمْ . - قَالَ - ثُمَّ تَنَحَّى فَقَعَدَ . - قَالَ - قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا هَذَا أَبُو ذَرٍّ . قَالَ فَقُمْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ مَا شَىْءٌ سَمِعْتُكَ تَقُولُ قُبَيْلُ قَالَ مَا قُلْتُ إِلاَّ شَيْئًا قَدْ سَمِعْتُهُ مِنْ نَبِيِّهِمْ صلى الله عليه وسلم . قَالَ قُلْتُ مَا تَقُولُ فِي هَذَا الْعَطَاءِ قَالَ خُذْهُ فَإِنَّ فِيهِ الْيَوْمَ مَعُونَةً فَإِذَا كَانَ ثَمَنًا لِدِينِكَ فَدَعْهُ.
Bize Şeybân b. Ferrûh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebü'l-Eşheb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Huleyd-i Asarî, Ahnef b. Kays'dan naklen rivayet etti. Ahnef şöyle demiş: Kureyş'ten bir cemaat içinde bulunuyordum. Derken oradan Ebû Zerr geçti; şunları söylüyordu: «Mal biriktirenlere sırtlarının dağlanmasını müjdeliyorum! Bu dağlamanın eseri yanlarından çıkacak. Bir de kafaları tarafından dağlanacaklarını müjdeliyorum. Bunun eseri de yüzlerinden çıkacak.» Sonra Ebû Zerr bir kenara çekilip oturdu. Ben yanındakilere: — «Bu zat kim?» diye sordum. — «Ebû Zerr'dir.» dediler. Hemen kalkarak yanına gittim ve: — «Az evvel söylediğini işittiğim şey nedir?» dedim. Ebû Zerr: — «Ben onlara ancak Nebileri (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğim bir şeyi söyledim.» dedi. Ben: — «Şu ihsan meselesi hakkında ne dersin?» diye sordum. — «Sen onu al. Çünkü bugün onda bir nafaka var. Yapılan ihsan dinin karşılığında verilirse onu bırak.» dedi.
Sahih Muslim 2307
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَا ابْنَ آدَمَ أَنْفِقْ أُنْفِقْ عَلَيْكَ " . وَقَالَ " يَمِينُ اللَّهِ مَلأَى - وَقَالَ ابْنُ نُمَيْرٍ مَلآنُ - سَحَّاءُ لاَ يَغِيضُهَا شَىْءٌ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ " .
Bana Züheyr b. Harb ile Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «Allah Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri: Ey Âdem oğlu! İnfâk et ki, ben de sana infâk edeyim, dedi.» Ve yine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah'ın yemini sehâvetle doludur. Onu gece gündüz hiçbir şey eksiltmez.» buyurmuşlar. (İbn-i Nümeyr, mel'a yerine mel'ân dedi.)
Sahih Muslim 2308
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ بْنُ هَمَّامٍ، حَدَّثَنَا مَعْمَرُ بْنُ رَاشِدٍ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، أَخِي وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا . وَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ قَالَ لِي أَنْفِقْ أُنْفِقْ عَلَيْكَ " . وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَمِينُ اللَّهِ مَلأَى لاَ يَغِيضُهَا سَحَّاءُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْفَقَ مُذْ خَلَقَ السَّمَاءَ وَالأَرْضَ فَإِنَّهُ لَمْ يَغِضْ مَا فِي يَمِينِهِ " . قَالَ " وَعَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ وَبِيَدِهِ الأُخْرَى الْقَبْضُ يَرْفَعُ وَيَخْفِضُ " .
Bize Muhammed b. Rafi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrazzâk b. Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer b. Râşid, Vehb b. Münebbih'in kardeşi Hemmâm b. Münebbih'den naklen rivayet etti. Hemmâm: Bize Ebû Hureyre'nin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayeti şudur... diyerek birtakım hadîsler nakletmiş, ezcümle Ebû Hureyre dedi ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah bana: İnfâk et ki, ben de sana infâk edeyim, dedi.» buyurdular. Yine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah'ın yemini doludur. Onu gece ile gündüzün sehâveti azaltamaz. Gökle yeri yaratalı beri neler infâk ettiğini söyleyin. Şüphesiz ki Allah'ın yeminindeki hiçbir şey eksilmemiştir. Onun arşı suyun üzerindedir, kabzı da diğer yed'indedir. O, kâh yükseltir, kâh alçaltır.» buyurdu.
Sahih Muslim 2309
حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، كِلاَهُمَا عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، - قَالَ أَبُو الرَّبِيعِ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَفْضَلُ دِينَارٍ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ دِينَارٌ يُنْفِقُهُ عَلَى عِيَالِهِ وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ الرَّجُلُ عَلَى دَابَّتِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَدِينَارٌ يُنْفِقُهُ عَلَى أَصْحَابِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ " . قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ وَبَدَأَ بِالْعِيَالِ ثُمَّ قَالَ أَبُو قِلاَبَةَ وَأَىُّ رَجُلٍ أَعْظَمُ أَجْرًا مِنْ رَجُلٍ يُنْفِقُ عَلَى عِيَالٍ صِغَارٍ يُعِفُّهُمْ أَوْ يَنْفَعُهُمُ اللَّهُ بِهِ وَيُغْنِيهِمْ .
Bize Ebû'r-Rabî' Ez-Zehrânî ile Kuteybetü'bnu Saîd, ikisi birden Hammâd b. Zeyd'den rivayet ettiler. Ebû'r-Rabî' dedi ki: Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Eyyüb, Ebû Kılâbe'den, o da Ebû Esma'dan, o da Sevbân'dan naklen rivayet etti. Sevbân şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir kimsenin infâk edeceği en faziletli dînâr, çoluğuna çocuğuna infâk ettiği dinar ile Allah yolunda hayvanına infâk ettiği dînâr, bir de yine Allah yolunda arkadaşlarına sarf ettiği dinardır.» buyurdular. Ebû Kılâbe: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) infâk işine çoluk çocuktan başlamıştır.» demiş, sonra sözüne şöyle devam etmiştir: «Küçük çocuklarının namuslu yetişmesini sağlayan yahut onları Allah'ın menfaatlendirip kendisi ile zengin kılacağı nafakayı çoluğuna çocuğuna infâk eden bir adamdan daha sevaplı kim olabilir?»
Sahih Muslim 2310
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُزَاحِمِ بْنِ زُفَرَ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَدِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ فِي رَقَبَةٍ وَدِينَارٌ تَصَدَّقْتَ بِهِ عَلَى مِسْكِينٍ وَدِينَارٌ أَنْفَقْتَهُ عَلَى أَهْلِكَ أَعْظَمُهَا أَجْرًا الَّذِي أَنْفَقْتَهُ عَلَى أَهْلِكَ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve Ebû Kureyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kureyb'indir. Dediler ki: Bize Vekî' Süfyân'dan, o da Müzâhim b. Züfer'den, o da Mücâhid'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah yolunda infâk ettiğin bir dînâr, köle azadı için infâk ettiğin bir dinâr, bir fakire sadaka olarak verdiğin bir dînâr, ailene sarfettiğin bir dînâr vardır. Bunların sevabı itibarı ile en büyüğü: ailene sarfettiğindir.» buyurdular.
Sahih Muslim 2311
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجَرْمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبْجَرَ الْكِنَانِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفٍ، عَنْ خَيْثَمَةَ، قَالَ كُنَّا جُلُوسًا مَعَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو إِذْ جَاءَهُ قَهْرَمَانٌ لَهُ فَدَخَلَ فَقَالَ أَعْطَيْتَ الرَّقِيقَ قُوتَهُمْ قَالَ لاَ . قَالَ فَانْطَلِقْ فَأَعْطِهِمْ . قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَفَى بِالْمَرْءِ إِثْمًا أَنْ يَحْبِسَ عَمَّنْ يَمْلِكُ قُوتَهُ " .
Bize Saîd b. Muhammed El-Cermî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Abdilmelik b. Ebcer El-Kinânî, babasından, o da Tâlhatü'bnü Musarrif'ten, o da Hayseme'den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Abdullah b. Amr ile birlikte oturuyorduk. Anîden ona bir vekîl-i harcı gelerek içeri girdi. Abdullah ona: — «Kölelerin yiyeceklerini verdin mi?» diye sordu. Vekil: — «Hayır.» cevabını verdi. Abdullah: — «Öyle ise git de onlara yiyeceklerini ver; zîrâ Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘Bir kimseye günah nâmına, sahibi bulunduğu kimselerin yiyeceğini vermemesi yeter.’ buyurdular.» dedi.
Sahih Muslim 2312
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ أَعْتَقَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي عُذْرَةَ عَبْدًا لَهُ عَنْ دُبُرٍ، فَبَلَغَ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَقَالَ " أَلَكَ مَالٌ غَيْرُهُ " . فَقَالَ لاَ . فَقَالَ " مَنْ يَشْتَرِيهِ مِنِّي " . فَاشْتَرَاهُ نُعَيْمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْعَدَوِيُّ بِثَمَانِمِائَةِ دِرْهَمٍ فَجَاءَ بِهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَفَعَهَا إِلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " ابْدَأْ بِنَفْسِكَ فَتَصَدَّقْ عَلَيْهَا فَإِنْ فَضَلَ شَىْءٌ فَلأَهْلِكَ فَإِنْ فَضَلَ عَنْ أَهْلِكَ شَىْءٌ فَلِذِي قَرَابَتِكَ فَإِنْ فَضَلَ عَنْ ذِي قَرَابَتِكَ شَىْءٌ فَهَكَذَا وَهَكَذَا " . يَقُولُ فَبَيْنَ يَدَيْكَ وَعَنْ يَمِينِكَ وَعَنْ شِمَالِكَ .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Rumh dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen haber verdi. Câbir şöyle demiş: Benî Uzra kabilesinden bir adam, bir kölesini müdebber olarak azâd etti. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu haber alarak: — «Senin bundan başka malın var mı?» diye sordu. O zât: — «Hayır.» cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Bu köleyi benden satın alacak var mı?» dedi. Köleyi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den Nuaym b. Abdillâh El-Adevî 800 dirheme satın aldı ve parayı Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e getirerek teslim etti. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Evvelâ kendinden başla ve kendine sadaka ver. Şayet bir şey artarsa onu ailene, ailenden de bir şey artarsa akrabana ver. Akrabandan da bir şey artarsa şöyle ve şöyle yap...» buyurdu ve «Önünde, sağında, solundaki muhtaçlara ver.» diye işaret etti.
Sahih Muslim 2313
وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عُلَيَّةَ - عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ - يُقَالُ لَهُ أَبُو مَذْكُورٍ - أَعْتَقَ غُلاَمًا لَهُ عَنْ دُبُرٍ يُقَالُ لَهُ يَعْقُوبُ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمَعْنَى حَدِيثِ اللَّيْثِ .
Bana Ya'kûb b. İbrâhîm ed-Devrakî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail, yani İbni Uleyye, Eyyûb'dan, o da Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet etti: Ensâr'dan Ebû Mezkûr ismini taşıyan bir zât, Ya'kûb denilen bir kölesini müdebber olarak azat etmiş... Râvi hadisi Leys hadisi manasında rivayet etmiştir.
