HADİS KÜTÜPHANESİ

Tirmizî

49 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Meseller Bölümleri

17 hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ بْنُ الْوَلِيدِ، عَنْ بَحِيرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ الْكِلاَبِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ ضَرَبَ مَثَلاً صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا عَلَى كَنَفَىِ الصِّرَاطِ سُورَانِ لَهُمَا أَبْوَابٌ مُفَتَّحَةٌ عَلَى الأَبْوَابِ سُتُورٌ وَدَاعٍ يَدْعُو عَلَى رَأْسِ الصِّرَاطِ وَدَاعٍ يَدْعُو فَوْقَهُ‏:‏ ‏(‏وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ‏)‏ وَالأَبْوَابُ الَّتِي عَلَى كَنَفَىِ الصِّرَاطِ حُدُودُ اللَّهِ فَلاَ يَقَعُ أَحَدٌ فِي حُدُودِ اللَّهِ حَتَّى يُكْشَفَ السِّتْرُ وَالَّذِي يَدْعُو مِنْ فَوْقِهِ وَاعِظُ رَبِّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ يَقُولُ سَمِعْتُ زَكَرِيَّا بْنَ عَدِيٍّ يَقُولُ قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ خُذُوا عَنْ بَقِيَّةَ مَا حَدَّثَكُمْ عَنِ الثِّقَاتِ وَلاَ تَأْخُذُوا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَيَّاشٍ مَا حَدَّثَكُمْ عَنِ الثِّقَاتِ وَلاَ غَيْرِ الثِّقَاتِ ‏.‏

Nevvâs b. Sem‘ân el-Kılâbî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah dosdoğru bir yol hakkında şöyle bir örnek verdi: Yolun iki yanında iki duvar, bu duvarlarda açık kapılar ve kapıların üzerinde örtüler vardır. Yolun başında çağıran bir davetçi ve yolun üzerinden çağıran başka bir davetçi vardır: ‘Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini dosdoğru yola iletir.’ Yolun iki yanındaki kapılar Allah’ın sınırlarıdır. Örtü açılmadıkça hiç kimse Allah’ın sınırlarına düşmez. Yolun üzerinden çağıran ise Rabbinin öğütçüsüdür.” Ebû Îsâ şöyle dedi: Bu hadis hasen garibtir. Abdullah b. Abdurrahman’dan işittim; Zekeriyyâ b. Adî’den işittiğini ve Ebû İshâk el-Fezârî’nin şöyle dediğini nakletti: “Bakiyye’nin güvenilir kimselerden size rivâyet ettiklerini alınız. İsmâil b. Ayyâş’ın ise güvenilir veya güvenilmez kimselerden size rivâyet ettiklerini almayınız.”

Jami At Tirmidhi 2859

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي رَأَيْتُ فِي الْمَنَامِ كَأَنَّ جِبْرِيلَ عِنْدَ رَأْسِي وَمِيكَائِيلَ عِنْدَ رِجْلَىَّ يَقُولُ أَحَدُهُمَا لِصَاحِبِهِ اضْرِبْ لَهُ مَثَلاً ‏.‏ فَقَالَ اسْمَعْ سَمِعَتْ أُذُنُكَ وَاعْقِلْ عَقَلَ قَلْبُكَ إِنَّمَا مَثَلُكَ وَمَثَلُ أُمَّتِكَ كَمَثَلِ مَلِكٍ اتَّخَذَ دَارًا ثُمَّ بَنَى فِيهَا بَيْتًا ثُمَّ جَعَلَ فِيهَا مَائِدَةً ثُمَّ بَعَثَ رَسُولاً يَدْعُو النَّاسَ إِلَى طَعَامِهِ فَمِنْهُمْ مَنْ أَجَابَ الرَّسُولَ وَمِنْهُمْ مَنْ تَرَكَهُ فَاللَّهُ هُوَ الْمَلِكُ وَالدَّارُ الإِسْلاَمُ وَالْبَيْتُ الْجَنَّةُ وَأَنْتَ يَا مُحَمَّدُ رَسُولٌ فَمَنْ أَجَابَكَ دَخَلَ الإِسْلاَمَ وَمَنْ دَخَلَ الإِسْلاَمَ دَخَلَ الْجَنَّةَ وَمَنْ دَخَلَ الْجَنَّةَ أَكَلَ مَا فِيهَا ‏"‏ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِإِسْنَادٍ أَصَحَّ مِنْ هَذَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ مُرْسَلٌ ‏.‏ سَعِيدُ بْنُ أَبِي هِلاَلٍ لَمْ يُدْرِكْ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ‏.‏

