HADİS KÜTÜPHANESİ

Nesâî

51 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Vasiyetler Kitabı

61 hadis

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَعْظَمُ أَجْرًا قَالَ ‏ "‏ أَنْ تَصَدَّقَ وَأَنْتَ صَحِيحٌ شَحِيحٌ تَخْشَى الْفَقْرَ وَتَأْمُلُ الْبَقَاءَ وَلاَ تُمْهِلْ حَتَّى إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ قُلْتَ لِفُلاَنٍ كَذَا وَقَدْ كَانَ لِفُلاَنٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi sadakanın sevabı daha büyüktür?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Sadakanın hayırlısı, vücudun sıhhatli ve mala düşkünlüğün fazla olup fakirlikten korktuğun ve uzun yaşamayı umduğun anda verilenidir.” buyurdu ve: “Sadaka vermeyi can boğaza geldiği ve sen de ‘Şu malım şu kimseye, şu malım da şu kimseye aittir.’ diyeceğin güne erteleme. O mal zaten o kimsenin olmuştur.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3611

أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَيُّكُمْ مَالُ وَارِثِهِ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ مَالِهِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا مِنَّا مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ مَالُهُ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ مَالِ وَارِثِهِ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اعْلَمُوا أَنَّهُ لَيْسَ مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ مَالُ وَارِثِهِ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ مَالِهِ مَالُكَ مَا قَدَّمْتَ وَمَالُ وَارِثِكَ مَا أَخَّرْتَ ‏"‏‏.‏

Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hanginiz, varisinin malını kendi malından daha çok sever?” Oradakiler: “Ey Allah’ın Rasûlü! İçimizde kendi malını varisinin malından daha çok sevmeyen hiç kimse yoktur.” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İyi bilin ki içinizde varisinin malını kendi malından daha çok sevmeyen hiç kimse yoktur. Senin malın önceden gönderdiğin, varisinin malı ise geride bıraktığındır.”

Sunan an Nasai 3612

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ ‏{‏أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ * حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ‏}‏ قَالَ يَقُولُ ابْنُ آدَمَ مَالِي مَالِي وَإِنَّمَا مَالُكَ مَا أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ أَوْ تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ ‏"‏‏.‏

Mutarrif (radıyallahü anh)’in babasından rivâyetine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Çokluk yarışı sizi oyaladı; nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” Sonra şöyle buyurdu: “Âdemoğlu, ‘Malım, malım!’ der. Hâlbuki senin malın, yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip önceden gönderdiğindir.”

Sunan an Nasai 3613

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا إِسْحَاقَ، سَمِعَ أَبَا حَبِيبَةَ الطَّائِيَّ، قَالَ أَوْصَى رَجُلٌ بِدَنَانِيرَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَسُئِلَ أَبُو الدَّرْدَاءِ فَحَدَّثَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَثَلُ الَّذِي يَعْتِقُ أَوْ يَتَصَدَّقُ عِنْدَ مَوْتِهِ مَثَلُ الَّذِي يُهْدِي بَعْدَ مَا يَشْبَعُ ‏"‏‏.‏

Ebu Habibe et-Taî (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Bir adam Allah yolunda harcanmak üzere bir miktar para vasiyet etti. Ebu’d-Derda’ya bu durum sorulunca Peygamber’den (sallallahü aleyhi ve sellem) şu hadisi nakletti: “Ölümüne yakın köle azat eden veya bir şey tasadduk eden, kendisi doyduktan sonra başkasına hediye veren gibidir.”

Sunan an Nasai 3614

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ يُوصَى فِيهِ أَنْ يَبِيتَ لَيْلَتَيْنِ إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ مَكْتُوبَةٌ عِنْدَهُ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer’den (radıyallahü anh) rivayete göre, şöyle demiştir: Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Vasiyet edebilecek malı bulunan bir kimsenin, vasiyeti yanında yazılı bulunmadıkça iki gece geçirmesi caiz değildir.”

Sunan an Nasai 3615

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ يُوصَى فِيهِ يَبِيتُ لَيْلَتَيْنِ إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ مَكْتُوبَةٌ عِنْدَهُ ‏"‏‏.‏

İbn Ömer’den (radıyallahü anh) rivayete göre, Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Vasiyet edebilecek malı bulunan hiçbir Müslüman kişinin, vasiyeti yanında yazılı olarak bulunmadıkça iki gece geçirmesi caiz değildir.”

Sunan an Nasai 3616

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حِبَّانُ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَوْلَهُ‏.‏

İbn Ömer'in sözü olarak rivayet edilmiştir.

Sunan an Nasai 3617

أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ فَإِنَّ سَالِمًا أَخْبَرَنِي عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ تَمُرُّ عَلَيْهِ ثَلاَثُ لَيَالٍ إِلاَّ وَعِنْدَهُ وَصِيَّتُهُ‏"‏‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ مَا مَرَّتْ عَلَىَّ مُنْذُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ذَلِكَ إِلاَّ وَعِنْدِي وَصِيَّتِي‏.‏

Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)'in haber verdiğine göre Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir Müslüman kimsenin vasiyeti yanında bulunmadıkça üç gece geçirmesi caiz değildir.” Abdullah b. Ömer diyor ki: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'den bu hadisi duyduğum andan itibaren vasiyetim daima yanımdadır.”

Sunan an Nasai 3618

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ الْوَزِيرِ بْنِ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، وَعَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏مَا حَقُّ امْرِئٍ مُسْلِمٍ لَهُ شَىْءٌ يُوصَى فِيهِ فَيَبِيتُ ثَلاَثَ لَيَالٍ إِلاَّ وَوَصِيَّتُهُ عِنْدَهُ مَكْتُوبَةٌ‏"‏‏.‏

Sâlim b. Abdullah (radıyallahü anh), babasından naklediyor. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Vasiyet edebileceği bir şeyi bulunan Müslümanın, vasiyeti yanında yazılı olmadan üç gece geçirmesi uygun değildir.”

Sunan an Nasai 3619

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا طَلْحَةُ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ أَبِي أَوْفَى أَوْصَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لاَ‏.‏ قُلْتُ كَيْفَ كَتَبَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ الْوَصِيَّةَ قَالَ أَوْصَى بِكِتَابِ اللَّهِ‏.‏

Talha (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ebî Evfa’ya: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) vasiyette bulunmuş mudur?” diye sordum. “Hayır” dedi. “Peki, Müslümanlara vasiyet nasıl emrolundu?” dedim. “Allah’ın Kitabı’nı vasiyet etti” dedi.

Sunan an Nasai 3620

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُفَضَّلٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، وَأَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، وَأَحْمَدُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِينَارًا وَلاَ دِرْهَمًا وَلاَ شَاةً وَلاَ بَعِيرًا وَلاَ أَوْصَى بِشَىْءٍ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatında geriye ne bir dinar ne bir dirhem ne bir koyun ne de bir deve bıraktı ve hiçbir şey vasiyet etmedi.

