حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَيْقَظَ مِنْ نَوْمِهِ وَهُوَ يَقُولُ: "لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ، فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ". وَعَقَدَ سُفْيَانُ بِيَدِهِ عَشَرَةً. قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ؟ قَالَ: "نَعَمْ، إِذَا كَثُرَ الْخَبَثُ".
Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den, o da Zeyneb binti Ümmü Seleme'den, o da Ümmü Habibe'den, o da Zeyneb binti Cahş'tan naklen rivayet etti ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uykusundan, «Allah'tan başka ilâh yoktur! Yaklaşan şerden vay Arab'ın hâline! Bugün Ye'cüc ve Me'cüc'ün seddinden şu kadarı açıldı.» diyerek uyandı. Süfyan eliyle on düğümü yapmıştır. Ben: Yâ Resûlallah! Aramızda suleha varken biz helâk mı olacağız? dedim. «Evet! Fısku fücur çoğaldığı vakit!» buyurdular.
Sahih Muslim 7235
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَسَعِيدُ بْنُ عَمْرٍو الأَشْعَثِيُّ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالُوا: حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ. وَزَادُوا فِي الإِسْنَادِ عَنْ سُفْيَانَ، فَقَالُوا: عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ حَبِيبَةَ، عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ.
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Saîd b. Amr el-Eş'asî, Züheyr b. Harb ve İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Süfyan, Zührî'den bu isnadla rivayet etti. Bu râviler Süfyan'dan gelen isnadda ziyâde yaparak şöyle dediler: Zeyneb binti Ebî Seleme'den, o da Habibe'den, o da Ümmü Habibe'den, o da Zeyneb binti Cahş'tan.
Sahih Muslim 7236
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهُ، أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ أَخْبَرَتْهَا، أَنَّ زَيْنَبَ بِنْتَ جَحْشٍ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ: خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَزِعًا مُحْمَرًّا وَجْهُهُ يَقُولُ: "لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ، فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ". وَحَلَّقَ بِإِصْبَعِهِ الإِبْهَامِ وَالَّتِي تَلِيهَا. قَالَتْ: فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ؟ قَالَ: "نَعَمْ، إِذَا كَثُرَ الْخَبَثُ".
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana Urve b. Zübeyr haber verdi. Ona da Zeyneb binti Ebî Seleme haber vermiş. Ona da Ümmü Habibe binti Ebî Süfyan haber vermiş ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Zeyneb binti Cahş şöyle demiş: Bir gün Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) korkarak, yüzü kızarmış olduğu hâlde dışarı çıktı. «Allah'tan başka ilâh yoktur! Yaklaşan şerden vay Arab'ın hâline! Bugün Ye'cüc ve Me'cüc seddinden şunun kadarı açıldı.» diyordu. Râvî, baş parmağı ile ondan sonra gelen parmağı halka yapmıştır. Zeyneb demiş ki: Ben: Yâ Resûlallah! Aramızda suleha varken biz helâk mı olacağız? dedim. «Evet! Fısku fücur çoğaldığı vakit!» buyurdular.
Sahih Muslim 7237
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ خَالِدٍ ح وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، بِمِثْلِ حَدِيثِ يُونُسَ عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِإِسْنَادِهِ .
Bana Abdul-Melik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ukayl b. Hâlid rivayet etti. H. Bize Amru'n-Nâkıd dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ya'kub b. İbrahim b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam, Sâlih'den rivayet etti. Her iki râvî İbni Şihab'dan, Yûnus'un Zührî'den onun isnadıyla rivayet ettiği hadis gibi rivayette bulunmuşlardır.
Sahih Muslim 7238
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ طَاوُسٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ " . وَعَقَدَ وُهَيْبٌ بِيَدِهِ تِسْعِينَ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ahmed b. İshak rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vüheyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Tavus, babasından, o da Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. «Bugün Ye'cuc ve Me'cuc seddinden şu kadar bir yer açıldı.» buyurmuşlar. Vüheyb eliyle doksan düğümü yapmış.
Sahih Muslim 7239
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ - وَاللَّفْظُ لِقُتَيْبَةَ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ ابْنِ الْقِبْطِيَّةِ، قَالَ دَخَلَ الْحَارِثُ بْنُ أَبِي رَبِيعَةَ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَفْوَانَ وَأَنَا مَعَهُمَا، عَلَى أُمِّ سَلَمَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ فَسَأَلاَهَا عَنِ الْجَيْشِ الَّذِي يُخْسَفُ بِهِ وَكَانَ ذَلِكَ فِي أَيَّامِ ابْنِ الزُّبَيْرِ فَقَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَعُوذُ عَائِذٌ بِالْبَيْتِ فَيُبْعَثُ إِلَيْهِ بَعْثٌ فَإِذَا كَانُوا بِبَيْدَاءَ مِنَ الأَرْضِ خُسِفَ بِهِمْ " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَكَيْفَ بِمَنْ كَانَ كَارِهًا قَالَ " يُخْسَفُ بِهِ مَعَهُمْ وَلَكِنَّهُ يُبْعَثُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى نِيَّتِهِ " . وَقَالَ أَبُو جَعْفَرٍ هِيَ بَيْدَاءُ الْمَدِينَةِ .
Bize Kuteybe b. Saîd ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve İshak b. İbrahim rivayet ettiler. Lafız Kuteybe'nindir. (İshak: Ahberanâ; ötekiler: Haddesenâ tabirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Cerir, Abdülaziz b. Rufey'den, o da Ubeydullah b. Kıbtiyye'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ben de beraberlerinde olduğum hâlde Hâris b. Ebî Rabîa ile Abdullah b. Safvan, Ümmü'l-Mü'minin Ümmü Seleme'nin yanına girdiler de ona batırılacak olan orduyu sordular. Bu mesele İbni Zübeyr'in hilâfeti günlerindeydi. Ümmü Seleme şunu söyledi: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kâbe'ye biri sığınacak ve kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır.» buyurdu. Ben: «Yâ Resûlallah! O hâlde zorla götürülenin hâli ne olacak?» dedim. «Onlarla beraber o da batırılacak. Lâkin o, kıyamet gününde niyetine göre diriltilecektir.» buyurdular. Ebû Ca'fer: «Bu çöl Medine'nin çölüdür.» demiştir.
Sahih Muslim 7240
حَدَّثَنَاهُ أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ رُفَيْعٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَفِي حَدِيثِهِ قَالَ فَلَقِيتُ أَبَا جَعْفَرٍ فَقُلْتُ إِنَّهَا إِنَّمَا قَالَتْ بِبَيْدَاءَ مِنَ الأَرْضِ فَقَالَ أَبُو جَعْفَرٍ كَلاَّ وَاللَّهِ إِنَّهَا لَبَيْدَاءُ الْمَدِينَةِ .
Bize bu hadîsi Ahmed b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki): Bize Züheyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'l-Aziz b. Rufey' bu isnadla rivayet etti. Onun hadîsinde şu da vardır: «Dedi ki: Bunun üzerine ben Ebû Ca'fer'e rastlayarak: Ümmü Seleme ancak yerin bir çölünden söz etti, dedim. Ebû Ca'fer: Asla! Vallahi o Medine'nin çölüdür, dedi.»
Sahih Muslim 7241
حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لِعَمْرٍو - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ أُمَيَّةَ بْنِ صَفْوَانَ، سَمِعَ جَدَّهُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ صَفْوَانَ، يَقُولُ أَخْبَرَتْنِي حَفْصَةُ، أَنَّهَا سَمِعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَيَؤُمَّنَّ هَذَا الْبَيْتَ جَيْشٌ يَغْزُونَهُ حَتَّى إِذَا كَانُوا بِبَيْدَاءَ مِنَ الأَرْضِ يُخْسَفُ بِأَوْسَطِهِمْ وَيُنَادِي أَوَّلُهُمْ آخِرَهُمْ ثُمَّ يُخْسَفُ بِهِمْ فَلاَ يَبْقَى إِلاَّ الشَّرِيدُ الَّذِي يُخْبِرُ عَنْهُمْ " . فَقَالَ رَجُلٌ أَشْهَدُ عَلَيْكَ أَنَّكَ لَمْ تَكْذِبْ عَلَى حَفْصَةَ وَأَشْهَدُ عَلَى حَفْصَةَ أَنَّهَا لَمْ تَكْذِبْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم
Bize Amru'n-Nâkıd ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lafız Amr'ındır. (Dediler ki): Bize Süfyan b. Uyeyne, Umeyye b. Safvan'dan rivayet etti. O da dedesi Abdullah b. Safvan'ı şöyle derken işitmiş: Bana Hafsa haber verdi ki kendisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Bu beyte bir ordu, ona karşı gaza etmek için mutlaka yönelecektir. Fakat yerin bir çölüne vardıkları zaman ortalarında bulunanlar batırılacak, öndekiler sondakilere haykıracaklar, sonra hepsi batırılacaklar. Onlardan haber veren kaçkından başka kimse kalmayacaktır.» buyururken işitmiş. Bunun üzerine bir adam: «Sana şahit olurum ki Hafsa adına yalan söylemedin; Hafsa'ya da şahit olurum ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) adına yalan söylememiştir.» dedi.
Sahih Muslim 7242
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَبِي أُنَيْسَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ الْعَامِرِيِّ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكَ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَفْوَانَ، عَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَيَعُوذُ بِهَذَا الْبَيْتِ - يَعْنِي الْكَعْبَةَ - قَوْمٌ لَيْسَتْ لَهُمْ مَنَعَةٌ وَلاَ عَدَدٌ وَلاَ عُدَّةٌ يُبْعَثُ إِلَيْهِمْ جَيْشٌ حَتَّى إِذَا كَانُوا بِبَيْدَاءَ مِنَ الأَرْضِ خُسِفَ بِهِمْ " . قَالَ يُوسُفُ وَأَهْلُ الشَّأْمِ يَوْمَئِذٍ يَسِيرُونَ إِلَى مَكَّةَ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَفْوَانَ أَمَا وَاللَّهِ مَا هُوَ بِهَذَا الْجَيْشِ . قَالَ زَيْدٌ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ الْعَامِرِيُّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَابِطٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ أَبِي رَبِيعَةَ، عَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، بِمِثْلِ حَدِيثِ يُوسُفَ بْنِ مَاهَكٍ غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ يَذْكُرْ فِيهِ الْجَيْشَ الَّذِي ذَكَرَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَفْوَانَ .
Bana Muhammed b. Hâtim b. Meymûn da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velid b. Salih rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah b. Amr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zeyd b. Ebî Üneyse, Abdü'l-Melik el-Âmirî'den, o da Yûsuf b. Mâhek'ten naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana Abdullah b. Safvan, Ümmü'l-Mü'minin'den naklen haber verdi ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Kâbe'yi kastederek: «Bu beyte kuvveti, sayısı ve hazırlığı olmayan bir kavim sığınacaktır. Kendilerine bir ordu gönderilecek; fakat bunlar yerin bir çölüne vardıklarında batırılacaklardır.» buyurmuş. Yûsuf demiş ki: Şamlılar o gün Mekke'ye yürüyorlardı. Bunun üzerine Abdullah b. Safvan: «Beri bak! Vallahi o, bu ordu değildir.» dedi. Zeyd şöyle demiş: Bana Abdü'l-Melik el-Âmirî de Abdurrahman b. Sâbit'ten, o da Hâris b. Ebî Rabîa'dan, o da Ümmü'l-Mü'minin'den naklen Yûsuf b. Mâhek'in hadîsi gibi rivayette bulundu. Yalnız o, bu hadîste Abdullah b. Safvan'ın söylediği orduyu anmadı.
Sahih Muslim 7243
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ الْفَضْلِ، الْحُدَّانِيُّ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ عَبِثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَنَامِهِ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ صَنَعْتَ شَيْئًا فِي مَنَامِكَ لَمْ تَكُنْ تَفْعَلُهُ . فَقَالَ " الْعَجَبُ إِنَّ نَاسًا مِنْ أُمَّتِي يَؤُمُّونَ بِالْبَيْتِ بِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ قَدْ لَجَأَ بِالْبَيْتِ حَتَّى إِذَا كَانُوا بِالْبَيْدَاءِ خُسِفَ بِهِمْ " . فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الطَّرِيقَ قَدْ يَجْمَعُ النَّاسَ . قَالَ " نَعَمْ فِيهِمُ الْمُسْتَبْصِرُ وَالْمَجْبُورُ وَابْنُ السَّبِيلِ يَهْلِكُونَ مَهْلَكًا وَاحِدًا وَيَصْدُرُونَ مَصَادِرَ شَتَّى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ عَلَى نِيَّاتِهِمْ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yûnus b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): Bize Kâsım b. Fadl el-Huddânî, Muhammed b. Ziyad'dan, o da Abdullah b. Zübeyr'den naklen rivayet etti ki: Âişe şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uykusu esnasında kıpırdadı. Biz: «Yâ Resûlallah! Uykun arasında bir şey yaptın ki, evvelce bunu yapmazdın.» dedik. Bunun üzerine: «Şaşacak şey! Hakikaten ümmetimden bazı kimseler, Beyt'e sığınmış Kureyş'ten bir adam için Beyt'e kastediyorlar. Fakat çöle vardıklarında yere batırılacaklar!» buyurdu. Biz: «Yâ Resûlallah! Şüphesiz ki yol bazen muhtelif insanları bir araya toplar.» dedik. «Evet! Onların içinde kasıtlısı, mecburu ve yolcusu vardır. Bunlar bir helâkla helâk olurlar. Muhtelif yerlerden çıkarlar. Allah onları niyetlerine göre diriltir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7244
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي شَيْبَةَ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ أُسَامَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَشْرَفَ عَلَى أُطُمٍ مِنْ آطَامِ الْمَدِينَةِ ثُمَّ قَالَ " هَلْ تَرَوْنَ مَا أَرَى إِنِّي لأَرَى مَوَاقِعَ الْفِتَنِ خِلاَلَ بُيُوتِكُمْ كَمَوَاقِعِ الْقَطْرِ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amr en-Nâkid, İshâk b. İbrahim ve İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lafız İbni Ebî Şeybe'nindir. (İshâk: Ahberanâ, ötekiler: Haddesenâ tabirlerini kullandılar.) Dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den, o da Usâme'den naklen rivayet etti ki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine'nin kalelerinden biri üzerine çıkmış. Sonra şöyle buyurmuş: «Benim gördüğümü görüyor musunuz? Ben sizin evlerinizin arasında fitnelerin yerlerini yağmur yerleri gibi görüyorum.»
Sahih Muslim 7245
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk haber verdi. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Zührî'den naklen bu isnadla bu hadisin mislini haber verdi.
Sahih Muslim 7246
حَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَالْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنِي وَقَالَ، الآخَرَانِ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ حَدَّثَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَتَكُونُ فِتَنٌ الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي مَنْ تَشَرَّفَ لَهَا تَسْتَشْرِفُهُ وَمَنْ وَجَدَ فِيهَا مَلْجَأً فَلْيَعُذْ بِهِ " .
Bana Amru'n-Nâkıd ile Hasen El-Hulvanî ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd: Ahberanî, ötekiler: Haddesena tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Ya'kub (bu zât İbni İbrahim b. Sa'd'dır.) rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana İbni Müseyyeb ile Ebû Seleme b. Abdirrahman rivayet ettiler ki: Ebû Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir takım fitneler olacaktır. O fitnelerde oturan, ayakta durandan; ayakta duran, yürüyenden; yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Kim o fitnelerin başında dikilirse, fitneler onu yıkar. Her kim o fitneler zamanında sığınacak bir yer bulursa, hemen oraya çekilsin.» buyurdular.
Sahih Muslim 7247
حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَالْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنِي وَقَالَ، الآخَرَانِ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُطِيعِ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنْ نَوْفَلِ بْنِ مُعَاوِيَةَ، . مِثْلَ حَدِيثِ أَبِي هُرَيْرَةَ هَذَا إِلاَّ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، يَزِيدُ " مِنَ الصَّلاَةِ صَلاَةٌ مَنْ فَاتَتْهُ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ " .
Bize Amru'n-Nâkıd ile Hasen El-Hulvânî ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd: Ahberanî; ötekiler: Haddesena tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Ya'kub rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana Ebû Bekr b. Abdirrahman, Abdurrahman b. Muti' b. Esved'den, o da Nevfel b. Muâviye'den naklen Ebû Hureyre'nin şu hadîsi gibi rivayette bulundu. Şu kadar var ki, Ebû Bekr: «Namazlardan bir namaz vardır. Bu namazın kim vaktini geçirirse, sanki ailesi ve malı tek bırakılmış gibi olur.» ifâdesini ziyâde etmiştir.
Sahih Muslim 7248
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " تَكُونُ فِتْنَةٌ النَّائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْيَقْظَانِ وَالْيَقْظَانُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ وَالْقَائِمُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي فَمَنْ وَجَدَ مَلْجَأً أَوْ مَعَاذًا فَلْيَسْتَعِذْ " .
Bana İshak b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Dâvud Et-Tayâlîsî haber verdi. (Dedi ki): Bize İbrahim b. Sa'd, babasından, o da Ebû Seleme'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bir fitne olacaktır. O fitnede uyuyan uyanıktan daha hayırlı, uyanık ayakta durandan, ayakta duran da koşandan daha hayırlıdır. Her kim bir sığınak yahut korunacak yer bulursa, hemen sığınsın.» buyurdular.
Sahih Muslim 7249
حَدَّثَنِي أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ، الشَّحَّامُ قَالَ انْطَلَقْتُ أَنَا وَفَرْقَدٌ السَّبَخِيُّ، إِلَى مُسْلِمِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ وَهُوَ فِي أَرْضِهِ فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ فَقُلْنَا هَلْ سَمِعْتَ أَبَاكَ يُحَدِّثُ فِي الْفِتَنِ حَدِيثًا قَالَ نَعَمْ سَمِعْتُ أَبَا بَكْرَةَ يُحَدِّثُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهَا سَتَكُونُ فِتَنٌ أَلاَ ثُمَّ تَكُونُ فِتْنَةٌ الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي فِيهَا وَالْمَاشِي فِيهَا خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي إِلَيْهَا أَلاَ فَإِذَا نَزَلَتْ أَوْ وَقَعَتْ فَمَنْ كَانَ لَهُ إِبِلٌ فَلْيَلْحَقْ بِإِبِلِهِ وَمَنْ كَانَتْ لَهُ غَنَمٌ فَلْيَلْحَقْ بِغَنَمِهِ وَمَنْ كَانَتْ لَهُ أَرْضٌ فَلْيَلْحَقْ بِأَرْضِهِ " . قَالَ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ مَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ إِبِلٌ وَلاَ غَنَمٌ وَلاَ أَرْضٌ قَالَ " يَعْمِدُ إِلَى سَيْفِهِ فَيَدُقُّ عَلَى حَدِّهِ بِحَجَرٍ ثُمَّ لْيَنْجُ إِنِ اسْتَطَاعَ النَّجَاءَ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ " . قَالَ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ إِنْ أُكْرِهْتُ حَتَّى يُنْطَلَقَ بِي إِلَى أَحَدِ الصَّفَّيْنِ أَوْ إِحْدَى الْفِئَتَيْنِ فَضَرَبَنِي رَجُلٌ بِسَيْفِهِ أَوْ يَجِيءُ سَهْمٌ فَيَقْتُلُنِي قَالَ " يَبُوءُ بِإِثْمِهِ وَإِثْمِكَ وَيَكُونُ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ " .
Bana Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyin El-Cahderî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammad b. Zeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Osman Eş-Şahhâm rivayet etti. (Dedi ki): Ben ve Ferkad Es-Sebahî, Müslim b. Ebî Bekre'ye gittik. Kendisi arazisinde idi. Yanına girdik ve: — Babanı fitneler hakkında bir hadîs rivayet ederken işittin mi? diye sorduk. Şu cevabı verdi: — Evet! Ebû Bekre'yi hadîs rivayet ederken dinledim. (Dedi ki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Mesele şu ki, birtakım fitneler olacaktır. Dikkat edin! Sonra bir fitne çıkacak. O fitnede oturan yürüyenden daha hayırlı, yürüyen fitneye koşandan daha hayırlıdır. Dikkat edin ki, fitne indiği veya olduğu vakit kimin develeri varsa hemen develerinin başına gitsin. Kimin koyunu varsa koyunlarının başına gitsin. Ve kimin yeri varsa yerinin başına gitsin!» Bunun üzerine bir adam: — Yâ Resûlallah! Devesi, koyunu ve yeri olmayan hakkında ne buyurursun? dedi. «Kılıcını alır, onun keskin tarafına taşla vurur. Sonra kurtulmaya gücü yeterse kurtulsun! Allahım! Tebliğ ettim mi? Allahım! Tebliğ ettim mi? Allahım! Tebliğ ettim mi?» dedi. Yine bir adam: — Yâ Resûlallah! Mecbur edilir de iki saftan birine yahut iki fırkadan birine götürülürsem ve beni bir adam kılıcı ile vurur, yahut bir ok gelerek beni öldürürse ne buyurursun? dedi. «Hem kendi günahını hem senin günahını yüklenir ve cehennemliklerden olur.» buyurdular.
Sahih Muslim 7250
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ، بْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، كِلاَهُمَا عَنْ عُثْمَانَ الشَّحَّامِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . حَدِيثُ ابْنِ أَبِي عَدِيٍّ نَحْوَ حَدِيثِ حَمَّادٍ إِلَى آخِرِهِ وَانْتَهَى حَدِيثُ وَكِيعٍ عِنْدَ قَوْلِهِ " إِنِ اسْتَطَاعَ النَّجَاءَ " . وَلَمْ يَذْكُرْ مَا بَعْدَهُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ile Ebû Kureyb de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Veki' rivayet etti. H. Bana Muhammed b. Müsennâ dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bana İbni Ebî Adiy rivayet etti. Her iki râvî Osman Eş-Şahham'dan bu isnadla rivayet etmişlerdir. İbni Ebî Adiyy'in hadîsi sonuna kadar Hammad'ın hadîsi gibidir. Veki'in hadîsi ise: «Kurtulmaya gücü yeterse...» cümlesinde biter. Sonunu anmamıştır.
Sahih Muslim 7251
حَدَّثَنِي أَبُو كَامِلٍ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ الْجَحْدَرِيُّ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، وَيُونُسَ عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ خَرَجْتُ وَأَنَا أُرِيدُ، هَذَا الرَّجُلَ فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرَةَ فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُ يَا أَحْنَفُ قَالَ قُلْتُ أُرِيدُ نَصْرَ ابْنِ عَمِّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - يَعْنِي عَلِيًّا - قَالَ فَقَالَ لِي يَا أَحْنَفُ ارْجِعْ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا تَوَاجَهَ الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ " . قَالَ فَقُلْتُ أَوْ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْقَاتِلُ فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ قَالَ " إِنَّهُ قَدْ أَرَادَ قَتْلَ صَاحِبِهِ " .
