حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، وَأَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْرَقُ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَسَأَلَهُ عَنْ وَقْتِ الصَّلاَةِ فَقَالَ " صَلِّ مَعَنَا هَذَيْنِ الْيَوْمَيْنِ " . فَلَمَّا زَالَتِ الشَّمْسُ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَذَّنَ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الظُّهْرَ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ بَيْضَاءُ نَقِيَّةٌ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْمَغْرِبَ حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْفَجْرَ حِينَ طَلَعَ الْفَجْرُ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْيَوْمِ الثَّانِي أَمَرَهُ فَأَذَّنَ الظُّهْرَ فَأَبْرَدَ بِهَا وَأَنْعَمَ أَنْ يُبْرِدَ بِهَا ثُمَّ صَلَّى الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ أَخَّرَهَا فَوْقَ الَّذِي كَانَ وَصَلَّى الْمَغْرِبَ قَبْلَ أَنْ يَغِيبَ الشَّفَقُ وَصَلَّى الْعِشَاءَ بَعْدَمَا ذَهَبَ ثُلُثُ اللَّيْلِ وَصَلَّى الْفَجْرَ فَأَسْفَرَ بِهَا ثُمَّ قَالَ " أَيْنَ السَّائِلُ عَنْ وَقْتِ الصَّلاَةِ " . فَقَالَ الرَّجُلُ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " وَقْتُ صَلاَتِكُمْ بَيْنَ مَا رَأَيْتُمْ " .
Büreyde (bin El-Husayb) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Bir adam Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek kendisine (beş) namazın vakitlerini sordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Bu iki gün bizimle beraber namaz kıl.» buyurdu. Güneş (gök ortasından batıya doğru) zevale varınca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bilal (r.a.)'e emretti. Bilal (r.a.) da ezan okudu. Sonra emretti. O da öğle namazı için ikamet getirdi. Sonra ona emretti. O da güneş henüz yüksek ve bembeyaz iken ikindi namazı için ikamet etti. Sonra ona emretti. O da güneş battığı zaman akşam namazı için ikamet etti. Sonra ona emretti. O da şafak battığı zaman yatsı namazı için ikamet etti. Sonra ona emretti. O da fecir doğduğu zaman sabah namazı için ikamet etti. İkinci gün olunca ona emretti. O da öğle için ezan okudu da öğle namazını serinliğe bıraktı. Hem de hava iyice serinleyinceye kadar geciktirdi. Sonra güneş henüz yüksek iken ikindi namazını kıldı. İlk günkü vakitten sonraya tehir etmiş oldu. Daha sonra şafak batmadan önce akşam namazını kıldı. Yatsı namazını da gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldı. Sabah namazını da ortalık iyice aydınlandıktan sonra kıldı. Daha sonra: «Namaz vakitlerini soran kişi nerededir?» buyurdu. Adam da: «Ben buradayım, ya Resulallah!» deyince o: «Namazınızın vakti, gördüğünüz süreler arasıdır.» buyurdu.
Sunan Ibn Majah 667
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ الْمِصْرِيُّ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ كَانَ قَاعِدًا عَلَى مَيَاثِرِ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ فِي إِمَارَتِهِ عَلَى الْمَدِينَةِ وَمَعَهُ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ فَأَخَّرَ عُمَرُ الْعَصْرَ شَيْئًا فَقَالَ لَهُ عُرْوَةُ أَمَا إِنَّ جِبْرِيلَ نَزَلَ فَصَلَّى إِمَامَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . فَقَالَ لَهُ عُمَرُ اعْلَمْ مَا تَقُولُ يَا عُرْوَةُ . قَالَ سَمِعْتُ بَشِيرَ بْنَ أَبِي مَسْعُودٍ يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا مَسْعُودٍ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " نَزَلَ جِبْرِيلُ فَأَمَّنِي فَصَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتَ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ ثُمَّ صَلَّيْتُ مَعَهُ " . يَحْسُبُ بِأَصَابِعِهِ خَمْسَ صَلَوَاتٍ .
İbn-i Şihab (ez-Zühri r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi, Medine-i Münevvere emiri Ömer b. Abdü'l-Aziz (r.a.)'ın döşekleri üzerinde oturuyormuş. Yanında da Urve b. ez-Zübeyr (r.a.) bulunuyormuş. Emir Ömer (Abdü'l-Aziz) (r.a.) ikindi namazını biraz geciktirmiş. Bunun üzerine Urve ona: «Dikkatli ol. Şüphesiz Cibril (a.s.) indi de Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e imam olarak namaz kıldırdı.» demiş. Ömer (r.a.) de ona: «Ne söylediğini bil ya Urve!» deyince Urve de şöyle demiştir: «Ben, Beşir bin Ebi Mes'ud'u dinledim, diyordu ki: Ben babam Ebu Mes'ud'u (Ukbe b. Amr el-Ensari'yi) dinledim, diyordu ki: Ben Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken dinledim: Cibril indi de bana imam oldu. Ben de onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım.» Nebi (s.a.v.) böyle buyururken beş namazı mübarek parmaklarıyla hesaplıyordu.
Sunan Ibn Majah 668
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنَّ نِسَاءُ الْمُؤْمِنَاتِ يُصَلِّينَ مَعَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلاَةَ الصُّبْحِ ثُمَّ يَرْجِعْنَ إِلَى أَهْلِهِنَّ فَلاَ يَعْرِفُهُنَّ أَحَدٌ . تَعْنِي مِنَ الْغَلَسِ .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Mümin kadınlardan bazıları Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber sabah namazını kılarlardı. Sonra evlerine dönerlerken alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı.
Sunan Ibn Majah 669
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ أَسْبَاطِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْقُرَشِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، وَالأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ {وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا} قَالَ " تَشْهَدُهُ مَلاَئِكَةُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), «Bir de sabah namazını kıl. Çünkü şüphesiz sabah namazına şahitlik edilir.» [İsra 78] mealindeki ayet bölümünü okuyup buyurdu ki: «Gece ve gündüz melekleri sabah namazında hazır bulunurlar.»
