HADİS KÜTÜPHANESİ

Nesâî

51 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Boşanma Kitabı

174 hadis

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ السَّرَخْسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَاسْتَفْتَى عُمَرُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَقَالَ ‏ "‏ مُرْ عَبْدَ اللَّهِ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ يَدَعْهَا حَتَّى تَطْهُرَ مِنْ حَيْضَتِهَا هَذِهِ ثُمَّ تَحِيضَ حَيْضَةً أُخْرَى فَإِذَا طَهُرَتْ فَإِنْ شَاءَ فَلْيُفَارِقْهَا قَبْلَ أَنْ يُجَامِعَهَا وَإِنْ شَاءَ فَلْيُمْسِكْهَا فَإِنَّهَا الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ‏"‏ ‏.‏

Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, karısını hayızlı hâlde iken boşamıştı. Babası Ömer, bunun hükmünü Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sordu ve: Abdullah karısını hayızlı iken boşadı, dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Abdullah’a söyle, karısına geri dönsün. Sonra karısı bu hayızından temizlenip tekrar hayız oluncaya ve ikinci hayızından temizleninceye kadar beklesin. Bundan sonra dilerse onunla cinsel ilişki kurmadan boşasın, dilerse yanında tutsun. İşte kadınların kendisi gözetilerek boşanmalarını Allah’ın aziz ve celil emrettiği iddet budur) buyurdu.

Sunan an Nasai 3389

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضى الله عنه رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيُمْسِكْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ ثُمَّ تَطْهُرَ ثُمَّ إِنْ شَاءَ أَمْسَكَ بَعْدُ وَإِنْ شَاءَ طَلَّقَ قَبْلَ أَنْ يَمَسَّ فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ‏"‏ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer b. Hattab da Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bunun hükmünü sorunca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Ona söyle, karısına dönsün. Sonra kadın temizlenip tekrar hayız görünceye ve ardından yeniden temizleninceye kadar onu yanında tutsun. Bundan sonra dilerse hanımını yanında tutsun, dilerse ona dokunmadan önce boşasın. İşte kadınların kendisi gözetilerek boşanmalarını Allah’ın aziz ve celil emrettiği iddet budur.)

Sunan an Nasai 3390

أَخْبَرَنِي كَثِيرُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الزُّبَيْدِيُّ، قَالَ سُئِلَ الزُّهْرِيُّ كَيْفَ الطَّلاَقُ لِلْعِدَّةِ فَقَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ قَالَ طَلَّقْتُ امْرَأَتِي فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ حَائِضٌ ‏.‏ فَذَكَرَ ذَلِكَ عُمَرُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَغَيَّظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذَلِكَ فَقَالَ ‏ "‏ لِيُرَاجِعْهَا ثُمَّ يُمْسِكْهَا حَتَّى تَحِيضَ حَيْضَةً وَتَطْهُرَ فَإِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يُطَلِّقَهَا طَاهِرًا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا فَذَاكَ الطَّلاَقُ لِلْعِدَّةِ كَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ فَرَاجَعْتُهَا وَحَسِبْتُ لَهَا التَّطْلِيقَةَ الَّتِي طَلَّقْتُهَا ‏.‏

Zübeydî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zührî’ye, “İddet müddetine göre boşama nasıl olur?” diye soruldu. O da: “Sâlim b. Abdullah b. Ömer bu konuda şunları haber verdi” dedi. Abdullah b. Ömer dedi ki: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hayatta iken ben karımı hayızlı hâlindeyken boşamıştım. Babam bunu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bildirince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) benim böyle yapmama kızmış ve şöyle buyurmuştu: “Oğlun Abdullah karısına dönsün, sonra tekrar hayız görüp temizleninceye kadar onunla birlikte yaşasın. Temizlendikten sonra boşamak isterse, temiz olduğu hâlde ve ona yaklaşmaksızın onu boşasın. İşte bu, Allah’ın bildirdiği iddet müddetine göre boşamadır.” Abdullah b. Ömer diyor ki: “Karıma geri döndüm ve vermiş olduğum talakı da bir talak olarak hesap ettim.”