Sahih Muslim 2314
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ كَانَ أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ أَنْصَارِيٍّ بِالْمَدِينَةِ مَالاً وَكَانَ أَحَبَّ أَمْوَالِهِ إِلَيْهِ بَيْرَحَى وَكَانَتْ مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدِ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ . قَالَ أَنَسٌ فَلَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} قَامَ أَبُو طَلْحَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ فِي كِتَابِهِ { لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بَيْرَحَى وَإِنَّهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ فَضَعْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ شِئْتَ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَخْ ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ قَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ فِيهَا وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ " . فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, İshâk b. Abdillâh b. Ebî Tâlha'dan duyduğum şu hadisi okudum: İshâk, Enes b. Mâlik'i şunları söylerken işitmiş: Ebû Tâlha, Medine'de malı en çok olan bir Ensârî idi. Kendince mallarının en sevgilisi Beyrahâ bahçesi idi. Bu yer mescidin karşısında bulunuyordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oraya girer ve içindeki iyi sudan içerdi. Enes demiş ki: Şu ayet, yani: «Siz sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe asla cennete nail olamazsınız.» [Âl-i İmrân, 92] kavl-i kerimi nazil olunca Ebû Tâlha, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: «Allah, kitabında, ‘Siz sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe asla cennete nail olamazsınız.’ buyuruyor. Şüphesiz ki benim en sevgili malım Beyrahâ'dır. Bu malım Allah için sadakadır. Ben, Allah indinde onun sevabını ve zuhr-i âhiret olmasını dilerim. Şimdi onu istediğin yere sarf eyle ya Resulullah!» dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Aferin, işte kazançlı mal budur; işte kazançlı mal budur. Onun hakkında söylediklerini işittim. Ben, onu akrabana vakfetmeni muvafık görüyorum.» buyurdular. Bunun üzerine Ebû Tâlha o bahçeyi yakınları ve amcası oğulları arasında taksim etti.
Sahih Muslim 2315
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} قَالَ أَبُو طَلْحَةَ أُرَى رَبَّنَا يَسْأَلُنَا مِنْ أَمْوَالِنَا فَأُشْهِدُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنِّي قَدْ جَعَلْتُ أَرْضِي بَرِيحَا لِلَّهِ . قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اجْعَلْهَا فِي قَرَابَتِكَ " . قَالَ فَجَعَلَهَا فِي حَسَّانَ بْنِ ثَابِتٍ وَأُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ .
Bana Muhammed b. Hâtim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Sâbit, Enes'den rivayet etti. Enes şöyle demiş: Şu, yani: «Siz sevdiğiniz mallardan infak etmedikçe asla cennete nail olamazsınız.» ayet-i kerimesi nazil olunca Ebû Tâlha: «Galiba Rabbimiz bizden mallarımızın bir kısmını istiyor. Öyle ise ya Resulullah, sen şahit ol, ben Berihâ denilen yerimi Allah'a verdim.» dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sen onu akrabana ver.» buyurdular. Ebû Tâlha da onu Hassân b. Sâbit ile Übey b. Kâ'b'a verdi.
Sahih Muslim 2316
حَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ، أَنَّهَا أَعْتَقَتْ وَلِيدَةً فِي زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لَوْ أَعْطَيْتِهَا أَخْوَالَكِ كَانَ أَعْظَمَ لأَجْرِكِ " .
Bana Hârûn b. Saîd el-Eylî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbn Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Amr, Bükeyr'den, o da Kureyb'den, o da Meymûne binti'l-Hâris'ten naklen haber verdi ki Meymûne, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında bir câriye âzat etmiş ve bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anlatmış. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onu dayılarına verseydin, sevabın için daha büyük olurdu.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2317
حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ زَيْنَبَ، امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَصَدَّقْنَ يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ وَلَوْ مِنْ حُلِيِّكُنَّ " . قَالَتْ فَرَجَعْتُ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقُلْتُ إِنَّكَ رَجُلٌ خَفِيفُ ذَاتِ الْيَدِ وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَمَرَنَا بِالصَّدَقَةِ فَأْتِهِ فَاسْأَلْهُ فَإِنْ كَانَ ذَلِكَ يَجْزِي عَنِّي وَإِلاَّ صَرَفْتُهَا إِلَى غَيْرِكُمْ . قَالَتْ فَقَالَ لِي عَبْدُ اللَّهِ بَلِ ائْتِيهِ أَنْتِ . قَالَتْ فَانْطَلَقْتُ فَإِذَا امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ بِبَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَاجَتِي حَاجَتُهَا - قَالَتْ - وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أُلْقِيَتْ عَلَيْهِ الْمَهَابَةُ - قَالَتْ - فَخَرَجَ عَلَيْنَا بِلاَلٌ فَقُلْنَا لَهُ ائْتِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبِرْهُ أَنَّ امْرَأَتَيْنِ بِالْبَابِ تَسْأَلاَنِكَ أَتَجْزِي الصَّدَقَةُ عَنْهُمَا عَلَى أَزْوَاجِهِمَا وَعَلَى أَيْتَامٍ فِي حُجُورِهِمَا وَلاَ تُخْبِرْهُ مَنْ نَحْنُ - قَالَتْ - فَدَخَلَ بِلاَلٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ هُمَا " . فَقَالَ امْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ وَزَيْنَبُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَىُّ الزَّيَانِبِ " . قَالَ امْرَأَةُ عَبْدِ اللَّهِ . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَهُمَا أَجْرَانِ أَجْرُ الْقَرَابَةِ وَأَجْرُ الصَّدَقَةِ " .
Bize Hasan b. Rebî' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'l-Ahvas, A'meş'ten, o da Ebû Vâil'den, o da Amr b. Hâris'ten, o da Abdullah'ın zevcesi Zeyneb'den naklen rivayet etti. Zeyneb şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ey kadınlar cemâati! Ziynetlerinizden de olsa sadaka verin.» buyurdular. Bunun üzerine ben Abdullah'ın yanına dönerek: «Sen fakir bir adamsın. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize sadaka vermemizi emir buyurdu. Binaenaleyh ona git de sor. Şayet sadakamı sana vermem bana kâfi geliyorsa ne âlâ; aksi takdirde onu sizden başkalarına veririm.» dedim. Abdullah bana: «Hayır! Ona sen git.» dedi. Ben de gittim. Bir de baktım ki Ensar'dan bir kadın Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kapısında bekliyor. Onun haceti de benimki gibiymiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üzerine mehabet konulmuştu. Derken yanımıza Bilâl çıktı. Biz ona: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e git de kapıda iki kadının, sadakalarını kocalarına ve terbiyeleri altında bulunan yetimlere vermelerinin kendilerine kâfi gelip gelmeyeceğini sorduklarını haber ver. Ama bizim kim olduğumuzu ona söyleme.» dedik. Bunun üzerine Bilâl, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına girerek meseleyi ona sordu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Bilâl'e: «Kim onlar?» dedi. Bilâl: «Ensar'dan bir kadın ile Zeyneb.» cevabını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Zeyneblerin hangisi?» dedi. Bilâl: «Abdullah'ın karısı.» cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onların ikisine de iki ecir vardır: Akrabalık ecri ve sadaka ecri.» buyurdular.
Sahih Muslim 2318
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ زَيْنَبَ، امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ . قَالَ فَذَكَرْتُ لإِبْرَاهِيمَ فَحَدَّثَنِي عَنْ أَبِي عَبَيْدَةَ عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ عَنْ زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ . بِمِثْلِهِ سَوَاءً قَالَ قَالَتْ كُنْتُ فِي الْمَسْجِدِ فَرَآنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " تَصَدَّقْنَ وَلَوْ مِنْ حُلِيِّكُنَّ " . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ أَبِي الأَحْوَصِ .
Bana Ahmed b. Yûsuf el-Ezdî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize A'meş rivayet etti. (Dedi ki): Bana Şakîk, Amr b. Hâris'ten, o da Abdullah'ın zevcesi Zeyneb'den naklen rivayet etti. Râvi A'meş demiş ki: Ben bunu İbrahim'e anlattım. O da bana Ebû Ubeyde'den, o da Amr b. Hâris'ten, o da Abdullah'ın zevcesi Zeyneb'den tamamıyla bu hadisin mislini rivayet etti. Zeyneb şöyle demiş: «Mescitte idim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni gördü de: 'Ziynetlerinizden de olsa sadaka verin.' buyurdular.» Râvi, hadisi Ebû'l-Ahvas hadisi tarzında rivayet etmiştir.
Sahih Muslim 2319
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ لِي أَجْرٌ فِي بَنِي أَبِي سَلَمَةَ أُنْفِقُ عَلَيْهِمْ وَلَسْتُ بِتَارِكَتِهِمْ هَكَذَا وَهَكَذَا إِنَّمَا هُمْ بَنِيَّ . فَقَالَ " نَعَمْ لَكِ فِيهِمْ أَجْرُ مَا أَنْفَقْتِ عَلَيْهِمْ " .
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Zeyneb binti Ebî Seleme'den, o da Ümmü Seleme'den naklen rivayet etti; şöyle demiş: — «Yâ Resûlallah! Ben, Ebû Seleme'nin oğullarına nafaka veriyorum. (Tabii) onları şöyle ve şöyle bırakacak değilim ya... Onlar, benim oğullarım demektir. Acaba bu çocuklar için bana bir ecir var mıdır?» diye sordum. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Evet. Sana, onlara verdiğin nafakanın ecri vardır.» buyurdular.
Sahih Muslim 2320
وَحَدَّثَنِي سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، ح وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، جَمِيعًا عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمِثْلِهِ .
Bana Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir rivayet etti. H. Bize İshâk b. İbrahim ile Abd b. Humeyd dahi rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Abdürrazzâk haber verdi. (Dedi ki): Bize Ma'mer haber verdi. Bu raviler hep birden Hişâm b. Urve'den bu isnadda, bu hadisin mislini rivayet etmişlerdir.
Sahih Muslim 2321
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيٍّ، - وَهُوَ ابْنُ ثَابِتٍ - عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الْبَدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْمُسْلِمَ إِذَا أَنْفَقَ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةً وَهُوَ يَحْتَسِبُهَا كَانَتْ لَهُ صَدَقَةً " .
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Adiyy yani İbni Sâbit'ten, o da Abdullah b. Yezîd'den, o da Ebû Mes'ûd el-Bedrî'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «Müslüman, Allah'ın rızasını hesaba katarak ailesi efradına infakta bulunursa, bu onun için bir sadaka olur.»
Sahih Muslim 2322
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ كِلاَهُمَا عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، جَمِيعًا عَنْ شُعْبَةَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ .
Bize, yine bu hadîsi Muhammedü'bnü Beşşâr ile Ebû Bekir b. Nâfi' ikisi birden Muhammed b. Ca'fer'den rivayet ettiler. H. Bize, bu hadîsi Ebû Kureyb dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' rivayet etti. Bu râvîler hep birden Şu'be'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır.
Sahih Muslim 2323
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي قَدِمَتْ عَلَىَّ وَهْىَ رَاغِبَةٌ - أَوْ رَاهِبَةٌ - أَفَأَصِلُهَا قَالَ " نَعَمْ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. İdrîs, Hişâm b. Urve'den, o da babasından, o da Esmâ'dan naklen rivayet etti. Esmâ şöyle demiş: «Yâ Resûlallah! Annem bana geldi. Benden rağbet bekliyor, yahut çekiniyor. Kendisine yardım edeyim mi?» dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Evet.» cevabını verdi.
Sahih Muslim 2324
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ، قَالَتْ قَدِمَتْ عَلَىَّ أُمِّي وَهِيَ مُشْرِكَةٌ فِي عَهْدِ قُرَيْشٍ إِذْ عَاهَدَهُمْ فَاسْتَفْتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدِمَتْ عَلَىَّ أُمِّي وَهْىَ رَاغِبَةٌ أَفَأَصِلُ أُمِّي قَالَ " نَعَمْ صِلِي أُمَّكِ " .