Bana Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyn El-Cahderi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammad b. Zeyd, Eyyûb ile Yûnus'dan, onlar da Hasan'dan, o da Ahnef b. Kays'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Şu adamı kastederek yola çıktım. Bana Ebû Bekre tesadüf etti ve: — Nereye gitmek istiyorsun yâ Ahnef? dedi. Ali'yi kastederek: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in amcası oğluna yardım etmek istiyorum, dedim. Bana: — Yâ Ahnef! Dön! Çünkü ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «İki Müslüman kılıçlarıyla yüz yüze gelirlerse, katil de maktul de cehennemdedir.» buyururken işittim, dedi. Ben: — Yahut denildi ki: Yâ Resûlallah! Haydi katil böyle, ya maktule ne oluyor? dedim. «O gerçekten arkadaşını öldürmek istedi.» dedi.
Sahih Muslim 7252
وَحَدَّثَنَاهُ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، وَيُونُسَ، وَالْمُعَلَّى بْنِ زِيَادٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ " .
Bize bu hadîsi Ahmed b. Abdete'd-Dabbî de rivayet etti. (Dediki): Bize Hammad, Eyyub ile Yûnus'dan ve Mualla b. Ziyad'dan, onlar da Hasan'dan, o da Ahnef b. Kays'dan, o da Ebû Bekre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «İki müslüman kılıçlarıyla karşılaşırlarsa, katil de, maktul de Cehennemdedir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7253
وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، مِنْ كِتَابِهِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ أَبِي كَامِلٍ عَنْ حَمَّادٍ، إِلَى آخِرِهِ .
Bana Haccâc b. Şâir de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdürrezzâk kitabından rivayet etti. (Dediki): Bize Ma'mer, Eyyûb'dan naklen bu isnadla Ebû Kâmil'in, Hammad'dan rivayet ettiği hadîsin mislini sonuna kadar haber verdi.
Sahih Muslim 7254
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا الْمُسْلِمَانِ حَمَلَ أَحَدُهُمَا عَلَى أَخِيهِ السِّلاَحَ فَهُمَا فِي جُرُفِ جَهَنَّمَ فَإِذَا قَتَلَ أَحَدُهُمَا صَاحِبَهُ دَخَلاَهَا جَمِيعًا " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dediki): Bize Gunder, Şu'be'den rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Müsennâ ile ibni Beşşâr dahi rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be Mansur'dan, o da Rib'i b. Hiraş'dan, o da Ebû Bekre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. (Şöyle buyurmuşlar): «İki müslümandan biri din kardeşine silâh çekerse, bunların ikisi de cehennemin kenarındadırlar. Biri diğerini öldürürse, ona hep birden girerler.»
Sahih Muslim 7255
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَكْثُرَ الْهَرْجُ " . قَالُوا وَمَا الْهَرْجُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " الْقَتْلُ الْقَتْلُ " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ya'kub (yâni İbni Abdirrahman), Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Herc çoğalmadıkça kıyamet kopmayacaktır.» buyurmuş. Ashab: — Herc nedir ya Resûlallah? diye sormuşlar. «Katildir, katil!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7257
حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، كِلاَهُمَا عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، - وَاللَّفْظُ لِقُتَيْبَةَ - حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ زَوَى لِيَ الأَرْضَ فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا وَأُعْطِيتُ الْكَنْزَيْنِ الأَحْمَرَ وَالأَبْيَضَ وَإِنِّي سَأَلْتُ رَبِّي لأُمَّتِي أَنْ لاَ يُهْلِكَهَا بِسَنَةٍ بِعَامَّةٍ وَأَنْ لاَ يُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ فَيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ وَإِنَّ رَبِّي قَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنِّي إِذَا قَضَيْتُ قَضَاءً فَإِنَّهُ لاَ يُرَدُّ وَإِنِّي أَعْطَيْتُكَ لأُمَّتِكَ أَنْ لاَ أُهْلِكَهُمْ بِسَنَةٍ بِعَامَّةٍ وَأَنْ لاَ أُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ يَسْتَبِيحُ بَيْضَتَهُمْ وَلَوِ اجْتَمَعَ عَلَيْهِمْ مَنْ بِأَقْطَارِهَا - أَوْ قَالَ مَنْ بَيْنَ أَقْطَارِهَا - حَتَّى يَكُونَ بَعْضُهُمْ يُهْلِكُ بَعْضًا وَيَسْبِي بَعْضُهُمْ بَعْضًا " .
Bize Ebû'r-Rabî El-Atekî ile Kuteybe b. Saîd, ikisi birden Hammad b. Zeyd'den rivayet ettiler. Lâfız Kuteybe'nindir. (Dedi ki): Bize Hammad, Eyyub'dan, o da Ebû Kılâbe'den, o da Ebû Esma'dan, o da Sevban'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Gerçekten Allah bana yeri topladı da onun doğusunu, batısını gördüm. Hiç şüphe yok ki ümmetim, bana toplanan yerlerin mülküne ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki define de verildi. Ben Rabbimden ümmetim için onları umumî bir kıtlıkla helak etmemesini diledim. Bir de onların üzerine kendilerinden başka bir düşman musallat edip de onların köküne kibrit suyu damlatmamasını istedim. Rabbim: — Yâ Muhammed! Ben bir hüküm verirsem o geri çevrilmez. Ben ümmetin için sana, onları umumî kıtlıkla helak etmeyeceğime ve üzerlerine kendilerinden başka olup köklerine kibrit suyu damlatacak bir düşman musallat etmeyeceğime söz verdim. Velev ki üzerlerine yerin her tarafındakiler —yahut yerin memleketleri arasındakiler demiştir— toplanmış olsunlar. Tâ ki birbirlerini helak edip birbirlerini esir alıncaya kadar, buyurdu.»
Sahih Muslim 7258
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ الرَّحَبِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى زَوَى لِيَ الأَرْضَ حَتَّى رَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَأَعْطَانِي الْكَنْزَيْنِ الأَحْمَرَ وَالأَبْيَضَ " . ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ أَيُّوبَ عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ .
Bana Züheyr b. Harb ile İshak b. İbrahim, Muhammed b. Müsennâ ve İbni Beşşar da rivayet ettiler. (İshak: Ahberana; ötekiler: Haddesena tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Muâz b. Hişam rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam, Katâde'den, o da Ebû Kılâbe'den, o da Ebû Esma er-Rahabî'den, o da Sevban'dan naklen rivayet etti ki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Gerçekten Allah Teâlâ benim için yeri topladı. Hatta doğusunu, batısını gördüm. Bana iki defineyi (yâni kırmızıyla beyazı) da verdi...» buyurmuşlar. Sonra râvi, Eyyûb'un Ebû Kılâbe'den rivayet ettiği hadis gibi anlatmıştır.
Sahih Muslim 7259
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ حَكِيمٍ، أَخْبَرَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقْبَلَ ذَاتَ يَوْمٍ مِنَ الْعَالِيَةِ حَتَّى إِذَا مَرَّ بِمَسْجِدِ بَنِي مُعَاوِيَةَ دَخَلَ فَرَكَعَ فِيهِ رَكْعَتَيْنِ وَصَلَّيْنَا مَعَهُ وَدَعَا رَبَّهُ طَوِيلاً ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَيْنَا فَقَالَ صلى الله عليه وسلم " سَأَلْتُ رَبِّي ثَلاَثًا فَأَعْطَانِي ثِنْتَيْنِ وَمَنَعَنِي وَاحِدَةً سَأَلْتُ رَبِّي أَنْ لاَ يُهْلِكَ أُمَّتِي بِالسَّنَةِ فَأَعْطَانِيهَا وَسَأَلْتُهُ أَنْ لاَ يُهْلِكَ أُمَّتِي بِالْغَرَقِ فَأَعْطَانِيهَا وَسَأَلْتُهُ أَنْ لاَ يَجْعَلَ بَأْسَهُمْ بَيْنَهُمْ فَمَنَعَنِيهَا " .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Numeyr rivayet etti. H. Bize İbni Numeyr de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Osman b. Hakim rivayet etti. (Dedi ki): Bana Âmir b. Sa'd, babasından naklen haber verdi ki: (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün yayladan geldi. Benî Muaviye'nin mescidine uğradığı vakit, içeri girerek orada iki rek'at namaz kıldı. Onunla birlikte biz de kıldık ve Rabbine uzun uzun dua etti. Sonra bize döndü de Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: «Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi. Birini vermedi. Rabbimden ümmetimi açlıkla helâk etmemesini istedim, onu bana verdi. Ondan ümmetimi suda boğmakla helâk etmemesini diledim, bunu da verdi. Felâketlerini kendi aralarında vermemesini diledim. Bunu bana vermedi.»
Sahih Muslim 7260
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ حَكِيمٍ الأَنْصَارِيُّ، أَخْبَرَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَقْبَلَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي طَائِفَةٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فَمَرَّ بِمَسْجِدِ بَنِي مُعَاوِيَةَ . بِمِثْلِ حَدِيثِ ابْنِ نُمَيْرٍ .
Bize bu hadîsi İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mervân b. Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bize Osman b. Hakim El-Ensârî rivayet etti. (Dedi ki): Bana Âmir b. Sa'd, babasından naklen haber verdi ki, babası Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte ashabından bir taife içinde gelmiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Benî Muaviye'nin mescidine uğramış... Râvi, İbni Numeyr'in hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
Sahih Muslim 7261
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ أَبَا إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيَّ، كَانَ يَقُولُ قَالَ حُذَيْفَةُ بْنُ الْيَمَانِ وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْلَمُ النَّاسِ بِكُلِّ فِتْنَةٍ هِيَ كَائِنَةٌ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَ السَّاعَةِ وَمَا بِي إِلاَّ أَنْ يَكُونَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسَرَّ إِلَىَّ فِي ذَلِكَ شَيْئًا لَمْ يُحَدِّثْهُ غَيْرِي وَلَكِنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ يُحَدِّثُ مَجْلِسًا أَنَا فِيهِ عَنِ الْفِتَنِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَعُدُّ الْفِتَنَ " مِنْهُنَّ ثَلاَثٌ لاَ يَكَدْنَ يَذَرْنَ شَيْئًا وَمِنْهُنَّ فِتَنٌ كَرِيَاحِ الصَّيْفِ مِنْهَا صِغَارٌ وَمِنْهَا كِبَارٌ " . قَالَ حُذَيْفَةُ فَذَهَبَ أُولَئِكَ الرَّهْطُ كُلُّهُمْ غَيْرِي .
Bana Harmele b. Yahya Et-Tücîbî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi ki: Ebû İdris El-Havlânî şöyle diyormuş: Huzeyfe b. Yeman dedi ki: «Vallahi, ben kendimle kıyamet arasında vuku bulacak her fitneyi insanların en iyi bileniyim. Bu bilgim, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu hususta bana gizlice bildirdiği, benden başka hiçbir kimseye söylemediği bir sırdan değildir. Lâkin Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), benim de bulunduğum bir mecliste fitnelerden bahsederken söyledi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), fitneleri sayarken şöyle buyurdular: ‘Onlardan üç tanesi hemen hemen hiçbir şey bırakmayacaklardır. Onlardan yaz rüzgârları gibi birtakım fitneler vardır ki bazıları küçük, bazıları büyüktürler.’» Huzeyfe: «Bu cemaatin benden gayri hepsi gitmiştir.» demiş.
Sahih Muslim 7262
وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ عُثْمَانُ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَامَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَقَامًا مَا تَرَكَ شَيْئًا يَكُونُ فِي مَقَامِهِ ذَلِكَ إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ إِلاَّ حَدَّثَ بِهِ حَفِظَهُ مَنْ حَفِظَهُ وَنَسِيَهُ مَنْ نَسِيَهُ قَدْ عَلِمَهُ أَصْحَابِي هَؤُلاَءِ وَإِنَّهُ لَيَكُونُ مِنْهُ الشَّىْءُ قَدْ نَسِيتُهُ فَأَرَاهُ فَأَذْكُرُهُ كَمَا يَذْكُرُ الرَّجُلُ وَجْهَ الرَّجُلِ إِذَا غَابَ عَنْهُ ثُمَّ إِذَا رَآهُ عَرَفَهُ .
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim de rivayet ettiler. Osman: Haddesenâ; İshak ise: Ahberanâ tâbirlerini kullandılar. (Dediler ki): Bize Cerir, A'meş'den, o da Şakık'den, o da Huzeyfe'den naklen haber verdi. Huzeyfe şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aramızda öyle bir kalkış kalktı ki, o kalkışında kıyamete kadar olacak şeylerden söylemedik bir şey bırakmadı. Bunları belleyen belledi, unutan unuttu. Bunları benim şu arkadaşlarım bilir. Caiz ki ben bunlardan bir şey unutmuş olurum da, onu görür, hatırlarım. Nasıl ki, bir adam birinden ayrıldığı vakit, onun yüzünü hatırlar, sonra gördüğünde onu tanır.
Sahih Muslim 7263
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ إِلَى قَوْلِهِ وَنَسِيَهُ مَنْ نَسِيَهُ . وَلَمْ يَذْكُرْ مَا بَعْدَهُ .
Bize bu hadîsi Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Veki', Süfyan'dan, o da A'meş'den naklen bu isnadla: «Onları unutan unuttu...» cümlesine kadar rivayet etti. Sonrasını anmadı.
Sahih Muslim 7264
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ، بْنُ نَافِعٍ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّهُ قَالَ أَخْبَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَا هُوَ كَائِنٌ إِلَى أَنْ تَقُومَ السَّاعَةُ فَمَا مِنْهُ شَىْءٌ إِلاَّ قَدْ سَأَلْتُهُ إِلاَّ أَنِّي لَمْ أَسْأَلْهُ مَا يُخْرِجُ أَهْلَ الْمَدِينَةِ مِنَ الْمَدِينَةِ
Bize Muhammed b. Beşşâr dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. H. Bana Ebû Bekir b. Nâfi' de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Gunder rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Adiy b. Sâbit'den, o da Abdullah b. Yezîd'den, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti ki, şöyle demiş: Bana Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıyamet kopuncaya kadar olacak her şeyi haber verdi. Bunlardan hiçbir şey yoktur ki, ona sormuş olmayayım. Yalnız ona Medînelileri Medine'den ne çıkaracak, diye sormadım.
Sahih Muslim 7265
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bana Vehb b. Cerir rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be bu isnadla bu hadîsin mislini haber verdi.
Sahih Muslim 7266
وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، وَحَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي عَاصِمٍ، - قَالَ حَجَّاجٌ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، - أَخْبَرَنَا عَزْرَةُ بْنُ ثَابِتٍ، أَخْبَرَنَا عِلْبَاءُ بْنُ أَحْمَرَ، حَدَّثَنِي أَبُو زَيْدٍ، - يَعْنِي عَمْرَو بْنَ أَخْطَبَ - قَالَ صَلَّى بِنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْفَجْرَ وَصَعِدَ الْمِنْبَرَ فَخَطَبَنَا حَتَّى حَضَرَتِ الظُّهْرُ فَنَزَلَ فَصَلَّى ثُمَّ صَعِدَ الْمِنْبَرَ فَخَطَبَنَا حَتَّى حَضَرَتِ الْعَصْرُ ثُمَّ نَزَلَ فَصَلَّى ثُمَّ صَعِدَ الْمِنْبَرَ فَخَطَبَنَا حَتَّى غَرَبَتِ الشَّمْسُ فَأَخْبَرَنَا بِمَا كَانَ وَبِمَا هُوَ كَائِنٌ فَأَعْلَمُنَا أَحْفَظُنَا .
Bana Ya'kub b. İbrahim Ed-Devrakî ile Haccâc b. Şâir hep birden Ebû Âsım'dan rivayet ettiler. Haccâc dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti. (Dedi ki): Bize Azra b. Sâbit haber verdi. (Dedi ki): Bize İlba b. Ahmer haber verdi. (Dedi ki): Bana Ebû Zeyd (yâni Amr b. Ahtab) rivayet etti. (Dedi ki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize sabah namazını kıldırdı ve minbere çıkarak tâ öğle vakti gelinceye kadar bize hutbe okudu. Müteakiben inerek namazı kıldırdı. Sonra yine minbere çıktı ve bize ikindi vakti gelinceye kadar hutbe okudu. Sonra inerek namazı kıldırdı. Sonra tekrar minbere çıktı ve bize güneş kavuşuncaya kadar hutbe okudu. Artık bize olmuş ve olacak her şeyi haber verdi. Bunları en iyi bilenimiz, en belleyişli olanımızdır.
Sahih Muslim 7267
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ أَبُو كُرَيْبٍ، جَمِيعًا عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ قَالَ ابْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ عُمَرَ فَقَالَ أَيُّكُمْ يَحْفَظُ حَدِيثَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْفِتْنَةِ كَمَا قَالَ قَالَ فَقُلْتُ أَنَا . قَالَ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ وَكَيْفَ قَالَ قَالَ قُلْتُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " فِتْنَةُ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَمَالِهِ وَنَفْسِهِ وَوَلَدِهِ وَجَارِهِ يُكَفِّرُهَا الصِّيَامُ وَالصَّلاَةُ وَالصَّدَقَةُ وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ " . فَقَالَ عُمَرُ لَيْسَ هَذَا أُرِيدُ إِنَّمَا أُرِيدُ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ - قَالَ - فَقُلْتُ مَا لَكَ وَلَهَا يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ إِنَّ بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا بَابًا مُغْلَقًا قَالَ أَفَيُكْسَرُ الْبَابُ أَمْ يُفْتَحُ قَالَ قُلْتُ لاَ بَلْ يُكْسَرُ . قَالَ ذَلِكَ أَحْرَى أَنْ لاَ يُغْلَقَ أَبَدًا . قَالَ فَقُلْنَا لِحُذَيْفَةَ هَلْ كَانَ عُمَرُ يَعْلَمُ مَنِ الْبَابُ قَالَ نَعَمْ كَمَا يَعْلَمُ أَنَّ دُونَ غَدٍ اللَّيْلَةَ إِنِّي حَدَّثْتُهُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ . قَالَ فَهِبْنَا أَنْ نَسْأَلَ حُذَيْفَةَ مَنِ الْبَابُ فَقُلْنَا لِمَسْرُوقٍ سَلْهُ فَسَأَلَهُ فَقَالَ عُمَرُ .
Bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr ile Muhammed b. Alâ' Ebû Kureyb hep birden Ebû Muaviye'den rivayet ettiler. İbni Alâ' dedi ki: Bize Ebû Muâviye rivayet etti. (Dedi ki): Bize A'meş Şakîk'dan, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Ömer'in yanında idik: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in fitne hakkındaki hadîsini hanginiz söylediği gibi ezberinde tutuyor? dedi. — Ben! dedim. — Sen hakikaten cür'etkârsın, nasıl buyurdu? dedi. Ben: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim, dedim: «Bir adamın fitnesi ailesiyle malında, kendinde, çocuklarında ve komşusundadır. Ona oruç, namaz, sadaka, iyiliği emir ve kötülükten nehiy keffâret olur.» Bunun üzerine Ömer: — Ben bunu kastetmiyorum. Benim muradım ancak deniz dalgası gibi dalgalanacak olandır, dedi. Ben: — Bundan sana ne, yâ Emîre'l-Mü'minîn! Şüphesiz seninle onun arasında kapalı bir kapı var, dedim. — Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı? dedi. — Hayır! Bilâkis kırılacak, dedim. — Bu ebediyyen kapanmamaktan daha münasibdir, dedi. Şakîk diyor ki: Bunun üzerine biz Huzeyfe'ye: Ömer bu kapının kim olduğunu biliyor muydu? diye sorduk. — Evet! Yarından önce bu akşam geldiğini bildiği gibi! Ben ona saçma değil, hadîs söyledim, cevabını verdi. Şakîk demiş ki: Artık biz Huzeyfe'ye bu kapının kim olduğunu sormaktan çekindik de Mesrûk'a: Ona sen sor, dedik. Mesrûk da sordu. Huzeyfe: — Ömer'dir! cevabını verdi.
Sahih Muslim 7268
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عِيسَى، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَ حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ وَفِي حَدِيثِ عِيسَى عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، قَالَ سَمِعْتُ حُذَيْفَةَ، يَقُولُ .
Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Saîd El-Eşec de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Vekî' rivayet etti. H. Bize Osman b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir rivayet etti. H. Bize İshak b. İbrahim dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsa b. Yûnus haber verdi. H. Bize İbni Ebî Ömer de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. İsâ rivayet etti. Bu râvilerin hepsi A'meş'den bu isnadla Ebû Muâviye'nin hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. İsa'nın A'meş'den, onun da Şakîk'dan rivayet ettiği hadîste: «Huzeyfe'yi şöyle derken işittim, dedi.» ibaresi vardır.
Sahih Muslim 7269
وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ جَامِعِ بْنِ أَبِي رَاشِدٍ، وَالأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ عُمَرُ مَنْ يُحَدِّثُنَا عَنِ الْفِتْنَةِ، وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ، بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ .
Bize İbni Ebî Ömer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan, Câmi' b. Ebî Râşid ile A'meş'den, onlar Ebû Vâil'den, o da Huzeyfe'den rivayet etti. Huzeyfe şöyle dedi: Ömer, «Bize fitne hakkında kim hadis rivayet edecek?» dedi ve onların hadisine benzer şekilde hadisi anlattı.
Sahih Muslim 7270
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ جُنْدُبٌ جِئْتُ يَوْمَ الْجَرَعَةِ فَإِذَا رَجُلٌ جَالِسٌ فَقُلْتُ لَيُهَرَاقَنَّ الْيَوْمَ هَا هُنَا دِمَاءٌ . فَقَالَ ذَاكَ الرَّجُلُ كَلاَّ وَاللَّهِ . قُلْتُ بَلَى وَاللَّهِ . قَالَ كَلاَّ وَاللَّهِ . قُلْتُ بَلَى وَاللَّهِ . قَالَ كَلاَّ وَاللَّهِ إِنَّهُ لَحَدِيثُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَنِيهِ . قُلْتُ بِئْسَ الْجَلِيسُ لِي أَنْتَ مُنْذُ الْيَوْمِ تَسْمَعُنِي أُخَالِفُكَ وَقَدْ سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلاَ تَنْهَانِي ثُمَّ قُلْتُ مَا هَذَا الْغَضَبُ فَأَقْبَلْتُ عَلَيْهِ وَأَسْأَلُهُ فَإِذَا الرَّجُلُ حُذَيْفَةُ .
