HADİS KÜTÜPHANESİ

İbn Mâce

38 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Ezan ve Sünnetleri Kitabı

29 hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدٍ، مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ الْمَدَنِيُّ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ هَمَّ بِالْبُوقِ وَأَمَرَ بِالنَّاقُوسِ فَنُحِتَ فَأُرِيَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ فِي الْمَنَامِ قَالَ رَأَيْتُ رَجُلاً عَلَيْهِ ثَوْبَانِ أَخْضَرَانِ يَحْمِلُ نَاقُوسًا فَقُلْتُ لَهُ يَا عَبْدَ اللَّهِ تَبِيعُ النَّاقُوسَ قَالَ وَمَا تَصْنَعُ بِهِ قُلْتُ أُنَادِي بِهِ إِلَى الصَّلاَةِ ‏.‏ قَالَ أَفَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى خَيْرٍ مِنْ ذَلِكَ قُلْتُ وَمَا هُوَ قَالَ تَقُولُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ ‏.‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏.‏ قَالَ فَخَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَخْبَرَهُ بِمَا رَأَى ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ رَأَيْتُ رَجُلاً عَلَيْهِ ثَوْبَانِ أَخْضَرَانِ يَحْمِلُ نَاقُوسًا ‏.‏ فَقَصَّ عَلَيْهِ الْخَبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنَّ صَاحِبَكُمْ قَدْ رَأَى رُؤْيَا فَاخْرُجْ مَعَ بِلاَلٍ إِلَى الْمَسْجِدِ فَأَلْقِهَا عَلَيْهِ وَلْيُنَادِ بِلاَلٌ فَإِنَّهُ أَنْدَى صَوْتًا مِنْكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَخَرَجْتُ مَعَ بِلاَلٍ إِلَى الْمَسْجِدِ فَجَعَلْتُ أُلْقِيهَا عَلَيْهِ وَهُوَ يُنَادِي بِهَا ‏.‏ قَالَ فَسَمِعَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ بِالصَّوْتِ فَخَرَجَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ الَّذِي رَأَى ‏.‏ قَالَ أَبُو عُبَيْدٍ فَأَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرٍ الْحَكَمِيُّ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ زَيْدٍ الأَنْصَارِيَّ قَالَ فِي ذَلِكَ أَحْمَدُ اللَّهَ ذَا الْجَلاَلِ وَذَا الإِكْرَامِ حَمْدًا عَلَى الأَذَانِ كَثِيرًا إِذْ أَتَانِي بِهِ الْبَشِيرُ مِنَ اللَّهِ فَأَكْرِمْ بِهِ لَدَىَّ بَشِيرًا فِي لَيَالٍ وَالَى بِهِنَّ ثَلاَثٍ كُلَّمَا جَاءَ زَادَنِي تَوْقِيرًا

Abdullah bin Zeyd (bin Abd-i Rabbih) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza davet için borazanı arzulamış, çan yapılmasını emretmiş ve çan yapılmıştı. Sonra Abdullah bin Zeyd rüya görmüş ve rüyasını şöyle anlatmıştır: Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu. Ona: — Ey Allah'ın kulu! Şu çanı satar mısın? dedim. Adam: — Bununla ne yapacaksın? diye sordu. Ben: — Onunla namaza çağırırım, dedim. O: — Seni şu çandan daha hayırlı bir şeye yönlendireyim mi? dedi. Ben: — O nedir? diye sordum. Adam: — Şunu söylersin, dedi: Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber. Eşhedu en lâ ilâhe illallah, Eşhedu en lâ ilâhe illallah. Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah. Hayya ale's-salâh, Hayya ale's-salâh. Hayya ale'l-felâh, Hayya ale'l-felâh. Allahu Ekber, Allahu Ekber. Lâ ilâhe illallah. Abdullah bin Zeyd, bu rüyadan sonra çıkarak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına varmış ve gördüğü rüyayı ona anlatmıştır. Şöyle demiştir: — Ya Resulallah! Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu. Ardından gördüğü rüyayı anlatmıştır. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Sizin arkadaşınız bir rüya görmüştür. Bilal ile beraber mescide çık da onu Bilal'e öğret; Bilal de çağırsın. Çünkü onun sesi seninkinden daha gürdür.» buyurdu. Abdullah demiştir ki: Ben Bilal ile mescide çıktım ve ezan kelimelerini ona öğretmeye başladım. O da bu kelimelerle çağırıyordu. Ömer bin el-Hattab ezan sesini işitince çıkıp geldi ve: — Ya Resulallah! Vallahi onun gördüğünün mislini ben de gördüm, dedi. Ebu Ubeyd demiştir ki: Abdullah bin Zeyd el-Ensari'nin bu hususta şöyle söylediğini Ebu Bekir el-Hakemi bana haber vermiştir: Ezan için celal ve ikram sahibi Allah'a çokça hamd ederim. Çünkü bana onu Allah'tan bir müjdeci getirdi. Benim yanımda o ne güzel müjdecidir. Onu üç gece peş peşe bana getirdi; her gelişinde saygımı daha da artırdı.

Sunan Ibn Majah 706

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ اسْتَشَارَ النَّاسَ لِمَا يُهِمُّهُمْ إِلَى الصَّلاَةِ فَذَكَرُوا الْبُوقَ فَكَرِهَهُ مِنْ أَجْلِ الْيَهُودِ ثُمَّ ذَكَرُوا النَّاقُوسَ فَكَرِهَهُ مِنْ أَجْلِ النَّصَارَى فَأُرِيَ النِّدَاءَ تِلْكَ اللَّيْلَةَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَطَرَقَ الأَنْصَارِيُّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لَيْلاً فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِلاَلاً بِهِ فَأَذَّنَ ‏.‏ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَزَادَ بِلاَلٌ فِي نِدَاءِ صَلاَةِ الْغَدَاةِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فَأَقَرَّهَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ رَأَيْتُ مِثْلَ الَّذِي رَأَى وَلَكِنَّهُ سَبَقَنِي ‏.‏

Sâlim'in babası Abdullah bin Ömer (radıyallahü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), insanları namaza çağıracak şey hakkında halkla istişarede bulunmuş; halk borazandan bahsetmiş, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Yahudiler sebebiyle borazandan hoşlanmamış; sonra halk çandan bahsetmiş, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Hıristiyanlar sebebiyle ondan da hoşlanmamıştır. O gece Ensar'dan Abdullah bin Zeyd (radıyallahü anh) isimli bir adam ile Ömer bin el-Hattab (radıyallahü anh), ezanla daveti rüyalarında görmüşlerdir. Ensar'dan olan zat geceleyin Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelmiş; Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bilâl'e bu çağrıyı emretmiş, Bilâl de ezan okumuştur. Zührî demiştir ki: Bilâl, sabah namazı çağrısına «Namaz uykudan hayırlıdır.» cümlesini ilave etmiş, Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) de bunu kabul etmiştir. Ömer (radıyallahü anh): «Ya Resulallah! Onun gördüğünün mislini ben de gördüm; lakin o benden önce davrandı.» demiştir.