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme, Hişâm'dan, o da babasından, o da Esmâ binti Ebî Bekir'den naklen rivayet etti; şöyle demiş: «Annem yanıma geldi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Kureyş'le muahede yaptığı sırada kendisi henüz müşrike idi. Ben, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den fetva isteyerek: ‘Yâ Resûlallah! Annem bana rağbet ederek yanıma geldi. Anneme yardımda bulunayım mı?’ dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘Evet, annene yardımda bulun.’ buyurdular.
Sahih Muslim 2325
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّيَ افْتُلِتَتْ نَفْسَهَا وَلَمْ تُوصِ وَأَظُنُّهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ أَفَلَهَا أَجْرٌ إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا قَالَ " نَعَمْ ".
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bişir rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir adam gelerek: «Yâ Resûlallah! Annem ansızın öldü, vasiyet de etmedi. Öyle zannederim ki konuşmuş olsa sadaka verilmesini vasiyet ederdi. Acaba onun nâmına ben sadaka versem, anneme sevap olur mu?» demiş, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Evet.» cevabını vermiş.
Sahih Muslim 2326
وَحَدَّثَنِيهِ زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، ح وَحَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، ح حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ إِسْحَاقَ، كُلُّهُمْ عَنْ هِشَامٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . وَفِي حَدِيثِ أَبِي أُسَامَةَ وَلَمْ تُوصِ . كَمَا قَالَ ابْنُ بِشْرٍ وَلَمْ يَقُلْ ذَلِكَ الْبَاقُونَ .
Bana bu hadîsi Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. H. Bize Ebû Kureyb dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. H. Bana Ali b. Hucr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir haber verdi. H. Bize Hakem b. Mûsâ dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şuayb b. İshâk rivayet etti. Bu râvilerin hepsi Hişâm'dan bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Ebû Usâme hadîsinde «Vasiyet de etmedi.» cümlesi vardır. Nitekim İbni Bişir de aynı cümleyi söylemiş, fakat diğer râviler onu söylememişlerdir.
Sahih Muslim 2327
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ الْعَوَّامِ، كِلاَهُمَا عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، فِي حَدِيثِ قُتَيْبَةَ قَالَ قَالَ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Avâne rivayet etti. H. Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abbâd b. Avvâm rivayet etti. Bu râvilerin ikisi birden Ebû Mâlik el-Eşcaî'den, o da Rib'î b. Hirâş'tan, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etmişlerdir. Kuteybe hadîsinde Huzeyfe: «Nebiniz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dedi ki...» demiş; İbni Ebî Şeybe hadîsinde ise: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den...» ifadesini kullanmıştır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her ma'ruf sadakadır.» buyurmuştur.
Sahih Muslim 2328
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ الضُّبَعِيُّ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ، مَوْلَى أَبِي عُيَيْنَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُقَيْلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ الدِّيلِيِّ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، أَنَّ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالُوا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالأُجُورِ يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ وَيَتَصَدَّقُونَ بِفُضُولِ أَمْوَالِهِمْ . قَالَ " أَوَلَيْسَ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ مَا تَصَّدَّقُونَ إِنَّ بِكُلِّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقَةً وَكُلِّ تَكْبِيرَةٍ صَدَقَةٌ وَكُلِّ تَحْمِيدَةٍ صَدَقَةٌ وَكُلِّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةٌ وَأَمْرٌ بِالْمَعْرُوفِ صَدَقَةٌ وَنَهْىٌ عَنْ مُنْكَرٍ صَدَقَةٌ وَفِي بُضْعِ أَحَدِكُمْ صَدَقَةٌ " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيَأْتِي أَحَدُنَا شَهْوَتَهُ وَيَكُونُ لَهُ فِيهَا أَجْرٌ قَالَ " أَرَأَيْتُمْ لَوْ وَضَعَهَا فِي حَرَامٍ أَكَانَ عَلَيْهِ فِيهَا وِزْرٌ فَكَذَلِكَ إِذَا وَضَعَهَا فِي الْحَلاَلِ كَانَ لَهُ أَجْرٌ " .
Bize Abdullah b. Muhammed b. Esma Ed-Dubaî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mehdi b. Meymun rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Uyeyne'nin azatlısı Vâsıl, Yahya b. Ukayl'den, o da Yahya b. Ya'mer'den, o da Ebü'l-Esved-i Dîlî'den, o da Ebû Zerr'den naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashabından bâzı zevat, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «Yâ Resûlallah! Servet sahipleri sevapları alıp gittiler. (Zîrâ) bizim kıldığımız gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar. (Fakat) onlar mallarının fazlalarını tesadduk ediyorlar.» demişler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Size Allah tesadduk edecek bir şey vermemiş mi? Her tesbîh mukabilinde bir sadaka, her tekbîr bir sadaka, her tahmîd bir sadaka, her tehlîl bir sadaka, emr-i bi'l-ma'rûf sadaka, kötülükten nehiy sadakadır. Birinizin cinsî münâsebetinde bile sadaka vardır.» buyurmuşlar. Ashâb: «Yâ Resûlallah! Birimiz şehvetini kaza eder de onda da ecir mi olur?» diye sormuşlar. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ne dersiniz, o kimse şehvetini haramla tatmin ederse ona günâh olur mu? İşte bunun gibi helâlde tatmin ettiği zaman da ona sevap olur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2329
حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ الرَّبِيعُ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَلاَّمٍ - عَنْ زَيْدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَلاَّمٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ فَرُّوخَ، أَنَّهُ سَمِعَ عَائِشَةَ، تَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّهُ خُلِقَ كُلُّ إِنْسَانٍ مِنْ بَنِي آدَمَ عَلَى سِتِّينَ وَثَلاَثِمَائَةِ مَفْصِلٍ فَمَنْ كَبَّرَ اللَّهَ وَحَمِدَ اللَّهَ وَهَلَّلَ اللَّهَ وَسَبَّحَ اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ اللَّهَ وَعَزَلَ حَجَرًا عَنْ طَرِيقِ النَّاسِ أَوْ شَوْكَةً أَوْ عَظْمًا عَنْ طَرِيقِ النَّاسِ وَأَمَرَ بِمَعْرُوفٍ أَوْ نَهَى عَنْ مُنْكَرٍ عَدَدَ تِلْكَ السِّتِّينَ وَالثَّلاَثِمِائَةِ السُّلاَمَى فَإِنَّهُ يَمْشِي يَوْمَئِذٍ وَقَدْ زَحْزَحَ نَفْسَهُ عَنِ النَّارِ " . قَالَ أَبُو تَوْبَةَ وَرُبَّمَا قَالَ " يُمْسِي " .
Bize Hasen b. Ali El-Hülvânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Tevbe er-Rabî' b. Nâfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muâviye, yani İbni Sellâm, Zeyd'den naklen rivayet etti. O da Ebû Sellâm'ı şöyle derken işitmiş: Bana Abdullah b. Ferrûh rivayet etti. Kendisi Âişe'yi şunları söylerken işitmiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şüphesiz ki Âdem oğullarından her insan 360 mafsal ile yaratılmıştır. Şimdi her kim bu 360 mafsal sayısınca Allah'a tekbîr getirir, hamd eder, tehlîl ve tesbîh eyler ve istiğfarda bulunur; insanların yolundan bir taş yahut diken veya kemik atar; bir iyiliği emreder veya bir kötülüğü nehiy ederse gerçekten o gün kendini cehennemden uzaklaştırmış olarak hareket eder.» buyurdular. Ebû Tevbe dedi ki: «Galiba ‘akşamlar’ dedi.»
Sahih Muslim 2330
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ، أَخْبَرَنِي أَخِي، زَيْدٌ بِهَذَا الإِسْنَادِ . مِثْلَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " أَوْ أَمَرَ بِمَعْرُوفٍ " . وَقَالَ " فَإِنَّهُ يُمْسِي يَوْمَئِذٍ " .
Bize Abdullah b. Abdirrahman Ed-Dârimî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Hassan haber verdi. (Dedi ki): Bana Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bana kardeşim Zeyd bu isnâdla bu hadîsin mislini haber verdi. Yalnız o: «Yahut bir iyiliği emrederse...» bir de: «O kimse o gün akşamlar...» dedi.
Sahih Muslim 2331
وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُبَارَكِ - حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ زَيْدِ بْنِ سَلاَّمٍ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي سَلاَّمٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ فَرُّوخَ أَنَّهُ سَمِعَ عَائِشَةَ، تَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خُلِقَ كُلُّ إِنْسَانٍ " . بِنَحْوِ حَدِيثِ مُعَاوِيَةَ عَنْ زَيْدٍ . وَقَالَ " فَإِنَّهُ يَمْشِي يَوْمَئِذٍ " .
Bana Ebû Bekir b. Nâfi' El-Abdi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Kesir rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ali, yani İbnü'l-Mübarek rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya, Zeyd b. Sellâm'dan, o da dedesi Ebû Sellâm'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Abdullah b. Ferrûh rivayet etti. O da Âişe'yi şöyle derken işitmiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Her insan... yaratıldı.» buyurdu. Râvî hadîsi Muâviye'nin Zeyd'den rivayet ettiği şekilde rivayette bulunmuş ve: «O kimse, o gün (kendini cehennemden uzaklaştırmış olarak) hareket eder.» demiştir.
Sahih Muslim 2332
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ صَدَقَةٌ " . قِيلَ أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَجِدْ قَالَ " يَعْتَمِلُ بِيَدَيْهِ فَيَنْفَعُ نَفْسَهُ وَيَتَصَدَّقُ " . قَالَ قِيلَ أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ قَالَ " يُعِينُ ذَا الْحَاجَةِ الْمَلْهُوفَ " . قَالَ قِيلَ لَهُ أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ قَالَ " يَأْمُرُ بِالْمَعْرُوفِ أَوِ الْخَيْرِ " . قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ لَمْ يَفْعَلْ قَالَ " يُمْسِكُ عَنِ الشَّرِّ فَإِنَّهَا صَدَقَةٌ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme, Şu'be'den, o da Said b. Ebî Bürde'den, o da babasından, o da dedesinden, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti: «Her Müslümana sadaka vermek vacibdir.» buyurmuşlar. (Bunun üzerine): — «Ya bulamazsa, ne buyurursun?» diyenler olmuş; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «İki eliyle çalışır da, hem kendine fayda verir, hem de tesadduk eder.» buyurmuşlar. (Yine): — «Ya buna gücü yetmezse ne buyurursun?» demişler, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Muztar kalan, ihtiyaç sahibine yardım eder.» buyurmuşlar. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e (tekrar): — «Ya buna da gücü yetmezse ne buyurursun?» diyenler olmuş. (Bu suale de): — «İyiliği yahut hayırı emreder.» cevabını vermiş. Soranlardan biri: — «Şayet bunu yapmazsa ne buyurursun?» demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Kötülük yapmaktan kendini tutar; çünkü bu da bir sadakadır.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2333
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ.
Bize bu hadîsi Muhammedü'bnü'l-Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân b. Mehdi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be bu isnâdla rivayette bulundu.
Sahih Muslim 2334
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ بْنُ هَمَّامٍ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كُلُّ سُلاَمَى مِنَ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ - قَالَ - تَعْدِلُ بَيْنَ الاِثْنَيْنِ صَدَقَةٌ وَتُعِينُ الرَّجُلَ فِي دَابَّتِهِ فَتَحْمِلُهُ عَلَيْهَا أَوْ تَرْفَعُ لَهُ عَلَيْهَا مَتَاعَهُ صَدَقَةٌ - قَالَ - وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ وَكُلُّ خَطْوَةٍ تَمْشِيهَا إِلَى الصَّلاَةِ صَدَقَةٌ وَتُمِيطُ الأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ " .
Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrezzâk b. Hemmâm rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen rivayet etti. Hemmâm, Ebû Hureyre'nin, Resulullah Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettikleri şudur... diyerek birtakım hadisler zikretmiş, ezcümle şunları söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «İçinde güneş doğan her gün, insanların her bir mafsalı için bir sadaka vâcib olur. (Meselâ) iki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek hayvana bindirmen yahut eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım bir sadakadır. Yoldan eziyet verici şeyleri gidermen dahî bir sadakadır.» buyurdular.
Sahih Muslim 2335
وَحَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّا، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، - وَهُوَ ابْنُ بِلاَلٍ - حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي مُزَرِّدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ يَوْمٍ يُصْبِحُ الْعِبَادُ فِيهِ إِلاَّ مَلَكَانِ يَنْزِلاَنِ فَيَقُولُ أَحَدُهُمَا اللَّهُمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا . وَيَقُولُ الآخَرُ اللَّهُمَّ أَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا " .
Bize Kâsım b. Zekeriyyâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Mahled rivayet etti. (Dedi ki): Bana Süleyman, yani İbni Bilâl rivayet etti. (Dedi ki): Bana Muâviyetü'bnü Ebî Müzerrid, Saîd b. Yesâr'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Kulların sabahladığı hiçbir gün yoktur ki iki melek inerek birisi: Allah'ım! Malını infak edene halef ver; diğeri de: Allah'ım! Malını vermeyene telef ver, demesinler.» buyurdular.
Sahih Muslim 2336
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ نُمَيْرٍ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " تَصَدَّقُوا فَيُوشِكُ الرَّجُلُ يَمْشِي بِصَدَقَتِهِ فَيَقُولُ الَّذِي أُعْطِيَهَا لَوْ جِئْتَنَا بِهَا بِالأَمْسِ قَبِلْتُهَا فَأَمَّا الآنَ فَلاَ حَاجَةَ لِي بِهَا . فَلاَ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهَا " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbnü'n-Numeyr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Veki' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. H. Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ da rivayet etti. Bu lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Ma'bed b. Hâlid'den naklen rivayet etti. Demiş ki: Ben, Hârisetü'bnü Vehb'i şunu söylerken işittim: (Dedi ki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: «Sadaka verin! Zira yakında (öyle bir zaman gelecek ki) bir adam sadakasını (diyar diyar) dolaştıracak da kendisine sadaka vermek istediği kimse: (Sen bu sadakayı bana dün getirseydin kabul ederdim. Ama şimdi benim ona ihtiyâcım yok.) diyecek ve (neticede) sadakasını kabul edecek kimse bulamayacak.»
Sahih Muslim 2337
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بَرَّادٍ الأَشْعَرِيُّ، وَأَبُو كُرَيْبٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيَأْتِيَنَّ عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَطُوفُ الرَّجُلُ فِيهِ بِالصَّدَقَةِ مِنَ الذَّهَبِ ثُمَّ لاَ يَجِدُ أَحَدًا يَأْخُذُهَا مِنْهُ وَيُرَى الرَّجُلُ الْوَاحِدُ يَتْبَعُهُ أَرْبَعُونَ امْرَأَةً يَلُذْنَ بِهِ مِنْ قِلَّةِ الرِّجَالِ وَكَثْرَةِ النِّسَاءِ " . وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ بَرَّادٍ " وَتَرَى الرَّجُلَ " .
Bize Abdullah b. Berrâd el-Eş'arî ile Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Usâme, Büreyd'den, o da Ebû Bürde'den, o da Ebû Mûsâ'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «İnsanlara mutlaka bir zaman gelecek ki bir kimse, altından olan zekâtını dolaştıracak, fakat onu alacak hiçbir kimse bulamayacak. Erkeklerin azlığından ve kadınların çokluğundan dolayı bir erkeğin peşinden, ona sığınan kırk kadının gittiği görülecek.» İbn Berrâd'ın rivayetinde: «Bir adamı göreceksin.» denilmiştir.
Sahih Muslim 2338
وَحَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَبِي يُونُسَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَكْثُرَ فِيكُمُ الْمَالُ فَيَفِيضَ حَتَّى يُهِمَّ رَبَّ الْمَالِ مَنْ يَقْبَلُهُ مِنْهُ صَدَقَةً وَيُدْعَى إِلَيْهِ الرَّجُلُ فَيَقُولُ لاَ أَرَبَ لِي فِيهِ " .
Bize Ebû't-Tâhir rivayet etti. Dedi ki: Bize İbn Vehb, Amr b. Hâris'ten, o da Ebû Yûnus'tan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «Sizin aranızda mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O derece ki mal sahibi, bunu benden sadaka olarak kim kabul edecek, diye endişeye düşecek; bir kimse sadakayı alması için çağırılacak da: Benim ona ihtiyacım yok, diyecektir.»
Sahih Muslim 2340
وَحَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، وَأَبُو كُرَيْبٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الرِّفَاعِيُّ - وَاللَّفْظُ لِوَاصِلٍ - قَالُوا حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَقِيءُ الأَرْضُ أَفْلاَذَ كَبِدِهَا أَمْثَالَ الأُسْطُوَانِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ فَيَجِيءُ الْقَاتِلُ فَيَقُولُ فِي هَذَا قَتَلْتُ . وَيَجِيءُ الْقَاطِعُ فَيَقُولُ فِي هَذَا قَطَعْتُ رَحِمِي . وَيَجِيءُ السَّارِقُ فَيَقُولُ فِي هَذَا قُطِعَتْ يَدِي ثُمَّ يَدَعُونَهُ فَلاَ يَأْخُذُونَ مِنْهُ شَيْئًا " .
Bize Vâsıl b. Abdila'lâ ile Ebû Kureyb ve Muhammed b. Yezîd er-Rifâî rivayet ettiler. Lafız Vâsıl'ındır. Dediler ki: Bize Muhammed b. Fudayl, babasından, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Yer, bütün ciğerparelerini altın ve gümüşten sütunlar hâlinde kusacak; katil gelerek: Ben bunlar için öldürdüm, diyecek. Akrabalık bağını kesen gelerek: Ben bunlar için akrabamla ilişkimi kestim, diyecek. Hırsız gelerek: Benim elim bunlar için kesildi, diyecek. Sonra bu altın ve gümüşü terk edecek, onlardan hiçbir şey almayacaklar.»
Sahih Muslim 2341
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَصَدَّقَ أَحَدٌ بِصَدَقَةٍ مِنْ طَيِّبٍ - وَلاَ يَقْبَلُ اللَّهُ إِلاَّ الطَّيِّبَ - إِلاَّ أَخَذَهَا الرَّحْمَنُ بِيَمِينِهِ وَإِنْ كَانَتْ تَمْرَةً فَتَرْبُو فِي كَفِّ الرَّحْمَنِ حَتَّى تَكُونَ أَعْظَمَ مِنَ الْجَبَلِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ أَوْ فَصِيلَهُ " .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, Saîd b. Ebi Saîd'den, o da Saîd b. Yesâr'dan naklen rivayet etti; o da Ebû Hureyre'yi şöyle derken işitmiş. (Ebû Hureyre şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Hiçbir kimse helâlinden bir sadaka vermemiştir ki, Rahman olan Allah onu yemini ile kabul buyurmuş olmasın. —(Zaten) Allah helâlden başkasını da kabul buyurmaz— velev ki (sadaka) bir hurma tanesinden ibaret olsun. Bu hurma Rahmân'ın keffinde, sizden birinizin tayını yahut sütten kesilen deve yavrusunu büyüttüğü gibi büyür; hattâ dağdan daha büyük olur.» buyurdular.
Sahih Muslim 2342
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقَارِيَّ - عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَتَصَدَّقُ أَحَدٌ بِتَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ إِلاَّ أَخَذَهَا اللَّهُ بِيَمِينِهِ فَيُرَبِّيهَا كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ أَوْ قَلُوصَهُ حَتَّى تَكُونَ مِثْلَ الْجَبَلِ أَوْ أَعْظَمَ " .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ya'kub, yani İbnü Abdirrahmân el-Kaarî, Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hiçbir kimse helâl bir kazançtan bir hurma tanesi tesadduk etmez ki, Allah onu yemini ile alarak tâ dağ kadar yahut daha büyük oluncaya kadar, sizden birinizin tayını veya dişi deve yavrusunu büyüttüğü gibi büyütmesin.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2343
وَحَدَّثَنِي أُمَيَّةُ بْنُ بِسْطَامَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْقَاسِمِ، ح وَحَدَّثَنِيهِ أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ الأَوْدِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - كِلاَهُمَا عَنْ سُهَيْلٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . فِي حَدِيثِ رَوْحٍ " مِنَ الْكَسْبِ الطَّيِّبِ فَيَضَعُهَا فِي حَقِّهَا " . وَفِي حَدِيثِ سُلَيْمَانَ " فَيَضَعُهَا فِي مَوْضِعِهَا " .
Bana Ümeyyetü'bnü Bistâm rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd, yani İbnü Zürey' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh b. Kaasim rivayet etti. H. Bana bu hadîsi Ahmed b. Osman el-Evdî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Mahled rivayet etti. (Dedi ki): Bana Süleyman, yani İbni Bilâl rivayet eyledi. (Ravh ile Süleyman'ın) ikisi birden Süheyl'den bu isnâd ile rivayette bulundular. Ravh hadîsinde: «Helâl olan kazançtan tesadduk ederek onu gerektiği yere verirse...» ifadesi vardır. Süleyman'ın hadîsinde ise: «Onu yerine koyarsa...» denilmiştir.
Sahih Muslim 2344
وَحَدَّثَنِيهِ أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ حَدِيثِ يَعْقُوبَ عَنْ سُهَيْلٍ .
Bana bu hadîsi Ebu't-Tâhir de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Hişâm b. Sa'd, Zeyd b. Eslem'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebu Hureyre'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen, Ya'kûb'un Süheyl'den rivayet ettiği hadis gibi rivayette bulundu.
Sahih Muslim 2345
وَحَدَّثَنِي أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ مَرْزُوقٍ، حَدَّثَنِي عَدِيُّ بْنُ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ لاَ يَقْبَلُ إِلاَّ طَيِّبًا وَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ فَقَالَ { يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ} وَقَالَ { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ} " . ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ أَغْبَرَ يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ يَا رَبِّ يَا رَبِّ وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ وَغُذِيَ بِالْحَرَامِ فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لِذَلِكَ " .
Bana Ebu Kureyb Muhammed b. Alâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Üsâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Fudayl b. Merzuk rivayet etti. (Dedi ki): Bana Adiyy b. Sâbit, Ebu Hâzim'den, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ey insanlar! Şüphesiz ki Allah Tayyib'dir. Tayyib'den başka bir şey kabul etmez. Allah, mü'minlere de resullere emrettiği şeyleri emrederek: ‘Ey resuller! Helâl olan şeylerden yiyin ve sâlih amellerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı pekâlâ bilirim.’ [Mü'minûn 51] Başka bir âyette: ‘Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların helâl, hoş olanlarından yiyin.’ [Bakara 172] buyurmuştur.» dedi. Sonra şunları söyledi: Bir kimse uzun sefere çıkar; saçları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semâya uzatarak: ‘Yâ Rabbî, yâ Rabbî!’ diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, kendisi de haramla beslenmiş olursa böylesinin duası nasıl kabul edilir?