Sunan an Nasai 3621

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا مُصْعَبٌ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِرْهَمًا وَلاَ دِينَارًا وَلاَ شَاةً وَلاَ بَعِيرًا وَمَا أَوْصَى‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatından sonra geriye ne bir dirhem ne bir dinar ne bir koyun ne de bir deve bıraktı ve vasiyette bulunmadı.

Sunan an Nasai 3622

أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْهُذَيْلِ، وَأَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِرْهَمًا وَلاَ دِينَارًا وَلاَ شَاةً وَلاَ بَعِيرًا وَلاَ أَوْصَى‏.‏ لَمْ يَذْكُرْ جَعْفَرٌ دِينَارًا وَلاَ دِرْهَمًا‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geriye ne bir dirhem ne bir dinar ne bir koyun ne de bir deve bıraktı ve vasiyette bulunmadı. Ca'fer, dinar ve dirhem ifadelerini zikretmedi.

Sunan an Nasai 3623

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَزْهَرُ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ يَقُولُونَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوْصَى إِلَى عَلِيٍّ رضى الله عنه لَقَدْ دَعَا بِالطَّسْتِ لِيَبُولَ فِيهَا فَانْخَنَثَتْ نَفْسُهُ صلى الله عليه وسلم وَمَا أَشْعُرُ فَإِلَى مَنْ أَوْصَى

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Ali'ye vasiyet etti, diyorlar. Hâlbuki idrarını yapmak için bir kap istemişti; sonra ben farkında olmadan ruhu çıkıverdi. Şu hâlde kime vasiyet etti?

Sunan an Nasai 3624

أَخْبَرَنِي أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَارِمٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ عِنْدَهُ أَحَدٌ غَيْرِي - قَالَتْ - وَدَعَا بِالطَّسْتِ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde yanında benden başka kimse yoktu. Bir kap istemişti.

Sunan an Nasai 3625

أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ مَرِضْتُ مَرَضًا أَشْفَيْتُ مِنْهُ فَأَتَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي مَالاً كَثِيرًا وَلَيْسَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَتِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالشَّطْرَ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالثُّلُثَ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَتْرُكَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ لَهُمْ مِنْ أَنْ تَتْرُكَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ ‏"‏‏.‏

Amir b. Sa’d (radıyallahü anh) babasından naklederek şöyle diyor: Ölümün eşiğine geldiğim bir hastalığa yakalanmıştım. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni ziyarete gelmişti. Ben de şöyle demiştim: (Ey Allah’ın Rasûlü! Benim malım çoktur, kızımdan başka da mirasçım yok, malımın üçte ikisini tasadduk edebilir miyim?) diye sordum. (Hayır) dedi. Ben: (Peki yarısına ne dersiniz?) dedim. Yine (Hayır) dedi. Ben: (Ya üçte biri nasıl olur?) deyince, (Üçte bir… üçte bir de çoktur. Mirasçılarını zengin bırakman, onları başkalarına avuç açacak durumda bırakmandan daha hayırlıdır) buyurdu.

Sunan an Nasai 3626

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، - وَاللَّفْظُ لأَحْمَدَ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي وَأَنَا بِمَكَّةَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالشَّطْرَ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالثُّلُثَ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَدَعَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ يَتَكَفَّفُونَ فِي أَيْدِيهِمْ ‏"‏‏.‏

Sa’d (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben Mekke’de hasta iken Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni ziyarete geldi. Ben de: (Ey Allah’ın Rasûlü! Malımın hepsini vasiyet etmek isterim, ne dersiniz?) dedim. (Hayır olmaz) buyurdu. Ben: (Yarısını) dedim. Yine (Hayır olmaz) buyurdu. (Üçte birine ne dersiniz?) deyince: (Üçte bir… üçte bir de çoktur. Mirasçılarını zengin bırakman, onları fakir ve başkalarına el açar hâlde bırakmandan daha hayırlıdır) buyurdu.

Sunan an Nasai 3627

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَعُودُهُ وَهُوَ بِمَكَّةَ وَهُوَ يَكْرَهُ أَنْ يَمُوتَ بِالأَرْضِ الَّتِي هَاجَرَ مِنْهَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ رَحِمَ اللَّهُ سَعْدَ ابْنَ عَفْرَاءَ أَوْ يَرْحَمُ اللَّهُ سَعْدَ ابْنَ عَفْرَاءَ ‏"‏‏.‏ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ إِلاَّ ابْنَةٌ وَاحِدَةٌ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ النِّصْفَ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَالثُّلُثَ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَدَعَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ مَا فِي أَيْدِيهِمْ ‏"‏‏.‏

Amir b. Sa’d (radıyallahü anh) babasından naklediyor ve şöyle diyor: Sa’d Mekke’de hasta yatıyordu, vaktiyle hicret ettiği bu toprakta ölmek istemiyordu. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu ziyarete geldi. (Allah, Sa’d b. Afrâ’ya merhamet etsin veya Allah, Sa’d b. Afrâ’ya acısın) buyurdu. Onun mirasçı olarak tek bir kızı vardı ve şöyle dedi: (Ey Allah’ın Rasûlü! Malımın hepsini vasiyet etmek istiyorum, ne dersiniz?) Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Hayır, öyle yapma!) buyurdu. (Yarısını) dedim, yine: (Hayır, öyle yapma) buyurdu. Üçte bir deyince: (Üçte bir… üçte bir çoktur… Zira mirasçılarını zengin bırakman, insanlara el avuç açacak şekilde muhtaç bırakmandan hayırlıdır) buyurdu.

Sunan an Nasai 3628

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي بَعْضُ آلِ سَعْدٍ، قَالَ مَرِضَ سَعْدٌ فَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ‏.‏

Sa’d ailesinden biri şöyle demiştir: Sa’d hastalandı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına girdi. Sa’d: “Ey Allah’ın Rasûlü! Malımın tamamını vasiyet edeyim mi?” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayır” buyurdu. Ravi hadisin devamını aktardı.