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Hatim de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muâz b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Avn, Muhammed'den rivayet etti. (Demiş ki): Cündeb şunu söyledi: Cerea günü oraya geldim. Bir de baktım, bir adam oturuyor. «Burada bugün mutlaka kan dökülecektir.» dedim. O adam: «Asla vallahi!» dedi. Ben: «Bilâkis, hay hay vallahi!» dedim. O: «Asla vallahi!» dedi. Ben: «Bilâkis, hay hay vallahi!» dedim. O: «Asla vallahi! Bu, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bana söylediği bir hadîsidir.» dedi. Ben: «Bugünden beri sen ne kötü arkadaşsın! İşitiyorsun ki sana muhalefet ediyorum. Mademki bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittin, beni niye nehyetmiyorsun?» dedim. Sonra: «Bu kızmak niye?» dedim ve ona dönerek sordum. Ne göreyim, o adam Huzeyfe imiş.
Sahih Muslim 7271
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقَارِيَّ - عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَحْسِرَ الْفُرَاتُ عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ يَقْتَتِلُ النَّاسُ عَلَيْهِ فَيُقْتَلُ مِنْ كُلِّ مِائَةٍ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ وَيَقُولُ كُلُّ رَجُلٍ مِنْهُمْ لَعَلِّي أَكُونُ أَنَا الَّذِي أَنْجُو " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ya'kub (yani Abdirrahman El-Kaârî) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmayacaktır. İnsanlar onun için harp edecek ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecek; onlardan her adam: Belki kurtulan ben olurum, diyecektir.»
Sahih Muslim 7272
وَحَدَّثَنِي أُمَيَّةُ بْنُ بِسْطَامَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ وَزَادَ فَقَالَ أَبِي إِنْ رَأَيْتَهُ فَلاَ تَقْرَبَنَّهُ .
Bana Ümeyye b. Bistâm da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Zürey’ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh, Süheyl'den, bu isnadla hadîsin benzerini rivayet etti. O şunu da ziyâde eyledi: «Babam: Onu görürsen sakın yaklaşma, dedi.»
Sahih Muslim 7273
حَدَّثَنَا أَبُو مَسْعُودٍ، سَهْلُ بْنُ عُثْمَانَ حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ السَّكُونِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُوشِكُ الْفُرَاتُ أَنْ يَحْسِرَ عَنْ كَنْزٍ مِنْ ذَهَبٍ فَمَنْ حَضَرَهُ فَلاَ يَأْخُذْ مِنْهُ شَيْئًا " .
Bize Ebû Mes'ûd Sehl b. Osman rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ukbe b. Hâlid Es-Sekûnî, Ubeydullah'dan, o da Hubeyb b. Abdirrahman'dan, o da Hafs b. Âsım'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Fırat'ın altın bir define üzerinden açılması yakındır. İmdi orada kim bulunursa, ondan bir şey almasın.» buyurdular.
Sahih Muslim 7274
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُوشِكُ الْفُرَاتُ أَنْ يَحْسِرَ عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ فَمَنْ حَضَرَهُ فَلاَ يَأْخُذْ مِنْهُ شَيْئًا " .
Bize Sehl b. Osman rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ukbe b. Halid, Ubeydullah'dan, o da Ebu'z-Zinad'dan, o da Abdurrahman El-A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Fırat'ın altın bir dağ üzerinden açılması yakındır, imdi orada kim bulunursa, ondan bir şey almasın!» buyurdular.
Sahih Muslim 7275
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ وَأَبُو مَعْنٍ الرَّقَاشِيُّ - وَاللَّفْظُ لأَبِي مَعْنٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، قَالَ كُنْتُ وَاقِفًا مَعَ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ فَقَالَ لاَ يَزَالُ النَّاسُ مُخْتَلِفَةً أَعْنَاقُهُمْ فِي طَلَبِ الدُّنْيَا . قُلْتُ أَجَلْ . قَالَ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يُوشِكُ الْفُرَاتُ أَنْ يَحْسِرَ عَنْ جَبَلٍ مِنْ ذَهَبٍ فَإِذَا سَمِعَ بِهِ النَّاسُ سَارُوا إِلَيْهِ فَيَقُولُ مَنْ عِنْدَهُ لَئِنْ تَرَكْنَا النَّاسَ يَأْخُذُونَ مِنْهُ لَيُذْهَبَنَّ بِهِ كُلِّهِ قَالَ فَيَقْتَتِلُونَ عَلَيْهِ فَيُقْتَلُ مِنْ كُلِّ مِائَةٍ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ " . قَالَ أَبُو كَامِلٍ فِي حَدِيثِهِ قَالَ وَقَفْتُ أَنَا وَأُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ فِي ظِلِّ أُجُمِ حَسَّانَ .
Bize Ebû Kâmil Fudayl b. Hüseyin ile Ebû Ma'n Er-Rakâşî rivayet ettiler. Lâfız Ebû Ma'n'ındır. (Dediler ki): Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülhamid b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam Süleyman b. Yesar'dan, o da Abdullah b. Haris b. Nevfel'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Übey b. Ka'b ile birlikte duruyordum. Übey: — Dünyalık arama hususunda insanların boğazları muhtelif olmakta devam ediyor, dedi. Ben: — Evet! dedim. Übey dedi ki: Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: «Fırat nehrinin altın bir dağ üzerinden açılması yakındır. İnsanlar bunu işitince, ona yürüyecekler ve onun yanında bulunan: İnsanların bundan bir şey almasına müsaade edersek, bunun hepsi götürülür, diyecektir. Müteakiben onun için harb edecekler ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecektir.» Ebû Kâmil kendi hadîsinde şöyle dedi: «Abdullah dedi ki: Ben Übey b. Ka'b ile birlikte Hassan kal'asının gölgesinde durdum.»
Sahih Muslim 7276
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ يَعِيشَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - وَاللَّفْظُ لِعُبَيْدٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ بْنِ سُلَيْمَانَ مَوْلَى خَالِدِ بْنِ خَالِدٍ حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنَعَتِ الْعِرَاقُ دِرْهَمَهَا وَقَفِيزَهَا وَمَنَعَتِ الشَّأْمُ مُدْيَهَا وَدِينَارَهَا وَمَنَعَتْ مِصْرُ إِرْدَبَّهَا وَدِينَارَهَا وَعُدْتُمْ مِنْ حَيْثُ بَدَأْتُمْ وَعُدْتُمْ مِنْ حَيْثُ بَدَأْتُمْ وَعُدْتُمْ مِنْ حَيْثُ بَدَأْتُمْ " . شَهِدَ عَلَى ذَلِكَ لَحْمُ أَبِي هُرَيْرَةَ وَدَمُهُ .
Bize Ubeyd b. Yaîş ile İshak b. İbrâhim rivayet ettiler. Lâfız Ubeyd'indir. (Dediler ki): Bize Hâlid b. Hâlid'in azatlısı Yahya b. Âdem b. Süleyman rivayet etti. (Dedi ki): Bize Züheyr, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Irak dirhemini ve kafîzini, Şam müddünü ve dinarını, Mısır erdebini ve dinarını men edecektir. Başladığınız yere döneceksiniz, başladığınız yere döneceksiniz, başladığınız yere döneceksiniz!» buyurdular. Buna Ebû Hureyre'nin eti ve kanı şahittir.
Sahih Muslim 7277
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، حَدَّثَنَا سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَنْزِلَ الرُّومُ بِالأَعْمَاقِ أَوْ بِدَابِقَ فَيَخْرُجُ إِلَيْهِمْ جَيْشٌ مِنَ الْمَدِينَةِ مِنْ خِيَارِ أَهْلِ الأَرْضِ يَوْمَئِذٍ فَإِذَا تَصَافُّوا قَالَتِ الرُّومُ خَلُّوا بَيْنَنَا وَبَيْنَ الَّذِينَ سَبَوْا مِنَّا نُقَاتِلْهُمْ . فَيَقُولُ الْمُسْلِمُونَ لاَ وَاللَّهِ لاَ نُخَلِّي بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ إِخْوَانِنَا . فَيُقَاتِلُونَهُمْ فَيَنْهَزِمُ ثُلُثٌ لاَ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ أَبَدًا وَيُقْتَلُ ثُلُثُهُمْ أَفْضَلُ الشُّهَدَاءِ عِنْدَ اللَّهِ وَيَفْتَتِحُ الثُّلُثُ لاَ يُفْتَنُونَ أَبَدًا فَيَفْتَتِحُونَ قُسْطُنْطِينِيَّةَ فَبَيْنَمَا هُمْ يَقْتَسِمُونَ الْغَنَائِمَ قَدْ عَلَّقُوا سُيُوفَهُمْ بِالزَّيْتُونِ إِذْ صَاحَ فِيهِمُ الشَّيْطَانُ إِنَّ الْمَسِيحَ قَدْ خَلَفَكُمْ فِي أَهْلِيكُمْ . فَيَخْرُجُونَ وَذَلِكَ بَاطِلٌ فَإِذَا جَاءُوا الشَّأْمَ خَرَجَ فَبَيْنَمَا هُمْ يُعِدُّونَ لِلْقِتَالِ يُسَوُّونَ الصُّفُوفَ إِذْ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَيَنْزِلُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ فَأَمَّهُمْ فَإِذَا رَآهُ عَدُوُّ اللَّهِ ذَابَ كَمَا يَذُوبُ الْمِلْحُ فِي الْمَاءِ فَلَوْ تَرَكَهُ لاَنْذَابَ حَتَّى يَهْلِكَ وَلَكِنْ يَقْتُلُهُ اللَّهُ بِيَدِهِ فَيُرِيهِمْ دَمَهُ فِي حَرْبَتِهِ " .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mualla b. Mansur rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Bilal rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süheyl, babasından, o da Ebu Hureyre'den naklen rivayet etti ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: «Romalılar A'mak'a yahut Dabık'a inmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Onların karşısına Medine'den, o gün yeryüzü halkının en iyilerinden bir ordu çıkacaktır. Askerler saf bağladıkları vakit Romalılar: Bizimle, bizden esir alınanların arasını serbest bırakın; onlarla harbedelim, diyecekler. Müslümanlar da: Hayır! Vallahi, sizinle din kardeşlerimizin arasını serbest bırakamayız, cevabını vereceklerdir. Müteakiben onlarla harbedecekler ve üçte biri münhezim olup Allah ebediyen kendilerine tevbe ilham etmeyecektir. Üçte biri de öldürülecek, Allah indinde şehitlerin en faziletlisi olacaklardır. Üçte biri ise fethedecek, ebediyen fitneye duçar olmayacaklardır. Müteakiben İstanbul fethedilecektir. Gaziler kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış, ganimetleri taksim ederken aniden içlerinde şeytan: Gerçekten Mesih aileleriniz arasında sizin yerinizi aldı, diye nara atacak. Onlar da çıkacaklardır; bu batıldır. Şam'a geldikleri vakit ise Mesih çıkacaktır. Gaziler harbe hazırlanıp saflarını düzeltirlerken namaz ikame olunacak ve Meryem'in oğlu İsa (Aleyhisselam) inerek onlara imam olacaktır. Allah'ın düşmanı onu gördüğü vakit tuzun suda eridiği gibi eriyecektir. Onu bıraksa kendiliğinden helak olacak; lakin Allah onu İsa'nın eliyle öldürecek ve kanını onlara İsa'nın süngüsünde gösterecektir.»
Sahih Muslim 7278
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ عُلَىٍّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ الْمُسْتَوْرِدُ الْقُرَشِيُّ عِنْدَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " تَقُومُ السَّاعَةُ وَالرُّومُ أَكْثَرُ النَّاسِ " . فَقَالَ لَهُ عَمْرٌو أَبْصِرْ مَا تَقُولُ . قَالَ أَقُولُ مَا سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَئِنْ قُلْتَ ذَلِكَ إِنَّ فِيهِمْ لَخِصَالاً أَرْبَعًا إِنَّهُمْ لأَحْلَمُ النَّاسِ عِنْدَ فِتْنَةٍ وَأَسْرَعُهُمْ إِفَاقَةً بَعْدَ مُصِيبَةٍ وَأَوْشَكُهُمْ كَرَّةً بَعْدَ فَرَّةٍ وَخَيْرُهُمْ لِمِسْكِينٍ وَيَتِيمٍ وَضَعِيفٍ وَخَامِسَةٌ حَسَنَةٌ جَمِيلَةٌ وَأَمْنَعُهُمْ مِنْ ظُلْمِ الْمُلُوكِ .
Bize Abdülmelik b. Şuayb b. Leys rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Leys b. Sa'd haber verdi. (Dedi ki): Bana Musa b. Uley, babasından rivayet etti. (Demiş ki): Müstevrid el-Kureşî, Amr b. Âs'ın yanında şunu söyledi: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Kıyamet, Romalılar insanların en çoğu olduğu halde kopacaktır.» buyururken işittim. Bunun üzerine Amr ona: Söylediğine dikkat et, dedi. Müstevrid: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğimi söylüyorum, dedi. Amr: Sen böyle diyorsun ama onlarda dört haslet vardır: 1- Onlar fitne anında en halim insanlardır. 2- Bir musibetten sonra en çabuk kendine gelenlerdir. 3- Firardan sonra hücuma en yakın olanlardır. 4- Yoksul, yetim ve zayıf için insanların en hayırlılarıdırlar. Beşinci olarak güzel bir hasletleri daha vardır: Onlar kralların zulmüne en fazla karşı duran insanlardır, dedi.
Sahih Muslim 7279
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي أَبُو شُرَيْحٍ، أَنَّ عَبْدَ الْكَرِيمِ بْنَ الْحَارِثِ، حَدَّثَهُ أَنَّ الْمُسْتَوْرِدَ الْقُرَشِيَّ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " تَقُومُ السَّاعَةُ وَالرُّومُ أَكْثَرُ النَّاسِ " . قَالَ فَبَلَغَ ذَلِكَ عَمْرَو بْنَ الْعَاصِ فَقَالَ مَا هَذِهِ الأَحَادِيثُ الَّتِي تُذْكَرُ عَنْكَ أَنَّكَ تَقُولُهَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ الْمُسْتَوْرِدُ قُلْتُ الَّذِي سَمِعْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَقَالَ عَمْرٌو لَئِنْ قُلْتَ ذَلِكَ إِنَّهُمْ لأَحْلَمُ النَّاسِ عِنْدَ فِتْنَةٍ وَأَجْبَرُ النَّاسِ عِنْدَ مُصِيبَةٍ وَخَيْرُ النَّاسِ لِمَسَاكِينِهِمْ وَضُعَفَائِهِمْ .
Bana Harmele b. Yahya et-Tücîbî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ebû Şüreyh rivayet etti. Ona da Abdülkerim b. Haris rivayet etmiş ki Müstevrid el-Kureşî şöyle demiş: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Kıyamet, Romalılar insanların en çoğu olduğu halde kopacaktır.» buyururken işittim. Râvi demiş ki: Bu, Amr b. Âs'ın kulağına ulaştı da: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen söylediğin bildirilen bu hadisler nedir? dedi. Müstevrid ona: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işittiğimi söyledim, cevabını verdi. Bunun üzerine Amr: Sen böyle diyorsun ama onlar fitne anında insanların en halimi, musibet anında yaralarını en iyi saranı, fakirleriyle zayıfları için insanların en hayırlılarıdır, dedi.
Sahih Muslim 7280
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ حُجْرٍ - حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ الْعَدَوِيِّ، عَنْ يُسَيْرِ بْنِ جَابِرٍ، قَالَ هَاجَتْ رِيحٌ حَمْرَاءُ بِالْكُوفَةِ فَجَاءَ رَجُلٌ لَيْسَ لَهُ هِجِّيرَى إِلاَّ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ جَاءَتِ السَّاعَةُ . قَالَ فَقَعَدَ وَكَانَ مُتَّكِئًا فَقَالَ إِنَّ السَّاعَةَ لاَ تَقُومُ حَتَّى لاَ يُقْسَمَ مِيرَاثٌ وَلاَ يُفْرَحَ بِغَنِيمَةٍ . ثُمَّ قَالَ بِيَدِهِ هَكَذَا - وَنَحَّاهَا نَحْوَ الشَّأْمِ - فَقَالَ عَدُوٌّ يَجْمَعُونَ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ وَيَجْمَعُ لَهُمْ أَهْلُ الإِسْلاَمِ . قُلْتُ الرُّومَ تَعْنِي قَالَ نَعَمْ وَتَكُونُ عِنْدَ ذَاكُمُ الْقِتَالِ رَدَّةٌ شَدِيدَةٌ فَيَشْتَرِطُ الْمُسْلِمُونَ شُرْطَةً لِلْمَوْتِ لاَ تَرْجِعُ إِلاَّ غَالِبَةً فَيَقْتَتِلُونَ حَتَّى يَحْجُزَ بَيْنَهُمُ اللَّيْلُ فَيَفِيءُ هَؤُلاَءِ وَهَؤُلاَءِ كُلٌّ غَيْرُ غَالِبٍ وَتَفْنَى الشُّرْطَةُ ثُمَّ يَشْتَرِطُ الْمُسْلِمُونَ شُرْطَةً لِلْمَوْتِ لاَ تَرْجِعُ إِلاَّ غَالِبَةً فَيَقْتَتِلُونَ حَتَّى يَحْجُزَ بَيْنَهُمُ اللَّيْلُ فَيَفِيءُ هَؤُلاَءِ وَهَؤُلاَءِ كُلٌّ غَيْرُ غَالِبٍ وَتَفْنَى الشُّرْطَةُ ثُمَّ يَشْتَرِطُ الْمُسْلِمُونَ شُرْطَةً لِلْمَوْتِ لاَ تَرْجِعُ إِلاَّ غَالِبَةً فَيَقْتَتِلُونَ حَتَّى يُمْسُوا فَيَفِيءُ هَؤُلاَءِ وَهَؤُلاَءِ كُلٌّ غَيْرُ غَالِبٍ وَتَفْنَى الشُّرْطَةُ فَإِذَا كَانَ يَوْمُ الرَّابِعِ نَهَدَ إِلَيْهِمْ بَقِيَّةُ أَهْلِ الإِسْلاَمِ فَيَجْعَلُ اللَّهُ الدَّبْرَةَ عَلَيْهِمْ فَيَقْتُلُونَ مَقْتَلَةً - إِمَّا قَالَ لاَ يُرَى مِثْلُهَا وَإِمَّا قَالَ لَمْ يُرَ مِثْلُهَا - حَتَّى إِنَّ الطَّائِرَ لَيَمُرُّ بِجَنَبَاتِهِمْ فَمَا يُخَلِّفُهُمْ حَتَّى يَخِرَّ مَيْتًا فَيَتَعَادُّ بَنُو الأَبِ كَانُوا مِائَةً فَلاَ يَجِدُونَهُ بَقِيَ مِنْهُمْ إِلاَّ الرَّجُلُ الْوَاحِدُ فَبِأَىِّ غَنِيمَةٍ يُفْرَحُ أَوْ أَىُّ مِيرَاثٍ يُقَاسَمُ فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ سَمِعُوا بِبَأْسٍ هُوَ أَكْبَرُ مِنْ ذَلِكَ فَجَاءَهُمُ الصَّرِيخُ إِنَّ الدَّجَّالَ قَدْ خَلَفَهُمْ فِي ذَرَارِيِّهِمْ فَيَرْفُضُونَ مَا فِي أَيْدِيهِمْ وَيُقْبِلُونَ فَيَبْعَثُونَ عَشَرَةَ فَوَارِسَ طَلِيعَةً . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي لأَعْرِفُ أَسْمَاءَهُمْ وَأَسْمَاءَ آبَائِهِمْ وَأَلْوَانَ خُيُولِهِمْ هُمْ خَيْرُ فَوَارِسَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ يَوْمَئِذٍ أَوْ مِنْ خَيْرِ فَوَارِسَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ يَوْمَئِذٍ " . قَالَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ فِي رِوَايَتِهِ عَنْ أُسَيْرِ بْنِ جَابِرٍ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ali b. Hucur, ikisi birden İbni Uleyye'den rivayet ettiler. Lâfız İbni Hucur'undur. (Dediler ki): Bize İsmail b. İbrahim, Eyyûb'dan, o da Humeyd b. Hilâl'den, o da Ebû Katâde el-Adevî'den, o da Yuseyr b. Câbir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Kûfe'de kızıl bir rüzgâr esti. Derken işi gücü sadece: «Ya Abdullah b. Mes'ud, kıyamet geldi!» demek olan bir adam geldi. Bunun üzerine Abdullah oturdu; dayanmıştı ve şunu söyledi: «Miras taksim edilmez olmadıkça ve ganimetle ferahlanma bulunmadıkça kıyamet kopmaz.» Sonra eliyle şöyle yaptı, eliyle Şam tarafına doğru işaret etti ve dedi ki: «Düşman, ehl-i İslâm için ordu topluyor; ehl-i İslâm da onlara karşı toplanıyor.» Ben: «Romalıları mı kastediyorsun?» dedim. «Evet! İşte o harbinizde şiddetli bir hücum olacak. Müslümanlar ölüm için bir öncü fırka kuracak. Öyle ki galip olmadıkça geri dönmeyecek; tâ gece aralarına girinceye kadar çarpışacaklar. Nihayet onlar da, bunlar da dönecek; hiçbir taraf galip gelmeyecek ve öncü fırka bitecektir. Sonra Müslümanlar tekrar ölüm için bir öncü fırka kuracak. Öyle ki galip gelmeden geri dönmeyecek ve tâ gece aralarını ayırıncaya kadar çarpışacaklar. Onlar da, bunlar da geri dönecektir. Hiçbiri galip gelmeyecek ve bu fırka da bitecektir. Sonra Müslümanlar ölüm için bir öncü fırka teşkil edecek. Öyle ki galip gelmedikçe geri dönmeyecek ve akşama kadar çarpışacaklar. Nihayet onlar da, bunlar da geri dönecek. Hiçbiri galip gelmeyecek ve öncü fırka bitecektir. Dördüncü gün gelince düşmanlara karşı ehl-i İslâm'ın bakıyyesi ilerleyecek. Allah düşmanlar üzerine hezimeti halkedecek ve düşmanları, ya misli görülmeyen yahut misli görülmedik demiştir, bir şekilde tepeleyeceklerdir. O derece ki yanlarından kuş geçecek, onları ölü olarak yere serilmeden geride bırakmayacaktır. Bir babanın oğulları birbirlerini sayacak; yüz kişi oldukları hâlde onlardan yalnız bir adam kaldığını göreceklerdir. Şu hâlde hangi ganimete sevinilecek yahut hangi miras taksim edilecektir? Onlar bu hâlde iken aniden bundan daha büyük bir musibet işitecekler. Kendilerine: ‘Deccal, zürriyetiniz hususunda sizin yerinizi aldı!’ diye bir yaygaracı gelecek. Hemen ellerindeki şeyleri atacaklar ve yola koyulacaklar; öncü olarak on süvari göndereceklerdir.» Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben onların isimlerini, babalarının isimlerini ve atlarının renklerini pekâlâ biliyorum. Onlar o gün yeryüzünde en iyi süvarilerdir yahut o gün yeryüzünde en iyi süvarilerdendir.» buyurdular. İbni Ebî Şeybe kendi rivayetinde: «Üseyr b. Câbir'den naklen.» dedi.