Sahih Muslim 2346
حَدَّثَنَا عَوْنُ بْنُ سَلاَّمٍ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُعْفِيُّ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْقِلٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَتِرَ مِنَ النَّارِ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَلْيَفْعَلْ " .
Bize Avn b. Sellâm el-Kûfî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Züheyr b. Muâviye el-Cu'fî, Ebû İshâk'tan, o da Abdullah b. Ma'kıl'dan, o da Adiyy b. Hâtim'den naklen rivayet etti. Adiyy: Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, «Sizden her kim cehennemden velev yarım hurma tanesiyle korunabilecekse hemen bunu yapsın.» buyururken işittim, demiştir.
Sahih Muslim 2347
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالَ ابْنُ حُجْرٍ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ سَيُكَلِّمُهُ اللَّهُ لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ فَيَنْظُرُ أَيْمَنَ مِنْهُ فَلاَ يَرَى إِلاَّ مَا قَدَّمَ وَيَنْظُرُ أَشْأَمَ مِنْهُ فَلاَ يَرَى إِلاَّ مَا قَدَّمَ وَيَنْظُرُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَلاَ يَرَى إِلاَّ النَّارَ تِلْقَاءَ وَجْهِهِ فَاتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ " . زَادَ ابْنُ حُجْرٍ قَالَ الأَعْمَشُ وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ عَنْ خَيْثَمَةَ مِثْلَهُ وَزَادَ فِيهِ " وَلَوْ بِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ " . وَقَالَ إِسْحَاقُ قَالَ الأَعْمَشُ عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ عَنْ خَيْثَمَةَ .
Bize Aliyy b. Hucr Es-Sa'dî ile İshâk b. İbrahim ve Alî b. Haşrem rivayet ettiler. İbni Hucr (Haddesena), ötekiler (Ahberana) tâbirini kullandılar. (Dediler ki): Bize Îsâ b. Yûnus haber verdi. (Dedi ki): Bize A'meş, Hayseme'den, o da Adiyy b. Hâtim'den naklen rivayet etti. Adiyy şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sizden hiçbir kimse yoktur ki, Allah onunla konuşmasın. (Hem) aralarında tercüman da bulunmayacaktır. Sağ tarafına bakacak, (âhirete) gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecek; sol tarafına bakacak, gönderdiklerinden başka bir şey göremeyecek. Önüne bakacak, yüzünün karşısında cehennemden başka bir şey göremeyecektir. Binâenaleyh yarım hurma ile bile olsa cehennemden korunun.» buyurdular. İbni Hucr şunu da ziyâde etti: «A'meş dedi ki: Bana Amr b. Mürra, Hayseme'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. O, bu hadîste ziyâde olarak: ‘Velev ki güzel bir kelime ile olsun.’ ibaresini rivayet etmiş.» İshâk da: «A'meş, Amr b. Murra'dan, o da Hayseme'den naklen rivayet etti.» dedi.
Sahih Muslim 2348
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّارَ فَأَعْرَضَ وَأَشَاحَ ثُمَّ قَالَ " اتَّقُوا النَّارَ " . ثُمَّ أَعْرَضَ وَأَشَاحَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ كَأَنَّمَا يَنْظُرُ إِلَيْهَا ثُمَّ قَالَ " اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ " . وَلَمْ يَذْكُرْ أَبُو كُرَيْبٍ كَأَنَّمَا وَقَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Amr b. Murra'dan, o da Hayseme'den, o da Adiyy b. Hâtim'den naklen rivayet etti. Adiyy şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cehennemi zikrederek yüzünü çevirdi ve korundu. Sonra: «Cehennemden korunun.» buyurdu. Sonra yine yüzünü çevirdi ve korundu. Hattâ biz onun cehennemi görüyor olduğu zannına kapıldık. Sonra tekrar: «Yarım hurma ile de olsa cehennemden korunun. Onu da bulamayan, hiç olmazsa güzel bir sözle cehennemden korunsun.» buyurdular. Ebû Kureyb (gâlibâ) kelimesini zikretmedi ve: «Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bize A'meş rivayet etti...» dedi.
Sahih Muslim 2349
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ذَكَرَ النَّارَ فَتَعَوَّذَ مِنْهَا وَأَشَاحَ بِوَجْهِهِ ثَلاَثَ مِرَارٍ ثُمَّ قَالَ " اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ " .
Bize Muhammedü'bnü'l-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Amr b. Murra'dan, o da Hayseme'den, o da Adiyy b. Hâtim'den, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti ki, Efendimiz üç defa cehennemi anarak ondan (Allah'a) sığınmış, yüzü ile de sakınmış. Sonra: «Yarım hurma ile bile olsa cehennemden korunun; onu da bulamazsanız, hiç olmazsa güzel bir sözle cehennemden sakının.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2350
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى الْعَنَزِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ عَنِ الْمُنْذِرِ بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي صَدْرِ النَّهَارِ قَالَ فَجَاءَهُ قَوْمٌ حُفَاةٌ عُرَاةٌ مُجْتَابِي النِّمَارِ أَوِ الْعَبَاءِ مُتَقَلِّدِي السُّيُوفِ عَامَّتُهُمْ مِنْ مُضَرَ بَلْ كُلُّهُمْ مِنْ مُضَرَ فَتَمَعَّرَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَا رَأَى بِهِمْ مِنَ الْفَاقَةِ فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ فَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ وَأَقَامَ فَصَلَّى ثُمَّ خَطَبَ فَقَالَ " { يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ { إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا} وَالآيَةَ الَّتِي فِي الْحَشْرِ { اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ} تَصَدَّقَ رَجُلٌ مِنْ دِينَارِهِ مِنْ دِرْهَمِهِ مِنْ ثَوْبِهِ مِنْ صَاعِ بُرِّهِ مِنْ صَاعِ تَمْرِهِ - حَتَّى قَالَ - وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ " . قَالَ فَجَاءَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ بِصُرَّةٍ كَادَتْ كَفُّهُ تَعْجِزُ عَنْهَا بَلْ قَدْ عَجَزَتْ - قَالَ - ثُمَّ تَتَابَعَ النَّاسُ حَتَّى رَأَيْتُ كَوْمَيْنِ مِنْ طَعَامٍ وَثِيَابٍ حَتَّى رَأَيْتُ وَجْهَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَهَلَّلُ كَأَنَّهُ مُذْهَبَةٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ سَنَّ فِي الإِسْلاَمِ سُنَّةً حَسَنَةً فَلَهُ أَجْرُهَا وَأَجْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا بَعْدَهُ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَىْءٌ وَمَنْ سَنَّ فِي الإِسْلاَمِ سُنَّةً سَيِّئَةً كَانَ عَلَيْهِ وِزْرُهَا وَوِزْرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بَعْدِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَوْزَارِهِمْ شَىْءٌ " .
Bana Muhammedü'bnü'l-Müsennâ El-Anezî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. (Dedi ki): Bize Şu'be, Avn b. Ebî Cuhayfe'den, o da Münzir b. Cerir'den, o da babasından naklen rivayet etti. Cerîr şöyle demiş: Biz gündüzün ortasında Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında bulunuyorduk. Derken yalın ayak, kaplan postu rengindeki gömleklerini veya abalarını başlarına geçirmiş, kılıçlarını çekmiş; ekserisi, hattâ hepsi Mudar kabilesine mensup çıplak bir takım adamlar Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldiler. Onların muhtaç hâlini görünce Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yüzü değişti. İçeri girip çıktıktan sonra Bilâl'e emir buyurdu, Bilâl ezanı okuyarak kaamet getirdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de namazı kıldırdı. Sonra hutbe okudu ve: «Ey insanlar! Sizi bir kişiden yaratan Rabbinizden korkun... [Nisa 1]» âyet-i kerimesini sonuna, yani «Şüphesiz ki Allah sizin üzerinizde gözcüdür» âyetine kadar ve Haşr sûresindeki «Allah'tan korkun. Her nefis yarın (Âhiret) için ne gönderdiğine bir baksın. Allah'tan korkun... [Haşr 18]» âyet-i kerimesini okudu. Sözüne devamla: «Bir adam dinarından, dirheminden, elbisesinden, bir sâ' buğdayından, bir sâ' kuru hurmasından sadaka vermelidir. Velev ki yarım hurma olsun.» buyurdu. Derken Ensâr'dan bir zât, hemen hemen elinin taşıyamayacağı kadar, hattâ elinin taşımaktan âciz kaldığı bir kese getirdi. Sonra birbiri ardınca herkes bir şeyler getirdiler. Neticede yiyecek ve elbiseden müteşekkil iki yığın gördüm. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mübarek yüzünün altınla yaldızlanmış gibi parladığını gördüm. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her kim İslâm'da güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisinden sonra o çığırla amel edenlerin ecirlerinden hiçbir şey noksan edilmemek şartıyla sevapları kendine aittir. Ve her kim İslâm'da kötü bir çığır açarsa, o çığırın vebali ile kendisinden sonra onunla amel edenlerin vebalinden hiçbir şey noksan edilmemek üzere ona aittir.» buyurdular.
Sahih Muslim 2351
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، ح وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، الْعَنْبَرِيُّ حَدَّثَنَا أَبِي قَالاَ، جَمِيعًا حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي عَوْنُ بْنُ أَبِي جُحَيْفَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الْمُنْذِرَ بْنَ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدْرَ النَّهَارِ . بِمِثْلِ حَدِيثِ ابْنِ جَعْفَرٍ وَفِي حَدِيثِ ابْنِ مُعَاذٍ مِنَ الزِّيَادَةِ قَالَ ثُمَّ صَلَّى الظُّهْرَ ثُمَّ خَطَبَ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme rivayet etti. H. Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. Bu râvîlerin ikisi birden demişler ki: Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki): Bana Avn b. Ebî Cuheyfe rivayet etti. (Dedi ki): Ben Münzir b. Cerîr'i, babasından naklen rivayet ederken dinledim; şöyle demiş: «Biz gündüzün ortasında Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında idik...» Râvî, hadîsi İbni Ca'fer hadîsi gibi rivayet etti. İbni Muâz hadîsinde: «Sonra öğle namazını kıldırdı, sonra hutbe okudu.» ziyâdesi vardır.
Sahih Muslim 2352
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، وَأَبُو كَامِلٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ الأُمَوِيُّ قَالُوا حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنِ الْمُنْذِرِ بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَاهُ قَوْمٌ مُجْتَابِي النِّمَارِ وَسَاقُوا الْحَدِيثَ بِقِصَّتِهِ وَفِيهِ فَصَلَّى الظُّهْرَ ثُمَّ صَعِدَ مِنْبَرًا صَغِيرًا فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ اللَّهَ أَنْزَلَ فِي كِتَابِهِ { يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ} الآيَةَ " .
Bana Ubeydullah b. Ömer El-Kavârîrî ile Ebû Kâmil ve Muhammed b. Abdilmelik El-Emevî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ebû Avâne, Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Münzir b. Cerîr'den, o da babasından naklen rivayet etti. Cerir şöyle demiş: «Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında oturuyordum. Derken kaplan postu rengindeki gömleklerini başlarına geçirmiş bir takım insanlar Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldiler...» Râvîler bu hadîsi kıssası ile rivayet ettiler. Bu hadîste: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğle namazını kıldırdı. Sonra küçük bir minbere çıkarak Allah'a hamd-ü senada bulundu ve: Bundan sonra, malûmunuz olsun ki Allah kitabında “Ey insanlar! Rabbinizden korkun!..” âyet-i kerîmesini indirdi.» buyurdular, ibaresi de vardır.