Sunan Ibn Majah 670
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا نَهِيكُ بْنُ يَرِيمَ الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا مُغِيثُ بْنُ سُمَىٍّ، قَالَ صَلَّيْتُ مَعَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ الصُّبْحَ بِغَلَسٍ فَلَمَّا سَلَّمَ أَقْبَلْتُ عَلَى ابْنِ عُمَرَ فَقُلْتُ مَا هَذِهِ الصَّلاَةُ قَالَ هَذِهِ صَلاَتُنَا كَانَتْ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ فَلَمَّا طُعِنَ عُمَرُ أَسْفَرَ بِهَا عُثْمَانُ .
Muğis bin Sümey (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Abdullah bin Zübeyr (r.a.) ile beraber sabah namazını alaca karanlıkta kıldım. Abdullah (r.a.) selam verince, ben Abdullah bin Ömer (r.a.)'e dönerek: «Bu namaz nedir?» diye sordum. İbn Ömer (r.a.): «Bu, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Bekir ve Ömer ile beraber kılageldiğimiz namazımızdır. Ömer vurulunca Osman sabah namazını ortalık aydınlandığında kıldırdı.» diye cevap verdi.
Sunan Ibn Majah 671
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، سَمِعَ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، - وَجَدُّهُ بَدْرِيٌّ - يُخْبِرُ عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " أَصْبِحُوا بِالصُّبْحِ فَإِنَّهُ أَعْظَمُ لِلأَجْرِ أَوْ لأَجْرِكُمْ " . .
Rafi' bin Hadic (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: «Sabah namazını sabah olunca kılınız. Çünkü bu, sevap bakımından daha büyüktür.»
Sunan Ibn Majah 672
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُصَلِّي الظُّهْرَ إِذَا دَحَضَتِ الشَّمْسُ .
Cabir bin Semure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğle namazını güneş (gök ortasından batıya) kaydığı zaman kılardı.
Sunan Ibn Majah 673
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَوْفِ بْنِ أَبِي جَمِيلَةَ، عَنْ سَيَّارِ بْنِ سَلاَمَةَ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصَلِّي صَلاَةَ الْهَجِيرِ الَّتِي تَدْعُونَهَا الظُّهْرَ إِذَا دَحَضَتِ الشَّمْسُ .
Ebu Berze El-Eslemi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), sizin öğle namazı dediğiniz hecir namazını, güneş (gök ortasından) kayınca kılardı.
Sunan Ibn Majah 674
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ حَارِثَةَ بْنِ مُضَرِّبٍ الْعَبْدِيِّ، عَنْ خَبَّابٍ، قَالَ شَكَوْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَرَّ الرَّمْضَاءِ فَلَمْ يُشْكِنَا . قَالَ الْقَطَّانُ حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، نَحْوَهُ .
Habbab (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Biz Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kızgın kumların hararetinden şikâyet ettik. Fakat şikâyetimizi gidermedi. El-Kattan dedi ki: Bize Ebu Hatim tahdis etti. O da dedi ki: Bize El-Ensari tahdis etti. O da dedi ki: Bize Avf bu hadisin mislini tahdis etti.
Sunan Ibn Majah 675
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ هِشَامٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ خِشْفِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ شَكَوْنَا إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَرَّ الرَّمْضَاءِ فَلَمْ يُشْكِنَا .
Abdullah bin Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e kızgın kumların hararetinden şikâyet ettik. Fakat bizim şikâyetimizi gidermedi.
Sunan Ibn Majah 676
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ فَأَبْرِدُوا بِالصَّلاَةِ فَإِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Sıcak şiddetlendiği zaman (öğle) namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır.»
Sunan Ibn Majah 677
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِذَا اشْتَدَّ الْحَرُّ فَأَبْرِدُوا بِالظُّهْرِ فَإِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Sıcak şiddetlendiği zaman öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır.»
Sunan Ibn Majah 678
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَبْرِدُوا بِالظُّهْرِ فَإِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ " .
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti, cehennemin kükreyişindendir.»
Sunan Ibn Majah 679
حَدَّثَنَا تَمِيمُ بْنُ الْمُنْتَصِرِ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ شَرِيكٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ كُنَّا نُصَلِّي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلاَةَ الظُّهْرِ بِالْهَاجِرَةِ فَقَالَ لَنَا " أَبْرِدُوا بِالصَّلاَةِ فَإِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ " .
El-Muğire bin Şu'be (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber öğle namazını (zevalden hemen sonra) gündüzün ortasında ve sıcağında kılardık. Sonra o bize: «(Öğle) namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin galeyanındandır.» buyurdu.
Sunan Ibn Majah 680
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَبْرِدُوا بِالظُّهْرِ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Öğle namazını serinliğe bırakınız.»
Sunan Ibn Majah 681
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُصَلِّي الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ حَيَّةٌ فَيَذْهَبُ الذَّاهِبُ إِلَى الْعَوَالِي وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ .
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ikindi namazını güneş henüz yüksek ve dipdiri iken kılardı. Namazdan sonra Avali'ye gitmek isteyen adam henüz güneş yüksek iken oraya giderdi. AÇIKLAMA: Bazı rivayetlerde hadisin son fıkrası şöyledir: "Namazdan sonra Avali'ye gitmek isteyen kimse gider ve güneş henüz yüksek iken Avali'ye varırdı." Avali, Aliye'nin çoğuludur. Aliye yüksek demektir. Burada Avali'den maksat Medine-i Münevvere'nin yakınındaki yüksek yerlerdir. El-Menhel yazarının ikindi namazı babındaki beyanına göre Avali, Medine'nin doğu tarafında bulunan ve en yakını 2 mil, en uzağı da 8 mil mesafedeki köylere denirdi. El-Feth yazarı: Avali, Medine'nin çevresinde bulunan ve Necd istikametine düşen köylerdir. Tihame yönündeki köylere Safile denir, demiştir. İbnü'l-Esir, Avali denilen köylerden Medine'ye en yakın olanı 4 mil ve en uzağı 8 mil mesafededir, demiştir. 1 mil, 3500 ile 4000 adımlık mesafedir. El-Menhel yazarı hadisin açıklaması ile ilgili olarak şöyle der: "Hadis, ikindi namazının ilk vaktinde kılınmasının müstehaplığına delalet eder. Çünkü her cismin istiva anındaki gölgesinden başka gölgesi onun bir boyu kadar uzadığı zaman bir kimse ikindi namazını kılıp yola çıkarsa güneş henüz yüksek ve sararmamış iken iki üç millik mesafeyi katetmesi mümkündür. Şayet cismin gölgesi iki boyu kadar uzadıktan sonra namaz kılıp yola çıkarsa anılan mesafeyi kat edinceye kadar güneş bir hayli alçalmış ve sararmış olur. Demek oluyor ki cismin gölgesi, istiva gölgesi müstesna, bir boyu kadar uzadığı zaman Peygamber (s.a.v.) ikindi namazını kılarmış. Bu vakit ikindi namazının ilk vaktidir. Hadiste anılan ve üç dört mil mesafedeki Avali'ye varılırken güneşin henüz yüksekte oluşu ancak uzun günlerde olabilir. Ebu Davud'un Zühri'den bir senedle rivayet ettiğine göre Zühri, Avali'nin 2, 3 veya 4 millik mesafede olduğunu söylemiştir. Hadis, her cismin istiva anındaki gölgesi hariç, gölgesi bir boyu kadar uzadığı zaman ikindi vaktinin girdiğini söyleyen âlimlerin cumhurunun mezhebine delildir. Hanefi âlimlerinden Ebu Yusuf, Muhammed, El-Hasan, Züfer ve Tahavi cumhurun mezhebini benimsemişlerdir. El-Hasan'ın Ebu Hanife'den rivayeti de böyledir. Tutulan ve azhar olan kavil budur. Bununla fetva verilir. Birçok haber ve eser buna delalet eder. Fakat Ebu Hanife'nin meşhur kavline göre, cismin istiva zamanındaki gölgesi hariç, gölgesi iki boyu kadar uzamadıkça ikindi namazının vakti girmez. Ebu Hanife'nin delili Peygamber (s.a.v.)'in, "Öğle namazını serinliğe bırakınız." mealindeki hadisidir. Şöyle ki hadisin manası, sıcaklığın şiddeti azalınca öğle namazını kılın, şeklindedir. Hicaz'da sıcağın şiddeti, cismin gölgesi istiva anındaki hariç, bir boyu kadar uzadığı zaman gerçekleşir ve iki boyu kadar uzadıktan sonra sıcaklık hafifler. Hadisler birbirine muarız olunca her hüküm eskisi gibi kalır. Öğle namazının vakti kesinlikle sabittir, şüpheyle değişmez. İkindi namazının kat'i olanı bellidir, şüpheyle daha önce girmez, demek istemiştir. Ebu Hanife'ye göre anılan cismin gölgesi bir boyu kadar uzamadan öğle namazı kılınmalı ve iki boyu kadar uzadıktan sonra ikindi namazı kılınmalıdır. Bir boy ile iki boy arasındaki zaman zarfında ne öğle ne de ikindi namazı kılınmamalıdır. El-Menhel yazarı daha sonra Ebu Hanife'nin, Hicaz'da sıcaklığın şiddetinin cisimlerin gölgeleri, istiva zamanındaki hariç, bir boyu kadar uzadığı zaman oluştuğu ve iki boyu kadar uzamadıkça gevşemediği yolundaki sözünün kabul olunmayacağını beyanla şöyle der: Çünkü Ebu Zer (r.a.)'in hadisiyle sabit olduğu gibi öğle namazının ibrad sonucu tepeciklerin gölgesinin zuhur etmesidir. Cisimlerin gölgelerinin bir boyu kadar uzaması ölçüsü ibrad, yani serine bırakmak, için söz konusu değildir. İmam Ebu Hanife'nin delillerinden ikisi de şu mealdeki hadislerdir: Ali bin Şeyban, "Biz Resulullah (s.a.v.)'in yanına varmak için Medine'ye gittik. O, güneş bembeyaz kaldığı müddetçe ikindi namazını geciktirirdi." demiştir. Cabir, "Her cismin gölgesi iki boyu kadar uzayınca Peygamber (s.a.v.) bize ikindi namazını kıldırdı." demiştir. Bu iki hadisin delil gösterilmesi pek uygun değildir. Çünkü bunlar gölge iki kat kadar uzadığı zaman ikindi namazını kılmanın caizliğine delalet ederler. Fakat bundan önce ikindi namazı vaktinin girmediğine delalet etmezler. Kaldı ki birçok sahih hadis, her şeyin gölgesi istiva vaktindekinden başka onun boyu kadar uzadığı zaman ikindi vaktinin girdiğine delalet eder. Fıkıhçılardan bir cemaat, İmam-ı A'zam'ın iki boy gölge hükmünden bir boy hükmüne rücu ettiğini anlatmıştır. Hadiste geçen "Güneş dipdiri iken" tabiri ile güneşin sıcaklığının şiddeti, renginin bembeyazlığı ve ışığının kalışı kastedilmiştir. Beyhaki bu yorumu Hayseme'den bir senedle nakletmiştir.