Sahih Muslim 7281
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْغُبَرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ يُسَيْرِ بْنِ جَابِرٍ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ ابْنِ مَسْعُودٍ فَهَبَّتْ رِيحٌ حَمْرَاءُ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِهِ . وَحَدِيثُ ابْنِ عُلَيَّةَ أَتَمُّ وَأَشْبَعُ .
Bana Muhammed b. Ubeyd el-Guberî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammad b. Zeyd, Eyyûb'dan, o da Humeyd b. Hilâl'den, o da Ebû Katâde'den, o da Yuseyr b. Câbir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): İbni Mes'ud'un yanındaydım. Derken kızıl bir rüzgâr esti... Râvî hadîsi yukarıki gibi anlatmıştır. Ama İbni Uleyye'nin hadîsi daha tamam ve daha doyurucudur.
Sahih Muslim 7282
وَحَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُغِيرَةِ - حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، - يَعْنِي ابْنَ هِلاَلٍ - عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أُسَيْرِ بْنِ جَابِرٍ، قَالَ كُنْتُ فِي بَيْتِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَالْبَيْتُ مَلآنُ - قَالَ - فَهَاجَتْ رِيحٌ حَمْرَاءُ بِالْكُوفَةِ . فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ ابْنِ عُلَيَّةَ .
Bize Şeyban b. Ferrûh da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman, yani İbni Muğîra, rivayet etti. (Dedi ki): Bize Humeyd, yani İbni Hilâl, Ebû Katâde'den, o da Üseyr b. Câbir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Abdullah b. Mes'ud'un evinde idim. Ev doluydu. Derken Kûfe'de kızıl bir rüzgâr esti... Ve râvî, İbni Uleyye hadîsi gibi rivayet etmiştir.
Sahih Muslim 7283
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةٍ - قَالَ - فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَوْمٌ مِنْ قِبَلِ الْمَغْرِبِ عَلَيْهِمْ ثِيَابُ الصُّوفِ فَوَافَقُوهُ عِنْدَ أَكَمَةٍ فَإِنَّهُمْ لَقِيَامٌ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاعِدٌ - قَالَ - فَقَالَتْ لِي نَفْسِي ائْتِهِمْ فَقُمْ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَهُ لاَ يَغْتَالُونَهُ - قَالَ - ثُمَّ قُلْتُ لَعَلَّهُ نَجِيٌّ مَعَهُمْ . فَأَتَيْتُهُمْ فَقُمْتُ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَهُ - قَالَ - فَحَفِظْتُ مِنْهُ أَرْبَعَ كَلِمَاتٍ أَعُدُّهُنَّ فِي يَدِي قَالَ " تَغْزُونَ جَزِيرَةَ الْعَرَبِ فَيَفْتَحُهَا اللَّهُ ثُمَّ فَارِسَ فَيَفْتَحُهَا اللَّهُ ثُمَّ تَغْزُونَ الرُّومَ فَيَفْتَحُهَا اللَّهُ ثُمَّ تَغْزُونَ الدَّجَّالَ فَيَفْتَحُهُ اللَّهُ " . قَالَ فَقَالَ نَافِعٌ يَا جَابِرُ لاَ نَرَى الدَّجَّالَ يَخْرُجُ حَتَّى تُفْتَحَ الرُّومُ .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Cerir Abdülmelik b. Umeyr'den, o da Câbir b. Semura'dan, o da Nâfi' b. Utbe'den naklen rivayet etti. Nâfi' şöyle demiş: Bir gazada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte idik. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e batı tarafından üzerlerinde yün elbiseler bulunan bir kavim geldi. Ve kendisine bir tepenin yanında tesadüf ettiler. Onlar ayakta, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oturuyordu. Nefsim bana dedi ki: Şunların yanına git de onlarla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in arasına dur. Ona bir baskın yapmasınlar! Sonra (kendi kendime) belki onlarla bir sır konuşur, dedim ve yanlarına vararak onlarla Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in arasına durdum. Nâfi' şöyle demiş: Müteakiben ondan dört kelime belledim, bunları elimde sayarım! «Arab yarımadasında gaza edeceksiniz. Allah onu size fethedecektir. Sonra İran'a gaza edeceksiniz. Allah onu size fethedecektir. Sonra Romalılarla gaza edeceksiniz. Allah orasını da size fethedecektir. Sonra Deccal'la gaza edeceksiniz. Allah onu da fethedecektir.» buyurdular. Râvî diyor ki: «Bunun üzerine Nâfi': Yâ Câbir! Biz Romalılar fethedilmedikçe Deccal'ın çıkacağını zannetmiyoruz, dedi.»
Sahih Muslim 7284
حَدَّثَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَابْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ فُرَاتٍ الْقَزَّازِ، عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ أَسِيدٍ الْغِفَارِيِّ، قَالَ اطَّلَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَيْنَا وَنَحْنُ نَتَذَاكَرُ فَقَالَ " مَا تَذَاكَرُونَ " . قَالُوا نَذْكُرُ السَّاعَةَ . قَالَ " إِنَّهَا لَنْ تَقُومَ حَتَّى تَرَوْنَ قَبْلَهَا عَشْرَ آيَاتٍ " . فَذَكَرَ الدُّخَانَ وَالدَّجَّالَ وَالدَّابَّةَ وَطُلُوعَ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبِهَا وَنُزُولَ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ صلى الله عليه وسلم وَيَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ وَثَلاَثَةَ خُسُوفٍ خَسْفٌ بِالْمَشْرِقِ وَخَسْفٌ بِالْمَغْرِبِ وَخَسْفٌ بِجَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَآخِرُ ذَلِكَ نَارٌ تَخْرُجُ مِنَ الْيَمَنِ تَطْرُدُ النَّاسَ إِلَى مَحْشَرِهِمْ .
Bize Ebû Hayseme Züheyr b. Harb ile İshak b. İbrahim ve İbni Ebî Ömer El-Mekkî rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (İshak: Ahberana; ötekiler: Haddesena tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Süfyan b. Uyeyne Fırat El-Kazzaz'dan, o da Ebû't-Tufeyl'den, o da Huzeyfe b. Esîd El-Gıfârî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Biz müzâkere ederken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanımıza çıkageldi. Ve: «Neyi müzâkere ediyorsunuz?» diye sordu. Ashab: — Kıyameti anıyoruz, dediler. «Siz ondan önce on alâmet görmedikçe, o kopmayacaktır.» buyurdu. Ve dumanı, Deccal'i, dâbbeyi, güneşin battığı yerden doğuşunu, İsa b. Meryem (Aleyhisselâm)'ın inişini, Ye'cuc ve Me'cuc'u ve biri doğuda, biri batıda, biri de Arab yarımadasında olmak üzere üç yerin batacağını, bunların sonu Yemen'den çıkıp insanları haşrolunacakları yere sürecek bir ateş olacağını anlattı.
Sahih Muslim 7285
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ فُرَاتٍ الْقَزَّازِ، عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ، عَنْ أَبِي سَرِيحَةَ، حُذَيْفَةَ بْنِ أَسِيدٍ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي غُرْفَةٍ وَنَحْنُ أَسْفَلَ مِنْهُ فَاطَّلَعَ إِلَيْنَا فَقَالَ " مَا تَذْكُرُونَ " . قُلْنَا السَّاعَةَ . قَالَ " إِنَّ السَّاعَةَ لاَ تَكُونُ حَتَّى تَكُونَ عَشْرُ آيَاتٍ خَسْفٌ بِالْمَشْرِقِ وَخَسْفٌ بِالْمَغْرِبِ وَخَسْفٌ فِي جَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَالدُّخَانُ وَالدَّجَّالُ وَدَابَّةُ الأَرْضِ وَيَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَطُلُوعُ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبِهَا وَنَارٌ تَخْرُجُ مِنْ قُعْرَةِ عَدَنٍ تَرْحَلُ النَّاسَ " . قَالَ شُعْبَةُ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ رُفَيْعٍ عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ عَنْ أَبِي سَرِيحَةَ . مِثْلَ ذَلِكَ لاَ يَذْكُرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ أَحَدُهُمَا فِي الْعَاشِرَةِ نُزُولُ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ صلى الله عليه وسلم . وَقَالَ الآخَرُ وَرِيحٌ تُلْقِي النَّاسَ فِي الْبَحْرِ .
Bize Ubeydullah b. Muaz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Fırat El-Kazzâz'dan, o da Ebû't-Tufeyl'den, o da Ebû Serîha Huzeyfe b. Esid'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüksek bir yerde idi. Biz de ondan aşağıda bulunuyorduk. Bize uzanarak: «Neyi müzâkere ediyorsunuz?» diye sordu. — Kıyameti, dedik. Şöyle buyurdular: «Şüphesiz ki on alâmet zuhur etmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Doğuda bir yer batması, batıda bir yer batması, Arab yarımadasında bir yer batması, duman, Deccal, dabbetü'l-arz, Ye'cûc ve Me'cûc, güneşin battığı yerden doğması ve Aden toprağının sonundan bir ateş çıkarak, insanları yolcu eden bir ateş.» Şu'be demiş ki: Bana Abdu'l-Aziz b. Rufey de Ebû't-Tufeyl'den, o da Ebû Serîha'dan, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i anmayarak bunun mislini rivayet etti. (Bu iki râviden biri onuncuda) «İsâ b. Meryem (Aleyhisselâm)'ın inişi...» Diğeri: «İnsanları denize atacak bir rüzgâr...» demişlerdir.
Sahih Muslim 7286
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ - حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ فُرَاتٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الطُّفَيْلِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَرِيحَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غُرْفَةٍ وَنَحْنُ تَحْتَهَا نَتَحَدَّثُ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِهِ . قَالَ شُعْبَةُ وَأَحْسِبُهُ قَالَ تَنْزِلُ مَعَهُمْ إِذَا نَزَلُوا وَتَقِيلُ مَعَهُمْ حَيْثُ قَالُوا . قَالَ شُعْبَةُ وَحَدَّثَنِي رَجُلٌ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ عَنْ أَبِي سَرِيحَةَ وَلَمْ يَرْفَعْهُ قَالَ أَحَدُ هَذَيْنِ الرَّجُلَيْنِ نُزُولُ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَقَالَ الآخَرُ رِيحٌ تُلْقِيهِمْ فِي الْبَحْرِ .
Bize bu hadîsi Muhammed b. Beşşâr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed (yâni; İbni Cafer) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be Fırat'dan rivayet etti. (Demiş ki): Ben Ebû't-Tufeyl'i Ebû Serîha'dan rivayet ederken dinledim. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüksek bir yerde idi. Biz de o yerin altında konuşuyorduk. Ve râvî hadîsi yukarıdaki gibi nakletmiştir. Şu'be demiş ki: Zannederim: «(Bir yere) indikleri vakit onlarla beraber iner, istirahat ettikleri vakit onlarla istirahat eder.» de dedi. Şu'be şöyle demiş: Bana bir zât dahi bu hadîsi Ebû't-Tufeyl'den, o da Ebû Serîha'dan naklen rivayet etti. Ama onu ref eylemedi. Bu iki zattan biri: «İsâ b. Meryem'in nüzulü...» Diğeri: «Onları denize atacak bir rüzgâr...» dedi.
Sahih Muslim 7287
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ الْحَكَمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ فُرَاتٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الطُّفَيْلِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَرِيحَةَ، قَالَ كُنَّا نَتَحَدَّثُ فَأَشْرَفَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . بِنَحْوِ حَدِيثِ مُعَاذٍ وَابْنِ جَعْفَرٍ . وَقَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ الْحَكَمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ، الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ، عَنْ أَبِي سَرِيحَةَ، بِنَحْوِهِ قَالَ وَالْعَاشِرَةُ نُزُولُ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ . قَالَ شُعْبَةُ وَلَمْ يَرْفَعْهُ عَبْدُ الْعَزِيزِ .
Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'n-Nu'man Hakem b. Abdillah El-Iclî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be Fırat'dan rivayet etti. (Demiş ki): Ben Ebû't-Tufeyl'i Ebû Serîha'dan rivayet ederken dinledim. (Şöyle demiş): Konuşuyorduk, derken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerimize uzandı... Râvi, Muâz'la İbni Ca'fer'in hadîsi gibi rivayette bulunmuştur. İbni Müsennâ dedi ki: Bize Ebû'n-Nu'man Hakem b. Abdillah rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be Abdü'l-Aziz b. Rufey'den, o da Ebû't-Tufeyl'den, o da Ebû Serîha'dan naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. «Onuncusu İsâ b. Meryem'in inmesidir...» dedi. Şu'be: Bu hadîsi Abdü'l-Aziz ref etmemiştir, demiş.
Sahih Muslim 7288
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ح وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ، خَالِدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ قَالَ قَالَ ابْنُ الْمُسَيَّبِ أَخْبَرَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَخْرُجَ نَارٌ مِنْ أَرْضِ الْحِجَازِ تُضِيءُ أَعْنَاقَ الإِبِلِ بِبُصْرَى " .
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana İbni Müseyyeb haber verdi. Ona da Ebû Hureyre haber vermiş ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar. H. Bana Abdü'l-Melik b. Şuayb b. Leys de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki): Bana Ukayl b. Hâlid, İbni Şihâb'dan rivayet etti ki, şöyle demiş: İbni Müseyyeb dedi ki: Bana Ebû Hureyre haber verdi ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hicaz toprağından Bûsra'daki develerin boyunlarını aydınlatacak bir ateş çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7289
حَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَبْلُغُ الْمَسَاكِنُ إِهَابَ أَوْ يَهَابَ " . قَالَ زُهَيْرٌ قُلْتُ لِسُهَيْلٍ فَكَمْ ذَلِكَ مِنَ الْمَدِينَةِ قَالَ كَذَا وَكَذَا مِيلاً .
Bana Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Esved b. Âmir rivayet etti. (Dedi ki): Bize Züheyr, Süheyl b. Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Evler İhaba yahut Yehâba ulaşacaktır!» buyurmuşlar. Züheyr demiş ki: Süheyl'e: Burası Medine'den ne kadar tutar? diye sordum. Şu kadar ve şu kadar mildir, dedi.
Sahih Muslim 7290
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَتِ السَّنَةُ بِأَنْ لاَ تُمْطَرُوا وَلَكِنِ السَّنَةُ أَنْ تُمْطَرُوا وَتُمْطَرُوا وَلاَ تُنْبِتُ الأَرْضُ شَيْئًا " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ya'kub (yâni; İbni Abdirrahman) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kıtlık, yağmursuz kalmanız değildir. Lâkin kıtlık size tekrar tekrar yağmur verilecek, yerin hiçbir şey bitirmemesidir.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7291
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُسْتَقْبِلُ الْمَشْرِقِ يَقُولُ " أَلاَ إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا أَلاَ إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys rivayet etti, H. Bana Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen haber verdi ki, kendisi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i doğuya dönmüş olduğu hâlde şöyle buyururken işitmiş: «Dikkat! Hiç şüphe yok ki, fitne şuradadır. Dikkat! Hiç şüphe yok ki, fitne şurada! Şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir.»
Sahih Muslim 7292
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، كُلُّهُمْ عَنْ يَحْيَى الْقَطَّانِ، قَالَ الْقَوَارِيرِيُّ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ عِنْدَ بَابِ حَفْصَةَ فَقَالَ بِيَدِهِ نَحْوَ الْمَشْرِقِ " الْفِتْنَةُ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ " . قَالَهَا مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا . وَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ فِي رِوَايَتِهِ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ بَابِ عَائِشَةَ .
Bana Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî ile Muhammed b. Müsennâ da rivayet ettiler. H. Bize Ubeydullah b. Saîd dahi rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi Yahya el-Kattân'dan rivayette bulunmuşlardır. Kavârîrî dedi ki: Bana Yahya b. Saîd, Ubeydullah b. Ömer'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana Nâfi', İbni Ömer'den rivayet etti ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hafsa'nın kapısı yanında durmuş ve eliyle doğu tarafına işaret ederek: «Fitne şurada, şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir.» buyurmuş; bunu iki veya üç defa söylemiştir. Ubeydullah b. Saîd kendi rivayetinde: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Âişe'nin kapısı yanında durmuş.» dedi.
Sahih Muslim 7293
وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ وَهُوَ مُسْتَقْبِلُ الْمَشْرِقِ " هَا إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا هَا إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا هَا إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ " .
Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan, o da Sâlim b. Abdillah'dan, o da babasından naklen haber verdi ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) doğuya dönmüş olduğu hâlde: «Hâ işte, fitne buradadır! Hâ işte, fitne buradadır! Hâ işte, fitne burada, şeytanın boynuzunun doğduğu yerdedir.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7294
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ عَمَّارٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَيْتِ عَائِشَةَ فَقَالَ " رَأْسُ الْكُفْرِ مِنْ هَا هُنَا مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنُ الشَّيْطَانِ " . يَعْنِي الْمَشْرِقَ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Veki', İkrime b. Ammâr'dan, o da Sâlim'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Âişe'nin evinden çıktı da: «Küfrün başı şu taraftan, şeytanın boynuzunun doğduğu yerdendir.» buyurdu. Bununla doğuyu kastediyordu.
Sahih Muslim 7295
وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، - يَعْنِي ابْنَ سُلَيْمَانَ - أَخْبَرَنَا حَنْظَلَةُ، قَالَ سَمِعْتُ سَالِمًا، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُشِيرُ بِيَدِهِ نَحْوَ الْمَشْرِقِ وَيَقُولُ " هَا إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا هَا إِنَّ الْفِتْنَةَ هَا هُنَا " . ثَلاَثًا " حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنَا الشَّيْطَانِ " .
Bize İbni Numeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İshak (yani İbni Süleyman) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hanzale haber verdi. (Dedi ki): Ben Sâlim'i şöyle derken işittim: Ben İbni Ömer'i şunu söylerken dinledim: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i eliyle doğu tarafına işaret ederek üç defa: «Hâ işte, fitne buradadır. Hâ işte, fitne burada, şeytanın iki boynuzunun doğduğu yerdedir.» buyururken işittim.
Sahih Muslim 7296
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ أَبَانَ، وَوَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، وَأَحْمَدُ بْنُ عُمَرَ الْوَكِيعِيُّ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبَانَ - قَالُوا حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ سَالِمَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، بْنِ عُمَرَ يَقُولُ يَا أَهْلَ الْعِرَاقِ مَا أَسْأَلَكُمْ عَنِ الصَّغِيرَةِ وَأَرْكَبَكُمْ لِلْكَبِيرَةِ سَمِعْتُ أَبِي عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ الْفِتْنَةَ تَجِيءُ مِنْ هَا هُنَا " . وَأَوْمَأَ بِيَدِهِ نَحْوَ الْمَشْرِقِ " مِنْ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنَا الشَّيْطَانِ " . وَأَنْتُمْ يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ وَإِنَّمَا قَتَلَ مُوسَى الَّذِي قَتَلَ مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ خَطَأً فَقَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُ { وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا} قَالَ أَحْمَدُ بْنُ عُمَرَ فِي رِوَايَتِهِ عَنْ سَالِمٍ لَمْ يَقُلْ سَمِعْتُ .
Bize Abdullah b. Ömer b. Ebân ile Vâsıl b. Abdi'l-A'lâ ve Ahmed b. Ömer el-Vekiî rivayet ettiler. Lafız İbni Ebân'ındır. (Dediler ki): Bize İbni Fudayl babasından rivayet etti. (Demiş ki): Ben Sâlim b. Abdillah b. Ömer'i şöyle derken işittim: Ey Iraklılar! Size küçüğü soracak ve sizi büyüğe bindirecek değilim! Ben babam Abdullah b. Ömer'i şunu söylerken işittim: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Şüphesiz ki fitne şu taraftan gelecektir.» buyururken dinledim ve eliyle doğu tarafına işaret ederek: «Şeytanın iki boynuzunun doğduğu yerden!» buyurdu. Hâlbuki siz birbirinizin boyunlarını vuruyorsunuz. Musa, Firavun hanedanından öldürdüğü şahsı ancak hata suretiyle öldürmüş; bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) kendisine: «Sen bir nefis öldürdün de biz seni üzüntüden kurtardık ve seni adam akıllı imtihan ettik.» [Tâhâ 40] buyurmuştur. Ahmed b. Ömer kendi rivayetinde: «Sâlim'den» dedi, «işittim» demedi.
Sahih Muslim 7297
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ عَبْدٌ أَخْبَرَنَا وَقَالَ ابْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَضْطَرِبَ أَلَيَاتُ نِسَاءِ دَوْسٍ حَوْلَ ذِي الْخَلَصَةِ " . وَكَانَتْ صَنَمًا تَعْبُدُهَا دَوْسٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ بِتَبَالَةَ .
Bana Muhammed b. Râfi' ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Abd «Ahberanâ», İbni Râfi' ise «Haddesenâ» tabirini kullandı): Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Zührî'den, o da İbni Müseyyeb'den, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Zü'l-Halasa'nın etrafında Devs kadınlarının kıçları titremedikçe kıyamet kopmayacaktır.» buyurmuştur. Zü'l-Halasa, Devs kabilesinin Cahiliye devrinde Tebâle'de taptığı bir puttu.
Sahih Muslim 7298
حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، وَأَبُو مَعْنٍ زَيْدُ بْنُ يَزِيدَ الرَّقَاشِيُّ - وَاللَّفْظُ لأَبِي مَعْنٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَذْهَبُ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ حَتَّى تُعْبَدَ اللاَّتُ وَالْعُزَّى " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأَظُنُّ حِينَ أَنْزَلَ اللَّهُ { هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ} أَنَّ ذَلِكَ تَامًّا قَالَ " إِنَّهُ سَيَكُونُ مِنْ ذَلِكَ مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ يَبْعَثُ اللَّهُ رِيحًا طَيِّبَةً فَتَوَفَّى كُلَّ مَنْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةِ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ فَيَبْقَى مَنْ لاَ خَيْرَ فِيهِ فَيَرْجِعُونَ إِلَى دِينِ آبَائِهِمْ " .
