حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيَتْرُكْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ ثُمَّ تَطْهُرَ ثُمَّ إِنْ شَاءَ أَمْسَكَ بَعْدُ وَإِنْ شَاءَ طَلَّقَ قَبْلَ أَنْ يَمَسَّ فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ" .
Bize Yahya b. Yahya et-Temîmî rivayet etti. Dedi ki: Mâlik b. Enes'e, Nâfi'den dinlediğim, onun da İbni Ömer'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: İbni Ömer Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında hayız hâlinde karısını boşamış. Müteakiben Ömer b. Hattâb bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine şunları söylemiş: «Ona emret de karısına dönsün! Sonra kadın temizlenip ba'dehu hayzını görünceye ve tekrar temizleninceye kadar onu terk etsin! Ondan sonra artık isterse nikâhında tutar; dilerse yakınlık etmeden boşar. İşte kadınların kendisi için boşanmasını Allah (Azze ve Celle)'nin emrettiği iddet budur.»
Sahih Muslim 3652
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، رُمْحٍ - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا لَيْثٌ، وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، - عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَةً لَهُ وَهْىَ حَائِضٌ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرَاجِعَهَا ثُمَّ يُمْسِكَهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ عِنْدَهُ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ مِنْ حَيْضَتِهَا فَإِنْ أَرَادَ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا حِينَ تَطْهُرُ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُجَامِعَهَا فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ . وَزَادَ ابْنُ رُمْحٍ فِي رِوَايَتِهِ وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ إِذَا سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ قَالَ لأَحَدِهِمْ أَمَّا أَنْتَ طَلَّقْتَ امْرَأَتَكَ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَنِي بِهَذَا وَإِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ حَرُمَتْ عَلَيْكَ حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَكَ وَعَصَيْتَ اللَّهَ فِيمَا أَمَرَكَ مِنْ طَلاَقِ امْرَأَتِكَ . قَالَ مُسْلِمٌ جَوَّدَ اللَّيْثُ فِي قَوْلِهِ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً .
Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybe ve İbni Rumh rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. Kuteybe, «Bize Leys rivayet etti.» tâbirini kullandı. Ötekiler: «Bize Leys b. Sa'd, Nâfi'den, o da Abdullah'dan naklen haber verdi.» dediler. Abdullah karılarından birini hayız hâlinde bir talâkla boşamış da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) karısına ric'at etmesini, sonra kadını temizlenip onun yanında ikinci bir hayız görünceye kadar alıkoymasını ve kadına o hayızdan temizleninceye kadar da mühlet vermesini kendisine emir buyurmuş; şayet kadını boşamak isterse kadın temizlendiği vakit onunla cima' etmeden boşamasını, işte kadınların kendisi için boşanmasını Allah'ın emrettiği iddetin bu olduğunu bildirmiş. İbni Rumh kendi rivayetinde şunu da ziyâde etti: «Abdullah'a bu mesele sorulduğu vakit soranlardan birine: Eğer karını bir veya iki defa boşadın ise Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana işte bunu emretti. Üç defa boşadın ise başka kocaya varmadıkça kadın sana haram olmuştur. Hem karını boşaman hususunda sana verdiği emirde Allah'a âsî oldun, derdi.» Müslim der ki: Leys, «bir talâk» sözünde belleyişli davranmıştır.
Sahih Muslim 3653
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيَدَعْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى فَإِذَا طَهُرَتْ فَلْيُطَلِّقْهَا قَبْلَ أَنْ يُجَامِعَهَا أَوْ يُمْسِكْهَا فَإِنَّهَا الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ " . قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ قُلْتُ لِنَافِعٍ مَا صَنَعَتِ التَّطْلِيقَةُ قَالَ وَاحِدَةٌ اعْتَدَّ بِهَا .
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah, Nâfi'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti. İbni Ömer şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında karımı hayız hâlinde boşadım. Müteakiben babam Ömer bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anlatmış da şöyle buyurmuşlar: «Ona emret de karısına dönsün! Sonra onu temizlenip başka bir hayız görünceye kadar terk etsin. Kadın temizlendiği vakit ya onu cima' etmeden boşasın yahud nikâhında tutsun! Çünkü kadınların kendisi için boşanmasını Allah'ın emrettiği iddet budur.» Ubeydullah demiş ki: «Nâfi'ye: Boşama ne oldu? dedim. Bir talâktır; onu saydı, dedi.»
Sahih Muslim 3654
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ قَوْلَ عُبَيْدِ اللَّهِ لِنَافِعٍ . قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى فِي رِوَايَتِهِ فَلْيَرْجِعْهَا . وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَلْيُرَاجِعْهَا .
Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile İbni'l-Müsennâ da rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdullah b. İdris, Ubeydullah'dan bu isnadla bunun benzerini rivayet etti. Ubeydullah'ın Nâfi'ye söylediği sözü zikretmediler. İbni'l-Müsennâ kendi rivayetinde: «Ona dönsün.» dedi; Ebû Bekr ise: «Ona müracaat etsin.» tâbirini kullandı.
Sahih Muslim 3655
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يَرْجِعَهَا ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ يُطَلِّقَهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ يُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ . قَالَ فَكَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا سُئِلَ عَنِ الرَّجُلِ يُطَلِّقُ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ يَقُولُ أَمَّا أَنْتَ طَلَّقْتَهَا وَاحِدَةً أَوِ اثْنَتَيْنِ . إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَهُ أَنْ يَرْجِعَهَا ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ يُطَلِّقَهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا وَأَمَّا أَنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ عَصَيْتَ رَبَّكَ فِيمَا أَمَرَكَ بِهِ مِنْ طَلاَقِ امْرَأَتِكَ . وَبَانَتْ مِنْكَ .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail, Eyyûb'dan, o da Nafi'den naklen rivayet etti ki, İbni Ömer karısını hayız hâlinde boşamış. Müteakiben Ömer (bunu) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş da kadına dönmesini, sonra ona başka bir hayız görünceye kadar mühlet vermesini, sonra temizleninceye kadar (yine) mühlet vermesini emir buyurmuş. Ondan sonra kadına yakınlık etmeden boşamasını, kadınların içerisinde boşanmasını Allah'ın emrettiği müddetin bu olduğunu söylemiş. Artık İbni Ömer kendisine hayız hâlinde karısını boşayan bir adamın hâli sorulunca şu cevabı verirdi: «Eğer onu bir veya iki defa boşadı isen gerçekten Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona karısına dönmesini, sonra diğer bir hayız görünceye kadar ona mühlet vermesini, sonra temizleninceye kadar (yine) mühlet vermesini, daha sonra ona yakınlık etmeden boşamasını emretti. Şayet üç defa boşadı isen karını boşaman hususunda sana verdiği emirde Rabbine muhakkak isyan etmişsin demektir. Karın da senden bâin olmuştur.»
Sahih Muslim 3656
حَدَّثَنِي عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، - وَهُوَ ابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ - عَنْ عَمِّهِ، أَخْبَرَنَا سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي وَهْىَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَغَيَّظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا حَتَّى تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى مُسْتَقْبَلَةً سِوَى حَيْضَتِهَا الَّتِي طَلَّقَهَا فِيهَا فَإِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا طَاهِرًا مِنْ حَيْضَتِهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا فَذَلِكَ الطَّلاَقُ لِلْعِدَّةِ كَمَا أَمَرَ اللَّهُ " . وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ طَلَّقَهَا تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً فَحُسِبَتْ مِنْ طَلاَقِهَا وَرَاجَعَهَا عَبْدُ اللَّهِ كَمَا أَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bana Abd b. Humeyd rivayet etti. (Dedi ki): Bana Yâkub b. İbrahim haber verdi. (Dedi ki): Bize Muhammed, yani Zührî'nin kardeşi oğlu, amcasından naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bize Sâlim b. Abdillâh haber verdi ki, Abdullah b. Ömer şunları söylemiş: Karımı hayız hâlinde boşadım. (Babam) Ömer bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anmış da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kızmış. Sonra şöyle buyurmuş: «Ona emret de kadına dönsün! Tâ ki kadın, içerisinde boşadığı hayızdan başka yeni bir hayız görsün; ondan sonra boşamak isterse onu hayzından temiz iken ve cima etmeden boşasın! İşte Allah'ın emrettiği vecihle iddet için talâk budur.» Abdullah karısını bir defa boşamış; bu da kadının talâklarından biri hesap edilmişti. Abdullah, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kendisine emrettiği vecihle karısına dönmüştü.
Sahih Muslim 3657
وَحَدَّثَنِيهِ إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ رَبِّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنِي الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَرَاجَعْتُهَا وَحَسَبْتُ لَهَا التَّطْلِيقَةَ الَّتِي طَلَّقْتُهَا .
Bana bu hadîsi İshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Abdi Rabbih haber verdi. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Zübeydî, Zührî'den bu isnadla rivayette bulundu. Yalnız o şöyle dedi: «İbni Ömer demiş ki: Bunun üzerine ben karıma ric'at ettim. Yapmış olduğum talâk da kadın için talâk sayıldı.»
Sahih Muslim 3658
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ نُمَيْرٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، مَوْلَى آلِ طَلْحَةَ عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيُطَلِّقْهَا طَاهِرًا أَوْ حَامِلاً " .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve İbni Numeyr rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. (Dediler ki): Bize Vekî' Süfyân'dan, o da Âl-i Talha'nın âzâdlısı Muhammed b. Abdirrahmân'dan, o da Sâlim'den, o da İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, İbni Ömer karısını hayız halinde boşamış. Müteakiben (babası) Ömer bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anmış da: «Ona emret, karısına ric'at etsin! Sonra onu ya temizken yahud hâmile olduğu halde boşasın!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3659
وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ حَكِيمٍ الأَوْدِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، - وَهُوَ ابْنُ بِلاَلٍ - حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَسَأَلَ عُمَرُ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى ثُمَّ تَطْهُرَ ثُمَّ يُطَلِّقَ بَعْدُ أَوْ يُمْسِكَ " .
Bana Ahmed b. Osman b. Hakîm el-Evdî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Mahled rivayet etti. (Dedi ki): Bana Süleyman, yani İbni Bilâl rivayet etti. (Dedi ki): Bana Abdullah b. Dînâr, İbni Ömer'den naklen rivayet etti ki, İbni Ömer karısını hayız hâlinde boşamış. Müteakiben Ömer bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş da: «Ona emret, kadın temizlenip diğer bir hayız görünceye ve (ondan da) temizleninceye kadar ona ric'at etsin! Bilâhare boşasın, yahud nikâhı altında tutsun!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3660
وَحَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ قَالَ مَكَثْتُ عِشْرِينَ سَنَةً يُحَدِّثُنِي مَنْ لاَ أَتَّهِمُ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا وَهْىَ حَائِضٌ فَأُمِرَ أَنْ يُرَاجِعَهَا فَجَعَلْتُ لاَ أَتَّهِمُهُمْ وَلاَ أَعْرِفُ الْحَدِيثَ حَتَّى لَقِيتُ أَبَا غَلاَّبٍ يُونُسَ بْنَ جُبَيْرٍ الْبَاهِلِيَّ . وَكَانَ ذَا ثَبَتٍ فَحَدَّثَنِي أَنَّهُ سَأَلَ ابْنَ عُمَرَ فَحَدَّثَهُ أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ تَطْلِيقَةً وَهْىَ حَائِضٌ فَأُمِرَ أَنْ يَرْجِعَهَا - قَالَ - قُلْتُ أَفَحُسِبَتْ عَلَيْهِ قَالَ فَمَهْ . أَوَإِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ
Bana Aliyyü'bnü Hucr es-Sa'dî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmail b. İbrahim, Eyyûb'dan, o da İbni Sîrîn'den naklen rivayette bulundu. İbni Sîrîn şöyle demiş: Kendisini itham etmediğim bir zât bana yirmi senedir şu hadîsi rivayet eder durur: İbni Ömer karısını hayız halinde iken üç defa boşamış da kendisine karısına dönmesi emir buyurulmuş. Ben râvileri itham etmiyor, fakat hadîsi de bilmiyordum. Nihayet Ebû Gallâb Yûnus b. Cübeyr el-Bâhilî'ye rastladım. Bu zât özü sözü sağlam biri idi. Bana anlattığına göre kendisi İbni Ömer'e sormuş; o da karısını hayız hâlinde bir defa boşadığını, sonra ric'ata memur olduğunu rivayet etmiş. Ebû Gallâb dedi ki, ben: — Bu talâk senin aleyhine hesap edildi mi? diye sordum. İbni Ömer: — Ne demek, (insan) acz gösterip ahmaklık etse de (hiç vuku bulan talâk gider) mi? cevabını verdi.
Sahih Muslim 3661
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو الرَّبِيعِ، وَقُتَيْبَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ .
Bize bu hadîsi Ebu'r-Rabî ile Kuteybe dahî rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Hammâd, Eyyûb'dan bu isnâdla bunun benzerini rivayet etti. Yalnız o: «Bunun üzerine Ömer Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş; o da kendisine emir buyurmuş.» dedi.
Sahih Muslim 3662
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، عَنْ أَيُّوبَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ فِي الْحَدِيثِ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا حَتَّى يُطَلِّقَهَا طَاهِرًا مِنْ غَيْرِ جِمَاعٍ وَقَالَ " يُطَلِّقُهَا فِي قُبُلِ عِدَّتِهَا " .
Bize Abdülvâris b. Abdissamed rivayet etti. (Dedi ki): Bana babam, dedemden, o da Eyyûb'dan bu isnadla rivayette bulundu. O bu hadîste şunu da söyledi: «Müteakiben bu meseleyi Ömer Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sormuş da ona oğlunun karısına dönmesini, tâ ki onu cima' etmeksizin temiz olduğu halde boşamasını emretmiş ve: «Onu iddetinin önünde boşar.» buyurmuşlar.»
Sahih Muslim 3663
وَحَدَّثَنِي يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، عَنْ يُونُسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَقَالَ أَتَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ فَأَمَرَهُ أَنْ يَرْجِعَهَا ثُمَّ تَسْتَقْبِلَ عِدَّتَهَا . قَالَ فَقُلْتُ لَهُ إِذَا طَلَّقَ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ أَتَعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ فَقَالَ فَمَهْ أَوَإِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ
Bana Ya'kub b. İbrahim ed-Devrakî, İbni Uleyye'den, o da Yûnus'dan, o da Muhammed b. Sirîn'den, o da Yûnus b. Cübeyr'den naklen rivayet etti. Yûnus b. Cübeyr şunu söylemiş: İbni Ömer'e: Bir adam hayız halinde olan karısını boşayabilir mi? dedim. (Bana) şu cevabı verdi: — Abdullah b. Ömer'i tanır mısın? İşte o karısını hayız hâlinde boşadı. Bunun üzerine Ömer Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek meseleyi ona sordu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Kadın (temizlik) müddetini yenileyinceye kadar kendisine ric'at etsin!» emrini vermiş. Ben İbni Ömer'e (tekrar): «Bir adam karısını hayız halinde iken boşarsa bu talâk sayılır mı?» diye sordum. — Ne demek, (insan) âcz gösterip ahmaklık etse de (hiç vuku' bulan talâk gider) mi? cevabını verdi.
Sahih Muslim 3664
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ، قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ يُونُسَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي وَهْىَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لِيُرَاجِعْهَا . فَإِذَا طَهَرَتْ فَإِنْ شَاءَ فَلْيُطَلِّقْهَا " . قَالَ فَقُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ أَفَاحْتَسَبْتَ بِهَا قَالَ مَا يَمْنَعُهُ . أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ
Bize Muhammed b. el-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. İbni'l-Müsennâ dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Katâde'den rivayet etti. Demiş ki: Ben Yûnus b. Cübeyr'den dinledim. (Dedi ki): İbni Ömer'i şunu söylerken işittim: Karımı hayız hâlinde iken boşadım. Bunun üzerine (babam) Ömer, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek meseleyi ona anlattı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar: «Ona ric'at etsin, kadın temizlendiği vakit isterse onu boşasın!» Râvi Yûnus demiş ki: Ben İbni Ömer'e: Sen bu talâkı hesaba kattın mı? diye sordum. — Ona ne mâni var, (insan) âciz gösterip ahmaklık etse de (hiç vuku' bulan talâk gider) mi; ne dersin? cevabını verdi.
Sahih Muslim 3665
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ امْرَأَتِهِ الَّتِي طَلَّقَ، فَقَالَ طَلَّقْتُهَا وَهْىَ حَائِضٌ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِعُمَرَ فَذَكَرَهُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا فَإِذَا طَهَرَتْ فَلْيُطَلِّقْهَا لِطُهْرِهَا " . قَالَ فَرَاجَعْتُهَا ثُمَّ طَلَّقْتُهَا لِطُهْرِهَا . قُلْتُ فَاعْتَدَدْتَ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ الَّتِي طَلَّقْتَ وَهْىَ حَائِضٌ قَالَ مَا لِيَ لاَ أَعْتَدُّ بِهَا وَإِنْ كُنْتُ عَجَزْتُ وَاسْتَحْمَقْتُ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Abdillâh, Abdülmelik'den; o da Enes b. Sîrîn'den naklen haber verdi. Enes demiş ki: İbni Ömer'e boşadığı karısı meselesini sordum da şunu söyledi: Onu hayız hâlinde boşadım. Müteakiben hâdiseyi (babam) Ömer'e söylediler; o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e anmış. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ona emret de kadına ric'at etsin! Kadın temizlendiği zaman onu temizlik devresinde boşasın!» buyurmuşlar. Bunun üzerine karıma döndüm; sonra onu temizlik devresinde boşadım. Ben: — Kadın hayızlı iken yaptığın talâkı saydın mı? diye sordum. İbni Ömer: — Onu neden saymayacakmışım; âciz gösterip ahmaklık etsem de (hiç vuku' bulan gider) mi? dedi.
Sahih Muslim 3666
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ، قَالَ ابْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي وَهْىَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ إِذَا طَهَرَتْ فَلْيُطَلِّقْهَا " . قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ أَفَاحْتَسَبْتَ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ قَالَ فَمَهْ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. İbni Müsennâ dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Enes b. Sîrîn'den rivayet etti. Enes, İbni Ömer'i şunu söylerken işitmiş: Karımı hayız hâlinde iken boşadım. Bunun üzerine (babam) Ömer, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek haber vermiş de: «Ona emret, karısına dönsün! Sonra kadın temizlendiği vakit boşasın!» buyurmuşlar. İbni Ömer'e: — O talâkı hesaba kattın mı? diye sordum. — Ne demek! (Elbette) dedi.
Sahih Muslim 3667
وَحَدَّثَنِيهِ يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، ح وَحَدَّثَنِيهِ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، قَالَا حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِهِمَا " لِيَرْجِعْهَا " . وَفِي حَدِيثِهِمَا قَالَ قُلْتُ لَهُ أَتَحْتَسِبُ بِهَا قَالَ فَمَهْ .
