HADİS KÜTÜPHANESİ

Nesâî

51 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Kasâme, Kısas ve Diyetler Kitabı

164 hadis

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا قَطَنٌ أَبُو الْهَيْثَمِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو يَزِيدَ الْمَدَنِيُّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَوَّلُ قَسَامَةٍ كَانَتْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ كَانَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ اسْتَأْجَرَ رَجُلاً مِنْ قُرَيْشٍ مِنْ فَخِذِ أَحَدِهِمْ - قَالَ - فَانْطَلَقَ مَعَهُ فِي إِبِلِهِ فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ قَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةُ جُوَالِقِهِ فَقَالَ أَغِثْنِي بِعِقَالٍ أَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِي لاَ تَنْفِرُ الإِبِلُ فَأَعْطَاهُ عِقَالاً يَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِهِ فَلَمَّا نَزَلُوا وَعُقِلَتِ الإِبِلُ إِلاَّ بَعِيرًا وَاحِدًا فَقَالَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ مَا شَأْنُ هَذَا الْبَعِيرِ لَمْ يُعْقَلْ مِنْ بَيْنِ الإِبِلِ قَالَ لَيْسَ لَهُ عِقَالٌ ‏.‏ قَالَ فَأَيْنَ عِقَالُهُ قَالَ مَرَّ بِي رَجُلٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ قَدِ انْقَطَعَتْ عُرْوَةُ جُوَالِقِهِ فَاسْتَغَاثَنِي فَقَالَ أَغِثْنِي بِعِقَالٍ أَشُدُّ بِهِ عُرْوَةَ جُوَالِقِي لاَ تَنْفِرُ الإِبِلُ ‏.‏ فَأَعْطَيْتُهُ عِقَالاً فَحَذَفَهُ بِعَصًا كَانَ فِيهَا أَجَلُهُ فَمَرَّ بِهِ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ فَقَالَ أَتَشْهَدُ الْمَوْسِمَ قَالَ مَا أَشْهَدُ وَرُبَّمَا شَهِدْتُ ‏.‏ قَالَ هَلْ أَنْتَ مُبَلِّغٌ عَنِّي رِسَالَةً مَرَّةً مِنَ الدَّهْرِ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ إِذَا شَهِدْتَ الْمَوْسِمَ فَنَادِ يَا آلَ قُرَيْشٍ فَإِذَا أَجَابُوكَ فَنَادِ يَا آلَ هَاشِمٍ فَإِذَا أَجَابُوكَ فَسَلْ عَنْ أَبِي طَالِبٍ فَأَخْبِرْهُ أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَنِي فِي عِقَالٍ وَمَاتَ الْمُسْتَأْجَرُ فَلَمَّا قَدِمَ الَّذِي اسْتَأْجَرَهُ أَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ مَا فَعَلَ صَاحِبُنَا قَالَ مَرِضَ فَأَحْسَنْتُ الْقِيَامَ عَلَيْهِ ثُمَّ مَاتَ فَنَزَلْتُ فَدَفَنْتُهُ ‏.‏ فَقَالَ كَانَ ذَا أَهْلَ ذَاكَ مِنْكَ ‏.‏ فَمَكُثَ حِينًا ثُمَّ إِنَّ الرَّجُلَ الْيَمَانِيَّ الَّذِي كَانَ أَوْصَى إِلَيْهِ أَنْ يُبَلِّغَ عَنْهُ وَافَى الْمَوْسِمَ قَالَ يَا آلَ قُرَيْشٍ ‏.‏ قَالُوا هَذِهِ قُرَيْشٌ ‏.‏ قَالَ يَا آلَ بَنِي هَاشِمٍ ‏.‏ قَالُوا هَذِهِ بَنُو هَاشِمٍ ‏.‏ قَالَ أَيْنَ أَبُو طَالِبٍ قَالَ هَذَا أَبُو طَالِبٍ ‏.‏ قَالَ أَمَرَنِي فُلاَنٌ أَنْ أُبَلِّغَكَ رِسَالَةً أَنَّ فُلاَنًا قَتَلَهُ فِي عِقَالٍ ‏.‏ فَأَتَاهُ أَبُو طَالِبٍ فَقَالَ اخْتَرْ مِنَّا إِحْدَى ثَلاَثٍ إِنْ شِئْتَ أَنْ تُؤَدِّيَ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ فَإِنَّكَ قَتَلْتَ صَاحِبَنَا خَطَأً وَإِنْ شِئْتَ يَحْلِفُ خَمْسُونَ مِنْ قَوْمِكَ أَنَّكَ لَمْ تَقْتُلْهُ فَإِنْ أَبَيْتَ قَتَلْنَاكَ بِهِ ‏.‏ فَأَتَى قَوْمَهُ فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُمْ فَقَالُوا نَحْلِفُ ‏.‏ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ مِنْ بَنِي هَاشِمٍ كَانَتْ تَحْتَ رَجُلٍ مِنْهُمْ قَدْ وَلَدَتْ لَهُ فَقَالَتْ يَا أَبَا طَالِبٍ أُحِبُّ أَنْ تُجِيزَ ابْنِي هَذَا بِرَجُلٍ مِنَ الْخَمْسِينَ وَلاَ تُصْبِرْ يَمِينَهُ ‏.‏ فَفَعَلَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا طَالِبٍ أَرَدْتَ خَمْسِينَ رَجُلاً أَنْ يَحْلِفُوا مَكَانَ مِائَةٍ مِنَ الإِبِلِ يُصِيبُ كُلُّ رَجُلٍ بَعِيرَانِ فَهَذَانِ بَعِيرَانِ فَاقْبَلْهُمَا عَنِّي وَلاَ تُصْبِرْ يَمِينِي حَيْثُ تُصْبَرُ الأَيْمَانُ ‏.‏ فَقَبِلَهُمَا وَجَاءَ ثَمَانِيَةٌ وَأَرْبَعُونَ رَجُلاً حَلَفُوا ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا حَالَ الْحَوْلُ وَمِنَ الثَّمَانِيَةِ وَالأَرْبَعِينَ عَيْنٌ تَطْرِفُ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Cahiliyye döneminde ilk kasâme olayı şöyle meydana gelmiştir: Hâşimoğullarından bir adam, Kureyş’in bir oymağından bir kimseyi ücretle tutmuş ve adam onunla birlikte develerinin yanına gitmiş. Hâşimoğullarından bir adam onun yanından geçerken çuvalının bağı kopmuş ve şöyle demiş: Bana bir yular ver de çuvalımın bağını onunla bağlayayım; böylece develer kaçıp dağılmasın. O da çuvalının bağını bağlaması için kendisine bir yular vermiş. Konaklayıp develer bağlanınca bir deve bağsız kalmış. Onu ücretle tutan adam: Bu devenin durumu nedir; develerin arasında niçin bağlanmamış? diye sormuş. O da: Onun yuları yok, demiş. Adam: Yuları nerede? diye sorunca şöyle cevap vermiş: Hâşimoğullarından bir adam yanımdan geçti. Çuvalının bağı kopmuştu. Benden yardım isteyip: Bana bir yular ver de çuvalımın bağını onunla bağlayayım; böylece develer kaçıp dağılmasın, dedi. Ben de ona bir yular verdim. Bunun üzerine adam, eceline sebep olan bir sopayla ona vurmuş. Yanından Yemen halkından bir adam geçince ona: Hac mevsiminde bulunur musun? diye sormuş. Yemenli: Bulunmam; fakat belki bulunabilirim, demiş. O da: Bir gün benim adıma bir haber ulaştırır mısın? diye sormuş. Adam: Evet, demiş. Şöyle demiş: Hac mevsiminde bulunursan: Ey Kureyş topluluğu! diye seslen. Sana cevap verdiklerinde: Ey Hâşim topluluğu! diye seslen. Onlar da cevap verdiklerinde Ebû Tâlib’i sor ve ona falan kimsenin beni bir yular yüzünden öldürdüğünü bildir. Ücretle tutulan adam öldü. Onu ücretle tutan kişi geri dönünce Ebû Tâlib onun yanına gelerek: Arkadaşımıza ne oldu? diye sormuş. O da: Hastalandı; kendisine güzelce baktım, sonra öldü. Ben de konaklayıp onu defnettim, demiş. Ebû Tâlib: O, senin bu iyiliğine layıktı, demiş. Bir süre sonra, kendisine bu haberi ulaştırması vasiyet edilen Yemenli adam hac mevsimine gelmiş ve: Ey Kureyş topluluğu! diye seslenmiş. Onlar: Kureyş burada, demişler. Adam: Ey Hâşimoğulları! diye seslenmiş. Onlar: Hâşimoğulları burada, demişler. Adam: Ebû Tâlib nerede? diye sormuş. Onlar: Ebû Tâlib budur, demişler. Adam: Falan kimse, sana falan kimsenin kendisini bir yular yüzünden öldürdüğü haberini ulaştırmamı emretti, demiş. Bunun üzerine Ebû Tâlib o adamın yanına gelerek şöyle demiş: Bizim sana sunacağımız üç seçenekten birini seç: Dilersen yüz deve ödersin; çünkü arkadaşımızı hata ile öldürdün. Dilersen kavminden elli kişi senin onu öldürmediğine yemin eder. Bunu da kabul etmezsen seni onun karşılığında öldürürüz. Adam kavmine gidip durumu onlara anlatınca: Yemin ederiz, demişler. Hâşimoğullarından, onlardan bir adamın nikâhı altında bulunan ve ondan çocuğu olan bir kadın Ebû Tâlib’e gelerek: Ey Ebû Tâlib! Bu oğlumu elli kişiden birinin yerine kabul etmeni ve onu yemin ettirmemeni istiyorum, demiş. Ebû Tâlib bunu kabul etmiş. Onlardan başka bir adam gelerek: Ey Ebû Tâlib! Yüz deve yerine elli kişinin yemin etmesini istedin; böylece her adama iki deve düşüyor. İşte şu iki deveyi benden kabul et ve yeminlerin ettirildiği yerde beni yemin ettirme, demiş. Ebû Tâlib iki deveyi kabul etmiş. Geri kalan kırk sekiz kişi gelerek yemin etmişler. İbn Abbâs şöyle demiştir: Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki aradan bir yıl geçmeden bu kırk sekiz kişiden gözünü kırpan tek kişi kalmadı.

Sunan an Nasai 4706

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، وَيُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، - قَالَ أَحْمَدُ بْنُ عَمْرٍو - قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، وَسُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الأَنْصَارِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقَرَّ الْقَسَامَةَ عَلَى مَا كَانَتْ عَلَيْهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ ‏.‏

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ensardan bir sahâbîsinden rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kasâmeyi cahiliyye dönemindeki şekliyle kabul etti.

Sunan an Nasai 4707

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ هَاشِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أُنَاسٍ، مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ الْقَسَامَةَ كَانَتْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَأَقَرَّهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى مَا كَانَتْ عَلَيْهِ فِي الْجَاهِلِيَّةِ وَقَضَى بِهَا بَيْنَ أُنَاسٍ مِنَ الأَنْصَارِ فِي قَتِيلٍ ادَّعَوْهُ عَلَى يَهُودِ خَيْبَرَ ‏.‏ خَالَفَهُمَا مَعْمَرٌ ‏.‏

Ebû Seleme ve Süleyman b. Yesâr’ın, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bazı kimselerden rivâyetlerine göre, kasâme cahiliyye döneminde vardı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu cahiliyye dönemindeki şekliyle kabul etti ve ensardan bazı kimselerle Hayber Yahudileri tarafından öldürüldüğünü iddia ettikleri bir maktul hakkında bu usule göre hüküm verdi. Ma‘mer bu ikisine muhalefet etmiştir.

Sunan an Nasai 4708

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، قَالَ كَانَتِ الْقَسَامَةُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ ثُمَّ أَقَرَّهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الأَنْصَارِيِّ الَّذِي وُجِدَ مَقْتُولاً فِي جُبِّ الْيَهُودِ فَقَالَتِ الأَنْصَارُ الْيَهُودُ قَتَلُوا صَاحِبَنَا ‏.‏

İbnü'l-Müseyyeb'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Cahiliye döneminde kasâme mevcuttu. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Yahudilerin kuyusunda öldürülmüş olarak bulunan Ensârî hakkında bu hükmü devam ettirdi. Ensar: "Arkadaşımızı Yahudiler öldürdü" dedi.

Sunan an Nasai 4709

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي لَيْلَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ سَهْلَ بْنَ أَبِي حَثْمَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةَ خَرَجَا إِلَى خَيْبَرَ مِنْ جَهْدٍ أَصَابَهُمَا فَأُتِيَ مُحَيِّصَةُ فَأُخْبِرَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ قَدْ قُتِلَ وَطُرِحَ فِي فَقِيرٍ أَوْ عَيْنٍ فَأَتَى يَهُودَ فَقَالَ أَنْتُمْ وَاللَّهِ قَتَلْتُمُوهُ ‏.‏ فَقَالُوا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ حَتَّى قَدِمَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ ثُمَّ أَقْبَلَ هُوَ وَحُوَيِّصَةُ وَهُوَ أَخُوهُ أَكْبَرُ مِنْهُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ فَذَهَبَ مُحَيِّصَةُ لِيَتَكَلَّمَ وَهُوَ الَّذِي كَانَ بِخَيْبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرْ كَبِّرْ ‏"‏ ‏.‏ وَتَكَلَّمَ حُوَيِّصَةُ ثُمَّ تَكَلَّمَ مُحَيِّصَةُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِمَّا أَنْ يَدُوا صَاحِبَكُمْ وَإِمَّا أَنْ يُؤْذَنُوا بِحَرْبٍ ‏"‏ ‏.‏ فَكَتَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي ذَلِكَ فَكَتَبُوا إِنَّا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحُوَيِّصَةَ وَمُحَيِّصَةَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ ‏"‏ تَحْلِفُونَ وَتَسْتَحِقُّونَ دَمَ صَاحِبِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَحْلِفُ لَكُمْ يَهُودُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لَيْسُوا مُسْلِمِينَ ‏.‏ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ بِمِائَةِ نَاقَةٍ حَتَّى أُدْخِلَتْ عَلَيْهِمُ الدَّارَ ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ لَقَدْ رَكَضَتْنِي مِنْهَا نَاقَةٌ حَمْرَاءُ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme'den rivâyete göre, Abdullah b. Sehl ile Muhayyısa, başlarına gelen bir sıkıntı sebebiyle Hayber'e çıktılar. Muhayyısa'ya gelinerek Abdullah b. Sehl'in öldürüldüğü ve bir kuyuya yahut su kaynağına atıldığı haber verildi. Bunun üzerine Yahudilere gidip: "Vallahi onu siz öldürdünüz" dedi. Onlar da: "Vallahi onu biz öldürmedik" dediler. Sonra dönerek Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına geldi ve durumu ona anlattı. Ardından kendisi, kendisinden büyük olan kardeşi Huveyyısa ve Abdurrahman b. Sehl birlikte geldiler. Hayber'de bulunan kişi olduğu için Muhayyısa konuşmaya başlayınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Büyük olan, büyük olan konuşsun" buyurdu. Önce Huveyyısa, ardından Muhayyısa konuştu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ya arkadaşınızın diyetini öderler ya da kendilerine savaş ilan edileceği bildirilir" buyurdu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda onlara bir mektup yazdı. Onlar da: "Vallahi onu biz öldürmedik" diye yazdılar. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Huveyyısa, Muhayyısa ve Abdurrahman'a: "Yemin eder ve arkadaşınızın kan bedeline hak kazanırsınız" buyurdu. Onlar: "Hayır" dediler. Resûlullah: "O hâlde Yahudiler sizin için yemin etsinler" buyurdu. Onlar: "Onlar Müslüman değiller" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onun diyetini kendi tarafından ödedi ve kendilerine yüz deve gönderdi. Develer evlerine kadar getirildi. Sehl: "Onlardan kırmızı bir deve beni tekmeledi" dedi.

Sunan an Nasai 4710

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي لَيْلَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ وَرِجَالٌ، مِنْ كُبَرَاءِ قَوْمِهِ أَنَّ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةَ خَرَجَا إِلَى خَيْبَرَ مِنْ جَهْدٍ أَصَابَهُمْ فَأُتِيَ مُحَيِّصَةُ فَأُخْبِرَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ قَدْ قُتِلَ وَطُرِحَ فِي فَقِيرٍ أَوْ عَيْنٍ فَأَتَى يَهُودَ وَقَالَ أَنْتُمْ وَاللَّهِ قَتَلْتُمُوهُ قَالُوا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ ‏.‏ فَأَقْبَلَ حَتَّى قَدِمَ عَلَى قَوْمِهِ فَذَكَرَ لَهُمْ ثُمَّ أَقْبَلَ هُوَ وَأَخُوهُ حُوَيِّصَةُ وَهُوَ أَكْبَرُ مِنْهُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ فَذَهَبَ مُحَيِّصَةُ لِيَتَكَلَّمَ وَهُوَ الَّذِي كَانَ بِخَيْبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمُحَيِّصَةَ ‏"‏ كَبِّرْ كَبِّرْ ‏"‏ ‏.‏ يُرِيدُ السِّنَّ فَتَكَلَّمَ حُوَيِّصَةُ ثُمَّ تَكَلَّمَ مُحَيِّصَةُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِمَّا أَنْ يَدُوا صَاحِبَكُمْ وَإِمَّا أَنْ يُؤْذَنُوا بِحَرْبٍ ‏"‏ ‏.‏ فَكَتَبَ إِلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذَلِكَ فَكَتَبُوا إِنَّا وَاللَّهِ مَا قَتَلْنَاهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحُوَيِّصَةَ وَمُحَيِّصَةَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ ‏"‏ أَتَحْلِفُونَ وَتَسْتَحِقُّونَ دَمَ صَاحِبِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَحْلِفُ لَكُمْ يَهُودُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لَيْسُوا بِمُسْلِمِينَ ‏.‏ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ فَبَعَثَ إِلَيْهِمْ بِمِائَةِ نَاقَةٍ حَتَّى أُدْخِلَتْ عَلَيْهِمُ الدَّارَ ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ لَقَدْ رَكَضَتْنِي مِنْهَا نَاقَةٌ حَمْرَاءُ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme ve kavminin ileri gelenlerinden rivâyete göre, Abdullah b. Sehl ile Muhayyısa, başlarına gelen bir sıkıntı sebebiyle Hayber'e çıktılar. Muhayyısa'ya gelinerek Abdullah b. Sehl'in öldürüldüğü ve bir kuyuya yahut su kaynağına atıldığı haber verildi. Bunun üzerine Yahudilere gidip: "Vallahi onu siz öldürdünüz" dedi. Onlar da: "Vallahi onu biz öldürmedik" dediler. Muhayyısa kavminin yanına dönüp durumu onlara anlattı. Sonra kendisi, kendisinden büyük olan kardeşi Huveyyısa ve Abdurrahman b. Sehl birlikte geldiler. Hayber'de bulunan kişi olduğu için Muhayyısa konuşmaya başlayınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), yaşça büyük olanı kastederek ona: "Büyük olan, büyük olan konuşsun" buyurdu. Önce Huveyyısa, ardından Muhayyısa konuştu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ya arkadaşınızın diyetini öderler ya da kendilerine savaş ilan edileceği bildirilir" buyurdu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda onlara bir mektup yazdı. Onlar da: "Vallahi onu biz öldürmedik" diye yazdılar. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Huveyyısa, Muhayyısa ve Abdurrahman'a: "Yemin eder ve arkadaşınızın kan bedeline hak kazanır mısınız?" buyurdu. Onlar: "Hayır" dediler. Resûlullah: "O hâlde Yahudiler sizin için yemin etsinler" buyurdu. Onlar: "Onlar Müslüman değiller" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onun diyetini kendi tarafından ödedi ve kendilerine yüz deve gönderdi. Develer evlerine kadar getirildi. Sehl: "Onlardan kırmızı bir deve beni tekmeledi" dedi.