Sunan an Nasai 3629

أَخْبَرَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ الْعَنْبَرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْكَبِيرِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ، قَالَ حَدَّثَنَا بُكَيْرُ بْنُ مِسْمَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَامِرَ بْنَ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ اشْتَكَى بِمَكَّةَ فَجَاءَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَآهُ سَعْدٌ بَكَى وَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمُوتُ بِالأَرْضِ الَّتِي هَاجَرْتَ مِنْهَا قَالَ ‏"‏ لاَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ يَعْنِي بِثُلُثَيْهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَنِصْفَهُ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَثُلُثَهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَتْرُكَ بَنِيكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَتْرُكَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ ‏"‏‏.‏

Bükeyr b. Mismar (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Âmir b. Sa’d’dan işittim. O da babasından şöyle aktarmıştı: Sa’d Mekke’de hastalanmıştı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ziyaret için yanına gelmişti. Sa’d, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i görünce ağladı ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Vaktiyle hicret ettiğim yerde mi öleceğim?” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayır, inşallah” buyurdu. Sa’d: “Ey Allah’ın Rasûlü! Malımın hepsini Allah yolunda vasiyet edeyim mi?” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayır” buyurdu. Sa’d: “Üçte ikisini mi vasiyet edeyim?” deyince yine: “Hayır” buyurdu. “Yarısını mı?” deyince yine: “Hayır” buyurdu. “Ya üçte birini?” deyince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Üçte bir; üçte bir de çoktur. Çocuklarını zengin bırakman, onları başkalarına el açacak şekilde fakir bırakmandan hayırlıdır” buyurdu.

Sunan an Nasai 3630

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، قَالَ عَادَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَرَضِي فَقَالَ ‏"‏ أَوْصَيْتَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بِكَمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ بِمَالِي كُلِّهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَمَا تَرَكْتَ لِوَلدِكَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ هُمْ أَغْنِيَاءُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَوْصِ بِالْعُشْرِ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَ يَقُولُ وَأَقُولُ حَتَّى قَالَ ‏"‏ أَوْصِ بِالثُّلُثِ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ ‏"‏‏.‏

Sa’d b. Ebî Vakkas (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Hastalığımda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) beni ziyaret etti ve: “Vasiyette bulundun mu?” diye sordu. Ben de: “Evet” dedim. “Ne kadarını?” diye sordu. Ben de: “Malımın tamamını Allah yolunda vasiyet ettim” dedim. “Çocuklarına ne bıraktın?” buyurdu. “Onlar zengindir” dedim. “Öyleyse malının onda birini vasiyet et” buyurdu. O söylemeye, ben de söylemeye devam ettim. Nihayet: “Üçte birini vasiyet et; üçte bir de çoktur veya büyüktür” buyurdu.

Sunan an Nasai 3631

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَعْدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَادَهُ فِي مَرَضِهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَالشَّطْرَ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَالثُّلُثَ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ ‏"‏‏.‏

Sa’d (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu hastalığında ziyaret etmişti. Sa’d: (Ey Allah’ın Rasûlü! Malımın tamamını vasiyet etmek istiyorum) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Hayır, öyle yapma) buyurdu. Sa’d: (Yarısını vasiyet etmeme ne dersin?) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yine: (Hayır, olamaz) dedi. Sa’d: (Üçte birini vasiyet edeyim) deyince: (Üçte bir kafidir, gerçi o da çoktur ve büyüktür) buyurdu.

Sunan an Nasai 3632

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ الْفَحَّامُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَبِيعَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَى سَعْدًا يَعُودُهُ فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أُوصِي بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأُوصِي بِالنِّصْفِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأُوصِي بِالثُّلُثِ قَالَ ‏"‏ نَعَمِ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ إِنَّكَ أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَدَعَهُمْ فُقَرَاءَ يَتَكَفَّفُونَ ‏"‏‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Sa’d’ı ziyarete gelmişti. Sa’d: (Ey Allah’ın Rasûlü! Malımın üçte ikisini vasiyet edeyim mi?) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Hayır) dedi. (Öyleyse yarısına ne dersiniz?) deyince yine: (Hayır) buyurdu. (Üçte biri olur mu?) deyince: (Peki, üçte birini vasiyet et; üçte bir de gerçi çoktur ve büyüktür. Varislerini zengin bırakman, onları başkalarına el açacak şekilde fakir bırakmandan hayırlıdır) buyurdu.

Sunan an Nasai 3633

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَوْ غَضَّ النَّاسُ إِلَى الرُّبُعِ لأَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ أَوْ كَبِيرٌ ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Temenni olunur ki insanlar vasiyet konusunda dörtte biri tercih etsinler; çünkü Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Üçte bir… üçte bir de çoktur ve büyüktür) buyurmuştur.

Sunan an Nasai 3634

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ الْمِنْهَالِ، قَالَ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، سَعْدِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَاءَهُ وَهُوَ مَرِيضٌ فَقَالَ إِنَّهُ لَيْسَ لِي وَلَدٌ إِلاَّ ابْنَةٌ وَاحِدَةٌ فَأُوصِي بِمَالِي كُلِّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأُوصِي بِنِصْفِهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأُوصِي بِثُلُثِهِ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثَ وَالثُّلُثُ كَثِيرٌ ‏"‏‏.‏

Muhammed b. Sa’d, babası Sa’d b. Mâlik’ten naklediyor: O hasta iken Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona geldi ve Sa’d: (Bir kızımdan başka çocuğum yok, dolayısıyla malımın hepsini vasiyet etmek istiyorum) dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de: (Hayır) buyurdu. Sa’d: (Yarısını vasiyet etsem) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Hayır) buyurdu. (Üçte birini vasiyet etsem) deyince: (Üçte bir; üçte bir de çoktur) buyurdu.

Sunan an Nasai 3635

أَخْبَرَنَا الْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ دِينَارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أَبَاهُ، اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ سِتَّ بَنَاتٍ وَتَرَكَ عَلَيْهِ دَيْنًا فَلَمَّا حَضَرَ جُدَادُ النَّخْلِ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ قَدْ عَلِمْتَ أَنَّ وَالِدِي اسْتُشْهِدَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ دَيْنًا كَثِيرًا وَإِنِيِّ أُحِبُّ أَنْ يَرَاكَ الْغُرَمَاءُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَبَيْدِرْ كُلَّ تَمْرٍ عَلَى نَاحِيَةٍ ‏"‏‏.‏ فَفَعَلْتُ ثُمَّ دَعَوْتُهُ فَلَمَّا نَظَرُوا إِلَيْهِ كَأَنَّمَا أُغْرُوا بِي تِلْكَ السَّاعَةَ فَلَمَّا رَأَى مَا يَصْنَعُونَ أَطَافَ حَوْلَ أَعْظَمِهَا بَيْدَرًا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ادْعُ أَصْحَابَكَ ‏"‏‏.‏ فَمَا زَالَ يَكِيلُ لَهُمْ حَتَّى أَدَّى اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي وَأَنَا رَاضٍ أَنْ يُؤَدِّيَ اللَّهُ أَمَانَةَ وَالِدِي لَمْ تَنْقُصْ تَمْرَةً وَاحِدَةً‏.‏

Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan: Câbir’in babası Uhud Savaşı’nda şehit düşmüştü; geriye altı kız ve bir sürü de borç bırakmıştı. Hurma toplama zamanı geldiğinde Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim ve şöyle dedim: (Biliyorsunuz ki babam Uhud Savaşı’nda şehit düştü, pek çok da borç bıraktı. Bu sebeple alacaklıların sizi görmelerini istiyorum.) Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Sen şimdi git, her cins hurmayı ayrı bir yere yığ ve bana haber ver.) Ben de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in dediğini yaptım ve sonra onu çağırdım. Alacaklılar Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i orada görünce isteklerindeki ısrarı biraz daha artırdılar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onların bu yaptıklarını görünce en büyük hurma yığınının etrafını üç defa dolaştı, sonra o yığının üzerine oturdu ve: (Alacaklıları çağır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) alacaklılara ölçerek hurma vermeye devam etti ve sonunda Allah babamın borcunu ödettirmiş oldu. Ben, Allah babamın borcunu ödesin de tek bir hurma bile eksilmesin, buna razıydım.

