يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَهِلَّةِۜ قُلْ هِيَ مَوَاق۪يتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّۜ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِاَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلٰكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقٰىۚ وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ اَبْوَابِهَاۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Sana hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. Erdemlilik asla evlere arkalarından gelip girmeniz değildir; fakat erdemlilik kişinin Allah’a saygılı olmasıdır. Evlere kapılarından gelin; Allah’a saygılı olun ki kurtuluşa eresiniz.
Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.[53] İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.[54]*
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ
Ey iman edenler! Rükû edin, secdeye kapanın, rabbinize ibadet edin, dünya ve âhiret için faydalı işler yapın ki kurtuluşa eresiniz.
Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın. Allah’ı da daima çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ
Yemin olsun, bürüyüp örttüğünde geceye;
(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,
وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ
Aydınlandığında gündüze;
Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,
وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ
Erkeği ve dişiyi yaratan ilâhî kudrete ki,
Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,
اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ
Çabalarınız elbette farklı farklıdır.
Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.
فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ
Artık kim cömert davranır, günah işlemekten sakınırsa;
5,6,7. Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ
Bunların güzel karşılığına da inanırsa;
5,6,7. Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ
Biz ona iyilik yollarını kolaylaştırırız.
5,6,7. Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah’a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ
Senin kalbini açıp genişletmedik mi?
(Ey Muhammed!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ
Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
2,3. Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
اَلَّذ۪ٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ
Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
2,3. Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ
Ve senin şanını yüceltmedik mi?
Senin şânını yükseltmedik mi?
فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۙ
Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًاۜ
Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var.
Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.