Sunan Ibn Majah 682
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ صَلَّى النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ فِي حُجْرَتِي لَمْ يُظْهِرْهَا الْفَىْءُ بَعْدُ .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Güneş benim hücrem içinde olup gölge henüz hücremin üstüne yükselmemiş iken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize ikindi namazını kıldırdı. Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA: Tirmizi: "Bu hadis hasen-sahihtir. Sahabi ve tabiilerden ilim ehlinin bir kısmı Aişe (r.anha)'nın hadisini seçerek ikindi namazının erken kılınmasına ve tehirinin mekruh olduğuna hükmetmişlerdir. Ömer, Abdullah İbn-i Mes'ud, Aişe ve Enes (r.anhum) ile Abdullah İbn-i Mübarek, Şafii, Ahmed ve İshak (r.anhum) böyle demişlerdir." demiştir. Aişe (r.anha)'nın, "Güneş benim hücrem içinde" sözünden maksadı, güneş ışığı onun odasının zemininde iken ve güneş gölgesi onun odasının tabanının tamamını kaplamamış iken ikindi namazına durulduğunu beyan etmektir. Keza, "Gölge henüz hücremin üstüne yükselmemiş" cümlesinden maksadı, güneş ışığının hücre tabanından doğu duvarına yükselmemiş olduğunu belirtmektir. Hattabi: Bu cümledeki "zuhur"un manası güneş ışığının yükselmesidir, demiştir. Nevevi: Aişe (r.anha)'nın hücresi dardı. Duvarları kısaydı. Öyle ki duvarlarının yüksekliği hücrenin genişliğinden biraz fazlaydı. Duvarın gölgesi bir boyu kadar uzayınca ikindi vakti girmiş olurdu ve güneş ışığı hücre tabanının sonlarına çekilmiş olurdu. Bu esnada gölge henüz doğu cephesindeki duvara gelmemiş olurdu. Aişe (r.anha)'nın bu hadisi, cisimlerin gölgesi bir misli uzadığı zaman ikindi vaktinin girdiğine ve Peygamber (s.a.v.)'in ikindi namazını ilk vakitte kıldırdığına delalet eder, demiştir. El-Hafız, El-Feth'te: İkindi namazının ilk vaktinde kılınmasının sünnet-i Nebeviyye'ye uygunluğu bu hadisten anlaşılıyor. Aişe (r.anha)'nın ravisi Urve'nin görüşü budur. Urve buna dayanarak ikindi namazını tehir eden Ömer bin Abdü'l-Aziz'i uyarmıştır, der. Tahavi: Bu hadis ikindi namazının erken kılındığına delalet etmez. Çünkü hücre duvarının alçak olması muhtemeldir. Bu takdirde güneş ışığı ancak batmaya yakın hücreden kalkmış olur ve dolayısıyla hadis ikindi namazının erken değil, bilakis tehirine delalet eder, demiştir. Fakat hücre tabanı geniş olduğu takdirde Tahavi'nin dediği şey düşünülebilir. Hâlbuki müşahede ve birçok rivayetle sabit olmuştur ki Peygamber (s.a.v.)'in muhterem eşlerinin odaları, yani hücreleri, geniş değillerdi. Dar olan bir odanın tabanında güneş ışığının bulunması ancak güneş yüksekte iken mümkün olabilir. Güneş tam olarak eğildiği zaman ışığı dar olan hücrenin tabanından kalkar. Şafii bu hadisi zikrettikten sonra: Bu hadis, ikindi namazının ilk vakitte kılındığına dair rivayetlerin en açık olanlarındandır. Çünkü Peygamber (s.a.v.)'in zevcelerinin hücreleri Medine'nin alçak bir semtinde idiler ve hücreler geniş değildi. Bu nedenle ikindinin ilk vaktinde güneş ışığının hücrelerden kalkması sağlam görülmektedir, demiştir.
Sunan Ibn Majah 683
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ بَهْدَلَةَ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ " مَلأَ اللَّهُ بُيُوتَهُمْ وَقُبُورَهُمْ نَارًا كَمَا شَغَلُونَا عَنِ الصَّلاَةِ الْوُسْطَى " .
Ali bin Ebi Talib (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hendek günü kâfirler hakkında buyurdular ki: "Onlar bizi orta namazdan alıkoydukları gibi Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun." AÇIKLAMA: Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Buhari ve Müslim'in rivayetlerindeki hadisin sonunda, "Güneş batıncaya kadar" ifadesi de bulunur. Bazı rivayetlerde Hendek günü yerine Ahzab günü ifadesi bulunur. Meşhur Hendek Savaşı'na Ahzab Savaşı da denildiği için ikisi aynı manayı ifade eder. Buhari'nin tercihine göre Hendek Savaşı hicretin 4. yılı Şevval ayında vuku bulmuştur. 5. yılı vuku bulduğunu söyleyenler de vardır. Medine etrafında hendek kazıldığı ve savaş hendek dolaylarında cereyan ettiği için savaşa bu isim verilmiştir. Kureyş müşrikleri, Yahudiler ve onlardan yana çıkan düşman taifeleri Müslümanlarla savaşmak üzere toplandıkları için hizipler demek olan Ahzab ismi de bu savaşa verilmiştir. Savaşa katılan Müslümanların kuvveti 3000 kişi idi. Müşrikler 10.000 kişi idi. Savaş nedenlerini, safhalarını ve sonucunu öğrenmek isteyenler siyer kitaplarına müracaat etsinler. Hadisin manasına gelince, "Onlar bizi orta namazdan alıkoydukları" parçasının manası şudur: Kâfirler orta namazı kılmamıza mâni oldular. Çünkü onların yüzünden hendek kazmakla meşgul olduk ve dolayısıyla orta namazı kılmadık veya kılamadık. Ebu Davud ve Müslim'in rivayetinde orta namazın ikindi namazı olduğu belirtilmiştir. Müslim'in Aişe (r.anha)'nın azatlısı Ebu Yunus'tan rivayet ettiğine göre Aişe (r.anha), kendisi için bir mushaf yazmasını Ebu Yunus'a emretmiş ve "Namazlara ve orta namaza devam edin." mealindeki Bakara suresinin 238. ayetine ulaşıldığı zaman haberdar edilmesini istemiş. Ebu Yunus mushafı yazarak o ayete varınca Aişe (r.anha)'ya haber vermiş; Aişe (r.anha) da ona ayeti şöyle yazmasını emretmiş: "Namazlara ve orta namaza, ikindi namazına, devam ediniz." Ve Resulullah (s.a.v.)'den böyle işittiğini bildirmiş, Ebu Yunus da böyle yazmıştır. El-Menhel yazarı, orta namaz babında rivayet olunan Ali (r.a.)'in hadisini açıklarken şöyle der: "Hadis, orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyenler için delildir. Ali, İbn-i Mes'ud, Ebu Eyyub, İbn-i Abbas, Ebu Said-i Hudri, Ebu Hureyre, Ubeyde es-Selmani, Hasan-ı Basri, İbrahim en-Nahai, Katade, Dahhak, El-Kelbi, Mukatil, Ebu Hanife, Ahmed, Davud, İbnü'l-Münzir (r.anhum) ve birçok âlim bu görüştedir. Tirmizi, ashabdan ve onlardan sonra gelenlerden âlimlerin ekserisinin kavli budur, demiştir." El-Menhel yazarı bu arada mezkur âlimlerin delillerini sırayla zikretmiş, daha sonra sözlerine devamla şöyle demiştir: Ömer bin El-Hattab, Muaz bin Cebel, Cabir, bir rivayete göre İbn-i Abbas ile İbn-i Ömer ve ashabdan sonra gelen âlimlerden Ata, İkrime, Mücahid, Rabi bin Enes, Malik ve Şafii (r.anhum) orta namazın sabah namazı olduğunu söylemişlerdir. El-Menhel yazarı bu görüşteki âlimlerin delillerini ve gösterdikleri gerekçeyi beyan ettikten sonra şöyle der: Orta namazın sabah namazı olduğunu söyleyen âlimlerin gösterdikleri deliller, orta namazın ikindi namazı olduğunu söyleyen âlimlerin delillerine denk gelecek durumdan uzaktır. Orta namazın ikindi namazı olduğu merfu ve sahih olan hadislerde açıkça bildirilmiştir. Nevevi, El-Mühezzeb'in şerhinde: Sahih hadislerin gerektirdiği sonuç orta namazın ikindi namazı olduğudur. Muhtar olan da budur, demiştir. Şafii âlimlerinden El-Havi sahibi: "Şafii orta namazın sabah namazı olduğunu söylemiştir. Sahih hadisler de orta namazın ikindi namazı olduğunu tespit etmiştir. Şafii'nin mezhebi sahih hadise uymaktır. O hâlde Şafii'nin mezhebi orta namazın ikindi namazı olmasıdır. Bazı arkadaşlarımızın sandıkları gibi orta namaz meselesi hakkında Şafii'nin iki kavli yoktur." demiştir. Zeyd bin Sabit, Usame bin Zeyd, Ebu Said-i Hudri, Aişe, Abdullah bin Şeddad ve Ebu Hanife (r.anhum)'dan yapılan bir rivayete göre orta namaz öğle namazıdır. El-Menhel yazarı bu görüşteki âlimlerin delillerini de zikrettikten sonra orta namazın akşam namazı olduğunu söyleyenlerle orta namazın yatsı namazı olduğunu söyleyenlerin görüşlerini delilleriyle zikretmiştir. Daha sonra orta namazın beş vakit namaz içinde gizli olduğunu söyleyenleri delilleriyle birlikte zikretmiştir. Hadisin, "Allah da evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun." bölümüne gelince, bu parça Buhari ve Müslim'in bazı rivayetlerinde, "Allah karınlarını ve kabirlerini ateşle doldursun." şeklinde geçer. Buna benzer değişik ifadeli rivayetler de vardır. Parça müşrikler için bir bedduadır. Mazi fiiliyle gelişi, bedduanın kabul edilmesinin kuvvetle umulduğuna alamettir. Tıybi bölümü şöyle yorumlamıştır: Yani Allah müşrikleri dünya ve ahirette ateşle tazip eylesin. Hem dünyada hem ahirette onlara azap versin. Bazıları da beddua ile kastedilen mana şudur: Allah dünyada evlerini tahrip ettirmek, mallarını talan ettirmek ve çoluk çocuklarını esir ettirmekle tazip eylesin. Ölümlerinden sonra da kabirleri ateşle dolup taşsın, demişlerdir. Diğer bir kısım âlimler, müşrikler için istenen dünya ateşinden maksadın ateş gibi dayanılması çok zor olan çeşitli belalara çarpılmaları olduğunu söylemişlerdir. Yukarıda belirtilen yorumların hangisi olursa olsun Allah, Nebi (s.a.v.)'in bedduasını kabul buyurarak müşrikleri dünyada çeşitli felaketlere uğratmıştır. Kâfir olarak ölmekle ebedî azaba da müstahak kılınmışlardır. Hadiste belirtildiği gibi Hendek Savaşı yüzünden ikindi namazı kazaya bırakılmıştır. Ahmed ve Nesai'nin rivayetlerine göre Ebu Said (r.a.) şöyle demiştir: "Müşrikler Peygamber (s.a.v.)'i öğle, ikindi ve akşam namazından alıkoydular. Müslümanlar geceleyin bu namazları kılabildiler. Bu olay, korku hâlinde yaya veya binek üzerinde yürürken namaz kılınabileceğine dair ilahi emir gelmeden önce vuku bulmuştur." Tirmizi ve Nesai'nin İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet ettiklerine göre, "Müşrikler Hendek günü Peygamber (s.a.v.)'i dört vakit namazından alıkoymuşlar ve geceden Allah'ın dilediği bir süre geçtikten sonra bu namazlar kılınmıştır." Fakat yatsı namazı zamanı çıkmadığı için kazaya bırakılan namaz sayısı dört değil, üçtür. Buhari ve Müslim'in Ali ve Cabir'den rivayet ettiklerine göre Hendek günü yalnız ikindi namazı kaçırılmıştır. Bunun için İbnü'l-Arabi, rivayetler arasında tercih yolunu tutarak: Sahih olanı yalnız ikindi namazının kazaya bırakıldığına dair Ali ve Cabir'in rivayetidir, demiştir. Nevevi rivayetlerin arasını şöyle bulmuştur: Hendek vakası birkaç gün devam etmiş, bazı günlerde şu namaz, bazı günlerde bu namaz veya o namaz kazaya kalmıştır. Nebi (s.a.v.)'in namazı kazaya bırakması muhtemelen kasten olmuştur. Henüz korku namazı ayetleri inmediği için düşmanla meşguliyet, namazı bilerek kazaya bırakmak için meşru bir özür sayılmış olur. Düşmanla meşguliyeti dolayısıyla namazı unutmuş olması muhtemeldir. Müslim'in rivayetinde belirtildiği gibi Nebi (s.a.v.) kazaya bıraktığı ikindi namazını akşam ile yatsı arasında kılmıştır. Bugün ise savaş için vakit namazını kazaya bırakmak caiz değildir. Duruma göre korku namazını kılmak mecburiyeti vardır. HADİSİN FIKIH YÖNÜ: 1- Kederler diyarı olan dünya hayatında kâfirin Müslümana eziyet edebilmesi mümkündür. 2- Peygamberliğe noksanlık getirmeyen beşerî arızaların Peygamber'de husule gelmesi mümkündür. 3- Zalim adama, yaptığı zulme uygun bir cezaya çarptırılması için beddua etmek caizdir. 4- Orta namaz ikindi namazıdır. 5- Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve arkadaşları, düşmanla meşguliyetleri dolayısıyla ikindi namazını kazaya bırakmışlardır. Çünkü korku namazı emri henüz gelmemişti.