Bana bu hadîsi Yahya b. Habîb de rivayet etti. (Dediki): Bize Hâlid b. Haris rivayet etti. H. Bunu bana Abdurrahman b. Bişr dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Behz rivayet etti. Her iki râvi: Bize Şu'be bu isnâdla rivayette bulundu, demişlerdir. Yalnız onların rivayetinde: «Kadına ric'at etsin.» Yine onların rivayetinde: «Ona: Bu talâkı hesaba katıyor musun? dedim. İbni Ömer: Ne demek (elbette), cevâbını verdi.» ibareleri vardır.
Sahih Muslim 3668
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عُمَرَ، يُسْأَلُ عَنْ رَجُلٍ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ حَائِضًا فَقَالَ أَتَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ قَالَ نَعَمْ . قَالَ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ حَائِضًا فَذَهَبَ عُمَرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ الْخَبَرَ فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا قَالَ لَمْ أَسْمَعْهُ يَزِيدُ عَلَى ذَلِكَ لأَبِيهِ.
Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dediki): Bize Abdurrezzak haber verdi. (Dediki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bana İbni Tâvûs, babasından naklen haber verdi ki, babası İbni Ömer'e hayız hâlinde karısını boşayan bir adamın hâli sorulurken işitmiş. İbni Ömer (sorana): — Sen İbni Ömer'i tanır mısın? demiş. Soran zât: — Evet, cevâbını vermiş. İbni Ömer: — İşte karısını hayızlı iken o boşadı; müteakiben Ömer, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bu meseleyi haber verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona oğlunun karısına dönmesini emir buyurmuş. İbni Tâvûs, babasını kasdederek: «Onun bundan fazla bir şey söylediğini işitmedim.» demiş.
Sahih Muslim 3669
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَيْمَنَ، مَوْلَى عَزَّةَ يَسْأَلُ ابْنَ عُمَرَ وَأَبُو الزُّبَيْرِ يَسْمَعُ ذَلِكَ كَيْفَ تَرَى فِي رَجُلٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ حَائِضًا فَقَالَ طَلَّقَ ابْنُ عُمَرَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ . فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لِيُرَاجِعْهَا " . فَرَدَّهَا وَقَالَ " إِذَا طَهَرَتْ فَلْيُطَلِّقْ أَوْ لِيُمْسِكْ " . قَالَ ابْنُ عُمَرَ وَقَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ .
Bana Hârûn b. Abdillâh rivayet etti. (Dediki): Bize Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dediki): İbni Cüreyc şunu söyledi: Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi ki, Azze'nin âzâdlısı Abdurrahmân b. Eymen'i İbni Ömer'e sorarken işitmiş. Abdurrahmân: — Karısını hayız hâlinde iken boşayan bir adam hakkında ne dersin? diye sormuş; bu konuşmayı Ebu'z-Zübeyr de işitiyormuş. İbni Ömer şu cevâbı vermiş: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında İbni Ömer hayız hâlindeki karısını boşadı. Ömer (bu meseleyi) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sorarak: Hakîkaten Abdullah b. Ömer karısını, hayızlı olduğu hâlde boşadı, demiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Oğlun karısına dönsün!» diyerek kadını ona iade etmiş ve: «Kadın temizlendiği vakit onu boşasın yahud (nikâhında) tutsun!» buyurmuşlar. İbni Ömer: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): ‘Ey Nebi! Kadınları boşayacağınız zaman iddetlerinin önünde boşayın!’ [Talâk, 1] âyetini de okumuş.» demiş.
Sahih Muslim 3670
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، . نَحْوَ هَذِهِ الْقِصَّةِ .
Bana (yine) Hârûn b. Abdillâh rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Âsim, İbnü Cüreyc'den, o da Ebu'z-Zübeyr'den, o da İbni Ömer'den bu kıssanın benzerini rivayet eyledi.
Sahih Muslim 3671
وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَيْمَنَ، مَوْلَى عُرْوَةَ يَسْأَلُ ابْنَ عُمَرَ وَأَبُو الزُّبَيْرِ يَسْمَعُ بِمِثْلِ حَدِيثِ حَجَّاجٍ وَفِيهِ بَعْضُ الزِّيَادَةِ . قَالَ مُسْلِمٌ أَخْطَأَ حَيْثُ قَالَ عُرْوَةَ إِنَّمَا هُوَ مَوْلَى عَزَّةَ .
Bu hadîsi bana Muhammed b. Râfi' dahî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi ki, Urve'nin âzâdlısı Abdurrahmân b. Eymen'i, İbni Ömer'e sorarken Ebu'z-Zübeyr dinliyormuş. Hadîs Haccâc'ın rivayeti gibidir. Yalnız bunda biraz ziyâde vardır. Müslim der ki: «Urve diyen râvi hatâ etmiştir. Bu zât ancak Azze'nin âzâdlısıdır.»
Sahih Muslim 3672
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ رَافِعٍ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ ابْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ الطَّلاَقُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَسَنَتَيْنِ مِنْ خِلاَفَةِ عُمَرَ طَلاَقُ الثَّلاَثِ وَاحِدَةً فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ إِنَّ النَّاسَ قَدِ اسْتَعْجَلُوا فِي أَمْرٍ قَدْ كَانَتْ لَهُمْ فِيهِ أَنَاةٌ فَلَوْ أَمْضَيْنَاهُ عَلَيْهِمْ . فَأَمْضَاهُ عَلَيْهِمْ .
Bize İshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Râfi' rivayet ettiler. Lâfız İbni Râfi'indir. İshâk (bize haber verdi) tâbirini kullandı. İbni Râfi' ise: Bize Abdurrezzâk rivayet etti, dedi. (Demiş ki): Bize Ma'mer, İbni Tâvûs'dan, o da babasından, o da İbni Abbâs'dan naklen haber verdi. İbni Abbâs şunları söylemiş: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr devirlerinde ve Ömer'in hilâfetinin iki yılında üç talâk bir sayılırdı. Bilâhare Ömer b. Hattâb: İnsanlar kendilerine mühlet verilmiş olan bir işte acele gösterdiler. Keşke şunu onlara infaz etse idik! dedi ve onu kendilerine infaz etti.»
Sahih Muslim 3673
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَبَا الصَّهْبَاءِ، قَالَ لاِبْنِ عَبَّاسٍ أَتَعْلَمُ أَنَّمَا كَانَتِ الثَّلاَثُ تُجْعَلُ وَاحِدَةً عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَثَلاَثًا مِنْ إِمَارَةِ عُمَرَ . فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَعَمْ .
Bize İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh b. Ubâde haber verdi. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. H. Bize İbni Râfi' de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki): Bize Abdürrezzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana İbni Tâvûs, babasından naklen haber verdi ki, Ebu's-Sahbâ' İbni Abbâs'a: Bilir misin, hani Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr devirlerinde ve Ömer'in hilâfetinin üç yılında üç talâk bir sayılırdı? demiş. İbni Abbâs: — Evet, cevabını vermiş.
Sahih Muslim 3674
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ طَاوُسٍ، أَنَّ أَبَا الصَّهْبَاءِ، قَالَ لاِبْنِ عَبَّاسٍ هَاتِ مِنْ هَنَاتِكَ أَلَمْ يَكُنِ الطَّلاَقُ الثَّلاَثُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَاحِدَةً فَقَالَ قَدْ كَانَ ذَلِكَ فَلَمَّا كَانَ فِي عَهْدِ عُمَرَ تَتَايَعَ النَّاسُ فِي الطَّلاَقِ فَأَجَازَهُ عَلَيْهِمْ .
Bize yine İshâk b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Harb, Hammâd b. Zeyd'den, o da Eyyûb-ı Sahtiyanî'den, o da İbrahim b. Meysera'dan, o da Tâvûs'tan naklen haber verdi ki, Ebu's-Sahbâ' İbni Abbâs'a: Bize bir şeyler anlat bakalım; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekr devirlerinde üç talâk bir sayılmaz mı idi? demiş. İbni Abbâs: — (Evet) öyle idi. Fakat Ömer zamanında insanlar talâka düşkünlük gösterince o da üç talâkı aleyhlerine infaz etti, cevabını vermiş.
Sahih Muslim 3675
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هِشَامٍ، - يَعْنِي الدَّسْتَوَائِيَّ - قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ يُحَدِّثُ عَنْ يَعْلَى بْنِ حَكِيمٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ فِي الْحَرَامِ يَمِينٌ يُكَفِّرُهَا . وَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ { لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ} .
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmâil b. İbrahim, Hişâm yani Destevâî'den rivayet etti. Hişâm şöyle demiş: Bana Yahya b. Ebî Kesîr, Ya'lâ b. Hakîm'den, o da Saîd b. Cübeyr'den, o da İbni Abbâs'tan rivayeten İbni Abbâs'ın haram hakkında: «Bu bir yemindir; onun keffâretini verir.» dediğini yazdı. İbni Abbâs: «Şüphesiz ki sizin için Resûlullah'ta güzel bir nümûne-i imtisal vardır.» [Ahzâb 21] âyet-i kerîmesini de okumuş.
Sahih Muslim 3676
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بِشْرٍ الْحَرِيرِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَلاَّمٍ - عَنْ يَحْيَى، بْنِ أَبِي كَثِيرٍ أَنَّ يَعْلَى بْنَ حَكِيمٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، قَالَ إِذَا حَرَّمَ الرَّجُلُ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ فَهْىَ يَمِينٌ يُكَفِّرُهَا وَقَالَ { لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ}
Bize Yahya b. Bişr el-Harîrî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muâviye, yani İbni Sellâm, Yahya b. Ebî Kesîr'den naklen rivayet etti. Ona da Ya'lâ b. Hakîm, ona da Saîd b. Cübeyr haber vermiş. Saîd, İbni Abbâs'ı şunu söylerken işitmiş: «Bir adam karısını kendine haram ederse bu bir yemindir; keffâretini verir.» İbni Abbâs: «Şüphesiz ki sizin için Resûlullah'da güzel bir numune-i imtisal vardır.» âyetini de okumuş.
Sahih Muslim 3677
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، يُخْبِرُ أَنَّهُ سَمِعَ عَائِشَةَ، تُخْبِرُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ فَيَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلاً قَالَتْ فَتَوَاطَأْتُ أَنَا وَحَفْصَةُ أَنَّ أَيَّتَنَا مَا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلْتَقُلْ إِنِّي أَجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَدَخَلَ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ ذَلِكَ لَهُ . فَقَالَ " بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ وَلَنْ أَعُودَ لَهُ " . فَنَزَلَ { لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} إِلَى قَوْلِهِ { إِنْ تَتُوبَا} لِعَائِشَةَ وَحَفْصَةَ { وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا} لِقَوْلِهِ " بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً " .
Bana Muhammed b. Hatim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dedi ki): Bana Atâ' haber verdi. O da Ubeyd b. Umeyr'i haber verirken işitmiş. O da Âişe'yi haber verirken işitmiş ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zeyneb binti Cahş'ın yanında eğlenir de bal şerbeti içermiş. Âişe (Radiyallahu anha) demiş ki: «Bunun üzerine ben Hafsa ile anlaştım. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hangimizin yanına girerse: Ben sende megâfir kokusu duyuyorum; megâfir mi yedin? diyecekti.» Derken birinin yanına girmiş. O da bu sözü kendisine söylemiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hayır! Ben Zeyneb binti Cahş'ın yanında bal şerbeti içtim; ama bir daha bunu yapmayacağım.» buyurmuş. Bunun üzerine: «Allah'ın sana helâl kıldığı bir şeyi niçin kendine haram ediyorsun?» âyet-i kerîmesi Âişe ile Hafsa'ya hitaben: «Eğer ikiniz de tevbe ederseniz.» kavline kadar; «Hani Nebi zevcelerinden bazısına gizli bir söz söylemişti...» âyeti de «Hayır, bal şerbeti içtim...» sözü için nazil olmuş.
Sahih Muslim 3678
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْحَلْوَاءَ وَالْعَسَلَ فَكَانَ إِذَا صَلَّى الْعَصْرَ دَارَ عَلَى نِسَائِهِ فَيَدْنُو مِنْهُنَّ فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ فَاحْتَبَسَ عِنْدَهَا أَكْثَرَ مِمَّا كَانَ يَحْتَبِسُ فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتْ لَهَا امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةً مِنْ عَسَلٍ فَسَقَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ . فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِسَوْدَةَ وَقُلْتُ إِذَا دَخَلَ عَلَيْكِ فَإِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ فَقُولِي لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ لاَ . فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَشْتَدُّ عَلَيْهِ أَنْ يُوجَدَ مِنْهُ الرِّيحُ - فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ . فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ وَسَأَقُولُ ذَلِكَ لَهُ وَقُولِيهِ أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى سَوْدَةَ قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَقَدْ كِدْتُ أَنْ أُبَادِئَهُ بِالَّذِي قُلْتِ لِي وَإِنَّهُ لَعَلَى الْبَابِ فَرَقًا مِنْكِ فَلَمَّا دَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ " لاَ " . قَالَتْ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ قَالَ " سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ " . قَالَتْ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ . فَلَمَّا دَخَلَ عَلَىَّ قُلْتُ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ ثُمَّ دَخَلَ عَلَى صَفِيَّةَ فَقَالَتْ بِمِثْلِ ذَلِكَ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي بِهِ " . قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ سُبْحَانَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ . قَالَتْ قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي .
Bize Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ' ile Hârûn b. Abdillâh rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ebû Usâme, Hişâm'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tatlıyı ve balı severdi. İkindiyi kıldı mı kadınlarını dolaşır; onlara yakınlık gösterirdi. Bir defa Hafsa'nın yanına girdi ve orada mutadından fazla kaldı. Ben bunun sebebini sordum. Hafsa'ya kavminden bir kadın bir kap bal hediye etmiş, o da bundan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şerbet takdim etmiş, dediler. Bunun üzerine ben: «Vallahi ona mutlaka bir hile yapacağız.» dedim. Ve bunu Sevde'ye anarak dedim ki: «Senin yanına girdiği vakit şüphesiz sana yaklaşacaktır. O zaman kendisine: Yâ Resûlallah! Sen megâfir mi yedin? diyeceksin! O sana: Hayır, yemedim, diyecek. Sen: Ya bu koku ne? dersin. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üstünün başının nahoş kokmasından hoşlanmazdı. O: Hafsa bana bal şerbeti ikram etti, diyecek. Kendisine: Bu balın arısı urfut yemiş, galiba, diyeceksin! Bunu ona ben de söyleyeceğim. Sen de söyle yâ Safiyye!» Vaktâ ki Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sevde'nin yanına girmiş. Sevde diyor ki: «Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin olsun, senden korkuma az kaldı Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) henüz kapıda iken söze ben başlayarak senin bana öğrettiklerini ona söyleyecektim.» Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yaklaşınca Sevde: «Yâ Resûlallah, sen megâfir mi yedin?» demiş. O: «Hayır!» cevabını vermiş. Sevde: «O hâlde bu koku ne?» demiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hafsa bana bal şerbeti sundu.» buyurmuşlar. Sevde: «Onun arısı urfut yemiş, galiba.» demiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim yanıma girdiği vakit bunları ona ben de söyledim. Sonra Safiyye'nin yanına girdi. Bunları o da söylemiş. Müteakiben tekrar Hafsa'nın yanına girdiği vakit Hafsa: «Yâ Resûlallah, sana o şerbetten ikram edeyim mi?» diye sormuş. «Ona ihtiyacım yok!» buyurmuşlar. Sevde: «Sübhânallah! Vallahi onu mahrum ettik.» dedi. Ben ona: «Sus!» dedim.
Sahih Muslim 3679
قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ إِبْرَاهِيمُ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ بِشْرِ بْنِ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، بِهَذَا سَوَاءً وَحَدَّثَنِيهِ سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Ebû İshâk İbrahim dedi ki: Bize Hasan b. Bişr b. Kasım rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme tamamen bu isnadla rivayette bulundu. Bana bu hadîsi Süveyd b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Alî b. Müshir, Hişam b. Urve'den bu isnadla bunun benzerini rivayet eyledi.
Sahih Muslim 3680
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أُمِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِتَخْيِيرِ أَزْوَاجِهِ بَدَأَ بِي فَقَالَ " إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تَعْجَلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ " . قَالَتْ قَدْ عَلِمَ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا لِيَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ قَالَتْ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا فَتَعَالَيْنَ أُمَتِّعْكُنَّ وَأُسَرِّحْكُنَّ سَرَاحًا جَمِيلاً * وَإِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ فَإِنَّ اللَّهَ أَعَدَّ لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا} قَالَتْ فَقُلْتُ فِي أَىِّ هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ . قَالَتْ ثُمَّ فَعَلَ أَزْوَاجُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ مَا فَعَلْتُ .
Bana Ebu't-Tâhir rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Vehb rivayet etti. H. Bana Harmele b. Yahya et-Tücîbî de rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki): Bana Yûnus b. Yezîd, İbni Şihâb'dan naklen haber verdi. (Demiş ki): Bana Ebû Seleme b. Abdirrahman b. Avf haber verdi ki Âişe şunu söylemiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kadınlarını muhayyer bırakması emrolununca benden başladı ve buyurdu ki: «Ben sana bir şey söyleyeceğim; ama ebeveyninden emir almadan cevap vermeye acele etmeyebilirsin.» Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), annemle babamın ondan ayrılmamı emretmeyeceklerini pekâlâ biliyordu. Sonra sözüne devamla şöyle buyurdu: «Gerçekten Allah (Azze ve Celle): ‘Ey Nebi! Hanımlarına şöyle söyle: Eğer dünya hayatını ve ziynetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. Yok eğer Allah'ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır.’» Ben hemen: «Bunun nesi için annemle babamdan izin isteyecekmişim! Ben Allah ile Resulünü ve dâr-ı âhireti dilerim.» dedim. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in diğer zevceleri de benim yaptığım gibi yaptılar.
Sahih Muslim 3681
حَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ عَبَّادٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ مُعَاذَةَ الْعَدَوِيَّةِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَأْذِنُنَا إِذَا كَانَ فِي يَوْمِ الْمَرْأَةِ مِنَّا بَعْدَ مَا نَزَلَتْ { تُرْجِي مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ وَتُؤْوِي إِلَيْكَ مَنْ تَشَاءُ} فَقَالَتْ لَهَا مُعَاذَةُ فَمَا كُنْتِ تَقُولِينَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا اسْتَأْذَنَكِ قَالَتْ كُنْتُ أَقُولُ إِنْ كَانَ ذَاكَ إِلَىَّ لَمْ أُوثِرْ أَحَدًا عَلَى نَفْسِي .
Bize Süreye b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abbâd b. Abbâd, Âsım'dan, o da Muâzetü'l-Adeviyye'den, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: «Onlardan dilediğini geri bırakır, istediğini de yanında barındırırsın.» âyet-i kerîmesi indikten sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), birimizin nevbet günü gelirse ondan izin isterdi. Muâze ona: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) senden izin istediği vakit ne derdin?» diye sormuş. Âişe (Radiyallahû anha): «Bu iş bana kaldıysa ben kimseyi kendime tercih edemem.» derdim, cevabını vermiş.