Sunan an Nasai 3636

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ سَلاَّمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، - وَهُوَ الأَزْرَقُ - قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ أَبَاهُ، تُوُفِّيَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبِي تُوُفِّيَ وَعَلَيْهِ دَيْنٌ وَلَمْ يَتْرُكْ إِلاَّ مَا يُخْرِجُ نَخْلُهُ وَلاَ يَبْلُغُ مَا يُخْرِجُ نَخْلُهُ مَا عَلَيْهِ مِنَ الدَّيْنِ دُونَ سِنِينَ فَانْطَلِقْ مَعِي يَا رَسُولَ اللَّهِ لِكَىْ لاَ يَفْحُشَ عَلَىَّ الْغُرَّامُ فَأَتَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدُورُ بَيْدَرًا بَيْدَرًا فَسَلَّمَ حَوْلَهُ وَدَعَا لَهُ ثُمَّ جَلَسَ عَلَيْهِ وَدَعَا الْغُرَّامَ فَأَوْفَاهُمْ وَبَقِيَ مِثْلُ مَا أَخَذُوا‏.‏

Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Câbir’in babası borçlu olarak vefat etmişti. Câbir diyor ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim ve: (Ey Allah’ın Rasûlü! Babam bir sürü borç bırakarak vefat etti, miras olarak da sadece bir hurmalık bıraktı. Bu hurmalıktan çıkacak ürünlerle bu borç ancak birkaç senede ödenebilir. Alacaklıların bana ağır davranmamaları için benimle beraber geliniz.) dedim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi, hurma yığınlarını birer birer dolaştı, etraflarında selâm verdi ve onlar için dua etti. Sonra yığının üzerine oturdu ve alacaklıları çağırdı. Onların alacaklarını tam olarak ödedi; yine de verdikleri kadar hurma geride kaldı.

Sunan an Nasai 3637

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ تُوُفِّيَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرِو بْنِ حَرَامٍ - قَالَ - وَتَرَكَ دَيْنًا فَاسْتَشْفَعْتُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى غُرَمَائِهِ أَنْ يَضَعُوا مِنْ دَيْنِهِ شَيْئًا فَطَلَبَ إِلَيْهِمْ فَأَبَوْا فَقَالَ لِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اذْهَبْ فَصَنِّفْ تَمْرَكَ أَصْنَافًا الْعَجْوَةَ عَلَى حِدَةٍ وَعَذْقَ ابْنِ زَيْدٍ عَلَى حِدَةٍ وَأَصْنَافَهُ ثُمَّ ابْعَثْ إِلَىَّ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَفَعَلْتُ فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَلَسَ فِي أَعْلاَهُ أَوْ فِي أَوْسَطِهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ كِلْ لِلْقَوْمِ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَكِلْتُ لَهُمْ حَتَّى أَوْفَيْتُهُمْ ثُمَّ بَقِيَ تَمْرِي كَأَنْ لَمْ يَنْقُصْ مِنْهُ شَىْءٌ‏.‏

Câbir (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Amr b. Haram vefat etmişti. Bir borç bırakmıştı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmeleri için yardım istedim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) alacaklılardan böyle bir istekte bulundu fakat kabul etmediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de bana: (Git, hurmalarını çeşitlerine göre; Acve’yi bir yere, İbn Zeyd hurmasını bir yere olmak üzere ayrı ayrı topla, diğer çeşitleri de ayır; sonra bana haber ver) buyurdu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in dediğini yaptım. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi, hurma yığınlarının en üst tarafına veya ortasına oturdu, sonra da şöyle buyurdu: (Alacaklılara ölçüp ver.) Ben de ölçüp onlara verdim ve borcun tamamını ödedim. Sonra hurmalarım, hiç eksilmemiş gibi kaldı.

Sunan an Nasai 3638

أَخْبَرَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُونُسَ بْنِ مُحَمَّدٍ، - حَرَمِيٌّ - قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ أَبِي عَمَّارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ لِيَهُودِيٍّ عَلَى أَبِي تَمْرٌ فَقُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ وَتَرَكَ حَدِيقَتَيْنِ وَتَمْرُ الْيَهُودِيِّ يَسْتَوْعِبُ مَا فِي الْحَدِيقَتَيْنِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ لَكَ أَنْ تَأْخُذَ الْعَامَ نِصْفَهُ وَتُؤَخِّرَ نِصْفَهُ ‏"‏‏.‏ فَأَبَى الْيَهُودِيُّ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ لَكَ أَنْ تَأْخُذَ الْجُدَادَ ‏"‏‏.‏ فَآذِنِّي فَآذَنْتُهُ فَجَاءَ هُوَ وَأَبُو بَكْرٍ فَجَعَلَ يُجَدُّ وَيُكَالُ مِنْ أَسْفَلِ النَّخْلِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو بِالْبَرَكَةِ حَتَّى وَفَيْنَاهُ جَمِيعَ حَقِّهِ مِنْ أَصْغَرِ الْحَدِيقَتَيْنِ - فِيمَا يَحْسِبُ عَمَّارٌ - ثُمَّ أَتَيْتُهُمْ بِرُطَبٍ وَمَاءٍ فَأَكَلُوا وَشَرِبُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ هَذَا مِنَ النَّعِيمِ الَّذِي تُسْأَلُونَ عَنْهُ ‏"‏‏.‏

Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir Yahudinin babamdan hurma alacağı vardı. Babam da Uhud Savaşı’nda şehit olmuştu, geriye miras olarak iki hurma bahçesi bırakmıştı. Yahudinin alacağı hurma, iki bahçedeki hurmaların tamamını kapsıyordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), o Yahudiye: (Alacağın hurmanın yarısını bu yıl alsan, yarısını da sonraki yıla bıraksan olmaz mı?) dedi. Yahudi buna yanaşmadı. O zaman Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana: (Hurmaları toplamaya başladığında bana haber ver) buyurdu. Ben de kendisine haber verdim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebu Bekir ile birlikte geldi. Hurmanın en altından başlanarak toplanmaya ve ölçülmeye başlandı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de bereketlenmesi için dua ediyordu. Neticede, Ammâr’ın tahminine göre, iki bahçenin küçüğünden çıkan hurmalarla Yahudinin alacağının tamamını ödedik. Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve Ebu Bekir’e yaş hurma ve su getirdim. Yiyip içtiler, sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (İşte bu, hesaba çekileceğiniz nimetlerdendir.)