Saîd b. Ebî Hilâl’den rivâyete göre, Câbir b. Abdullah el-Ensârî şöyle dedi: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) yanımıza geldi ve şöyle buyurdu: “Rüyamda Cibrîl’i başucumda, Mîkâil’i de ayak ucumda gördüm. Onlardan biri diğerine, ‘Ona bir örnek ver’ dedi. Bunun üzerine şöyle dedi: ‘Dinle, kulağın duysun; anla, kalbin kavrasın. Senin ve ümmetinin durumu, bir ev edinen, sonra onun içinde bir bina yapan, ardından orada bir sofra kuran ve insanları yemeğine çağırması için bir elçi gönderen hükümdarın durumuna benzer. İnsanlardan kimi elçinin çağrısına uydu, kimi de onu terk etti. Hükümdar Allah’tır, ev İslâm’dır, bina Cennet’tir. Ey Muhammed! Sen de elçisin. Sana uyan İslâm’a girer, İslâm’a giren Cennet’e girer, Cennet’e giren de oradakilerden yer.’” Bu hadis, Nebî’den (s.a.v.) bundan daha sahih bir isnadla çeşitli yollardan rivâyet edilmiştir. Ebû Îsâ şöyle dedi: Bu hadis mürseldir. Saîd b. Ebî Hilâl, Câbir b. Abdullah’a yetişmemiştir. Bu konuda İbn Mes‘ûd’dan da hadis rivâyet edilmiştir.

Jami At Tirmidhi 2860

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ أَبِي تَمِيمَةَ الْهُجَيْمِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْعِشَاءَ ثُمَّ انْصَرَفَ فَأَخَذَ بِيَدِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ حَتَّى خَرَجَ بِهِ إِلَى بَطْحَاءِ مَكَّةَ فَأَجْلَسَهُ ثُمَّ خَطَّ عَلَيْهِ خَطًّا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ لاَ تَبْرَحَنَّ خَطَّكَ فَإِنَّهُ سَيَنْتَهِي إِلَيْكَ رِجَالٌ فَلاَ تُكَلِّمْهُمْ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَلِّمُونَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَيْثُ أَرَادَ فَبَيْنَا أَنَا جَالِسٌ فِي خَطِّي إِذْ أَتَانِي رِجَالٌ كَأَنَّهُمُ الزُّطُّ أَشْعَارُهُمْ وَأَجْسَامُهُمْ لاَ أَرَى عَوْرَةً وَلاَ أَرَى قِشْرًا وَيَنْتَهُونَ إِلَىَّ لاَ يُجَاوِزُونَ الْخَطَّ ثُمَّ يَصْدُرُونَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا كَانَ مِنْ آخِرِ اللَّيْلِ لَكِنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ جَاءَنِي وَأَنَا جَالِسٌ فَقَالَ ‏"‏ لَقَدْ أَرَانِي مُنْذُ اللَّيْلَةَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ دَخَلَ عَلَىَّ فِي خَطِّي فَتَوَسَّدَ فَخِذِي فَرَقَدَ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا رَقَدَ نَفَخَ فَبَيْنَا أَنَا قَاعِدٌ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُتَوَسِّدٌ فَخِذِي إِذَا أَنَا بِرِجَالٍ عَلَيْهِمْ ثِيَابٌ بِيضٌ اللَّهُ أَعْلَمُ مَا بِهِمْ مِنَ الْجَمَالِ فَانْتَهَوْا إِلَىَّ فَجَلَسَ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ عِنْدَ رَأْسِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَطَائِفَةٌ مِنْهُمْ عِنْدَ رِجْلَيْهِ ثُمَّ قَالُوا بَيْنَهُمْ مَا رَأَيْنَا عَبْدًا قَطُّ أُوتِيَ مِثْلَ مَا أُوتِيَ هَذَا النَّبِيُّ إِنَّ عَيْنَيْهِ تَنَامَانِ وَقَلْبُهُ يَقْظَانُ اضْرِبُوا لَهُ مَثَلاً مَثَلُ سَيِّدٍ بَنَى قَصْرًا ثُمَّ جَعَلَ مَأْدُبَةً فَدَعَا النَّاسَ إِلَى طَعَامِهِ وَشَرَابِهِ فَمَنْ أَجَابَهُ أَكَلَ مِنْ طَعَامِهِ وَشَرِبَ مِنْ شَرَابِهِ وَمَنْ لَمْ يُجِبْهُ عَاقَبَهُ أَوْ قَالَ عَذَّبَهُ - ثُمَّ ارْتَفَعُوا وَاسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ فَقَالَ ‏"‏ سَمِعْتَ مَا قَالَ هَؤُلاَءِ وَهَلْ تَدْرِي مَنْ هَؤُلاَءِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هُمُ الْمَلاَئِكَةُ فَتَدْرِي مَا الْمَثَلُ الَّذِي ضَرَبُوا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ الْمَثَلُ الَّذِي ضَرَبُوا الرَّحْمَنُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى بَنَى الْجَنَّةَ وَدَعَا إِلَيْهَا عِبَادَهُ فَمَنْ أَجَابَهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ وَمَنْ لَمْ يُجِبْهُ عَاقَبَهُ أَوْ عَذَّبَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَأَبُو تَمِيمَةَ هُوَ الْهُجَيْمِيُّ وَاسْمُهُ طَرِيفُ بْنُ مُجَالِدٍ وَأَبُو عُثْمَانَ النَّهْدِيُّ اسْمُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُلٍّ وَسُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ قَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ عَنْهُ مُعْتَمِرٌ وَهُوَ سُلَيْمَانُ بْنُ طَرْخَانَ وَلَمْ يَكُنْ تَيْمِيًّا وَإِنَّمَا كَانَ يَنْزِلُ بَنِي تَيْمٍ فَنُسِبَ إِلَيْهِمْ ‏.‏ قَالَ عَلِيٌّ قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ مَا رَأَيْتُ أَخْوَفَ لِلَّهِ تَعَالَى مِنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ ‏.‏