Sahih Muslim 3682
وَحَدَّثَنَاهُ الْحَسَنُ بْنُ عِيسَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَهُ .
Bu hadîsi bize Hasen b. Îsâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni'l-Mubârek haber verdi. (Dedi ki): Bize Âsım bu isnâdla bu hadîsin benzerini haber verdi.
Sahih Muslim 3683
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْثَرٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ قَدْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ نَعُدَّهُ طَلاَقًا .
Bize Yahya b. Yahya et-Temimî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abser, İsmâîl b. Ebî Hâlid'den, o da Şa'bî'den, o da Mesrûk'dan naklen haber verdi. Mesrûk şunu söylemiş: Âişe: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi muhayyer bıraktı; ama bunu talâk saymadık, dedi.
Sahih Muslim 3684
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ مَا أُبَالِي خَيَّرْتُ امْرَأَتِي وَاحِدَةً أَوْ مِائَةً أَوْ أَلْفًا بَعْدَ أَنْ تَخْتَارَنِي وَلَقَدْ سَأَلْتُ عَائِشَةَ فَقَالَتْ قَدْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَفَكَانَ طَلاَقًا
Bu hadisi bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ali b. Müshir, İsmâîl b. Ebî Hâlid'den, o da Şa'bî'den, o da Mesrûk'dan naklen rivayette bulundu. Mesrûk şöyle demiş: Karım beni ihtiyar ettikten sonra onu bir veya yüz yahud bin defa muhayyer bırakmış olmama aldırış etmem. Ben Âişe'ye sordum da: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bizi muhayyer bıraktı; bu da talâk mı idi? dedi.
Sahih Muslim 3685
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيَّرَ نِسَاءَهُ فَلَمْ يَكُنْ طَلاَقًا.
Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Âsim'den, o da Şa'bî'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını muhayyer bırakmış; fakat bu, talâk sayılmamış.
Sahih Muslim 3686
وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، وَإِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَاهُ فَلَمْ يَعُدَّهُ طَلاَقًا .
Bana İshâk b. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân, Süfyân'dan, o da Âsim-i Ahvel ile İsmail b. Ebî Hâlid'den, onlar da Şa'bî'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen haber verdi. Âişe: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi muhayyer bıraktı. Biz de onu ihtiyar ettik; ama bunu talâk saymadı.» demiş.
Sahih Muslim 3687
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَاهُ فَلَمْ يَعْدُدْهَا عَلَيْنَا شَيْئًا .
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebû Kureyb rivayet ettiler. Yahya, «Bize haber verdi» tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da Müslim'den, o da Mesrûk'dan, o da Âişe'den naklen rivayet etti, dediler. Âişe: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizi muhayyer bıraktı. Biz de onu ihtiyar ettik; ama bunu bizim aleyhimize bir şey saymadı.» demiş.
Sahih Muslim 3688
وَحَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، وَعَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، بِمِثْلِهِ.
Bana Ebu'r-Rabî Ez-Zehrânî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İsmâîl b. Zekeriyyâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize A'meş, İbrahim'den, o da Esved'den, o da Âişe'den; bir de A'meş, Müslim'den, o da Mesrûk'tan, o da Âişe'den naklen bu hadisin mislini rivayet eyledi.
Sahih Muslim 3689
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ دَخَلَ أَبُو بَكْرٍ يَسْتَأْذِنُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَوَجَدَ النَّاسَ جُلُوسًا بِبَابِهِ لَمْ يُؤْذَنْ لأَحَدٍ مِنْهُمْ - قَالَ - فَأُذِنَ لأَبِي بَكْرٍ فَدَخَلَ ثُمَّ أَقْبَلَ عُمَرُ فَاسْتَأْذَنَ فَأُذِنَ لَهُ فَوَجَدَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا حَوْلَهُ نِسَاؤُهُ وَاجِمًا سَاكِتًا - قَالَ - فَقَالَ لأَقُولَنَّ شَيْئًا أُضْحِكُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ رَأَيْتَ بِنْتَ خَارِجَةَ سَأَلَتْنِي النَّفَقَةَ فَقُمْتُ إِلَيْهَا فَوَجَأْتُ عُنُقَهَا . فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " هُنَّ حَوْلِي كَمَا تَرَى يَسْأَلْنَنِي النَّفَقَةَ " . فَقَامَ أَبُو بَكْرٍ إِلَى عَائِشَةَ يَجَأُ عُنُقَهَا فَقَامَ عُمَرُ إِلَى حَفْصَةَ يَجَأُ عُنُقَهَا كِلاَهُمَا يَقُولُ تَسْأَلْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا لَيْسَ عِنْدَهُ . فَقُلْنَ وَاللَّهِ لاَ نَسْأَلُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا أَبَدًا لَيْسَ عِنْدَهُ ثُمَّ اعْتَزَلَهُنَّ شَهْرًا أَوْ تِسْعًا وَعِشْرِينَ ثُمَّ نَزَلَتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الآيَةُ { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ} حَتَّى بَلَغَ { لِلْمُحْسِنَاتِ مِنْكُنَّ أَجْرًا عَظِيمًا} قَالَ فَبَدَأَ بِعَائِشَةَ فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ إِنِّي أُرِيدُ أَنْ أَعْرِضَ عَلَيْكَ أَمْرًا أُحِبُّ أَنْ لاَ تَعْجَلِي فِيهِ حَتَّى تَسْتَشِيرِي أَبَوَيْكِ " . قَالَتْ وَمَا هُوَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَتَلاَ عَلَيْهَا الآيَةَ قَالَتْ أَفِيكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَسْتَشِيرُ أَبَوَىَّ بَلْ أَخْتَارُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ وَأَسْأَلُكَ أَنْ لاَ تُخْبِرَ امْرَأَةً مِنْ نِسَائِكَ بِالَّذِي قُلْتُ . قَالَ " لاَ تَسْأَلُنِي امْرَأَةٌ مِنْهُنَّ إِلاَّ أَخْبَرْتُهَا إِنَّ اللَّهَ لَمْ يَبْعَثْنِي مُعَنِّتًا وَلاَ مُتَعَنِّتًا وَلَكِنْ بَعَثَنِي مُعَلِّمًا مُيَسِّرًا " .
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ravh b. Ubâde rivayet etti. (Dedi ki): Bize Zekeriyyâ b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu'z-Zübeyr, Câbir b. Abdillâh'tan naklen rivayette bulundu. Câbir şöyle demiş: Ebû Bekr, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına girmek için izin istemeye geldi; fakat birçok kimseleri kapıda otururlarken buldu. Bunların hiçbirine izin verilmemişti. Müteakiben Ebû Bekr'e izin verilerek içeri girdi. Sonra Ömer gelerek izin istedi. Ona da izin verildi. Ömer, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i etrafında kadınları olduğu hâlde kederli kederli susmuş otururken bulmuş. Bunun üzerine kendi kendine: Mutlaka bir şey söyleyip Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i güldürmeliyim, diyerek şunu söylemiş: — Yâ Resûlallah! Hârice'nin kızını bir görseydin! Benden nafaka istedi. Ben de kalktım, onun boğazını sıktım. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülmüş ve: «Bunlar da etrafımda gördüğün gibi benden nafaka istiyorlar.» buyurmuş. Derken Ebû Bekr, Âişe'nin boğazını; Ömer de Hafsa'nın boğazını sıkmaya kalkmışlar. İkisi de: Siz Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den onda olmayan bir şeyi istiyorsunuz ha, diyorlarmış. Âişe ile Hafsa: Vallahi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'de olmayan bir şeyi ebediyen istemeyeceğiz, demişler. Sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlardan bir ay yahut yirmi dokuz gün uzaklaştı. Bilâhare kendisine şu âyet indi: «Ey Nebi! Zevcelerine söyle...» âyet tâ: «Allah sizlerin iyi hareketlerde bulunanlarınıza pek büyük ecir hazırladı...» [Ahzab 28-29] kavl-i kerîmine kadar varıyordu. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Âişe'den başlayarak: «Yâ Âişe, ben sana bir şey arz etmek isterim; ama ebeveyninle istişare etmeden cevap hususunda acele etmemeni dilerim.» demiş. Âişe: — Nedir o yâ Resûlallah? diye sormuş. O da kendisine bu âyeti okumuş. Âişe: — Ebeveynimle senin hakkında mı istişare edecekmişim yâ Resûlallah! Hayır, ben Allah ile Resulünü ve dâr-ı âhireti iltizâm ederim. Ama benim bu söylediğimi kadınlarından hiçbirine haber vermemeni isterim, demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onlardan biri bana sormaya görsün, hemen kendisine haber veririm. Çünkü Allah beni zorlaştırıcı ve şaşırtıcı değil, lâkin öğretici ve kolaylaştırıcı olarak gönderdi.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3690
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، عَنْ سِمَاكٍ أَبِي زُمَيْلٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ لَمَّا اعْتَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ - قَالَ - دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَإِذَا النَّاسُ يَنْكُتُونَ بِالْحَصَى وَيَقُولُونَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ يُؤْمَرْنَ بِالْحِجَابِ فَقَالَ عُمَرُ فَقُلْتُ لأَعْلَمَنَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ فَقُلْتُ يَا بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ أَقَدْ بَلَغَ مِنْ شَأْنِكِ أَنْ تُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ مَا لِي وَمَا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ عَلَيْكَ بِعَيْبَتِكَ . قَالَ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ فَقُلْتُ لَهَا يَا حَفْصَةُ أَقَدْ بَلَغَ مِنْ شَأْنِكِ أَنْ تُؤْذِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يُحِبُّكِ . وَلَوْلاَ أَنَا لَطَلَّقَكِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَبَكَتْ أَشَدَّ الْبُكَاءِ فَقُلْتُ لَهَا أَيْنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ هُوَ فِي خِزَانَتِهِ فِي الْمَشْرُبَةِ . فَدَخَلْتُ فَإِذَا أَنَا بِرَبَاحٍ غُلاَمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاعِدًا عَلَى أُسْكُفَّةِ الْمَشْرُبَةِ مُدَلٍّ رِجْلَيْهِ عَلَى نَقِيرٍ مِنْ خَشَبٍ وَهُوَ جِذْعٌ يَرْقَى عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَيَنْحَدِرُ فَنَادَيْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَنَظَرَ رَبَاحٌ إِلَى الْغُرْفَةِ ثُمَّ نَظَرَ إِلَىَّ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا ثُمَّ قُلْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَنَظَرَ رَبَاحٌ إِلَى الْغُرْفَةِ ثُمَّ نَظَرَ إِلَىَّ فَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا ثُمَّ رَفَعْتُ صَوْتِي فَقُلْتُ يَا رَبَاحُ اسْتَأْذِنْ لِي عِنْدَكَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِنِّي أَظُنُّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ظَنَّ أَنِّي جِئْتُ مِنْ أَجْلِ حَفْصَةَ وَاللَّهِ لَئِنْ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِضَرْبِ عُنُقِهَا لأَضْرِبَنَّ عُنُقَهَا . وَرَفَعْتُ صَوْتِي فَأَوْمَأَ إِلَىَّ أَنِ ارْقَهْ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مُضْطَجِعٌ عَلَى حَصِيرٍ فَجَلَسْتُ فَأَدْنَى عَلَيْهِ إِزَارَهُ وَلَيْسَ عَلَيْهِ غَيْرُهُ وَإِذَا الْحَصِيرُ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ فَنَظَرْتُ بِبَصَرِي فِي خِزَانَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا أَنَا بِقَبْضَةٍ مِنْ شَعِيرٍ نَحْوِ الصَّاعِ وَمِثْلِهَا قَرَظًا فِي نَاحِيَةِ الْغُرْفَةِ وَإِذَا أَفِيقٌ مُعَلَّقٌ - قَالَ - فَابْتَدَرَتْ عَيْنَاىَ قَالَ " مَا يُبْكِيكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ " . قُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ وَمَا لِي لاَ أَبْكِي وَهَذَا الْحَصِيرُ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِكَ وَهَذِهِ خِزَانَتُكَ لاَ أَرَى فِيهَا إِلاَّ مَا أَرَى وَذَاكَ قَيْصَرُ وَكِسْرَى فِي الثِّمَارِ وَالأَنْهَارِ وَأَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَصَفْوَتُهُ وَهَذِهِ خِزَانَتُكَ . فَقَالَ " يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أَلاَ تَرْضَى أَنْ تَكُونَ لَنَا الآخِرَةُ وَلَهُمُ الدُّنْيَا " . قُلْتُ بَلَى - قَالَ - وَدَخَلْتُ عَلَيْهِ حِينَ دَخَلْتُ وَأَنَا أَرَى فِي وَجْهِهِ الْغَضَبَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا يَشُقُّ عَلَيْكَ مِنْ شَأْنِ النِّسَاءِ فَإِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهُنَّ فَإِنَّ اللَّهَ مَعَكَ وَمَلاَئِكَتَهُ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَائِيلَ وَأَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَالْمُؤْمِنُونَ مَعَكَ وَقَلَّمَا تَكَلَّمْتُ وَأَحْمَدُ اللَّهَ بِكَلاَمٍ إِلاَّ رَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ اللَّهُ يُصَدِّقُ قَوْلِي الَّذِي أَقُولُ وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ آيَةُ التَّخْيِيرِ { عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} { وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلاَهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلاَئِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ} وَكَانَتْ عَائِشَةُ بِنْتُ أَبِي بَكْرٍ وَحَفْصَةُ تَظَاهَرَانِ عَلَى سَائِرِ نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَطَلَّقْتَهُنَّ قَالَ " لاَ " . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ وَالْمُسْلِمُونَ يَنْكُتُونَ بِالْحَصَى يَقُولُونَ طَلَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ أَفَأَنْزِلُ فَأُخْبِرَهُمْ أَنَّكَ لَمْ تُطَلِّقْهُنَّ قَالَ " نَعَمْ إِنْ شِئْتَ " . فَلَمْ أَزَلْ أُحَدِّثُهُ حَتَّى تَحَسَّرَ الْغَضَبُ عَنْ وَجْهِهِ وَحَتَّى كَشَرَ فَضَحِكَ وَكَانَ مِنْ أَحْسَنِ النَّاسِ ثَغْرًا ثُمَّ نَزَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَزَلْتُ فَنَزَلْتُ أَتَشَبَّثُ بِالْجِذْعِ وَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّمَا يَمْشِي عَلَى الأَرْضِ مَا يَمَسُّهُ بِيَدِهِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا كُنْتَ فِي الْغُرْفَةِ تِسْعَةً وَعِشْرِينَ . قَالَ " إِنَّ الشَّهْرَ يَكُونُ تِسْعًا وَعِشْرِينَ " . فقُمْتُ عَلَى بَابِ الْمَسْجِدِ فَنَادَيْتُ بِأَعْلَى صَوْتِي لَمْ يُطَلِّقْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ . وَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { وَإِذَا جَاءَهُمْ أَمْرٌ مِنَ الأَمْنِ أَوِ الْخَوْفِ أَذَاعُوا بِهِ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى الرَّسُولِ وَإِلَى أُولِي الأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ الَّذِينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ مِنْهُمْ} فَكُنْتُ أَنَا اسْتَنْبَطْتُ ذَلِكَ الأَمْرَ وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ آيَةَ التَّخْيِيرِ .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî rivayet etti. (Dedi ki): Bize İkrime b. Ammâr, Ebû Zümeyl Simâk'tan rivayet etti. (Demiş ki): Bana Abdullah b. Abbâs rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ömer b. el-Hattâb rivayet etti. Dedi ki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarından uzaklaştığı vakit mescide girdim. Bir de baktım, cemaat üzüntüden çakıl taşlarıyla yeri eşeliyor ve: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış, diyorlar... Bu mesele kadınlara tesettür emrolunmazdan önce idi. Ben: Bu işi bugün mutlaka öğrenirim, dedim. Ve Âişe'nin yanına girerek: — Ey Ebû Bekr'in kızı! İşi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e eziyet verecek dereceye vardırdın, öyle mi? dedim. Âişe: — Benim seninle ne alâkam var ey Hattâb oğlu? Sen kendi kabına bak! dedi. Bunun üzerine Hafsa binti Ömer'in yanına girerek ona: — Yâ Hafsa! İşi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e eziyet verecek dereceye vardırdın mı? Vallahi pekâlâ bilirsin ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seni sevmiyor. Ben olmasam seni mutlaka boşardı, dedim. Hafsa çok ağladı. Ona: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nerede? diye sordum. — O, yatak odasındaki kilerindedir, cevabını verdi. Hemen oraya girdim. Karşıma Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kölesi Rabâh çıkmaz mı! Kilerin alt eşiğine oturmuş, ayaklarını ağaçtan oyulma, merdiven gibi bir şeyin üzerine sarkıtmış... Bu merdiven gibi şey, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üzerine basarak inip çıktığı bir kütük idi. — Yâ Rabâh! Yanında bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girmek için bana izin iste! diye seslendim. Rabâh bir odaya baktı, sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Tekrar: — Yâ Rabâh! Yanında bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girmek için bana izin iste! dedim. Rabâh bir odaya baktı, sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Ben sesimi yükselterek tekrar: — Yâ Rabâh! Yanında bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girmek için bana izin iste! Zannederim Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), benim Hafsa için geldiğimi sanıyor. Vallahi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana onun boynunu vurmamı emrederse mutlaka boynunu vururum, dedim. Sesimi de yükselttim. Bunun üzerine Rabâh bana çık diye işaret etti. Derhal Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına girdim. Bir hasırın üzerine yaslanmıştı. Ben de oturdum. Örtüsünü üzerine çekti. Üzerinde bundan başka bir şey yoktu. Baktım, hasır yan tarafına iz bırakmış. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kilerini gözden geçirdim. Baktım ki bir sâ miktarı bir avuç arpa, odanın bir köşesinde bir o kadar da karaz yaprağı var; bir de asılı deri... Bunu görünce gözyaşlarımı tutamadım. Bana: «Neye ağlıyorsun ey Hattâb oğlu?» diye sordu. — Yâ Nebiyyallah, niçin ağlamayayım! Baksana, hasır yan tarafına iz bırakmış. İşte kilerin içinde şu gördüklerimden başka bir şey görmüyorum! Öte yanda Kayser'le Kisrâ meyveler ve ırmaklar içinde... Sen ise Allah'ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve güzidesi olduğun hâlde, işte kilerin!.. dedim. Bunun üzerine: «Ey Hattâb oğlu! Âhiret bizim, dünya onların olmasına razı değil misin?» buyurdular. — Hay hay, dedim. Onun yanına girdiğimden beri yüzünde öfke eseri görüyordum. Nihayet: — Yâ Resûlallah, kadınlarının hâlinden gücüne giden şey nedir? Şayet onları boşadın ise hiç şüphe yok ki Allah seninle beraberdir. Melekleri de Cibril ile Mîkâîl de, ben, Ebû Bekr ve bütün müminler de seninleyiz, dedim. Allah'a hamdederim ki söylediğim sözü Allah'ın tasdik buyuracağını ummadığım konuşmalarım azdır. Ve şu âyet, yani tahyîr âyeti indi: «O sizi boşarsa olur ki Rabbi kendisine sizden daha hayırlı zevceler verir.» [Tahrim 5] «Eğer onun aleyhine birbirlerine yardım ederlerse, onun yardımcısı da Allah, Cibril ve müminlerin sâlihleridir. Bütün bunlardan sonra melekler de ona yardımcıdır.» [Tahrim 4] Âişe binti Ebî Bekr ile Hafsa, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sair zevcelerine karşı birbirlerini tutuyorlardı. Ben: — Yâ Resûlallah, sen onları boşadın mı? diye sordum. «Hayır!» cevabını verdi. — Yâ Resûlallah, ben mescide girdim de Müslümanlar yeri çakıl taşları ile eşeliyor, «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış.» diyorlardı. İnerek onlara senin kadınlarını boşamadığını haber vereyim mi? dedim. «Evet, istersen haber ver.» buyurdular. Kendileriyle konuşmaya devam ettim. Tâ ki öfkesi geçti ve dişlerini göstererek gülümsedi. O, insanların ağzı en güzel olanlarındandı. Sonra Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aşağı indi. Ben de indim. Ama ben kütüğe tutunarak indim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise yerde yürür gibi ona eliyle dokunmadan indi. — Yâ Resûlallah, odada ancak yirmi dokuz gün kaldın? dedim. «Ay yirmi dokuz gün olur.» buyurdu. Bunun üzerine ben mescidin kapısında durarak olanca sesimle: — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamamıştır, diye nida ettim. Ve şu âyet indi: «Onlara emniyete veya korkuya dair bir şey gelirse onu yayarlar. Hâlbuki onu Resule ve kendilerinden ulu'l-emir olanlara arz etseler, mâna çıkaranlar onu bilirdi.» [Nisa 83] Bu işi ben anlayıp çıkarmıştım. Allah (Azze ve Celle) de tahyîr âyetini indirdi.