Sunan Ibn Majah 707

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، أَنْبَأَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي مَحْذُورَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَيْرِيزٍ، - وَكَانَ يَتِيمًا فِي حِجْرِ أَبِي مَحْذُورَةَ بْنِ مِعْيَرٍ حِينَ جَهَّزَهُ إِلَى الشَّامِ - فَقُلْتُ لأَبِي مَحْذُورَةَ أَىْ عَمِّ إِنِّي خَارِجٌ إِلَى الشَّامِ وَإِنِّي أُسْأَلُ عَنْ تَأْذِينِكَ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ أَبَا مَحْذُورَةَ قَالَ خَرَجْتُ فِي نَفَرٍ فَكُنَّا بِبَعْضِ الطَّرِيقِ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِالصَّلاَةِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَسَمِعْنَا صَوْتَ الْمُؤَذِّنِ وَنَحْنُ عَنْهُ مُتَنَكِّبُونَ فَصَرَخْنَا نَحْكِيهِ نَهْزَأُ بِهِ فَسَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَرْسَلَ إِلَيْنَا قَوْمًا فَأَقْعَدُونَا بَيْنَ يَدَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ أَيُّكُمُ الَّذِي سَمِعْتُ صَوْتَهُ قَدِ ارْتَفَعَ ‏"‏ ‏.‏ فَأَشَارَ إِلَىَّ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَصَدَقُوا فَأَرْسَلَ كُلَّهُمْ وَحَبَسَنِي وَقَالَ لِي ‏"‏ قُمْ فَأَذِّنْ ‏"‏ ‏.‏ فَقُمْتُ وَلاَ شَىْءَ أَكْرَهُ إِلَىَّ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَلاَ مِمَّا يَأْمُرُنِي بِهِ فَقُمْتُ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَلْقَى عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ التَّأْذِينَ هُوَ بِنَفْسِهِ فَقَالَ ‏"‏ قُلِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِي ‏"‏ ارْجِعْ فَمُدَّ مِنْ صَوْتِكَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ دَعَانِي حِينَ قَضَيْتُ التَّأْذِينَ فَأَعْطَانِي صُرَّةً فِيهَا شَىْءٌ مِنْ فِضَّةٍ ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ عَلَى نَاصِيَةِ أَبِي مَحْذُورَةَ ثُمَّ أَمَرَّهَا عَلَى وَجْهِهِ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ ثُمَّ عَلَى كَبِدِهِ ثُمَّ بَلَغَتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ سُرَّةَ أَبِي مَحْذُورَةَ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ وَبَارَكَ عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمَرْتَنِي بِالتَّأْذِينِ بِمَكَّةَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ قَدْ أَمَرْتُكَ ‏"‏ ‏.‏ فَذَهَبَ كُلُّ شَىْءٍ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ كَرَاهِيَةٍ وَعَادَ ذَلِكَ كُلُّهُ مَحَبَّةً لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَدِمْتُ عَلَى عَتَّابِ بْنِ أَسِيدٍ عَامِلِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِمَكَّةَ فَأَذَّنْتُ مَعَهُ بِالصَّلاَةِ عَلَى أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏ قَالَ وَأَخْبَرَنِي ذَلِكَ مَنْ أَدْرَكَ أَبَا مَحْذُورَةَ عَلَى مَا أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَيْرِيزٍ ‏.‏

Ebu Mahzure bin Mi'yer'in kucağında yetim olarak yetişmiş olan Abdullah bin Muhayriz'den rivayet edildiğine göre, Ebu Mahzure kendisini Şam'a göndermeye hazırlanırken Abdullah şöyle demiştir: Ben Ebu Mahzure'ye: — Ey amca! Ben Şam'a doğru yola çıkıyorum ve şüphesiz senin ezan okuyuşun bana sorulacaktır. Bana haber ver, dedim. Abdullah, Ebu Mahzure'nin şöyle dediğini bana haber vermiştir: Ben bir grup içinde yola çıkmıştım. Biz yolun bir yerinde bulunuyorduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini, Resulullah'ın yanında namaz için ezan okudu. Biz de kendisinden uzaklaşmış olduğumuz halde müezzinin sesini işittik. Bunun üzerine onunla alay ederek, ezanı taklit edip bağırdık. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sesimizi işitti ve bize birtakım kimseler gönderdi. Gelenler bizi onun huzurunda oturttular. O da: «Sesini yüksek olarak işittiğim şahıs hanginizdir?» diye sordu. Topluluğun hepsi beni işaret ettiler ve doğru söylediler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hepsini salıverdi, beni ise alıkoyarak: «Kalk, ezan oku.» buyurdu. Ben de kalktım. O esnada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den ve bana emrettiği şeyden nefret ettiğim kadar hiçbir şeyden nefret etmiyordum. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ayakta durdum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizzat bana ezan kelimelerini telkin ederek şöyle buyurdu: «De ki: Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber. Eşhedu en lâ ilâhe illallah, Eşhedu en lâ ilâhe illallah. Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah.» Sonra bana: «Dön ve sesini yükselterek söyle: Eşhedu en lâ ilâhe illallah, Eşhedu en lâ ilâhe illallah. Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah. Hayya ale's-salâh, Hayya ale's-salâh. Hayya ale'l-felâh, Hayya ale'l-felâh. Allahu Ekber, Allahu Ekber. Lâ ilâhe illallah.» buyurdu. Ben ezanı bitirince beni çağırdı ve içinde bir miktar gümüş bulunan bir keseyi bana verdi. Sonra elini Ebu Mahzure'nin alnına koyup yüzünün ön tarafından geçirdi, ardından göğsüne ve karnına sürdü. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in eli Ebu Mahzure'nin göbeğine ulaştı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah sana bereket versin ve bereketini üzerinde kılsın.» buyurdu. Bunun üzerine ben: — Ya Resulallah! Mekke'de ezan okumayı bana emrettin mi? dedim. O: «Evet, sana emrettim.» buyurdu. Artık Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e karşı duyduğum bütün nefret gitti ve bunun hepsi Resulullah'a karşı muhabbete dönüştü. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Mekke valisi Attab bin Esid'in yanına vardım ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emri gereğince onun yanında namaz için ezan okudum. Abdülaziz demiştir ki: Ebu Mahzure'ye yetişen kimseler de bu hadisi, Abdullah bin Muhayriz'in bana haber verdiği şekilde bana rivayet ettiler.

Sunan Ibn Majah 708

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ عَامِرٍ الأَحْوَلِ، أَنَّ مَكْحُولاً، حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُحَيْرِيزٍ حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا مَحْذُورَةَ حَدَّثَهُ قَالَ عَلَّمَنِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الأَذَانَ تِسْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً وَالإِقَامَةَ سَبْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً الأَذَانُ ‏"‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ وَالإِقَامَةُ سَبْعَ عَشْرَةَ كَلِمَةً ‏"‏ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ حَىَّ عَلَى الْفَلاَحِ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ قَدْ قَامَتِ الصَّلاَةُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Mahzure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana ezanı on dokuz, ikameti ise on yedi cümle olarak öğretti. Ezan şöyledir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber. Eşhedü en la ilahe illallah, eşhedü en la ilahe illallah. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah. Eşhedü en la ilahe illallah, eşhedü en la ilahe illallah. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah. Hayye ale's-salah, hayye ale's-salah. Hayye ale'l-felah, hayye ale'l-felah. Allahu ekber, Allahu ekber. La ilahe illallah." İkamet ise on yedi cümledir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber. Eşhedü en la ilahe illallah, eşhedü en la ilahe illallah. Eşhedü enne Muhammeden Resulullah, eşhedü enne Muhammeden Resulullah. Hayye ale's-salah, hayye ale's-salah. Hayye ale'l-felah, hayye ale'l-felah. Kad kameti's-salah, kad kameti's-salah. Allahu ekber, Allahu ekber. La ilahe illallah."

Sunan Ibn Majah 709

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَعْدِ بْنِ عَمَّارِ بْنِ سَعْدٍ، مُؤَذِّنِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدَّثَنِي أَبِي عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَمَرَ بِلاَلاً أَنْ يَجْعَلَ إِصْبَعَيْهِ فِي أُذُنَيْهِ وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهُ أَرْفَعُ لِصَوْتِكَ ‏"‏ ‏.‏

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini Sa'd el-Karazi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Bilal (r.a.)'a iki parmağını kulaklarına koymasını emretmiş ve: "Şüphesiz bu, sesini daha çok yükseltir." buyurmuştur.

Sunan Ibn Majah 710

حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ حَجَّاجِ بْنِ أَرْطَاةَ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِالأَبْطَحِ وَهُوَ فِي قُبَّةٍ حَمْرَاءَ فَخَرَجَ بِلاَلٌ فَأَذَّنَ فَاسْتَدَارَ فِي أَذَانِهِ وَجَعَلَ إِصْبَعَيْهِ فِي أُذُنَيْهِ ‏.‏

Ebu Cuhayfe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Ebtah'ta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım. Kendisi kırmızı bir çadırın içindeydi. Bilal (r.a.) çıkıp ezan okudu; ezanı sırasında döndü ve iki parmağını kulaklarına koydu.