İbn Mes’ûd (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), yatsı namazını kıldıktan sonra ayrıldı; Abdullah b. Mes’ûd’un elinden tuttu ve onu Mekke’nin Bathâ denilen yerine kadar götürdü. Sonra onu oturttu ve çevresine bir çizgi çizerek şöyle buyurdu: ‘Bu çizgiden dışarıya asla çıkma! Sana bazı kimseler gelecekler; onlarla konuşma! Çünkü onlar seninle konuşmayacaklardır.’ Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) istediği yere doğru gitti. Ben çizginin içerisinde oturmakta iken saçları ve bedenleri Zutt’a benzeyen bazı kişiler yanıma geldiler. Ne avret yerlerini ne de üzerlerinde bir örtü görebiliyordum. Bana kadar geliyorlar fakat çizgiyi geçemiyorlardı. Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına doğru yöneliyorlardı. Gecenin son kısmı olunca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ben otururken yanıma geldi ve şöyle buyurdu: ‘Geceden beri uyanık olduğumu görüyorum.’ Sonra çizgimin içine girdi, uyluğumu yastık yapıp uyudu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) uyuduğunda nefes sesi çıkarırdı. Ben oturuyor, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de uyluğumu yastık yapıp uyurken üzerlerinde beyaz elbiseler olan bazı kimseler gözüme ilişti. Onlardaki güzelliği ancak Allah bilir. Bana kadar geldiler; bir kısmı Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in başucunda, bir kısmı da ayak ucunda oturdular ve aralarında şöyle konuştular: ‘Hiçbir kul görmedik ki bu peygambere verilenlerin benzeri ona da verilmiş olsun. Onun gözleri uyuyor fakat kalbi uyanıktır. Ona dair bir örnek veriniz: Onun örneği, bir saray yaptırıp bir sofra kuran ve insanları yemeğine ve içeceğine çağıran bir efendi gibidir. Kim onun davetine uyarsa yemeğinden yer ve içeceğinden içer. Kim de icabet etmezse onu cezalandırır veya ona azap eder.’ Sonra onlar yükselip gittiler. Bu sırada Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) uyandı ve şöyle buyurdu: ‘Bunların söylediklerini işittin mi? Kim olduklarını biliyor musun?’ Ben de: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir’ dedim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): ‘Onlar meleklerdir’ buyurdu. ‘Verdikleri örneğin ne olduğunu biliyor musun?’ Ben de: ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir’ dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Verdikleri örnek şudur: Rahmân, Tebâreke ve Teâlâ, Cenneti yaptı ve kullarını oraya davet etti. Kim O’nun çağrısına uyarsa Cennete girer; kim de uymazsa onu cezalandırır veya ona azap eder.’ Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu şekliyle hasen, sahih ve garibtir. Ebû Temîme el-Hüceymî’dir; adı Tarîf b. Mücâlid’dir. Ebû Osman en-Nehdî’nin adı Abdurrahman b. Müll’dür. Bu hadisi Süleyman et-Teymî’den Mu’temir rivâyet etmiştir. Süleyman et-Teymî, Süleyman b. Tarhân’dır. Teym kabilesinden değildi; fakat Benî Teym arasında oturduğu için onlara nispet edilmiştir. Ali dedi ki: Yahya b. Saîd şöyle dedi: ‘Süleyman et-Teymî’den daha çok Allah Teâlâ’dan korkan birini görmedim.’