Sunan an Nasai 4711

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ وَحَسِبْتُ قَالَ وَعَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، أَنَّهُمَا قَالاَ خَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلِ بْنِ زَيْدٍ وَمُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودٍ حَتَّى إِذَا كَانَا بِخَيْبَرَ تَفَرَّقَا فِي بَعْضِ مَا هُنَالِكَ ثُمَّ إِذَا بِمُحَيِّصَةَ يَجِدُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ قَتِيلاً فَدَفَنَهُ ثُمَّ أَقْبَلَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ وَحُوَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودٍ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ - وَكَانَ أَصْغَرَ الْقَوْمِ - فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَتَكَلَّمُ قَبْلَ صَاحِبَيْهِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرِ الْكُبْرَ فِي السِّنِّ ‏"‏ ‏.‏ فَصَمَتَ وَتَكَلَّمَ صَاحِبَاهُ ثُمَّ تَكَلَّمَ مَعَهُمَا فَذَكَرُوا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَقْتَلَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ فَقَالَ لَهُمْ ‏"‏ أَتَحْلِفُونَ خَمْسِينَ يَمِينًا وَتَسْتَحِقُّونَ صَاحِبَكُمْ أَوْ قَاتِلَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا كَيْفَ نَحْلِفُ وَلَمْ نَشْهَدْ قَالَ ‏"‏ فَتُبَرِّئُكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ يَمِينًا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ نَقْبَلُ أَيْمَانَ قَوْمٍ كُفَّارٍ فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَاهُ عَقْلَهُ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme ve Rafi b. Hadîc ikisi birlikte şöyle rivâyet ettiler: Abdullah b. Sehl b. Zeyd ve Muhayyısa b. Mes’ud yola çıktılar. Hayber’e vardıklarında oradaki işlerini görmek için birbirlerinden ayrıldılar. Sonra Muhayyısa, Abdullah b. Sehl’i öldürülmüş olarak buldu ve onu defnetti. Ardından kendisi, Huveyyısa b. Mes’ud ve topluluğun yaşça en küçüğü olan Abdurrahman b. Sehl, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Abdurrahman, iki arkadaşından önce konuşmaya başlayınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yaşça büyük olana öncelik ver” buyurdu. Bunun üzerine sustu; iki arkadaşı konuştu, sonra o da onlarla birlikte konuştu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e Abdullah b. Sehl’in öldürülmesini anlattılar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara: “Elli yemin eder de arkadaşınıza veya katilinize hak kazanır mısınız?” buyurdu. Onlar: “Şahit olmadığımız hâlde nasıl yemin edelim?” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse Yahudiler elli yeminle kendilerini size karşı temize çıkarsınlar” buyurdu. Onlar: “Kâfir bir topluluğun yeminlerini nasıl kabul edebiliriz?” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu görünce onun diyetini ödedi.

Sunan an Nasai 4712

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا حَمَّادٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، وَرَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، أَنَّهُمَا حَدَّثَاهُ أَنَّ مُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودٍ وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ أَتَيَا خَيْبَرَ فِي حَاجَةٍ لَهُمَا فَتَفَرَّقَا فِي النَّخْلِ فَقُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ فَجَاءَ أَخُوهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَحُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ ابْنَا عَمِّهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَكَلَّمَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فِي أَمْرِ أَخِيهِ - وَهُوَ أَصْغَرُ مِنْهُمْ - فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْكُبْرَ لِيَبْدَأَ الأَكْبَرُ ‏"‏ ‏.‏ فَتَكَلَّمَا فِي أَمْرِ صَاحِبِهِمَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَذَكَرَ كَلِمَةً مَعْنَاهَا ‏"‏ يُقْسِمُ خَمْسُونَ مِنْكُمْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَمْرٌ لَمْ نَشْهَدْهُ كَيْفَ نَحْلِفُ قَالَ ‏"‏ فَتُبَرِّئُكُمْ يَهُودُ بِأَيْمَانِ خَمْسِينَ مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَوْمٌ كُفَّارٌ ‏.‏ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ قِبَلِهِ ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ فَدَخَلْتُ مِرْبَدًا لَهُمْ فَرَكَضَتْنِي نَاقَةٌ مِنْ تِلْكَ الإِبِلِ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme ve Rafi b. Hadîc ikisi birlikte şöyle rivâyet ettiler: Muhayyısa b. Mes’ud ve Abdullah b. Sehl bir ihtiyaçlarını görmek için Hayber’e geldiler. Hurmalıkta birbirlerinden ayrıldılar ve Abdullah b. Sehl öldürüldü. Kardeşi Abdurrahman b. Sehl ile amcasının oğulları Huveyyısa ve Muhayyısa, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Aralarında yaşça en küçük olan Abdurrahman, kardeşinin durumunu anlatmak üzere konuşmaya başladı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Büyüğe öncelik verilsin; yaşça büyük olan konuşmaya başlasın” buyurdu. Bunun üzerine diğer ikisi arkadaşlarının durumunu anlattılar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), anlamı “Sizden elli kişi yemin eder” olan bir söz söyledi. Onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Şahit olmadığımız bir iş hakkında nasıl yemin edebiliriz?” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse Yahudilerden elli kişinin yemini onları size karşı temize çıkarsın” buyurdu. Onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Onlar kâfir bir topluluktur” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun diyetini kendi yanından ödedi. Sehl dedi ki: Onlara ait bir deve ağılına girdim; o develerden biri beni tekmeledi.

Sunan an Nasai 4713

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - وَهُوَ ابْنُ الْمُفَضَّلِ - قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ، وَمُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّهُمَا أَتَيَا خَيْبَرَ وَهُوَ يَوْمَئِذٍ صُلْحٌ فَتَفَرَّقَا لِحَوَائِجِهِمَا فَأَتَى مُحَيِّصَةُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ وَهُوَ يَتَشَحَّطُ فِي دَمِهِ قَتِيلاً فَدَفَنَهُ ثُمَّ قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَانْطَلَقَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَحُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَتَكَلَّمُ - وَهُوَ أَحْدَثُ الْقَوْمِ سِنًّا - فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرِ الْكُبْرَ ‏"‏ ‏.‏ فَسَكَتَ فَتَكَلَّمَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَحْلِفُونَ بِخَمْسِينَ يَمِينًا مِنْكُمْ فَتَسْتَحِقُّونَ دَمَ صَاحِبِكُمْ أَوْ قَاتِلِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نَحْلِفُ وَلَمْ نَشْهَدْ وَلَمْ نَرَ قَالَ ‏"‏ تُبَرِّئُكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ يَمِينًا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نَأْخُذُ أَيْمَانَ قَوْمٍ كُفَّارٍ فَعَقَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Abdullah b. Sehl ile Muhayyısa b. Mes’ud b. Zeyd birlikte Hayber’e gelmişlerdi. O zaman Hayber sulh hâlinde idi. İhtiyaçlarını görmek için birbirlerinden ayrıldılar. Muhayyısa, Abdullah b. Sehl’i kanlar içinde öldürülmüş olarak buldu ve onu defnetti. Sonra Medine’ye döndü. Abdurrahman b. Sehl, Huveyyısa ve Muhayyısa durumu anlatmak üzere Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Yaşça en küçükleri olan Abdurrahman konuşmaya başlayınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öncelikle büyüğünüz konuşsun” buyurdu. Bunun üzerine o sustu, diğer ikisi konuştu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sizden elli kişi yemin ederse arkadaşınızın kanına veya katilinize hak kazanırsınız” buyurdu. Onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Şahit olmadığımız ve görmediğimiz hâlde nasıl yemin edebiliriz?” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yahudiler elli yeminle kendilerini size karşı temize çıkarsınlar” buyurdu. Onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Kâfir bir toplumun yeminlerini nasıl kabul edebiliriz?” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun diyetini kendi yanından ödedi.

Sunan an Nasai 4714

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ انْطَلَقَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ وَمُحَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودِ بْنِ زَيْدٍ إِلَى خَيْبَرَ وَهِيَ يَوْمَئِذٍ صُلْحٌ فَتَفَرَّقَا فِي حَوَائِجِهِمَا فَأَتَى مُحَيِّصَةُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ وَهُوَ يَتَشَحَّطُ فِي دَمِهِ قَتِيلاً فَدَفَنَهُ ثُمَّ قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَانْطَلَقَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَحُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ ابْنَا مَسْعُودٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَتَكَلَّمُ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرِ الْكُبْرَ ‏"‏ ‏.‏ وَهُوَ أَحْدَثُ الْقَوْمِ فَسَكَتَ فَتَكَلَّمَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَحْلِفُونَ بِخَمْسِينَ يَمِينًا مِنْكُمْ وَتَسْتَحِقُّونَ قَاتِلَكُمْ أَوْ صَاحِبَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نَحْلِفُ وَلَمْ نَشْهَدْ وَلَمْ نَرَ فَقَالَ ‏"‏ أَتُبَرِّئُكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نَأْخُذُ أَيْمَانَ قَوْمٍ كُفَّارٍ فَعَقَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl ve Muhayyısa b. Mes’ud b. Zeyd Hayber’e gitmişlerdi, o zaman Hayber sulh halindeydi. İhtiyaçlarını görmek için orada birbirlerinden ayrıldılar. Muhayyısa, Abdullah b. Sehl’in yanına gelince onu kanları içinde öldürülmüş bir durumda buldu, onu defnetti, sonra Medine’ye dönüp geldi. Sonra Abdurrahman b. Sehl ve Mes’ud’un oğulları olan Huveyyısa ve Muhayyısa durumu anlatmak üzere Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler ve Abdurrahman konuşmaya başladı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: (Büyüğünüz kimse o konuşsun) buyurdular. O anda onların en küçüğü Abdurrahman idi. O sustu, diğer ikisi konuyu anlattılar. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Sizden elli kişi arkadaşınızı Yahudiler öldürdü diye yemin ederse, katile karşı hak sahibi olursunuz) buyurdu. Onlar da: (Ey Allah'ın Rasûlü, görmedik ve bilmiyoruz, nasıl yemin edelim?) dediler. Bu sefer Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Yahudilerden elli kişi yemin ederek kendilerini temize çıkarırlar) buyurdu. Bunun üzerine de şöyle dediler: (Ey Allah'ın Rasûlü! Kâfir olan bir toplumun yeminlerini nasıl kabul edebiliriz?) Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun diyetini kendisi ödedi.

Sunan an Nasai 4715

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي بُشَيْرُ بْنُ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ الأَنْصَارِيَّ، وَمُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودٍ، خَرَجَا إِلَى خَيْبَرَ فَتَفَرَّقَا فِي حَاجَتِهِمَا فَقُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ الأَنْصَارِيُّ فَجَاءَ مُحَيِّصَةُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ أَخُو الْمَقْتُولِ وَحُوَيِّصَةُ بْنُ مَسْعُودٍ حَتَّى أَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَتَكَلَّمُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْكُبْرَ الْكُبْرَ ‏"‏ ‏.‏ فَتَكَلَّمَ مُحَيِّصَةُ وَحُوَيِّصَةُ فَذَكَرُوا شَأْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَحْلِفُونَ خَمْسِينَ يَمِينًا فَتَسْتَحِقُّونَ قَاتِلَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا كَيْفَ نَحْلِفُ وَلَمْ نَشْهَدْ وَلَمْ نَحْضُرْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَتُبَرِّئُكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ يَمِينًا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نَقْبَلُ أَيْمَانَ قَوْمٍ كُفَّارٍ قَالَ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ بُشَيْرٌ قَالَ لِي سَهْلُ بْنُ أَبِي حَثْمَةَ لَقَدْ رَكَضَتْنِي فَرِيضَةٌ مِنْ تِلْكَ الْفَرَائِضِ فِي مِرْبَدٍ لَنَا ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Abdullah b. Sehl el-Ensarî ile Muhayyısa b. Mes’ud Hayber’e gitmişlerdi, işlerini görmek üzere birbirlerinden ayrılmışlardı. Bu arada Abdullah b. Sehl el-Ensarî öldürülmüştü. Bu olay üzerine Muhayyısa, ölenin kardeşi Abdurrahman ve Huveyyısa b. Mes’ud olayı anlatmak üzere Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Abdurrahman söze başladı. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): (Büyüğünüz kimse o konuşsun) buyurdu. Bunun üzerine Muhayyısa ve Huveyyısa konuşmaya başladılar ve Abdullah b. Sehl’in olayını aktardılar. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Elli yemin edersiniz ve böylece katilinize karşı hak sahibi olursunuz) buyurdu. Onlar da: (Nasıl yemin edebiliriz? Hem olaya şahit olmadık hem de orada değildik) dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Bu sefer Yahudiler elli yeminle kendilerini temize çıkarırlar) buyurdu. Onlar da: (Ey Allah'ın Rasûlü! Kâfir bir toplumun ettiği yeminleri nasıl kabul edebiliriz?) dediler. Ravi diyor ki: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun diyetini kendisi ödedi. Büşeyr diyor ki: Sehl b. Ebî Hasme bana şöyle demişti: O diyet develerinden bir deve, bize ait ağılda beni tekmelemişti.

Sunan an Nasai 4716

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ وُجِدَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ قَتِيلاً فَجَاءَ أَخُوهُ وَعَمَّاهُ حُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ وَهُمَا عَمَّا عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ يَتَكَلَّمُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْكُبْرَ الْكُبْرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا وَجَدْنَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ قَتِيلاً فِي قَلِيبٍ مِنْ بَعْضِ قُلُبِ خَيْبَرَ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ تَتَّهِمُونَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَتَّهِمُ الْيَهُودَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَفَتُقْسِمُونَ خَمْسِينَ يَمِينًا أَنَّ الْيَهُودَ قَتَلَتْهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ نُقْسِمُ عَلَى مَا لَمْ نَرَ قَالَ ‏"‏ فَتُبَرِّئُكُمُ الْيَهُودُ بِخَمْسِينَ أَنَّهُمْ لَمْ يَقْتُلُوهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَكَيْفَ نَرْضَى بِأَيْمَانِهِمْ وَهُمْ مُشْرِكُونَ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏ أَرْسَلَهُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl öldürülmüş olarak bulunmuştu. Onun kardeşi ve iki amcası Huveyyısa ile Muhayyısa durumu anlatmak üzere Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Abdurrahman konuşmaya başlayınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Büyüğünüzden başlayın konuşmaya) buyurdu. Diğer ikisi dediler ki: (Ey Allah'ın Rasûlü! Biz Abdullah b. Sehl’i öldürülmüş ve Hayber kuyularından bir kuyuda bulduk.) Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Kimden şüpheleniyorsunuz?) deyince: (Yahudilerden şüpheleniyoruz) dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Yahudilerin onu öldürdüğüne dair elli yemin eder misiniz?) Onlar da: (Görmediğimiz bir şey üzerine nasıl yemin edebiliriz?) dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Peki Yahudiler, onu öldürmediklerine dair elli yeminle kendilerini temize çıkarsınlar) buyurdu. Bu sefer bunlar: (Onlar müşrik kimselerdir, biz onların yeminlerine nasıl razı olabiliriz?) dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun diyetini kendisi ödedi. Mâlik b. Enes bu rivâyeti mürsel olarak nakletmiştir.

Sunan an Nasai 4717

قَالَ الْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ الأَنْصَارِيَّ وَمُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودٍ خَرَجَا إِلَى خَيْبَرَ فَتَفَرَّقَا فِي حَوَائِجِهِمَا فَقُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ فَقَدِمَ مُحَيِّصَةُ فَأَتَى هُوَ وَأَخُوهُ حُوَيِّصَةُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَهَبَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ لِيَتَكَلَّمَ لِمَكَانِهِ مِنْ أَخِيهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَبِّرْ كَبِّرْ ‏"‏ ‏.‏ فَتَكَلَّمَ حُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ فَذَكَرُوا شَأْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَهْلٍ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَحْلِفُونَ خَمْسِينَ يَمِينًا وَتَسْتَحِقُّونَ دَمَ صَاحِبِكُمْ أَوْ قَاتِلِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مَالِكٌ قَالَ يَحْيَى فَزَعَمَ بُشَيْرٌ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَدَاهُ مِنْ عِنْدِهِ ‏.‏ خَالَفَهُمْ سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّائِيُّ ‏.‏

Büşeyr b. Yesar (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle haber vermiştir: Abdullah b. Sehl el-Ensarî ve Muhayyısa b. Mes’ud Hayber’e gittiler. İhtiyaçlarını görmek için orada birbirlerinden ayrıldılar. Abdullah b. Sehl öldürüldü. Muhayyısa, kardeşi Huveyyısa ve Abdurrahman b. Sehl ile birlikte durumu anlatmak üzere Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler. Abdurrahman, kardeşinden dolayı konuşmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Büyüğünüz konuşsun, büyüğünüz konuşsun) buyurdular. Bunun üzerine Huveyyısa ve Muhayyısa, Abdullah b. Sehl hakkında gerekeni anlattılar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara dedi ki: (Elli yemin eder de arkadaşınızın kanına veya katilinize hak kazanır mısınız?) Hadisin ravilerinden Mâlik diyor ki: Yahya diyor ki: Büşeyr şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun diyetini kendi yanından ödedi.