Bize Ebû Kâmil El-Cahderî ile Ebû Ma'n Zeyd b. Yezid Er-Rakâşî rivayet ettiler. Lâfız Ebû Ma'n'ındır. (Dediler ki): Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'l-Hamîd b. Ca'fer, Esved b. Alâ'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: «Lât ile Uzza'ya tapılmadıkça, gece ile gündüz gitmeyecektir.» Bunun üzerine ben: — Yâ Resûlallah! Ben zannederdim ki Allah: «Hak dinini müşrikler hoşlanmasa da bütün dinlerin fevkine çıkarmak için Resulünü hidayet ve hak dini ile gönderen odur.» [Tevbe, 33; Saf, 9] âyetini indirdiği vakit bu iş tamam olmuştur, dedim. «Şüphesiz ki, bundan Allah'ın dilediği olacaktır. Sonra Allah güzel bir rüzgâr gönderecek ve kalbinde hardal tanesi kadar iman olan herkesi öldürecek, yalnız hayırsız olanlar kalacaktır. Bunlar da babalarının dinine döneceklerdir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7299
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، - وَهُوَ الْحَنَفِيُّ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ، بْنُ جَعْفَرٍ بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize bu hadîsi Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Bekir (bu zat El-Hanefî'dir) rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'l-Hamîd b. Ca'fer bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.
Sahih Muslim 7300
وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، عَنْ يَزِيدَ، - وَهُوَ ابْنُ كَيْسَانَ - عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَيَأْتِيَنَّ عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ لاَ يَدْرِي الْقَاتِلُ فِي أَىِّ شَىْءٍ قَتَلَ وَلاَ يَدْرِي الْمَقْتُولُ عَلَى أَىِّ شَىْءٍ قُتِلَ " .
Bize İbni Ebî Ömer El-Mekkî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Mervân, Yezid'den (bu zât İbni Keysân'dır), o da Ebû Hâzım'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Nefsim elinde olana yemin ederim ki, insanlara öyle zaman gelecek, kâtil ne için öldürdüğünü bilmeyecek; maktul de neden dolayı öldürüldüğünü bilmeyecektir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7303
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ أَبَانَ، وَوَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ، بْنُ فُضَيْلٍ عَنْ أَبِي إِسْمَاعِيلَ الأَسْلَمِيِّ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَذْهَبُ الدُّنْيَا حَتَّى يَأْتِيَ عَلَى النَّاسِ يَوْمٌ لاَ يَدْرِي الْقَاتِلُ فِيمَ قَتَلَ وَلاَ الْمَقْتُولُ فِيمَ قُتِلَ " . فَقِيلَ كَيْفَ يَكُونُ ذَلِكَ قَالَ " الْهَرْجُ . الْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ " . وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ أَبَانَ قَالَ هُوَ يَزِيدُ بْنُ كَيْسَانَ عَنْ أَبِي إِسْمَاعِيلَ . لَمْ يَذْكُرِ الأَسْلَمِيَّ .
Bize Abdullah b. Ömer b. Eban ile Vâsıl b. Abdi'l-A'lâ da rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Fudayl, Ebû İsmail el-Eslemî'den, o da Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Nefsim elinde olana yemin ederim ki, insanlar üzerine bir gün gelip katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilmeyinceye kadar dünya bitmeyecektir.» buyurdular. «Bu nasıl olacak?» denildi. «Herc! Katil de maktul de cehennemdedir.» buyurdular. İbni Eban'ın rivayetinde râvi: «O, Yezid b. Keysan'dır.» demiş; Ebû İsmail'den diye rivayet etmiş, Eslemî'yi anmamıştır.
Sahih Muslim 7304
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " يُخَرِّبُ الْكَعْبَةَ ذُو السُّوَيْقَتَيْنِ مِنَ الْحَبَشَةِ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lafız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki): Bize Süfyan b. Uyeyne, Ziyâd b. Sa'd'dan, o da Zührî'den, o da Saîd'den naklen rivayet etti. Saîd, Ebû Hureyre'yi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen şöyle derken işitmiş: «Kâbe'yi Habeşlilerden incecik baldırlı biri harap edecektir.»
Sahih Muslim 7305
وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُخَرِّبُ الْكَعْبَةَ ذُو السُّوَيْقَتَيْنِ مِنَ الْحَبَشَةِ " .
Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan, o da İbni Müseyyeb'den, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kâbe'yi Habeşlilerden incecik baldırlı biri harap edecektir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7306
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي الدَّرَاوَرْدِيَّ - عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ذُو السُّوَيْقَتَيْنِ مِنَ الْحَبَشَةِ يُخَرِّبُ بَيْتَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'l-Aziz (yani Ed-Derâverdî) Sevr b. Zeyd'den, o da Ebû'l-Gays'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Habeşlilerden incecik baldırlı biri Allah (Azze ve Celle)'nin beytini harab edecektir.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7307
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَخْرُجَ رَجُلٌ مِنْ قَحْطَانَ يَسُوقُ النَّاسَ بِعَصَاهُ " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'l-Aziz (yani İbni Muhammed) Sevr b. Zeyd'den, o da Ebû'l-Gays'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen haber verdi ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kahtan'dan bir adam çıkıp insanları sopasıyla sürmedikçe kıyamet kopmayacaktır.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7308
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْكَبِيرِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ أَبُو بَكْرٍ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْحَكَمِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَذْهَبُ الأَيَّامُ وَاللَّيَالِي حَتَّى يَمْلِكَ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ الْجَهْجَاهُ " . قَالَ مُسْلِمٌ هُمْ أَرْبَعَةُ إِخْوَةٍ شَرِيكٌ وَعُبَيْدُ اللَّهِ وَعُمَيْرٌ وَعَبْدُ الْكَبِيرِ بَنُو عَبْدِ الْمَجِيدِ .
Bize Muhammed b. Beşşâr El-Abdî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'l-Kebir b. Abdü'l-Mecîd Ebû Bekir El-Hanefî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdü'l-Hamid b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Ömer b. Hakem'i Ebû Hureyre'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ederken dinledim: «Cehcah denilen bir adam melik olmadıkça, günlerle geceler gitmez.» buyurmuşlar. Müslim der ki: Abdü'l-Mecid oğulları dört kardeştir: Şerik, Ubeydullah, Umeyr ve Abdü'l-Kebir.
Sahih Muslim 7309
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي عُمَرَ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız İbni Ebî Ömer'indir. (Dediler ki): Bize Süfyan, Zührî'den, o da Saîd'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Siz yüzleri kılıflı kalkan gibi olan bir kavimle muharebe etmedikçe kıyamet kopmayacaktır ve siz ayakkabıları kıldan bir kavimle muharebe etmedikçe kıyamet kopmayacaktır.» buyurmuştur.
Sahih Muslim 7310
وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلَكُمْ أُمَّةٌ يَنْتَعِلُونَ الشَّعَرَ وُجُوهُهُمْ مِثْلُ الْمَجَانِّ الْمُطْرَقَةِ " .
Bana Harmele b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus, İbni Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana Saîd b. Müseyyeb haber verdi ki, Ebû Hureyre şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kıldan ayakkabı giyen, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olan bir ümmet sizinle harbetmedikçe kıyamet kopmayacaktır.» buyurdular.
Sahih Muslim 7311
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا صِغَارَ الأَعْيُنِ ذُلْفَ الآنُفِ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyan b. Uyeyne, Ebû'z-Zinad'dan, o da A'rac'dan, o da Ebû Hureyre'den, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ulaştırmak suretiyle rivayet etti. «Siz ayakkabıları kıldan bir kavimle harbetmedikçe kıyamet kopmayacaktır. Ve siz gözleri küçük, burunları yassı bir kavimle harbetmedikçe kıyamet kopmayacaktır.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7312
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ التُّرْكَ قَوْمًا وُجُوهُهُمْ كَالْمَجَانِّ الْمُطْرَقَةِ يَلْبَسُونَ الشَّعَرَ وَيَمْشُونَ فِي الشَّعَرِ " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yakub (yâni İbni Abdirrahman) Süheyl'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti ki: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: «Müslümanlar Türklerle, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi olup, kıl elbise giyen ve kıl içinde yürüyen bir kavimle muharebe etmedikçe kıyamet kopmayacaktır.»
Sahih Muslim 7313
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَأَبُو أُسَامَةَ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ، بْنِ أَبِي حَازِمٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تُقَاتِلُونَ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ حُمْرُ الْوُجُوهِ صِغَارُ الأَعْيُنِ " .
Bize Ebû Kureyb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Veki' ile Ebû Usâme, İsmail b. Ebî Hâlid'den, o da Kays b. Ebî Hâzim'den, o da Ebû Hureyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Kıyametin önünde siz, ayakkabıları kıldan bir kavimle muharebe edeceksiniz. Yüzleri kılıflı kalkanlar gibidir. Yüzleri kırmızı, gözleri küçüktür.»
Sahih Muslim 7314
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، بْنُ إِبْرَاهِيمَ عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ يُوشِكُ أَهْلُ الْعِرَاقِ أَنْ لاَ يُجْبَى إِلَيْهِمْ قَفِيزٌ وَلاَ دِرْهَمٌ . قُلْنَا مِنْ أَيْنَ ذَاكَ قَالَ مِنْ قِبَلِ الْعَجَمِ يَمْنَعُونَ ذَاكَ . ثُمَّ قَالَ يُوشِكُ أَهْلُ الشَّأْمِ أَنْ لاَ يُجْبَى إِلَيْهِمْ دِينَارٌ وَلاَ مُدْىٌ . قُلْنَا مِنْ أَيْنَ ذَاكَ قَالَ مِنْ قِبَلِ الرُّومِ . ثُمَّ سَكَتَ هُنَيَّةً ثُمَّ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ فِي آخِرِ أُمَّتِي خَلِيفَةٌ يَحْثِي الْمَالَ حَثْيًا لاَ يَعُدُّهُ عَدَدًا " . قَالَ قُلْتُ لأَبِي نَضْرَةَ وَأَبِي الْعَلاَءِ أَتَرَيَانِ أَنَّهُ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ فَقَالاَ لاَ .
Bize Züheyr b. Harb ile Alî b. Hucur rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dediler ki): Bize İsmail b. İbrahim, Cüreyrî'den, o da Ebû Nadra'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Câbir b. Abdillah'ın yanında idik. Câbir: Iraklılara kafiz ve dirhem toplanmaması yakındır, dedi. Biz: — Bu nereden? dedik. — Acemler tarafındandır. Onu vermeyecekler, dedi. Sonra ilâve etti: Şamlılara dînar ve müdy toplanmaması yakındır. Biz: — Bu nereden? dedik. — Romalılar tarafındandır, cevabını verdi. Sonra bir an sustu. Sonra şunu söyledi: — Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ümmetimin sonunda bir halife gelecek, malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayacaktır.» buyurdular. Ravi diyor ki: Ben Ebû Nadra ile Ebû Alâ'ya bunun Ömer b. Abdilaziz olacağını zanneder misiniz, diye sordum. — Hayır! cevabını verdiler.
Sahih Muslim 7315
وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، - يَعْنِي الْجُرَيْرِيَّ - بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
{M-67} Bize İbni Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdu'l-Vehhâb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Saîd (yâni; El-Cüreyrî) bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.
Sahih Muslim 7316
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ يَعْنِي ابْنَ الْمُفَضَّلِ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عُلَيَّةَ - كِلَاهُمَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ " مِنْ خُلَفَائِكُمْ خَلِيفَةٌ يَحْثُو الْمَالَ حَثْيًا لَا يَعُدُّهُ عَدَدًا " . وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ حُجْرٍ " يَحْثِي الْمَالَ " .
Bize Nasr b. Ali El-Cahdamî rivâyet etti. (Dedi ki): Bize Bişr (yani; İbn Mufaddal) rivâyet etti. H. Ali b. Hucur Es-Sa'dî de rivâyet etti. (Dedi ki): Bize İsmail (yani; İbn Uleyye) rivâyet etti. Her iki râvi Saîd b. Yezîd'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivâyet etmişlerdir. Ebû Saîd (şöyle dedi): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem); «Halifelerinizden bir halife malı avuçla avuçlayacak, adetle saymayacaktır.» buyurdular. İbn Hucur'un rivâyetinde (yahsû yerine) yahsî denilmiştir.
Sahih Muslim 7317
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ يَعْنِي ابْنَ الْمُفَضَّلِ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ، بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عُلَيَّةَ - كِلاَهُمَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مِنْ خُلَفَائِكُمْ خَلِيفَةٌ يَحْثُو الْمَالَ حَثْيًا لاَ يَعُدُّهُ عَدَدًا " . وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ حُجْرٍ " يَحْثِي الْمَالَ " .
Bize Nasr b. Ali El-Cahdamî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Bişr (yâni; İbni Mufaddal) rivayet etti. H. Bize Ali b. Hucr Es-Sa'dî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail (yâni; İbni Uleyye) rivayet etti. Her iki râvi Saîd b. Yezîd'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etmişlerdir. Ebû Saîd (şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); «Sizin halifelerinizden bir halife malı avuçla avuçlayacak, adetle saymayacaktır.» buyurdular. İbni Hucur'un rivayetinde (yahsû yerine) yahsî denilmiştir.
Sahih Muslim 7318
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي مَسْلَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا نَضْرَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِعَمَّارٍ حِينَ جَعَلَ يَحْفِرُ الْخَنْدَقَ وَجَعَلَ يَمْسَحُ رَأْسَهُ وَيَقُولُ " بُؤْسَ ابْنِ سُمَيَّةَ تَقْتُلُكَ فِئَةٌ بَاغِيةٌ " .
Bize Muhammed b. Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Ebû Mesleme'den rivayet etti. (Demiş ki): Ben Ebû Nadra'yı Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet ederken dinledim. (Şöyle demiş): Bana benden daha hayırlı biri haber verdi ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ammâr hendeği kazmaya başladığı vakit onun başını siliyor ve: «İbni Sümeyye'ye yazık! Seni azgın bir çete öldürecek!» buyuruyormuş.
Sahih Muslim 7320
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مُعَاذِ بْنِ عَبَّادٍ الْعَنْبَرِيُّ، وَهُرَيْمُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالاَ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ قَالُوا أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي مَسْلَمَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَهُ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ النَّضْرِ أَخْبَرَنِي مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي أَبُو قَتَادَةَ . وَفِي حَدِيثِ خَالِدِ بْنِ الْحَارِثِ قَالَ أُرَاهُ يَعْنِي أَبَا قَتَادَةَ . وَفِي حَدِيثِ خَالِدٍ وَيَقُولُ " وَيْسَ " . أَوْ يَقُولُ " يَا وَيْسَ ابْنِ سُمَيَّةَ " .
Bana Muhammed b. Muâz b. Abbâd el-Anberî ile Hureym b. Abdi'l-A'lâ da rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hâlid b. Hâris rivayet etti. H. Bize İshâk b. İbrahim ile İshâk b. Mansûr, Mahmud b. Gaylân ve Muhammed b. Kudâme dahi rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Nadr b. Şümeyl haber verdi. Her iki râvi Şu'be'den, o da Ebû Mesleme'den naklen bu isnadla bu hadisin mislini rivayet etmişlerdir. Yalnız Nadr'ın hadisinde: «Bana benden daha hayırlı biri, Ebû Katâde haber verdi.» Hâlid b. Hâris'in hadisinde: «Zannederim Ebû Katâde'yi kastediyor.» Yine Hâlid'in hadisinde: «Veyse yahut ‘Yâ veyse'bni Sümeyye!’ diyordu.» cümleleri vardır.
Sahih Muslim 7321
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَبَلَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ الْعَمِّيُّ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، قَالَ عُقْبَةُ حَدَّثَنَا، وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَخْبَرَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ خَالِدًا، يُحَدِّثُ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحَسَنِ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِعَمَّارٍ " تَقْتُلُكَ الْفِئَةُ الْبَاغِيَةُ " .
Bana Muhammed b. Amr b. Cebele de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. H. Bize Ukbe b. Mükrem el-Ammî ile Ebû Bekir b. Nâfi' dahi rivayet ettiler. (Ukbe «Haddesenâ», Ebû Bekir ise «Ahberanâ» tabirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Gunder haber verdi. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki): Hâlid'i, Saîd b. Ebi'l-Hasen'den, o da annesinden, o da Ümmü Seleme'den naklen rivayet ederken dinledim ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ammâr'a: «Seni azgın çete öldürecektir.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7322
وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحَسَنِ، وَالْحَسَنِ، عَنْ أُمِّهِمَا، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .
{M-72} Bana İshak b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdüssamed b. Abdülvâris haber verdi. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid el-Hazzâ, Saîd b. Ebi'l-Hasen ile Hasen'den, onlar da annelerinden, o da Ümmü Seleme'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadisin mislini rivayet etti.
Sahih Muslim 7323
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أُمِّهِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَقْتُلُ عَمَّارًا الْفِئَةُ الْبَاغِيَةُ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail b. İbrahim, İbni Avn'den, o da Hasan'dan, o da annesinden, o da Ümmü Seleme'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ammâr'ı azgın çete öldürecektir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7324
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُهْلِكُ أُمَّتِي هَذَا الْحَىُّ مِنْ قُرَيْشٍ " . قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ " لَوْ أَنَّ النَّاسَ اعْتَزَلُوهُمْ " . وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ النَّوْفَلِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ فِي مَعْنَاهُ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Ebû't-Teyyâh'tan rivayet etti. (Dedi ki): Ebû Zür'a'yı, Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen şöyle derken işittim: «Ümmetimi Kureyş'ten şu kabile helâk edecektir.» Dediler ki: Bize ne emredersiniz? «Keşke insanlar onlardan uzak dursalar!» buyurdu. Bize Ahmed b. İbrahim ed-Devrakî ile Ahmed b. Osman en-Nevfelî de rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ebû Dâvud rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, bu isnadla bu hadisin manasında rivayette bulundu.
Sahih Muslim 7326
حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي عُمَرَ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ مَاتَ كِسْرَى فَلاَ كِسْرَى بَعْدَهُ وَإِذَا هَلَكَ قَيْصَرُ فَلاَ قَيْصَرَ بَعْدَهُ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتُنْفَقَنَّ كُنُوزُهُمَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ " . وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، ح وَحَدَّثَنِي ابْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، كِلاَهُمَا عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِإِسْنَادِ سُفْيَانَ وَمَعْنَى حَدِيثِهِ .
Bize Amr en-Nâkıd ile İbn Ebî Ömer rivayet ettiler. Lafız İbn Ebî Ömer'indir. Dediler ki: Bize Süfyân, Zührî'den, o Saîd b. Müseyyeb'den, o da Ebû Hüreyre'den rivayet etti. Ebû Hüreyre, Resûlullah'ın ﷺ şöyle buyurduğunu söyledi: "Kisrâ öldü; ondan sonra Kisrâ olmayacaktır. Kayser de helâk olduğunda ondan sonra Kayser olmayacaktır. Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki ikisinin hazineleri Allah yolunda mutlaka harcanacaktır." Bana Harmele b. Yahyâ da rivayet etti. Bize İbn Vehb haber verdi. Bana Yûnus haber verdi. Ayrıca bana İbn Râfi' ile Abd b. Humeyd, Abdürrezzâk'tan rivayet ettiler. Bize Ma'mer haber verdi. Yûnus ile Ma'mer'in her ikisi de Zührî'den, Süfyân'ın isnadıyla ve onun hadisinin anlamına uygun olarak rivayet etmişlerdir.
Sahih Muslim 7327
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلَكَ كِسْرَى ثُمَّ لاَ يَكُونُ كِسْرَى بَعْدَهُ وَقَيْصَرُ لَيَهْلِكَنَّ ثُمَّ لاَ يَكُونُ قَيْصَرُ بَعْدَهُ وَلَتُقْسَمَنَّ كُنُوزُهُمَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ " .
Bize Muhammed b. Râfi' rivayet etti. Bize Abdürrezzâk rivayet etti. Bize Ma'mer, Hemmâm b. Münebbih'den rivayet etti. Hemmâm şöyle dedi: Ebû Hüreyre'nin Resûlullah'tan ﷺ bize rivayet ettikleri bunlardır. Ardından birtakım hadisler zikretti. Bunlardan biri de Resûlullah'ın ﷺ şu sözüdür: "Kisrâ helâk oldu; ondan sonra Kisrâ olmayacaktır. Kayser de mutlaka helâk olacak; ondan sonra Kayser olmayacaktır. İkisinin hazineleri Allah yolunda mutlaka paylaştırılacaktır."
Sahih Muslim 7328
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - وَاللَّفْظُ لِعُثْمَانَ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، عُثْمَانُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَمَرَرْنَا بِصِبْيَانٍ فِيهِمُ ابْنُ صَيَّادٍ فَفَرَّ الصِّبْيَانُ وَجَلَسَ ابْنُ صَيَّادٍ فَكَأَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَرِهَ ذَلِكَ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " تَرِبَتْ يَدَاكَ أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ " . فَقَالَ لاَ . بَلْ تَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ . فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ذَرْنِي يَا رَسُولَ اللَّهِ حَتَّى أَقْتُلَهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنْ يَكُنِ الَّذِي تَرَى فَلَنْ تَسْتَطِيعَ قَتْلَهُ " .
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshâk b. İbrahim rivayet ettiler. Lafız Osman'ındır. İshâk "Ahberanâ", Osman ise "Haddesenâ" tabirlerini kullandı. Bize Cerîr, A'meş'den, o Ebû Vâil'den, o da Abdullah'tan naklen rivayet etti. Abdullah şöyle dedi: Resûlullah ﷺ ile birlikteydik. İçlerinde İbn Sayyâd'ın da bulunduğu birtakım çocukların yanından geçtik. Çocuklar kaçtı, İbn Sayyâd ise oturdu. Resûlullah ﷺ bundan hoşlanmamış gibi oldu ve ona: "Elleri toprağa bulanasıca! Benim Allah'ın resulü olduğuma şehadet ediyor musun?" dedi. İbn Sayyâd: "Hayır! Bilakis sen benim Allah'ın resulü olduğuma şehadet edersin." cevabını verdi. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb: "Bana müsaade buyur, yâ Resûlallah, onu öldüreyim." dedi. Resûlullah ﷺ: "Eğer o senin düşündüğün kimse ise onu öldürmeye gücün yetmez." buyurdu.
Sahih Muslim 7344
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالَ ابْنُ نُمَيْرٍ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَمْشِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَمَرَّ بِابْنِ صَيَّادٍ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ خَبَأْتُ لَكَ خَبِيئًا " . فَقَالَ دُخٌّ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اخْسَأْ فَلَنْ تَعْدُوَ قَدْرَكَ " . فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ دَعْنِي فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " دَعْهُ فَإِنْ يَكُنِ الَّذِي تَخَافُ لَنْ تَسْتَطِيعَ قَتْلَهُ " .
Bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr ile İshâk b. İbrahim ve Ebû Kureyb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kureyb'indir. (İbni Numeyr: Haddesena; ötekiler: Ahberana tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Ebû Muâviye haber verdi. (Dedi ki): Bize A'meş, Şakîk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le beraber yürüyorduk. Derken İbni Sayyâd'ın yanına uğradı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Senin için bir şey sakladım.» dedi. İbni Sayyad: — Dumandır! dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sus! Sen değerini aşamazsın!» buyurdu. Bunun üzerine Ömer: — Yâ Resûlallah, bana müsaade et de şunun boynunu vuruvereyim, dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bırak onu! Eğer bu korktuğun şahıs ise, sen onu asla öldüremezsin.» buyurdular.