Jami At Tirmidhi 2861

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا سَلِيمُ بْنُ حَيَّانَ بَصْرِيٌّ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا مَثَلِي وَمَثَلُ الأَنْبِيَاءِ قَبْلِي كَرَجُلٍ بَنَى دَارًا فَأَكْمَلَهَا وَأَحْسَنَهَا إِلاَّ مَوْضِعَ لَبِنَةٍ فَجَعَلَ النَّاسُ يَدْخُلُونَهَا وَيَتَعَجَّبُونَ مِنْهَا وَيَقُولُونَ لَوْلاَ مَوْضِعُ اللَّبِنَةِ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Câbir b. Abdullah (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benimle benden önceki peygamberlerin örneği, bir ev yapan adama benzer. Adam bu evi tamamlayıp güzelce yapmış, yalnız bir kerpiçlik yeri boş bırakmıştır. İnsanlar eve giriyor, ona hayran kalıyor ve ‘Şu kerpicin yeri de olmasaydı!’ diyorlardı.” Bu konuda Übey b. Ka’b ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu şekliyle hasen, sahih ve garibtir.

Jami At Tirmidhi 2862

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا أَبَانُ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ سَلاَّمٍ، أَنَّ أَبَا سَلاَّمٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ الْحَارِثَ الأَشْعَرِيَّ حَدَّثَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ أَمَرَ يَحْيَى بْنَ زَكَرِيَّا بِخَمْسِ كَلِمَاتٍ أَنْ يَعْمَلَ بِهَا وَيَأْمُرَ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنْ يَعْمَلُوا بِهَا وَإِنَّهُ كَادَ أَنْ يُبْطِئَ بِهَا فَقَالَ عِيسَى إِنَّ اللَّهَ أَمَرَكَ بِخَمْسِ كَلِمَاتٍ لِتَعْمَلَ بِهَا وَتَأْمُرَ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنْ يَعْمَلُوا بِهَا فَإِمَّا أَنْ تَأْمُرَهُمْ وَإِمَّا أَنَا آمُرُهُمْ ‏.‏ فَقَالَ يَحْيَى أَخْشَى إِنْ سَبَقْتَنِي بِهَا أَنْ يُخْسَفَ بِي أَوْ أُعَذَّبَ فَجَمَعَ النَّاسَ فِي بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَامْتَلأَ الْمَسْجِدُ وَقَعَدُوا عَلَى الشُّرَفِ فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ أَمَرَنِي بِخَمْسِ كَلِمَاتٍ أَنْ أَعْمَلَ بِهِنَّ وَآمُرَكُمْ أَنْ تَعْمَلُوا بِهِنَّ أَوَّلُهُنَّ أَنْ تَعْبُدُوا اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَإِنَّ مَثَلَ مَنْ أَشْرَكَ بِاللَّهِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اشْتَرَى عَبْدًا مِنْ خَالِصِ مَالِهِ بِذَهَبٍ أَوْ وَرِقٍ فَقَالَ هَذِهِ دَارِي وَهَذَا عَمَلِي فَاعْمَلْ وَأَدِّ إِلَىَّ فَكَانَ يَعْمَلُ وَيُؤَدِّي إِلَى غَيْرِ سَيِّدِهِ فَأَيُّكُمْ يَرْضَى أَنْ يَكُونَ عَبْدُهُ كَذَلِكَ وَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَكُمْ بِالصَّلاَةِ فَإِذَا صَلَّيْتُمْ فَلاَ تَلْتَفِتُوا فَإِنَّ اللَّهَ يَنْصِبُ وَجْهَهُ لِوَجْهِ عَبْدِهِ فِي صَلاَتِهِ مَا لَمْ يَلْتَفِتْ وَآمُرُكُمْ بِالصِّيَامِ فَإِنَّ مَثَلَ ذَلِكَ كَمَثَلِ رَجُلٍ فِي عِصَابَةٍ مَعَهُ صُرَّةٌ فِيهَا مِسْكٌ فَكُلُّهُمْ يَعْجَبُ أَوْ يُعْجِبُهُ رِيحُهَا وَإِنَّ رِيحَ الصَّائِمِ أَطْيَبُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ رِيحِ الْمِسْكِ وَآمُرُكُمْ بِالصَّدَقَةِ فَإِنَّ مَثَلَ ذَلِكَ كَمَثَلِ رَجُلٍ أَسَرَهُ الْعَدُوُّ فَأَوْثَقُوا يَدَهُ إِلَى عُنُقِهِ وَقَدَّمُوهُ لِيَضْرِبُوا عُنُقَهُ فَقَالَ أَنَا أَفْدِيهِ مِنْكُمْ بِالْقَلِيلِ وَالْكَثِيرِ ‏.‏ فَفَدَى نَفْسَهُ مِنْهُمْ وَآمُرُكُمْ أَنْ تَذْكُرُوا اللَّهَ فَإِنَّ مَثَلَ ذَلِكَ كَمَثَلِ رَجُلٍ خَرَجَ الْعَدُوُّ فِي أَثَرِهِ سِرَاعًا حَتَّى إِذَا أَتَى عَلَى حِصْنٍ حَصِينٍ فَأَحْرَزَ نَفْسَهُ مِنْهُمْ كَذَلِكَ الْعَبْدُ لاَ يُحْرِزُ نَفْسَهُ مِنَ الشَّيْطَانِ إِلاَّ بِذِكْرِ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَأَنَا آمُرُكُمْ بِخَمْسٍ اللَّهُ أَمَرَنِي بِهِنَّ السَّمْعُ وَالطَّاعَةُ وَالْجِهَادُ وَالْهِجْرَةُ وَالْجَمَاعَةُ فَإِنَّهُ مَنْ فَارَقَ الْجَمَاعَةَ قِيدَ شِبْرٍ فَقَدْ خَلَعَ رِبْقَةَ الإِسْلاَمِ مِنْ عُنُقِهِ إِلاَّ أَنْ يَرْجِعَ وَمَنِ ادَّعَى دَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ فَإِنَّهُ مِنْ جُثَا جَهَنَّمَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَإِنْ صَلَّى وَصَامَ قَالَ ‏"‏ وَإِنْ صَلَّى وَصَامَ فَادْعُوا بِدَعْوَى اللَّهِ الَّذِي سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمِينَ الْمُؤْمِنِينَ عِبَادَ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ الْحَارِثُ الأَشْعَرِيُّ لَهُ صُحْبَةٌ وَلَهُ غَيْرُ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏

Hâris el-Eş’arî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah, Zekeriyya’nın oğlu Yahya’ya, kendisinin uygulaması ve İsrailoğullarına da uygulamalarını emretmesi için beş husus emretti. Yahya bunları bildirmekte neredeyse gecikecekti. Bunun üzerine İsa ona şöyle dedi: ‘Allah sana, uygulaman ve İsrailoğullarına da uygulamalarını emretmen için beş husus emretti. Ya sen onlara emredersin ya da ben emrederim.’ Yahya şöyle dedi: ‘Benden önce davranırsan yere batırılmamdan veya azaba uğratılmamdan korkarım.’ Sonra halkı Beyt-i Makdis’te topladı. Mescit doldu, insanlar yüksek yerlere de oturdular. Yahya şöyle dedi: ‘Allah bana, uygulamam ve size de uygulamanızı emretmem için beş husus emretti. Bunlardan ilki, Allah’a kulluk etmeniz ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızdır. Allah’a ortak koşan kimsenin örneği, kendi öz malından altın veya gümüşle bir köle satın alan ve sonra o köleye, “Bu benim evim, bu da benim işimdir; çalış ve kazancını bana öde” diyen kişinin durumuna benzer. Köle ise çalışır ve kazancını efendisinden başkasına öder. Hanginiz kölesinin böyle olmasına razı olur? Allah size namazı emretti. Namaz kılarken sağa sola bakmayınız. Çünkü kul namazında sağa sola bakmadığı sürece Allah yüzünü kulunun yüzüne çevirir. Size orucu da emrediyorum. Bunun örneği, bir topluluğun içerisinde bulunan ve yanında misk dolu bir kese taşıyan kimsenin durumuna benzer. Hepsi onun kokusunu beğenir veya kokusu hepsinin hoşuna gider. Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur. Size sadakayı da emrediyorum. Bunun örneği, düşmanın esir edip ellerini boynuna bağladığı ve boynunu vurmak üzere öne çıkardığı kimsenin durumuna benzer. O kişi, “Azıyla çoğuyla kendimi sizden fidye karşılığında kurtaracağım” der ve böylece kendisini onlardan kurtarır. Size Allah’ı zikretmenizi de emrediyorum. Bunun örneği, düşmanın süratle peşine düştüğü ve sonunda sağlam bir kaleye vararak kendisini onlardan koruyan kimsenin durumuna benzer. Kul da ancak Allah’ı zikretmekle kendisini şeytandan koruyabilir.’ Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Ben de size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum: Dinlemek, itaat etmek, cihad, hicret ve cemaat. Kim cemaatten bir karış ayrılırsa geri dönmedikçe İslam bağını boynundan çıkarmış olur. Kim cahiliye çağrısında bulunursa Cehennem yığınlarından biri olur.’ Bunun üzerine bir adam: ‘Ey Allah’ın Rasûlü, namaz kılsa ve oruç tutsa da mı?’ diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.): ‘Namaz kılsa ve oruç tutsa da. O hâlde sizi Müslümanlar, müminler ve Allah’ın kulları diye adlandıran Allah’ın çağrısıyla çağırın’ buyurdu. Bu hadis hasen, sahih ve garibtir. Muhammed b. İsmail dedi ki: Hâris el-Eş’arî sahâbîdir ve bunun dışında da hadisleri vardır.

Jami At Tirmidhi 2863

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا أَبَانُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ سَلاَّمٍ، عَنْ أَبِي سَلاَّمٍ، عَنِ الْحَارِثِ الأَشْعَرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَأَبُو سَلاَّمٍ الْحَبَشِيُّ اسْمُهُ مَمْطُورٌ وَقَدْ رَوَاهُ عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr, Ebû Dâvûd et-Tayâlisî vasıtasıyla, Ebân b. Yezîd’den, Yahya b. Ebî Kesîr’den, Zeyd b. Sellâm’dan, Ebû Sellâm’dan, Hâris el-Eş‘arî’den, o da Nebî’den (s.a.v.) mana olarak önceki hadisin bir benzerini bize rivâyet etmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen, sahih, garibtir. Ebû Sellâm el-Habeşî’nin ismi Memtûr’dur. Bu hadisi Ali b. el-Mübârek, Yahya b. Ebî Kesîr’den rivâyet etmiştir.

Jami At Tirmidhi 2864

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الأُتْرُجَّةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا طَيِّبٌ وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ التَّمْرَةِ لاَ رِيحَ لَهَا وَطَعْمُهَا حُلْوٌ وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الرَّيْحَانَةِ رِيحُهَا طَيِّبٌ وَطَعْمُهَا مُرٌّ وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي لاَ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ رِيحُهَا مُرٌّ وَطَعْمُهَا مُرٌّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَقَدْ رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ أَيْضًا ‏.‏

Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kur’ân okuyan mümin kimsenin örneği, kokusu da tadı da güzel olan ağaç kavununa benzer. Kur’ân okumayan müminin örneği ise kokusu olmayan, fakat tadı tatlı olan hurmaya benzer. Kur’ân okuyan münafığın misali ise reyhana benzer; kokusu hoş, fakat tadı acıdır. Kur’ân okumayan münafığın misali ise Ebû Cehil karpuzuna benzer; kokusu da tadı da acıdır.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Şu‘be de bu hadisi Katâde’den rivâyet etmiştir.