Sahih Muslim 3691
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - أَخْبَرَنِي يَحْيَى، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ بْنُ حُنَيْنٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، يُحَدِّثُ قَالَ مَكَثْتُ سَنَةً وَأَنَا أُرِيدُ، أَنْ أَسْأَلَ، عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ عَنْ آيَةٍ، فَمَا أَسْتَطِيعُ أَنْ أَسْأَلَهُ هَيْبَةً لَهُ حَتَّى خَرَجَ حَاجًّا فَخَرَجْتُ مَعَهُ فَلَمَّا رَجَعَ فَكُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَدَلَ إِلَى الأَرَاكِ لِحَاجَةٍ لَهُ فَوَقَفْتُ لَهُ حَتَّى فَرَغَ ثُمَّ سِرْتُ مَعَهُ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ اللَّتَانِ تَظَاهَرَتَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَزْوَاجِهِ فَقَالَ تِلْكَ حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ . قَالَ فَقُلْتُ لَهُ وَاللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَكَ عَنْ هَذَا مُنْذُ سَنَةٍ فَمَا أَسْتَطِيعُ هَيْبَةً لَكَ . قَالَ فَلاَ تَفْعَلْ مَا ظَنَنْتَ أَنَّ عِنْدِي مِنْ عِلْمٍ فَسَلْنِي عَنْهُ فَإِنْ كُنْتُ أَعْلَمُهُ أَخْبَرْتُكَ - قَالَ - وَقَالَ عُمَرُ وَاللَّهِ إِنْ كُنَّا فِي الْجَاهِلِيَّةِ مَا نَعُدُّ لِلنِّسَاءِ أَمْرًا حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى فِيهِنَّ مَا أَنْزَلَ وَقَسَمَ لَهُنَّ مَا قَسَمَ قَالَ فَبَيْنَمَا أَنَا فِي أَمْرٍ أَأْتَمِرُهُ إِذْ قَالَتْ لِي امْرَأَتِي لَوْ صَنَعْتَ كَذَا وَكَذَا فَقُلْتُ لَهَا وَمَا لَكِ أَنْتِ وَلِمَا هَا هُنَا وَمَا تَكَلُّفُكِ فِي أَمْرٍ أُرِيدُهُ فَقَالَتْ لِي عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ مَا تُرِيدُ أَنْ تُرَاجَعَ أَنْتَ وَإِنَّ ابْنَتَكَ لَتُرَاجِعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ . قَالَ عُمَرُ فَآخُذُ رِدَائِي ثُمَّ أَخْرُجُ مَكَانِي حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لَهَا يَا بُنَيَّةُ إِنَّكِ لَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى يَظَلَّ يَوْمَهُ غَضْبَانَ . فَقَالَتْ حَفْصَةُ وَاللَّهِ إِنَّا لَنُرَاجِعُهُ . فَقُلْتُ تَعْلَمِينَ أَنِّي أُحَذِّرُكِ عُقُوبَةَ اللَّهِ وَغَضَبَ رَسُولِهِ يَا بُنَيَّةُ لاَ يَغُرَّنَّكِ هَذِهِ الَّتِي قَدْ أَعْجَبَهَا حُسْنُهَا وَحُبُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِيَّاهَا . ثُمَّ خَرَجْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى أُمِّ سَلَمَةَ لِقَرَابَتِي مِنْهَا فَكَلَّمْتُهَا فَقَالَتْ لِي أُمُّ سَلَمَةَ عَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ قَدْ دَخَلْتَ فِي كُلِّ شَىْءٍ حَتَّى تَبْتَغِي أَنْ تَدْخُلَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَزْوَاجِهِ . قَالَ فَأَخَذَتْنِي أَخْذًا كَسَرَتْنِي عَنْ بَعْضِ مَا كُنْتُ أَجِدُ فَخَرَجْتُ مِنْ عِنْدِهَا وَكَانَ لِي صَاحِبٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِذَا غِبْتُ أَتَانِي بِالْخَبَرِ وَإِذَا غَابَ كُنْتُ أَنَا آتِيهِ بِالْخَبَرِ وَنَحْنُ حِينَئِذٍ نَتَخَوَّفُ مَلِكًا مِنْ مُلُوكِ غَسَّانَ ذُكِرَ لَنَا أَنَّهُ يُرِيدُ أَنْ يَسِيرَ إِلَيْنَا فَقَدِ امْتَلأَتْ صُدُورُنَا مِنْهُ فَأَتَى صَاحِبِي الأَنْصَارِيُّ يَدُقُّ الْبَابَ وَقَالَ افْتَحِ افْتَحْ . فَقُلْتُ جَاءَ الْغَسَّانِيُّ فَقَالَ أَشَدُّ مِنْ ذَلِكَ اعْتَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَزْوَاجَهُ . فَقُلْتُ رَغِمَ أَنْفُ حَفْصَةَ وَعَائِشَةَ . ثُمَّ آخُذُ ثَوْبِي فَأَخْرُجُ حَتَّى جِئْتُ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ يُرْتَقَى إِلَيْهَا بِعَجَلَةٍ وَغُلاَمٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَسْوَدُ عَلَى رَأْسِ الدَّرَجَةِ فَقُلْتُ هَذَا عُمَرُ . فَأُذِنَ لِي . قَالَ عُمَرُ فَقَصَصْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذَا الْحَدِيثَ فَلَمَّا بَلَغْتُ حَدِيثَ أُمِّ سَلَمَةَ تَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِنَّهُ لَعَلَى حَصِيرٍ مَا بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ شَىْءٌ وَتَحْتَ رَأْسِهِ وِسَادَةٌ مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ وَإِنَّ عِنْدَ رِجْلَيْهِ قَرَظًا مَضْبُورًا وَعِنْدَ رَأْسِهِ أُهُبًا مُعَلَّقَةً فَرَأَيْتُ أَثَرَ الْحَصِيرِ فِي جَنْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبَكَيْتُ فَقَالَ " مَا يُبْكِيكَ " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ كِسْرَى وَقَيْصَرَ فِيمَا هُمَا فِيهِ وَأَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَا تَرْضَى أَنْ تَكُونَ لَهُمَا الدُّنْيَا وَلَكَ الآخِرَةُ " .
Bize Hârûn b. Saîd El-Eylî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Vehb rivayet etti. (Dedi ki): Bana Süleyman, yani İbni Bilâl haber verdi. (Dedi ki): Bana Yahya haber verdi. (Dedi ki): Bana Ubeyd b. Huneyn haber verdi. O da Abdullah b. Abbâs'ı rivayet ederken dinlemiş. İbni Abbâs şunları söylemiş: — Bir âyetin mânâsını Ömer b. Hattab'a sormak niyetiyle bir sene bekledim. Heybetinden dolayı kendisine bir türlü soramıyordum. Nihayet hacc için (yola) çıktı. Onunla beraber ben de yola çıktım. Dönüşte biraz yol alınca bir haceti için misvak ağaçlarına doğru saptı. Ben de kazay-ı hacet edinceye kadar onu bekledim. Sonra onunla birlikte yola revân oldum. Ve: — Yâ Emîrelmü'minîn, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aleyhine zevcelerinden biri ile anlaşan iki kadın kimlerdir? dedim. Ömer (Radiyallahu anh): — Onlar Hafsa ile Âişe'dir, cevabını verdi. Bunun üzerine: — Vallahi bu meseleyi bir seneden beri sana sormak isterdim; ama heybetinden dolayı soramıyordum, dedim. — Bunu yapma! Benim bildiğimi zannettiğin bir şeyi hemen bana sor; eğer ben onu bilirsem sana haber veririm, dedi ve sözüne şöyle devam etti: — Vallahi cahiliyyet devrinde biz kadınları insan yerine saymazdık. Nihayet Allah Teâlâ onlar hakkında indirdiklerini indirdi ve kendilerine yaptığı taksimi yaptı. Bir defa ben kendi kendime bir şeyi istişare ederken zevcem bana: Şöyle şöyle yapsan olmaz mı? deyiverdi. Ben de ona: — Sana ne oluyor da bu işe karışıyorsun; benim yapmak istediğim bir şeye neden burnunu sokuyorsun? dedim. Kadın: — Şaşarım sana ey Hattâb oğlu! Sen kendine kafa tutulmasını istemiyorsun; halbuki kızın Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kafa tutup duruyor. O derecede ki, bütün gün efkârlı kalıyor, dedi. Bunun üzerine cübbemi alarak evimden çıktım ve Hafsa'nın yanına girdim. Ona dedim ki: — Kızcağızım! Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kafa tutarmışsın, hattâ bütün gün efkârlı kalırmış! Hafsa: — Vallahi biz ona çok müracaatta bulunuyoruz, dedi. — Bilirsin ki, ben seni Allah'ın azabından ve Resulünün gazabından sakındırırım kızcağızım! Sakın seni o kendi güzelliğini beğenen, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kendisine olan sevgisine güvenen aldatmasın! dedim. Sonra (oradan) çıkarak karabetim olduğu için Ümmü Seleme'nin yanına girdim ve onunla konuştum. Ümmü Seleme bana şunu söyledi: — Şaşarım sana ey Hattâb oğlu! Her şeye karışırsın; hattâ Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile zevcelerinin arasına bile girmek istiyorsun! Ümmü Seleme'nin bu sözü bana öyle tesir etti ki, efkârımı bir parça yatıştırdı. Müteakiben onun yanından çıktım. Ensârdan bir dostum vardı. (Mecliste) bulunamazsam bana haber getirir; o bulunamazsa ben ona haber getirirdim. O tarihte biz Gassân hükümdarlarından bir kraldan korkuyorduk. Üzerimize hücum etmek istediğini haber almıştık. Ondan gözümüz korkmuştu. Derken dostum Ensârî gelerek kapıyı çaldı ve: — Aç, aç! dedi. Ben: — Gassanlı mı geldi? diye sordum. — Ondan daha kötü! Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zevcelerinden ayrılmış, cevabını verdi. Ben de: — Patlasın Hafsa ile Âişe, dedim. Sonra elbisemi alarak çıktım, geldim. Bir de baktım Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatak odasında. Odaya merdivenle çıkılıyor. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in siyah bir kölesi de merdiven başında! — Ben Ömer'im, dedim. Müteakiben bana izin verildi. Ben de Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bu hâdiseyi anlattım. Ümmü Seleme kıssasına gelince Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülümsedi. Kendisi (kuru) bir hasır üzerinde idi. Vücûdu ile hasır arasında hiçbir şey yoktu. Başının altında içi lif dolu deriden bir yastık; ayaklarının yanında bir karaz yığını; başının ucunda asılı birkaç deri bulunuyordu. Ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yan tarafında hasırın izini görünce ağladım. — Niçin ağlıyorsun? diye sordu. — Yâ Resûlallah, Kisrâ ile Kayser neler içinde yaşıyorlar neler! Halbuki sen Allah'ın Resulüsün, dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Dünya onların; âhiret de senin olmasına razı değil misin?» buyurdular.
Sahih Muslim 3692
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ، سَعِيدٍ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَقْبَلْتُ مَعَ عُمَرَ حَتَّى إِذَا كُنَّا بِمَرِّ الظَّهْرَانِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِطُولِهِ كَنَحْوِ حَدِيثِ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ قُلْتُ شَأْنُ الْمَرْأَتَيْنِ قَالَ حَفْصَةُ وَأُمُّ سَلَمَةَ . وَزَادَ فِيهِ وَأَتَيْتُ الْحُجَرَ فَإِذَا فِي كُلِّ بَيْتٍ بُكَاءٌ . وَزَادَ أَيْضًا وَكَانَ آلَى مِنْهُنَّ شَهْرًا فَلَمَّا كَانَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ نَزَلَ إِلَيْهِنَّ .
Bize Muhammed b. El-Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Affân rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme rivayet etti. (Dedi ki): Bana Yahya b. Saîd, Ubeyd b. Huneyn'den, o da İbni Abbâs'dan naklen haber verdi. İbni Abbâs şöyle demiş: «Ömer'le birlikte dönüyordum. Merru'z-Zahrân denilen yere geldiğimiz vakit...» Râvi bu hadîsi Süleyman b. Bilâl hadîsi gibi rivayet etmiştir. Yalnız o şöyle demiştir: «Ben: O iki kadının hâl ü şanı nedir? diye sordum. — Hafsa ile Ümmü Seleme'dir, buyurdular.» Bir de bu rivayette râvi: «Hücrelere geldim. Bir de baktım her evde yas (ediliyor).» ibaresi ile: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir ay kadınlarının semtine uğramayacağına yemin etmişti. Ay yirmi dokuz olunca yanlarına indi.» cümlesini ziyâde etmiştir.
Sahih Muslim 3693
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ حُنَيْنٍ، - وَهُوَ مَوْلَى الْعَبَّاسِ - قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ كُنْتُ أُرِيدُ أَنْ أَسْأَلَ، عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ اللَّتَيْنِ تَظَاهَرَتَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَبِثْتُ سَنَةً مَا أَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا حَتَّى صَحِبْتُهُ إِلَى مَكَّةَ فَلَمَّا كَانَ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ ذَهَبَ يَقْضِي حَاجَتَهُ فَقَالَ أَدْرِكْنِي بِإِدَاوَةٍ مِنْ مَاءٍ فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَلَمَّا قَضَى حَاجَتَهُ وَرَجَعَ ذَهَبْتُ أَصُبُّ عَلَيْهِ وَذَكَرْتُ فَقُلْتُ لَهُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ فَمَا قَضَيْتُ كَلاَمِي حَتَّى قَالَ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Ebû Bekr'indir. Dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Yahya b. Saîd'den rivayet etti. O da Abbâs'ın âzâdlısı Ubeyd b. Huneyn'den dinlemiş. Ubeyd demiş ki: Ben İbni Abbâs'ı şunları söylerken işittim: «Ömer'e, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında birbirleri ile anlaşan iki kadının kimler olduğunu sormak istiyordum. Fakat bir sene beklediğim halde bir türlü yerini bulup soramıyordum. Nihayet Mekke'ye müteveccihen kendisine arkadaş oldum. Merru'z-Zahrân'a vardığında kazayı hacete gitti. Ve: — Bana tulumla su yetiştir, dedi. Ben de kendisine tulumla su götürdüm. Hacetini görüp döndüğü vakit ben ellerine su dökmeye gittim ve bu meseleyi kendisine anarak: — Yâ Emîrelmü'minîn! O iki kadın kimlerdir? dedim. Sözümü bitirir bitirmez: — Âişe ile Hafsa'dır, cevabını verdi.»
Sahih Muslim 3694
وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَتَقَارَبَا فِي لَفْظِ الْحَدِيثِ - قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمْ أَزَلْ حَرِيصًا أَنْ أَسْأَلَ عُمَرَ عَنِ الْمَرْأَتَيْنِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَيْنِ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} حَتَّى حَجَّ عُمَرُ وَحَجَجْتُ مَعَهُ فَلَمَّا كُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ عَدَلَ عُمَرُ وَعَدَلْتُ مَعَهُ بِالإِدَاوَةِ فَتَبَرَّزَ ثُمَّ أَتَانِي فَسَكَبْتُ عَلَى يَدَيْهِ فَتَوَضَّأَ فَقُلْتُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ مَنِ الْمَرْأَتَانِ مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اللَّتَانِ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُمَا { إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} قَالَ عُمَرُ وَاعَجَبًا لَكَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ - قَالَ الزُّهْرِيُّ كَرِهَ وَاللَّهِ مَا سَأَلَهُ عَنْهُ وَلَمْ يَكْتُمْهُ - قَالَ هِيَ حَفْصَةُ وَعَائِشَةُ . ثُمَّ أَخَذَ يَسُوقُ الْحَدِيثَ قَالَ كُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ - قَالَ - وَكَانَ مَنْزِلِي فِي بَنِي أُمَيَّةَ بْنِ زَيْدٍ بِالْعَوَالِي فَتَغَضَّبْتُ يَوْمًا عَلَى امْرَأَتِي فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي . فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ . فَانْطَلَقْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ أَتُرَاجِعِينَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ نَعَمْ . فَقُلْتُ أَتَهْجُرُهُ إِحْدَاكُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ قَالَتْ نَعَمْ . قُلْتُ قَدْ خَابَ مَنْ فَعَلَ ذَلِكَ مِنْكُنَّ وَخَسِرَ أَفَتَأْمَنُ إِحْدَاكُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ لاَ تُرَاجِعِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ تَسْأَلِيهِ شَيْئًا وَسَلِينِي مَا بَدَا لَكِ وَلاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْسَمَ وَأَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْكِ - يُرِيدُ عَائِشَةَ - قَالَ وَكَانَ لِي جَارٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَكُنَّا نَتَنَاوَبُ النُّزُولَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَيَنْزِلُ يَوْمًا وَأَنْزِلُ يَوْمًا فَيَأْتِينِي بِخَبَرِ الْوَحْىِ وَغَيْرِهِ وَآتِيهِ بِمِثْلِ ذَلِكَ وَكُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّ غَسَّانَ تُنْعِلُ الْخَيْلَ لِتَغْزُوَنَا فَنَزَلَ صَاحِبِي ثُمَّ أَتَانِي عِشَاءً فَضَرَبَ بَابِي ثُمَّ نَادَانِي فَخَرَجْتُ إِلَيْهِ فَقَالَ حَدَثَ أَمْرٌ عَظِيمٌ . قُلْتُ مَاذَا أَجَاءَتْ غَسَّانُ قَالَ لاَ بَلْ أَعْظَمُ مِنْ ذَلِكَ وَأَطْوَلُ طَلَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ . فَقُلْتُ قَدْ خَابَتْ حَفْصَةُ وَخَسِرَتْ قَدْ كُنْتُ أَظُنُّ هَذَا كَائِنًا حَتَّى إِذَا صَلَّيْتُ الصُّبْحَ شَدَدْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي ثُمَّ نَزَلْتُ فَدَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ وَهْىَ تَبْكِي فَقُلْتُ أَطَلَّقَكُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لاَ أَدْرِي هَا هُوَ ذَا مُعْتَزِلٌ فِي هَذِهِ الْمَشْرُبَةِ . فَأَتَيْتُ غُلاَمًا لَهُ أَسْوَدَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ . فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَىَّ فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى الْمِنْبَرِ فَجَلَسْتُ فَإِذَا عِنْدَهُ رَهْطٌ جُلُوسٌ يَبْكِي بَعْضُهُمْ فَجَلَسْتُ قَلِيلاً ثُمَّ غَلَبَنِي مَا أَجِدُ ثُمَّ أَتَيْتُ الْغُلاَمَ فَقُلْتُ اسْتَأْذِنْ لِعُمَرَ . فَدَخَلَ ثُمَّ خَرَجَ إِلَىَّ . فَقَالَ قَدْ ذَكَرْتُكَ لَهُ فَصَمَتَ . فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا فَإِذَا الْغُلاَمُ يَدْعُونِي فَقَالَ ادْخُلْ فَقَدْ أَذِنَ لَكَ فَدَخَلْتُ فَسَلَّمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ مُتَّكِئٌ عَلَى رَمْلِ حَصِيرٍ قَدْ أَثَّرَ فِي جَنْبِهِ فَقُلْتُ أَطَلَّقْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ نِسَاءَكَ فَرَفَعَ رَأْسَهُ إِلَىَّ وَقَالَ " لاَ " . فَقُلْتُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَوْ رَأَيْتَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكُنَّا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ قَوْمًا نَغْلِبُ النِّسَاءَ فَلَمَّا قَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَجَدْنَا قَوْمًا تَغْلِبُهُمْ نِسَاؤُهُمْ فَطَفِقَ نِسَاؤُنَا يَتَعَلَّمْنَ مِنْ نِسَائِهِمْ فَتَغَضَّبْتُ عَلَى امْرَأَتِي يَوْمًا فَإِذَا هِيَ تُرَاجِعُنِي فَأَنْكَرْتُ أَنْ تُرَاجِعَنِي . فَقَالَتْ مَا تُنْكِرُ أَنْ أُرَاجِعَكَ فَوَاللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيُرَاجِعْنَهُ وَتَهْجُرُهُ إِحْدَاهُنَّ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ . فَقُلْتُ قَدْ خَابَ مَنْ فَعَلَ ذَلِكَ مِنْهُنَّ وَخَسِرَ أَفَتَأْمَنُ إِحْدَاهُنَّ أَنْ يَغْضَبَ اللَّهُ عَلَيْهَا لِغَضَبِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هِيَ قَدْ هَلَكَتْ فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ دَخَلْتُ عَلَى حَفْصَةَ فَقُلْتُ لاَ يَغُرَّنَّكِ أَنْ كَانَتْ جَارَتُكِ هِيَ أَوْسَمُ مِنْكِ وَأَحَبُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْكِ . فَتَبَسَّمَ أُخْرَى فَقُلْتُ أَسْتَأْنِسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " نَعَمْ " . فَجَلَسْتُ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فِي الْبَيْتِ فَوَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ فِيهِ شَيْئًا يَرُدُّ الْبَصَرَ إِلاَّ أُهُبًا ثَلاَثَةً فَقُلْتُ ادْعُ اللَّهَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ يُوَسِّعَ عَلَى أُمَّتِكَ فَقَدْ وَسَّعَ عَلَى فَارِسَ وَالرُّومِ وَهُمْ لاَ يَعْبُدُونَ اللَّهَ فَاسْتَوَى جَالِسًا ثُمَّ قَالَ " أَفِي شَكٍّ أَنْتَ يَا ابْنَ الْخَطَّابِ أُولَئِكَ قَوْمٌ عُجِّلَتْ لَهُمْ طَيِّبَاتُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا " . فَقُلْتُ اسْتَغْفِرْ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ . وَكَانَ أَقْسَمَ أَنْ لاَ يَدْخُلَ عَلَيْهِنَّ شَهْرًا مِنْ شِدَّةِ مَوْجِدَتِهِ عَلَيْهِنَّ . حَتَّى عَاتَبَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ . قَالَ الزُّهْرِيُّ فَأَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا مَضَى تِسْعٌ وَعِشْرُونَ لَيْلَةً دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَدَأَ بِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ أَقْسَمْتَ أَنْ لاَ تَدْخُلَ عَلَيْنَا شَهْرًا وَإِنَّكَ دَخَلْتَ مِنْ تِسْعٍ وَعِشْرِينَ أَعُدُّهُنَّ . فَقَالَ " إِنَّ الشَّهْرَ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ - ثُمَّ قَالَ - يَا عَائِشَةُ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تَعْجَلِي فِيهِ حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ " . ثُمَّ قَرَأَ عَلَىَّ الآيَةَ { يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ} حَتَّى بَلَغَ { أَجْرًا عَظِيمًا} قَالَتْ عَائِشَةُ قَدْ عَلِمَ وَاللَّهِ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا لِيَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ قَالَتْ فَقُلْتُ أَوَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ . قَالَ مَعْمَرٌ فَأَخْبَرَنِي أَيُّوبُ أَنَّ عَائِشَةَ قَالَتْ لاَ تُخْبِرْ نِسَاءَكَ أَنِّي اخْتَرْتُكَ فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ أَرْسَلَنِي مُبَلِّغًا وَلَمْ يُرْسِلْنِي مُتَعَنِّتًا " . قَالَ قَتَادَةُ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا مَالَتْ قُلُوبُكُمَا.
Bize İshâk b. İbrahim el-Hanzalî ile Muhammed b. Ebî Ömer rivayet ettiler. Hadîsin lâfzını ikisi de birbirine yakın ifâde ettiler. İbni Ebî Ömer: (Bize rivayet etti) tâbirini kullandı. İshâk ise: (Bize Abdürrezzâk haber verdi) dedi. Abdürrezzâk: Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdillâh b. Ebî Sevr'den, o da İbni Abbas'dan naklen haber verdi, demiş. İbni Abbâs şunları söylemiş: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden, haklarında Allah Teâlâ'nın: (Eğer tevbe ederseniz kalpleriniz söz dinledi demektir.) [Tahrim 4] buyurduğu iki kadının kimler olduğunu Ömer'e sormayı arzu eder dururdum. Nihayet Ömer hacc etti. Onunla birlikte ben de hacc ettim. Biraz yol aldıktan sonra Ömer saptı. Elimde su tulumu olduğu halde onunla birlikte ben de saptım. Kazâ-yı hâcet etti; sonra yanıma geldi. Ellerine su döktüm; abdest aldı. (O zaman): — Yâ Emîrelmü'minîn! Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden kendilerine Allah (Azze ve Celle)'nin: (Eğer tevbe ederseniz kalpleriniz söz dinledi demektir.) buyurduğu iki kadın kimlerdir? dedim. Ömer: — Şaşarım sana ey İbni Abbas! Onlar Hafsa ile Âişe'dir, cevabını verdi. (Zührî demiş ki: Vallahi Ömer, İbni Abbâs'ın sorduğu suâlden hoşlanmamış, fakat gizlememiştir.) Bundan sonra Ömer, hadîsi rivayete başladı, dedi ki: — Biz, Kureyş cemaati kadınlara tahakküm eden bir kavim idik. Medine'ye geldiğimizde (orada) kadınları kendilerine tahakküm eden bir kavim bulduk. Az sonra bizim kadınlarımız da onların kadınlarından huy kapmaya başladılar. Benim evim Avâlî'deki Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesinde idi. Bir gün karıma kızdım. Bir de baktım bana kafa tutuyor! Bana karşı söz söylemesini menettim. Kadın: — Benim sana karşılık vermemi neden men ediyorsun? Vallahi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevceleri bile ona kafa tutuyorlar da (bâzan) biri bütün gün akşama kadar kendisini terk ediyor, dedi. Bunun üzerine oradan giderek Hafsa'nın yanına girdim ve: — Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kafa mı tutuyorsun? dedim. Hafsa: — Evet, cevabını verdi. — Sizden biriniz onu bütün gün akşama kadar terk ediyor mu? diye sordum. (Yine): — Evet, cevabını verdi. Dedim ki: — Sizden bunu yapan muhakkak kendine yazık etmiştir. Biriniz Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gazabından dolayı Allah'ın kendisine gazap etmeyeceğinden emin olabiliyor mu? Şu halde böylesi helâk olmuş demektir. Sen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kafa tutma, ondan bir şey isteme! Aklına geleni benden iste! Sakın ortağının Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nezdinde senden daha güzel ve daha sevgili olması seni aldatmasın!» (Ömer burada Âişe'yi kastetmiştir. Sözüne devamla) demiştir ki: — Benim Ensardan bir komşum vardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına inmek hususunda onunla nöbetleşirdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Bu suretle bâzan vahiy haberini ve saireyi o bana getirir; bâzan da bunların mislini ben ona getirirdim. Aramızda: Gassânlılar bizimle harp etmek için atlarını nallatıyor, diye konuşurduk. Derken dostum Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına indi. Sonra yatsı zamanında bana gelerek kapımı çaldı ve bana seslendi. Yanına çıktım. — Büyük bir hâdise olmuş, dedi. Ben: — Ne o? Yoksa Gassânlılar mı gelmiş? diye sordum. — Hayır; ondan daha büyük ve uzun! Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış! dedi. — Yazık! Hafsa mahvoldu, dedim. Ben bunun olacağını biliyordum. Onun için sabah namazını kıldığım gibi elbisemi kuşandım; sonra aşağı inerek Hafsa'nın yanına girdim. Hafsa ağlıyordu. — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sizi boşadı mı? diye sordum. — Bilmiyorum; işte kendisi şu yatak odasına çekilmiştir, dedi. Bunun üzerine onun siyah bir kölesinin yanına gelerek: — Ömer için izin iste! dedim. Köle hemen içeri girdi. Sonra benim yanıma çıkarak: — Ona senin geldiğini söyledim, ama ses çıkarmadı, dedi. Bunun üzerine oradan çekilerek minberin yanına gittim; oturdum. Bir de ne göreyim! Orada bir cemaat oturuyor, bâzıları da ağlıyor! Biraz oturdum. Sonra efkârım bana galebe çaldı ve (tekrar) köleye gelerek: — Ömer için izin iste! dedim. Köle içeri girdi. Sonra benim yanıma çıkarak: — Ona senin geldiğini söyledim; ama ses çıkarmadı, dedi. Bunun üzerine geri döndüm. Az sonra baktım, köle beni çağırıyor! — İçeri gir; sana izin verildi, dedi. Artık içeri girdim ve Resûlullah'a selâm verdim. Baktım, dokuma bir hasır üzerine yaslanmış; hasır yan tarafında iz bırakmış. — Yâ Resûlallah! Kadınlarını boşadın mı? dedim. Başını bana doğru kaldırarak: «Hayır!» cevabını verdi. Bunun üzerine ben şunları söyledim: — Allah her şeyden büyüktür! Bizi bir görseydin yâ Resûlallah! Biz Kureyş cemaati kadınlara tahakküm eden bir kavim idik. Medine'ye geldiğimizde (orada) kadınları kendilerine tahakküm eden bir kavim bulduk. Az sonra bizim kadınlarımız da onların kadınlarından huy kapmaya başladılar. Derken bir gün karıma kızdım. Bir de baktım, bana kafa tutuyor! Bana karşı söz söylemesini menettim. Kadın: — Benim sana karşılık vermemi neden men ediyorsun? Vallahi Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevceleri bile ona kafa tutuyorlar da (bâzan) birisi bütün gün akşama kadar kendisini terk ediyor, dedi. — Onlardan bunu yapan muhakkak kendine yazık etmiştir; hiçbiri Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gazabından dolayı Allah'ın kendisine gazap etmeyeceğinden emin olabiliyor mu? O halde muhakkak helâk olmuştur, dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gülümsedi. Ben (sözüme devamla) dedim ki: — Yâ Resûlallah! Hafsa'nın yanına girdim de (ona) şunları söyledim: Sakın ortağının Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nezdinde senden daha güzel ve daha sevgili olması seni aldatmasın! Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir daha gülümsedi. (Bu arada): — Seninle sohbet edebilir miyim yâ Resûlallah? dedim. «Evet!» cevabını verdi. Ben de oturdum. Müteakiben başımı kaldırarak içeriye bir göz gezdirdim. Vallahi içeride üç deriden başka göze dokunur bir şey göremedim ve: — Yâ Resûlallah! Allah'a dua et de ümmetine bol rızık ihsan eylesin. İranlılarla Romalılara, Allah'a tapmadıkları halde bol rızık ihsan eylemiştir, dedim. Bunun üzerine doğrularak oturdu ve: «Sen şüphede misin ey Hattâb oğlu? Onlar, iyi amellerinin karşılığı kendilerine dünya hayatında peşin verilen bir kavimdirler.» buyurdu. — Benim için mağfiret dile yâ Resûlallah, dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), zevcelerine pek ziyade gücendiğinden bir ay yanlarına girmemeye yemin etmişti. Nihayet Allah (Azze ve Celle) kendisini azarladı. Zührî dedi ki: Bana Urve, Âişe'den naklen haber verdi. Âişe şöyle demiş: Yirmi dokuz gece geçince Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yanıma girdi; ilk önce benden başladı. Ben: — Yâ Resûlallah! Sen bir ay yanımıza girmemeye yemin etmiştin. Hâlbuki sayıp durduğum yirmi dokuzuncu gecede yanımıza girdin, dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ay yirmi dokuz gündür.» buyurdu. Sonra: «Yâ Âişe! Sana bir husus söyleyeceğim. Bu hususta anne ve babana danışıncaya kadar acele etmemende bir beis yoktur.» dedi. Ardından bana: «Ey Peygamber! Zevcelerine söyle...» âyetini, «...büyük bir mükâfat hazırlamıştır.» kısmına kadar okudu. Âişe dedi ki: Vallahi, anne ve babamın bana ondan ayrılmayı emretmeyeceklerini biliyordu. Ben de: — Bu hususta anne ve babama mı danışacağım? Şüphesiz ben Allah'ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorum, dedim. Ma'mer dedi ki: Bana Eyyûb, Âişe'nin: — Seninle kalmayı seçtiğimi diğer zevcelerine haber verme, dediğini bildirdi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Allah beni tebliğ edici olarak gönderdi; güçlük çıkaran biri olarak göndermedi.» buyurdu. Katâde: «Kalpleriniz kaydı.» ifadesinin «Kalpleriniz meyletti.» demek olduğunu söylemiştir.
Sahih Muslim 3696
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، مَوْلَى الأَسْوَدِ بْنِ سُفْيَانَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، أَنَّ أَبَا عَمْرِو بْنَ حَفْصٍ، طَلَّقَهَا الْبَتَّةَ وَهُوَ غَائِبٌ فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا وَكِيلُهُ بِشَعِيرٍ فَسَخِطَتْهُ فَقَالَ وَاللَّهِ مَا لَكِ عَلَيْنَا مِنْ شَىْءٍ . فَجَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " لَيْسَ لَكِ عَلَيْهِ نَفَقَةٌ " . فَأَمَرَهَا أَنْ تَعْتَدَّ فِي بَيْتِ أُمِّ شَرِيكٍ ثُمَّ قَالَ " تِلْكَ امْرَأَةٌ يَغْشَاهَا أَصْحَابِي اعْتَدِّي عِنْدَ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَإِنَّهُ رَجُلٌ أَعْمَى تَضَعِينَ ثِيَابَكِ فَإِذَا حَلَلْتِ فَآذِنِينِي " . قَالَتْ فَلَمَّا حَلَلْتُ ذَكَرْتُ لَهُ أَنَّ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ وَأَبَا جَهْمٍ خَطَبَانِي . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَّا أَبُو جَهْمٍ فَلاَ يَضَعُ عَصَاهُ عَنْ عَاتَقِهِ وَأَمَّا مُعَاوِيَةُ فَصُعْلُوكٌ لاَ مَالَ لَهُ انْكِحِي أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ " . فَكَرِهْتُهُ ثُمَّ قَالَ " انْكِحِي أُسَامَةَ " . فَنَكَحْتُهُ فَجَعَلَ اللَّهُ فِيهِ خَيْرًا وَاغْتَبَطْتُ بِهِ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Mâlik'e, Esved b. Süfyan'ın âzatlısı Abdullah b. Yezîd'den dinlediğim, onun da Ebû Seleme b. Abdirrahman'dan, o da Fâtıme binti Kays'dan naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum: Ebû Amr b. Hafs Fâtıme'yi gıyaben talâk-ı bâinle boşamış da vekili ona arpa göndermiş. Fâtıme buna razı olmamış. Fakat Ebû Amr'ın vekili: — Vallahi senin bizde bir hakkın yoktur, demiş. Bunun üzerine Fâtıme, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bu meseleyi ona anlatmış. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Senin onda nafaka hakkın yoktur.» buyurmuş ve iddetini Ümmü Şerîk'in evinde geçirmesini emretmiş. Sonra: «Ümmü Şerîk ashabımın daima ziyaretine gittikleri bir kadındır. Sen İbni Ümmi Mektûm'un yanında iddet bekle, çünkü o âmâ bir adamdır. (Yanında) çarşafını atabilirsin! (Nikâh için) helâl olduğun zaman bana bildir!» buyurmuşlar. Fâtıme şunları söylemiş: — (Nikâha) helâl olduğum vakit kendilerine, Muâviye b. Ebî Süfyân ile Ebû Cehm'in beni istediklerini söyledim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: «Ebû Cehm sopasını boynundan bırakmaz; Muâviye'ye gelince, o da yoksuldur; hiç malı yoktur. Sen Üsâme b. Zeyd ile evlen!» Ben buna razı olmadım. Sonra (tekrar): «Sen Üsâme ile evlen!» buyurdular. Bunun üzerine onunla evlendim. Allah onda hayır halketti; ben de gıpta ettim!