Sunan Ibn Majah 684
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، . أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " إِنَّ الَّذِي تَفُوتُهُ صَلاَةُ الْعَصْرِ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلُهُ وَمَالُهُ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «İkindi namazını kaçıran kimse, ehli ve malı elinden alınmış gibidir.»
Sunan Ibn Majah 685
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَكِيمٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، عَنْ زُبَيْدٍ، عَنْ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَبَسَ الْمُشْرِكُونَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنْ صَلاَةِ الْعَصْرِ حَتَّى غَابَتِ الشَّمْسُ فَقَالَ " حَبَسُونَا عَنْ صَلاَةِ الْوُسْطَى مَلأَ اللَّهُ قُبُورَهُمْ وَبُيُوتَهُمْ نَارًا " .
Abdullah İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Müşrikler, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i güneş batıncaya kadar ikindi namazından alıkoydular. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onlar bizi orta namazdan alıkoydular. Allah, onların kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun.» buyurdu.
Sunan Ibn Majah 686
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّجَاشِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَافِعَ بْنَ خَدِيجٍ، يَقُولُ كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَيَنْصَرِفُ أَحَدُنَا وَإِنَّهُ لَيَنْظُرُ إِلَى مَوَاقِعِ نَبْلِهِ . حَدَّثَنَا أَبُو يَحْيَى الزَّعْفَرَانِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، نَحْوَهُ .
Rafi' bin Hadic (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken akşam namazını kılardık. Sonra birimiz namazdan çıkar da attığı okların düştüğü yerleri görürdü. Bize Ebu Yahya ez-Za'ferani tahdis etti. O da dedi ki: Bize İbrahim bin Musa bu hadisin benzerini tahdis etti.
Sunan Ibn Majah 687
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، أَنَّهُ كَانَ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الْمَغْرِبَ إِذَا تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ .
Seleme bin El-Ekva' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Güneş ufuk perdesiyle gizlendiği zaman, kendisi akşam namazını Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile kılarmış.
Sunan Ibn Majah 688
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَنْبَأَنَا عَبَّادُ بْنُ الْعَوَّامِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ، عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لاَ تَزَالُ أُمَّتِي عَلَى الْفِطْرَةِ مَا لَمْ يُؤَخِّرُوا الْمَغْرِبَ حَتَّى تَشْتَبِكَ النُّجُومُ " . قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ بْنُ مَاجَهْ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ يَحْيَى يَقُولُ اضْطَرَبَ النَّاسُ فِي هَذَا الْحَدِيثِ بِبَغْدَادَ فَذَهَبْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ الأَعْيَنُ إِلَى الْعَوَّامِ بْنِ عَبَّادِ بْنِ الْعَوَّامِ فَأَخْرَجَ إِلَيْنَا أَصْلَ أَبِيهِ فَإِذَا الْحَدِيثُ فِيهِ .
Abbâs bin Abdilmuttalib (radıyallahü anh)'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ümmetim, yıldızlar çoğalıp birbirine karışıncaya kadar akşam namazını geciktirmedikçe fıtrat üzerinde olmaya devam edecektir.” Ebû Abdullah İbn Mâce şöyle demiştir: Muhammed bin Yahyâ'nın şöyle dediğini işittim: “Bağdat'ta insanlar bu hadis hakkında ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Ebû Bekir el-A'yen ile birlikte Avvâm bin Abbâd bin Avvâm'a gittik. O da bize babasının asıl nüshasını çıkardı ve bu hadisin orada bulunduğunu gördük.”
Sunan Ibn Majah 689
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، . أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لأَمَرْتُهُمْ بِتَأْخِيرِ الْعِشَاءِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ümmetime güçlük yüklemek korkusu olmasaydı, yatsı namazını geciktirmeyi emredecektim.»
Sunan Ibn Majah 690
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لأَخَّرْتُ صَلاَةَ الْعِشَاءِ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ أَوْ نِصْفِ اللَّيْلِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ümmetime meşakkat yüklemek endişesi olmasaydı, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına tehir edecektim.»
Sunan Ibn Majah 691
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، قَالَ سُئِلَ أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ هَلِ اتَّخَذَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ خَاتَمًا قَالَ نَعَمْ أَخَّرَ لَيْلَةً الْعِشَاءَ الآخِرَةَ إِلَى قَرِيبٍ مِنْ شَطْرِ اللَّيْلِ فَلَمَّا صَلَّى أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ فَقَالَ " إِنَّ النَّاسَ قَدْ صَلَّوْا وَنَامُوا وَإِنَّكُمْ لَنْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مَا انْتَظَرْتُمُ الصَّلاَةَ " . قَالَ أَنَسٌ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ خَاتَمِهِ .
Humeyd (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yüzük kullandı mı, diye Enes bin Malik (r.a.)'e sorulmuş; Enes (r.a.) de: «Evet. (Yüzük kullanmıştır.) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece yatsı namazını gece yarısının yakınına kadar tehir etti. Sonra namaz kıldırınca mübarek yüzünü bize çevirdi ve: “Şüphesiz halk namaz kılmış ve uyumuştur. Sizler şüphesiz namazı beklediğiniz sürece namaz içindesiniz.” buyurdu.» Enes (r.a.): «Onun yüzüğünün parıltısı hâlâ gözümün önündedir.» demiştir.