Sunan an Nasai 4718

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّائِيُّ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، زَعَمَ أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُ سَهْلُ بْنُ أَبِي حَثْمَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ نَفَرًا مِنْ قَوْمِهِ انْطَلَقُوا إِلَى خَيْبَرَ فَتَفَرَّقُوا فِيهَا فَوَجَدُوا أَحَدَهُمْ قَتِيلاً فَقَالُوا لِلَّذِينَ وَجَدُوهُ عِنْدَهُمْ قَتَلْتُمْ صَاحِبَنَا قَالُوا مَا قَتَلْنَاهُ وَلاَ عَلِمْنَا قَاتِلاً ‏.‏ فَانْطَلَقُوا إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ انْطَلَقْنَا إِلَى خَيْبَرَ فَوَجَدْنَا أَحَدَنَا قَتِيلاً ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْكُبْرَ الْكُبْرَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ ‏"‏ تَأْتُونَ بِالْبَيِّنَةِ عَلَى مَنْ قَتَلَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا مَا لَنَا بَيِّنَةٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَيَحْلِفُونَ لَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ نَرْضَى بِأَيْمَانِ الْيَهُودِ ‏.‏ وَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبْطُلَ دَمُهُ فَوَدَاهُ مِائَةً مِنْ إِبِلِ الصَّدَقَةِ ‏.‏ خَالَفَهُمْ عَمْرُو بْنُ شُعَيْبٍ ‏.‏

Sehl b. Ebî Hasme (radıyallahü anh)’nin haber verdiğine göre, onun kavminden bir grup Hayber’e gitmişlerdi. İşlerini görmek için orada birbirlerinden ayrılmışlardı ve sonunda kendilerinden birini öldürülmüş olarak buldular. Yanlarında buldukları kimselere: (Arkadaşımızı siz mi öldürdünüz?) dediler. Onlar da: (Onu biz öldürmedik, katilini de bilmiyoruz) dediler. Onlar da Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına gelerek şöyle dediler: (Ey Allah'ın Peygamberi! Hayber’e gitmiştik, arkadaşlarımızdan birini öldürülmüş olarak bulduk.) Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (En büyüğünüz konuşsun, en büyüğünüz) buyurdu ve onlara: (Kimin öldürdüğüne dair delil getirmeniz gerekir) dedi. Onlar da: (Bizim bir delilimiz yok) dediler. (Peki, Yahudiler sizin için yemin ederler) deyince: (Yahudilerin yeminlerine razı olmayız) dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), ölen kimsenin kanının heder olmasını hoş görmeyerek zekât develerinden yüz deve diyet ödedi.

Sunan an Nasai 4719

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ الأَخْنَسِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ ابْنَ مُحَيِّصَةَ الأَصْغَرَ، أَصْبَحَ قَتِيلاً عَلَى أَبْوَابِ خَيْبَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَقِمْ شَاهِدَيْنِ عَلَى مَنْ قَتَلَهُ أَدْفَعْهُ إِلَيْكُمْ بِرُمَّتِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمِنْ أَيْنَ أُصِيبُ شَاهِدَيْنِ وَإِنَّمَا أَصْبَحَ قَتِيلاً عَلَى أَبْوَابِهِمْ قَالَ ‏"‏ فَتَحْلِفُ خَمْسِينَ قَسَامَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ أَحْلِفُ عَلَى مَا لاَ أَعْلَمُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَنَسْتَحْلِفُ مِنْهُمْ خَمْسِينَ قَسَامَةً ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ نَسْتَحْلِفُهُمْ وَهُمُ الْيَهُودُ فَقَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِيَتَهُ عَلَيْهِمْ وَأَعَانَهُمْ بِنِصْفِهَا ‏.‏

Amr b. Şuayb, babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: Muhayyısa’nın küçük oğlu Hayber kapılarının önünde ölü olarak bulunmuştu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ölenin velisine: (Onu kimin öldürdüğüne dair iki şahit getir, katili bütün sorumluluğuyla sana teslim edeyim) dedi. O da: (Ey Allah'ın Rasûlü! İki şahidi nereden bulayım? O, onların kapılarının önünde ölü olarak bulunmuş) dedi. (Öyleyse elli kasâme yemini edersin) buyurdu. Bunun üzerine o: (Ey Allah'ın Rasûlü! Bilmediğim bir şey üzerine nasıl yemin edebilirim?) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (O hâlde onlardan elli kişiye kasâme yemini ettiririz) buyurdu. Bu sefer o: (Ey Allah'ın Rasûlü! Onlar Yahudi oldukları hâlde kendilerine nasıl yemin ettirebiliriz?) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) diyeti onların üzerine paylaştırdı ve yarısını ödeyerek kendilerine yardım etti.

Sunan an Nasai 4720

أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ دَمُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ إِلاَّ بِإِحْدَى ثَلاَثٍ النَّفْسُ بِالنَّفْسِ وَالثَّيِّبُ الزَّانِي وَالتَّارِكُ دِينَهُ الْمُفَارِقُ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah'tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Müslüman bir kimsenin kanı ancak şu üç şeyden biri sebebiyle helâl olur: Cana karşı can, evli olduğu hâlde zina eden ve dinini terk ederek cemaatten ayrılan."

Sunan an Nasai 4721

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، وَأَحْمَدُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لأَحْمَدَ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قُتِلَ رَجُلٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُفِعَ الْقَاتِلُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَدَفَعَهُ إِلَى وَلِيِّ الْمَقْتُولِ فَقَالَ الْقَاتِلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ لاَ وَاللَّهِ مَا أَرَدْتُ قَتْلَهُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِوَلِيِّ الْمَقْتُولِ ‏ "‏ أَمَا إِنَّهُ إِنْ كَانَ صَادِقًا ثُمَّ قَتَلْتَهُ دَخَلْتَ النَّارَ ‏"‏ ‏.‏ فَخَلَّى سَبِيلَهُ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ مَكْتُوفًا بِنِسْعَةٍ فَخَرَجَ يَجُرُّ نِسْعَتَهُ فَسُمِّيَ ذَا النِّسْعَةِ ‏.‏

Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir adam öldürülmüştü. Katil, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in huzuruna çıkarılınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), onu maktulün velisine teslim etti. Katil: "Ey Allah'ın Rasûlü! Vallahi onu öldürmek istemedim." dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) maktulün velisine: "Dikkat et! Eğer katil sözünde doğruysa ve sen de onu öldürürsen cehenneme girersin." buyurdu. Bunun üzerine adam katili serbest bıraktı. Ebû Hüreyre dedi ki: O adam nis'a denilen deriden örülmüş bir urganla bağlanmıştı. Urganını sürükleyerek çıkıp gitti. Bunun üzerine o adama "Zü'n-nis'a" adı verildi.

Sunan an Nasai 4722

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، عَنْ عَوْفٍ الأَعْرَابِيِّ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ الْحَضْرَمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جِيءَ بِالْقَاتِلِ الَّذِي قَتَلَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَ بِهِ وَلِيُّ الْمَقْتُولِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَعْفُو ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ قَالَ ‏"‏ أَتَقْتُلُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا ذَهَبَ دَعَاهُ قَالَ ‏"‏ أَتَعْفُو ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَتَأْخُذُ الدِّيَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَتَقْتُلُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا ذَهَبَ قَالَ ‏"‏ أَمَا إِنَّكَ إِنْ عَفَوْتَ عَنْهُ فَإِنَّهُ يَبُوءُ بِإِثْمِكَ وَإِثْمِ صَاحِبِكَ ‏"‏ ‏.‏ فَعَفَا عَنْهُ فَأَرْسَلَهُ - قَالَ - فَرَأَيْتُهُ يَجُرُّ نِسْعَتَهُ ‏.‏

Alkame b. Vâil el-Hadremî, babasından rivâyetle şöyle anlatıyor: Birisini öldüren katili, maktulün velisi yakalamış ve Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e getirmişti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) getiren adama: "Katili affedecek misin?" dedi. O adam da: "Hayır." dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Onu öldürecek misin?" buyurdu. Adam: "Evet." dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Git." dedi. Adam giderken Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu çağırdı ve: "Onu affedecek misin?" buyurdu. Adam: "Hayır." dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Diyet alacak mısın?" dedi. Adam: "Hayır." dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Onu öldürecek misin?" buyurdu. Adam: "Evet." dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Git." dedi. Adam giderken Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: "Dikkat et! Eğer onu affedersen o, senin günahını ve arkadaşının günahını yüklenir." buyurdu. Adam katili affedip serbest bıraktı. Vâil dedi ki: Onun, bağlandığı urganı sürükleyerek gittiğini gördüm.

Sunan an Nasai 4723

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَوْفِ بْنِ أَبِي جَمِيلَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي حَمْزَةُ أَبُو عَمْرٍو الْعَائِذِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلْقَمَةُ بْنُ وَائِلٍ، عَنْ وَائِلٍ، قَالَ شَهِدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ جِيءَ بِالْقَاتِلِ يَقُودُهُ وَلِيُّ الْمَقْتُولِ فِي نِسْعَةٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِوَلِيِّ الْمَقْتُولِ ‏"‏ أَتَعْفُو ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَتَأْخُذُ الدِّيَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَقْتُلُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا ذَهَبَ بِهِ فَوَلَّى مِنْ عِنْدِهِ دَعَاهُ فَقَالَ لَهُ ‏"‏ أَتَعْفُو ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَتَأْخُذُ الدِّيَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَقْتُلُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ ‏"‏ أَمَا إِنَّكَ إِنْ عَفَوْتَ عَنْهُ يَبُوءُ بِإِثْمِهِ وَإِثْمِ صَاحِبِكَ ‏"‏ ‏.‏ فَعَفَا عَنْهُ وَتَرَكَهُ فَأَنَا رَأَيْتُهُ يَجُرُّ نِسْعَتَهُ ‏.‏

Vail (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Maktulün velisi katili bağladığı urganla çekip getirirken Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında idim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), maktulün velisine: (Katili affedecek misin?) buyurdu. Adam: (Hayır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Diyet alır mısın?) dedi. Adam: (Hayır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu öldürecek misin?) dedi. Adam: (Evet) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu götür) buyurdu. Adam katili alıp oradan ayrılınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu çağırdı ve: (Affeder misin?) dedi. Adam: (Hayır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Diyet alır mısın?) dedi. Adam: (Hayır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Öyleyse onu öldürecek misin?) deyince adam: (Evet) dedi. Bu sefer Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu götür) buyurdu. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Dikkat et! Eğer onu affedersen, o kendi günahını ve arkadaşının günahını yüklenir) buyurdu. Adam da onu affetti ve bıraktı. Katilin, bağlandığı ipi sürükleyerek gittiğini gördüm.

Sunan an Nasai 4724

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا جَامِعُ بْنُ مَطَرٍ الْحَبَطِيُّ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ ‏.‏ قَالَ يَحْيَى وَهُوَ أَحْسَنُ مِنْهُ ‏.‏

Alkame b. Vail’den, o da babasından, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bunun benzeri rivâyet edilmiştir. Yahya: (Bu, ondan daha güzeldir) dedi.

Sunan an Nasai 4725

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، - وَهُوَ الْحَوْضِيُّ - قَالَ حَدَّثَنَا جَامِعُ بْنُ مَطَرٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ قَاعِدًا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَ رَجُلٌ فِي عُنُقِهِ نِسْعَةٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ هَذَا وَأَخِي كَانَا فِي جُبٍّ يَحْفِرَانِهَا فَرَفَعَ الْمِنْقَارَ فَضَرَبَ بِهِ رَأْسَ صَاحِبِهِ فَقَتَلَهُ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اعْفُ عَنْهُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَى وَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّ هَذَا وَأَخِي كَانَا فِي جُبٍّ يَحْفِرَانِهَا فَرَفَعَ الْمِنْقَارَ فَضَرَبَ بِهِ رَأْسَ صَاحِبِهِ فَقَتَلَهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اعْفُ عَنْهُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَى ثُمَّ قَامَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ هَذَا وَأَخِي كَانَا فِي جُبٍّ يَحْفِرَانِهَا فَرَفَعَ الْمِنْقَارَ - أُرَاهُ قَالَ - فَضَرَبَ رَأْسَ صَاحِبِهِ فَقَتَلَهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ اعْفُ عَنْهُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَى قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ إِنْ قَتَلْتَهُ كُنْتَ مِثْلَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَخَرَجَ بِهِ حَتَّى جَاوَزَ فَنَادَيْنَاهُ أَمَا تَسْمَعُ مَا يَقُولُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَجَعَ فَقَالَ إِنْ قَتَلْتُهُ كُنْتُ مِثْلَهُ قَالَ ‏"‏ نَعَمِ اعْفُ ‏"‏ ‏.‏ فَخَرَجَ يَجُرُّ نِسْعَتَهُ حَتَّى خَفِيَ عَلَيْنَا ‏.‏

Vail (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında oturuyordum. Boynunda bir urgan bulunan bir adam geldi. Onu getiren kişi şöyle dedi: (Ey Allah’ın Rasûlü! Bu adamla kardeşim bir kuyuyu kazıyorlardı. Bu adam kazmayı kaldırıp arkadaşının başına vurdu ve onu öldürdü.) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu affet) buyurdu. Adam kabul etmedi ve şöyle dedi: (Ey Allah’ın Peygamberi! Bu adamla kardeşim bir kuyuyu kazıyorlardı. Bu adam kazmayı kaldırıp arkadaşının başına vurdu ve onu öldürdü.) Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu affet) buyurdu. Adam yine kabul etmedi. Sonra kalkıp şöyle dedi: (Ey Allah’ın Rasûlü! Bu adamla kardeşim bir kuyuyu kazıyorlardı. Bu adam kazmayı kaldırdı, zannederim böyle söyledi, arkadaşının başına vurdu ve onu öldürdü.) Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu affet) buyurdu. Adam kabul etmeyince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Git! Eğer onu öldürürsen sen de onun gibi olursun) buyurdu. Adam katili alıp uzaklaşıncaya kadar gitti. Biz ona: (Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ne söylediğini duymuyor musun?) diye seslendik. Bunun üzerine geri döndü ve: (Onu öldürürsem onun gibi mi olurum?) diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Evet, affet) buyurdu. Böylece katil, boynundaki urganı sürükleyerek gözden kayboluncaya kadar gitti.

Sunan an Nasai 4726

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، عَنْ سِمَاكٍ، ذَكَرَ أَنَّ عَلْقَمَةَ بْنَ وَائِلٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَانَ قَاعِدًا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَ رَجُلٌ يَقُودُ آخَرَ بِنِسْعَةٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَتَلَ هَذَا أَخِي ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَقَتَلْتَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ لَمْ يَعْتَرِفْ أَقَمْتُ عَلَيْهِ الْبَيِّنَةَ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ قَتَلْتُهُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ كَيْفَ قَتَلْتَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ كُنْتُ أَنَا وَهُوَ نَحْتَطِبُ مِنْ شَجَرَةٍ فَسَبَّنِي فَأَغْضَبَنِي فَضَرَبْتُ بِالْفَأْسِ عَلَى قَرْنِهِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ لَكَ مِنْ مَالٍ تُؤَدِّيهِ عَنْ نَفْسِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَالِي إِلاَّ فَأْسِي وَكِسَائِي ‏.‏ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتُرَى قَوْمَكَ يَشْتَرُونَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَنَا أَهْوَنُ عَلَى قَوْمِي مِنْ ذَاكَ ‏.‏ فَرَمَى بِالنِّسْعَةِ إِلَى الرَّجُلِ فَقَالَ ‏"‏ دُونَكَ صَاحِبَكَ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنْ قَتَلَهُ فَهُوَ مِثْلُهُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَدْرَكُوا الرَّجُلَ فَقَالُوا وَيْلَكَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنْ قَتَلَهُ فَهُوَ مِثْلُهُ ‏"‏ ‏.‏ فَرَجَعَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ حُدِّثْتُ أَنَّكَ قُلْتَ ‏"‏ إِنْ قَتَلَهُ فَهُوَ مِثْلُهُ ‏"‏ ‏.‏ وَهَلْ أَخَذْتُهُ إِلاَّ بِأَمْرِكَ فَقَالَ ‏"‏ مَا تُرِيدُ أَنْ يَبُوءَ بِإِثْمِكَ وَإِثْمِ صَاحِبِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنْ ذَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ذَلِكَ كَذَلِكَ ‏.‏

Alkame b. Vâil, babasından naklettiğine göre babası, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında otururken bir adam, başka bir adamı bir kayışla çekerek getirdi ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu adam kardeşimi öldürdü” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: “Onu sen mi öldürdün?” diye sordu. Adam: “Ey Allah’ın Resûlü! İtiraf etmeseydi onun aleyhine delil getirirdim” dedi. Diğeri: “Evet, onu ben öldürdüm” dedi. Resûlullah: “Onu nasıl öldürdün?” diye sordu. Adam: “Ben ve o, bir ağaçtan odun topluyorduk. Bana sövdü, beni öfkelendirdi; ben de baltayla başına vurdum” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: “Kendini kurtarmak için verebileceğin bir malın var mı?” diye sordu. Adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Baltamdan ve elbisemden başka malım yoktur” dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kavminin seni satın alacağını düşünüyor musun?” diye sordu. Adam: “Ben kavmimin yanında bundan daha değersizim” dedi. Bunun üzerine Resûlullah kayışı öteki adama atarak: “Al, arkadaşın senindir” buyurdu. Adam dönüp gidince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Eğer onu öldürürse o da onun gibidir” buyurdu. Oradakiler adama yetişerek: “Yazık sana! Resûlullah, ‘Eğer onu öldürürse o da onun gibidir’ buyurdu” dediler. Bunun üzerine adam Resûlullah’ın yanına dönerek: “Ey Allah’ın Resûlü! ‘Eğer onu öldürürse o da onun gibidir’ dediğin bana bildirildi. Oysa ben onu ancak senin emrinle aldım” dedi. Resûlullah: “Onun, senin günahını ve arkadaşının günahını yüklenmesini istemez misin?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Resûlullah: “İşte öyledir” buyurdu. Adam: “Öyleyse öyledir” dedi.