Sahih Muslim 3697
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي حَازِمٍ وَقَالَ قُتَيْبَةُ أَيْضًا حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقَارِيَّ - كِلاَهُمَا عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، أَنَّهُ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا فِي عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ أَنْفَقَ عَلَيْهَا نَفَقَةَ دُونٍ فَلَمَّا رَأَتْ ذَلِكَ قَالَتْ وَاللَّهِ لأُعْلِمَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا كَانَ لِي نَفَقَةٌ أَخَذْتُ الَّذِي يُصْلِحُنِي وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لِي نَفَقَةٌ لَمْ آخُذْ مِنْهُ شَيْئًا قَالَتْ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لاَ نَفَقَةَ لَكِ وَلاَ سُكْنَى " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülazîz, yani İbni Ebî Hâzim rivayet etti. Kuteybe şunu da söyledi: Bize Ya'kûb, yani İbni Abdirrahmân el-Kaariy rivayet etti. Bu râvilerin ikisi de Ebû Hâzim'den, o da Ebû Seleme'den, o da Fâtıme binti Kays'dan naklen rivayet etmişler ki: Fâtıme'yi kocası, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında boşamış ve kendisine düşük bir nafaka vermiş. Fâtıme bunu görünce: — Vallahi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bildireceğim! Şayet benim için nafaka varsa işime yarayanı alırım; bana nafaka yoksa ondan hiçbir şey almam, demiş. Fâtıme şunu söylemiş: — Müteakiben bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e söyledim de: «Sana ne nafaka vardır ne de mesken!» buyurdular.
Sahih Muslim 3698
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ أَبِي أَنَسٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهُ قَالَ سَأَلْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ فَأَخْبَرَتْنِي أَنَّ زَوْجَهَا الْمَخْزُومِيَّ طَلَّقَهَا فَأَبَى أَنْ يُنْفِقَ عَلَيْهَا فَجَاءَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَتْهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ نَفَقَةَ لَكِ فَانْتَقِلِي فَاذْهَبِي إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَكُونِي عِنْدَهُ فَإِنَّهُ رَجُلٌ أَعْمَى تَضَعِينَ ثِيَابَكِ عِنْدَهُ " .
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, İmrân b. Ebî Enes'den, o da Ebû Seleme'den naklen rivayet etti. Ebû Seleme şunu söylemiş: Fâtıme binti Kays'a sordum da bana haber verdi ki: Kocası Mahzûmî kendisini boşamış; fakat nafaka vermeye yanaşmamış. Bunun üzerine Fâtıme, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek (meseleyi) haber vermiş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sana nafaka yoktur. Hemen taşın da İbni Ümmi Mektum'a git; onun yanında kal! Çünkü o â'mâ bir adamdır; yanında çarşafını atabilirsin!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3699
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، - وَهُوَ ابْنُ أَبِي كَثِيرٍ - أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ، أُخْتَ الضَّحَّاكِ بْنِ قَيْسٍ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أَبَا حَفْصِ بْنَ الْمُغِيرَةِ الْمَخْزُومِيَّ طَلَّقَهَا ثَلاَثًا ثُمَّ انْطَلَقَ إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ لَهَا أَهْلُهُ لَيْسَ لَكِ عَلَيْنَا نَفَقَةٌ . فَانْطَلَقَ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ فِي نَفَرٍ فَأَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ فَقَالُوا إِنَّ أَبَا حَفْصٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا فَهَلْ لَهَا مِنْ نَفَقَةٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَتْ لَهَا نَفَقَةٌ وَعَلَيْهَا الْعِدَّةُ " . وَأَرْسَلَ إِلَيْهَا " أَنْ لاَ تَسْبِقِينِي بِنَفْسِكِ " . وَأَمَرَهَا أَنْ تَنْتَقِلَ إِلَى أُمِّ شَرِيكٍ ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَيْهَا " أَنَّ أُمَّ شَرِيكٍ يَأْتِيهَا الْمُهَاجِرُونَ الأَوَّلُونَ فَانْطَلِقِي إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ الأَعْمَى فَإِنَّكِ إِذَا وَضَعْتِ خِمَارَكِ لَمْ يَرَكِ " . فَانْطَلَقَتْ إِلَيْهِ فَلَمَّا مَضَتْ عِدَّتُهَا أَنْكَحَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُسَامَةَ بْنَ زَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüseyn b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şeybân, Yahya'dan, yani İbni Ebî Kesîr'den rivayet etti. (Demiş ki): Bana Ebû Seleme haber verdi. Ona da Dahhâk b. Kays'ın kız kardeşi Fâtıme binti Kays haber vermiş ki: Ebû Hafs b. Muğîre el-Mahzûmî kendisini üç talâkla boşamış. Sonra Yemen'e gitmiş. Ailesi efradı Fâtıme'ye: — Senin bizde nafaka hakkın yoktur, demişler. Bunun üzerine Hâlid b. Velîd birkaç kişi ile kalkarak Meymûne'nin evinde bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelmişler ve: — Gerçekten Ebû Hafs, karısını üç talâkla boşamıştır. Acaba bu kadına nafaka var mıdır? diye sormuşlar. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Ona nafaka yoktur ama iddet vardır.» buyurmuş. Fâtıme'ye de: «Nefsin hakkında benden önce bir iş yapma!» diye haber göndermiş ve Ümmü Şerîk'in evine taşınmasını emir buyurmuş. Sonra tekrar haber göndererek: «Ümmü Şerîk'e ilk muhacirler ziyarete gelirler; sen â'mâ İbni Ümmi Mektûm'un yanına git! Çünkü başörtünü attığın vakit seni görmez.» buyurmuşlar. Bunun üzerine Fâtıme onun yanına gitmiş. İddeti geçince Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini Usâme b. Zeyd b. Hârise'ye nikâh etmiş.
Sahih Muslim 3700
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَابْنُ، حُجْرٍ قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنُونَ ابْنَ جَعْفَرٍ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، ح وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، قَالَ كَتَبْتُ ذَلِكَ مِنْ فِيهَا كِتَابًا قَالَتْ كُنْتُ عِنْدَ رَجُلٍ مِنْ بَنِي مَخْزُومٍ فَطَلَّقَنِي الْبَتَّةَ فَأَرْسَلْتُ إِلَى أَهْلِهِ أَبْتَغِي النَّفَقَةَ . وَاقْتَصُّوا الْحَدِيثَ بِمَعْنَى حَدِيثِ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ . غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو " لاَ تَفُوتِينَا بِنَفْسِكِ " .
Bize Yahya b. Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve İbni Hucr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize İsmâîl, yani İbni Ca'fer, Muhammed b. Amr'dan, o da Ebû Seleme'den, o da Fâtıme binti Kays'dan naklen rivayet etti. H. Bize bu hadisi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Bişr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Amr rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Seleme, Fâtıme binti Kays'dan naklen rivayet eyledi. Ebû Seleme şöyle demiş: Ben bunu Fâtıme'nin ağzından yazı ile tespit ettim. (Dedi ki): — Ben Benî Mahzûm'dan bir adamla evli idim. Sonra beni talâk-ı bâinle boşadı. Ben de nafaka istiyorum diye ailesine haber gönderdim... Râviler bu hadîsi Yahya b. Ebî Kesîr'in, Ebû Seleme'den naklettiği hadîs mânâsında hikâye ettiler. Yalnız Muhammed b. Amr rivayetinde: «Beni geçip de kendi kendine bir iş yapma!» ibaresi vardır.
Sahih Muslim 3701
حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، جَمِيعًا عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ أَبِي عَمْرِو بْنِ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ فَطَلَّقَهَا آخِرَ ثَلاَثِ تَطْلِيقَاتٍ فَزَعَمَتْ أَنَّهَا جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَسْتَفْتِيهِ فِي خُرُوجِهَا مِنْ بَيْتِهَا فَأَمَرَهَا أَنْ تَنْتَقِلَ إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ الأَعْمَى فَأَبَى مَرْوَانُ أَنْ يُصَدِّقَهُ فِي خُرُوجِ الْمُطَلَّقَةِ مِنْ بَيْتِهَا وَقَالَ عُرْوَةُ إِنَّ عَائِشَةَ أَنْكَرَتْ ذَلِكَ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ.
Bize Hasen b. Aliy el-Hulvânî ile Abd b. Humeyd hep birden Ya'kûb b. İbrâhîm b. Sa'd'dan rivayet ettiler. (Demiş ki): Bize babam, Sâlih'den, o da İbni Şihâb'dan naklen rivayet etti. İbni Şihâb'a da Ebû Seleme b. Abdirrahman b. Avf, ona da Fâtıme binti Kays haber vermiş ki, kendisi Ebû Amr b. Hafs b. Muğîre'nin nikâhı altında bulunuyormuş. Derken Ebû Amr onu üç talâkın sonuncusu ile boşamış. Fâtıme evinden çıkıp çıkmamak hususunda fetva istemek için Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldiğini, o da kendisine â'mâ İbni Ümmi Mektûm'un evine taşınmasını emir buyurduğunu söylemiş. Mervân, boşanan kadının evinden çıkması hususunda bunu tasdik etmekten çekinmiştir. Urve de: «Âişe, Fâtıme'nin bu hadîsini kabul etmedi.» demiştir.
Sahih Muslim 3702
وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا حُجَيْنٌ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ مَعَ قَوْلِ عُرْوَةَ إِنَّ عَائِشَةَ أَنْكَرَتْ ذَلِكَ عَلَى فَاطِمَةَ .
Bana bu hadîsi Muhammed b. Râfi' dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Huceyn rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys, Ukayl'den, o da İbni Şihâb'dan bu isnadla bu hadîsin mislini Urve'nin: «Âişe, Fâtıme'nin bu hadîsini kabul etmedi.» sözü ile birlikte rivayet etti.
Sahih Muslim 3703
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، - وَاللَّفْظُ لِعَبْدٍ - قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا عَمْرِو بْنَ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ، خَرَجَ مَعَ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ إِلَى الْيَمَنِ فَأَرْسَلَ إِلَى امْرَأَتِهِ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ بِتَطْلِيقَةٍ كَانَتْ بَقِيَتْ مِنْ طَلاَقِهَا وَأَمَرَ لَهَا الْحَارِثَ بْنَ هِشَامٍ وَعَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ بِنَفَقَةٍ فَقَالاَ لَهَا وَاللَّهِ مَا لَكِ نَفَقَةٌ إِلاَّ أَنْ تَكُونِي حَامِلاً . فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ لَهُ قَوْلَهُمَا . فَقَالَ " لاَ نَفَقَةَ لَكِ " . فَاسْتَأْذَنَتْهُ فِي الاِنْتِقَالِ فَأَذِنَ لَهَا . فَقَالَتْ أَيْنَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ " إِلَى ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ " . وَكَانَ أَعْمَى تَضَعُ ثِيَابَهَا عِنْدَهُ وَلاَ يَرَاهَا فَلَمَّا مَضَتْ عِدَّتُهَا أَنْكَحَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ فَأَرْسَلَ إِلَيْهَا مَرْوَانُ قَبِيصَةَ بْنَ ذُؤَيْبٍ يَسْأَلُهَا عَنِ الْحَدِيثِ فَحَدَّثَتْهُ بِهِ فَقَالَ مَرْوَانُ لَمْ نَسْمَعْ هَذَا الْحَدِيثَ إِلاَّ مِنِ امْرَأَةٍ سَنَأْخُذُ بِالْعِصْمَةِ الَّتِي وَجَدْنَا النَّاسَ عَلَيْهَا . فَقَالَتْ فَاطِمَةُ حِينَ بَلَغَهَا قَوْلُ مَرْوَانَ فَبَيْنِي وَبَيْنَكُمُ الْقُرْآنُ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ} الآيَةَ قَالَتْ هَذَا لِمَنْ كَانَتْ لَهُ مُرَاجَعَةٌ فَأَىُّ أَمْرٍ يَحْدُثُ بَعْدَ الثَّلاَثِ فَكَيْفَ تَقُولُونَ لاَ نَفَقَةَ لَهَا إِذَا لَمْ تَكُنْ حَامِلاً فَعَلاَمَ تَحْبِسُونَهَا
Bize İshâk b. İbrâhîm ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Lâfız Abd'indir. (Dediler ki): Bize Abdürrezzak haber verdi. (Dedi ki): Bize Ma'mer, Zührî'den, o da Ubeydullah b. Abdillâh b. Utbe'den naklen haber verdi ki, Ebû Amr b. Hafs b. Muğîre, Aliy b. Ebî Tâlib ile birlikte Yemen'e gitmiş de karısı Fâtıme binti Kays'a talâkından kalan bir talâkla boşadığı haberini göndermiş. Hâris b. Hişâm ile Ayyaş b. Ebî Rabîa'ya da Fâtıme'ye nafaka vermelerini emretmiş. Bunlar Fâtıme'ye: «Vallahi senin için nafaka yoktur; meğer ki hâmile olasın!» demişler. Bunun üzerine Fâtıme, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bunların söylediklerini ona anmış da: «Sana nafaka yoktur.» buyurmuşlar. Fâtıme kendisinden evden taşınmak için izin istemiş. O da izin vermiş. Fâtıme: «Nereye taşınayım yâ Resûlallah?» diye sormuş. «İbni Ümmi Mektûm'un evine!» buyurmuşlar. Bu zât â'mâ imiş. Fâtıme onun yanında çarşafını atabilir; kendisini göremezmiş. Fâtıme'nin iddeti bitince Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini Usâme b. Zeyd'e nikâhlamış. Sonra Mervân, bu hadîsi sormak için Fâtıme'ye Kabîsa b. Züeyb'i göndermiş; o da hadîsi kendisine nakletmiş. Mervân: «Biz bu hadîsi bir kadından başka kimseden işitmedik; insanları üzerinde bulduğumuz muteber ve sahîh hususla amel edeceğiz.» demiş. Fâtıme, Mervân'ın sözünü duyduğu vakit: «Öyle ise sizinle aramızda hakem Kur'ân vardır. Allah (Azze ve Celle): ‘Onları evlerinden çıkarmayın.’ buyurmuştur. Ama bu, kendisine ric'at hakkı olana aittir. Üç talâktan sonra ne gibi bir iş olabilir? Kadın hâmile olmadığı zaman nasıl ‘Ona nafaka yoktur.’ diyorsunuz? Onu neye hapsediyorsunuz?» demiş.
Sahih Muslim 3704
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا سَيَّارٌ، وَحُصَيْنٌ، وَمُغِيرَةُ، وَأَشْعَثُ، وَمُجَالِدٌ وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ وَدَاوُدُ كُلُّهُمْ عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ فَسَأَلْتُهَا عَنْ قَضَاءِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهَا فَقَالَتْ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا الْبَتَّةَ . فَقَالَتْ فَخَاصَمْتُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي السُّكْنَى وَالنَّفَقَةِ - قَالَتْ - فَلَمْ يَجْعَلْ لِي سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً وَأَمَرَنِي أَنْ أَعْتَدَّ فِي بَيْتِ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ .
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüşeym rivayet etti. (Dedi ki): Bize Seyyar ile Husayn, Muğîre, Eş'as, Mücâlid, İsmâîl b. Ebî Hâlid ve Dâvûd hep birden Şâ'bî'den naklen haber verdiler. Şa'bî şöyle demiş: Fâtıme binti Kays'ın yanına girdim de ona Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kendisine verdiği hükmü sordum. Şu cevabı verdi: — Kocam beni talâk-ı bâinle boşadı. Ben de onu mesken ve nafaka hususunda Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e dava ettim. Ama bana ne mesken verdi ne nafaka. (Yalnız) İbni Ümmi Mektûm'un evinde iddet beklememi emir buyurdu.
Sahih Muslim 3705
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، وَدَاوُدَ، وَمُغِيرَةَ، وَإِسْمَاعِيلَ، وَأَشْعَثَ عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ . بِمِثْلِ حَدِيثِ زُهَيْرٍ عَنْ هُشَيْمٍ
Bize Yahya b. Yahya da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hüşeym, Husayn ile Dâvûd, Muğîre, İsmâîl ve Eş'as'dan, onlar da Şa'bî'den naklen onun: — Fâtıme binti Kays'ın yanına girdim... dediğini Züheyr'in Hüşeym'den rivayet ettiği gibi rivayet etti.
Sahih Muslim 3706
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ الْهُجَيْمِيُّ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، أَبُو الْحَكَمِ حَدَّثَنَا الشَّعْبِيُّ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ فَأَتْحَفَتْنَا بِرُطَبِ ابْنِ طَابٍ وَسَقَتْنَا سَوِيقَ سُلْتٍ فَسَأَلْتُهَا عَنِ الْمُطَلَّقَةِ، ثَلاَثًا أَيْنَ تَعْتَدُّ قَالَتْ طَلَّقَنِي بَعْلِي ثَلاَثًا فَأَذِنَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَعْتَدَّ فِي أَهْلِي
Bize Yahya b. Habîb rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hâlid b. Hâris el-Hüceymî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Kurre rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû'l-Hakem Seyyar rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şa'bî rivayet etti. (Dedi ki): Fâtıme binti Kays'ın yanına girdik. Bize İbni Tâb hurması ikram etti; süt karıştırması sundu. Ben kendisine, üç talâkla boşanan kadının nerede iddet bekleyeceğini sordum: — Kocam beni üç defa boşadı da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana ailem nezdinde iddet beklemeye izin verdi, dedi.
Sahih Muslim 3707
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ بَشَّارٍ، قَالَا حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُطَلَّقَةِ ثَلاَثًا قَالَ " لَيْسَ لَهَا سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةٌ " .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ ile İbni Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdurrahmân b. Mehdî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân, Seleme b. Küheyl'den, o da Şa'bî'den, o da Fâtıme binti Kays'dan, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen üç talâkla boşanan kadın hakkında: «Ona mesken ve nafaka yoktur.» buyurduğunu rivayet etti.
Sahih Muslim 3708
وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا عَمَّارُ بْنُ رُزَيْقٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، قَالَتْ طَلَّقَنِي زَوْجِي ثَلاَثًا فَأَرَدْتُ النُّقْلَةَ فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " انْتَقِلِي إِلَى بَيْتِ ابْنِ عَمِّكِ عَمْرِو بْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَاعْتَدِّي عِنْدَهُ " .
Bana İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Âdem haber verdi. (Dedi ki): Bize Ammâr b. Ruzeyk, Ebû İshâk'dan, o da Şa'bî'den, o da Fâtıme binti Kays'dan naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Kocam beni üç defa boşadı. Bunun üzerine ben (evinden) taşınmak isteyerek Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldim. (Bana): «Amcan oğlu Amr b. Ümmü Mektûm'un evine git de onun yanında iddet bekle!» buyurdular.