Sahih Muslim 7345
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ نُوحٍ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ لَقِيَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فِي بَعْضِ طُرُقِ الْمَدِينَةِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ " . فَقَالَ هُوَ أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " آمَنْتُ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ مَا تَرَى " . قَالَ أَرَى عَرْشًا عَلَى الْمَاءِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَرَى عَرْشَ إِبْلِيسَ عَلَى الْبَحْرِ وَمَا تَرَى " . قَالَ أَرَى صَادِقَيْنِ وَكَاذِبًا أَوْ كَاذِبَيْنِ وَصَادِقًا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لُبِسَ عَلَيْهِ دَعُوهُ " .
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Salim b. Nuh, Cüreyrî'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): İbni Sayyâd'a Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr ve Ömer, Medine'nin bir yolunda tesadüf ettiler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Benim Resulullah olduğuma şehâdet eder misin?» dedi. O da: — Benim Resûlullah olduğuma şehâdet eder misin? mukabelesinde bulundu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ben Allah'a, meleklerine ve kitaplarına imân ettim. Ne görürsün?» dedi. İbni Sayyad: — Suyun üzerinde bir taht görüyorum, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Denizin üzerinde İblis'in tahtını mı görüyorsun? (Daha) ne görüyorsun?» dedi. — İki doğrucu bir yalancı, yahut iki yalancı bir doğrucu görüyorum! cevabını verdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Karıştırdı, bırakın onu!» buyurdular.
Sahih Muslim 7346
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا أَبُو نَضْرَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَقِيَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ابْنَ صَائِدٍ وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَابْنُ صَائِدٍ مَعَ الْغِلْمَانِ . فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ الْجُرَيْرِيِّ .
Bize Yahya b. Habîb ile Muhammed b. Abdi'l-A'lâ rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Mu'temir rivayet etti. (Dedi ki): Ben babamdan dinledim. (Dedi ki): Bize Ebû Nadra, Câbir b. Abdillah'dan rivayet etti. (Şöyle demiş): Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), beraberinde Ebû Bekr'le Ömer olduğu halde İbni Sâid'e rastladı. İbni Sâid çocuklarla beraberdi... Ve Cüreyrî'nin hadîsi gibi nakletti.
Sahih Muslim 7347
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا دَاوُدُ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ صَحِبْتُ ابْنَ صَائِدٍ إِلَى مَكَّةَ فَقَالَ لِي أَمَا قَدْ لَقِيتُ مِنَ النَّاسِ يَزْعُمُونَ أَنِّي الدَّجَّالُ أَلَسْتَ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّهُ لاَ يُولَدُ لَهُ " . قَالَ قُلْتُ بَلَى . قَالَ فَقَدْ وُلِدَ لِي . أَوَلَيْسَ سَمِعْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ وَلاَ مَكَّةَ " . قُلْتُ بَلَى . قَالَ فَقَدْ وُلِدْتُ بِالْمَدِينَةِ وَهَذَا أَنَا أُرِيدُ مَكَّةَ - قَالَ - ثُمَّ قَالَ لِي فِي آخِرِ قَوْلِهِ أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْلَمُ مَوْلِدَهُ وَمَكَانَهُ وَأَيْنَ هُوَ . قَالَ فَلَبَسَنِي .
Bana Ubeydullah b. Ömer El-Kavârîrî ile Muhammed b. Müsennâ rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdu'l-A'lâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Dâvud, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Said-i Hudrî'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): İbni Sâid'le Mekke'ye kadar arkadaşlık ettim. Bana dedi ki: — Beri bak, insanlardan öylesine rastladım ki, beni Deccal zannediyorlar. Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Onun çocuğu doğmayacak!» derken işitmedin mi? Ben: — Hay hay! (işittim) dedim. — Benim çocuğum doğdu. Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «O Medîne ile Mekke'ye giremez!» derken işitmedin mi? dedi. Ben: — Hay hay! (işittim) dedim. — Ben Medine'de doğdum ve işte Mekke'ye gidiyorum, dedi. Sonra sözünün nihayetinde bana şunu söyledi: — Beri bak, ben onun doğduğu yeri, mekânını ve nerede olduğunu pek âlâ bilirim. Böylece beni şaşırttı.
Sahih Muslim 7348
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ لِيَ ابْنُ صَائِدٍ وَأَخَذَتْنِي مِنْهُ ذَمَامَةٌ هَذَا عَذَرْتُ النَّاسَ مَا لِي وَلَكُمْ يَا أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ أَلَمْ يَقُلْ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهُ يَهُودِيٌّ " . وَقَدْ أَسْلَمْتُ . قَالَ " وَلاَ يُولَدُ لَهُ " . وَقَدْ وُلِدَ لِي . وَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ قَدْ حَرَّمَ عَلَيْهِ مَكَّةَ " . وَقَدْ حَجَجْتُ . قَالَ فَمَا زَالَ حَتَّى كَادَ أَنْ يَأْخُذَ فِيَّ قَوْلُهُ . قَالَ فَقَالَ لَهُ أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْلَمُ الآنَ حَيْثُ هُوَ وَأَعْرِفُ أَبَاهُ وَأُمَّهُ . قَالَ وَقِيلَ لَهُ أَيَسُرُّكَ أَنَّكَ ذَاكَ الرَّجُلُ قَالَ فَقَالَ لَوْ عُرِضَ عَلَىَّ مَا كَرِهْتُ .
Bize Yahya b. Habîb ile Muhammed b. Abdi'l-A'lâ rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Mu'temir rivayet etti. (Dedi ki): Babamı Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet ederken dinledim. Ebû Saîd şöyle demiş: Kendisinden utandığım bir halde İbni Sâid bana şunu söyledi: — Haydi insanları mazur gördüm. Ya benden size ne, ey Muhammed'in arkadaşları! Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Deccal Yahudidir!» demedi mi? İşte ben Müslüman oldum. «Onun çocuğu olmayacak!» demedi mi? İşte benim çocuğum oldu. «Allah ona Mekke'yi haram kılmıştır!» demedi mi? İşte ben haccettim, dedi. Sözüne devam etti. Hatta az kaldı sözü bana tesir ediyordu. İbni Sayyad Ebû Saîd'e: — Beri bak, vallahi! Ben şimdi onun nerede olduğunu pek âlâ biliyorum. Babasını ve annesini de biliyorum, demiş. Kendisine: — Bu adamın yerine sen olmak ister miydin? demişler. — Bana arzolunsa geri çevirmezdim, cevabını vermiş.
Sahih Muslim 7349
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ نُوحٍ، أَخْبَرَنِي الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ خَرَجْنَا حُجَّاجًا أَوْ عُمَّارًا وَمَعَنَا ابْنُ صَائِدٍ - قَالَ - فَنَزَلْنَا مَنْزِلاً فَتَفَرَّقَ النَّاسُ وَبَقِيتُ أَنَا وَهُوَ فَاسْتَوْحَشْتُ مِنْهُ وَحْشَةً شَدِيدَةً مِمَّا يُقَالُ عَلَيْهِ - قَالَ - وَجَاءَ بِمَتَاعِهِ فَوَضَعَهُ مَعَ مَتَاعِي . فَقُلْتُ إِنَّ الْحَرَّ شَدِيدٌ فَلَوْ وَضَعْتَهُ تَحْتَ تِلْكَ الشَّجَرَةِ - قَالَ - فَفَعَلَ - قَالَ - فَرُفِعَتْ لَنَا غَنَمٌ فَانْطَلَقَ فَجَاءَ بِعُسٍّ فَقَالَ اشْرَبْ أَبَا سَعِيدٍ . فَقُلْتُ إِنَّ الْحَرَّ شَدِيدٌ وَاللَّبَنُ حَارٌّ . مَا بِي إِلاَّ أَنِّي أَكْرَهُ أَنْ أَشْرَبَ عَنْ يَدِهِ - أَوْ قَالَ آخُذَ عَنْ يَدِهِ - فَقَالَ أَبَا سَعِيدٍ لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ آخُذَ حَبْلاً فَأُعَلِّقَهُ بِشَجَرَةٍ ثُمَّ أَخْتَنِقَ مِمَّا يَقُولُ لِيَ النَّاسُ يَا أَبَا سَعِيدٍ مَنْ خَفِيَ عَلَيْهِ حَدِيثُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا خَفِيَ عَلَيْكُمْ مَعْشَرَ الأَنْصَارِ أَلَسْتَ مِنْ أَعْلَمِ النَّاسِ بِحَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَلَيْسَ قَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هُوَ كَافِرٌ " . وَأَنَا مُسْلِمٌ أَوَلَيْسَ قَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هُوَ عَقِيمٌ لاَ يُولَدُ لَهُ " . وَقَدْ تَرَكْتُ وَلَدِي بِالْمَدِينَةِ أَوَ لَيْسَ قَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ وَلاَ مَكَّةَ " . وَقَدْ أَقْبَلْتُ مِنَ الْمَدِينَةِ وَأَنَا أُرِيدُ مَكَّةَ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ حَتَّى كِدْتُ أَنْ أَعْذِرَهُ . ثُمَّ قَالَ أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْرِفُهُ وَأَعْرِفُ مَوْلِدَهُ وَأَيْنَ هُوَ الآنَ . قَالَ قُلْتُ لَهُ تَبًّا لَكَ سَائِرَ الْيَوْمِ .
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Salim b. Nûh rivayet etti. (Dedi ki): Bana Cüreyrî, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen haber verdi. (Şöyle demiş): Beraberimizde İbni Sâid olduğu halde haccetmek yahut umre yapmak için yola çıktık. Bir konağa indik. Derken insanlar dağıldı. Ben ve o, ikimiz kaldık. Onun hakkında söylenenlerden dolayı kendisinden şiddetle ürktüm. O eşyasını getirerek benim eşyamın yanına koydu. Ben: — Gerçekten sıcak şiddetlidir. O eşyayı şu ağacın altına koysana! dedim. Dediğimi yaptı. Bize koyun sütü ikram edildi. İbni Sâid giderek büyük bir kadeh getirdi ve: — İç Ebû Saîd, dedi. Ben: — Gerçekten sıcak şiddetlidir. Süt de sıcaktır, dedim. Hâlbuki bir şeyim yoktu. Yalnız onun elinden içmek istemiyordum —yahut onun elinden almak istemiyordum, demiştir.— Bunun üzerine şunu söyledi: — Ey Ebâ Saîd, içimden öyle geçti ki, hakkımda halkın söylediklerinden dolayı bir ip alayım da onu bir ağaca asarak kendimi boğayım. Yâ Ebâ Saîd, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hadîsi siz Ensar cemaatine âyân olduğu kadar kime âyân olmuştur? Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hadîsini en iyi bilen insanlardan değil misin? Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Deccal kâfirdir!» demedi mi? Hâlbuki ben Müslümanım. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O kısırdır, çocuğu olmaz!» demedi mi? Hâlbuki ben çocuğumu Medine'de bıraktım. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «O Medine'ye ve Mekke'ye giremez!» demedi mi? Hâlbuki ben Medine'den yöneldim, Mekke'ye gidiyorum. Ebû Saîd-i Hudrî demiş ki: Az kaldı onu mazur görüyordum. Sonra şunu söyledi: — Beri bak, vallahi ben onu pekâlâ biliyorum. Doğduğu yeri ve şimdi nerede olduğunu da biliyorum. Kendisine: — Bugünün geri kalan saatlarında sana yazıklar olsun! dedim.
Sahih Muslim 7350
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُفَضَّلٍ - عَنْ أَبِي مَسْلَمَةَ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاِبْنِ صَائِدٍ " مَا تُرْبَةُ الْجَنَّةِ " . قَالَ دَرْمَكَةٌ بَيْضَاءُ مِسْكٌ يَا أَبَا الْقَاسِمِ . قَالَ " صَدَقْتَ " .
Bize Nasr b. Alî El-Cehdamî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Bişr (yâni İbni Mufaddal) Ebû Mesleme'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İbni Said'e: «Cennetin toprağı nedir?» diye sordu. — Beyaz un'dur. Miskdir, yâ Ebâ'l-Kâsım! cevabını verdi. «Doğru söyledin!» buyurdular.
Sahih Muslim 7351
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ ابْنَ صَيَّادٍ، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ تُرْبَةِ الْجَنَّةِ فَقَالَ " دَرْمَكَةٌ بَيْضَاءُ مِسْكٌ خَالِصٌ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme, Cüreyrî'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd'den naklen rivayet etti ki, İbni Sayyâd, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e cennetin toprağını sormuş da: «Beyaz un'dur, hâlis miskdir!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7352
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ رَأَيْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَحْلِفُ بِاللَّهِ أَنَّ ابْنَ صَائِدٍ الدَّجَّالُ، فَقُلْتُ أَتَحْلِفُ بِاللَّهِ قَالَ إِنِّي سَمِعْتُ عُمَرَ يَحْلِفُ عَلَى ذَلِكَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يُنْكِرْهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Sa'd b. İbrahim'den, o da Muhammed b. Münkedir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Câbir b. Abdillah'ı, İbni Saîd Deccal'dır diye Allah'a yemin ederken gördüm de: — Allah'a yemin mi ediyorsun? dedim. — Ben Ömer'i, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda bunun üzerine yemin ederken işittim. Fakat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona itirazda bulunmadı, dedi.
Sahih Muslim 7353
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَرْمَلَةَ بْنِ عِمْرَانَ التُّجِيبِيُّ، أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ انْطَلَقَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ قِبَلَ ابْنِ صَيَّادٍ حَتَّى وَجَدَهُ يَلْعَبُ مَعَ الصِّبْيَانِ عِنْدَ أُطُمِ بَنِي مَغَالَةَ وَقَدْ قَارَبَ ابْنُ صَيَّادٍ يَوْمَئِذٍ الْحُلُمَ فَلَمْ يَشْعُرْ حَتَّى ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ظَهْرَهُ بِيَدِهِ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاِبْنِ صَيَّادٍ " أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ " . فَنَظَرَ إِلَيْهِ ابْنُ صَيَّادٍ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ الأُمِّيِّينَ . فَقَالَ ابْنُ صَيَّادٍ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ فَرَفَضَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " آمَنْتُ بِاللَّهِ وَبِرُسُلِهِ " . ثُمَّ قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَاذَا تَرَى " . قَالَ ابْنُ صَيَّادٍ يَأْتِينِي صَادِقٌ وَكَاذِبٌ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خُلِّطَ عَلَيْكَ الأَمْرُ " . ثُمَّ قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي قَدْ خَبَأْتُ لَكَ خَبِيئًا " . فَقَالَ ابْنُ صَيَّادٍ " هُوَ الدُّخُّ " . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اخْسَأْ فَلَنْ تَعْدُوَ قَدْرَكَ " . فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ذَرْنِي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَضْرِبْ عُنُقَهُ . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنْ يَكُنْهُ فَلَنْ تُسَلَّطَ عَلَيْهِ وَإِنْ لَمْ يَكُنْهُ فَلاَ خَيْرَ لَكَ فِي قَتْلِهِ " . وَقَالَ سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، يَقُولُ انْطَلَقَ بَعْدَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ الأَنْصَارِيُّ إِلَى النَّخْلِ الَّتِي فِيهَا ابْنُ صَيَّادٍ حَتَّى إِذَا دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّخْلَ طَفِقَ يَتَّقِي بِجُذُوعِ النَّخْلِ وَهُوَ يَخْتِلُ أَنْ يَسْمَعَ مِنِ ابْنِ صَيَّادٍ شَيْئًا قَبْلَ أَنْ يَرَاهُ ابْنُ صَيَّادٍ فَرَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُضْطَجِعٌ عَلَى فِرَاشٍ فِي قَطِيفَةٍ لَهُ فِيهَا زَمْزَمَةٌ فَرَأَتْ أُمُّ ابْنِ صَيَّادٍ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَتَّقِي بِجُذُوعِ النَّخْلِ فَقَالَتْ لاِبْنِ صَيَّادٍ يَا صَافِ - وَهُوَ اسْمُ ابْنِ صَيَّادٍ - هَذَا مُحَمَّدٌ . فَثَارَ ابْنُ صَيَّادٍ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ تَرَكَتْهُ بَيَّنَ " . قَالَ سَالِمٌ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّاسِ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ ذَكَرَ الدَّجَّالَ فَقَالَ " إِنِّي لأُنْذِرُكُمُوهُ مَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَهُ قَوْمَهُ لَقَدْ أَنْذَرَهُ نُوحٌ قَوْمَهُ وَلَكِنْ أَقُولُ لَكُمْ فِيهِ قَوْلاً لَمْ يَقُلْهُ نَبِيٌّ لِقَوْمِهِ تَعَلَّمُوا أَنَّهُ أَعْوَرُ وَأَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لَيْسَ بِأَعْوَرَ " . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَأَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيُّ أَنَّهُ أَخْبَرَهُ بَعْضُ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ حَذَّرَ النَّاسَ الدَّجَّالَ " إِنَّهُ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ يَقْرَؤُهُ مَنْ كَرِهَ عَمَلَهُ أَوْ يَقْرَؤُهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ " . وَقَالَ " تَعَلَّمُوا أَنَّهُ لَنْ يَرَى أَحَدٌ مِنْكُمْ رَبَّهُ عَزَّ وَجَلَّ حَتَّى يَمُوتَ " .
Bana Harmele b. Yahya b. Abdillah b. Harmele b. İmrân et-Tücîbî rivayet etti. Dedi ki: Bana İbn Vehb haber verdi. Dedi ki: Bana Yûnus, İbn Şihâb'dan, o da Sâlim b. Abdillah'dan naklen haber verdi. Sâlim'e de Abdullah b. Ömer haber vermiş ki, Ömer b. Hattâb, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bir cemaat içinde İbn Sayyâd'ın tarafına gitmiş. Onu Benî Mağâle'nin kalesi yanında çocuklarla beraber oynarken bulmuş. İbn Sayyâd o gün bulûğa yaklaşmış bulunuyormuş. Hiç hissetmeden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eliyle sırtına dokunmuş. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) İbn Sayyâd'a: «Benim Resûlullah olduğuma şehâdet ediyor musun?» demiş. İbn Sayyâd ona bir bakmış ve: «Şehâdet ederim ki sen ümmîlerin resûlüsün!» demiş. İbn Sayyâd da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: «Sen benim Resûlullah olduğuma şehâdet ediyor musun?» demiş. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu reddetmiş ve: «Allah'a ve peygamberlerine iman ettim!» buyurmuş. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: «Ne görüyorsun?» diye sormuş. İbn Sayyâd: «Bana bir doğrucu ile bir yalancı geliyor.» cevabını vermiş. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendisine: «Bu iş sana karıştırıldı.» demiş. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: «Ben senin için bir şey sakladım.» buyurmuş. İbn Sayyâd: «O dumandır.» demiş. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: «Sus! Sen asla haddini aşamazsın!» buyurmuş. Derken Ömer b. Hattâb: «Bana müsaade buyur yâ Resûlallah! Şunun boynunu vurayım.» demiş. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: «Eğer bu o ise sen ona asla musallat olamazsın. O değilse onu öldürmekte senin için bir hayır yoktur.» buyurmuş. Sâlim b. Abdullah dedi ki: Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işittim: Bundan sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Übey b. Kâ'b el-Ensârî, İbn Sayyâd'ın bulunduğu hurmalığa gittiler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hurmalığa girince, İbn Sayyâd kendisini görmeden önce ondan bir şeyler işitmek isteyerek hurma gövdelerinin arkasına saklanmaya başladı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), İbn Sayyâd'ı bir yatak üzerinde, içinde mırıldandığı bir örtüye bürünmüş hâlde gördü. İbn Sayyâd'ın annesi, hurma gövdelerinin arkasına saklanan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i görünce İbn Sayyâd'a: «Ey Sâf! Bu Muhammed'dir!» dedi. Sâf, İbn Sayyâd'ın adıydı. Bunun üzerine İbn Sayyâd sıçrayıp kalktı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): «Kadın onu bıraksaydı hâlini belli edecekti.» buyurdu. Sâlim dedi ki: Abdullah b. Ömer şöyle söyledi: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) insanların arasında ayağa kalktı. Allah'a layık olduğu şekilde hamdetti. Sonra Deccâl'i anarak şöyle buyurdu: «Ben sizi ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki kavmini ona karşı uyarmış olmasın. Nûh da kavmini ona karşı uyarmıştır. Fakat ben size onun hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim: Bilin ki o tek gözlüdür. Şüphesiz yüce ve mübarek Allah tek gözlü değildir.» İbn Şihâb dedi ki: Ömer b. Sâbit el-Ensârî de bana haber verdi. Ona Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabından biri haber vermiş ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), insanları Deccâl'e karşı uyardığı gün şöyle buyurmuştur: «Onun iki gözünün arasında ‘kâfir’ yazılıdır. Onun amelini hoş görmeyen kimse yahut her mümin bunu okuyacaktır.» Bir de şöyle buyurmuştur: «Bilin ki sizden hiç kimse ölünceye kadar aziz ve celil olan Rabbini göremeyecektir.»
Sahih Muslim 7356
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ قَالَ انْطَلَقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَعَهُ رَهْطٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ حَتَّى وَجَدَ ابْنَ صَيَّادٍ غُلاَمًا قَدْ نَاهَزَ الْحُلُمَ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ عِنْدَ أُطُمِ بَنِي مُعَاوِيَةَ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ يُونُسَ إِلَى مُنْتَهَى حَدِيثِ عُمَرَ بْنِ ثَابِتٍ وَفِي الْحَدِيثِ عَنْ يَعْقُوبَ قَالَ قَالَ أُبَىٌّ - يَعْنِي فِي قَوْلِهِ لَوْ تَرَكَتْهُ بَيَّنَ - قَالَ لَوْ تَرَكَتْهُ أُمُّهُ بَيَّنَ أَمْرَهُ .
Bize Hasan b. Ali el-Hulvânî ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kûb, bu zat İbn İbrahim b. Sa'd'dır, rivayet etti. Dedi ki: Bize babam, Sâlih'den, o da İbn Şihâb'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Sâlim b. Abdillah haber verdi ki, Abdullah b. Ömer şöyle demiş: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), içlerinde Ömer b. Hattâb da bulunan bir grup ashabıyla birlikte gitti ve İbn Sayyâd'ı, Benî Muâviye'nin kalesi yanında çocuklarla beraber oynayan, bulûğa yaklaşmış bir çocuk olarak buldu. Râvi, hadisi Ömer b. Sâbit hadisinin sonuna kadar Yûnus'un hadisi gibi rivayet etmiştir. Ya'kûb'dan rivayet edilen hadiste râvi şöyle demiştir: Übey, «Kadın onu bıraksaydı beyan ederdi.» sözünü kastederek: «Annesi onu bıraksaydı hâlini beyan ederdi.» dedi.