Sunan Ibn Majah 711

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ مَرْوَانَ بْنِ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ أَبِي رَوَّادٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ خَصْلَتَانِ مُعَلَّقَتَانِ فِي أَعْنَاقِ الْمُؤَذِّنِينَ لِلْمُسْلِمِينَ صَلاَتُهُمْ وَصِيَامُهُمْ ‏"‏ ‏.‏

(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir: «Müezzinlerin boyunlarına takılmış olan Müslümanların iki hasleti vardır. Bu haslet Müslümanların namaz ve orucudur.» Not: Zevaid'de ravi Bakiyye bin El-Velid'in tedlisçiliği dolayısıyla isnadın zayıflığı bildirilmiştir. AÇIKLAMA: Orucun imsak ve iftar zamanının tayini umumiyetle ezana bağlı olduğu için Müslümanların oruç ibadetinin sıhhati bakımından müezzinlere büyük bir sorumluluk payı düşer. Namaz vakitlerinin tayini de böyledir. Bu nedenle müezzinlerin gerek imsak ve iftar vakitlerine gerekse namaz vakitlerine son derece ehemmiyet ve titizlik göstermeleri gereklidir. Zaman bakımından hatalı ezan okuyuşları Müslümanların oruç ve namaz ibadetlerini ifsad edebilir. Ahmed, İbn-i Hibban, Şafii, Ebu Davud ve Beyhaki ile diğer hadisçilerin Ebu Hureyre'den rivayet ettikleri başka bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «İmam zâmin, cemaatin namazını koruyucu ve buna riayetçidir. Müezzin de emindir. Allah'ım, imamları irşad eyle, yüklendikleri işte muvaffak eyle. Müezzinleri de afveyle, yüklendikleri emanette işledikleri kusurları bağışla.» Bu hadis de İbn-i Ömer'in mezkûr hadisini teyit eder mahiyettedir. Çünkü müezzinin emin oluşundan maksat, Müslümanların namaz, oruç ve belirli vakitlere bağlı diğer ibadetlerinde onun okuduğu ezana itimat etmeleridir.

Sunan Ibn Majah 712

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ بِلاَلٌ لاَ يُؤَخِّرُ الأَذَانَ عَنِ الْوَقْتِ وَرُبُّمَا أَخَّرَ الإِقَامَةَ شَيْئًا ‏.‏

Cabir bin Semure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: «Bilal (r.a.), ezanı vakitten hiç geciktirmezdi. İkameti bazen biraz geciktirirdi.» AÇIKLAMA: Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: «Bilal (r.a.) namaz vakti girince ezan okurdu, sonra mühlet verirdi. Nebi (s.a.v.)'in hücreden çıktığını görünce kamet ederdi.» Tirmizi de Ebu Davud'un rivayetine benzer bir lafızla rivayette bulunduktan sonra, Cabir (r.a.)'in hadisinin hasen olduğunu söylemiştir. El-Menhel yazarı, «Müezzin imamı bekler babı»nda rivayet olunan Cabir (r.a.)'in hadisini açıklarken şöyle der: «Hadis, ezan ile kamet arasında bir süre beklenmesinin meşruluğuna delalet eder. Çünkü ara verilmemesi hâlinde cemaatle namaz kılmak isteyenlerin çoğu cemaati kaçırır. Bilhassa kaldığı yer camiye uzak olan kimseler cemaate yetişemez. Bu nedenle kameti tehir etmek, hayır ve takva yolunda bir nevi yardımlaşmadır. Verilecek ara miktarı Tirmizi ve Hakim'in Cabir (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadiste tespit edilmiştir: ‘Nebi (s.a.v.), Bilal (r.a.)'e: Ezanın ile kametin arasında yemek yiyenin yemeğini yiyebileceği, su içenin suyunu içebileceği, abdesti sıkışık olanın kaza-i hacet edebileceği bir süre miktarınca ara ver, buyurmuştur.’» El-Hafız, el-Fetih'te: «Bu hadisin isnadı zayıf olmakla beraber, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinden ve Selman (r.a.)'ın hadisinden şahidi vardır. Bu iki hadisi Ebu'ş-Şeyh tahric etmiştir. Ubeyy bin Ka'b'ın bir hadisi de şahit durumundadır. Fakat hepsi zayıftır. İbn-i Battal, ‘Ezan ile kamet arasındaki bekleme süresinin herhangi bir sınırı yoktur. Bekleme süresi, vaktin girişinin temkini ve cemaatin toplanması kadardır,’ demiştir» der. El-Fıkh Ale'l-Mezahib'de ezan ile kamet arasındaki bekleme hakkında şu bilgi verilmektedir: Hanefi ve Şafii âlimlerine göre ezan okunduktan sonra, daimi cemaat toplanıncaya kadar müezzin oturmalıdır. Vaktin faziletini korumakla beraber cemaat toplanınca kamet etmelidir. Akşam namazı bundan müstesnadır. Çünkü akşam ezanı ile kamet arasında kısa bir ara vermelidir. Maliki mezhebine göre ilk vaktin faziletini korumak esastır. Ezan okunduktan sonra farzdan önce kılınması emrolunan sünnet kılındıktan sonra, gelecek cemaat beklenmeden namaz kılınmalıdır. Yalnız öğle namazında istiva gölgesinden başka kişinin gölgesi, kendisinin boyunun dörtte biri kadar uzanınca kamet edilmelidir. Şiddetli sıcakta bu sürenin vaktin yarısı kadar uzatılması menduptur. Tek başına namaz kılan ile mevcut cemaattan başka kimsenin gelmesi beklenmediğinde, farzdan önceki sünnet kılınır kılınmaz derhal kamet edilmelidir. Hanbeli mezhebine göre ezandan sonra sıkışık olanın abdestini bozacak, abdest almak isteyenin abdestini tamamlayacak ve bunların iki rekât namaz kılacakları süre kadar beklenip kamet edilmesi menduptur. Akşam namazında ezan ile kamet arasında kısa bir ara verilmesi menduptur. HADİSİN FIKIH YÖNÜ: 1- Namaz vaktinin girdiği anlaşılınca ezan derhal okunmalıdır. 2- Kameti bir miktar tehir etmelidir. Tehir süresi hususundaki tafsilat yukarıda geçti.

Sunan Ibn Majah 713

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ، قَالَ كَانَ آخِرُ مَا عَهِدَ إِلَىَّ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ لاَ أَتَّخِذَ مُؤَذِّنًا يَأْخُذُ عَلَى الأَذَانِ أَجْرًا ‏.‏

Osman bin Ebi'l-As (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bana yaptığı son tavsiye, ezan için ücret alan bir müezzini ittihaz etmemem idi. AÇIKLAMA: El-Menhel yazarı, bu hadis ile ilgili olarak aşağıdaki malumatı vermiştir: «Hadisin zahiri, ezan için ücret almanın nehyine delalet eder. Bu hususta âlimler arasında ihtilaf ve verdikleri tafsilat vardır: 1- Ebu Hanife ve bazı âlimlere göre ezan okumak için ücret almak şart koşulmuş ise bu ücret haramdır. Bunların delillerinden birisi mezkûr hadistir. Delillerinden birisi de İbn-i Hibban'ın rivayet ettiği şu mealdeki hadistir: ‘Adamın birisi İbn-i Ömer (r.a.)'e: Ben Allah yolunda gerçekten seni severim, demiş. İbn-i Ömer (r.a.) de ona: Ben Allah yolunda gerçekten senden nefret ederim, diye karşılık vermiş. Adam: Sübhanallah! Ben Allah yolunda seni seviyorum. Sen Allah yolunda bana buğzediyorsun, deyince İbn-i Ömer (r.a.): Evet. Çünkü sen okuduğun ezan için ücret istersin, demiştir.’ Bir başka delilleri de İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet olunan şu mealdeki hadistir: ‘Dört şey vardır ki onlar üzerinde ücret alınmaz. Bu şeyler: Ezan, Kur'an okumak, miras taksimini hesaplamak ve şer'i hüküm vermektir.’ 2- Şafiilerin üç görüşü vardır. En sıhhatli kavle göre devlet reisi, hazineden veya kendi malından ezan ücretini ödeyebilir. Cemaattan olanlar veya başka şahıslar kendi mallarından ezan ücretini ödeyebilirler. İkinci görüşe göre hiç kimsenin ezan ücretini ödemesi caiz değildir. Üçüncü görüşe göre devlet yetkilisi ödeyebilir, şahıslar ödeyemez. 3- Hanbeli mezhebine göre fahri olarak ezan okuyacak kimse bulunursa ücretli müezzin tutmak caiz değildir. Aksi takdirde hazineden nafakası ödenir. Evzai de böyle demiştir. 4- Malikilere göre iki görüş vardır. İbnü'l-Arabi: ‘Sahih kavle göre ezan, namaz kıldırmak, şer'i hüküm vermek ve bilumum dinî hizmetlerin ifası için ücret almak caizdir. Çünkü halife, bütün dinî hizmetlerin yöneticisi olarak ücret alır. Devlet memurları onun adına çalıştıkları için onun gibi ücret almaları tabiidir. Bunun temel delili, Nebi (s.a.v.)'in şu mealdeki hadisidir: Zevcelerimin nafakasından ve atadığım valinin masrafından sonra bıraktığım bu şey sadakadır.’ HADİSİN FIKIH YÖNÜ: 1- Kavmin büyüğü müezzin tutarak halkın namazlarını cemaatle kılmalarına yardımcı olmalıdır. 2- Müezzin, ezan okumak için ücret istememelidir. Bu husustaki âlimlerin görüşlerini yukarıda anlattık.