Sahih Muslim 3709
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَبَلَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا عَمَّارُ بْنُ رُزَيْقٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ الأَعْظَمِ وَمَعَنَا الشَّعْبِيُّ فَحَدَّثَ الشَّعْبِيُّ بِحَدِيثِ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَجْعَلْ لَهَا سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً ثُمَّ أَخَذَ الأَسْوَدُ كَفًّا مِنْ حَصًى فَحَصَبَهُ بِهِ . فَقَالَ وَيْلَكَ تُحَدِّثُ بِمِثْلِ هَذَا قَالَ عُمَرُ لاَ نَتْرُكُ كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّنَا صلى الله عليه وسلم لِقَوْلِ امْرَأَةٍ لاَ نَدْرِي لَعَلَّهَا حَفِظَتْ أَوْ نَسِيَتْ لَهَا السُّكْنَى وَالنَّفَقَةُ قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { لاَ تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلاَ يَخْرُجْنَ إِلاَّ أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} .
Bize bu hadîsi Muhammed b. Amr b. Cebele de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Ahmed rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ammâr b. Ruzeyk, Ebû İshâk'dan rivayet etti. (Şöyle demiş): Esved b. Yezîd'le ulu camide oturuyorduk. Şa'bî de yanımızda idi. Derken Şa'bî, Fâtıme binti Kays hadîsini, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ona mesken ve nafaka vermediğini rivayet etti. Bundan sonra Esved bir avuç çakıl taşı alarak onun üzerine attı ve şunları söyledi: «Yazık sana! Böyle bir şeyi rivayet ediyorsun!» Ömer: «Biz Allah'ın kitabını ve Nebi'miz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sünnetini, belledi mi unuttu mu bilmediğimiz bir kadının sözü ile terk edemeyiz; ona mesken de vardır, nafaka da. Allah (Azze ve Celle): “Onları evlerinden çıkarmayın; kendileri de çıkmasınlar. Meğer ki, aşikâr bir kötülük işlemiş olsunlar.” [Talâk, 1] buyurmuştur.» dedi.
Sahih Muslim 3710
وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ مُعَاذٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِ أَبِي أَحْمَدَ عَنْ عَمَّارِ بْنِ رُزَيْقٍ، بِقِصَّتِهِ .
Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Dâvûd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süleyman b. Muâz, Ebû İshâk'tan bu isnadla Ebû Ahmed'in Ammâr b. Ruzeyk'ten rivayet ettiği hadisin mislini kıssası ile rivayet etti.
Sahih Muslim 3711
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي الْجَهْمِ بْنِ صُخَيْرٍ الْعَدَوِيِّ قَالَ سَمِعْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ، تَقُولُ إِنَّ زَوْجَهَا طَلَّقَهَا ثَلاَثًا فَلَمْ يَجْعَلْ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا حَلَلْتِ فَآذِنِينِي " . فَآذَنْتُهُ فَخَطَبَهَا مُعَاوِيَةُ وَأَبُو جَهْمٍ وَأُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَّا مُعَاوِيَةُ فَرَجُلٌ تَرِبٌ لاَ مَالَ لَهُ وَأَمَّا أَبُو جَهْمٍ فَرَجُلٌ ضَرَّابٌ لِلنِّسَاءِ وَلَكِنْ أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ " . فَقَالَتْ بِيَدِهَا هَكَذَا أُسَامَةُ أُسَامَةُ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " طَاعَةُ اللَّهِ وَطَاعَةُ رَسُولِهِ خَيْرٌ لَكِ " . قَالَتْ فَتَزَوَّجْتُهُ فَاغْتَبَطْتُ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Süfyân, Ebû Bekr b. Ebî'l-Cehm b. Suhayr el-Adevî'den rivayet etti. (Demiş ki): Fâtıme binti Kays'ı konuşurken işittim: Kocası kendisini üç talâkla boşamış da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona mesken ve nafaka vermemiş. (Fâtıme dedi ki): — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana: «Nikâh için helâl olduğun vakit bana bildir!» buyurdular. Ben de kendilerine bildirdim. Müteakiben Fâtıme'yi Muâviye ile Ebû Cehm ve Usâme b. Zeyd istemişler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Muâviye yoksul bir adamdır; hiçbir malı yoktur. Ebû Cehm'e gelince kadınları çok döğen bir adamdır. Lâkin Usâme b. Zeyd!..» buyurdular. Fâtıme eliyle şöyle işaret ederek: Usâme! Usâme!.. dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Allah ve Resulüne itaat senin için daha hayırlıdır.» demiş. Fâtıme: — Ben de onunla evlendim ve gıbta ettim, dedi.
Sahih Muslim 3712
وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي الْجَهْمِ قَالَ سَمِعْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ، تَقُولُ أَرْسَلَ إِلَىَّ زَوْجِي أَبُو عَمْرِو بْنُ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ عَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ بِطَلاَقِي وَأَرْسَلَ مَعَهُ بِخَمْسَةِ آصُعِ تَمْرٍ وَخَمْسَةِ آصُعِ شَعِيرٍ فَقُلْتُ أَمَا لِي نَفَقَةٌ إِلاَّ هَذَا وَلاَ أَعْتَدُّ فِي مَنْزِلِكُمْ قَالَ لاَ . قَالَتْ فَشَدَدْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي وَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " كَمْ طَلَّقَكِ " . قُلْتُ ثَلاَثًا . قَالَ " صَدَقَ لَيْسَ لَكِ نَفَقَةٌ . اعْتَدِّي فِي بَيْتِ ابْنِ عَمِّكِ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَإِنَّهُ ضَرِيرُ الْبَصَرِ تُلْقِي ثَوْبَكِ عِنْدَهُ فَإِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُكِ فَآذِنِينِي " . قَالَتْ فَخَطَبَنِي خُطَّابٌ مِنْهُمْ مُعَاوِيَةُ وَأَبُو الْجَهْمِ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مُعَاوِيَةَ تَرِبٌ خَفِيفُ الْحَالِ وَأَبُو الْجَهْمِ مِنْهُ شِدَّةٌ عَلَى النِّسَاءِ - أَوْ يَضْرِبُ النِّسَاءَ أَوْ نَحْوَ هَذَا - وَلَكِنْ عَلَيْكِ بِأُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ " .
Bana İshâk b. Mansur da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahmân, Süfyân'dan, o da Ebû Bekr b. Ebû'l-Cehm'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Fâtıme binti Kays'ı şunu söylerken işittim: Kocam Ebû Amr b. Hafs b. Mugîre, beni boşadığını haber vermek için Ayyaş b. Ebî Rabîa'yı bana gönderdi. Onunla beş ölçek kuru hurma, beş ölçek de arpa yollamış. Ben: — Nafakam yalnız bundan ibaret mi? İddetimi sizin evinizde geçirmeyecek miyim? dedim. Ayyaş: — Hayır, cevabını verdi. Bunun üzerine hemen elbisemi kuşanarak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldim. (Bana): «Kocan seni kaç defa boşadı?» diye sordu. — Üç defa! dedim. «Doğru söylemiş; sana nafaka yoktur! İddetini amcan oğlu İbni Ummî Mektûm'un evinde bekle; çünkü onun gözü görmez; yanında çarşafını atabilirsin. İddetin bittiği vakit hemen bana haber ver!» buyurdular. Derken beni bâzı kimseler kocaya istediler. Muâviye ile Ebû Cehm de bunlar meyanında idi. Fakat Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Muâviye yoksuldur; vakti hâli yerinde değildir. Ebû Cehm'den ise kadınlara karşı şiddet sâdır olmaktadır. (Yâhud: Kadınları döğer, dedi veya buna benzer bir şey söyledi.) Lâkin sen Usâme b. Zeyd'i iltizâm etmelisin!» buyurdular.
Sahih Muslim 3713
وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي الْجَهْمِ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ فَسَأَلْنَاهَا فَقَالَتْ كُنْتُ عِنْدَ أَبِي عَمْرِو بْنِ حَفْصِ بْنِ الْمُغِيرَةِ فَخَرَجَ فِي غَزْوَةِ نَجْرَانَ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِ حَدِيثِ ابْنِ مَهْدِيٍّ وَزَادَ قَالَتْ فَتَزَوَّجْتُهُ فَشَرَّفَنِي اللَّهُ بِابْنِ زَيْدٍ وَكَرَّمَنِي اللَّهُ بِابْنِ زَيْدٍ .
Bana İshâk b. Mansur da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Âsim haber verdi. (Dedi ki): Bize Süfyân-ı Sevrî rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ebû Bekr b. Ebî'l-Cehm rivayet etti. (Dedi ki): Ben ve Ebû Seleme b. Abdirrahmân, Fâtıme binti Kays'ın yanına girerek kendisine sorduk. Fâtıme: «Ben Ebû Amr b. Hafs b. Muğîre'nin karısı idim. Bir ara kendisi Necrân gazasına gitti...» dedi. Ravi hadîsi, İbni Mehdi hadîsi gibi rivayet etti. Şunu da ekledi: «Fâtıme (dedi ki): Ben de Usâme ile evlendim. Allah beni İbn Zeyd ile şerefyâb etti. Allah beni İbn Zeyd ile mükerrem kıldı.»
Sahih Muslim 3714
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرٍ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو سَلَمَةَ عَلَى فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ زَمَنَ ابْنِ الزُّبَيْرِ فَحَدَّثَتْنَا أَنَّ زَوْجَهَا طَلَّقَهَا طَلاَقًا بَاتًّا . بِنَحْوِ حَدِيثِ سُفْيَانَ .
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be rivayet etti. (Dedi ki): Bana Ebû Bekr rivayet etti. (Dedi ki): İbn Zübeyr zamanında ben ve Ebû Seleme, Fâtıme binti Kays'ın yanına girdik. Bize, kocasının kendisini talâk-ı bâinle boşadığını Süfyân hadîsinde olduğu gibi anlattı.
Sahih Muslim 3715
وَحَدَّثَنِي حَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ صَالِحٍ، عَنِ السُّدِّيِّ، عَنِ الْبَهِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، قَالَتْ طَلَّقَنِي زَوْجِي ثَلاَثًا فَلَمْ يَجْعَلْ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةً .
Bana Hasan b. Ali el-Hulvânî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahya b. Âdem rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hasan b. Salih, Süddî'den, o da Behî'den, o da Fâtıme binti Kays'tan naklen rivayette bulundu. Fâtıme: «Kocam beni üç defa boşadı ama Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana mesken ve nafaka vermedi.» demiş.
Sahih Muslim 3716
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، تَزَوَّجَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ بِنْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَكَمِ فَطَلَّقَهَا فَأَخْرَجَهَا مِنْ عِنْدِهِ فَعَابَ ذَلِكَ عَلَيْهِمْ عُرْوَةُ فَقَالُوا إِنَّ فَاطِمَةَ قَدْ خَرَجَتْ . قَالَ عُرْوَةُ فَأَتَيْتُ عَائِشَةَ فَأَخْبَرْتُهَا بِذَلِكَ فَقَالَتْ مَا لِفَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ خَيْرٌ فِي أَنْ تَذْكُرَ هَذَا الْحَدِيثَ .
Bize Ebû Kureyb de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebû Usâme, Hişâm'dan rivayet etti. (Demiş ki): Bana babam rivayet etti. (Dedi ki): Yahya b. Saîd b. Âs, Abdurrahman b. Hakem'in kızı ile evlendi. Bilâhare onu boşayarak evinden çıkardı. Bundan dolayı Urve kendilerini ayıpladı. Onlar: — Ama Fâtıme de (kocasının evinden) çıkmıştı, dediler. Urve şunları söylemiş: — Bunun üzerine ben Âişe'ye gelerek meseleyi kendisine haber verdim de: — Fâtıme binti Kays için bu hadîsi anmakta bir hayır yoktur, dedi.
Sahih Muslim 3717
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ فَاطِمَةَ، بِنْتِ قَيْسٍ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَوْجِي طَلَّقَنِي ثَلاَثًا وَأَخَافُ أَنْ يُقْتَحَمَ عَلَىَّ . قَالَ فَأَمَرَهَا فَتَحَوَّلَتْ .
Bize Muhammed b. Müsennâ da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hişâm, babasından, o da Fâtıme binti Kays'dan naklen rivayette bulundu. Fâtıme şöyle demiş: — Yâ Resûlallah, kocam beni üç defa boşadı; zorla yanıma girerler diye de korkuyorum, dedim. Ravi diyor ki: Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) emir buyurmuş; o da (oradan) taşınmış.
Sahih Muslim 3718
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، بْنِ الْقَاسِمِ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ مَا لِفَاطِمَةَ خَيْرٌ أَنْ تَذْكُرَ هَذَا . قَالَ تَعْنِي قَوْلَهَا لاَ سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةَ .
Bize (Yine) Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Abdurrahmân b. Kâsim'dan, o da babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti ki, Âişe, Fâtıme'nin «mesken ve nafaka yoktur» sözünü kastederek: — Bunu anmakla Fâtıme'ye bir hayır yoktur, demiş.
Sahih Muslim 3719
وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ لِعَائِشَةَ أَلَمْ تَرَىْ إِلَى فُلاَنَةَ بِنْتِ الْحَكَمِ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا الْبَتَّةَ فَخَرَجَتْ فَقَالَتْ بِئْسَمَا صَنَعَتْ . فَقَالَ أَلَمْ تَسْمَعِي إِلَى قَوْلِ فَاطِمَةَ فَقَالَتْ أَمَا إِنَّهُ لاَ خَيْرَ لَهَا فِي ذِكْرِ ذَلِكَ .
Bana İshâk b. Mansûr da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrahman, Süfyân'dan, o da Abdurrahmân b. Kâsım'dan, o da babasından naklen haber verdi. Babası şunları söylemiş: Urve b. Zübeyr Âişe'ye: Hakem'in kızı filânı görmedin mi? Kocası talâk-ı bâinle boşadı da (evinden) çıktı, demiş. Âişe (buna): — Ne çirkin iş yapmış! mukabelesinde bulunmuş. Urve: — Sen Fâtıme'nin söylediklerini işitmedin mi? demiş. Âişe: — Ama bunu anmakta onun için hiçbir hayır yoktur, cevabını vermiş.
Sahih Muslim 3720
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ طُلِّقَتْ خَالَتِي فَأَرَادَتْ أَنْ تَجُدَّ نَخْلَهَا فَزَجَرَهَا رَجُلٌ أَنْ تَخْرُجَ فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " بَلَى فَجُدِّي نَخْلَكِ فَإِنَّكِ عَسَى أَنْ تَصَدَّقِي أَوْ تَفْعَلِي مَعْرُوفًا " .
Bana Muhammed b. Hâtim b. Meymûn rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yahyâ b. Saîd, İbni Cüreyc'den rivayet etti. H. Bize Muhammed b. Râfi' de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdurrezzâk rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. H. Bana Hârûn b. Abdillâh dahi rivayet etti. Lafız onundur. (Dedi ki): Bize Haccâc b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki): İbni Cüreyc şunu söyledi: Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi ki Câbir b. Abdillâh'ı şöyle derken işitmiş: Teyzem boşandı. Bilahare hurmasının yemişini devşirmek istedi. Fakat bir adam onu dışarı çıkmaktan menetti. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldi de: «Hay hay, sen hurmanın yemişini devşir; zira belki tasadduk eder yahut bir hayır yaparsın!» buyurdular.
Sahih Muslim 3721
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، - وَتَقَارَبَا فِي اللَّفْظِ - قَالَ حَرْمَلَةُ حَدَّثَنَا وَقَالَ أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، - حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ أَبَاهُ، كَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَرْقَمِ الزُّهْرِيِّ يَأْمُرُهُ أَنْ يَدْخُلَ، عَلَى سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ الأَسْلَمِيَّةِ فَيَسْأَلَهَا عَنْ حَدِيثِهَا وَعَمَّا قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ اسْتَفْتَتْهُ فَكَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ يُخْبِرُهُ أَنَّ سُبَيْعَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ سَعْدِ ابْنِ خَوْلَةَ وَهُوَ فِي بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَكَانَ مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا فَتُوُفِّيَ عَنْهَا فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهْىَ حَامِلٌ فَلَمْ تَنْشَبْ أَنْ وَضَعَتْ حَمْلَهَا بَعْدَ وَفَاتِهِ فَلَمَّا تَعَلَّتْ مِنْ نِفَاسِهَا تَجَمَّلَتْ لِلْخُطَّابِ فَدَخَلَ عَلَيْهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ - رَجُلٌ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ - فَقَالَ لَهَا مَا لِي أَرَاكِ مُتَجَمِّلَةً لَعَلَّكِ تَرْجِينَ النِّكَاحَ إِنَّكِ وَاللَّهِ مَا أَنْتِ بِنَاكِحٍ حَتَّى تَمُرَّ عَلَيْكِ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ . قَالَتْ سُبَيْعَةُ فَلَمَّا قَالَ لِي ذَلِكَ جَمَعْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي حِينَ أَمْسَيْتُ فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلْتُهُ عَنْ ذَلِكَ فَأَفْتَانِي بِأَنِّي قَدْ حَلَلْتُ حِينَ وَضَعْتُ حَمْلِي وَأَمَرَنِي بِالتَّزَوُّجِ إِنْ بَدَا لِي . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَلاَ أَرَى بَأْسًا أَنْ تَتَزَوَّجَ حِينَ وَضَعَتْ وَإِنْ كَانَتْ فِي دَمِهَا غَيْرَ أَنْ لاَ يَقْرَبُهَا زَوْجُهَا حَتَّى تَطْهُرَ .
Bana Ebû't-Tâhir ile Harmele b. Yahyâ rivayet ettiler. Lafızları birbirine yakındır. Harmele, «Bize rivayet etti» tabirini kullandı. Ebû't-Tâhir ise: Bize İbni Vehb haber verdi, dedi. (İbni Vehb dedi ki): Bana Yûnus b. Yezîd, İbni Şihâb'dan naklen rivayette bulundu. (Dedi ki): Bana Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe b. Mes'ûd rivayet etti ki babası, Ömer b. Abdillah b. Erkam ez-Zührî'ye mektup yazarak Sübey'a binti Hâris el-Eslemiyye'nin yanına girmesini, ona kendi hadisini ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e fetva sorduğu vakit kendisine ne söylediğini sormasını emretmiş. Ömer b. Abdillah da Abdullah b. Utbe'ye mektup yazarak Sübey'a'nın kendisine şunları haber verdiğini bildirmiş: Sübey'a, Benî Âmir b. Lüey kabilesinden Sa'd b. Havle ile evliymiş. Bu zat Bedir gazasına iştirak edenlerdenmiş. Bilahare karısı hamile iken Veda haccında Sa'd vefat etmiş. Onun vefatından sonra çok geçmeden karısı doğurmuş. Nifasından temizlendiği vakit kendisini isteyecekler için giyinip kuşanmış. Derken yanına Benî Abdiddâr kabilesinden Ebû's-Senâbil b. Ba'kek isminde bir adam girerek: — Acaba seni neden giyinmiş kuşanmış görüyorum? Galiba evlenmek istiyorsun. Vallahi üzerinden dört ay on gün geçmedikçe sen evlenemezsin, demiş. Sübey'a diyor ki: O zat bana bunu söyleyince akşam olduğunda elbiselerimi üzerime topladım. Sonra Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bu meseleyi ona sordum. Bana doğurduğum anda helal olduğum fetvasını verdi ve istersem evlenmemi emir buyurdu. İbni Şihâb: «Doğurduğu vakit evlenmesinde bir beis görmüyorum, velev ki nifası içinde olsun. Ancak temizlenmedikçe kocası ona yakınlık edemez.» demiş.