Jami At Tirmidhi 2865

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ‏ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ الزَّرْعِ لاَ تَزَالُ الرِّيَاحُ تُفِيئُهُ وَلاَ يَزَالُ الْمُؤْمِنُ يُصِيبُهُ بَلاَءٌ وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ الشَّجَرَةِ الأَرْزِ لاَ تَهْتَزُّ حَتَّى تُسْتَحْصَدَ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Müminin misali ekin gibidir; rüzgârlar onu durmadan eğer. Müminin başına da devamlı bela gelir. Münafığın misali ise sedir ağacı gibidir; biçilinceye kadar sarsılmaz.” Bu hadis hasen sahihtir.

Jami At Tirmidhi 2866

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً لاَ يَسْقُطُ وَرَقُهَا وَهِيَ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ حَدِّثُونِي مَا هِيَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَوَقَعَ النَّاسُ فِي شَجَرِ الْبَوَادِي وَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏ ‏.‏ فَاسْتَحْيَيْتُ أَنْ أَقُولَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ فَحَدَّثْتُ عُمَرَ بِالَّذِي وَقَعَ فِي نَفْسِي ‏.‏ فَقَالَ لأَنْ تَكُونَ قُلْتَهَا أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ يَكُونَ لِي كَذَا وَكَذَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضى الله عنه ‏.‏

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ağaçlardan bir ağaç vardır ki onun yaprağı hiç düşmez, mü’min o ağaca benzer. Söyleyin bakalım, o ağaç hangisidir?” Herkesin kafası çöldeki ağaçlara takılmıştı. Benim de içimden o ağacın hurma ağacı olduğu geçti. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), “O ağaç hurma ağacıdır.” buyurdu. Ben o ağacı bildiğimi söylemekten utanmıştım. Sonra gönlüme düşeni Ömer’e anlattım. O da şöyle dedi: “Senin onu söylemiş olman, benim için şuna buna sahip olmamdan daha sevimli olurdu.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Jami At Tirmidhi 2867

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهْرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ يَغْتَسِلُ مِنْهُ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسَ مَرَّاتٍ هَلْ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ شَيْءٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ يَبْقَى مِنْ دَرَنِهِ شَيْءٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَذَلِكَ مَثَلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ يَمْحُو اللَّهُ بِهِنَّ الْخَطَايَا ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Söyleyiniz, sizden birinizin kapısının önünde bir nehir bulunsa ve o kimse her gün beş defa bu nehirde yıkansa, üzerinde kirden bir şey kalır mıydı?” Ashab: “Onun üzerinde kirden bir şey kalmaz.” dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “İşte beş vakit namaz aynen böyledir. Allah o namazlarla kulunun hatalarını siler süpürür.” buyurdu. Bu konuda Câbir’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Jami At Tirmidhi 2868

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ الْقُرَشِيُّ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، نَحْوَهُ ‏.‏

Kuteybe, Bekir b. Mudar el-Kureşî yoluyla İbnü’l-Hâd’den bu hadisin benzerini rivâyet etmiştir.

Jami At Tirmidhi 2868.2

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ يَحْيَى الأَبَحُّ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلُ أُمَّتِي مَثَلُ الْمَطَرِ لاَ يُدْرَى أَوَّلُهُ خَيْرٌ أَمْ آخِرُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَمَّارٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَابْنِ عُمَرَ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَرُوِيَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَهْدِيٍّ أَنَّهُ كَانَ يُثَبِّتُ حَمَّادَ بْنَ يَحْيَى الأَبَحَّ وَكَانَ يَقُولُ هُوَ مِنْ شُيُوخِنَا ‏.‏

Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin misali yağmur gibidir; başı mı daha hayırlıdır, sonu mu bilinmez.” Tirmizî: Bu konuda Ammâr, Abdullah b. Amr ve İbn Ömer’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis bu yönüyle hasen garibtir. Abdurrahman b. Mehdî’nin Hammâd b. Yahyâ el-Ebah’ı güvenilir gördüğü ve “O bizim şeyhlerimizdendir” dediği rivâyet edilmiştir.

Jami At Tirmidhi 2869

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ‏ حَدَّثَنَا بَشِيرُ بْنُ الْمُهَاجِرِ، قَالَ‏ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ تَدْرُونَ مَا هَذِهِ وَمَا هَذِهِ ‏"‏ ‏.‏ وَرَمَى بِحَصَاتَيْنِ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَذَاكَ الأَمَلُ وَهَذَاكَ الأَجَلُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Büreyde (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v.) iki taş attı ve “Bunların neye benzediğini bilir misiniz?” buyurdu. Ashab: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şu, emeldir; şu da eceldir.” Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen garibtir.