Sunan Ibn Majah 714

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَسَدِيُّ، عَنْ أَبِي إِسْرَائِيلَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ بِلاَلٍ، قَالَ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ أُثَوِّبَ فِي الْفَجْرِ وَنَهَانِي أَنْ أُثَوِّبَ فِي الْعِشَاءِ ‏.‏

Bilal (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah ezanında tesvib etmemi emretti ve yatsı ezanında tesvib etmemi bana yasakladı.

Sunan Ibn Majah 715

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ بِلاَلٍ، أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُؤْذِنُهُ بِصَلاَةِ الْفَجْرِ فَقِيلَ هُوَ نَائِمٌ ‏.‏ فَقَالَ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فَأُقِرَّتْ فِي تَأْذِينِ الْفَجْرِ فَثَبَتَ الأَمْرُ عَلَى ذَلِكَ ‏.‏

Bilal (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek sabah namazı vaktini haber vermek istemiş de Bilal (r.a.)'e: "O uyuyor." denmiş. Bunun üzerine Bilal (r.a.): "Namaz uykudan hayırlıdır, namaz uykudan hayırlıdır." demiş. Bunun üzerine bu cümle sabah ezanına yerleştirilmiş ve böylece tesvib durumu sabitleşmiştir.

Sunan Ibn Majah 716

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا الإِفْرِيقِيُّ، عَنْ زِيَادِ بْنِ نُعَيْمٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ الْحَارِثِ الصُّدَائِيِّ، قَالَ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي سَفَرٍ فَأَمَرَنِي فَأَذَّنْتُ فَأَرَادَ بِلاَلٌ أَنْ يُقِيمَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِنَّ أَخَا صُدَاءٍ قَدْ أَذَّنَ وَمَنْ أَذَّنَ فَهُوَ يُقِيمُ ‏"‏ ‏.‏

Ziyad bin el-Haris es-Sudai (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Ben, bir yolculukta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberindeydim. Bana emretti, ben de ezan okudum. Sonra Bilal (r.a.) ikamet etmek istedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Suda'nın kardeşi ezan okumuştur. Kim ezan okursa o ikamet eder.» buyurmuştur.

Sunan Ibn Majah 717

حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الشَّافِعِيُّ، إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْعَبَّاسِ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ الْمَكِّيُّ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ فَقُولُوا مِثْلَ قَوْلِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Müezzin ezan okuduğu zaman, siz onun söylediğinin mislini söyleyiniz.» Not: Zevaid'de: Ebu Hureyre (r.a.)'in bu hadisteki isnadı, Kütüb-i Sitte sahiplerinin kitaplarında tahric ettikleri gibi, «Zühri'den, o da Ata'dan, o da Ebu Said'den» olmak üzere bilinmiş ve hıfzedilmiştir. Ahmed, Müsned'inde bunu Ali ve Ebu Rafi' hadisinden; Bezzar da Müsned'inde Enes'in hadisinden rivayet etmişler, denilmiştir. AÇIKLAMA: Telhis'te bildirildiğine göre bu hadisi Tirmizi, İbn-i Hibban ve El-Hakim de Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet etmişlerdir. Buradaki senede göre İbn-i Şihab, Said bin El-Müseyyeb aracılığıyla Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayette bulunmuştur. Notta belirtildiği gibi Kütüb-i Sitte sahipleri, İbn-i Şihab'ın Ata aracılığıyla Ebu Said-i Hudri'den aynı mealdeki hadisi rivayet etmişlerdir. Bunların rivayet ettikleri hadisin lafzı Sünen'imizde 720 numarada geçmektedir. Hadis metninin izahı orada gelecektir.

Sunan Ibn Majah 718

حَدَّثَنَا شُجَاعُ بْنُ مَخْلَدٍ أَبُو الْفَضْلِ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَنْبَأَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ بْنِ أُسَامَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، حَدَّثَتْنِي عَمَّتِي أُمُّ حَبِيبَةَ، أَنَّهَا سَمِعَتْ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ إِذَا كَانَ عِنْدَهَا فِي يَوْمِهَا وَلَيْلَتِهَا فَسَمِعَ الْمُؤَذِّنَ يُؤَذِّنُ قَالَ كَمَا يَقُولُ الْمُؤَذِّنُ ‏.‏

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden Ümmü Habibe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre, kendisine ait gün ve gecede Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun yanında bulunduğunda, müezzinin ezan okuduğunu işitince müezzinin söylediği gibi söylerdi. Not: Zevaid'de: Bunun isnadı sahihtir. Ravi Abdullah bin Utbe'nin rivayetini Nesai ve İbn-i Huzeyme kabul etmişlerdir. Abdullah, İbn-i Huzeyme'ye göre sikadır. Diğer raviler de sikalardır, denilmiştir. AÇIKLAMA: İbn-i Huzeyme, El-Hakim ve Tahavi'nin de rivayet ettikleri bu hadis, müezzinin ezan sesini işiten kişinin ezan cümlelerini tekrarlamasının meşruluğuna delalet eder. Konu hakkındaki geniş izahı, bundan sonraki 720. hadisin açıklaması bahsinde göreceksiniz.