Sahih Muslim 7357
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، وَسَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، جَمِيعًا عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِابْنِ صَيَّادٍ فِي نَفَرٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَهُوَ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ عِنْدَ أُطُمِ بَنِي مَغَالَةَ وَهُوَ غُلاَمٌ . بِمَعْنَى حَدِيثِ يُونُسَ وَصَالِحٍ غَيْرَ أَنَّ عَبْدَ بْنَ حُمَيْدٍ لَمْ يَذْكُرْ حَدِيثَ ابْنِ عُمَرَ فِي انْطِلاَقِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَعَ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ إِلَى النَّخْلِ .
Bize Abd b. Humeyd ile Seleme b. Şebîb dahi hep birden Abdürrezzâk'dan rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Sâlim'den, o da İbn Ömer'den naklen haber verdi ki, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), aralarında Ömer b. Hattâb da bulunduğu hâlde ashabından bir cemaat içinde İbn Sayyâd'ın yanına uğramış. İbn Sayyâd, Benî Mağâle'nin kalesi yanında çocuklarla birlikte oynuyormuş. Kendisi de henüz çocukmuş. Râvi, Yûnus ile Sâlih'in hadisi mânâsında rivayette bulunmuştur. Şu kadar var ki Abd b. Humeyd, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Übey b. Kâ'b ile hurmalığa gitmesi hususundaki İbn Ömer hadisini anmamıştır.
Sahih Muslim 7358
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ لَقِيَ ابْنُ عُمَرَ ابْنَ صَائِدٍ فِي بَعْضِ طُرُقِ الْمَدِينَةِ فَقَالَ لَهُ قَوْلاً أَغْضَبَهُ فَانْتَفَخَ حَتَّى مَلأَ السِّكَّةَ فَدَخَلَ ابْنُ عُمَرَ عَلَى حَفْصَةَ وَقَدْ بَلَغَهَا فَقَالَتْ لَهُ رَحِمَكَ اللَّهُ مَا أَرَدْتَ مِنِ ابْنِ صَائِدٍ أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّمَا يَخْرُجُ مِنْ غَضْبَةٍ يَغْضَبُهَا " .
Bize Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişam, Eyyub'dan, o da Nâfi'den naklen rivayet etti. Nâfi' şöyle demiş: İbni Ömer Medine yollarından birinde İbni Sâid'e rastladı da ona, kendisini kızdıracak bir söz söyledi. O da şişti. Hattâ sokağı doldurdu. Müteakiben İbni Ömer Hafsa'nın yanına girdi. Bunu o da duymuştu. Ona: — Allah iyiliğini versin! İbni Sâid'den ne istedin? Bilmez misin ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu ancak öfkelendiği bir öfke sebebiyle çıkar.» buyurdular.
Sahih Muslim 7359
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، - يَعْنِي ابْنَ حَسَنِ بْنِ يَسَارٍ - حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ كَانَ نَافِعٌ يَقُولُ ابْنُ صَيَّادٍ . قَالَ قَالَ ابْنُ عُمَرَ لَقِيتُهُ مَرَّتَيْنِ - قَالَ - فَلَقِيتُهُ فَقُلْتُ لِبَعْضِهِمْ هَلْ تَحَدَّثُونَ أَنَّهُ هُوَ قَالَ لاَ وَاللَّهِ - قَالَ - قُلْتُ كَذَبْتَنِي وَاللَّهِ لَقَدْ أَخْبَرَنِي بَعْضُكُمْ أَنَّهُ لَنْ يَمُوتَ حَتَّى يَكُونَ أَكْثَرَكُمْ مَالاً وَوَلَدًا فَكَذَلِكَ هُوَ زَعَمُوا الْيَوْمَ - قَالَ - فَتَحَدَّثْنَا ثُمَّ فَارَقْتُهُ - قَالَ - فَلَقِيتُهُ لَقْيَةً أُخْرَى وَقَدْ نَفَرَتْ عَيْنُهُ - قَالَ - فَقُلْتُ مَتَى فَعَلَتْ عَيْنُكَ مَا أَرَى قَالَ لاَ أَدْرِي - قَالَ - قُلْتُ لاَ تَدْرِي وَهِيَ فِي رَأْسِكَ قَالَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ خَلَقَهَا فِي عَصَاكَ هَذِهِ . قَالَ فَنَخَرَ كَأَشَدِّ نَخِيرِ حِمَارٍ سَمِعْتُ - قَالَ - فَزَعَمَ بَعْضُ أَصْحَابِي أَنِّي ضَرَبْتُهُ بِعَصًا كَانَتْ مَعِيَ حَتَّى تَكَسَّرَتْ وَأَمَّا أَنَا فَوَاللَّهِ مَا شَعَرْتُ - قَالَ - وَجَاءَ حَتَّى دَخَلَ عَلَى أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ فَحَدَّثَهَا فَقَالَتْ مَا تُرِيدُ إِلَيْهِ أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّهُ قَدْ قَالَ " إِنَّ أَوَّلَ مَا يَبْعَثُهُ عَلَى النَّاسِ غَضَبٌ يَغْضَبُهُ " .
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyn (yani İbni Hasen b. Yesâr) rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Avn, Nâfi'den rivayet etti. (Demiş ki): Nâfi', İbni Sayyâd'ın lâfını ediyordu. İbni Ömer dedi ki: Ben ona iki defa rastladım. Bir defa rastladığımda bir zata: Bunun o (Deccal) olduğunu mu konuşuyorsunuz? dedim. — Hayır vallahi! cevabını verdi. — Bana yalan söyledin. Vallahi bana biriniz haber verdi ki, o sizin hepinizden çok mal ve çocuk sahibi olmadıkça ölmeyecektir. Söylendiğine göre bugün o da öyledir, dedim. Müteakiben biraz konuştuk, sonra ondan ayrıldım. İbni Sayyâd'a başka bir defa daha rastladım. Gözü şişmişti: — Bu gördüğümü gözün ne zaman yaptı? diye sordum. — Bilmiyorum! diye cevap verdi. — Gözün başında olduğu hâlde bilmiyorsun ha! dedim. — Allah dilerse onu senin şu sopanda da halkeder, dedi ve işittiğim en şiddetli eşek anırması gibi anırdı. Bazı dostlarım onu elimdeki sopayla, sopa kırılıncaya kadar dövdüğümü söylediler. Ama ben vallahi hatırlamıyorum, dedi. Râvi diyor ki, İbni Ömer gelerek Ümmü'l-Mü'minîn'in yanına girdi ve hâdiseyi ona anlattı. Ümmü'l-Mü'minîn (Hafsa): — Ondan ne istiyorsun? Bilmez misin ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hiç şüphe yok ki, onu insanlar üzerine gönderecek olan ilk şey, kızdığı gazap olacaktır.» buyurdular, dedi.
Sahih Muslim 7360
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَكَرَ الدَّجَّالَ بَيْنَ ظَهْرَانَىِ النَّاسِ فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى لَيْسَ بِأَعْوَرَ . أَلاَ وَإِنَّ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ أَعْوَرُ الْعَيْنِ الْيُمْنَى كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِئَةٌ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme ile Muhammed b. Bişr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. H. Bize İbni Numeyr de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) halkın arasında Deccal'ı anarak şöyle buyurmuşlar: «Şüphesiz ki, Allah Teâlâ tek gözlü değildir. Dikkat edin ki, Mesih Deccal'ın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.»
Sahih Muslim 7361
حَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ، وَأَبُو كَامِلٍ قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - وَهُوَ ابْنُ زَيْدٍ - عَنْ أَيُّوبَ، وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، - يَعْنِي ابْنَ إِسْمَاعِيلَ - عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، كِلاَهُمَا عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .
Bana Ebû'r-Rabî ile Ebû Kâmil rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hammâd (bu zat İbni Zeyd'dir), Eyyûb'dan rivayet etti. Bize Muhammed b. Abbâd da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâtim (yani İbni İsmail), Musa b. Ukbe'den rivayet etti. Her iki râvî Nâfi'den, o da İbni Ömer'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadisin mislini rivayet etmişlerdir.
Sahih Muslim 7362
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَ أُمَّتَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ أَلاَ إِنَّهُ أَعْوَرُ وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ وَمَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ ك ف ر " .
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Katâde'den rivayet etti. (Demiş ki): Ben Enes b. Mâlik'ten dinledim. (Şöyle dedi): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hiçbir Nebi yoktur ki ümmetini tek gözlü yalancıdan uyarmış olmasın. Dikkat edin ki onun bir gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Körün iki gözünün arasında ke fe re yazılmış olacaktır.» buyurdular.
Sahih Muslim 7363
حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الدَّجَّالُ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ ك ف ر أَىْ كَافِرٌ " .
Bize İbni Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. Lafız İbni Müsennâ'nındır. (Dediler ki): Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam, Katâde'den rivayet etti. (Demiş ki): Bize Enes b. Mâlik rivayet etti ki Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Deccal'ın iki gözü arasında ke fe re, yani kâfir yazılmış olacaktır.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 7364
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ شُعَيْبِ بْنِ الْحَبْحَابِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الدَّجَّالُ مَمْسُوحُ الْعَيْنِ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ " . ثُمَّ تَهَجَّاهَا ك ف ر " يَقْرَؤُهُ كُلُّ مُسْلِمٍ " .
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Affan rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdû'l-Vâris, Şuayb b. Habhab'dan, o da Enes b. Mâlik'den naklen rivayet etti. Enes şöyle demiş: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Deccal gözü silik bir kimsedir, iki gözünün arasında kâfir yazılıdır.» buyurdu. Sonra bunu heceleyerek: «Ke fe re!» diye okudu. «Bunu her müslüman okuyacaktır.» buyurdular.
Sahih Muslim 7365
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الدَّجَّالُ أَعْوَرُ الْعَيْنِ الْيُسْرَى جُفَالُ الشَّعَرِ مَعَهُ جَنَّةٌ وَنَارٌ فَنَارُهُ جَنَّةٌ وَجَنَّتُهُ نَارٌ " .
Bize Muhammed b. Abdillah b. Numeyr ile Muhammed b. Ala ve İshak b. İbrahim rivayet ettiler. (İshak: Ahberanâ, ötekiler: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. Dediler ki): Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Şakık'dan, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Deccal, sol gözü kör, saçı çok bir adamdır. Beraberinde cennet ve cehennem vardır. Onun cehennemi cennet, cenneti de cehennemdir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7366
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لأَنَا أَعْلَمُ بِمَا مَعَ الدَّجَّالِ مِنْهُ مَعَهُ نَهْرَانِ يَجْرِيَانِ أَحَدُهُمَا رَأْىَ الْعَيْنِ مَاءٌ أَبْيَضُ وَالآخَرُ رَأْىَ الْعَيْنِ نَارٌ تَأَجَّجُ فَإِمَّا أَدْرَكَنَّ أَحَدٌ فَلْيَأْتِ النَّهْرَ الَّذِي يَرَاهُ نَارًا وَلْيُغَمِّضْ ثُمَّ لْيُطَأْطِئْ رَأْسَهُ فَيَشْرَبَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مَاءٌ بَارِدٌ وَإِنَّ الدَّجَّالَ مَمْسُوحُ الْعَيْنِ عَلَيْهَا ظَفَرَةٌ غَلِيظَةٌ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ يَقْرَؤُهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ كَاتِبٍ وَغَيْرِ كَاتِبٍ " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Harun, Ebû Mâlik el-Eşcaî'den, o da Rıb'î b. Hıraş'dan, o da Huzeyfe'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Ben Deccal'ın beraberinde ne olduğunu ondan daha iyi bilirim. Onun beraberinde akan iki nehir vardır. Biri görünürde beyaz su, diğeri görünürde yanan ateştir. Eğer bir kimse buna yetişirse, ateş gördüğü nehre gelsin, gözünü yumsun. Sonra başını eğerek ondan içsin. Çünkü o soğuk sudur. Hakikaten Deccal'ın gözü siliktir, üzerinde kalın bir deri vardır. İki gözünün arasında kâfir yazılıdır. Onu yazan ve yazmayan her mü'min okur.»
Sahih Muslim 7367
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ صَفْوَانَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَمْرٍو أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ انْطَلَقْتُ مَعَهُ إِلَى حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ فَقَالَ لَهُ عُقْبَةُ حَدِّثْنِي مَا سَمِعْتَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الدَّجَّالِ . قَالَ " إِنَّ الدَّجَّالَ يَخْرُجُ وَإِنَّ مَعَهُ مَاءً وَنَارًا فَأَمَّا الَّذِي يَرَاهُ النَّاسُ مَاءً فَنَارٌ تُحْرِقُ وَأَمَّا الَّذِي يَرَاهُ النَّاسُ نَارًا فَمَاءٌ بَارِدٌ عَذْبٌ فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَلْيَقَعْ فِي الَّذِي يَرَاهُ نَارًا فَإِنَّهُ مَاءٌ عَذْبٌ طَيِّبٌ " . فَقَالَ عُقْبَةُ وَأَنَا قَدْ سَمِعْتُهُ تَصْدِيقًا لِحُذَيْفَةَ .
Bize Ali b. Hucur rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şuayb b. Safvan, Abdü'l-Melik b. Umeyr'den, o da Rıb'î b. Hîraş'dan, o da Ukbe b. Amr Ebû Mes'ud El-Ensârî'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Onunla birlikte Huzeyfe b. Yeman'a gittim. Ukbe ona: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den Deccal hakkında işittiklerinden bana rivayet et, dedi. Huzeyfe şunu söyledi: «Şüphesiz Deccal çıkacaktır. Ve şüphesiz beraberinde su ve ateş olacaktır. Ama insanların su gördüğü şey ateştir, yakar. İnsanların ateş gördüğü şey ise tatlı soğuk sudur. Sizden buna kim erişirse ateş gördüğüne koşsun. Çünkü o güzel tatlı sudur.» Müteakiben Ukbe, Huzeyfe'yi tasdik ederek: Onu ben de işittim, demiştir.
Sahih Muslim 7369
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ حُجْرٍ قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ ابْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ نُعَيْمِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ قَالَ اجْتَمَعَ حُذَيْفَةُ وَأَبُو مَسْعُودٍ فَقَالَ حُذَيْفَةُ " لأَنَا بِمَا مَعَ الدَّجَّالِ أَعْلَمُ مِنْهُ إِنَّ مَعَهُ نَهْرًا مِنْ مَاءٍ وَنَهْرًا مِنْ نَارٍ فَأَمَّا الَّذِي تَرَوْنَ أَنَّهُ نَارٌ مَاءٌ وَأَمَّا الَّذِي تَرَوْنَ أَنَّهُ مَاءٌ نَارٌ فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَأَرَادَ الْمَاءَ فَلْيَشْرَبْ مِنَ الَّذِي يَرَاهُ أَنَّهُ نَارٌ فَإِنَّهُ سَيَجِدُهُ مَاءً " . قَالَ أَبُو مَسْعُودٍ هَكَذَا سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ .
Bize Alî b. Hucur Es-Sa'dî ile İshak b. İbrahim rivayet ettiler. (Lâfız İbni Hucur'undur. İshak: Ahberanâ, İbni Hucur ise: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar.) Dediler ki: Bize Cerir, Muğîra'dan, o da Nuaym b. Ebî Hind'den, o da Rıb'î b. Hıraş'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Huzeyfe ile Ebû Mes'ud bir araya geldiler. Huzeyfe dedi ki: «Ben Deccal'ın beraberinde olan şeyleri pek âlâ biliyorum. Onun beraberinde sudan bir nehir ve ateşten bir nehir olacaktır. Ama ateş gördüğünüz şey sudur. Su gördüğünüz de ateştir. İmdi sizden buna kim erişir de su içmek isterse, ateş gördüğünden içsin. Çünkü onu su bulacaktır.» Ebû Mes'ud: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i böylece buyururken işittim, demiş.
Sahih Muslim 7370
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ أُخْبِرُكُمْ عَنِ الدَّجَّالِ حَدِيثًا مَا حَدَّثَهُ نَبِيٌّ قَوْمَهُ إِنَّهُ أَعْوَرُ وَإِنَّهُ يَجِيءُ مَعَهُ مِثْلُ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ فَالَّتِي يَقُولُ إِنَّهَا الْجَنَّةُ هِيَ النَّارُ وَإِنِّي أَنْذَرْتُكُمْ بِهِ كَمَا أَنْذَرَ بِهِ نُوحٌ قَوْمَهُ " .
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyin b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şeybân, Yahya'dan, o da Ebû Seleme'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Ben Ebû Hureyre'den dinledim. Dedi ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Size Deccal'dan hiçbir Nebi'nin kavmine söylemediği bir hadîs haber vereyim mi? Muhakkak onun bir gözü kördür. Ve muhakkak o, beraberinde cennet ve cehennemin misli olduğu hâlde gelecektir. Cennettir diye söylediği ateştir. Ben sizi Nuh'un kavmini uyardığı gibi uyardım.»
Sahih Muslim 7372
حَدَّثَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ جَابِرٍ الطَّائِيُّ قَاضِي حِمْصَ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ الْحَضْرَمِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّوَّاسَ بْنَ سَمْعَانَ الْكِلاَبِيَّ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مِهْرَانَ الرَّازِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ الطَّائِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ، قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الدَّجَّالَ ذَاتَ غَدَاةٍ فَخَفَّضَ فِيهِ وَرَفَّعَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ فَلَمَّا رُحْنَا إِلَيْهِ عَرَفَ ذَلِكَ فِينَا فَقَالَ «مَا شَأْنُكُمْ». قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَكَرْتَ الدَّجَّالَ غَدَاةً فَخَفَّضْتَ فِيهِ وَرَفَّعْتَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ. فَقَالَ «غَيْرُ الدَّجَّالِ أَخْوَفُنِي عَلَيْكُمْ إِنْ يَخْرُجْ وَأَنَا فِيكُمْ فَأَنَا حَجِيجُهُ دُونَكُمْ وَإِنْ يَخْرُجْ وَلَسْتُ فِيكُمْ فَامْرُؤٌ حَجِيجُ نَفْسِهِ وَاللَّهُ خَلِيفَتِي عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ إِنَّهُ شَابٌّ قَطَطٌ عَيْنُهُ طَافِئَةٌ كَأَنِّي أُشَبِّهُهُ بِعَبْدِ الْعُزَّى بْنِ قَطَنٍ فَمَنْ أَدْرَكَهُ مِنْكُمْ فَلْيَقْرَأْ عَلَيْهِ فَوَاتِحَ سُورَةِ الْكَهْفِ إِنَّهُ خَارِجٌ خَلَّةً بَيْنَ الشَّأْمِ وَالْعِرَاقِ فَعَاثَ يَمِينًا وَعَاثَ شِمَالاً يَا عِبَادَ اللَّهِ فَاثْبُتُوا». قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا لَبْثُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ «أَرْبَعُونَ يَوْمًا يَوْمٌ كَسَنَةٍ وَيَوْمٌ كَشَهْرٍ وَيَوْمٌ كَجُمُعَةٍ وَسَائِرُ أَيَّامِهِ كَأَيَّامِكُمْ». قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَذَلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَسَنَةٍ أَتَكْفِينَا فِيهِ صَلاَةُ يَوْمٍ قَالَ «لاَ اقْدُرُوا لَهُ قَدْرَهُ». قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا إِسْرَاعُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ «كَالْغَيْثِ اسْتَدْبَرَتْهُ الرِّيحُ فَيَأْتِي عَلَى الْقَوْمِ فَيَدْعُوهُمْ فَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَجِيبُونَ لَهُ فَيَأْمُرُ السَّمَاءَ فَتُمْطِرُ وَالأَرْضَ فَتُنْبِتُ فَتَرُوحُ عَلَيْهِمْ سَارِحَتُهُمْ أَطْوَلَ مَا كَانَتْ ذُرًا وَأَسْبَغَهُ ضُرُوعًا وَأَمَدَّهُ خَوَاصِرَ ثُمَّ يَأْتِي الْقَوْمَ فَيَدْعُوهُمْ فَيَرُدُّونَ عَلَيْهِ قَوْلَهُ فَيَنْصَرِفُ عَنْهُمْ فَيُصْبِحُونَ مُمْحِلِينَ لَيْسَ بِأَيْدِيهِمْ شَىْءٌ مِنْ أَمْوَالِهِمْ وَيَمُرُّ بِالْخَرِبَةِ فَيَقُولُ لَهَا أَخْرِجِي كُنُوزَكِ. فَتَتْبَعُهُ كُنُوزُهَا كَيَعَاسِيبِ النَّحْلِ ثُمَّ يَدْعُو رَجُلاً مُمْتَلِئًا شَبَابًا فَيَضْرِبُهُ بِالسَّيْفِ فَيَقْطَعُهُ جَزْلَتَيْنِ رَمْيَةَ الْغَرَضِ ثُمَّ يَدْعُوهُ فَيُقْبِلُ وَيَتَهَلَّلُ وَجْهُهُ يَضْحَكُ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللَّهُ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ فَيَنْزِلُ عِنْدَ الْمَنَارَةِ الْبَيْضَاءِ شَرْقِيَّ دِمَشْقَ بَيْنَ مَهْرُودَتَيْنِ وَاضِعًا كَفَّيْهِ عَلَى أَجْنِحَةِ مَلَكَيْنِ إِذَا طَأْطَأَ رَأَسَهُ قَطَرَ وَإِذَا رَفَعَهُ تَحَدَّرَ مِنْهُ جُمَانٌ كَاللُّؤْلُؤِ فَلاَ يَحِلُّ لِكَافِرٍ يَجِدُ رِيحَ نَفَسِهِ إِلاَّ مَاتَ وَنَفَسُهُ يَنْتَهِي حَيْثُ يَنْتَهِي طَرْفُهُ فَيَطْلُبُهُ حَتَّى يُدْرِكَهُ بِبَابِ لُدٍّ فَيَقْتُلُهُ ثُمَّ يَأْتِي عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ قَوْمٌ قَدْ عَصَمَهُمُ اللَّهُ مِنْهُ فَيَمْسَحُ عَنْ وُجُوهِهِمْ وَيُحَدِّثُهُمْ بِدَرَجَاتِهِمْ فِي الْجَنَّةِ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ أَوْحَى اللَّهُ إِلَى عِيسَى إِنِّي قَدْ أَخْرَجْتُ عِبَادًا لِي لاَ يَدَانِ لأَحَدٍ بِقِتَالِهِمْ فَحَرِّزْ عِبَادِي إِلَى الطُّورِ. وَيَبْعَثُ اللَّهُ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ فَيَمُرُّ أَوَائِلُهُمْ عَلَى بُحَيْرَةِ طَبَرِيَّةَ فَيَشْرَبُونَ مَا فِيهَا وَيَمُرُّ آخِرُهُمْ فَيَقُولُونَ لَقَدْ كَانَ بِهَذِهِ مَرَّةً مَاءٌ. وَيُحْصَرُ نَبِيُّ اللَّهُ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ حَتَّى يَكُونَ رَأْسُ الثَّوْرِ لأَحَدِهِمْ خَيْرًا مِنْ مِائَةِ دِينَارٍ لأَحَدِكُمُ الْيَوْمَ فَيَرْغَبُ نَبِيُّ اللَّهِ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ فَيُرْسِلُ اللَّهُ عَلَيْهُمُ النَّغَفَ فِي رِقَابِهِمْ فَيُصْبِحُونَ فَرْسَى كَمَوْتِ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ يَهْبِطُ نَبِيُّ اللَّهِ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ إِلَى الأَرْضِ فَلاَ يَجِدُونَ فِي الأَرْضِ مَوْضِعَ شِبْرٍ إِلاَّ مَلأَهُ زَهَمُهُمْ وَنَتْنُهُمْ فَيَرْغَبُ نَبِيُّ اللَّهِ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ إِلَى اللَّهِ فَيُرْسِلُ اللَّهُ طَيْرًا كَأَعْنَاقِ الْبُخْتِ فَتَحْمِلُهُمْ فَتَطْرَحُهُمْ حَيْثُ شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ يُرْسِلُ اللَّهُ مَطَرًا لاَ يَكُنُّ مِنْهُ بَيْتُ مَدَرٍ وَلاَ وَبَرٍ فَيَغْسِلُ الأَرْضَ حَتَّى يَتْرُكَهَا كَالزَّلَفَةِ ثُمَّ يُقَالُ لِلأَرْضِ أَنْبِتِي ثَمَرَتَكِ وَرُدِّي بَرَكَتَكِ. فَيَوْمَئِذٍ تَأْكُلُ الْعِصَابَةُ مِنَ الرُّمَّانَةِ وَيَسْتَظِلُّونَ بِقِحْفِهَا وَيُبَارَكُ فِي الرِّسْلِ حَتَّى أَنَّ اللِّقْحَةَ مِنَ الإِبِلِ لَتَكْفِي الْفِئَامَ مِنَ النَّاسِ وَاللِّقْحَةَ مِنَ الْبَقَرِ لَتَكْفِي الْقَبِيلَةَ مِنَ النَّاسِ وَاللِّقْحَةَ مِنَ الْغَنَمِ لَتَكْفِي الْفَخِذَ مِنَ النَّاسِ فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللَّهُ رِيحًا طَيِّبَةً فَتَأْخُذُهُمْ تَحْتَ آبَاطِهِمْ فَتَقْبِضُ رُوحَ كُلِّ مُؤْمِنٍ وَكُلِّ مُسْلِمٍ وَيَبْقَى شِرَارُ النَّاسِ يَتَهَارَجُونَ فِيهَا تَهَارُجَ الْحُمُرِ فَعَلَيْهِمْ تَقُومُ السَّاعَةُ».