Sunan an Nasai 4727

أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا أَبُو يُونُسَ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، أَنَّ عَلْقَمَةَ بْنَ وَائِلٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَاهُ حَدَّثَهُ قَالَ إِنِّي لَقَاعِدٌ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَ رَجُلٌ يَقُودُ آخَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Simâk b. Harb’den rivayet edildiğine göre Alkame b. Vâil ona, babasının şöyle anlattığını nakletti: “Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte otururken bir adam, başka bir adamı çekerek getirdi.” Ardından buna benzer bir rivayet nakletti.

Sunan an Nasai 4728

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، عَنْ أَبِي عَوَانَةَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ سَالِمٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلٍ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِرَجُلٍ قَدْ قَتَلَ رَجُلاً فَدَفَعَهُ إِلَى وَلِيِّ الْمَقْتُولِ يَقْتُلُهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِجُلَسَائِهِ ‏ "‏ الْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَاتَّبَعَهُ رَجُلٌ فَأَخْبَرَهُ فَلَمَّا أَخْبَرَهُ تَرَكَهُ ‏.‏ قَالَ فَلَقَدْ رَأَيْتُهُ يَجُرُّ نِسْعَتَهُ حِينَ تَرَكَهُ يَذْهَبُ ‏.‏ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِحَبِيبٍ فَقَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَشْوَعَ قَالَ وَذَكَرَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ الرَّجُلَ بِالْعَفْوِ ‏.‏

Alkame b. Vâil, babasından naklediyor: Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) birisini öldüren bir katil getirilince, onu kısas olarak öldürmesi için maktulün velisine teslim etti. Yanındakilere de: “Katil de maktul de cehennemdedir” buyurdu. Bunu işitenlerden biri adamın peşinden giderek Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediğini ona iletti. Adam da katili bıraktı. Katil serbest bırakılınca kayışını sürükleyerek gitti. Bunu Habîb’e anlatınca şöyle dedi: “Bana Saîd b. Eşva nakletti ve Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) o adama affetmesini emrettiğini söyledi.”

Sunan an Nasai 4729

أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، قَالَ حَدَّثَنَا ضَمْرَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَوْذَبٍ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى بِقَاتِلِ وَلِيِّهِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اعْفُ عَنْهُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَى فَقَالَ ‏"‏ خُذِ الدِّيَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبَى قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ فَإِنَّكَ مِثْلَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَذَهَبَ فَلُحِقَ الرَّجُلُ فَقِيلَ لَهُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ اقْتُلْهُ فَإِنَّكَ مِثْلَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَخَلَّى سَبِيلَهُ فَمَرَّ بِيَ الرَّجُلُ وَهُوَ يَجُرُّ نِسْعَتَهُ ‏.‏

Enes b. Mâlik (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, bir adam velisini öldüren bir katili Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına getirince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Katili affet” demişti. O da bunu kabul etmeyince, “Öyleyse diyet al” buyurdu. Adam bunu da kabul etmeyince: “Götür, onu öldür; sen de onun gibisin” buyurdu. Adam gidince birisi peşinden giderek adama: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), ‘Onu öldür; sen de onun gibisin’ dedi” deyince, adam katili bırakıverdi. Katil, bağlı olduğu urganı sürüyerek yanımdan geçti gitti.

Sunan an Nasai 4730

أَخْبَرَنَا الْحَسَنُ بْنُ إِسْحَاقَ الْمَرْوَزِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي خَالِدُ بْنُ خِدَاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ الْمُهَاجِرِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ هَذَا الرَّجُلَ قَتَلَ أَخِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اذْهَبْ فَاقْتُلْهُ كَمَا قَتَلَ أَخَاكَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ الرَّجُلُ اتَّقِ اللَّهَ وَاعْفُ عَنِّي فَإِنَّهُ أَعْظَمُ لأَجْرِكَ وَخَيْرٌ لَكَ وَلأَخِيكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏.‏ قَالَ فَخَلَّى عَنْهُ قَالَ فَأُخْبِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ فَأَخْبَرَهُ بِمَا قَالَ لَهُ قَالَ فَأَعْنَفَهُ ‏"‏ أَمَا إِنَّهُ كَانَ خَيْرًا مِمَّا هُوَ صَانِعٌ بِكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ يَا رَبِّ سَلْ هَذَا فِيمَ قَتَلَنِي ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Büreyde (radıyallahü anh)’nin babasından rivâyete göre, bir adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek yanındaki birine işaret edip: “Bu adam kardeşimi öldürdü” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Git, kardeşini öldürdüğü gibi sen de onu öldür” buyurdu. Bunun üzerine katil, kendisini öldürecek adama: “Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşı ve beni affet. Beni affetmek sana daha çok sevap kazandırır; kıyamet gününde senin ve kardeşin için daha hayırlı olur” deyince, adam katili serbest bıraktı. Bu durum Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bildirildi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona sordu, o da katilin kendisine söylediklerini anlattı. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu sertçe azarlayarak: “Onu serbest bırakman, kıyamet gününde onun sana yapacağı şeyden daha hayırlıydı. O, ‘Ya Rabbi, buna beni niçin öldürdüğünü sor’ diyecek” buyurdu.

Sunan an Nasai 4731

أَخْبَرَنَا الْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ دِينَارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، قَالَ أَنْبَأَنَا عَلِيٌّ، - وَهُوَ ابْنُ صَالِحٍ - عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ قُرَيْظَةُ وَالنَّضِيرُ وَكَانَ النَّضِيرُ أَشْرَفَ مِنْ قُرَيْظَةَ وَكَانَ إِذَا قَتَلَ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْظَةَ رَجُلاً مِنَ النَّضِيرِ قُتِلَ بِهِ وَإِذَا قَتَلَ رَجُلٌ مِنَ النَّضِيرِ رَجُلاً مِنْ قُرَيْظَةَ أَدَّى مِائَةَ وَسْقٍ مِنْ تَمْرٍ فَلَمَّا بُعِثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَتَلَ رَجُلٌ مِنَ النَّضِيرِ رَجُلاً مِنْ قُرَيْظَةَ فَقَالُوا ادْفَعُوهُ إِلَيْنَا نَقْتُلْهُ ‏.‏ فَقَالُوا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَأَتَوْهُ فَنَزَلَتْ ‏{‏ وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ ‏}‏ وَالْقِسْطُ النَّفْسُ بِالنَّفْسِ ثُمَّ نَزَلَتْ ‏{‏ أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ ‏}‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Kurayza ve Nadîr kabileleri vardı. Nadîr, Kurayza’dan daha üstün idi. Kurayza’dan bir adam Nadîrli birini öldürdü mü ona karşılık öldürülür; Nadîr’den bir adam Kurayza’dan birini öldürdü mü yüz vesk hurma verirdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) peygamber olarak gönderildikten sonra Nadîr kabilesinden bir adam Kurayza’dan birini öldürdü. Kurayzalılar: “Katili bize verin, onu öldürelim” dediler. Nadîrliler ise: “Bizimle sizin aranızda Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hakem olsun” dediler. Bunun üzerine ona geldiler ve Mâide sûresinin 42. âyeti nazil oldu: “Eğer hükmedersen, aralarında adaletle hükmet.” Adalet, cana can demektir. Daha sonra da Mâide sûresinin 50. âyeti nazil oldu: “Yoksa onlar câhiliye hükmünü mü arıyorlar?”

Sunan an Nasai 4732

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمِّي، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنِي دَاوُدُ بْنُ الْحُصَيْنِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ الآيَاتِ الَّتِي، فِي الْمَائِدَةِ الَّتِي قَالَهَا اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ‏}‏ إِلَى ‏{‏ الْمُقْسِطِينَ ‏}‏ إِنَّمَا نَزَلَتْ فِي الدِّيَةِ بَيْنَ النَّضِيرِ وَبَيْنَ قُرَيْظَةَ وَذَلِكَ أَنَّ قَتْلَى النَّضِيرِ كَانَ لَهُمْ شَرَفٌ يُودَوْنَ الدِّيَةَ كَامِلَةً وَأَنَّ بَنِي قُرَيْظَةَ كَانُوا يُودَوْنَ نِصْفَ الدِّيَةِ فَتَحَاكَمُوا فِي ذَلِكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ذَلِكَ فِيهِمْ فَحَمَلَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْحَقِّ فِي ذَلِكَ فَجَعَلَ الدِّيَةَ سَوَاءً ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Mâide sûresinde Allah’ın, “Aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir” buyruğundan “Allah adil davrananları sever” buyruğuna kadar olan ayetler, Nadîr ile Kureyza arasındaki diyet hakkında indi. Çünkü Nadîrlilerin maktulleri şerefli sayılıyor ve onlar için tam diyet ödeniyordu. Kureyza oğullarının maktulleri için ise diyetin yarısı ödeniyordu. Bu konuda davalarının halledilmesi için Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i hakem tayin ettiler ve bunun üzerine yukarıdaki ayetler nazil oldu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları bu konuda hakka yöneltti ve diyeti eşit kıldı.

Sunan an Nasai 4733

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ قَيْسِ بْنِ عُبَادٍ، قَالَ انْطَلَقْتُ أَنَا وَالأَشْتَرُ، إِلَى عَلِيٍّ رضى الله عنه فَقُلْنَا هَلْ عَهِدَ إِلَيْكَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا لَمْ يَعْهَدْهُ إِلَى النَّاسِ عَامَّةً قَالَ لاَ إِلاَّ مَا كَانَ فِي كِتَابِي هَذَا ‏.‏ فَأَخْرَجَ كِتَابًا مِنْ قِرَابِ سَيْفِهِ فَإِذَا فِيهِ ‏ "‏ الْمُؤْمِنُونَ تَكَافَأُ دِمَاؤُهُمْ وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُمْ وَيَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ أَلاَ لاَ يُقْتَلُ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ وَلاَ ذُو عَهْدٍ بِعَهْدِهِ مَنْ أَحْدَثَ حَدَثًا فَعَلَى نَفْسِهِ أَوْ آوَى مُحْدِثًا فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ ‏"‏ ‏.‏

Kays b. Ubâde (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Eşter ile birlikte Ali’nin yanına giderek kendisine, “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in başkalarına söylemediği, sadece sana söylediği bir şey var mı?” dedik. “Hayır, sadece şu yazımda bulunanlar var” dedi ve kılıcının kınından bir yazı çıkardı. Orada şunlar yazılıydı: “Mü’minlerin kanları kısas ve diyet bakımından eşittir. Onlar başkalarına karşı tek bir eldirler. Onların en aşağı durumda olanı bile eman verebilir. Dikkat edin! Bir kâfire karşılık bir mü’min öldürülmez. Antlaşması devam eden antlaşmalı bir kimse de öldürülmez. Kim bir suç işlerse bunun sorumluluğu kendisine aittir. Kim de bir suçluyu himaye ederse Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun.”

Sunan an Nasai 4734

أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا الْقَوَارِيرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْوَاحِدِ، قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَامِرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي حَسَّانَ، عَنْ عَلِيٍّ، رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمُؤْمِنُونَ تَكَافَأُ دِمَاؤُهُمْ وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُمْ يَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ لاَ يُقْتَلُ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ وَلاَ ذُو عَهْدٍ فِي عَهْدِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ali (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Mü’minlerin kanları kısas ve diyet bakımından eşittir. Onlar başkalarına karşı tek bir eldirler. Onların en aşağı durumda olanı bile eman verebilir. Bir kâfire karşılık bir mü’min öldürülmez. Antlaşması devam eden antlaşmalı bir kimse de öldürülmez.”

Sunan an Nasai 4735

أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، - هُوَ الْمَرْوَزِيُّ - قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ عَبْدَهُ قَتَلْنَاهُ وَمَنْ جَدَعَهُ جَدَعْنَاهُ وَمَنْ أَخْصَاهُ أَخْصَيْنَاهُ ‏"‏ ‏.‏

Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: (Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim kölesinin bir organını keserse biz de onun organını keseriz, kim kölesini iğdiş ederse biz de onu iğdiş ederiz.)

Sunan an Nasai 4736

أَخْبَرَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ عَبْدَهُ قَتَلْنَاهُ وَمَنْ جَدَعَ عَبْدَهُ جَدَعْنَاهُ ‏"‏ ‏.‏

Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: (Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim kölesinin bir organını keserse biz de onun organını keseriz.) (Ebû Dâvûd, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)

Sunan an Nasai 4737

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ عَبْدَهُ قَتَلْنَاهُ وَمَنْ جَدَعَ عَبْدَهُ جَدَعْنَاهُ ‏"‏ ‏.‏

Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: (Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun bir organını keseriz.) (Ebû Dâvûd, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)

Sunan an Nasai 4738

أَخْبَرَنَا يُوسُفُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ طَاوُسًا، يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ عُمَرَ، رضى الله عنه أَنَّهُ نَشَدَ قَضَاءَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذَلِكَ فَقَامَ حَمَلُ بْنُ مَالِكٍ فَقَالَ كُنْتُ بَيْنَ حُجْرَتَىِ امْرَأَتَيْنِ فَضَرَبَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى بِمِسْطَحٍ فَقَتَلَتْهَا وَجَنِينَهَا فَقَضَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي جَنِينِهَا بِغُرَّةٍ وَأَنْ تُقْتَلَ بِهَا ‏.‏

Ömer (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bu konudaki hükmünü sordu. Bunun üzerine Hamel b. Mâlik kalktı ve şöyle anlattı: İki kadınla evliydim. Kadınlardan biri diğerine çadır direğiyle vurup onu ve karnındaki çocuğu öldürdü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), cenini için diyet olarak bir köle veya cariye verilmesine ve kadının da öldürdüğü kadına karşılık öldürülmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4739

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدَةُ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، رضى الله عنه أَنَّ يَهُودِيًّا، قَتَلَ جَارِيَةً عَلَى أَوْضَاحٍ لَهَا فَأَقَادَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِهَا ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)'ten rivâyete göre, bir Yahudi ziynetlerini almak için bir kızı öldürmüştü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de o kıza karşılık Yahudi'ye kısas uyguladı.

Sunan an Nasai 4740

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبَانُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ يَهُودِيًّا، أَخَذَ أَوْضَاحًا مِنْ جَارِيَةٍ ثُمَّ رَضَخَ رَأْسَهَا بَيْنَ حَجَرَيْنِ فَأَدْرَكُوهَا وَبِهَا رَمَقٌ فَجَعَلُوا يَتَّبِعُونَ بِهَا النَّاسَ هُوَ هَذَا هُوَ هَذَا قَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُضِخَ رَأْسُهُ بَيْنَ حَجَرَيْنِ ‏.‏

Enes b. Mâlik'ten rivâyete göre, bir Yahudi genç kızın ziynetlerini alıp başını iki taş arasında ezmişti. Kıza henüz canı çıkmadan yetiştiler. Şüphelendikleri kimseleri ona göstererek, "Seni bu mu öldürdü, bu mu?" diye sordular. Yahudi gösterilince kız, "Evet" dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Yahudi'nin başının iki taş arasında ezilmesini emretti.

Sunan an Nasai 4741

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ خَرَجَتْ جَارِيَةٌ عَلَيْهَا أَوْضَاحٌ فَأَخَذَهَا يَهُودِيٌّ فَرَضَخَ رَأْسَهَا وَأَخَذَ مَا عَلَيْهَا مِنَ الْحُلِيِّ فَأُدْرِكَتْ وَبِهَا رَمَقٌ فَأُتِيَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَنْ قَتَلَكِ فُلاَنٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ بِرَأْسِهَا لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فُلاَنٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ حَتَّى سَمَّى الْيَهُودِيَّ قَالَتْ بِرَأْسِهَا نَعَمْ فَأُخِذَ فَاعْتَرَفَ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُضِخَ رَأْسُهُ بَيْنَ حَجَرَيْنِ ‏.‏

Enes b. Mâlik (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Üzerindeki ziynet eşyasını almak için bir Yahudi, kızın kafasını ezmişti. Son nefesinde kızın yanına gidenler onu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirdiler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kıza: “Seni filan mı öldürdü?” diye sordu. Kız, başıyla hayır diye işaret etti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), “Falan mı, filan mı?” diye sorunca, vuran Yahudi’nin ismi anıldığında başıyla “Evet” dedi. Yahudi yakalanıp suçunu itiraf edince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in emri üzerine Yahudi’nin kafası iki taş arasında ezildi.

Sunan an Nasai 4742

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَفْصِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ قَتْلُ مُسْلِمٍ إِلاَّ فِي إِحْدَى ثَلاَثِ خِصَالٍ زَانٍ مُحْصَنٍ فَيُرْجَمُ وَرَجُلٌ يَقْتُلُ مُسْلِمًا مُتَعَمِّدًا وَرَجُلٌ يَخْرُجُ مِنَ الإِسْلاَمِ فَيُحَارِبُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ وَرَسُولَهُ فَيُقْتَلُ أَوْ يُصَلَّبُ أَوْ يُنْفَى مِنَ الأَرْضِ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Üç şey dışında hiçbir şey Müslüman’ın kanını helâl kılmaz: Evli kimse zina ederse taşlanarak öldürülür. Bilerek bir Müslümanı öldüren kimse kısas yapılarak öldürülür. İslâm’dan çıkıp mürted olan ve Allah’a ve elçisine savaş açan kimse de ya öldürülür veya asılır yahut sürgün edilir.”

Sunan an Nasai 4743

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُطَرِّفِ بْنِ طَرِيفٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جُحَيْفَةَ، يَقُولُ سَأَلْنَا عَلِيًّا فَقُلْنَا هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَىْءٌ سِوَى الْقُرْآنِ فَقَالَ لاَ وَالَّذِي فَلَقَ الْحَبَّةَ وَبَرَأَ النَّسَمَةَ إِلاَّ أَنْ يُعْطِيَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَبْدًا فَهْمًا فِي كِتَابِهِ أَوْ مَا فِي هَذِهِ الصَّحِيفَةِ ‏.‏ قُلْتُ وَمَا فِي الصَّحِيفَةِ قَالَ فِيهَا ‏ "‏ الْعَقْلُ وَفِكَاكُ الأَسِيرِ وَأَنْ لاَ يُقْتَلَ مُسْلِمٌ بِكَافِرٍ ‏"‏ ‏.‏

Şa’bî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebû Cuheyfe’den işittim, şöyle diyordu: Ali’ye, “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den Kur’an’dan başka duyduğun bir şey var mı?” diye sorduğumuzda şöyle dedi: “Tohumu çatlatan, canlıyı yaratan Allah’a yemin ederim ki hayır, yoktur. Ancak Allah’ın kuluna Kitabını anlama kabiliyeti vermesi veya şu sahifede yazılı olanlar vardır.” “Sahifede neler var?” dedim. Şöyle dedi: “Diyet, esirlerin kurtarılması ve kâfire karşılık Müslümanın öldürülmemesi konuları vardır.”