Jami At Tirmidhi 2870

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى، قَالَ‏ حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا أَجَلُكُمْ فِيمَا خَلاَ مِنَ الأُمَمِ كَمَا بَيْنَ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى مَغَارِبِ الشَّمْسِ وَإِنَّمَا مَثَلُكُمْ وَمَثَلُ الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى كَرَجُلٍ اسْتَعْمَلَ عُمَّالاً فَقَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي إِلَى نِصْفِ النَّهَارِ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ الْيَهُودُ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ فَقَالَ مَنْ يَعْمَلُ لِي مِنْ نِصْفِ النَّهَارِ إِلَى الْعَصْرِ عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ فَعَمِلَتِ النَّصَارَى عَلَى قِيرَاطٍ قِيرَاطٍ ثُمَّ أَنْتُمْ تَعْمَلُونَ مِنْ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى مَغَارِبِ الشَّمْسِ عَلَى قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ فَغَضِبَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى وَقَالُوا نَحْنُ أَكْثَرُ عَمَلاً وَأَقَلُّ عَطَاءً ‏.‏ قَالَ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ حَقِّكُمْ شَيْئًا قَالُوا لاَ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ أَشَاءُ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Geçmiş toplumlara nazaran sizin bu dünyadaki yaşama süreniz, ikindi namazı ile güneşin batması arasındaki zaman kadardır. Sizinle Yahudî ve Hıristiyanların hâli ise işçi çalıştıran bir kimsenin hâline benzer. Bu işveren, ‘Birer kırat karşılığında günün yarısına kadar kim bana çalışır?’ demiş. Yahudiler birer kırat karşılığında çalışmışlar. Sonra, ‘Günün yarısından ikindi namazına kadar birer kırat karşılığında bana kim çalışır?’ demiş. Hıristiyanlar birer kırat karşılığında çalışmışlar. Sonra sizler ikindi namazından gün batımına kadar ikişer kırat karşılığında çalışıyorsunuz. Bunun üzerine Yahudiler ve Hıristiyanlar kızdılar ve ‘Bizim işimiz daha çok, ücretimiz daha az’ dediler. O işveren de ‘Sizin hakkınızdan bir şey kestim mi?’ dedi. Onlar da ‘Hayır’ dediler. O da ‘Bu benim ikramımdır; onu dilediğime veririm’ buyurdu.” Bu hadis hasen sahihtir.

Jami At Tirmidhi 2871

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ وَغَيْرُ وَاحِدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ‏ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا النَّاسُ كَإِبِلٍ مِائَةٍ لاَ يَجِدُ الرَّجُلُ فِيهَا رَاحِلَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İnsanlar yüz develik bir topluluk gibidir. Kişi onların içinde binebileceği bir deve bulamaz.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Jami At Tirmidhi 2872

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ وَقَالَ لاَ تَجِدُ فِيهَا رَاحِلَةً أَوْ قَالَ لاَ تَجِدُ فِيهَا إِلاَّ رَاحِلَةً ‏.‏

Saîd b. Abdurrahman el-Mahzûmî, Süfyân b. Uyeyne vasıtasıyla Zührî’den bu senedle önceki hadisin bir benzerini bize rivâyet etti ve şöyle dedi: “Onların içinde binebileceğin bir deve bulamazsın.” Yahut, “Onların içinde ancak bir tane binebileceğin deve bulursun” dedi.

Jami At Tirmidhi 2873

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ‏ حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّمَا مَثَلِي وَمَثَلُ أُمَّتِي كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا فَجَعَلَتِ الذُّبَابُ وَالْفَرَاشُ يَقَعْنَ فِيهَا وَأَنَا آخُذُ بِحُجَزِكُمْ وَأَنْتُمْ تَقَحَّمُونَ فِيهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ ‏.‏

Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benimle ümmetimin hâli, ateş yakan bir kimsenin hâline benzer. Sinekler ve kelebekler o ateşe düşmeye başlar. Sizler ateşe atılıyorsunuz, ben ise sizi kuşaklarınızdan tutuyorum.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadis başka şekillerde de rivâyet edilmiştir.

Jami At Tirmidhi 2874