Sunan an Nasai 3639

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ تُوُفِّيَ أَبِي وَعَلَيْهِ دَيْنٌ فَعَرَضْتُ عَلَى غُرَمَائِهِ أَنْ يَأْخُذُوا الثَّمَرَةَ بِمَا عَلَيْهِ فَأَبَوْا وَلَمْ يَرَوْا فِيهِ وَفَاءً فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ قَالَ ‏"‏ إِذَا جَدَدْتَهُ فَوَضَعْتَهُ فِي الْمِرْبَدِ فَآذِنِّي ‏"‏‏.‏ فَلَمَّا جَدَدْتُهُ وَوَضَعْتُهُ فِي الْمِرْبَدِ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَجَلَسَ عَلَيْهِ وَدَعَا بِالْبَرَكَةِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ادْعُ غُرَمَاءَكَ فَأَوْفِهِمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَمَا تَرَكْتُ أَحَدًا لَهُ عَلَى أَبِي دَيْنٌ إِلاَّ قَضَيْتُهُ وَفَضَلَ لِي ثَلاَثَةَ عَشَرَ وَسْقًا فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَضَحِكَ وَقَالَ ‏"‏ ائْتِ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ فَأَخْبِرْهُمَا ذَلِكَ ‏"‏‏.‏ فَأَتَيْتُ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ فَأَخْبَرْتُهُمَا فَقَالاَ قَدْ عَلِمْنَا إِذْ صَنَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا صَنَعَ أَنَّهُ سَيَكُونُ ذَلِكَ‏.‏

Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam borçlu olarak vefat etmişti. Alacaklılara, alacaklarına karşılık hurmaları almalarını teklif ettim. Kabul etmediler ve bunların alacaklarını karşılamayacağını düşündüler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim ve durumu anlattım. O da şöyle buyurdu: (Hurmaları toplayıp kurutma yerine koyduğunda bana haber ver.) Hurmaları toplayıp kurutma yerine yığdığımda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebu Bekir ve Ömer ile birlikte geldi. Hurma yığınının üzerine oturdu ve bereket için dua etti. Sonra şöyle buyurdu: (Alacaklılarını çağır ve alacaklarını öde.) Babamdan alacağı olan herkese alacağını verdim ve on üç vesk hurma arttı. Bunu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e söylediğimde güldü ve: (Ebu Bekir ve Ömer’e de git, bunu haber ver) buyurdu. Ebu Bekir ve Ömer’e gidip haber verdim. Onlar: (Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığını yaptığında bunun böyle olacağını bilmiştik) dediler.

Sunan an Nasai 3640

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غَنْمٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ خَارِجَةَ، قَالَ خَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَعْطَى كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ وَلاَ وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ ‏"‏‏.‏

Amr b. Harice (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), bir hutbe vererek: “Allah, her hak sahibine hakkını miras paylaşımında vermiştir. Artık varise vasiyet yapılamaz.”

Sunan an Nasai 3641

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، أَنَّ ابْنَ غَنْمٍ، ذَكَرَ أَنَّ ابْنَ خَارِجَةَ، ذَكَرَ لَهُ أَنَّهُ شَهِدَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْطُبُ النَّاسَ عَلَى رَاحِلَتِهِ وَإِنَّهَا لَتَقْصَعُ بِجِرَّتِهَا وَإِنَّ لُعَابَهَا لَيَسِيلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي خُطْبَتِهِ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ قَدْ قَسَّمَ لِكُلِّ إِنْسَانٍ قِسْمَهُ مِنَ الْمِيرَاثِ فَلاَ تَجُوزُ لِوَارِثٍ وَصِيَّةٌ ‏"‏‏.‏

İbn Harice (radıyallahü anh), Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in geviş getirirken ağzının köpüğü dışarıya akan devesi üzerinde insanlara hitap ederken şöyle buyurduğuna şahit oldu: “Allah, mirastan herkese hissesini bildirmiştir. Artık varise vasiyet caiz değildir.”

Sunan an Nasai 3642

أَخْبَرَنَا عُتْبَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمَرْوَزِيُّ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، قَالَ أَنْبَأَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ خَارِجَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ اسْمُهُ قَدْ أَعْطَى كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ وَلاَ وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ ‏"‏‏.‏

Amr b. Harice (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İsmi aziz olan Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir. Artık varise vasiyet yoktur.”

Sunan an Nasai 3643

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُرَيْشًا فَاجْتَمَعُوا فَعَمَّ وَخَصَّ فَقَالَ ‏"‏ يَا بَنِي كَعْبِ بْنِ لُؤَىٍّ يَا بَنِي مُرَّةَ بْنِ كَعْبٍ يَا بَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَيَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ وَيَا بَنِي هَاشِمٍ وَيَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ النَّارِ وَيَا فَاطِمَةُ أَنْقِذِي نَفْسَكِ مِنَ النَّارِ إِنِّي لاَ أَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا غَيْرَ أَنَّ لَكُمْ رَحِمًا سَأَبُلُّهَا بِبِلاَلِهَا ‏"‏‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: (Yakın akrabalarını uyar) (Şuarâ sûresi 214.) ayeti nazil olunca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyş’i çağırdı, Kureyş de toplandı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bazen tek olarak şahıslara bazen de halkın geneline hitab ederek şöyle buyurdu: (Ey Ka’b b. Lüey oğulları, Ey Mürre b. Ka’b oğulları, Ey Abdüşşems oğulları, Ey Abdimenaf oğulları, Ey Hâşimoğulları, Ey Abdülmuttalib oğulları, kendinizi ateşten koruyunuz. Ey Fatıma, sen de kendini ateşten koru! Çünkü ben Allah’ın buyruğu karşısında size hiçbir şey yapamam. Ancak akrabalık hakkı vardır ki ben o bağdan dolayı sizlere bağlı bulunuyorum.)