Sunan an Nasai 4744

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي حَسَّانَ، قَالَ قَالَ عَلِيٌّ مَا عَهِدَ إِلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشَىْءٍ دُونَ النَّاسِ إِلاَّ فِي صَحِيفَةٍ فِي قِرَابِ سَيْفِي ‏.‏ فَلَمْ يَزَالُوا بِهِ حَتَّى أَخْرَجَ الصَّحِيفَةَ فَإِذَا فِيهَا ‏ "‏ الْمُؤْمِنُونَ تَكَافَأُ دِمَاؤُهُمْ يَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُمْ لاَ يُقْتَلُ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ وَلاَ ذُو عَهْدٍ فِي عَهْدِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hassan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali dedi ki: Kılıcımın kınındaki sahifeden başka Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana başkalarına söylemediği bir vasiyet yapmadı. Oradakiler ısrarla onu görmek isteyince sahifeyi çıkardı. Orada şunlar yazılı idi: Mü’minlerin kanları eşittir. Mü’minlerden en aşağıda olan biri bile düşmana emân verebilir; onlar düşmanlara karşı tek vücut gibidirler. Bir kafiri öldüren Müslüman kısas yapılarak öldürülmez, anlaşma yapılan kimseler de anlaşmalarına sadık kaldıkları sürece öldürülmez.

Sunan an Nasai 4745

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ الْحَجَّاجِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي حَسَّانَ الأَعْرَجِ، عَنِ الأَشْتَرِ، أَنَّهُ قَالَ لِعَلِيٍّ إِنَّ النَّاسَ قَدْ تَفَشَّغَ بِهِمْ مَا يَسْمَعُونَ فَإِنْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَهِدَ إِلَيْكَ عَهْدًا فَحَدِّثْنَا بِهِ ‏.‏ قَالَ مَا عَهِدَ إِلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَهْدًا لَمْ يَعْهَدْهُ إِلَى النَّاسِ غَيْرَ أَنَّ فِي قِرَابِ سَيْفِي صَحِيفَةً فَإِذَا فِيهَا ‏ "‏ الْمُؤْمِنُونَ تَتَكَافَأُ دِمَاؤُهُمْ يَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ لاَ يُقْتَلُ مُؤْمِنٌ بِكَافِرٍ وَلاَ ذُو عَهْدٍ فِي عَهْدِهِ ‏"‏ ‏.‏ مُخْتَصَرٌ ‏.‏

Eşter (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Ali’ye şöyle demiştir: Senden duyulan şeyler insanlar arasında yayılıyor. Eğer Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in sana bir vasiyeti varsa bize söyle. Bunun üzerine Ali: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bana, insanlara söylemediği bir vasiyeti yoktur; sadece kılıcımın kınındaki sahifede yazılı olanlar vardır, dedi. Orada şunlar yazılıydı: Mü’minlerin kanları eşittir. En aşağı görülen biri bile düşmana eman verebilir. Kafire karşılık mü’min öldürülmez. Anlaşma yapılan kimse de ahdine vefa gösterdiği sürece öldürülmez.

Sunan an Nasai 4746

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عُيَيْنَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ، قَالَ أَبُو بَكْرَةَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ مُعَاهِدًا فِي غَيْرِ كُنْهِهِ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Bekre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Kim haksız yere ahid verdiği kimseyi öldürürse, Allah ona Cenneti haram kılar.

Sunan an Nasai 4747

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ الأَعْرَجِ، عَنِ الأَشْعَثِ بْنِ ثُرْمُلَةَ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا مُعَاهِدَةً بِغَيْرِ حِلِّهَا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ أَنْ يَشُمَّ رِيحَهَا ‏"‏ ‏.‏

Ebu Bekre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim sebepsiz yere ahid verdiği kimseyi öldürürse, Allah ona Cennetin kokusunu bile haram kılar.”

Sunan an Nasai 4748

أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا النَّضْرُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُخَيْمِرَةَ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ رَجُلاً مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ لَمْ يَجِدْ رِيحَ الْجَنَّةِ وَإِنَّ رِيحَهَا لَيُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ سَبْعِينَ عَامًا ‏"‏ ‏.‏

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bir adamdan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim zimmîlerden birini öldürürse, Cennetin kokusunu bile alamaz; halbuki Cennetin kokusu yetmiş yıllık mesafeden alınır.”

Sunan an Nasai 4749

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، دُحَيْمٌ قَالَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، - وَهُوَ ابْنُ عَمْرٍو - عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ جُنَادَةَ بْنِ أَبِي أُمَيَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ لَمْ يَجِدْ رِيحَ الْجَنَّةِ وَإِنَّ رِيحَهَا لَيُوجَدُ مِنْ مَسِيرَةِ أَرْبَعِينَ عَامًا ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Amr (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim zimmîlerden birini öldürürse, Cennetin kokusunu duyamaz; halbuki Cennetin kokusu kırk yıllık mesafeden alınır.”

Sunan an Nasai 4750

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ غُلاَمًا، لأُنَاسٍ فُقَرَاءَ قَطَعَ أُذُنَ غُلاَمٍ لأُنَاسٍ أَغْنِيَاءَ فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَجْعَلْ لَهُمْ شَيْئًا ‏.‏

İmran b. Husayn (radıyallahü anh)'dan rivâyete göre, fakir ailelerden birinin kölesi, zengin ailelerden birinin kölesinin kulağını kesmişti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e şikâyete geldiklerinde onlara bir şey vermedi.

Sunan an Nasai 4751

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو خَالِدٍ، سُلَيْمَانُ بْنُ حَيَّانَ قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى بِالْقِصَاصِ فِي السِّنِّ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)'ten rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) diş konusunda kısas yapılmasına hüküm verdi ve şöyle buyurdu: "Allah'ın Kitabı kısası gerektirir."

Sunan an Nasai 4752

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قَتَلَ عَبْدَهُ قَتَلْنَاهُ وَمَنْ جَدَعَ عَبْدَهُ جَدَعْنَاهُ ‏"‏ ‏.‏

Semure (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kim kölesini öldürürse onu öldürürüz; kim kölesinin bir uzvunu keserse onun da aynı uzvunu keseriz."

Sunan an Nasai 4753

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ خَصَى عَبْدَهُ خَصَيْنَاهُ وَمَنْ جَدَعَ عَبْدَهُ جَدَعْنَاهُ ‏"‏ ‏.‏ وَاللَّفْظُ لاِبْنِ بَشَّارٍ ‏.‏

Semure (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim kölesini iğdiş yaparsa biz de onu iğdiş yaparız. Kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun o organını keseriz.”

Sunan an Nasai 4754

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَفَّانُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ أُخْتَ الرُّبَيِّعِ أُمَّ حَارِثَةَ، جَرَحَتْ إِنْسَانًا فَاخْتَصَمُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْقِصَاصَ الْقِصَاصَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ أُمُّ الرُّبَيِّعِ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُقْتَصُّ مِنْ فُلاَنَةَ لاَ وَاللَّهِ لاَ يُقْتَصُّ مِنْهَا أَبَدًا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سُبْحَانَ اللَّهِ يَا أُمَّ الرُّبَيِّعِ الْقِصَاصُ كِتَابُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ لاَ وَاللَّهِ لاَ يُقْتَصُّ مِنْهَا أَبَدًا ‏.‏ فَمَا زَالَتْ حَتَّى قَبِلُوا الدِّيَةَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rübeyyi’nin kız kardeşi Ümmü Harise bir adamı yaralamış ve davalarının görülmesi için Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına gelmişlerdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kısas gerekir, kısas gerekir.” demişti. Ümmü Rübeyyi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Falana kısas mı yapılacak? Hayır, vallahi ona hiçbir zaman kısas yapılamaz.” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sübhanallah, ey Ümmü Rübeyyi! Kısas Allah’ın Kitabı’nın hükmüdür.” buyurdu. Kadın: “Hayır, vallahi ona hiçbir zaman kısas yapılamaz.” dedi. Karşı taraf diyeti kabul edinceye kadar bu sözünde diretti. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah’a yemin etseler Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz.” buyurdu.

Sunan an Nasai 4755

أَخْبَرَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، قَالَ ذَكَرَ أَنَسٌ أَنَّ عَمَّتَهُ، كَسَرَتْ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ فَقَضَى نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْقِصَاصِ فَقَالَ أَخُوهَا أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ أَتُكْسَرُ ثَنِيَّةُ فُلاَنَةَ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّةُ فُلاَنَةَ ‏.‏ قَالَ وَكَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ سَأَلُوا أَهْلَهَا الْعَفْوَ وَالأَرْشَ فَلَمَّا حَلَفَ أَخُوهَا - وَهُوَ عَمُّ أَنَسٍ وَهُوَ الشَّهِيدُ يَوْمَ أُحُدٍ - رَضِيَ الْقَوْمُ بِالْعَفْوِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh) anlatıyor: “Halam bir kızın ön dişini kırmış, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de kısas yapılmasını emretmişti. Erkek kardeşi Enes b. Nadr, Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem): ‘Falanın dişi mi kırılacak? Hayır, seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki falanın dişi kırılmayacak.’ dedi. Daha önce dişi kırılan kimsenin ailesinden affetmelerini veya diyet almalarını rica etmişler, onlar da kabul etmemişlerdi. Uhud Savaşı’nda şehit olan amcam Enes yemin edince affetmeye razı oldular. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): ‘Allah’ın kullarından öyle kimseler vardır ki Allah’a yemin etseler Allah yeminlerini boşa çıkarmaz.’ buyurdu.”

Sunan an Nasai 4756

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَسَرَتِ الرُّبَيِّعُ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ فَطَلَبُوا إِلَيْهِمُ الْعَفْوَ فَأَبَوْا فَعُرِضَ عَلَيْهِمُ الأَرْشُ فَأَبَوْا فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ بِالْقِصَاصِ ‏.‏ قَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ يَا رَسُولَ اللَّهِ تُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ‏"‏ ‏.‏ فَرَضِيَ الْقَوْمُ وَعَفَوْا فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rübeyyi bir kızın ön dişini kırmıştı. Onlardan affetmelerini istediler, onlar bunu kabul etmediler; diyet almalarını teklif ettiler, yine kabul etmediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına geldiler. O da kısas yapılmasını emretti. Enes b. Nadr dedi ki: (Ey Allah'ın Rasûlü! Rübeyyi’nin dişi mi kırılacak? Hayır, seni hak dinle gönderen Allah’a yemin olsun ki dişi kırılmayacak.) Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Ey Enes! Allah’ın Kitabı kısası emrediyor.) buyurdu. Dişi kırılanın yakınları razı oldular ve affettiler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Allah’ın kullarından öyle kimseler var ki Allah’a yemin etseler Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz.) buyurdu.

Sunan an Nasai 4757

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ أَبُو الْجَوْزَاءِ، قَالَ أَنْبَأَنَا قُرَيْشُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَجُلاً، عَضَّ يَدَ رَجُلٍ فَانْتَزَعَ يَدَهُ فَسَقَطَتْ ثَنِيَّتُهُ أَوْ قَالَ ثَنَايَاهُ فَاسْتَعْدَى عَلَيْهِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا تَأْمُرُنِي تَأْمُرُنِي أَنْ آمُرَهُ أَنْ يَدَعَ يَدَهُ فِي فِيكَ تَقْضَمُهَا كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ إِنْ شِئْتَ فَادْفَعْ إِلَيْهِ يَدَكَ حَتَّى يَقْضَمَهَا ثُمَّ انْتَزِعْهَا إِنْ شِئْتَ ‏"‏ ‏.‏

İmran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, bir adam başka birinin elini ısırmış, o da elini çekince ısıranın ön dişi veya ön dişleri düşmüş. Dişi düşen adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e şikâyete gelince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: (Ne yapmamı emredersin? Ona, elini senin ağzında bırakmasını emredeyim de sen onu erkek devenin ısırdığı gibi ısırıp kopar, öyle mi? İstersen elini ona ver, ısırıncaya kadar bekle, sonra dilersen çek.) buyurdu.

Sunan an Nasai 4758

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَجُلاً، عَضَّ آخَرَ عَلَى ذِرَاعِهِ فَاجْتَذَبَهَا فَانْتَزَعَتْ ثَنِيَّتَهُ فَرُفِعَ ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَبْطَلَهَا وَقَالَ ‏ "‏ أَرَدْتَ أَنْ تَقْضَمَ لَحْمَ أَخِيكَ كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ‏"‏ ‏.‏

İmran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, bir adam başka bir adamın kolunu ısırmış, diğeri de kolunu çekince bu adamın ön dişi kopmuştu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna mahkeme olmak üzere çıkarıldılar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle bir şey olmayacağını söyleyerek davayı iptal etti ve şöyle buyurdu: (Kardeşinin etini erkek devenin ısırdığı gibi ısırıp koparmak mı istedin?)

Sunan an Nasai 4759

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ قَاتَلَ يَعْلَى رَجُلاً فَعَضَّ أَحَدُهُمَا صَاحِبَهُ فَانْتَزَعَ يَدَهُ مِنْ فِيهِ فَنَدَرَتْ ثَنِيَّتُهُ فَاخْتَصَمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَعَضُّ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ كَمَا يَعَضُّ الْفَحْلُ لاَ دِيَةَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

İmran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ya’lâ bir adamla kavga etti. İkisinden biri diğerini ısırdı; diğeri elini onun ağzından çekince ısıranın ön dişi düştü. Davalaşarak Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna çıktılar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de şöyle buyurdu: “Biriniz kardeşini erkek devenin ısırdığı gibi ısıracak, öyle mi? Onun için diyet yoktur.”

Sunan an Nasai 4760

أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ يَعْلَى، قَالَ فِي الَّذِي عَضَّ فَنَدَرَتْ ثَنِيَّتُهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ دِيَةَ لَكَ ‏"‏ ‏.‏

İmran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Ya’lâ, ısırıp da ön dişi düşen kimse hakkında Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi: “Senin için diyet yoktur.”

Sunan an Nasai 4761

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا زُرَارَةُ بْنُ أَوْفَى، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَجُلاً، عَضَّ ذِرَاعَ رَجُلٍ فَانْتَزَعَ ثَنِيَّتَهُ فَانْطَلَقَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ ‏ "‏ أَرَدْتَ أَنْ تَقْضَمَ ذِرَاعَ أَخِيكَ كَمَا يَقْضَمُ الْفَحْلُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبْطَلَهَا ‏.‏

İmran b. Husayn (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, bir adam başka bir adamın kolunu ısırdı; adam kolunu çekince ısıranın ön dişi düştü. Bunun üzerine Peygamber’e (sallallahü aleyhi ve sellem) giderek durumu anlattı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kardeşinin kolunu erkek devenin ısırdığı gibi ısırıp koparmak mı istedin?” Böylece onun davasını geçersiz saydı.

Sunan an Nasai 4762

أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ الْخَلِيلِ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ يَعْلَى ابْنِ مُنْيَةَ، أَنَّهُ قَاتَلَ رَجُلاً فَعَضَّ أَحَدُهُمَا صَاحِبَهُ فَانْتَزَعَ يَدَهُ مِنْ فِيهِ فَقَلَعَ ثَنِيَّتَهُ فَرُفِعَ ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَعَضُّ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ كَمَا يَعَضُّ الْبَكْرُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبْطَلَهَا ‏.‏

Ya’la b. Münye (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Ya’la bir adamla dövüştü. İkisinden biri diğerini ısırdı; diğeri elini onun ağzından çekince ön dişini söktü. Durum Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in huzuruna götürüldü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Biriniz kardeşini genç deve gibi mi ısırıyor?” Davayı geçersiz saydı.

Sunan an Nasai 4763

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدِ بْنِ عَقِيلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا جَدِّي، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ يَعْلَى ابْنِ مُنْيَةَ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ بَنِي تَمِيمٍ قَاتَلَ رَجُلاً فَعَضَّ يَدَهُ فَانْتَزَعَهَا فَأَلْقَى ثَنِيَّتَهُ فَاخْتَصَمَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَعَضُّ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ كَمَا يَعَضُّ الْبَكْرُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَطَلَّهَا أَىْ أَبْطَلَهَا ‏.‏

Ya’la b. Münye (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Temîm oğullarından bir adam birisiyle kavga etti ve onun elini ısırdı. O da elini kurtarmak için çekince ısıranın ön dişi düştü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e şikâyete geldiklerinde Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Biriniz kardeşini genç deve gibi mi ısırıyor?” Davayı geçersiz saydı, yani iptal etti.

Sunan an Nasai 4764

أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَحْمَدُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَمَّيْهِ، سَلَمَةَ وَيَعْلَى ابْنَىْ أُمَيَّةَ قَالاَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ وَمَعَنَا صَاحِبٌ لَنَا فَقَاتَلَ رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَعَضَّ الرَّجُلُ ذِرَاعَهُ فَجَذَبَهَا مِنْ فِيهِ فَطَرَحَ ثَنِيَّتَهُ فَأَتَى الرَّجُلُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَلْتَمِسُ الْعَقْلَ فَقَالَ ‏ "‏ يَنْطَلِقُ أَحَدُكُمْ إِلَى أَخِيهِ فَيَعَضُّهُ كَعَضِيضِ الْفَحْلِ ثُمَّ يَأْتِي يَطْلُبُ الْعَقْلَ لاَ عَقْلَ لَهَا ‏"‏ ‏.‏ فَأَبْطَلَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Seleme ve Ya’la b. Ümeyye (radıyallahü anhüma)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Tebük Gazvesi’ne çıkmıştık. Beraberimizdeki bir arkadaşımız Müslümanlardan birisiyle kavga etti. O adam arkadaşımızın kolunu ısırdı; arkadaşımız da kolunu onun ağzından çekince adamın ön dişi düştü. Bunun üzerine o kimse gidip Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den dişinin diyetini isteyince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Biriniz kardeşine gidip onu erkek devenin ısırdığı gibi ısırıyor, sonra da gelip diyet istiyor. O diş için diyet yoktur.” Böylece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) davayı geçersiz saydı.