Sunan Ibn Majah 692
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مُوسَى اللَّيْثِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ صَلَّى بِنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلاَةَ الْمَغْرِبِ ثُمَّ لَمْ يَخْرُجْ حَتَّى ذَهَبَ شَطْرُ اللَّيْلِ فَخَرَجَ فَصَلَّى بِهِمْ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ النَّاسَ قَدْ صَلَّوْا وَنَامُوا وَأَنْتُمْ لَمْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مَا انْتَظَرْتُمُ الصَّلاَةَ وَلَوْلاَ الضَّعِيفُ وَالسَّقِيمُ أَحْبَبْتُ أَنْ أُؤَخِّرَ هَذِهِ الصَّلاَةَ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ " .
Ebu Said(-i Hudri) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize akşam namazını kıldırdı. Sonra gecenin yarısı geçinceye kadar çıkmadı. Bundan sonra çıkarak cemaata namaz kıldırdı ve namazdan sonra: «Şüphesiz halk (yatsı) namazını kılmış ve uyumuştur. Sizler namazı intizar ettiğiniz müddetçe hep namazdasınız. Eğer (insanlardan) zayıf ve hasta olanlar olmasaydı bu namazı (yatsıyı) gece yarısına tehir etmeyi arzulardım.» buyurdu.
Sunan Ibn Majah 693
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالاَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الْمُهَاجِرِ، عَنْ بُرَيْدَةَ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي غَزْوَةٍ فَقَالَ " بَكِّرُوا بِالصَّلاَةِ فِي الْيَوْمِ الْغَيْمِ فَإِنَّهُ مَنْ فَاتَتْهُ صَلاَةُ الْعَصْرِ حَبِطَ عَمَلُهُ " .
Büreyde bin el-Husayb el-Eslemî (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Biz, bir savaşta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bulunuyorduk. Buyurdu ki: «Bulutlu günde namazı erken kılınız. Çünkü ikindi namazını kaçıran kimsenin ameli batıl olur.»
Sunan Ibn Majah 694
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنِ الرَّجُلِ يَغْفُلُ عَنِ الصَّلاَةِ أَوْ يَرْقُدُ عَنْهَا قَالَ " يُصَلِّيهَا إِذَا ذَكَرَهَا " .
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e namazdan gafil kalarak onu unutan veya uyuyakalıp namazı kaçıran adamın durumu sorulmuş. O da: «Namazı hatırladığı zaman kılar.» buyurmuştur.
Sunan Ibn Majah 695
حَدَّثَنَا جُبَارَةُ بْنُ الْمُغَلِّسِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " مَنْ نَسِيَ صَلاَةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا " .
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Kim bir namazı kılmayı unutursa, onu hatırladığında kılsın.»
Sunan Ibn Majah 696
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حِينَ قَفَلَ مِنْ غَزْوَةِ خَيْبَرَ فَسَارَ لَيْلَةً حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْكَرَى عَرَّسَ وَقَالَ لِبِلاَلٍ " اكْلأْ لَنَا اللَّيْلَ " . فَصَلَّى بِلاَلٌ مَا قُدِّرَ لَهُ وَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَأَصْحَابُهُ فَلَمَّا تَقَارَبَ الْفَجْرُ اسْتَنَدَ بِلاَلٌ إِلَى رَاحِلَتِهِ مُوَاجِهَ الْفَجْرِ فَغَلَبَتْ بِلاَلاً عَيْنَاهُ وَهُوَ مُسْتَنِدٌ إِلَى رَاحِلَتِهِ فَلَمْ يَسْتَيْقِظْ بِلاَلٌ وَلاَ أَحَدٌ مِنْ أَصْحَابِهِ حَتَّى ضَرَبَتْهُمُ الشَّمْسُ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَوَّلَهُمُ اسْتِيقَاظًا فَفَزِعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ " أَىْ بِلاَلُ " . فَقَالَ بِلاَلٌ أَخَذَ بِنَفْسِي الَّذِي أَخَذَ بِنَفْسِكَ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " اقْتَادُوا " . فَاقْتَادُوا رَوَاحِلَهُمْ شَيْئًا ثُمَّ تَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الصَّلاَةَ فَصَلَّى بِهِمُ الصُّبْحَ فَلَمَّا قَضَى النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الصَّلاَةَ . قَالَ " مَنْ نَسِيَ صَلاَةً فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ {وَأَقِمِ الصَّلاَةَ لِذِكْرِي} " . قَالَ وَكَانَ ابْنُ شِهَابٍ يَقْرَؤُهَا {لِلذِّكْرَى} .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber savaşından döndüğü zaman gece boyunca yolculuk etmiş, nihayet uykusu gelince konaklamış ve Bilal (r.a.)'a: «Bizim için bu geceyi sen koru.» buyurmuştur. Bunun üzerine Bilal (r.a.) kendisi için Allah tarafından takdir edildiği kadar namaz kılmakla meşgul olmuş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı da uyumuşlardı. Fecir yaklaşınca Bilal (r.a.), yüzünü fecre döndürerek bineği olan deveye yaslanmış, sonra bineğe yaslanmış hâlde uykuya dalmış ve güneş onlara vuruncaya kadar ne Bilal (r.a.) ne de ashabından hiç kimse uyanmıştı. Onların ilk uyananı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olmuştur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uykudan sıçrayarak: «Ey Bilal!» diye seslenmiş, Bilal (r.a.) de: «Babam ve annem sana feda olsun ya Resulallah! Senin nefsini tutan, benim nefsimi de tuttu.» demiştir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bineklerinizi çekiniz.» buyurmuş, sahabiler de bineklerini çekerek biraz gitmişlerdir. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest almış ve Bilal (r.a.)'a emretmiş, Bilal (r.a.) namaz için kamet etmiş, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de onlara sabah namazını kıldırmıştır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı bitirdikten sonra: «Kim bir namazı unutursa onu hatırladığı zaman kılsın. Çünkü Allah Azze ve Celle: ‘Beni anmak için namaz kıl.’ [Tâhâ 14] buyurmuştur.» Ravi demiştir ki: İbn Şihab ayeti «للذكرى» olarak okumuştur.