Sahih Muslim 2353
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ وَأَبِي الضُّحَى، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هِلاَلٍ الْعَبْسِيِّ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ جَاءَ نَاسٌ مِنَ الأَعْرَابِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِمُ الصُّوفُ فَرَأَى سُوءَ حَالِهِمْ . قَدْ أَصَابَتْهُمْ حَاجَةٌ . فَذَكَرَ بِمَعْنَى حَدِيثِهِمْ .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir, A'meş'den, o da Mûsâ b. Abdillâh b. Yezîd ile Ebû'd-Duhâ'dan, onlar da Abdurrahmân b. Hilâl el-Absî'den, o da Cerir b. Abdillâh'dan naklen rivayet etti. Cerîr şöyle demiş: «Bedevilerden birtakım insanlar Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldiler; üzerlerindeki giyimleri yapağıdandı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onların bu kötü hâlini gördü; muhtaç vaziyette idiler...» Râvî, hadîsi yukarıdakilerin hadisleri mânâsında rivayette bulundu.
Sahih Muslim 2354
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنِيهِ بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ - عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ أُمِرْنَا بِالصَّدَقَةِ . قَالَ كُنَّا نُحَامِلُ - قَالَ - فَتَصَدَّقَ أَبُو عَقِيلٍ بِنِصْفِ صَاعٍ - قَالَ - وَجَاءَ إِنْسَانٌ بِشَىْءٍ أَكْثَرَ مِنْهُ فَقَالَ الْمُنَافِقُونَ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنْ صَدَقَةِ هَذَا وَمَا فَعَلَ هَذَا الآخَرُ إِلاَّ رِيَاءً فَنَزَلَتْ { الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصَّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لاَ يَجِدُونَ إِلاَّ جُهْدَهُمْ} وَلَمْ يَلْفِظْ بِشْرٌ بِالْمُطَّوِّعِينَ .
Bana Yahya b. Maîn rivayet etti. (Dedi ki): Bize Gunder rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. H. Bana bu hadîsi Bişrü'bnü Hâlid dahi rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Bize Muhammed, yani İbni Ca'fer, Şu'be'den, o da Süleyman'dan, o da Ebû Vâil'den, o da Ebû Mes'ûd'dan naklen haber verdi. Ebû Mes'ûd şöyle demiş: Sadaka vermeye me'mûr olduk. (Bu maksatla) hammallık ediyorduk. (Bir defa) Ebû Akil yarım sâ' sadaka verdi. Başka biri ondan daha çok bir şey getirdi. Derken münafıklar: «Şüphesiz ki Allah bunun sadakasından müstağnidir; öteki de ancak riya için fazla verdi.» dediler. Bunun üzerine: «Mü'minlerden nafile sadaka verenlerle güçlerinin yettiğinden başka bir şey bulamayanları alaya alanlar...» âyet-i kerîmesi nazil oldu. Bişr, «nafile sadaka verenler» tâbirini söylemedi.
Sahih Muslim 2355
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ الرَّبِيعِ، ح وَحَدَّثَنِيهِ إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . وَفِي حَدِيثِ سَعِيدِ بْنِ الرَّبِيعِ قَالَ كُنَّا نُحَامِلُ عَلَى ظُهُورِنَا .
Bize Muhammedü'bnü Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki): Bana Saîdü'bnü Rabî' rivayet etti. H. Bana bu hadîsi İshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd haber verdi. Bu râvîlerin ikisi de Şu'be'den bu isnâdla rivayette bulunmuşlardır. Saîdü'bnü Rabî' hadîsinde: «Biz sırtlarımızda yük taşıyorduk.» ibaresi vardır.
Sahih Muslim 2356
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ " أَلاَ رَجُلٌ يَمْنَحُ أَهْلَ بَيْتٍ نَاقَةً تَغْدُو بِعُسٍّ وَتَرُوحُ بِعُسٍّ إِنَّ أَجْرَهَا لَعَظِيمٌ " .
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den merfûan rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Dikkat edin! Sabahleyin bir kap, akşamleyin bir kap süt veren bir deveyi meniha olarak bir aileye veren bir kimse için bunun sevabı pek büyük olur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2357
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي خَلَفٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ زَيْدٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى فَذَكَرَ خِصَالاً وَقَالَ " مَنْ مَنَحَ مَنِيحَةً غَدَتْ بِصَدَقَةٍ وَرَاحَتْ بِصَدَقَةٍ صَبُوحِهَا وَغَبُوقِهَا " .
Bana Muhammed b. Ahmed b. Ebî Halef rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zekeriyyâ b. Adiyy rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah b. Amr, Zeyd'den, o da Adiyy b. Sâbit'ten, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nehiy buyurarak bâzı hasletler söylemiş ve: «Her kim meniha olarak birine sağmal bir hayvan verirse, o hayvanın sabah öğünü de, akşam öğünü de bir sadaka olur.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2358
حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ عَمْرٌو وَحَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ قَالَ وَقَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ عَنِ الْحَسَنِ بْنِ مُسْلِمٍ عَنْ طَاوُسٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الْمُنْفِقِ وَالْمُتَصَدِّقِ كَمَثَلِ رَجُلٍ عَلَيْهِ جُبَّتَانِ أَوْ جُنَّتَانِ مِنْ لَدُنْ ثُدِيِّهِمَا إِلَى تَرَاقِيهِمَا فَإِذَا أَرَادَ الْمُنْفِقُ - وَقَالَ الآخَرُ فَإِذَا أَرَادَ الْمُتَصَدِّقُ - أَنْ يَتَصَدَّقَ سَبَغَتْ عَلَيْهِ أَوْ مَرَّتْ وَإِذَا أَرَادَ الْبَخِيلُ أَنْ يُنْفِقَ قَلَصَتْ عَلَيْهِ وَأَخَذَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ مَوْضِعَهَا حَتَّى تُجِنَّ بَنَانَهُ وَتَعْفُوَ أَثَرَهُ " . قَالَ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَقَالَ يُوَسِّعُهَا فَلاَ تَتَّسِعُ .
Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Amr şöyle dedi: Bize Süfyân b. Uyeyne de rivayet etti. (Dedi ki): İbni Cüreyc, Hasan b. Müslim'den, o da Tâvûs'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettiğini söyledi. Efendimiz şöyle buyurmuşlar: «İnfâk edenle sadaka verenin misâli, üzerinde memelerinden köprücük kemiklerine kadar iki cübbe yahut iki zırh bulunan bir adamın misâli gibidir. İnfâk eden, öteki râvî: Sadaka veren istediği vakit, demiş, sadaka vermek istedi mi cübbesi bedenini kaplar yahut üzerine yayılır. Cimri olan kimse infâk etmek istedi mi cübbesi büzülür ve her halkası yerini alır. O derecede ki parmak uçlarını kaplar ve izini örter.» Ebû Hureyre: «Cübbeyi genişletmeye çalışır, ama genişlemez, demek istiyor.» demiş.
Sahih Muslim 2359
حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ أَبُو أَيُّوبَ الْغَيْلاَنِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، - يَعْنِي الْعَقَدِيَّ - حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ نَافِعٍ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلَ الْبَخِيلِ وَالْمُتَصَدِّقِ كَمَثَلِ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا جُنَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ قَدِ اضْطُرَّتْ أَيْدِيهِمَا إِلَى ثُدَيِّهِمَا وَتَرَاقِيهِمَا فَجَعَلَ الْمُتَصَدِّقُ كُلَّمَا تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ انْبَسَطَتْ عَنْهُ حَتَّى تُغَشِّيَ أَنَامِلَهُ وَتَعْفُوَ أَثَرَهُ وَجَعَلَ الْبَخِيلُ كُلَّمَا هَمَّ بِصَدَقَةٍ قَلَصَتْ وَأَخَذَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ مَكَانَهَا " . قَالَ فَأَنَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ بِإِصْبَعِهِ فِي جَيْبِهِ فَلَوْ رَأَيْتَهُ يُوَسِّعُهَا وَلاَ تَوَسَّعُ .
Bana, Süleyman b. Ubeydillâh Ebû Eyyûb el-Gaylânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Âmir, yani el-Akadî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbrahim b. Nâfi', Hasen b. Müslim'den, o da Tâvûs'tan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cimri ile cömerti, üzerlerinde demirden zırhlar bulunan ve elleri memeleri ile köprücük kemiklerine doğru sıkıştırılan iki adamla temsil buyurdu. Cömert her sadaka verdikçe zırhı genişler; o derece ki parmak uçlarını bile kaplar, izini de örter. Cimri bir sadaka vermek istedi mi zırhı büzülür ve her halkası yerini alır.» Ebû Hureyre: «Ben, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in parmağını yakasına sokarak işaret ederken gördüm. Onun zırhını genişletmeye çalışıp zırhın genişlemediğini bir görseydin şaşar kalırdın.» demiş.
Sahih Muslim 2360
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِسْحَاقَ الْحَضْرَمِيُّ، عَنْ وُهَيْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلُ الْبَخِيلِ وَالْمُتَصَدِّقِ مَثَلُ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا جُنَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ إِذَا هَمَّ الْمُتَصَدِّقُ بِصَدَقَةٍ اتَّسَعَتْ عَلَيْهِ حَتَّى تُعَفِّيَ أَثَرَهُ وَإِذَا هَمَّ الْبَخِيلُ بِصَدَقَةٍ تَقَلَّصَتْ عَلَيْهِ وَانْضَمَّتْ يَدَاهُ إِلَى تَرَاقِيهِ وَانْقَبَضَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ إِلَى صَاحِبَتِهَا " . قَالَ فَسَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " فَيَجْهَدُ أَنْ يُوَسِّعَهَا فَلاَ يَسْتَطِيعُ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ahmed b. İshâk el-Hadramî, Vüheyb'den rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Tâvûs, babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Cimri ile cömertin misali, üzerlerinde demirden zırhlar bulunan iki adamın misali gibidir. Cömert olan bir sadaka vermek istedi mi zırhı, izini örtecek derecede genişler. Cimri bir sadaka vermek istedi mi zırhı büzülür de elleri köprücük kemiklerine yapışır ve her halka yanındaki halkaya sıkışır.» buyurdular. Bunu müteakip: Ben, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Zırhı genişletmeye çalışır ama genişletemez.» buyururken işittim.
Sahih Muslim 2361
حَدَّثَنِي سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنِي حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ رَجُلٌ لأَتَصَدَّقَنَّ اللَّيْلَةَ بِصَدَقَةٍ فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدِ زَانِيَةٍ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ اللَّيْلَةَ عَلَى زَانِيَةٍ . قَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلَى زَانِيَةٍ لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ . فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدِ غَنِيٍّ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ عَلَى غَنِيٍّ . قَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلَى غَنِيٍّ لأَتَصَدَّقَنَّ بِصَدَقَةٍ . فَخَرَجَ بِصَدَقَتِهِ فَوَضَعَهَا فِي يَدِ سَارِقٍ فَأَصْبَحُوا يَتَحَدَّثُونَ تُصُدِّقَ عَلَى سَارِقٍ . فَقَالَ اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ عَلَى زَانِيَةٍ وَعَلَى غَنِيٍّ وَعَلَى سَارِقٍ . فَأُتِيَ فَقِيلَ لَهُ أَمَّا صَدَقَتُكَ فَقَدْ قُبِلَتْ أَمَّا الزَّانِيَةُ فَلَعَلَّهَا تَسْتَعِفُّ بِهَا عَنْ زِنَاهَا وَلَعَلَّ الْغَنِيَّ يَعْتَبِرُ فَيُنْفِقُ مِمَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ وَلَعَلَّ السَّارِقَ يَسْتَعِفُّ بِهَا عَنْ سَرِقَتِهِ " .