Sunan an Nasai 4765

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الْجَبَّارِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، عَضَّ يَدَ رَجُلٍ فَانْتُزِعَتْ ثَنِيَّتُهُ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَهْدَرَهَا ‏.‏

Safvan b. Ya’la (radıyallahü anh)’nın babasından rivâyet ettiğine göre, bir adam başka bir adamın elini ısırmıştı. O da elini ağzından çekince ısıran adamın ön dişi söküldü. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi; Rasûlüllah da o diş için tazminata hükmetmedi.

Sunan an Nasai 4766

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ، مَرَّةً أُخْرَى عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، عَنْ يَعْلَى، وَابْنُ جُرَيْجٍ عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، عَنْ يَعْلَى، أَنَّهُ اسْتَأْجَرَ أَجِيرًا فَقَاتَلَ رَجُلاً فَعَضَّ يَدَهُ فَانْتُزِعَتْ ثَنِيَّتُهُ فَخَاصَمَهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ أَيَدَعُهَا يَقْضِمُهَا كَقَضْمِ الْفَحْلِ ‏"‏ ‏.‏

Ya’la (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, bir işçi tutmuştu. İşçi bir adamla kavga edip onun elini ısırdı; adam elini çekince işçinin ön dişi söküldü. Bunun üzerine meseleyi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürdü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), “Elini onun ağzında bırakıp aygırın ısırdığı gibi ısırmasına izin mi verseydi?” buyurdu.

Sunan an Nasai 4767

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ غَزَوْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ فَاسْتَأْجَرْتُ أَجِيرًا فَقَاتَلَ أَجِيرِي رَجُلاً فَعَضَّ الآخَرُ فَسَقَطَتْ ثَنِيَّتُهُ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ لَهُ فَأَهْدَرَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Safvan b. Ya’la (radıyallahü anh), babasından rivâyet ederek şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Tebük seferine katılmıştım. Bu sırada bir işçi tutmuştum. İşçim bir adamla kavga etti; diğer adam onu ısırınca ön dişi düştü. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip durumu anlattı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de o diş için tazminata hükmetmedi.

Sunan an Nasai 4768

أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، عَنْ يَعْلَى بْنِ أُمَيَّةَ، قَالَ غَزَوْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَيْشَ الْعُسْرَةِ - وَكَانَ أَوْثَقَ عَمَلٍ لِي فِي نَفْسِي - وَكَانَ لِي أَجِيرٌ فَقَاتَلَ إِنْسَانًا فَعَضَّ أَحَدُهُمَا أُصْبَعَ صَاحِبِهِ فَانْتَزَعَ إِصْبَعَهُ فَأَنْدَرَ ثَنِيَّتَهُ فَسَقَطَتْ فَانْطَلَقَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَهْدَرَ ثَنِيَّتَهُ وَقَالَ ‏ "‏ أَفَيَدَعُ يَدَهُ فِي فِيكَ تَقْضَمُهَا ‏"‏ ‏.‏

Ya’la b. Ümeyye (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile beraber Ceyşül Usre, yani Tebük seferinde bulunmuştum. Bu, hayatımda en güvendiğim amelimdir. Yanımdaki hizmetçim bir adamla kavga etti. Onlardan biri diğerinin parmağını ısırdı. O da parmağını kurtarmak için çekince ısıranın ön dişini söktü ve dişi düştü. Dişi düşen kişi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gidip şikâyette bulundu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) düşen dişi için tazminat verilmemesine hükmetti ve şöyle buyurdu: “Elini ağzında bıraksaydı da onu koparsaydın, öyle mi?”

Sunan an Nasai 4769

أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، فِي حَدِيثِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ يَعْلَى، عَنْ أَبِيهِ، بِمِثْلِ الَّذِي عَضَّ فَنَدَرَتْ ثَنِيَّتُهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ دِيَةَ لَكَ ‏"‏ ‏.‏

İbn Ya’la’nın babasından rivâyete göre, bir adam diğerini ısırmış, ısırılan kişi kendisini çekince ısıranın ön dişi düşmüştü. Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Senin için diyet yoktur” buyurdu.

Sunan an Nasai 4770

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ بُدَيْلِ بْنِ مَيْسَرَةَ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى ابْنِ مُنْيَةَ، أَنَّ أَجِيرًا، لِيَعْلَى ابْنِ مُنْيَةَ عَضَّ آخَرُ ذِرَاعَهُ فَانْتَزَعَهَا مِنْ فِيهِ فَرَفَعَ ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ سَقَطَتْ ثَنِيَّتُهُ فَأَبْطَلَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏ "‏ أَيَدَعُهَا فِي فِيكَ تَقْضَمُهَا كَقَضْمِ الْفَحْلِ ‏"‏ ‏.‏

Safvan b. Ya’la b. Münye’den rivâyete göre, Ya’la b. Münye’nin hizmetçisini başka biri kolundan ısırdı. Hizmetçi kolunu onun ağzından çekince ısıranın ön dişi düştü. Durum Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürüldü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) düşen dişle ilgili davayı geçersiz saydı ve şöyle buyurdu: “Kolunu, aygırın ısırdığı gibi ısırman için ağzında mı bıraksaydı?”

Sunan an Nasai 4771

أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الْجَوَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمَّارٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ يَعْلَى، أَنَّ أَبَاهُ، غَزَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ فَاسْتَأْجَرَ أَجِيرًا فَقَاتَلَ رَجُلاً فَعَضَّ الرَّجُلُ ذِرَاعَهُ فَلَمَّا أَوْجَعَهُ نَتَرَهَا فَأَنْدَرَ ثَنِيَّتَهُ فَرُفِعَ ذَلِكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَعْمِدُ أَحَدُكُمْ فَيَعَضُّ أَخَاهُ كَمَا يَعَضُّ الْفَحْلُ ‏"‏ ‏.‏ فَأَبْطَلَ ثَنِيَّتَهُ ‏.‏

Safvan b. Ya‘lâ (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, babası Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte Tebük Savaşı’na katılmıştı. Bir hizmetçi tutmuştu. O da bir adamla kavgaya tutuştu. Adam onun kolunu ısırdı. Isırılan kişi acı duyunca kolunu çekti ve adamın ön dişini düşürdü. Durum Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e götürüldü. O da şöyle buyurdu: “Biriniz kardeşini erkek devenin ısırdığı gibi ısırmaya kalkışıyor, öyle mi?” Böylece düşen dişi için tazminatı iptal etti.

Sunan an Nasai 4772

أَخْبَرَنَا وَهْبُ بْنُ بَيَانٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبِيدَةَ بْنِ مُسَافِعٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْسِمُ شَيْئًا أَقْبَلَ رَجُلٌ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ فَطَعَنَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعُرْجُونٍ كَانَ مَعَهُ فَخَرَجَ الرَّجُلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَعَالَ فَاسْتَقِدْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ بَلْ قَدْ عَفَوْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir şey dağıtırken bir adam gelip üzerine eğildi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de yanında bulunan bir hurma sapıyla onu dürttü. Adam oradan ayrılınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Gel, benden öcünü al.” buyurdu. Adam: “Hayır, seni bağışladım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi.

Sunan an Nasai 4773

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الرِّبَاطِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، أَنْبَأَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ يَحْيَى، يُحَدِّثُ عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبِيدَةَ بْنِ مُسَافِعٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْسِمُ شَيْئًا إِذْ أَكَبَّ عَلَيْهِ رَجُلٌ فَطَعَنَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِعُرْجُونٍ كَانَ مَعَهُ فَصَاحَ الرَّجُلُ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ تَعَالَ فَاسْتَقِدْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ بَلْ عَفَوْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏

Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir şey dağıtırken bir adam üzerine eğildi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de yanında bulunan bir hurma sapıyla onu dürttü. Adam bağırınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Gel, benden öcünü al.” buyurdu. Adam da: “Hayır, seni bağışladım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi.

Sunan an Nasai 4774

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ عَبْدِ الأَعْلَى، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، وَقَعَ فِي أَبٍ كَانَ لَهُ فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَلَطَمَهُ الْعَبَّاسُ فَجَاءَ قَوْمُهُ فَقَالُوا لَيَلْطِمَنَّهُ كَمَا لَطَمَهُ ‏.‏ فَلَبِسُوا السِّلاَحَ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَصَعِدَ الْمِنْبَرَ فَقَالَ ‏"‏ أَيُّهَا النَّاسُ أَىُّ أَهْلِ الأَرْضِ تَعْلَمُونَ أَكْرَمُ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا أَنْتَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الْعَبَّاسَ مِنِّي وَأَنَا مِنْهُ لاَ تَسُبُّوا مَوْتَانَا فَتُؤْذُوا أَحْيَاءَنَا ‏"‏ ‏.‏ فَجَاءَ الْقَوْمُ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ غَضَبِكَ اسْتَغْفِرْ لَنَا ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh) anlatıyor: Bir adam Abbâs’ın cahiliyye döneminde ölen bir atasına sövdü. Abbâs da ona bir tokat attı. Bunun üzerine o adamın akrabaları gelerek şöyle dediler: (Abbâs’ın ona vurduğu gibi o da Abbâs’a vurmalıdır.) Ardından silahlarını kuşandılar. Durum Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e ulaşınca minbere çıktı ve: (Ey insanlar! Yeryüzü halkından Allah katında en değerli olanın kim olduğunu biliyor musunuz?) deyince, ashab: (Sensin.) dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: (Abbâs bendendir, ben de ondanım. Ölmüşlerimize sövmeyin ki dirilerimizi incitmeyesiniz.) buyurdu. Bunun üzerine Abbâs’a karşı ayaklananlar: (Ey Allah’ın Rasûlü! Senin öfkenden Allah’a sığınırız. Bizim için Allah’tan af dile.) dediler.

Sunan an Nasai 4775

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ حَدَّثَنِي الْقَعْنَبِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كُنَّا نَقْعُدُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ فَإِذَا قَامَ قُمْنَا فَقَامَ يَوْمًا وَقُمْنَا مَعَهُ حَتَّى لَمَّا بَلَغَ وَسَطَ الْمَسْجِدِ أَدْرَكَهُ رَجُلٌ فَجَبَذَ بِرِدَائِهِ مِنْ وَرَائِهِ - وَكَانَ رِدَاؤُهُ خَشِنًا - فَحَمَّرَ رَقَبَتَهُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ احْمِلْ لِي عَلَى بَعِيرَىَّ هَذَيْنِ فَإِنَّكَ لاَ تَحْمِلُ مِنْ مَالِكَ وَلاَ مِنْ مَالِ أَبِيكَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ وَأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ لاَ أَحْمِلُ لَكَ حَتَّى تُقِيدَنِي مِمَّا جَبَذْتَ بِرَقَبَتِي ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ الأَعْرَابِيُّ لاَ وَاللَّهِ لاَ أُقِيدُكَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَلِكَ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلُّ ذَلِكَ يَقُولُ لاَ وَاللَّهِ لاَ أُقِيدُكَ ‏.‏ فَلَمَّا سَمِعْنَا قَوْلَ الأَعْرَابِيِّ أَقْبَلْنَا إِلَيْهِ سِرَاعًا فَالْتَفَتَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ عَزَمْتُ عَلَى مَنْ سَمِعَ كَلاَمِي أَنْ لاَ يَبْرَحَ مَقَامَهُ حَتَّى آذَنَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِرَجُلٍ مِنَ الْقَوْمِ ‏"‏ يَا فُلاَنُ احْمِلْ لَهُ عَلَى بَعِيرٍ شَعِيرًا وَعَلَى بَعِيرٍ تَمْرًا ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ انْصَرِفُوا ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Mescidde Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte oturuyorduk. O kalkınca biz de kalkardık. Bir gün kalktı, biz de onunla birlikte kalktık. Mescidin ortasına varınca bir adam ona yetişip Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hırkasından arkadan tuttu ve hızlıca çekti. Hırkası sert kumaştan yapılmıştı; boynunu kızarttı. O adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e: (Ey Muhammed! Şu iki deveme yiyecek yüklet. Çünkü sen ne kendi malından ne de babanın malından veriyorsun.) deyince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Hayır! Allah’tan bağışlanma dilerim. Boynumdan böyle çekmene karşılık sana kısas yapmadıkça develerine bir şey yükletmem.) buyurdu. Bunun üzerine bedevi: (Hayır, vallahi sana kısas yaptırmam.) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sözünü üç defa tekrarladı. Her defasında bedevi: (Hayır, vallahi sana kısas yaptırmam.) diyordu. Bedevinin bu sözünü duyunca hızlıca onun üzerine yürüdük. O sırada Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize dönerek şöyle buyurdu: (Sözümü işiten hiç kimsenin, kendisine izin verinceye kadar yerinden ayrılmamasını kesin olarak emrediyorum.) Sonra oradakilerden birine: (Ey filan! Bedevinin bir devesine arpa, diğer devesine de hurma yükle.) buyurdu. Daha sonra da: (Dağılın.) buyurdu.

Sunan an Nasai 4776

أَخْبَرَنَا مُؤَمَّلُ بْنُ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مَسْعُودٍ، سَعِيدُ بْنُ إِيَاسٍ الْجُرَيْرِيُّ عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي فِرَاسٍ، أَنَّ عُمَرَ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُقِصُّ مِنْ نَفْسِهِ ‏.‏

Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: (Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendisine kısas yaptırdığını gördüm.)

Sunan an Nasai 4777

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا جَهْمِ بْنَ حُذَيْفَةَ مُصَدِّقًا فَلاَحَّهُ رَجُلٌ فِي صَدَقَتِهِ فَضَرَبَهُ أَبُو جَهْمٍ فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ الْقَوَدُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ لَكُمْ كَذَا وَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَلَمْ يَرْضَوْا بِهِ فَقَالَ ‏"‏ لَكُمْ كَذَا وَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَرَضُوا بِهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي خَاطِبٌ عَلَى النَّاسِ وَمُخْبِرُهُمْ بِرِضَاكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ فَخَطَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ هَؤُلاَءِ أَتَوْنِي يُرِيدُونَ الْقَوَدَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِمْ كَذَا وَكَذَا فَرَضُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ ‏.‏ فَهَمَّ الْمُهَاجِرُونَ بِهِمْ فَأَمَرَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَكُفُّوا فَكَفُّوا ثُمَّ دَعَاهُمْ قَالَ ‏"‏ أَرَضِيتُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنِّي خَاطِبٌ عَلَى النَّاسِ وَمُخْبِرُهُمْ بِرِضَاكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ فَخَطَبَ النَّاسَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَرَضِيتُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Cehm b. Huzeyfe’yi zekât toplama göreviyle göndermişti. Ebû Cehm, gittiği yerde zekât konusunda kendisiyle münakaşa eden birine vurmuştu. Bunun üzerine o adamın yakınları Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldiler ve: “Kısas isteriz, ey Allah’ın Rasûlü!” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Kısas yerine size şu kadar ve şu kadar verilsin” buyurdu. Razı olmadılar. Tekrar: “Size şu kadar ve şu kadar verilsin” buyurunca kabul ettiler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara: “İnsanlara konuşup sizin razı olduğunuzu bildireceğim” buyurdu. Onlar da: “Evet” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) insanlara konuşarak: “Bunlar bana kısas isteyerek geldiler. Ben de kendilerine şu kadar ve şu kadar teklif ettim, onlar da razı oldular” buyurdu. Onlar: “Hayır” dediler. Muhacirler o adamların üzerine yürüyeceklerdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara geri durmalarını emretti, onlar da geri durdular. Sonra o adamları çağırarak: “Razı oldunuz mu?” diye sordu. Onlar: “Evet” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “İnsanlara konuşup sizin razı olduğunuzu bildireceğim” buyurdu. Onlar da: “Evet” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) insanlara konuştu, sonra o kimselere tekrar: “Razı oldunuz mu?” diye sordu. Onlar da: “Evet” dediler.

Sunan an Nasai 4778

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ يَهُودِيًّا، رَأَى عَلَى جَارِيَةٍ أَوْضَاحًا فَقَتَلَهَا بِحَجَرٍ فَأُتِيَ بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَبِهَا رَمَقٌ فَقَالَ ‏"‏ أَقَتَلَكِ فُلاَنٌ ‏"‏ ‏.‏ فَأَشَارَ شُعْبَةُ بِرَأْسِهِ يَحْكِيهَا أَنْ لاَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ أَقَتَلَكِ فُلاَنٌ ‏"‏ ‏.‏ فَأَشَارَ شُعْبَةُ بِرَأْسِهِ يَحْكِيهَا أَنْ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَقَتَلَكِ فُلاَنٌ ‏"‏ ‏.‏ فَأَشَارَ شُعْبَةُ بِرَأْسِهِ يَحْكِيهَا أَنْ نَعَمْ ‏.‏ فَدَعَا بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَتَلَهُ بَيْنَ حَجَرَيْنِ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, bir Yahudi, üzerinde ziynet eşyaları bulunan bir cariye gördü ve onu taşla öldürdü. Henüz canını teslim etmemiş olan cariye Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirildi. Rasûlüllah ona: “Seni falan kimse mi öldürdü?” diye sordu. Hadisin râvilerinden Şu‘be, cariyenin hareketini aktarırken başıyla hayır diye işaret etti. Rasûlüllah: “Seni falan kimse mi öldürdü?” diye tekrar sordu. Şu‘be yine cariyenin hareketini aktararak başıyla hayır diye işaret etti. Rasûlüllah: “Seni falan kimse mi öldürdü?” diye sorunca Şu‘be, cariyenin hareketini aktararak başıyla evet diye işaret etti. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o Yahudiyi getirtti ve iki taş arasında öldürdü.

Sunan an Nasai 4779

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَرِيَّةً إِلَى قَوْمٍ مِنْ خَثْعَمٍ فَاسْتَعْصَمُوا بِالسُّجُودِ فَقُتِلُوا فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِنِصْفِ الْعَقْلِ وَقَالَ ‏"‏ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْ كُلِّ مُسْلِمٍ مَعَ مُشْرِكٍ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَلاَ لاَ تَرَاءَى نَارَاهُمَا ‏"‏ ‏.‏

Kays (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Has‘am kabilesinden bir topluluğa karşı bir müfreze göndermişti. Onlar secde ederek kendilerini korumaya çalıştılar, fakat öldürüldüler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlar için diyetin yarısına hükmetti ve: “Ben, bir müşrikle birlikte bulunan her Müslümandan uzağım” buyurdu. Sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Dikkat edin! İkisinin ateşi birbirine görünmesin” buyurdu.