Sahih Muslim 3722
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى الْعَنَزِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ، أَنَّ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَابْنَ عَبَّاسٍ اجْتَمَعَا عِنْدَ أَبِي هُرَيْرَةَ وَهُمَا يَذْكُرَانِ الْمَرْأَةَ تُنْفَسُ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِلَيَالٍ . فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ عِدَّتُهَا آخِرُ الأَجَلَيْنِ . وَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ قَدْ حَلَّتْ . فَجَعَلاَ يَتَنَازَعَانِ ذَلِكَ قَالَ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَا مَعَ ابْنِ أَخِي - يَعْنِي أَبَا سَلَمَةَ - فَبَعَثُوا كُرَيْبًا - مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ - إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ يَسْأَلُهَا عَنْ ذَلِكَ فَجَاءَهُمْ فَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ قَالَتْ إِنَّ سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ نُفِسَتْ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِلَيَالٍ وَإِنَّهَا ذَكَرَتْ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهَا أَنْ تَتَزَوَّجَ .
Bize Muhammed b. Müsenna el-Anezî rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülvehhab rivayet etti. (Dedi ki): Ben Yahya b. Saîd'den dinledim. (Dedi ki): Bana Süleyman b. Yesar haber verdi ki, Ebû Seleme b. Abdirrahman ile İbni Abbas, Ebû Hureyre'nin yanında birleşmişler de kocasının vefatından birkaç gün sonra nifas gören kadını görüşüyorlarmış. İbni Abbas: Bu kadının iddeti iki müddetin uzun olanıdır, demiş. Ebû Seleme ise doğurmakla kadının helal olduğunu söylemiş. Derken bu hususta münakaşaya başlamışlar. Ravi diyor ki: Bunun üzerine Ebû Hureyre, Ebû Seleme'yi kastederek: Ben kardeşim oğlu ile beraberim, dedi. Sonra İbni Abbas'ın azatlısı Kureyb'i bu meseleyi sormak için Ümmü Seleme'ye gönderdiler. Kureyb gitti, geldi ve onlara Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini haber verdi: Sübey'atü'l-Eslemiyye, kocasının vefatından birkaç gece sonra nifas gördü. Bunu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e söyledi de ona evlenmesini emir buyurdular.
Sahih Muslim 3723
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، ح وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، كِلاَهُمَا عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . غَيْرَ أَنَّ اللَّيْثَ قَالَ فِي حَدِيثِهِ فَأَرْسَلُوا إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ وَلَمْ يُسَمِّ كُرَيْبًا .
Bize bu hadisi Muhammed b. Rumh da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Leys haber verdi. H. Bize bu hadisi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Amru'n-Nakıd dahi rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Yezîd b. Harun rivayet etti. Bu ravilerin ikisi birden Yahya b. Saîd'den bu isnadla rivayette bulunmuşlardır. Yalnız Leys kendi rivayetinde: «Ümmü Seleme'ye gönderdiler.» demiş; Kureyb'in adını söylememiştir.
Sahih Muslim 3724
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ هَذِهِ الأَحَادِيثَ الثَّلاَثَةَ، قَالَ قَالَتْ زَيْنَبُ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ أَبُوهَا أَبُو سُفْيَانَ فَدَعَتْ أُمُّ حَبِيبَةَ بِطِيبٍ فِيهِ صُفْرَةٌ خَلُوقٌ أَوْ غَيْرُهُ فَدَهَنَتْ مِنْهُ جَارِيَةً ثُمَّ مَسَّتْ بِعَارِضَيْهَا ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تُحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " . قَالَتْ زَيْنَبُ ثُمَّ دَخَلْتُ عَلَى زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ حِينَ تُوُفِّيَ أَخُوهَا فَدَعَتْ بِطِيبٍ فَمَسَّتْ مِنْهُ ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تُحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " . قَالَتْ زَيْنَبُ سَمِعْتُ أُمِّي أُمَّ سَلَمَةَ، تَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَتِي تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا وَقَدِ اشْتَكَتْ عَيْنُهَا أَفَنَكْحُلُهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ " . مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا كُلَّ ذَلِكَ يَقُولُ لاَ ثُمَّ قَالَ " إِنَّمَا هِيَ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ وَقَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ فِي الْجَاهِلِيَّةِ تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ " . قَالَ حُمَيْدٌ قُلْتُ لِزَيْنَبَ وَمَا تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ فَقَالَتْ زَيْنَبُ كَانَتِ الْمَرْأَةُ إِذَا تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا دَخَلَتْ حِفْشًا وَلَبِسَتْ شَرَّ ثِيَابِهَا وَلَمْ تَمَسَّ طِيبًا وَلاَ شَيْئًا حَتَّى تَمُرَّ بِهَا سَنَةٌ ثُمَّ تُؤْتَى بِدَابَّةٍ حِمَارٍ أَوْ شَاةٍ أَوْ طَيْرٍ فَتَفْتَضُّ بِهِ فَقَلَّمَا تَفْتَضُّ بِشَىْءٍ إِلاَّ مَاتَ ثُمَّ تَخْرُجُ فَتُعْطَى بَعَرَةً فَتَرْمِي بِهَا ثُمَّ تُرَاجِعُ بَعْدُ مَا شَاءَتْ مِنْ طِيبٍ أَوْ غَيْرِهِ .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki): Malik'e, Abdullah b. Ebî Bekr'den, o da Humeyd b. Nâfi'den, o da Zeyneb bint Ebî Seleme'den naklen okudum. Zeyneb ona şu üç hadisi haber vermiş. Humeyd dedi ki: Zeyneb şöyle dedi: Babası Ebû Süfyan vefat ettiği zaman Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zevcesi Ümmü Habîbe'nin yanına girdim. Ümmü Habîbe, içinde sarılık bulunan halûk veya başka bir koku getirtti; ondan bir cariyeye sürdü, sonra iki yanağına dokundurdu. Ardından: Vallahi benim kokuya ihtiyacım yoktur. Ancak Resûlullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minber üzerinde şöyle buyururken işittim: «Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Yalnız kocası için dört ay on gün yas tutar.» dedi. Zeyneb dedi ki: Sonra kardeşi vefat ettiği zaman Zeyneb bint Cahş'ın yanına girdim. Bir koku getirtti ve ondan sürdü. Sonra: Vallahi benim kokuya ihtiyacım yoktur. Ancak Resûlullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) minber üzerinde şöyle buyururken işittim: «Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir ölü için üç günden fazla yas tutması helal değildir. Yalnız kocası için dört ay on gün yas tutar.» dedi. Zeyneb dedi ki: Annem Ümmü Seleme'yi şöyle derken işittim: Bir kadın Resûlullah'a (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelerek: Yâ Resûlallah! Kızımın kocası vefat etti; kızımın gözünden de rahatsızlığı var. Ona sürme çekelim mi? diye sordu. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hayır!» buyurdu. Kadın bunu iki veya üç defa sordu; Resûlullah her defasında: «Hayır!» buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: «Bu müddet sadece dört ay on gündür. Hâlbuki sizden biri cahiliye devrinde bir yılın sonunda bir tezek atardı.» Humeyd dedi ki: Zeyneb'e: Bir yılın sonunda tezek atmak nedir? diye sordum. Zeyneb şöyle cevap verdi: Bir kadının kocası vefat ettiği zaman küçük bir kulübeye girer, en kötü elbiselerini giyer ve üzerinden bir yıl geçinceye kadar hiçbir kokuya ve başka bir şeye dokunmazdı. Sonra ona eşek, koyun veya kuş gibi bir hayvan getirilir; kadın onunla bedenini ovalardı. Bedenini ovaladığı hayvanın ölmemesi pek seyrek olurdu. Sonra kadın dışarı çıkar, kendisine bir tezek verilir, o da bunu atardı. Bundan sonra dilediği kokuyu veya başka şeyi kullanmaya dönerdi.
Sahih Muslim 3728
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ تُوُفِّيَ حَمِيمٌ لأُمِّ حَبِيبَةَ فَدَعَتْ بِصُفْرَةٍ فَمَسَحَتْهُ بِذِرَاعَيْهَا وَقَالَتْ إِنَّمَا أَصْنَعُ هَذَا لأَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " .
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Humeyd b. Nâfi'den rivayet etti. (Demiş ki): Zeyneb binti Ümmi Seleme'yi şunu söylerken işittim: Ümmü Habîbe'nin bir yakını vefat etti. Müteakiben Ümmü Habîbe sarı bir esans getirterek onu kollarına sürdü ve: Ben bunu ancak ve ancak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: «Allah'a ve âhiret gününe îmân eden bir kadına üç günden fazla yas tutmak helâl değildir. Yalnız kocası için dört ay on gün yas tutmak müstesna!» buyururken işittiğim için yapıyorum, dedi.
Sahih Muslim 3729
وَحَدَّثَتْهُ زَيْنَبُ، عَنْ أُمِّهَا، وَعَنْ زَيْنَبَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ عَنِ امْرَأَةٍ مِنْ بَعْضِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bu hadîsi Zeyneb, annesi ile Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Zeyneb'den yahut Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden birinden naklen rivayet etmiştir.
Sahih Muslim 3731
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْنَبَ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ، تُحَدِّثُ عَنْ أُمِّهَا، أَنَّ امْرَأَةً، تُوُفِّيَ زَوْجُهَا فَخَافُوا عَلَى عَيْنِهَا فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنُوهُ فِي الْكُحْلِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ تَكُونُ فِي شَرِّ بَيْتِهَا فِي أَحْلاَسِهَا - أَوْ فِي شَرِّ أَحْلاَسِهَا فِي بَيْتِهَا - حَوْلاً فَإِذَا مَرَّ كَلْبٌ رَمَتْ بِبَعَرَةٍ فَخَرَجَتْ أَفَلاَ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " .
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Humeyd b. Nâfi'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Zeyneb binti Ümmi Seleme'yi annesinden naklen rivayet ederken dinledim. Bir kadının kocası ölmüş. Kadının gözüne bir şey olacağından korkmuşlar da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek sürme çekmek için ondan izin istemişler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Vaktiyle sizden biriniz evin en kötüsünde pırtıları içinde (yahut evinde en kötü pırtıları içinde) bir sene beklerdi. Nihayet bir köpek geçerse bir tezek atar da çıkardı. (Şimdi) dört ay on gün çok mu geliyor?» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3732
وَحَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، بِالْحَدِيثَيْنِ جَمِيعًا حَدِيثِ أُمِّ سَلَمَةَ فِي الْكُحْلِ وَحَدِيثِ أُمِّ سَلَمَةَ وَأُخْرَى مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ تُسَمِّهَا زَيْنَبُ نَحْوَ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرٍ .
Bize Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Şu'be, Humeyd b. Nâfi'den iki hadîsi birden (yâni) sürme hakkındaki Ümmü Seleme hadîsi ile Ümmü Seleme ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden diğer birinin hadîsini Muhammed b. Ca'fer hadîsi tarzında rivayet etti. Yalnız Zeyneb o zevcenin adını söylemedi.
Sahih Muslim 3733
وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لِعَمْرٍو - حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ مُوسَى، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَتْ لَمَّا أَتَى أُمَّ حَبِيبَةَ نَعِيُّ أَبِي سُفْيَانَ دَعَتْ فِي الْيَوْمِ الثَّالِثِ بِصُفْرَةٍ فَمَسَحَتْ بِهِ ذِرَاعَيْهَا وَعَارِضَيْهَا وَقَالَتْ كُنْتُ عَنْ هَذَا غَنِيَّةً سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ فَإِنَّهَا تُحِدُّ عَلَيْهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Bize Amru'n-Nâkıd ile İbni Ebî Ömer rivayet ettiler. Lâfız Amr'ındır. (Dediler ki): Bize Süfyân b. Uyeyne, Eyyûb b. Musa'dan, o da Humeyd b. Nâfi'den, o da Zeyneb binti Ebî Seleme'den naklen rivayette bulundu. Zeyneb (şöyle demiş): Ümmü Habîbe'ye Ebû Süfyân'ın ölüm haberi gelince (haberin) üçüncü günü sarı bir esans getirterek onu kollarına ve yüzünün yanlarına sürdü de şunları söyledi: «Benim buna ihtiyâcım yoktu. (Ama) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i: ‘Allah'a ve âhiret gününe îmân eden bir kadına üç günden fazla yas tutmak helâl değildir; yalnız koca müstesna! Çünkü kocasına dört ay on gün yas tutar.’ buyururken işittim.»
Sahih Muslim 3734
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ رُمْحٍ عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ صَفِيَّةَ بِنْتَ أَبِي عُبَيْدٍ حَدَّثَتْهُ عَنْ حَفْصَةَ، أَوْ عَنْ عَائِشَةَ، أَوْ عَنْ كِلْتَيْهِمَا، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ - أَوْ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ - أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجِهَا " .
Bize Yahya b. Yahya ile Kuteybe ve İbni Rumh, Leys b. Sa'd'dan, o da Nâfi'den naklen rivayet ettiler. Nâfi'e de Safiyye binti Ebî Ubeyd, Hafsa'dan yahut Âişe'den veya her ikisinden naklen rivayette bulunmuş ki Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah'a ve âhiret gününe (yahut Allah'a ve Resulüne) îmân eden bir kadına bir ölü için üç günden fazla yas tutmak helâl değildir. Yalnız kocasına tutması müstesna!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3735
وَحَدَّثَنَاهُ شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُسْلِمٍ - حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ عَنْ نَافِعٍ، بِإِسْنَادِ حَدِيثِ اللَّيْثِ . مِثْلَ رِوَايَتِهِ .
Bize bu hadîsi Şeybân b. Ferrûh da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdülazîz, yani İbni Müslim rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Dînâr, Nâfi'den Leys hadîsinin isnâdıyla onun rivayeti gibi rivayette bulundu.
Sahih Muslim 3736
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو غَسَّانَ الْمِسْمَعِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ نَافِعًا، يُحَدِّثُ عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ، أَنَّهَا سَمِعَتْ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ اللَّيْثِ وَابْنِ دِينَارٍ وَزَادَ " فَإِنَّهَا تُحِدُّ عَلَيْهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا " .
Bize bu hadîsi Ebû Gassân el-Mismaî ile Muhammed b. Müsennâ dahi rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Abdülvehhâb rivayet etti. (Dedi ki): Yahya b. Saîd'i şunu söylerken işittim: Ben Nâfi'yi, Safiyye binti Ebî Ubeyd'den naklen rivayet ederken dinledim. Safiyye, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Hafsa binti Ömer'i, Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen Leys ile İbni Dînâr hadîsi gibi rivayette bulunurken işitmiş. Râvî: «Çünkü kocasına dört ay on gün yas tutar.» cümlesini de ziyâde etmiştir.
Sahih Muslim 3737
وَحَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، جَمِيعًا عَنْ نَافِعٍ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ بَعْضِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَى حَدِيثِهِمْ .
Bize Ebû'r-Rabî' rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd, Eyyûb'dan naklen rivayet etti. H. Bize İbni Numeyr de rivayet etti. (Dedi ki): Bize babam rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ubeydullah rivayet etti. Bu râvîler hep birden Nâfi'den, o da Safiyye binti Ebî Ubeyd'den, o da Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden birinden, o da Nebî (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen yukarıdakilerin hadîsi mânâsında rivayette bulunmuşlardır.
Sahih Muslim 3738
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَعَمْرٌو النَّاقِدُ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجِهَا " .
Bize Yahya b. Yahya ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe, Amru'n-Nâkıd ve Züheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. Yahya (Bize haber verdi) tâbirini kullandı. Ötekiler: Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o da Urve'den, o da Âişe'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti; dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah'a ve âhiret gününe îmân eden bir kadına ölü için üç günden fazla yas tutmak helâl değildir; ancak kocasına (yas tutması) müstesna!» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3739
وَحَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُحِدُّ امْرَأَةٌ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا وَلاَ تَلْبَسُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا إِلاَّ ثَوْبَ عَصْبٍ وَلاَ تَكْتَحِلُ وَلاَ تَمَسُّ طِيبًا إِلاَّ إِذَا طَهُرَتْ نُبْذَةً مِنْ قُسْطٍ أَوْ أَظْفَارٍ " .
Bize Hasan b. Rabî' rivayet etti. (Dedi ki): Bize İbni İdris, Hişâm'dan, o da Hafsa'dan, o da Ümmü Atıyye'den naklen rivayet etti ki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hiçbir kadın ölüye üç günden fazla yas tutamaz; ancak koca için dört ay on gün yas tutmak müstesna! Yemen kumaşı müstesna olmak üzere boyalı elbise giyemez; sürme çekinemez; koku da sürünemez. Yalnız temizlendiği vakit bir parçacık kust veya ezfâr sürünebilir.» buyurmuşlar.
Sahih Muslim 3740
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، ح وَحَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، كِلاَهُمَا عَنْ هِشَامٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالاَ " عِنْدَ أَدْنَى طُهْرِهَا نُبْذَةً مِنْ قُسْطٍ وَأَظْفَارٍ " .
Bize bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Abdullah b. Numeyr rivayet etti. H. Bize Amru'n-Nâkıd da rivayet etti. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Hârûn rivayet etti. Bu râvilerin ikisi de Hişâm'dan bu isnâdla rivayette bulunmuş ve: «Temizlik devresinde kust ve ezfârdan bir parçacık...» demişlerdir.
Sahih Muslim 3741
وَحَدَّثَنِي أَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ كُنَّا نُنْهَى أَنْ نُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا وَلاَ نَكْتَحِلُ وَلاَ نَتَطَيَّبُ وَلاَ نَلْبَسُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا وَقَدْ رُخِّصَ لِلْمَرْأَةِ فِي طُهْرِهَا إِذَا اغْتَسَلَتْ إِحْدَانَا مِنْ مَحِيضِهَا فِي نُبْذَةٍ مِنْ قُسْطٍ وَأَظْفَارٍ .
Bana Ebû'r-Rabî' ez-Zehrânî de rivayet etti. (Dedi ki): Bize Hammâd rivayet etti. (Dedi ki): Bize Eyyûb, Hafsa'dan, o da Ümmü Atiyye'den naklen rivayet eyledi. (Şöyle demiş): Biz ölüye üç günden fazla yas tutmaktan nehyolunuyorduk; yalnız koca için dört ay on gün müstesna idi. O esnada sürme çekmez, koku sürünmez, boyalı elbise giymezdik. Ama birimiz hayzından yıkandığı zaman, temizliği müddetinde kust ve ezfârdan bir parçacık kullanmasına ruhsat verilmişti.
Sahih Muslim 3742