Sunan Ibn Majah 719

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا سَمِعْتُمُ النِّدَاءَ فَقُولُوا كَمَا يَقُولُ الْمُؤَذِّنُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ezan sesini işittiğiniz zaman siz de müezzinin dediği gibi deyiniz.» AÇIKLAMA: El-Menhel yazarı, hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: «Hadisin zahirine göre müezzine sözle icabet, yani dediğini tekrarlamak, ezan sesini işitene mahsustur. Buna göre müezzini ezan yerinde görüp ezan okuduğunu bilip de uzaklık veya sağırlık gibi bir nedenle sesini işitmeyen kişinin sözle icabet etmesi istenmez. Hadisin, 'Müezzinin dediği gibi...' tabiri, müezzin ezandan bir cümleyi bitirince işitenin o cümleyi tekrarlamasının istendiğine delalet eder. Yani müezzinden önce veya onunla beraber cümleleri okumamalıdır. Müezzini takip etmelidir. Tahavi'nin Ümmü Habibe (r.anha)'dan rivayet ettiği şu mealdeki hadis de bu durumu destekler: 'Nebi (s.a.v.), Ümmü Habibe (r.anha)'nın yanında bulunurken müezzinin sesini duyduğu vakit, müezzinin söylediğini tekrar buyururlarmış.' Hadisin zahirine göre işiten kişi, müezzinin okuduğu bütün cümleleri, hatta 'Hayya ale'leri tekrarlar. Fakat Ömer (r.a.)'in hadisi, 'Hayya ale' cümlelerini bundan istisna eder. Çünkü Ömer (r.a.)'in hadisinde: 'Ezan sesini işiten kişi, Hayya ale cümlelerini işittiği zaman La havle vela kuvvete illa Billah der.' buyurulmuştur. Ömer (r.a.)'in hadisini Müslim, Ebu Davud, Beyhaki ve Nesai rivayet etmişler; Buhari de bunun benzerini Muaviye (r.a.)'den rivayet etmiştir. Cumhurun mezhebi de budur.» Tuhfetü'l-Ahvezi yazarı bu bapta şöyle der: Aliyyü'l-Kari, el-Mirkat'ta: «Ezan sesini işiten kişi, müezzinin dediği gibi söyler. Ancak Hayya ale'lerde La havle vela kuvvete illa Billah der. Sabah ezanında müezzin es-salatu hayrun mine'n-nevm dediğinde, onu işiten kişi: Sedakte ve berirte ve bil-hakkı netakte, yani 'Doğru söyledin, bol hayır kazandın ve hakkı söyledin.' sözüyle karşılık verir.» demiştir. El-Kari'nin Hayya ale'lerle ilgili istisnası doğrudur. Çünkü Ömer (r.a.)'in hadisi buna delildir. Ama sabah ezanındaki mezkur söz için buna delalet eden bir hadise ben rastlamadım. Muhammed bin İsmail el-Emir, Sübülü's-Selam'da: «Sabah ezanındaki tesvibe 'Salat' sözüyle karşılık verileceği söylenmiştir.» der. Bu bir istihsandır. Mutemet bir sünnete dayanmaz. El-Menhel yazarı şöyle der: «Usul alimlerinin bir kısmı: Umumi ve hususi delillerin arasını bulmak mümkün olduğu zaman hepsini işletmek gerekir, demişlerdir. Öyleyse ezan sesini işiten kişinin Hayya ale'leri tekrarlamasının ve sonra La havle vela kuvvete illa Billah duasını okumasının müstehaplığı niçin söylenemesin? Böyle hükmedilince ezana icabetle ilgili umumi hadisler ve Hayya ale'ler denilirken La havle... duasının okunmasını emreden hususi hadisler ile amel edilmiş olur. Hayya ale'ler namaza ve felaha bir çağrıdır. Bu çağrıyı işiten kişinin kendi nefsini davet etmesi, sonra da La havle... sözünü söylemesi sakıncalı değildir. Yine hadisin zahirine göre müezzinin sabah namazında okuduğu es-salatu hayrun mine'n-nevm cümlesini işiten, aynısını tekrarlayacaktır. Bazı alimler: Bu sözü işiten kişi sedakte duasını okur, demişlerdir. Lakin sünnette delilleri yoktur. Nevevi, bu husustaki ihtilafı naklettikten sonra: 'Bu cümleyi işiten kişi sedakte sözünü söyler. Bazıları: Sedeke Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, es-salatu hayrun mine'n-nevm denmelidir, demiştir.'» Demiri'nin dediğine göre İbnü'l-Hila bu hususta bir haberin varit olduğunu iddia etmişse de böyle bir haber tanınmamaktadır. Hadisin zahirine göre abdestsizlik, cünüplük ve hayızlık halleri dahil, her durumda müezzine icabet edilir. Çünkü icabet Allah'ı anmaktır. Her mümin Allah'ı anmalıdır. Ancak abdest bozarken veya cinsi münasebette bulunurken ezan sesini işitenler bilahare icabet ederler. Namazda iken ezan sesini işitenin icabeti hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir: Şafiiler ile Hanbelilere göre, farz olsun nafile olsun, namaz esnasında ezana icabet yoktur. Eğer icabet edip 'Hayye ale's-salah' veya 'Es-salatu hayrun...' derse namazı bozulur. Şafiilere göre, namazda olduğunu ve bu sözün insana bir hitap olduğunu bilirse namaz bozulur. Aksi takdirde namazı bozulmaz. Hanefilere göre, farz olsun nafile olsun, namazda ezana icabet edilmez. Namazda ezana icabet edilmeyeceğine hükmedenler, namaz bitince icabet edileceğini söylerler. Namazda ezana icabet edilmemesinin delili, Buhari ve Müslim'in İbn-i Mesud (r.a.)'den merfu olarak rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: 'Şüphesiz namazda meşguliyet vardır.' Yani namazda matlup olan, kişiden istenen amellerle meşgul olmak ve başka şeylerle meşgul olmamaktır. Nebi (s.a.v.)'in namazdayken verilen selama icabet etmeyi yasaklaması, ezana icabet etmenin yasaklığını teyit eder. Çünkü verilen selamı cevaplamak, müezzine icabet etmekten daha önemlidir. İCABETİN HÜKMÜ: Hadisin zahirine göre ezana icabet etmek vaciptir. Hanefiler, Malik'in arkadaşlarından İbn-i Vehb ve Zahiriye mezhebine mensup alimler, icabetin vücubuna hükmetmişlerdir. Delilleri de bu ve benzeri hadislerdir. Malik, Şafii, Ahmed ve fıkıhçıların cumhuruna göre ezana icabetle ilgili emir istihbap içindir. Yani müstehap sünnettir. Tahavi de bu kavli seçmiştir. Emri vücubdan müstehaplığa döndüren delil, Müslim ve Tahavi'nin Alkame tarikinden Abdullah'tan rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir: 'Biz, Resulullah (s.a.v.)'in yolculuklarından birinde onun beraberindeydik. Bir müezzinin Allahu ekber sesini işitince Resulullah (s.a.v.): O, fıtrat üzerindedir, buyurdu. Müezzin şehadet kelimelerini söyleyince Resulullah (s.a.v.): Ateşten çıktı, buyurdu. Biz acele ederek ezan okuyanı tanımak istedik. Baktık ki koyun güdüyor. Namaz vaktine yetiştiği için ezan okumuş.' Tahavi: «İşte Resulullah (s.a.v.), ezan sesini işitmiş de müezzinin dediğinden başka bir şey buyurmuştur. Bu olay, icabet emrinin vücub için değil, müstehaplık için olduğuna delalet eder.» demiştir. Ezan sesini işiten kişi terci yapacak mı? Hadisin zahirine göre yapacaktır. Çünkü terci de müezzinin söylediği sözlerden biridir. Nevevi: «En ihtiyatlısı ve en kuvvetlisi, işitenin terci yapmasıdır.» demiştir. Birkaç müezzin birden ezan okursa kişi hepsinin sesini işittiği zaman yalnız ilk işittiğine mi icabet edecek, yoksa başka türlü mü icabet edecek? Bu hususta selef arasında ihtilaf bulunduğu, Kadı İyad tarafından bildirilmiştir. Nevevi: «Ben bu hususta arkadaşlarımızın bir sözüne rastlamadım. Mesele çeşitli şekillere muhtemeldir. Tercihe şayan olan şudur ki icabet sünnet-i müekkededir. Terk edilmesi mekruhtur. Çünkü sahih hadisler icabeti açıkça emretmişlerdir. Bu emir ilk ezana mahsustur. Çünkü emir, bir şeyin tekrar tekrar yapılmasını gerektirmez. Ama fazilet ve sevabın aslı, ilk ezana icabet etmeye mahsus değildir.»

Sunan Ibn Majah 720

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ الْمِصْرِيُّ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الْحُكَيْمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ الْمُؤَذِّنَ وَأَنَا أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ رَضِيتُ بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ نَبِيًّا غُفِرَ لَهُ ذَنْبُهُ ‏"‏ ‏.‏

Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Müezzinin sesini işittiği zaman kim, 'Ben de şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Resulüdür. Allah'ı Rab, İslam'ı din ve Muhammed'i nebi olarak kabul edip razı oldum.' derse günahı bağışlanır.»

Sunan Ibn Majah 721

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، وَالْعَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ الدِّمَشْقِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ أَبِي الْحُسَيْنِ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ الأَلْهَانِيُّ، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ - إِلاَّ حَلَّتْ لَهُ الشَّفَاعَةُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Cabir bin Abdillah el-Ensari (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ezan sesini işitince, 'Allah'ım! Şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabbi! Muhammed'e vesileyi ve fazileti ver; onu kendisine vadettiğin Makam-ı Mahmud'a gönder.' diyen kimseye kıyamet günü şefaatim helal olur.»