Sunan an Nasai 3644

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، قَالَ أَنْبَأَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ، - وَهُوَ ابْنُ إِسْحَاقَ - عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ إِنِّي لاَ أَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ إِنِّي لاَ أَمْلِكُ لَكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَلَكِنْ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ رَحِمٌ أَنَا بَالُّهَا بِبِلاَلِهَا ‏"‏‏.‏

Mûsâ b. Talha (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Ey Abdimenaf oğulları! Kendinizi Rabbinizin azabından koruyunuz! Yoksa Allah katında size hiçbir şey yapamam. Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi Rabbinizin azabından koruyunuz. Allah katında sizin için hiçbir şey yapamam; şu kadar ki aramızda akrabalık bağı vardır. Ben bu akrabalık bağını koparmam.)

Sunan an Nasai 3645

أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أُنْزِلَ عَلَيْهِ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ قَالَ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا عَبَّاسُ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا صَفِيَّةُ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا فَاطِمَةُ بِنْتَ مُحَمَّدٍ سَلِينِي مَا شِئْتِ لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Şuarâ sûresi 214. ayeti olan (Yakın akrabalarını uyar) ayeti nazil olunca şöyle dedi: (Ey Kureyş topluluğu! Allah’ın azabından kendinizi koruyunuz. Allah’tan hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Ey Abdülmuttalib oğulları! Sizden Allah’ın hiçbir azabını geri çeviremem. Ey Abdülmuttalib oğlu Abbâs! Allah’ın azabına karşı sana hiçbir faydam olamaz. Ey Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) halası Safiye! Allah’ın sana karşı olacak hiçbir azabını senden geri çeviremem. Ey Muhammed kızı Fatıma! Benden ne istersen iste, vereyim, yapayım; fakat Allah’ın azabına karşı sana bir şey yapamam.)

Sunan an Nasai 3646

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أُنْزِلَ عَلَيْهِ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ فَقَالَ ‏"‏ يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ اشْتَرُوا أَنْفُسَكُمْ مِنَ اللَّهِ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا عَبَّاسُ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا صَفِيَّةُ عَمَّةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا يَا فَاطِمَةُ سَلِينِي مَا شِئْتِ لاَ أُغْنِي عَنْكِ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Şuarâ sûresi 214. ayeti inince kalktı ve şöyle dedi: (Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi Allah’ın azabından koruyunuz. Çünkü Allah’ın azabına karşı sizlere bir şey yapamam. Ey Abdi Menaf oğulları! Size olacak olan Allah’ın azabından hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Ey Abdülmuttalib oğlu Abbâs! Allah’ın sana vereceği azaptan hiçbir şeyi senden çeviremem. Ey Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in halası Safiyye! Allah’ın azabına karşı sana da bir şey yapamam. Ey kızım Fatıma! Benden dilediğini iste fakat Allah’ın azabına karşı hiçbir şey yapamam.)

Sunan an Nasai 3647

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، - وَهُوَ ابْنُ عُرْوَةَ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ‏}‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَا فَاطِمَةُ ابْنَةَ مُحَمَّدٍ يَا صَفِيَّةُ بِنْتَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لاَ أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا سَلُونِي مِنْ مَالِي مَا شِئْتُمْ ‏"‏‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Yakın akrabalarını uyar” (Şuarâ 214. ayet) nazil olduğunda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Ey Muhammed’in kızı Fatıma! Ey Abdülmuttalib’in kızı Safiye! Ey Abdülmuttalib oğulları! Allah’ın azabına karşı sizlere bir şey yapamam. Malımdan istediğinizi isteyin.)

Sunan an Nasai 3648

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أُمِّي افْتُلِتَتْ نَفْسُهَا وَإِنَّهَا لَوْ تَكَلَّمَتْ تَصَدَّقَتْ أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَتَصَدَّقَ عَنْهَا‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, bir adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: (Annem ansızın vefat etti. Eğer konuşmaya fırsat bulsaydı tasaddukta bulunurdu. Onun için tasaddukta bulunayım mı?) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Evet) buyurdu. Bunun üzerine adam onun için tasaddukta bulundu.

Sunan an Nasai 3649

أَنْبَأَنَا الْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ خَرَجَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ مَغَازِيهِ وَحَضَرَتْ أُمَّهُ الْوَفَاةُ بِالْمَدِينَةِ فَقِيلَ لَهَا أَوْصِي‏.‏ فَقَالَتْ فِيمَ أُوصِي الْمَالُ مَالُ سَعْدٍ‏.‏ فَتُوُفِّيَتْ قَبْلَ أَنْ يَقْدَمَ سَعْدٌ فَلَمَّا قَدِمَ سَعْدٌ ذُكِرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ يَنْفَعُهَا أَنْ أَتَصَدَّقَ عَنْهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ سَعْدٌ حَائِطُ كَذَا وَكَذَا صَدَقَةٌ عَنْهَا لِحَائِطٍ سَمَّاهُ‏.‏

Saîd b. Amr b. Şurahbîl, babasından, o da dedesinden naklederek şöyle diyor: Sa’d b. Ubâde, Peygamber ile birlikte bir savaşa katılmak üzere çıkmıştı. O esnada annesi de Medine’de vefat etmek üzereydi. Kendisine: “Bir şey vasiyet et.” denildi. “Ne vasiyet edebilirim ki? Mal, Sa’d’ın malıdır.” dedi. Sa’d gazveden dönmeden de vefat etti. Sa’d Medine’ye geldiğinde bu olay ona aktarıldı. Bunun üzerine Sa’d: “Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer annem adına tasaddukta bulunursam ona faydası dokunur mu?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Evet.” buyurdu. Sa’d da şu ve şu bahçem diyerek bahçesinin ismini söyledi ve annesi adına sadaka olduğunu belirtti.

Sunan an Nasai 3650

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنَا الْعَلاَءُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِذَا مَاتَ الإِنْسَانُ انْقَطَعَ عَمَلُهُ إِلاَّ مِنْ ثَلاَثَةٍ مِنْ صَدَقَةٍ جَارِيَةٍ وَعِلْمٍ يُنْتَفَعُ بِهِ وَوَلَدٍ صَالِحٍ يَدْعُو لَهُ ‏"‏‏.‏

Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsan ölünce tüm amellerinin sevabı kesilir. Ancak şu üç çeşit amelinin sevabı devam eder: 1. Sadaka-i câriye (su, yol, köprü vb. devam eden işler), 2. Kendisinden istifade edilen dinî bilgi çalışmaları, 3. Kendisine hayırlı duada bulunan hayırlı evlat.”