Sunan an Nasai 4780

قَالَ الْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ الْقِصَاصُ وَلَمْ تَكُنْ فِيهِمُ الدِّيَةُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنْثَى بِالأُنْثَى ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ‏}‏ فَالْعَفْوُ أَنْ يَقْبَلَ الدِّيَةَ فِي الْعَمْدِ وَاتِّبَاعٌ بِمَعْرُوفٍ يَقُولُ يَتَّبِعُ هَذَا بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ بِإِحْسَانٍ وَيُؤَدِّي هَذَا بِإِحْسَانٍ ‏{‏ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ ‏}‏ مِمَّا كُتِبَ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ إِنَّمَا هُوَ الْقِصَاصُ لَيْسَ الدِّيَةَ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: İsrailoğulları zamanında kısas vardı, diyet vermek yoktu. Bu konuda Allah, Bakara 178. ayetini indirdi: (Ey iman edenler, öldürme olaylarında adil karşılık olan kısas size farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın öldürülür. Bununla beraber kim öldürülenin kardeşi veya velileri tarafından affedilirse o zaman affedenin dinin öngördüğü diyeti istemesi, affedilenin de onu güzelce ödemesi gerekir…) Affetmek, bilerek öldürmede diyeti kabul etmek demektir. Allah’ın istediği şekilde ödemeye uymak demektir. Karşı taraf da güzellikle diyeti ödemelidir. Bu, Rabbinizden size bir rahmet ve hafifletme demektir ve sizden öncekilere farz kılınanlardan daha kolaydır. Onlara farz kılınan sadece kısastı, o zaman diyet yoktu.

Sunan an Nasai 4781

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ ‏{‏ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ ‏}‏ قَالَ كَانَ بَنُو إِسْرَائِيلَ عَلَيْهِمُ الْقِصَاصُ وَلَيْسَ عَلَيْهِمُ الدِّيَةَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَيْهِمُ الدِّيَةَ فَجَعَلَهَا عَلَى هَذِهِ الأُمَّةِ تَخْفِيفًا عَلَى مَا كَانَ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ ‏.‏

Mücahid (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: (Öldürme olaylarında adil karşılık olan kısas size farz kılındı, hüre karşı hür…) İsrailoğullarında diyet yoktu, onlara sadece kısas farz kılınmıştı. Allah, bu ümmete kolaylık olması için İsrailoğullarında olmayan diyet hükmünü indirdi.

Sunan an Nasai 4782

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، - وَهُوَ ابْنُ بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ - عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي قِصَاصٍ فَأَمَرَ فِيهِ بِالْعَفْوِ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) kısas gerektiren bir olay getirildi; o da bu olayda affetmelerini emretti.

Sunan an Nasai 4783

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، وَبَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، وَعَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بَكْرٍ الْمُزَنِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ أَبِي مَيْمُونَةَ، وَلاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ مَا أُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي شَىْءٍ فِيهِ قِصَاصٌ إِلاَّ أَمَرَ فِيهِ بِالْعَفْوِ ‏.‏

Enes b. Mâlik (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) kısas gerektiren hiçbir dava getirilmezdi ki affı emretmesin.

Sunan an Nasai 4784

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَشْعَثَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُسْهِرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - وَهُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَمَاعَةَ - قَالَ أَنْبَأَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ لَهُ قَتِيلٌ فَهُوَ بِخَيْرِ النَّظَرَيْنِ إِمَّا أَنْ يُقَادَ وَإِمَّا أَنْ يُفْدَى ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kimin bir yakını öldürülürse iki şeyden hayırlısını talep eder; ya katile kısas yapılmasını ister veya diyet alır.”

Sunan an Nasai 4785

أَخْبَرَنَا الْعَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ مَزْيَدَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ لَهُ قَتِيلٌ فَهُوَ بِخَيْرِ النَّظَرَيْنِ إِمَّا أَنْ يُقَادَ وَإِمَّا أَنْ يُفْدَى ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kimin bir yakını öldürülürse iki şeyden hayırlısını talep eder; ya katile kısas yapılmasını ister veya diyet alır.”

Sunan an Nasai 4786

أَخْبَرَنَا ‏{‏ أَحْمَدُ بْنُ، ‏}‏ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدٍ قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ عَائِذٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - هُوَ ابْنُ حَمْزَةَ - قَالَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ لَهُ قَتِيلٌ ‏"‏ ‏.‏ مُرْسَلٌ ‏.‏

Ebu Seleme'den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kimin bir yakını öldürülürse..." Bu hadis mürseldir.

Sunan an Nasai 4787

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي حِصْنٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، ح وَأَنْبَأَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي حِصْنٌ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَلَمَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَعَلَى الْمُقْتَتِلِينَ أَنْ يَنْحَجِزُوا الأَوَّلَ فَالأَوَّلَ وَإِنْ كَانَتِ امْرَأَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Öldürülen kimsenin velileri, sırasıyla kısastan vazgeçmelidirler; ilk sıradaki kişi bir kadın bile olsa."

Sunan an Nasai 4788

أَخْبَرَنَا هِلاَلُ بْنُ الْعَلاَءِ بْنِ هِلاَلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ أَنْبَأَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ فِي عِمِّيَا أَوْ رِمِّيَا تَكُونُ بَيْنَهُمْ بِحَجَرٍ أَوْ سَوْطٍ أَوْ بِعَصًا فَعَقْلُهُ عَقْلُ خَطَإٍ وَمَنْ قَتَلَ عَمْدًا فَقَوَدُ يَدِهِ فَمَنْ حَالَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ لاَ يُقْبَلُ مِنْهُ صَرْفٌ وَلاَ عَدْلٌ ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)'tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kim, faili belli olmayan bir kargaşada veya aralarında taş, kırbaç ya da değnek atılması sırasında öldürülürse onun diyeti, hata ile öldürmenin diyetidir. Kim kasten öldürürse ona kısas uygulanır. Kim katile kısas uygulanmasına engel olursa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Ondan ne tevbe ne de fidye kabul edilir."

Sunan an Nasai 4789

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ كَثِيرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، يَرْفَعُهُ قَالَ ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ فِي عِمِّيَّةٍ أَوْ رِمِّيَّةٍ بِحَجَرٍ أَوْ سَوْطٍ أَوْ عَصًا فَعَقْلُهُ عَقْلُ الْخَطَإِ وَمَنْ قُتِلَ عَمْدًا فَهُوَ قَوَدٌ وَمَنْ حَالَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلاَئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ مِنْهُ صَرْفًا وَلاَ عَدْلاً ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: (Kim bilinmeyen bir sebeple veya bir şey atmakla veya taşla veya kamçı ile veya değnekle öldürülürse, onun diyeti kasıtsız hata ile öldürme diyetidir. Kim bile bile öldürülürse kısas yapılır. Kim katile kısas yapılmasına engel olursa Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun; ondan ne tevbe kabul edilir ne de fidye.)

Sunan an Nasai 4790

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ قَتِيلُ الْخَطَإِ شِبْهِ الْعَمْدِ بِالسَّوْطِ أَوِ الْعَصَا مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ أَرْبَعُونَ مِنْهَا فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Amr (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Bile bile öldürmeye benzeyen hata ile öldürmede, kamçı veya değnekle öldürülen kimsenin diyeti yüz devedir. Bu develerden kırkı da gebe olacaktır.)

Sunan an Nasai 4791

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا يُونُسُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ يَوْمَ الْفَتْحِ ‏.‏ مُرْسَلٌ ‏.‏

Kasım b. Rabia (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’nin fethi günü bir hutbe vermişti. Bu rivâyet mürseldir.

Sunan an Nasai 4792

أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ حَبِيبِ بْنِ عَرَبِيٍّ، قَالَ أَنْبَأَنَا حَمَّادٌ، عَنْ خَالِدٍ، - يَعْنِي الْحَذَّاءَ - عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ أَوْسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَلاَ وَإِنَّ قَتِيلَ الْخَطَإِ شِبْهِ الْعَمْدِ مَا كَانَ بِالسَّوْطِ وَالْعَصَا مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ أَرْبَعُونَ فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Bile bile öldürmeye benzeyen hata ile öldürme, kamçı veya değnek ile olsun, diyeti yüz devedir ve kırk tanesi de gebe olacaktır.”

Sunan an Nasai 4793

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَامِلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ خَالِدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ أَوْسٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ خَطَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ فَقَالَ ‏ "‏ أَلاَ وَإِنَّ قَتِيلَ الْخَطَإِ شِبْهِ الْعَمْدِ بِالسَّوْطِ وَالْعَصَا وَالْحَجَرِ مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ فِيهَا أَرْبَعُونَ ثَنِيَّةً إِلَى بَازِلِ عَامِهَا كُلُّهُنَّ خَلِفَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabından birinin rivâyetine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke’nin fethi günü hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! Bile bile öldürmeye benzeyen hata ile öldürme, kamçı, değnek veya taşla olsun, diyeti yüz devedir. Bunların kırkı altı ile dokuz yaş arasında ve hepsi gebe olacaktır.”

Sunan an Nasai 4794

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ خَالِدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ أَوْسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَلاَ إِنَّ قَتِيلَ الْخَطَإِ قَتِيلَ السَّوْطِ وَالْعَصَا فِيهِ مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ مُغَلَّظَةٌ أَرْبَعُونَ مِنْهَا فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

Ukbe b. Evs (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Hataen öldürülen kimsenin diyeti, kamçı veya değnekle öldürülmüş olsa da ağırlaştırılmış yüz devedir; bunların kırk tanesi gebe olacaktır.”

Sunan an Nasai 4795

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ أَوْسٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا دَخَلَ مَكَّةَ يَوْمَ الْفَتْحِ قَالَ ‏ "‏ أَلاَ وَإِنَّ كُلَّ قَتِيلِ خَطَإِ الْعَمْدِ أَوْ شِبْهِ الْعَمْدِ قَتِيلِ السَّوْطِ وَالْعَصَا مِنْهَا أَرْبَعُونَ فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından birinden rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) fetih günü Mekke’ye girdiğinde şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Hata ile öldürme ve hata ile öldürmeye benzeyen öldürmelerde, ister kamçı ile ister değnekle öldürülmüş olsun, diyeti kırkı gebe olan yüz devedir.”

Sunan an Nasai 4796

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ أَوْسٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا قَدِمَ مَكَّةَ عَامَ الْفَتْحِ قَالَ ‏ "‏ أَلاَ وَإِنَّ قَتِيلَ الْخَطَإِ الْعَمْدِ قَتِيلَ السَّوْطِ وَالْعَصَا مِنْهَا أَرْبَعُونَ فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bir kimsenin rivâyetine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) fetih yılı Mekke’ye geldiğinde şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Hata ile öldürmeye benzeyen öldürmelerde, ister kamçı ister değnekle olsun, diyeti kırkı gebe olmak üzere yüz devedir.”

Sunan an Nasai 4797

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا يَزِيدُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ يَعْقُوبَ بْنِ أَوْسٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ مَكَّةَ عَامَ الْفَتْحِ قَالَ ‏ "‏ أَلاَ وَإِنَّ قَتِيلَ الْخَطَإِ الْعَمْدِ قَتِيلَ السَّوْطِ وَالْعَصَا مِنْهَا أَرْبَعُونَ فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabından bir kimsenin rivâyetine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) fetih yılı Mekke’ye girdiğinde şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Hata ile öldürmeye benzeyen öldürmelerde, ister kamçı ister değnekle olsun, diyeti kırkı gebe olmak üzere yüz devedir.”

Sunan an Nasai 4798

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ جُدْعَانَ، سَمِعَهُ مِنَ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ عَلَى دَرَجَةِ الْكَعْبَةِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ ‏ "‏ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي صَدَقَ وَعْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ الأَحْزَابَ وَحْدَهُ أَلاَ إِنَّ قَتِيلَ الْعَمْدِ الْخَطَإِ بِالسَّوْطِ وَالْعَصَا شِبْهِ الْعَمْدِ فِيهِ مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ مُغَلَّظَةٌ مِنْهَا أَرْبَعُونَ خَلِفَةٌ فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke fethi günü Kâbe’nin merdiveninin üzerinde Allah’a hamdü sena ederek şöyle konuştu: “Vaadini yerine getiren, kuluna yardım eden, tek başına düşman ordularını mağlup eden Allah’a hamd olsun. Dikkat edin! Kırbaç veya değnekle gerçekleştirilen, kasıtlı öldürmeye benzeyen hata sonucu öldürmenin ağırlaştırılmış diyeti yüz devedir; bunlardan kırkı, karınlarında yavruları bulunan gebe develerdir.”

Sunan an Nasai 4799

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ رَبِيعَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْخَطَأُ شِبْهُ الْعَمْدِ - يَعْنِي بِالْعَصَا وَالسَّوْطِ - مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ مِنْهَا أَرْبَعُونَ فِي بُطُونِهَا أَوْلاَدُهَا ‏"‏ ‏.‏

Kasım b. Rabia (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Değnek veya kırbaçla gerçekleştirilen, kasıtlı öldürmeye benzeyen hata sonucu öldürmenin diyeti yüz devedir; bunlardan kırkının karınlarında yavruları bulunmalıdır.”

Sunan an Nasai 4800

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَاشِدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ مُوسَى، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ قُتِلَ خَطَأً فَدِيَتُهُ مِائَةٌ مِنَ الإِبِلِ ثَلاَثُونَ بِنْتَ مَخَاضٍ وَثَلاَثُونَ بِنْتَ لَبُونٍ وَثَلاَثُونَ حِقَّةً وَعَشْرَةٌ بَنِي لَبُونٍ ذُكُورٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُقَوِّمُهَا عَلَى أَهْلِ الْقُرَى أَرْبَعَمِائَةَ دِينَارٍ أَوْ عِدْلَهَا مِنَ الْوَرِقِ وَيُقَوِّمُهَا عَلَى أَهْلِ الإِبِلِ إِذَا غَلَتْ رَفَعَ فِي قِيمَتِهَا وَإِذَا هَانَتْ نَقَصَ مِنْ قِيمَتِهَا عَلَى نَحْوِ الزَّمَانِ مَا كَانَ فَبَلَغَ قِيمَتُهَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا بَيْنَ الأَرْبَعِمِائَةِ دِينَارٍ إِلَى ثَمَانَمِائَةِ دِينَارٍ أَوْ عِدْلَهَا مِنَ الْوَرِقِ ‏.‏ قَالَ وَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ مَنْ كَانَ عَقْلُهُ فِي الْبَقَرِ عَلَى أَهْلِ الْبَقَرِ مِائَتَىْ بَقَرَةٍ وَمَنْ كَانَ عَقْلُهُ فِي الشَّاةِ أَلْفَىْ شَاةٍ وَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ الْعَقْلَ مِيرَاثٌ بَيْنَ وَرَثَةِ الْقَتِيلِ عَلَى فَرَائِضِهِمْ فَمَا فَضَلَ فَلِلْعَصَبَةِ وَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَعْقِلَ عَلَى الْمَرْأَةِ عَصَبَتُهَا مَنْ كَانُوا وَلاَ يَرِثُونَ مِنْهُ شَيْئًا إِلاَّ مَا فَضَلَ عَنْ وَرَثَتِهَا وَإِنْ قُتِلَتْ فَعَقْلُهَا بَيْنَ وَرَثَتِهَا وَهُمْ يَقْتُلُونَ قَاتِلَهَا ‏.‏

Amr b. Şuayb (radıyallahü anh)’ın babasından ve dedesinden rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim hata ile öldürülürse diyeti yüz devedir. Bu develerden otuz tanesi bir yaşını doldurmuş dişi, otuz tanesi iki yaşını doldurmuş dişi, otuz tanesi üç yaşını doldurmuş dişi, kalan on tanesi de iki yaşını doldurmuş erkek olacaktır.” Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şehir halkı için bunların değerini dört yüz dinar altın veya onun gümüş karşılığı olarak takdir ederdi. Deve sahipleri için ise develer pahalandığında değerini artırır, ucuzladığında değerini düşürürdü. Böylece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bunların değeri dört yüz dinardan sekiz yüz dinara veya bunun gümüş karşılığına kadar ulaşmıştı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), diyeti sığır üzerinden ödeyen sığır sahipleri için iki yüz sığıra, koyun üzerinden ödeyenler için ise iki bin koyuna hükmetti. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), diyetin öldürülen kimsenin mirasçıları arasında hisselerine göre paylaştırılan bir miras olduğuna, artanın ise asabeye verileceğine hükmetti. Yine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), kadının ödemesi gereken diyeti, kim olurlarsa olsunlar, asabesinin ödemesine; onların, kadının mirasçılarından artan kısım dışında bu diyetten hiçbir şey alamamasına hükmetti. Kadın öldürülürse diyeti mirasçıları arasında paylaştırılır ve katilini öldürme hakkı da onlara ait olur.”

Sunan an Nasai 4801

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ خِشْفِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ مَسْعُودٍ، يَقُولُ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِيَةَ الْخَطَإِ عِشْرِينَ بِنْتَ مَخَاضٍ وَعِشْرِينَ ابْنَ مَخَاضٍ ذُكُورًا وَعِشْرِينَ بِنْتَ لَبُونٍ وَعِشْرِينَ جَذَعَةً وَعِشْرِينَ حِقَّةً ‏.‏

İbn Mes’ud (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hata ile olan öldürmelerde diyet olarak verilmesi gereken develerin yirmi tanesinin bir yaşında dişi, yirmi tanesinin bir yaşında erkek, yirmi tanesinin iki yaşında dişi, yirmi tanesinin dört yaşında, yirmi tanesinin de üç yaşında deve olmasına hükmetti.