Sunan Ibn Majah 722

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، - وَكَانَ أَبُوهُ فِي حِجْرِ أَبِي سَعِيدٍ - قَالَ قَالَ لِي أَبُو سَعِيدٍ إِذَا كُنْتَ فِي الْبَوَادِي فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالأَذَانِ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَسْمَعُهُ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَجَرٌ وَلاَ حَجَرٌ إِلاَّ شَهِدَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah bin Abdurrahman bin Ebi Sa'saa'nın babasından rivayet edildiğine göre, babası Ebu Said'in himayesinde yetişmişti. Şöyle demiştir: Ebu Said bana, «Kırlarda olduğun zaman yüksek sesle ezan oku. Çünkü ben Resulullah'ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: 'Onu işiten hiçbir cin, insan, ağaç veya taş yoktur ki ona şahitlik etmesin.'» dedi.

Sunan Ibn Majah 723

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي يَحْيَى، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ مِنْ فِي رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ الْمُؤَذِّنُ يُغْفَرُ لَهُ مَدَّ صَوْتِهِ وَيَسْتَغْفِرُ لَهُ كُلُّ رَطْبٍ وَيَابِسٍ وَشَاهِدُ الصَّلاَةِ يُكْتَبُ لَهُ خَمْسٌ وَعِشْرُونَ حَسَنَةً وَيُكَفَّرُ عَنْهُ مَا بَيْنَهُمَا ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle söylemiştir: Ben, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken işittim: «Müezzine, sesinin sonu kadar (veyahut sesinin yetiştiği yer kadar) mağfiret olunur. Yaş ve kuru her şey onun için istiğfar eder. Çağırdığı cemaat namazında hazır bulunana da yirmi beş hasene yazılır ve iki namaz arasındaki günahları bağışlanır.» AÇIKLAMA: Bu hadisi Ahmed, Ebu Davud, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban ve Beyhaki de az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Nesai de ilk iki cümleyi rivayet etmiş, daha sonra da şu mealde bir parçayı nakletmiştir: «Müezzine, çağrısı üzerine namaz kılanların sevabının bir misli vardır.» Hadisin مدى صوته lafzı çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. El-Menhel yazarı bu yorumları şöyle sıralamıştır: 1- Bu lafzın manası, müezzinin sesinin nihayetidir. Buna göre cümlenin manası şöyle olur: Müezzin, ezan sesini yükseltmek uğrunda olanca gücünü harcadığı zaman mağfiretin en mükemmelini istemiş olur. 2- Bu sözün teşbih ve temsil vechi üzerine geldiğini söyleyenler de vardır. Buna göre mezkûr lafzın manası, müezzinin sesinin yetiştiği yerin nihayetidir. Bu takdirde cümleden kastedilen mana şudur: Müezzinin sesinin yetiştiği yerin nihayeti takdir ve tespit edilse ve müezzinin bulunduğu yer ile tespit edilen sınır arasındaki mesafe, onun günahı ile dolup taşsa, Allah bağışlayacaktır. 3- Bazıları: Bu lafızla müezzinin sesinin yayıldığı bölge kastedilmiştir ve cümlenin manası şudur, demişlerdir: Müezzinin sesinin yayıldığı bölge içinde işlemiş olduğu günahlar bağışlanır. 4- Mezkûr lafzın manası üçüncü maddede belirtildiği gibidir. Cümle ile kastedilen mananın şöyle olduğu da söylenmiştir: Ezan sesinin yayıldığı bölgede bulunanların günahları, müezzinin şefaati ile bağışlanır. 5- Müezzinin sesini işiterek çağırdığı cemaat namazında hazır bulunanların günahları, müezzinin daveti için bağışlanır. «Yaş ve kuru her şey onun için istiğfar eder.» parçasındaki istiğfar yerine şahadet geçer. Buna göre her şey, müezzin için ahiret günü güzel şahitlik edecektir. Nitekim Buhari'nin Ebu Said (r.a.)'den rivayetinde söz konusu şahitliğin kıyamet günü olacağı tasrih edilmiştir. Mezkûr şahadet hakkında ihtilaf edilmiştir: El-Hafız'ın el-Fetih'te İbn-i Bezize'den naklen beyan ettiğine göre işitmek, şahitlik ve tesbih etmenin ancak dirilerden meydana gelebileceği, alışılan bir gerçektir. Acaba yaş ve kuru her şeyin şahitliği burada hâl lisanı ile midir? Çünkü bütün varlıklar hâl lisanı ile yaratıcısının büyüklüğünü ifade ederler. Yoksa bu şahitlik zahirine göre midir? Yani bildiğimiz manadaki şahitlik midir? Allah Teâlâ'nın bütün varlıklarda hayat ve konuşma kabiliyetini yaratması aklen imkânsız değildir; yani Allah buna kadirdir. Doğrusu şudur ki hayvanlar, bitkiler ve bilumum cansızlarda da bir bilgi, idrak ve tesbih durumu mevcuttur. Aşağıdaki ayetler bunu ispatlar: «Şüphesiz taşlardan öylesi vardır ki Allah korkusundan aşağıya düşüverir...» [Bakara: 74] «Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız...» [İsra: 44] Bağavi: Ehl-i sünnetin mezhebi budur. Kurt, sığır ve başka hayvanların konuşma olayları da buna delildir, demiştir. Müslim'in Cabir bin Semure (r.a.)'den merfu olarak rivayet ettiği: «Şüphesiz bana selam veren bir taşı şu anda tanırım.» hadisi de bu görüşü destekler. Ek olarak Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri Cehennem ateşinin: «Benim bir kısmım diğer bir kısmımı yedi.» sözü de buna bir delildir. Mezkûr şahadetteki hikmet ise kıyamet günü kendisi için şahitlik edilecek zatın derecesinin yüksekliği ve mertebesinin yüceliği ile iştihar etmesidir. Allah, kıyamet günü bazı kimseleri şahitlerle rezil kılacağı gibi, sevdiği bazı kullarını da güzel şahadetlerle yüceltecektir. Ezan sesini duyan kimsenin gidip cemaatle kıldığı namazdan dolayı kendisine yirmi beş hasene yazılacağı hadiste bildirilmiştir. Ebu Davud'un rivayetinde bu adama yirmi beş namazın sevabının yazılacağı bildirilmiştir. Cemaate giden kişinin cemaatle kıldığı iki farz namazı arasındaki günahlarının bağışlanacağı bildirilmiştir. Hadisin zahirine göre bütün günahları bağışlanır. Bazı âlimler, bu müjdenin küçük günahlara has olduğunu söylemişlerdir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ: 1- Ezanı yüksek sesle okumak müstehaptır. Çünkü yüksek sesle okunan ezan, günahların bağışlanmasına ve varlıkların şahitlik etmesine vesile olur. Keza namaza gelmeye bir davet ve emirdir. Ne kadar çok kişiye duyurulursa sevabı o kadar fazla olur. Yalnız sağlığa zarar verecek derecede zorlanarak bağırmak hatalıdır. Nitekim Ömer (r.a.), Ebu Mahzure (r.a.)'nin çok yüksek sesle ezan okuduğunu görünce: «Karnının patlamasından korkmadın mı?» demiştir. 2- Allah rızası için ezan okuyanın ahirette şanı yücedir. 3- Cemaatle namaz kılmanın fazileti yücedir. 4- İki farz namaz cemaatle kılındığı takdirde aralarındaki zaman içinde işlenen hatalar bağışlanır.