Sunan an Nasai 3651

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أَبِي مَاتَ وَتَرَكَ مَالاً وَلَمْ يُوصِ فَهَلْ يُكَفِّرُ عَنْهُ أَنْ أَتَصَدَّقَ عَنْهُ قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏

Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Babam öldü, geriye mal da bıraktı. Fakat vasiyette bulunmadı. Onun adına tasaddukta bulunsam günahlarına kefaret olur mu?” diye sordu. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Evet, olur.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3652

أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ الشَّرِيدِ بْنِ سُوَيْدٍ الثَّقَفِيِّ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ إِنَّ أُمِّي أَوْصَتْ أَنْ تُعْتَقَ عَنْهَا رَقَبَةٌ وَإِنَّ عِنْدِي جَارِيَةً نُوبِيَّةً أَفَيُجْزِئُ عَنِّي أَنْ أَعْتِقَهَا عَنْهَا قَالَ ‏"‏ ائْتِنِي بِهَا ‏"‏‏.‏ فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ رَبُّكِ ‏"‏‏.‏ قَالَتِ اللَّهُ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَنْ أَنَا ‏"‏‏.‏ قَالَتْ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ ‏"‏‏.‏

Şerid b. Süveyd es-Sekafî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim ve: (Annem vefat etmeden kendisi için bir köle azâd edilmesini vasiyet etmişti. Şu anda benim elimde Nubiyeli bir cariye (kadın köle) var, bu cariyeyi onun adına azâd etmemle üzerimdeki borcum ödenmiş sayılır mı?) diye sordum. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (O cariyeyi bana getir) buyurdu. Yanına getirdim, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: (Rabbin kimdir?) diye sordu. Cariye: (Allah’tır) dedi. (Ben kimim?) diye sordu. (Sen de Allah’ın elçisisin) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu azâd ediver, o mü’mindir) buyurdu.

Sunan an Nasai 3653

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ عِيسَى، قَالَ أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ سَعْدًا، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَلَمْ تُوصِ أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sa’d Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: (Annem bir şey vasiyet etmeden öldü, onun için bir şeyler tasaddukta bulunabilir miyim?) diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da: (Evet) buyurdu.

Sunan an Nasai 3654

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ الأَزْهَرِ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمَّهُ تُوُفِّيَتْ أَفَيَنْفَعُهَا إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَإِنَّ لِي مَخْرَفًا فَأُشْهِدُكَ أَنِّي قَدْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: (Ey Allah’ın Rasûlü! Annem vefat etti, onun adına bir şeyler tasadduk etsem ona faydası dokunur mu?) diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da: (Evet) dedi. O adam da: (Öyleyse benim bir hurma bahçem var. Seni şahit tutuyorum ki o bahçeyi onun için tasadduk ettim) dedi.

Sunan an Nasai 3655

أَخْبَرَنِي هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَفَّانُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ كَثِيرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا نَذْرٌ أَفَيُجْزِئُ عَنْهَا أَنْ أَعْتِقَ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ أَعْتِقْ عَنْ أُمِّكَ ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh), Sa’d b. Ubâde’den naklediyor: Sa’d b. Ubâde, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: (Annem vefat etti. Onun bir adağı vardı, onun için bir köle azâd etsem borcunu ödemiş olur muyum?) diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: (Annen adına köle azâd et) buyurdu.

Sunan an Nasai 3656

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ أَبُو يُوسُفَ الصَّيْدَلاَنِيُّ، عَنْ عِيسَى، - وَهُوَ ابْنُ يُونُسَ - عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَهُ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، أَنَّهُ اسْتَفْتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَذْرٍ كَانَ عَلَى أُمِّهِ فَتُوُفِّيَتْ قَبْلَ أَنْ تَقْضِيَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sa’d b. Ubâde’nin annesinin bir adağı vardı fakat onu yerine getirmeden öldü. Sa’d bu konuda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onun adına adağını yerine getir) buyurdu.

Sunan an Nasai 3657

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ صَدَقَةَ الْحِمْصِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ شُعَيْبٍ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَهُ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، أَنَّهُ اسْتَفْتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَذْرٍ كَانَ عَلَى أُمِّهِ فَمَاتَتْ قَبْلَ أَنْ تَقْضِيَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sa’d b. Ubâde’nin annesinin bir adağı vardı fakat onu yerine getirmeden öldü. Sa’d bu konuda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onun adına adağını yerine getir) buyurdu.

Sunan an Nasai 3658

أَخْبَرَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ مَزْيَدَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي الزُّهْرِيُّ، أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ اسْتَفْتَى سَعْدٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَذْرٍ كَانَ عَلَى أُمِّهِ فَتُوُفِّيَتْ قَبْلَ أَنْ تَقْضِيَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sa’d’ın annesinin bir adağı vardı; fakat onu yerine getirmeden öldü. Sa’d bu konuda Rasûlüllah’tan (sallallahü aleyhi ve sellem) fetva istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), “Onun adına adağını yerine getir” buyurdu.

Sunan an Nasai 3659

قَالَ الْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ، اسْتَفْتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَذْرٍ كَانَ عَلَى أُمِّهِ فَتُوُفِّيَتْ قَبْلَ أَنْ تَقْضِيَهُ فَقَالَ ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sa’d b. Ubâde’nin annesinin bir adağı vardı; fakat onu yerine getirmeden öldü. Sa’d bu konuda Nebî’den (sallallahü aleyhi ve sellem) fetva istedi. Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem), “Onun adına adağını yerine getir” buyurdu.

Sunan an Nasai 3660

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ سَعْدٍ، أَنَّهُ قَالَ مَاتَتْ أُمِّي وَعَلَيْهَا نَذْرٌ فَسَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَنِي أَنْ أَقْضِيَهُ عَنْهَا‏.‏

İbn Abbâs’ın Sa’d’dan rivâyetine göre Sa’d şöyle dedi: “Annem, üzerinde bir adak bulunduğu hâlde öldü. Nebî’ye (sallallahü aleyhi ve sellem) sordum; bana onun adına adağı yerine getirmemi emretti.”

Sunan an Nasai 3661

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ اسْتَفْتَى سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ الأَنْصَارِيُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَذْرٍ كَانَ عَلَى أُمِّهِ فَتُوُفِّيَتْ قَبْلَ أَنْ تَقْضِيَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sa’d b. Ubâde’nin annesinin bir adağı vardı fakat onu yerine getirmeden öldü. Sa’d bu konuda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onun adına adağını yerine getir.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3662

أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيُّ، عَنْ عَبْدَةَ، عَنْ هِشَامٍ، - هُوَ ابْنُ عُرْوَةَ - عَنْ بَكْرِ بْنِ وَائِلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَاءَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا نَذْرٌ وَلَمْ تَقْضِهِ قَالَ ‏ "‏ اقْضِهِ عَنْهَا ‏"‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sa’d b. Ubâde’nin annesinin bir adağı vardı fakat onu yerine getirmeden öldü. Sa’d bu konuda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den fetva istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onun adına adağını yerine getir.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3663

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَأَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ سَقْىُ الْمَاءِ ‏"‏‏.‏