Sunan Ibn Majah 697
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ ذَكَرُوا تَفْرِيطَهُمْ فِي النَّوْمِ فَقَالَ نَامُوا حَتَّى طَلَعَتِ الشَّمْسُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " لَيْسَ فِي النَّوْمِ تَفْرِيطٌ إِنَّمَا التَّفْرِيطُ فِي الْيَقَظَةِ فَإِذَا نَسِيَ أَحَدُكُمْ صَلاَةً أَوْ نَامَ عَنْهَا فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا وَلِوَقْتِهَا مِنَ الْغَدِ " . قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَبَاحٍ فَسَمِعَنِي عِمْرَانُ بْنُ الْحُصَيْنِ، وَأَنَا أُحَدِّثُ، بِالْحَدِيثِ فَقَالَ يَا فَتًى انْظُرْ كَيْفَ تُحَدِّثُ فَإِنِّي شَاهِدٌ لِلْحَدِيثِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ فَمَا أَنْكَرَ مِنْ حَدِيثِهِ شَيْئًا .
Ebu Katade (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Sahabiler, uyumak hususundaki kusurlarını anlattılar. O da: «Güneş doğuncaya kadar uyudular.» dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Uyku hâlinde kusur yoktur. Kusur ancak uyanıklık hâlindedir. Bunun için biriniz bir namazı unutur veya uyuyup kalırsa onu hatırladığı zaman ve ertesi gün kendi vaktinde kılsın.» buyurdu. Abdullah bin Rebah demiştir ki: Ben bu hadisi anlatırken İmran bin Husayn beni dinledi. Sonra bana: «Ey genç! Nasıl hadis rivayet ettiğine dikkat et. Çünkü ben bu hadise Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraber şahit oldum.» dedi. Abdullah bin Rebah demiştir ki: İmran, rivayet ettiği hadisten hiçbir şeyi reddetmedi.
Sunan Ibn Majah 698
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ الدَّرَاوَرْدِيُّ، أَخْبَرَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، وَعَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، وَعَنِ الأَعْرَجِ، يُحَدِّثُونَهُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْعَصْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَغْرُبَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا وَمَنْ أَدْرَكَ مِنَ الصُّبْحِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Güneş batmadan önce ikindi namazından bir rekâta yetişen kimse ikindi namazına yetişmiş olur. Güneş doğmadan önce sabah namazından bir rekâta yetişen kimse de sabah namazına yetişmiş olur.»
Sunan Ibn Majah 699
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، وَحَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى الْمِصْرِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " مَنْ أَدْرَكَ مِنَ الصُّبْحِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا وَمَنْ أَدْرَكَ مِنَ الْعَصْرِ رَكْعَةً قَبْلَ أَنْ تَغِيبَ الشَّمْسُ فَقَدْ أَدْرَكَهَا " . حَدَّثَنَا جَمِيلُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Güneş doğmadan önce sabah namazından bir rek'ate yetişen kişi, sabah namazına yetişmiş olur ve güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'ate yetişen kişi, ikindi namazına yetişmiş olur.» Ebu Hureyre (r.a.)'den de Resulullah'ın (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunun benzerini buyurduğu rivayet edilmiştir.
Sunan Ibn Majah 700
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَعَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَوْفٌ، عَنْ أَبِي الْمِنْهَالِ، سَيَّارِ بْنِ سَلاَمَةَ عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَسْتَحِبُّ أَنْ يُؤَخِّرَ الْعِشَاءَ وَكَانَ يَكْرَهُ النَّوْمَ قَبْلَهَا وَالْحَدِيثَ بَعْدَهَا .
Ebu Berze el-Eslemi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yatsı namazını tehir etmeyi müstahap görürdü. Yatsı namazından önce uyumaktan ve yatsı namazından sonra konuşmaktan kerahet ederdi.
Sunan Ibn Majah 701
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَعْلَى الطَّائِفِيُّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا نَامَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَبْلَ الْعِشَاءِ وَلاَ سَمَرَ بَعْدَهَا .
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatsı namazını kılmadan önce uyumamış ve yatsı namazından sonra konuşmamıştır.»
Sunan Ibn Majah 702
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ حَبِيبٍ، وَعَلِيُّ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالُوا حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ جَدَبَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ السَّمَرَ بَعْدَ الْعِشَاءِ . قَالَ ابْنُ مَاجَهْ يَعْنِي زَجَرَنَا عَنْهُ نَهَانَا عَنْهُ .
Abdullah İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yatsı namazından sonra konuşmamızı kınamıştır. Yani bizi bundan men etmiş, bunu bize yasaklamıştır.
Sunan Ibn Majah 703
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي لَبِيدٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ " لاَ تَغْلِبَنَّكُمُ الأَعْرَابُ عَلَى اسْمِ صَلاَتِكُمْ فَإِنَّهَا الْعِشَاءُ وَإِنَّهُمْ لَيُعْتِمُونَ بِالإِبِلِ " .
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim: «Araplar, namazınızın adında size galebe etmesinler. Çünkü onun adı İşa'dır. Araplar, develer sebebiyle o namazı gece karanlığına tehir ederler.»
Sunan Ibn Majah 704
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، ح وَحَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَرْمَلَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " لاَ تَغْلِبَنَّكُمُ الأَعْرَابُ عَلَى اسْمِ صَلاَتِكُمْ - زَادَ ابْنُ حَرْمَلَةَ - فَإِنَّمَا هِيَ الْعِشَاءُ وَإِنَّمَا يَقُولُونَ الْعَتَمَةُ لإِعْتَامِهِمْ بِالإِبِلِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Araplar, namazınızın isminde size galip gelmesinler.» Ravi İbn-i Harmele şu kısmı da rivayet etmiştir: «Çünkü şüphesiz onun adı İşa'dır. Araplar, develeri gece karanlığında sağdıkları için ona Ateme derler.»
Sunan Ibn Majah 705