Bize Ebû Hayseme Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Velîd b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir rivayet etti. (Dedi ki): Bana Hıms Kadısı Yahya b. Câbir Et-Taî rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdurrahman b. Cübeyr, babası Cübeyr b. Nufeyr El-Hadramî'den rivayet etti. O da Nevvas b. Sem'an El-Kilâbî'den dinlemiş. H. Bana Muhammed b. Mihran Er-Râzî de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Velid b. Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Yezid b. Câbir, Yahya b. Câbir El-Tâî'den, o da Abdurrahman b. Cübeyr b. Nufeyr'den, o da babası Cübeyr b. Nufeyr'den, o da Nevvas b. Sem'an'dan naklen rivayet etti. Nevvas şöyle demiş: Bir sabah Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Deccal'ı andı da onun hakkında alçaltma yükseltme yaptı, hattâ onu hurma bahçeliğinde zannettik. Akşamleyin yanına vardığımızda bizdeki bu zannı anladı. Ve: «Hâliniz nedir?» diye sordu. Biz: — Yâ Resûlallah! Sabahleyin Deccal'i andın, onun hakkında öyle alçaltma yükseltme yaptın ki kendisini hurma bahçesinde zannettik, dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdular: «Deccal'dan başkası sizin namınıza beni daha çok korkutur. Eğer ben sizin aranızda iken çıkarsa, sizin namınıza ona ben galebe çalarım. Ben aranızda yokken çıkarsa, herkes kendi nefsinin galibi olur. Allah her Müslüman hakkında benim halifemdir. Bu adam kıvırcık saçlı bir gençtir. Gözü fırlamıştır. Ben onu Abdü'l-Uzzâ b. Katan'a benzetir gibiyim. Sizden ona kim yetişirse, üzerine Kehf suresinin ilk âyetlerini okuyuversin. O, Şam'la Irak arasında bir semtten çıkacak ve sağa sola fesat saçacaktır. Ey Allah'ın kulları, sebat edin!» Biz: — Yâ Resûlallah! Yeryüzünde o ne kadar kalacaktır? dedik. «Kırk gün kalacak. Bir gün bir sene gibi, bir gün bir ay gibi, bir gün bir hafta gibi; sair günleri de sizin günleriniz gibi olacaktır.» buyurdular. — Yâ Resûlallah! Bu bir sene gibi olacak günde, bir günün namazı bize kâfi gelecek mi? dedik. «Hayır! Onun için günün miktarını takdir edin!» buyurdu. — Yâ Resûlallah! Onun yeryüzündeki sürati ne olacak? dedik. «Arkasından rüzgâr esen yağmur gibidir. Bir kavmin üzerine gelerek onları davet edecek. Onlar da kendisine iman edecek ve icabette bulunacaklardır. Gökyüzüne emredecek, o yağmur yağdıracak. Yere emredecek, o da nebat bitirecektir. Akşamleyin deve sürüleri o kavmin yanlarına alabildiğine uzun hörgüçlü ve bol sütlü, böğürleri dolu olarak döneceklerdir. Sonra bir kavme gelerek onları da davet edecek, fakat onun sözünü reddedecekler, o da kendilerinden savuşup gidecektir. Bunlar kıtlık içinde sabahlayacaklar, ellerinde mallarından bir şey kalmayacaktır. Bu adam bir harâbezâre uğrayarak ona: Definelerini çıkar, diyecek. Harabenin defineleri arı kovanları gibi hemen arkasına düşeceklerdir. Sonra genç, babayiğit bir adam çağıracak ve onu kılıçla vurarak ikiye bölecek, her parçayı bir ok atımı yere fırlatacaktır. Sonra bu adamı çağıracak. Adam ona gülerek, yüzü parlar bir hâlde gelecektir. O bu hâlde iken aniden Allah, Mesih b. Meryem'i gönderecektir. Mesih, Dimeşk'in doğusundaki Ak Minare'ye iki boyalı elbise içinde, elini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak inecek. Başını eğdiği zaman su damlayacak, kaldırdığı zaman ondan inci gibi gümüş taneleri yuvarlanacaktır. Onun nefesinin kokusunu duyan her kâfir mutlaka ölecektir. Nefesi de gözünün gördüğü yere varacaktır. Mesih bu adamı arayacak, nihayet ona Lüd kapısında yetişerek öldürecektir. Sonra Meryem oğlu İsa'ya bu adamın şerrinden kendilerini Allah'ın koruduğu bir kavim gelecek. İsa onların yüzlerini silecek, onlarla cennetteki derecelerine göre konuşacaktır. O bu hâlde iken Allah İsa'ya: Ben öyle birtakım kullarımı çıkardım ki onları öldürmeye hiçbir kimsenin eli varmaz. İmdi sen benim kullarımı Tûr'a götürerek koru, diye vahiy indirecek ve Allah Ye'cûc ve Me'cûc'u gönderecektir. Bunlar her tepeden süratle sızacaklardır. Bu suretle öncüleri Taberiye Gölü'ne uğrayacak ve içindeki suyu içecekler. Son gelenleri oraya uğrayacak ve: Bu gölde bir zamanlar hakikaten su vardı, diyeceklerdir. Nebiyyullah İsa ile arkadaşları muhasara edilecek; hattâ onlardan birine bir öküz başı, sizden birinize bugün yüz altından daha makbul olacaktır. Bunun üzerine Nebiyyullah İsa ile arkadaşları Allah'a niyaz edecekler. Allah da Ye'cûc ve Me'cûc'un üzerine, boyunlarına isabet edecek deve kurdu gönderecektir. Böylece bir kişinin ölmesi gibi helak olarak sabahlayacaklardır. Sonra Nebiyyullah İsa ile arkadaşları Tûr'dan yeryüzüne inecekler. Yeryüzünde onların leş ve pislikleri ile dolmadık bir karış yer bulamayacaklardır. Nebiyyullah İsa ile arkadaşları yine Allah'a niyaz edecekler. Allah da Horasan develerinin boyunları gibi kuşlar gönderecek, bu kuşlar onların cesetlerini yüklenerek Allah'ın dilediği yere atacaklardır. Sonra Allah öyle bir yağmur gönderecek ki ona ne kerpiç ev ne de çadır mâni olabilecektir. Bu yağmur yeryüzünü yıkayacak, onu ayna gibi yapacaktır. Sonra yere: Mahsulünü bitir, bereketini tekrar getir, denilecektir. İşte o gün cemaat nar yiyecekler ve onun kabuğu altında gölgeleneceklerdir. Süte bereket verilecek; hattâ yeni doğurmuş bir deve sürülerce insanlara yetecek, yeni doğurmuş bir sığır insanlardan bir kabileye yetecek, yeni doğurmuş bir koyun akrabadan bir oymağa kâfi gelecektir. Onlar bu hâlde iken Allah güzel bir rüzgâr gönderecek, bu rüzgâr onları koltuklarının altlarından yakalayacak, her müminin ve her Müslümanın ruhunu kabzedecek, insanların kötüleri kalarak yeryüzünde eşekler gibi alenen çiftleşeceklerdir. İşte kıyamet bunların üzerine kopacaktır.»
Sahih Muslim 7373
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، وَالْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ - قَالَ ابْنُ حُجْرٍ دَخَلَ حَدِيثُ أَحَدِهِمَا فِي حَدِيثِ الآخَرِ - عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ بِهَذَا الإِسْنَادِ. نَحْوَ مَا ذَكَرْنَا وَزَادَ بَعْدَ قَوْلِهِ «لَقَدْ كَانَ بِهَذِهِ مَرَّةً مَاءٌ ثُمَّ يَسِيرُونَ حَتَّى يَنْتَهُوا إِلَى جَبَلِ الْخَمَرِ وَهُوَ جَبَلُ بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَيَقُولُونَ لَقَدْ قَتَلْنَا مَنْ فِي الأَرْضِ هَلُمَّ فَلْنَقْتُلْ مَنْ فِي السَّمَاءِ. فَيَرْمُونَ بِنُشَّابِهِمْ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرُدُّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ نُشَّابَهُمْ مَخْضُوبَةً دَمًا». وَفِي رِوَايَةِ ابْنِ حُجْرٍ «فَإِنِّي قَدْ أَنْزَلْتُ عِبَادًا لِي لاَ يَدَيْ لأَحَدٍ بِقِتَالِهِمْ».
Bize Ali b. Hucr Es-Sa'dî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Abdirrahman b. Yezîd b. Câbir ile Velid b. Müslim rivayet ettiler. İbni Hucr dedi ki: Bunların Abdurrahman b. Yezid b. Câbir'den bu isnadla yukarıda zikrettiğimiz gibi rivayet ettikleri hadisleri birbirine girmiştir. O: «Gerçekten bu yerde bir zamanlar su vardı...» cümlesinden sonra şunu da ziyâde etti: «Sonra yürüyecekler, tâ ağaçlı dağa varacaklardır. Bu dağ Beyt-i Makdis dağıdır. Gerçekten yeryüzündeki bütün insanları öldürdük. Haydi semadakileri öldürelim, diyecekler ve oklarını gökyüzüne atacaklar; Allah da onların oklarını kana bulanmış olarak geri çevirecektir.» İbni Hucr'un rivayetinde: «Ben bazı kullarımı indirdim. Onları öldürmeye kimsenin eli varmaz.» cümlesi vardır.
Sahih Muslim 7374
حَدَّثَنِي عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَالْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، - وَأَلْفَاظُهُمْ مُتَقَارِبَةٌ وَالسِّيَاقُ لِعَبْدٍ - قَالَ حَدَّثَنِي وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا حَدِيثًا طَوِيلاً عَنِ الدَّجَّالِ فَكَانَ فِيمَا حَدَّثَنَا قَالَ «يَأْتِي وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْهِ أَنْ يَدْخُلَ نِقَابَ الْمَدِينَةِ فَيَنْتَهِي إِلَى بَعْضِ السِّبَاخِ الَّتِي تَلِي الْمَدِينَةَ فَيَخْرُجُ إِلَيْهِ يَوْمَئِذٍ رَجُلٌ هُوَ خَيْرُ النَّاسِ - أَوْ مِنْ خَيْرِ النَّاسِ - فَيَقُولُ لَهُ أَشْهَدُ أَنَّكَ الدَّجَّالُ الَّذِي حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثَهُ فَيَقُولُ الدَّجَّالُ أَرَأَيْتُمْ إِنْ قَتَلْتُ هَذَا ثُمَّ أَحْيَيْتُهُ أَتَشُكُّونَ فِي الأَمْرِ فَيَقُولُونَ لاَ. قَالَ فَيَقْتُلُهُ ثُمَّ يُحْيِيهِ فَيَقُولُ حِينَ يُحْيِيهِ وَاللَّهِ مَا كُنْتُ فِيكَ قَطُّ أَشَدَّ بَصِيرَةً مِنِّي الآنَ - قَالَ - فَيُرِيدُ الدَّجَّالُ أَنْ يَقْتُلَهُ فَلاَ يُسَلَّطُ عَلَيْهِ». قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ يُقَالُ إِنَّ هَذَا الرَّجُلَ هُوَ الْخَضِرُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ.
Bana Amru'n-Nâkıd ile Hasen El-Hulvânî ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Lâfızları birbirine yakındır. İbare Abd'indir. Abd: Haddesenî, ötekiler: Haddesenâ tâbirlerini kullandılar. Dediler ki: Bize Yâ'kub, bu zat İbni İbrahim b. Sa'd'dır, rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam, Sâlih'den, o da İbni Şihab'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bana Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe haber verdi ki Ebû Saîd-i Hudrî şöyle demiş: Bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gün Deccal hakkında uzun bir hadis söyledi. Bize anlattıkları arasında şu da vardı. Buyurdular ki: «Deccal gelecek, fakat kendisine Medine'nin yollarına girmek haram edilecektir. Binaenaleyh Medine'nin dışındaki bazı işlenmedik tarlalara kadar gelecektir. Müteakiben kendisine o günün en hayırlı insanı yahut en hayırlı insanlarından bir adam çıkacak ve ona: Şehadet ederim ki bize Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın sözünü ettiği Deccal sensin, diyecek. Deccal da: Ne dersiniz, ben bu adamı öldürsem, sonra diriltsem, bu işte şüphe eder misiniz? diyecek. Oradakiler: Hayır! cevabını vereceklerdir. Bunun üzerine Deccal onu öldürecek, sonra diriltecek. Dirilttiği anda o adam: Vallahi senin hakkında hiçbir zaman şimdikinden daha basiretli olmamışımdır, diyecek. Deccal onu tekrar öldürmek isteyecek, fakat ona musallat edilmeyecektir.» Ebû İshak dedi ki: «Bu zatın Hızır (Aleyhisselâm) olduğu söylenir.»
Sahih Muslim 7375
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمِثْلِهِ .
Bana Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'l-Yemân haber verdi. (Dedi ki): Bize Şuayb, Zührî'den naklen bu isnadla bu hadisin mislini haber verdi.
Sahih Muslim 7376
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قُهْزَاذَ، مِنْ أَهْلِ مَرْوَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ قَيْسِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي الْوَدَّاكِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَخْرُجُ الدَّجَّالُ فَيَتَوَجَّهُ قِبَلَهُ رَجُلٌ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَتَلْقَاهُ الْمَسَالِحُ مَسَالِحُ الدَّجَّالِ فَيَقُولُونَ لَهُ أَيْنَ تَعْمِدُ فَيَقُولُ أَعْمِدُ إِلَى هَذَا الَّذِي خَرَجَ - قَالَ - فَيَقُولُونَ لَهُ أَوَمَا تُؤْمِنُ بِرَبِّنَا فَيَقُولُ مَا بِرَبِّنَا خَفَاءٌ . فَيَقُولُونَ اقْتُلُوهُ . فَيَقُولُ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ أَلَيْسَ قَدْ نَهَاكُمْ رَبُّكُمْ أَنْ تَقْتُلُوا أَحَدًا دُونَهُ - قَالَ - فَيَنْطَلِقُونَ بِهِ إِلَى الدَّجَّالِ فَإِذَا رَآهُ الْمُؤْمِنُ قَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ هَذَا الدَّجَّالُ الَّذِي ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَيَأْمُرُ الدَّجَّالُ بِهِ فَيُشَبَّحُ فَيَقُولُ خُذُوهُ وَشُجُّوهُ . فَيُوسَعُ ظَهْرُهُ وَبَطْنُهُ ضَرْبًا - قَالَ - فَيَقُولُ أَوَمَا تُؤْمِنُ بِي قَالَ فَيَقُولُ أَنْتَ الْمَسِيحُ الْكَذَّابُ - قَالَ - فَيُؤْمَرُ بِهِ فَيُؤْشَرُ بِالْمِئْشَارِ مِنْ مَفْرِقِهِ حَتَّى يُفَرَّقَ بَيْنَ رِجْلَيْهِ - قَالَ - ثُمَّ يَمْشِي الدَّجَّالُ بَيْنَ الْقِطْعَتَيْنِ ثُمَّ يَقُولُ لَهُ قُمْ . فَيَسْتَوِي قَائِمًا - قَالَ - ثُمَّ يَقُولُ لَهُ أَتُؤْمِنُ بِي فَيَقُولُ مَا ازْدَدْتُ فِيكَ إِلاَّ بَصِيرَةً - قَالَ - ثُمَّ يَقُولُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّهُ لاَ يَفْعَلُ بَعْدِي بِأَحَدٍ مِنَ النَّاسِ - قَالَ - فَيَأْخُذُهُ الدَّجَّالُ لِيَذْبَحَهُ فَيُجْعَلَ مَا بَيْنَ رَقَبَتِهِ إِلَى تَرْقُوَتِهِ نُحَاسًا فَلاَ يَسْتَطِيعُ إِلَيْهِ سَبِيلاً - قَالَ - فَيَأْخُذُ بِيَدَيْهِ وَرِجْلَيْهِ فَيَقْذِفُ بِهِ فَيَحْسِبُ النَّاسُ أَنَّمَا قَذَفَهُ إِلَى النَّارِ وَإِنَّمَا أُلْقِيَ فِي الْجَنَّةِ " . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَذَا أَعْظَمُ النَّاسِ شَهَادَةً عِنْدَ رَبِّ الْعَالَمِينَ " .
Bana Merv halkından Muhammed b. Abdillah b. Kuhzâz rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Osman, Ebû Hamza'dan, o da Kays b. Vehb'den, o da Ebû'l-Veddâk'tan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Deccal çıkacak ve mü'minlerden bir zât onun tarafına doğru yönelecektir. Karşısına silâhlılar, Deccal'ın silâhlıları çıkacak ve ona: Nereye gitmek istiyorsun? diye soracaklar. O da: Şu çıkan adama gitmek istiyorum, cevabını verecek. Silâhlılar kendisine: — Sen bizim Rabbimize iman etmiyor musun? diyecekler. O zât: — Bizim Rabbimizde bir gizlilik yoktur! cevabını verecek. Silâhlılar: — Öldürün şunu! diyecekler. Fakat birbirlerine: — Rabbiniz size, ondan başka herhangi bir kimsenin birini öldürmesini yasak etmedi mi? diyecekler. Arkacığından onu Deccal'a götüreceklerdir. Mü'min onu görünce: — Ey insanlar! Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in andığı Deccal işte budur, diyecek. Müteakiben Deccal onun hakkında emir verecek ve karnı üzerine uzatılacaktır. Deccal: — Onu alın ve başını yarın! diyecek. Bunun üzerine dayaktan sırtı ve karnı genişletilecektir. Deccal: — Bana iman etmiyor musun? diyecek. Mü'min de: — Sen yalancı Mesih'sin! cevabını verecektir. Bunun üzerine mü'min hakkında emir verilecek ve başının ayrım yerinden ta bacaklarının arasına kadar testere ile yarılacaktır. Sonra Deccal iki parçanın arasında yürüyecek ve ona: Kalk! diyecek, o da hemen kalkıp doğrulacaktır. Sonra ona: — Bana iman ediyor musun? diyecek. Mü'min de: — Senin hakkında ancak basiretim arttı, cevabını verecek. Sonra: — Ey insanlar! Bu adam benden sonra insanlardan hiçbirine bu işi yapamayacaktır, diyecek. Deccal onu kesmek için derhal yakalayacaktır. Fakat mü'minin boynu ile köprücük kemiği arası bakır kesilecek, Deccal onu kesmeye imkân bulamayacaktır. Bunun üzerine ellerinden ve ayaklarından tutarak onu atacak. İnsanlar da onun cehenneme atıldığını sanacaklardır. Fakat o ancak cennete konacaktır.» Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu zât, Rabbü'l-Âlemîn indinde insanların şehadeti en büyük olanıdır.» buyurdular.
Sahih Muslim 7377
حَدَّثَنَا شِهَابُ بْنُ عَبَّادٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حُمَيْدٍ الرُّؤَاسِيُّ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، بْنِ أَبِي خَالِدٍ عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ مَا سَأَلَ أَحَدٌ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الدَّجَّالِ أَكْثَرَ مِمَّا سَأَلْتُ قَالَ " وَمَا يُنْصِبُكَ مِنْهُ إِنَّهُ لاَ يَضُرُّكَ " . قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّ مَعَهُ الطَّعَامَ وَالأَنْهَارَ قَالَ " هُوَ أَهْوَنُ عَلَى اللَّهِ مِنْ ذَلِكَ " .
Bize Şihâb b. Abbâd el-Abdî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbrahim b. Humeyd er-Ruâsî, İsmail b. Ebî Hâlid'den, o da Kays b. Ebî Hâzim'den, o da Muğîra b. Şu'be'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Deccal hakkında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e benim sorduğumdan daha çok soran olmamıştır. «Ondan seni yoran nedir? O sana zarar veremeyecektir.» buyurdu. Ben: — Yâ Resûlallah, onun beraberinde yiyecek ve nehirler olacakmış, diyorlar, dedim. «O, Allah nezdinde bundan daha kıymetsizdir.» buyurdular.
Sahih Muslim 7378