Sa’d b. Ubâde (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! Annem öldü, onun için sadaka verebilir miyim?” dedim. O da: “Evet.” buyurdu. Ben de: “Hangi sadaka daha hayırlı ve değerlidir?” dedim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Su hayrı.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3664

أَخْبَرَنَا أَبُو عَمَّارٍ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، عَنْ وَكِيعٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏ "‏ سَقْىُ الْمَاءِ ‏"‏‏.‏

Sa’d b. Ubâde (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi sadaka daha hayırlı ve kıymetlidir?” diye sordum. “İnsanları ve hayvanları sulamaktır.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3665

أَخْبَرَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَسَنِ، عَنْ حَجَّاجٍ، قَالَ سَمِعْتُ شُعْبَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَسَنَ، يُحَدِّثُ عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، أَنَّ أُمَّهُ، مَاتَتْ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ أَفَأَتَصَدَّقُ عَنْهَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ سَقْىُ الْمَاءِ ‏"‏‏.‏ فَتِلْكَ سِقَايَةُ سَعْدٍ بِالْمَدِينَةِ‏.‏

Sa’d b. Ubâde (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, annesi vefat etmişti. Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Rasûlü! Annem öldü, onun adına sadaka verebilir miyim?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Evet.” buyurdu. Sa’d: “Hangi sadaka daha hayırlı ve değerlidir?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “İnsan ve hayvanların su ihtiyaçlarına cevap vermektir.” buyurdu. İşte Medine’deki Sa’d çeşmesi budur.

Sunan an Nasai 3666

أَخْبَرَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي سَالِمٍ الْجَيْشَانِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا أَبَا ذَرٍّ إِنِّي أَرَاكَ ضَعِيفًا وَإِنِّي أُحِبُّ لَكَ مَا أُحِبُّ لِنَفْسِي لاَ تَأَمَّرَنَّ عَلَى اثْنَيْنِ وَلاَ تَوَلَّيَنَّ عَلَى مَالِ يَتِيمٍ ‏"‏‏.‏

Ebu Zer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana şöyle dedi: “Ey Ebu Zer! Ben seni başkanlık ve emirlik vazifelerini yapmakta güçsüz görüyorum. Ben kendim için sevip hoşlandığımı senin için de sevip hoşlanırım. Aman sakın iki kişiye bile olsa başkan olma ve hiçbir yetimin malının idaresini de üzerine alma.”

Sunan an Nasai 3667

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ حُسَيْنٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنِّي فَقِيرٌ لَيْسَ لِي شَىْءٌ وَلِي يَتِيمٌ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ كُلْ مِنْ مَالِ يَتِيمِكَ غَيْرَ مُسْرِفٍ وَلاَ مُبَاذِرٍ وَلاَ مُتَأَثِّلٍ ‏"‏‏.‏

Amr b. Şuayb (radıyallahü anh) babasından ve dedesinden aktararak şöyle dedi: Bir adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: (Ben fakirim, hiç malım mülküm de yok fakat bir yetimin vasiliğini yapıyorum, ne yapmalıyım?) diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: (Yetimin malından ye fakat israf etme, saçıp savurma ve kendi üzerine de geçirme) buyurdu.

Sunan an Nasai 3668

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ بْنِ حَكِيمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّلْتِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو كُدَيْنَةَ، عَنْ عَطَاءٍ، - وَهُوَ ابْنُ السَّائِبِ - عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏وَلاَ تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ‏}‏ وَ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا‏}‏ قَالَ اجْتَنَبَ النَّاسُ مَالَ الْيَتِيمِ وَطَعَامَهُ فَشَقَّ ذَلِكَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ فَشَكَوْا ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلاَحٌ لَهُمْ خَيْرٌ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏لأَعْنَتَكُمْ‏}‏‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Enâm sûresi 152. ayeti olan: (Ergenlik çağına erişinceye kadar yetimin malına onun iyiliği için olmadıkça dokunmayın) ayeti ile Nisâ sûresi 10. ayeti olan (Doğrusu yetimlerin mallarını ve imkânlarını haksızca yiyip bitirenler karınlarını sadece ateşle doldurmuş olurlar) ayetleri nazil olunca insanlar yetim malıyla ilgilenmekten uzak durmaya başladılar ve bu durum Müslümanlara ağır geldi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bu durumdan şikâyette bulundular. Bunun üzerine Allah, Bakara sûresi 220. ayetini indirdi: (…Yetimlere nasıl davranılacağı hakkında sana sorarlar. De ki: Onların durumlarını düzeltmek en iyisidir. Onların hayatlarını paylaşırsanız unutmayın ki onlar sizin kardeşlerinizdir. Zira Allah bozgunculuk yapanları düzeltmeye çalışanlardan ayırt etmesini bilir. Allah dileseydi taşıyamayacağınız yükleri omuzunuza yüklerdi...)

Sunan an Nasai 3669

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏إِنَّ الَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَالَ الْيَتَامَى ظُلْمًا‏}‏ قَالَ كَانَ يَكُونُ فِي حِجْرِ الرَّجُلِ الْيَتِيمَ فَيَعْزِلُ لَهُ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ وَآنِيَتَهُ فَشَقَّ ذَلِكَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ‏}‏ ‏{‏فِي الدِّينِ‏}‏ فَأَحَلَّ لَهُمْ خُلْطَتَهُمْ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh) Nisâ sûresi 10. ayeti hakkında şöyle dedi: (Bu ayet indiği sırada bazılarının gözetimi altında yetimler bulunuyordu. Ayetteki tehditten korktukları için aynı evde olmalarına rağmen yiyeceklerini, içeceklerini ve kaplarını ayırıyorlardı. Bu da Müslümanlara zor geldi ve yetimlerle ilgilenmekten uzak durmaya başladılar. Bunun üzerine kolaylık getiren Bakara sûresi 220. ayeti nazil oldu ve birlikte yiyip içmeleri helâl kılındı.)

Sunan an Nasai 3670

أَخْبَرَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ اجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ ‏"‏‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا هِيَ قَالَ ‏"‏ الشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالشُّحُّ وَقَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَأَكْلُ الرِّبَا وَأَكْلُ مَالِ الْيَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ ‏"‏‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (İnsanları helak edecek olan şu yedi şeyden uzak durunuz.) (Ey Allah’ın Rasûlü! Onlar nelerdir?) denilince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (1. Allah’a kanun koyuculuğunda ortak koşmak 2. Cimrilik 3. Allah’ın haram kıldığı bir cana kıymak, haksız yere adam öldürmek 4. Faiz yemek 5. Yetim malı yemek 6. Savaştan kaçmak 7. Zinadan uzak olan Müslüman kadınlara zina isnadında ve iftirasında bulunmaktır.) buyurdu.

Sunan an Nasai 3671