Bana Süveyd b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bana Hafs b. Meysera, Mûsâ b. Ukbe'den, o da Ebû'z-Zinâd'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «Bir adam: Ben bu gece mutlaka bir sadaka vereceğim, dedi ve sadakasını çıkararak bir fahişenin eline verdi. Derken halk: Bu gece bir fahişeye sadaka verildi, diye laf etmeye başladılar. O adam: Yâ Rabbi! Bir fahişeye sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben behemehâl bir sadaka daha vereceğim, dedi. Sadakasını çıkararak bir zenginin eline verdi. Bu sefer halk yine: Bir zengine sadaka verildi, diye laf etmeye başladılar. Sadaka veren adam: Yâ Rabbi! Bir zengine sadaka verdiğim için sana hamdolsun. Ben elbette bir sadaka daha vereceğim, dedi ve sadakasını çıkararak onu bir hırsızın eline verdi. Halk yine: Bir hırsıza sadaka verildi, diye laf etmeye başladılar. Bunun üzerine sadaka veren zat: Yâ Rabbi! Bir fahişeye, bir zengine ve bir hırsıza sadaka verdiğim için sana hamdolsun, dedi. Sonra ona gelenler oldu ve: Senin sadakan kabul olundu. Fahişeye gelince, umulur ki bu sadaka sebebiyle zinasından vazgeçip namuslu olur. Umulur ki zengin de ibret alır da Allah'ın kendine verdiği maldan infak eder. Yine umulur ki hırsız da bu sadaka sebebiyle hırsızlığından vazgeçerek namuslu bir adam olur, dediler.»
Sahih Muslim 2362
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو عَامِرٍ الأَشْعَرِيُّ وَابْنُ نُمَيْرٍ وَأَبُو كُرَيْبٍ كُلُّهُمْ عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، - قَالَ أَبُو عَامِرٍ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، - حَدَّثَنَا بُرَيْدٌ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْخَازِنَ الْمُسْلِمَ الأَمِينَ الَّذِي يُنْفِذُ - وَرُبَّمَا قَالَ يُعْطِي - مَا أُمِرَ بِهِ فَيُعْطِيهِ كَامِلاً مُوَفَّرًا طَيِّبَةً بِهِ نَفْسُهُ فَيَدْفَعُهُ إِلَى الَّذِي أُمِرَ لَهُ بِهِ - أَحَدُ الْمُتَصَدِّقَيْنِ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Âmir el-Eş'arî, İbnü Numeyr ve Ebû Kureyb hep birden Ebû Usâme'den rivayet ettiler. Ebû Âmir dedi ki: Bize Ebû Usâme rivayet etti. Dedi ki: Bize Büreyd, dedesi Ebû Bürde'den, o da Ebû Musa'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar: «Şüphesiz ki aldığı emri infaz eden —Ebû Mûsâ: Galiba “veren” buyurdu, demiş.— gönül hoşluğu ile tastamam veren ve teslimine me'mûr olduğu şahsa teslim eden emniyetli Müslüman vekîl-i harc, iki sadaka verenin biridir.»
Sahih Muslim 2363
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، جَمِيعًا عَنْ جَرِيرٍ، - قَالَ يَحْيَى - أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَنْفَقَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ طَعَامِ بَيْتِهَا غَيْرَ مُفْسِدَةٍ كَانَ لَهَا أَجْرُهَا بِمَا أَنْفَقَتْ وَلِزَوْجِهَا أَجْرُهُ بِمَا كَسَبَ وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ لاَ يَنْقُصُ بَعْضُهُمْ أَجْرَ بَعْضٍ شَيْئًا " .
Bize Yahya b. Yahya ile Züheyr b. Harb ve İshâk b. İbrahim toptan Cerîr'den rivayet ettiler. Yahya dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr'dan, o da Şakîk'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Kadın zarar vermeksizin evinin yiyeceğinden infak ederse, infakı sebebiyle kendisine; malı kazanması sebebiyle de kocasına ecir verilir. Vekîl-i harc için de bunun gibi ecir vardır. Bunlar birbirlerinin ecirlerinden hiçbir şey azaltmazlar.» buyurdu.
Sahih Muslim 2364
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ مَنْصُورٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ " مِنْ طَعَامِ زَوْجِهَا " .
Bize bu hadîsi İbn-i Ebî Ömer de rivayet etti. Dedi ki: Bize Fudayl b. İyâz, Mansûr'dan bu isnâdla rivayet etti. Yalnız o: «Kocasının yiyeceğinden.» demiştir.
Sahih Muslim 2365
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَنْفَقَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا غَيْرَ مُفْسِدَةٍ كَانَ لَهَا أَجْرُهَا وَلَهُ مِثْلُهُ بِمَا اكْتَسَبَ وَلَهَا بِمَا أَنْفَقَتْ وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْتَقِصَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Şakîk'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Kadın, kocasının evinden zararsızca infâkta bulunursa, yaptığı infâk sebebiyle ecri kendinin; malı kazanması sebebiyle bir misli de kocasının olur. Vekîl-i harc için de bunun misli vardır. (Bunlar) birbirlerinin ecirlerinden hiçbir şey azaltmazlar.» buyurdular.
Sahih Muslim 2366
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي وَأَبُو مُعَاوِيَةَ عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ
Bize, bu hadîsi İbni Numeyr dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babamla Ebû Muâviye, A'meş'den, bu isnâdla bu hadîsin benzerini rivayet ettiler.
Sahih Muslim 2367
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ نُمَيْرٍ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ جَمِيعًا عَنْ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ - قَالَ ابْنُ نُمَيْرٍ حَدَّثَنَا حَفْصٌ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عُمَيْرٍ مَوْلَى آبِي اللَّحْمِ قَالَ كُنْتُ مَمْلُوكًا فَسَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَأَتَصَدَّقُ مِنْ مَالِ مَوَالِيَّ بِشَىْءٍ قَالَ " نَعَمْ وَالأَجْرُ بَيْنَكُمَا نِصْفَانِ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbni Numeyr ve Züheyr b. Harb, toptan Hafs b. Gıyâs'dan rivayet ettiler. İbni Numeyr (Dedi ki): Bize Hafs, Muhammed b. Zeyd'den, o da Âbî'l-Lahm'ın azatlısı Umeyr'den naklen rivayet etti. Umeyr şöyle demiş: Ben köle idim; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: «Efendilerimin mallarından bir şey tesadduk edebilir miyim?» diye sordum. «Evet, ecir de aranızda yarı olur.» buyurdular.
Sahih Muslim 2368
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، - يَعْنِي ابْنَ إِسْمَاعِيلَ - عَنْ يَزِيدَ، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي عُبَيْدٍ - قَالَ سَمِعْتُ عُمَيْرًا، مَوْلَى أَبِي اللَّحْمِ قَالَ أَمَرَنِي مَوْلاَىَ أَنْ أُقَدِّدَ، لَحْمًا فَجَاءَنِي مِسْكِينٌ فَأَطْعَمْتُهُ مِنْهُ فَعَلِمَ بِذَلِكَ مَوْلاَىَ فَضَرَبَنِي فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَدَعَاهُ . فَقَالَ " لِمَ ضَرَبْتَهُ " . فَقَالَ يُعْطِي طَعَامِي بِغَيْرِ أَنْ آمُرَهُ . فَقَالَ " الأَجْرُ بَيْنَكُمَا " .
Bize Kuteybetü'bnu Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâtim, yani İbni İsmâil, Yezîd, yani İbni Ebî Ubeyd'den rivayet etti. (Demiş ki): Ben, Ebi'l-Lâhm'ın azatlısı Umeyr'den dinledim, şöyle dedi: Sahibim bana eti kurutmak üzere dilimlememi emretti. Derken yanıma bir fakir geldi, ben de kendisine bu etten yedirdim. Sahibim bunu öğrenince beni dövdü. Bunun üzerine ben, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek hâdiseyi kendisine anlattım. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu çağırdı ve: «Bunu niçin dövdün?» diye sordu. Sahibim: «Emrim olmaksızın yiyeceğimi başkasına veriyor.» dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sevap ikiniz arasındadır.» buyurdular.
Sahih Muslim 2369
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَصُمِ الْمَرْأَةُ وَبَعْلُهَا شَاهِدٌ إِلاَّ بِإِذْنِهِ وَلاَ تَأْذَنْ فِي بَيْتِهِ وَهُوَ شَاهِدٌ إِلاَّ بِإِذْنِهِ وَمَا أَنْفَقَتْ مِنْ كَسْبِهِ مِنْ غَيْرِ أَمْرِهِ فَإِنَّ نِصْفَ أَجْرِهِ لَهُ " .
Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den naklen rivayet etti. Hemmâm: Bize Ebû Hureyre'nin Muhammed Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettikleri şunlardır, diyerek birtakım hadisler zikretmiş; ezcümle: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Kocası yanında iken onun izni olmaksızın kadın oruç tutmasın; kocası yanında iken onun izni olmaksızın evine kimsenin girmesine izin vermesin. Kocasının emri olmaksızın onun kazancından kadın ne infak ederse, sevabının yarısı kocasının olur.» buyurdular, dedi.
Sahih Muslim 2370
حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي الطَّاهِرِ - قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ نُودِيَ فِي الْجَنَّةِ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ . فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلاَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الْجِهَادِ ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ ، وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ " ، قَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ : يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا عَلَى أَحَدٍ يُدْعَى مِنْ تِلْكَ الْأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ ، فَهَلْ يُدْعَى أَحَدٌ مِنْ تِلْكَ الْأَبْوَابِ كُلِّهَا ؟ ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " نَعَمْ وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ " ، حَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ ، وَالْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ ، قَالُوا : حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ ، حَدَّثَنَا أَبِي ، عَنْ صَالِحٍ . وحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ كِلَاهُمَا ، عَنْ الزُّهْرِيِّ بِإِسْنَادِ يُونُسَ وَمَعْنَى حَدِيثِهِ
Bana Ebû't-Tâhir ile Harmele b. Yahyâ et-Tücîbî rivayet ettiler. Lafız Ebû't-Tâhir'indir. Dediler ki: Bize İbni Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihâb'dan, o da Humeyd b. Abdurrahman'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdiğine göre Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Kim Allah yolunda iki çift infak ederse, cennette kendisine: ‘Ey Allah'ın kulu! Bu hayırlıdır.’ diye seslenilir. Namaz ehlinden olan namaz kapısından, cihat ehlinden olan cihat kapısından, sadaka ehlinden olan sadaka kapısından, oruç ehlinden olan da Reyyân kapısından çağrılır.» Ebû Bekir es-Sıddîk: «Yâ Resûlallah! Bu kapıların birinden çağrılan kimsenin bir mahrumiyeti yoktur. Peki, bu kapıların hepsinden çağrılan bir kimse olacak mı?» diye sordu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Evet! Senin de onlardan olacağını umuyorum.» buyurdu. Bana Amr en-Nâkıd, Hasan el-Hulvânî ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kûb, yani İbrahim b. Sa'd'ın oğlu, rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam, Sâlih'ten naklen rivayet etti. Abd b. Humeyd de bize rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer haber verdi. Sâlih ile Ma'mer'in her ikisi de bu rivayeti Zührî'den, Yûnus'un isnadı ve hadisinin manasıyla nakletmişlerdir.
Sahih Muslim 2371
حَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَالْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، كِلاَهُمَا عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِإِسْنَادِ يُونُسَ وَمَعْنَى حَدِيثِهِ .