Sunan an Nasai 4802

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ مُعَاذِ بْنِ هَانِئٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، ح وَأَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هَانِئٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَتَلَ رَجُلٌ رَجُلاً عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم دِيَتَهُ اثْنَىْ عَشَرَ أَلْفًا وَذَكَرَ قَوْلَهُ إِلاَّ أَنْ أَغْنَاهُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فِي أَخْذِهِمُ الدِّيَةَ ‏.‏ وَاللَّفْظُ لأَبِي دَاوُدَ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir adam bir adamı öldürmüştü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onun diyetini on iki bin dirhem gümüş olarak takdir etmişti. Bu konuda da Tevbe sûresi 74. ayetini hatırlatmıştır: “…Allah ve Peygamberinin kendi lütfundan onları zenginleştirmesinden başka bir sebepleri de yoktu.”

Sunan an Nasai 4803

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَيْمُونٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ عِكْرِمَةَ، سَمِعْنَاهُ مَرَّةً، يَقُولُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَضَى بِاثْنَىْ عَشَرَ أَلْفًا يَعْنِي فِي الدِّيَةِ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) diyetin on iki bin dirhem olarak verilmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4804

أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، قَالَ حَدَّثَنَا ضَمْرَةُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَيَّاشٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ عَقْلُ الْمَرْأَةِ مِثْلُ عَقْلِ الرَّجُلِ حَتَّى يَبْلُغَ الثُّلُثَ مِنْ دِيَتِهَا ‏"‏ ‏.‏

Amr b. Şuayb (radıyallahü anh), babasından ve dedesinden naklederek şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Kadının diyeti aynen erkeğin diyeti gibidir. Bu oran diyetin üçte birine ulaşmasına kadar böyledir.)

Sunan an Nasai 4805

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ رَاشِدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ مُوسَى، وَذَكَرَ، كَلِمَةً مَعْنَاهَا عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ عَقْلُ أَهْلِ الذِّمَّةِ نِصْفُ عَقْلِ الْمُسْلِمِينَ ‏"‏ ‏.‏ وَهُمُ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى ‏.‏

Amr b. Şuayb (radıyallahü anh), babasından ve dedesinden rivâyetle şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Zimmîlerin, yani Müslümanların idaresinde yaşayan Müslüman olmayan kimselerin diyeti, Müslümanların diyetinin yarısıdır. O zimmîler de Yahudi ve Hıristiyanlardır.)

Sunan an Nasai 4806

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ عَقْلُ الْكَافِرِ نِصْفُ عَقْلِ الْمُؤْمِنِ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Amr (radıyallahü anh)'dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Kâfirin diyeti Müslümanın diyetinin yarısıdır.)

Sunan an Nasai 4807

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُكَاتَبِ يُقْتَلُ بِدِيَةِ الْحُرِّ عَلَى قَدْرِ مَا أَدَّى ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), öldürülen mükâteb köle hakkında, ödediği miktar nispetinde hür kimsenin diyetiyle hükmetti.

Sunan an Nasai 4808

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الطَّرَائِفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى فِي الْمُكَاتَبِ أَنْ يُودَى بِقَدْرِ مَا عَتَقَ مِنْهُ دِيَةَ الْحُرِّ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Allah’ın Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem), mükâteb kölenin hürriyetine kavuşan kısmı nispetinde hür kimsenin diyetinin ödenmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4809

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْلَى، عَنِ الْحَجَّاجِ الصَّوَّافِ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُكَاتَبِ يُودَى بِقَدْرِ مَا أَدَّى مِنْ مُكَاتَبَتِهِ دِيَةَ الْحُرِّ وَمَا بَقِيَ دِيَةَ الْعَبْدِ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), mükâteb köle hakkında, mükâtebe bedelinden ödediği miktar nispetinde hür kimsenin diyetinin, geriye kalan miktar nispetinde ise kölenin diyetinin ödenmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4810

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى بْنِ النَّقَّاشِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ هَارُونَ - قَالَ أَنْبَأَنَا حَمَّادٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ خِلاَسٍ، عَنْ عَلِيٍّ، وَعَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمُكَاتَبُ يَعْتِقُ بِقَدْرِ مَا أَدَّى وَيُقَامُ عَلَيْهِ الْحَدُّ بِقَدْرِ مَا عَتَقَ مِنْهُ وَيَرِثُ بِقَدْرِ مَا عَتَقَ مِنْهُ ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Mükâteb köle, bedelinden ödediği kadar hürdür; kendisine hür olduğu nispette had uygulanır ve hür olduğu nispette mirasa iştirak eder.”

Sunan an Nasai 4811

أَخْبَرَنَا الْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ دِينَارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَمْرٍو الأَشْعَثِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، وَعَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ مُكَاتَبًا، قُتِلَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ أَنْ يُودَى مَا أَدَّى دِيَةَ الْحُرِّ وَمَا لاَ دِيَةَ الْمَمْلُوكِ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında bir mükâteb köle öldürüldü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), ödediği kısım için hür kimsenin diyeti, ödemediği kısım için de köle diyeti ödenmesini emretti.

Sunan an Nasai 4812

أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ يُونُسَ بْنِ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ صُهَيْبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ امْرَأَةً، خَذَفَتِ امْرَأَةً فَأَسْقَطَتْ فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي وَلَدِهَا خَمْسِينَ شَاةً وَنَهَى يَوْمَئِذٍ عَنِ الْخَذْفِ ‏.‏ أَرْسَلَهُ أَبُو نُعَيْمٍ ‏.‏

Abdullah b. Büreyde (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle demiştir: “Bir kadın, başka bir kadına çakıl taşı atarak onun karnındaki çocuğunu düşürmesine sebep oldu. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), düşen cenin için diyet olarak elli koyun verilmesine hükmetti ve o gün çakıl taşı atmayı yasakladı.”

Sunan an Nasai 4813

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ صُهَيْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، خَذَفَتِ امْرَأَةً فَأَسْقَطَتِ الْمَخْذُوفَةُ فَرُفِعَ ذَلِكَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ عَقْلَ وَلَدِهَا خَمْسَمِائَةٍ مِنَ الْغُرِّ وَنَهَى يَوْمَئِذٍ عَنِ الْخَذْفِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا وَهْمٌ وَيَنْبَغِي أَنْ يَكُونَ أَرَادَ مِائَةً مِنَ الْغُرِّ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ النَّهْىُ عَنِ الْخَذْفِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ ‏.‏

Abdullah b. Büreyde'den (radıyallahü anh) rivâyete göre, bir kadın başka bir kadına taş attı ve taş atılan kadın karnındaki çocuğu düşürdü. Durum Rasûlüllah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) aktarılınca, düşen çocuğun diyeti olarak beş yüz koyun verilmesine hükmetti ve o gün taş atmayı yasakladı. Ebû Abdurrahman der ki: Bu bir vehimdir; yüz koyun denilmek istenmiş olmalıdır. Taş atmanın yasaklanması ise Abdullah b. Büreyde yoluyla Abdullah b. Muğaffel'den rivâyet edilmiştir.

Sunan an Nasai 4814

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، قَالَ أَنْبَأَنَا كَهْمَسٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، أَنَّهُ رَأَى رَجُلاً يَخْذِفُ فَقَالَ لاَ تَخْذِفْ فَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْهَى عَنِ الْخَذْفِ أَوْ يَكْرَهُ الْخَذْفَ ‏.‏ شَكَّ كَهْمَسُ ‏.‏

Abdullah b. Muğaffel'den (radıyallahü anh) rivâyete göre, kendisi taş atan birini görünce ona: “Taş atma! Çünkü Allah'ın Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem) taş atmayı yasaklardı veya taş atmaktan hoşlanmazdı” dedi. Bu hususta şüphe eden Kahmes'tir.

Sunan an Nasai 4815

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ طَاوُسٍ، أَنَّ عُمَرَ، اسْتَشَارَ النَّاسَ فِي الْجَنِينِ فَقَالَ حَمَلُ بْنُ مَالِكٍ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْجَنِينِ غُرَّةً ‏.‏ قَالَ طَاوُسٌ إِنَّ الْفَرَسَ غُرَّةٌ ‏.‏

Tâvûs'tan rivâyete göre, Ömer cenin hakkında insanlara danıştı. Hamel b. Mâlik (radıyallahü anh): “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) cenin için diyet olarak bir gurre verilmesine hükmetti” dedi. Tâvûs diyor ki: At da gurre sayılır.

Sunan an Nasai 4816

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي جَنِينِ امْرَأَةٍ مِنْ بَنِي لِحْيَانَ سَقَطَ مَيِّتًا بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ ثُمَّ إِنَّ الْمَرْأَةَ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا بِالْغُرَّةِ تُوُفِّيَتْ فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَنَّ مِيرَاثَهَا لِبَنِيهَا وَزَوْجِهَا وَأَنَّ الْعَقْلَ عَلَى عَصَبَتِهَا ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Lihyan oğullarından bir kadının ölü olarak düşen cenini için diyet olarak bir gurre, yani bir köle veya cariye verilmesine hükmetti. Sonra gurre ödemesine hükmedilen kadın ölünce Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), onun mirasının oğullarına ve kocasına ait olduğuna, diyetin ise asabesi tarafından ödenmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4817

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ اقْتَتَلَتِ امْرَأَتَانِ مِنْ هُذَيْلٍ فَرَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى بِحَجَرٍ وَذَكَرَ كَلِمَةً مَعْنَاهَا فَقَتَلَتْهَا وَمَا فِي بَطْنِهَا فَاخْتَصَمُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ دِيَةَ جَنِينِهَا غُرَّةٌ عَبْدٌ أَوْ وَلِيدَةٌ وَقَضَى بِدِيَةِ الْمَرْأَةِ عَلَى عَاقِلَتِهَا وَوَرَّثَهَا وَلَدَهَا وَمَنْ مَعَهُمْ ‏.‏ فَقَالَ حَمَلُ بْنُ مَالِكِ بْنِ النَّابِغَةِ الْهُذَلِيُّ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ أُغَرَّمُ مَنْ لاَ شَرِبَ وَلاَ أَكَلْ وَلاَ نَطَقَ وَلاَ اسْتَهَلّ فَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا هَذَا مِنْ إِخْوَانِ الْكُهَّانِ ‏"‏ ‏.‏ مِنْ أَجْلِ سَجْعِهِ الَّذِي سَجَعَ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Hüzeyl kabilesinden iki kadın kavga etti. Biri diğerine bir taş attı ve râvi, anlamı kadını ve karnındakini öldürdüğü olan bir söz söyledi. Bunun üzerine davalarını Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) götürdüler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), kadının cenininin diyetinin bir gurre, yani bir erkek veya kadın köle olduğuna; kadının diyetinin de onu öldüren kadının âkılesi tarafından ödenmesine hükmetti. Ölen kadının çocuklarını ve onlarla birlikte bulunanları ona mirasçı kıldı. Hamel b. Mâlik b. en-Nâbiğa el-Hüzelî, “Ey Allah’ın Rasûlü! Ne içmiş, ne yemiş, ne konuşmuş ne de doğarken ses çıkarmış biri için nasıl tazminat öderim? Böylesinin kanı heder edilir” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), onun secili konuşmasından dolayı, “Bu ancak kâhinlerin kardeşlerindendir” buyurdu.

Sunan an Nasai 4818

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، مِنْ هُذَيْلٍ فِي زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى فَطَرَحَتْ جَنِينَهَا فَقَضَى فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ وَلِيدَةٍ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında Hüzeyl kabilesinden iki kadından biri diğerine bir şey attı ve onun ceninini düşürmesine sebep oldu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), cenin için bir gurre, yani bir erkek veya kadın köle verilmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4819

قَالَ الْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى فِي الْجَنِينِ يُقْتَلُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ وَلِيدَةٍ فَقَالَ الَّذِي قَضَى عَلَيْهِ كَيْفَ أُغَرَّمُ مَنْ لاَ شَرِبَ وَلاَ أَكَلَ وَلاَ اسْتَهَلّ وَلاَ نَطَقَ فَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا هَذَا مِنَ الْكُهَّانِ ‏"‏ ‏.‏

Said b. Müseyyeb (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) anasının karnında öldürülen cenin için bir köle veya cariye verilmesine hükmetti. Aleyhine hüküm verilen kimse: “Nasıl olur da yemeyen, içmeyen, bağırıp ağlamayan ve konuşmayan biri için diyet öderim? Böylesinin kanı hederdir” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu, ancak kâhinlerin sözlerindendir” buyurdu.

Sunan an Nasai 4820

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا خَلَفٌ، - وَهُوَ ابْنُ تَمِيمٍ - قَالَ حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نُضَيْلَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، أَنَّ امْرَأَةً، ضَرَبَتْ ضَرَّتَهَا بِعَمُودِ فُسْطَاطٍ فَقَتَلَتْهَا وَهِيَ حُبْلَى فَأُتِيَ فِيهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عَصَبَةِ الْقَاتِلَةِ بِالدِّيَةِ وَفِي الْجَنِينِ غُرَّةً ‏.‏ فَقَالَ عَصَبَتُهَا أَدِي مَنْ لاَ طَعِمَ وَلاَ شَرِبَ وَلاَ صَاحَ فَاسْتَهَلّ فَمِثْلُ هَذَا يُطَلّ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَسَجْعٌ كَسَجْعِ الأَعْرَابِ ‏"‏ ‏.‏

Muğire b. Şube (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bir kadın hamile olan kumasına bir çadır direğiyle vurarak onu öldürmüştü. Durum hüküm vermesi için Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e getirilince, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) katil kadının asabesinin diyet ödemesine, cenin için de bir gurre verilmesine hükmetti. Kadının asabesi: “Yemeyen, içmeyen, bağırıp ağlamayan biri için diyet mi ödeyeyim? Böylesinin kanı hederdir” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bedevilerin kafiyeli sözleri gibi kafiyeli söz mü söylüyorsun?” buyurdu.

Sunan an Nasai 4821

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نُضَيْلَةَ الْخُزَاعِيِّ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ ضَرَبَتِ امْرَأَةٌ ضَرَّتَهَا بِعَمُودِ الْفُسْطَاطِ وَهِيَ حُبْلَى فَقَتَلَتْهَا فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دِيَةَ الْمَقْتُولَةِ عَلَى عَصَبَةِ الْقَاتِلَةِ وَغُرَّةً لِمَا فِي بَطْنِهَا ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ عَصَبَةِ الْقَاتِلَةِ أَنَغْرَمُ دِيَةَ مَنْ لاَ أَكَلْ وَلاَ شَرِبَ وَلاَ اسْتَهَلّ فَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلّ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَسَجْعٌ كَسَجْعِ الأَعْرَابِ ‏"‏ ‏.‏ فَجَعَلَ عَلَيْهِمُ الدِّيَةَ ‏.‏

Muğire b. Şube (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir kadın, hamile olan kumasına çadır direğiyle vurarak onu öldürdü. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), öldürülen kadının diyetini katil kadının asabesine yükledi ve karnındaki cenin için de bir gurre verilmesine hükmetti. Katil kadının asabesinden bir adam: “Yemeyen, içmeyen ve bağırıp ağlamayan biri için diyet mi ödeyeceğiz? Böylesinin kanı hederdir” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bedevilerin kafiyeli sözleri gibi kafiyeli söz mü söylüyorsun?” buyurdu ve diyeti onların üzerine yükledi.

Sunan an Nasai 4822

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نُضَيْلَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، أَنَّ ضَرَّتَيْنِ، ضَرَبَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى بِعَمُودِ فُسْطَاطٍ فَقَتَلَتْهَا فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالدِّيَةِ عَلَى عَصَبَةِ الْقَاتِلَةِ وَقَضَى لِمَا فِي بَطْنِهَا بِغُرَّةٍ ‏.‏ فَقَالَ الأَعْرَابِيُّ تُغَرِّمُنِي مَنْ لاَ أَكَلْ وَلاَ شَرِبَ وَلاَ صَاحَ فَاسْتَهَلّ فَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلّ فَقَالَ ‏ "‏ سَجْعٌ كَسَجْعِ الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏ ‏.‏ وَقَضَى لِمَا فِي بَطْنِهَا بِغُرَّةٍ ‏.‏

Muğire b. Şube (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, iki kumadan biri diğerine çadır direğiyle vurup onu öldürmüştü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), katilin asabesinin diyet ödemesine ve kadının karnındaki cenin için bir gurre verilmesine hükmetti. Bunun üzerine bedevi, “Yemeyen, içmeyen, bağırıp ağlamayan biri için beni tazminat ödemekle mi yükümlü tutuyorsun? Böylesinin kanı heder edilir,” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), “Cahiliye döneminin kafiyeli sözleri gibi bir söz!” buyurdu ve kadının karnındaki cenin için bir gurre verilmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4823

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نُضَيْلَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ ضَرَبَتِ امْرَأَةٌ مِنْ بَنِي لِحْيَانَ ضَرَّتَهَا بِعَمُودِ الْفُسْطَاطِ فَقَتَلَتْهَا وَكَانَ بِالْمَقْتُولَةِ حَمْلٌ فَقَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عَصَبَةِ الْقَاتِلَةِ بِالدِّيَةِ وَلِمَا فِي بَطْنِهَا بِغُرَّةٍ ‏.‏

Muğire b. Şube (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Lihyan oğullarından bir kadın, kumasına çadır direğiyle vurup onu öldürmüştü. Öldürülen kadın hamileydi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), katilin asabesinin diyet ödemesine ve kadının karnındaki cenin için bir gurre verilmesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4824

أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ نُضَيْلَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، كَانَتَا تَحْتَ رَجُلٍ مِنْ هُذَيْلٍ فَرَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى بِعَمُودِ فُسْطَاطٍ فَأَسْقَطَتْ فَاخْتَصَمَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا كَيْفَ نَدِي مَنْ لاَ صَاحَ وَلاَ اسْتَهَلّ وَلاَ شَرِبَ وَلاَ أَكَلْ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَسَجْعٌ كَسَجْعِ الأَعْرَابِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَضَى بِالْغُرَّةِ عَلَى عَاقِلَةِ الْمَرْأَةِ ‏.‏

Muğire b. Şube (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, Hüzeyl kabilesinden bir erkeğin nikâhı altında iki kadın vardı. Bunlardan biri diğerine çadır direği fırlatıp onun çocuğunu düşürmesine sebep oldu. Davalarını görülmek üzere Nebî'nin (sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna götürdüler. “Bağırmayan, ağlamayan, içmeyen ve yemeyen biri için nasıl diyet ödeyelim?” dediler. Bunun üzerine Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem), “Bedevilerin kafiyeli sözleri gibi bir söz mü?” buyurdu ve kadının âkılesinin gurre ödemesine hükmetti.

Sunan an Nasai 4825