Sunan Ibn Majah 724

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ يَحْيَى، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، قَالَ سَمِعْتُ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ الْمُؤَذِّنُونَ أَطْوَلُ النَّاسِ أَعْنَاقًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Muaviye bin Ebu Süfyan (r.a.) şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: «Müezzinler, kıyamet günü boyunları en uzun olan insanlardır.» AÇIKLAMA: Bu hadisi Müslim de rivayet etmiştir. Nevevi, hadis ile kastedilen mana hakkında selef ve halef âlimlerinin ihtilaf ettiklerini söyleyerek verilen manaları şöyle açıklamıştır: Bazı âlimler: «Bunun manası, müezzinlerin herkesten fazla ilahi rahmete özenmeleridir. Çünkü bir şeye çok özenen kimse onu görebilmek için boynunu uzatır. Bu özeniş ve görebilme gayreti, müezzinlerin görecekleri sevabın çokluğuna delalet eder.» demişlerdir. En-Nadr bin Şumeyl: «Kıyamet günü insanlar terler içerisinde boğulurken ter ve keder müezzinlere eziyet vermeyeceğinden kinaye olarak boyunlarının uzunluğu bildirilmiştir.» demiştir. Bazıları da hadis, müezzinlerin kıyamet günü başkan ve efendi oluşlarından kinayedir; çünkü Araplar büyük adamları boyun uzunluğuyla vasıflandırırlar, demişlerdir. Hadisin manası, kıyamet günü müezzinlerin etbalarının çok olacağıdır, diyenler olmuştur. İbnü'l-Arabi: Hadisin manası, müezzinlerin amellerinin herkesinkinden daha fazla olmasıdır, demiştir. Hadiste geçen «A'nak» kelimesi «Unuk»un çoğuludur. Boyunlar demektir. Kadi İyad ve başkasının dediğine göre bazı raviler bu kelimeyi «İ'nak» olarak rivayet etmişlerdir. Bu kelimenin manası hızlı gitmektir. Buna göre hadisin manası: «Kıyamet günü müezzinler herkesten hızlı olarak cennete gireceklerdir.» olur.

Sunan Ibn Majah 725

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عِيسَى، أَخُو سُلَيْمٍ الْقَارِي عَنِ الْحَكَمِ بْنِ أَبَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لِيُؤَذِّنْ لَكُمْ خِيَارُكُمْ وَلْيَؤُمَّكُمْ قُرَّاؤُكُمْ ‏"‏ ‏.‏

İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: «En seçkinleriniz sizin için ezan okusunlar ve Kur'an'ı en çok belleyenleriniz size namaz kıldırsın.» Bu hadisi Ebu Davud da rivayet etmiştir. AÇIKLAMA: Hadiste geçen «En seçkinleriniz...» tabiriyle din işlerinde en çok muhafazakâr olanlar kastedilmiştir. Müezzinler yüksek minarelerin üstüne çıkarak ezan okudukları için cami çevresindeki birçok evin avlu ve mahrem yerlerini, buralarda bulunan namahrem kadınları ve ev halkını görebilirler. Minareden cami çevresindeki evlerin mahrem yerlerine bakmayacak muhafazakâr insanların ezan okumakla görevlendirilmeleri burada tavsiye edilmiştir. Müezzinlerin çok dikkatli olmaları gereken diğer bir husus da namaz vakitleridir. Bu vakitlere azami itina gösterebilmeleri ve ihtiyatlı davranarak Müslümanların namazlarının ifsadına sebebiyet vermemeleri için takva sahibi ve muhafazakâr olmaları öngörülmüştür. Hadisin zahirine göre Kur'an'ı en çok belleyen kişi, kendisinden daha âlim olan adama tercihen imamlığa liyakatlidir. El-Menhel yazarının belirttiği gibi Kur'an'ı en çok belleyenin öncelikle imamlığa liyakati, onun namazla ilgili şer'i hükümleri bilmesi şartına bağlıdır. Bu sahada âlim olmadığı takdirde önceliği yoktur. Tercümede «Kur'an'ı en çok belleyenleriniz...» diye açıkladığımız «Kurra» kelimesi «Kari»nin çoğuludur. Kari: Okuyucu demektir. Burada kastedilen mana hakkında çeşitli yorumlar mevcuttur. El-Menhel yazarı «İmamlığa en liyakatli olan» babında yapılan yorumları şöylece sıralamıştır: 1- Kur'an'ı en çok belleyeniniz... 2- Kur'an'ı en güzel okuyanınız ve hükümlerini en iyi bileniniz... İkinci yoruma göre ezberin çokluğu ve azlığı imamlık için bir ölçü değildir. 3- Fıkıh hükümlerini en iyi bileniniz... Üçüncü yorumu tercih edenler mesnet olarak şöyle demişlerdir: Ashab-ı kiramın durumları dikkate alındığı zaman onların en kuvvetli fıkıhçılarının Kur'an'ı daha iyi okudukları anlaşılır. O hâlde en iyi okuyucu tabiriyle en kuvvetli âlimler kastedilmiştir. Bunun içindir ki İbn-i Mes'ud (r.a.): «Birimiz Kur'an'dan bir sure bellediği zaman o suredeki helal ve harama ait hükümleri ve sair bilgileri iyice kavramadıkça başka bir sureyi bellemeye geçmezdi.» demiştir. İbn-i Ömer (r.a.) de: «Resulullah (s.a.v.)'e nazil olan her suredeki emirleri, yasakları, helal ve haramı mutlaka biliriz.» demiştir. Hadis, Kur'an kıraatıyla meşgul olmanın yüceliğini, Kur'an öğrenimi ve öğretiminin faziletini ve Allah kelamının azametini bildirmektedir.

Sunan Ibn Majah 726

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا مُخْتَارُ بْنُ غَسَّانَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ الأَزْرَقُ الْبُرْجُمِيُّ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، ح وَحَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ الْفَرَجِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ شَقِيقٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَمْزَةَ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ أَذَّنَ مُحْتَسِبًا سَبْعَ سِنِينَ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بَرَاءَةً مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

İbn-i Abbas (r.a.a)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: «Sevap isteğiyle yedi sene müezzinlik yapan adam için cehennem ateşinden bir beraat yazılmış olur.»

Sunan Ibn Majah 727

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَذَّنَ ثِنْتَىْ عَشْرَةَ سَنَةً وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ وَكُتِبَ لَهُ بِتَأْذِينِهِ فِي كُلِّ يَوْمٍ سِتُّونَ حَسَنَةً وَلِكُلِّ إِقَامَةٍ ثَلاَثُونَ حَسَنَةً ‏"‏ ‏.‏

(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, demiştir: «On iki yıl ezan okuyan kimse için cennet vacip olur. Ezan okuduğundan dolayı her gün onun için altmış hasene ve her ikameti için otuz hasene yazılır.»

Sunan Ibn Majah 728

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ الْتَمَسُوا شَيْئًا يُؤْذِنُونَ بِهِ عِلْمًا لِلصَّلاَةِ فَأُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ الأَذَانَ وَيُوتِرَ الإِقَامَةَ ‏.‏

Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: «Müslümanlar namaz vakitlerini bir şeyle bildirmek istediler. Bunun üzerine Bilal (r.a.)'e ezanı çift, ikameti de tek lafızlarla okuması emrolundu.»

Sunan Ibn Majah 729

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ، الأَذَانَ وَيُوتِرَ الإِقَامَةَ ‏.‏

Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: «Bilal (r.a.)'e ezanı çift ve ikameti tek lafızlarla okuması emrolundu.»

Sunan Ibn Majah 730

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَعْدِ بْنِ عَمَّارِ بْنِ سَعْدٍ، مُؤَذِّنِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدَّثَنِي أَبِي عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ أَنَّ أَذَانَ بِلاَلٍ كَانَ مَثْنَى مَثْنَى وَإِقَامَتُهُ مُفْرَدَةً ‏.‏

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini Sa'd el-Karazi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bilal (r.a.)'in ezan lafızları ikişer ikişer idi. Onun ikamet lafızları da birer idi.

Sunan Ibn Majah 731

حَدَّثَنَا أَبُو بَدْرٍ، عَبَّادُ بْنُ الْوَلِيدِ حَدَّثَنِي مَعْمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، مَوْلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَدَّثَنِي أَبِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِيهِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِي رَافِعٍ قَالَ رَأَيْتُ بِلاَلاً يُؤَذِّنُ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَثْنَى مَثْنَى وَيُقِيمُ وَاحِدَةً ‏.‏

Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mevlası Ebu Rafi' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Bilal (r.a.)'i, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ezan cümlelerini ikişer ikişer tekrarlayarak ezan okurken ve ikamet cümlelerini birer defa okuyarak ikamet ederken gördüm.