Bana Amru'n-Nâkıd ile Hasan-ı Hûlvânî ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ya'kûb —yâni İbni İbrâhîm b. Sa'd— rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam, Sâlih'den rivayet etti. H. Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrazzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer haber verdi. Bu râvîlerin ikisi de Zührî'den, Yûnus'un isnadı ile ve onun hadisi mânâsında rivayette bulunmuşlardır.
Sahih Muslim 2372
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنِي شَيْبَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ دَعَاهُ خَزَنَةُ الْجَنَّةِ كُلُّ خَزَنَةِ بَابٍ أَىْ فُلُ هَلُمَّ " . فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَلِكَ الَّذِي لاَ تَوَى عَلَيْهِ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ " .
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Abdillâh b. Zübeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şeybân rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Hâtim dahi rivayet eyledi. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Şebâbe rivayet etti. (Dedi ki): Bana Şeybân b. Abdirrahmân, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, o da Ebû Seleme b. Abdirrahmân'dan naklen rivayet etti. O da Ebû Hureyre'yi şöyle derken işitmiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Her kim Allah yolunda çifte infâkta bulunursa, o kimseyi cennetin bekçileri çağırırlar. Her kapının bekçileri: Ey filân! Buraya buyur! derler.» buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir: «Yâ Resûlallah! İşte helâk olmayacak zât budur.» dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben, senin de onlardan olmanı pek ziyâde ümit ederim.» buyurdular.
Sahih Muslim 2373
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، - يَعْنِي الْفَزَارِيَّ - عَنْ يَزِيدَ، - وَهُوَ ابْنُ كَيْسَانَ - عَنْ أَبِي حَازِمٍ الأَشْجَعِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَصْبَحَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ صَائِمًا " . قَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه أَنَا . قَالَ " فَمَنْ تَبِعَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ جَنَازَةً " . قَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه أَنَا . قَالَ " فَمَنْ أَطْعَمَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مِسْكِينًا " . قَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه أَنَا . قَالَ " فَمَنْ عَادَ مِنْكُمُ الْيَوْمَ مَرِيضًا " . قَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه أَنَا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا اجْتَمَعْنَ فِي امْرِئٍ إِلاَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ " .
Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mervân, yâni el-Fezârî, Yezîd'den —ki İbni Keysân'dır— o da Ebû Hâzim el-Eşcaî'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?» diye sordu. Ebû Bekir: «Ben.» diye cevap verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bugün sizden kim bir cenaze teşyi etti?» buyurdu. Ebû Bekir: «Ben.» dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bugün sizden hanginiz bir fakir doyurdu?» diye sordu. Ebû Bekir: «Ben.» cevabını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bugün sizden kim bir hasta dolaştı?» dedi. Yine Ebû Bekir: «Ben.» cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu hasletler kendisinde toplanan hiçbir kimse yoktur ki cennete girmesin.» buyurdular.
Sahih Muslim 2374
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، - يَعْنِي ابْنَ غِيَاثٍ - عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْمُنْذِرِ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ، - رضى الله عنها - قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنْفِقِي - أَوِ انْضَحِي أَوِ انْفَحِي - وَلاَ تُحْصِي فَيُحْصِيَ اللَّهُ عَلَيْكِ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hafs, yani İbni Gıyâs, Hişâm'dan, o da Fâtıme binti Münzir'den, o da Esmâ binti Ebî Bekir (Radiyallahu anhâ)'dan naklen rivayet etti. Esmâ şöyle demiş: Bana Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İnfâk et —yahut dök, yahut ver— cimrilik etme ki Allah da sana rızkını esirgemesin.» buyurdular.
Sahih Muslim 2375
وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ - قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ - حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ حَمْزَةَ، وَعَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْمُنْذِرِ، عَنْ أَسْمَاءَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " انْفَحِي - أَوِ انْضَحِي أَوْ أَنْفِقِي - وَلاَ تُحْصِي فَيُحْصِيَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَلاَ تُوعِي فَيُوعِيَ اللَّهُ عَلَيْكِ " .
Bize Amru'n-Nâkıd ile Züheyr b. Harb ve İshâk b. İbrâhîm hep birden Ebû Muâviye'den rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki): Bize Muhammed b. Hâzim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm b. Urve, Abbâd b. Hamza ile Fâtıme binti Münzir'den, onlar da Esmâ'dan naklen rivayet ettiler. Esmâ şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ver —yahut dök, yahut infâk et— cimrilik etme ki Allah da sana olan nimetlerini esirgemesin. Malının fazlasını saklama ki Allah da fazl-u keremini senden menetmesin.» buyurdular.
Sahih Muslim 2376
وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ حَمْزَةَ، عَنْ أَسْمَاءَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهَا نَحْوَ حَدِيثِهِمْ .
Bize İbni Numeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, Abbâd b. Hamza'dan, o da Esmâ'dan naklen rivayet etti ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine yukarıdakilerin hadisi gibi beyanda bulunmuş.
Sahih Muslim 2377
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عَبَّادَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ عَنْ أَسْمَاءَ، بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ أَنَّهَا جَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ لَيْسَ لِي شَىْءٌ إِلاَّ مَا أَدْخَلَ عَلَىَّ الزُّبَيْرُ فَهَلْ عَلَىَّ جُنَاحٌ أَنْ أَرْضَخَ مِمَّا يُدْخِلُ عَلَىَّ فَقَالَ " ارْضَخِي مَا اسْتَطَعْتِ وَلاَ تُوعِي فَيُوعِيَ اللَّهُ عَلَيْكِ " .
Bana Muhammed b. Hatim ile Hârûn b. Abdillâh rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): İbni Cüreyc şunu söyledi: Bana İbni Ebî Müleyke haber verdi, ona da Abbâd b. Abdillâh b. Zübeyr, Esma binti Ebî Bekir'den naklen haber vermiş ki, Esma, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: — «Yâ Nebiyullah! Zübeyr'in bana getirdiği şeylerden başka hiçbir şeyim yok. Onun bana getirdiklerinden bir parça infâk etsem bana bir günah var mıdır?» demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Gücünün yettiği kadar infâkta bulun. Malının fazlasını saklama ki Allah da sana fazl-u ihsanını kesmesin.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2378
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، جَمِيعًا عَنْ يَحْيَى الْقَطَّانِ، - قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، - عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ الإِمَامُ الْعَادِلُ وَشَابٌّ نَشَأَ بِعِبَادَةِ اللَّهِ وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي الْمَسَاجِدِ وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ وَرَجُلٌ دَعَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ . وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ فَأَخْفَاهَا حَتَّى لاَ تَعْلَمَ يَمِينُهُ مَا تُنْفِقُ شِمَالُهُ وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ " .
Bana Züheyr b. Harb ile Muhammedü'bnü'l-Müsennâ hep birden Yahya el-Kattân'dan rivayet ettiler. Züheyr (Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd, Ubeydullah'tan rivayet etti. (Demiş ki): Bana Hubeyb b. Abdirrahmân, Hafs b. Asım'dan, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen haber verdi; şöyle buyurmuşlar: «Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları kendi (arşının) gölgesinden başka hiçbir gölge bulunmayan (kıyamet) gününde (arşının) gölgesinde gölgelendirecektir. (Bunlar): Âdil hükümdar, Allah'a ibâdet ede ede yetişen genç, kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah için sevişen, onun için bir yere gelen, onun için birbirinden ayrılan iki kimse, kendisini mevki sahibi, güzel bir kadın (fenâlığa) davet ettiği hâlde: — Ben Allah'tan korkarım, diyen adam, sol elinin verdiğini sağ eli duymayacak derecede gizli sadaka veren kimse ve tenha bir yerde Allah'ı zikrederek gözleri boşanan kimselerdir.»
Sahih Muslim 2379
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، - أَوْ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، - أَنَّهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . بِمِثْلِ حَدِيثِ عُبَيْدِ اللَّهِ . وَقَالَ " وَرَجُلٌ مُعَلَّقٌ بِالْمَسْجِدِ إِذَا خَرَجَ مِنْهُ حَتَّى يَعُودَ إِلَيْهِ " .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Hubeyb b. Abdirrahmân'ın Hafs b. Asım'dan, onun da Ebû Saîd-i Hudrî'den yahut Ebû Hureyre'den naklen rivayet ettiği şu hadisi okudum: Ebû Saîd yahut Ebû Hureyre şunları söylemiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu.» Râvi, Ubeydullah'ın hadisi gibi rivayette bulunmuş ve «Mescidden çıktığı vakit tekrar ona dönünceye kadar (kalbi) mescide bağlı olan adam...» demiştir.
Sahih Muslim 2380
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ فَقَالَ " أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْغِنَى وَلاَ تُمْهِلْ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا وَلِفُلاَنٍ كَذَا أَلاَ وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ " .
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir, Umâratü'bnü Ka'kaa'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir adam gelerek: «Yâ Resûlallah! (Sevap itibarı ile) sadakanın hangisi daha büyüktür?» diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sağlam, cimri olduğun, fakirlikten korktuğun ve zenginliğe tama' ettiğin hâlde verdiğin sadakadır. (Bu işi), can gırtlağa gelip de filâna şu kadar, filâna da şu kadar (verilsin) deyinceye kadar geri bırakma. Dikkat et ki (o mal) zaten filânın olmuştur.» buyurdular.
Sahih Muslim 2382
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ نُمَيْرٍ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا فَقَالَ " أَمَا وَأَبِيكَ لَتُنَبَّأَنَّهُ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْبَقَاءَ وَلاَ تُمْهِلْ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا وَلِفُلاَنٍ كَذَا وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile İbni Numeyr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize İbni Fudayl, Umâra'dan, o da Ebû Zür'a'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. Ebû Hureyre şöyle demiş: Bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: «Yâ Resûlallah! Sevap itibarı ile sadakanın hangisi daha büyüktür?» diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Dikkat et! Babana yemin olsun ki bu sualin cevabını alacaksın. Sağlam, cimri, fakirlikten korktuğun ve çok yaşamayı umduğun hâlde sadaka vermendir. (Bu işi), can gırtlağa gelip de filâna (malımdan) şu kadar, filâna da şu kadar (vasiyet ediyorum) deyinceye kadar geciktirme. O (zaman mal zaten) filânın olmuştur.» buyurdular.
Sahih Muslim 2383
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عُمَارَةُ بْنُ الْقَعْقَاعِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ جَرِيرٍ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ .
Bize Ebû Kâmil el-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülvâhid rivayet etti. (Dedi ki): Bize Umâratü'bnü Ka'kaa bu isnadla Cerir'in hadisi gibi rivayette bulundu. Yalnız o: «Sadakanın hangisi efdaldir?» dedi.
Sahih Muslim 2384
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، فِيمَا قُرِئَ عَلَيْهِ عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ وَهُوَ يَذْكُرُ الصَّدَقَةَ وَالتَّعَفُّفَ عَنِ الْمَسْأَلَةِ " الْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى وَالْيَدُ الْعُلْيَا الْمُنْفِقَةُ وَالسُّفْلَى السَّائِلَةُ " .
Bize Kuteybetü'bnü Saîd, Mâlik b. Enes'den, ona okunanlar meyânında Nâfi'den, o da Abdullah b. Ömer'den naklen rivayette bulundu ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minber üzerinde sadakayı ve dilenmekten nezîh kalmayı anlatırken: «Yüksek el, alçak elden daha hayırlıdır. Yüksek elden murâd: Veren; alçak'tan murâd da: Dilenen eldir.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 2385