Sunan Ibn Majah 732

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُهَاجِرٍ، عَنْ أَبِي الشَّعْثَاءِ، قَالَ كُنَّا قُعُودًا فِي الْمَسْجِدِ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ فَأَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ فَقَامَ رَجُلٌ مِنَ الْمَسْجِدِ يَمْشِي فَأَتْبَعَهُ أَبُو هُرَيْرَةَ بَصَرَهُ حَتَّى خَرَجَ مِنَ الْمَسْجِدِ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَمَّا هَذَا فَقَدْ عَصَى أَبَا الْقَاسِمِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏

Ebü'ş-Şa'sâ (Süleym bin el-Esved) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Biz Ebu Hureyre (r.a.) ile beraber mescitte oturuyorduk. Müezzin, (ikindi için) ezan okudu. Ezandan sonra bir adam mescitten kalkıp yürüyerek gitti. Ebu Hureyre (r.a.) onu mescitten çıkıncaya kadar gözüyle takip etti. Sonra Ebu Hureyre (r.a.): «Ama şu adam şüphesiz ki Ebü'l-Kasım (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e isyan etti», dedi. AÇIKLAMA: Ahmed de bunu rivayet etmiş ve şu parçayı ilave etmiştir: Ebu Hureyre (r.a.) demiştir ki: Resulullah (s.a.v.): «Siz mescitte olup da ezan okunduğu zaman sakın hiçbiriniz namaz kılmadan mescitten çıkmayınız», buyurdu. Ebu Davud'un rivayetinde olay ikindi ezanı okunurken vuku bulmuştur. Ezan bittikten sonra adamın mescitten çıktığı Nesâî'nin rivayetinde belirtilmiştir. Hadiste Ebu Hureyre (r.a.)'in «Ama şu adam...» deyişi, daha önce namaz kılıncaya kadar mescitte bekleyenin faziletini belirtmiş gibi bir tavır takındığına delalet eder. EZANDAN SONRA MESCİTTEN ÇIKMANIN HÜKMÜ: Hadisin zahiri, ezandan sonra mescitten çıkmanın haramlığına delalet eder. Çünkü hadis mevkuf ise de merfu hükmündedir. Çünkü bir sahabi bu gibi sözleri kendi reyinden söylemez. Bilakis bu tür sözleri ancak Peygamber (s.a.v.)'den aldığı bilgi dolayısıyla söyler. Hanbelilere göre ezandan sonra mescitten çıkmak haramdır. Malikilere göre ezandan sonra ve henüz kamet edilmemiş iken mescitten çıkmak mekruhtur. Kamet edildikten sonra ise haramdır. Hanefi ve Şafii âlimlerine göre ezandan sonra mescitten çıkmak mekruhtur. Kamet edildikten sonra da hüküm aynıdır. İbnü'l-Hümam: Ezan'dan sonra mescitten çıkmanın yasaklığı, namaz kılmamış olup başka bir cami cemaatinin tanzimi kendisine ait olmayan kimselere mahsustur. Yani o vakit namazını kılmış bulunan kişinin ezandan sonra mescitten çıkmasına bir sakınca yoktur. Keza başka bir cami cemaatinin düzenlenmesi kendisine ait olan kişinin ezandan sonra bir mescitten çıkıp ilişkisi olan cemaate varmasında bir sakınca yoktur, demiştir. İbrahim en-Nehaî de: Müezzin kamete başlamadıkça mescitten çıkmakta bir sakınca yoktur, demiştir. Yukarıda beyan edilen âlimlerin görüşü, zaruret olmadığı hâlde mescitten çıkan kişilere aittir. Abdestsizlik, abdestin sıkışıklığı ve burundan kan akması gibi bir zaruret dolayısıyla mescitten çıkmakta bir sakınca yoktur. Nitekim bundan sonraki 734 numaralı Osman (r.a.) hadisi bunu teyit eder. İmam Malik: «Bana ulaştığına göre bir adam hac ibadetini ifa etmek üzere gelmiş ve bu arada Said bin el-Müseyyeb'in yanında otururken ezan okunmuş. Adam ezandan sonra namaz kılmadan mescitten çıkmak istemiş. Said ona: ‘Çıkma. Çünkü bana ulaştığına göre ezandan sonra mescitten çıkıp dönmeyen kimsenin başına bir kötülük gelir’, demiş. Bunun üzerine adam oturmuş. Sonra kamet biraz gecikince adam: ‘Said beni buraya hapsetmiştir’, diyerek çıkmış ve binek hayvanına binip gitmiştir. Yolda hayvandan düşmüş ve bir tarafı kırılmıştır. Bilahare bunun durumu Said bin el-Müseyyeb'e bildirilince: ‘Başına hoşlanmadığı bir şeyin geleceğini sanmıştım’, demiştir», der. İbn Rüşd: «İbnü'l-Müseyyeb'in ‘Bana ulaşmıştır...’ sözünün manası, ‘Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edilmiştir’, demektir. Çünkü bu gibi sözler rey ile söylenmez. İbnü'l-Müseyyeb'in bildirdiği musibet, ezandan sonra namaz kılmadan mescitten çıkan ve tekrar dönmeyen kişinin başına gelen dünyevi bir musibettir. Çünkü o kişi, dünyasıyla ilgili işlerini zamanı gelmiş olan namaza tercih etmiş oluyor», demiştir. Ebu Ömer bin Abdülber: Abdestli iken ezandan sonra namaz kılmadan mescitten çıkan kişi hakkında bu hadisle hükmedilmesi üzerine âlimler ittifak etmişlerdir. Keza mescitteki adam tek başına farzını kılmış ise tekrar cemaatle o namazı kılmak üzere mescitte beklemelidir. Cemaatle o namazı tekrar kılmadıkça mescitten çıkması caiz değildir. Ancak kıldığı namaz, tekrar cemaatle iadesi matlup olan namazlardan değilse çıkmasında bir sakınca yoktur. Söz konusu adamın abdest tazelemek gibi bir maksatla tekrar mescide gelmek üzere çıkmasında bir mahzur yoktur, demiştir. Ezandan sonra mescitten çıkmayı mübah kılan mazeretlerden birisi de bugünkü birtakım insanların mescitlerde ihdas ettikleri bidat ve gayrimeşru hareketlerdir. Mesela imamın sesi bütün cemaat tarafından duyulduğu hâlde mübelliğlik yapmak, imamın ipekli elbise giymesi veya altın takınması, imamın Peygamber (s.a.v.) ve Hulefâ-yi Râşidîn'in namaz kıldırışına aykırı bir tarzda namaz kıldırması ve benzeri hareketler, o mescitten namaz kılmadan çıkmayı meşru kılar. Ebu Davud'un Tesvib babında Mücahid'den rivayet ettiğine göre şöyle söylenmiştir: «Ben Abdullah bin Ömer bin el-Hattab (r.a.) ile beraberdim. Bir müezzin öğle veya ikindi ezanında tesvib etti. Yani ‘Es-Salâtü hayrun mine'n-nevm’ dedi. İbn Ömer, Mücahid'e: ‘Bu mescitten çıkıp gidelim. Çünkü şu tesvib, öğle veya ikindi ezanında okunduğu için bidattır’, demiştir.» HADİSİN FIKIH YÖNÜ: Hadis, ezandan sonra mescitten çıkmanın yasak olduğuna delalet eder. Bunun tafsilatı yukarıda geçti.

Sunan Ibn Majah 733

حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَنْبَأَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ أَبِي فَرْوَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ، مَوْلَى عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُثْمَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَنْ أَدْرَكَهُ الأَذَانُ فِي الْمَسْجِدِ ثُمَّ خَرَجَ لَمْ يَخْرُجْ لِحَاجَةٍ وَهُوَ لاَ يُرِيدُ الرَّجْعَةَ فَهُوَ مُنَافِقٌ ‏"‏ ‏.‏

Osman (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Mescitte iken ezan okunduktan sonra dışarı çıkan kimse, bir ihtiyaç için çıkmamış ve dönmek istememiş ise o kişi münafıktır.» Zevâid'de: Bu hadisin isnadı zayıftır. Bunun sebebi senetteki İshak bin Abdullah isimli İbn Ebu Ferve ile Abdülcebbar bin Ömer'dir.

Sunan Ibn Majah 734