Sunan an Nasai 3391

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ تَمِيمٍ، عَنْ حَجَّاجٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَيْمَنَ، يَسْأَلُ ابْنَ عُمَرَ وَأَبُو الزُّبَيْرِ يَسْمَعُ كَيْفَ تَرَى فِي رَجُلٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ حَائِضًا فَقَالَ لَهُ طَلَّقَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَ هِيَ حَائِضٌ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لِيُرَاجِعْهَا ‏"‏ ‏.‏ فَرَدَّهَا عَلَىَّ قَالَ ‏"‏ إِذَا طَهُرَتْ فَلْيُطَلِّقْ أَوْ لِيُمْسِكْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ ‏}‏ فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ ‏.‏

Abdurrahman b. Eymen (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi İbn Ömer’e: “Karısını hayızlı iken boşayan adam hakkında ne dersin?” dedi. O da ona dedi ki: “Abdullah b. Ömer karısını Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında hayızlı iken boşamıştı. Babası Ömer de bunu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sormuş ve şöyle demişti: ‘Abdullah b. Ömer karısını hayızlı iken boşadı.’ Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): ‘Karısına dönsün’ buyurdu. Böylece onu bana geri döndürdü. Sonra şöyle buyurdu: ‘Karısı temizlenince isterse boşasın, isterse beraber yaşasın.’” İbn Ömer diyor ki: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) daha sonra Talâk sûresinin 1. âyetini okudu: “Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda onları iddetlerinin öncesinde boşayın.”

Sunan an Nasai 3392

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يُحَدِّثُهُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ ‏}‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ رضى الله عنه قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Allah’ın Talâk sûresinin 1. âyetindeki “Ey Peygamber! Kadınları boşadığınızda onları iddetleri için boşayın” sözü hakkında, “İddetlerinin öncesinde” demiştir.

Sunan an Nasai 3393

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ أَيُّوبَ، قَالَ حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ قَالَ طَلاَقُ السُّنَّةِ تَطْلِيقَةٌ وَهِيَ طَاهِرٌ فِي غَيْرِ جِمَاعٍ فَإِذَا حَاضَتْ وَطَهُرَتْ طَلَّقَهَا أُخْرَى فَإِذَا حَاضَتْ وَطَهُرَتْ طَلَّقَهَا أُخْرَى ثُمَّ تَعْتَدُّ بَعْدَ ذَلِكَ بِحَيْضَةٍ ‏.‏ قَالَ الأَعْمَشُ سَأَلْتُ إِبْرَاهِيمَ فَقَالَ مِثْلَ ذَلِكَ ‏.‏

Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sünnete uygun talak, kadını temiz olduğu ve kendisiyle cinsel ilişkide bulunulmadığı bir zamanda bir talakla boşamaktır. Kadın hayız görüp temizlenince onu bir kez daha boşar. Tekrar hayız görüp temizlenince onu bir kez daha boşar. Bundan sonra kadın bir hayız süresince iddet bekler. A’meş dedi ki: İbrahim’e sordum, o da bunun benzerini söyledi.

Sunan an Nasai 3394

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ طَلاَقُ السُّنَّةِ أَنْ يُطَلِّقَهَا طَاهِرًا فِي غَيْرِ جِمَاعٍ ‏.‏

Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sünnete uygun talak, kişinin hanımını temiz olduğu ve kendisiyle cinsel ilişkide bulunmadığı bir zamanda boşamasıdır.

Sunan an Nasai 3395

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، قَالَ سَمِعْتُ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ تَطْلِيقَةً فَانْطَلَقَ عُمَرُ فَأَخْبَرَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِذَلِكَ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُرْ عَبْدَ اللَّهِ فَلْيُرَاجِعْهَا فَإِذَا اغْتَسَلَتْ فَلْيَتْرُكْهَا حَتَّى تَحِيضَ فَإِذَا اغْتَسَلَتْ مِنْ حَيْضَتِهَا الأُخْرَى فَلاَ يَمَسَّهَا حَتَّى يُطَلِّقَهَا فَإِنْ شَاءَ أَنْ يُمْسِكَهَا فَلْيُمْسِكْهَا فَإِنَّهَا الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ‏"‏ ‏.‏

Nâfi‘in Abdullah’tan rivâyet ettiğine göre, Abdullah karısını hayızlı iken bir talakla boşadı. Bunun üzerine Ömer giderek durumu Peygamber’e (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurdu: Abdullah’a emret, karısına dönsün. Kadın yıkanıp temizlenince, tekrar hayız görünceye kadar onu bıraksın. İkinci hayzından yıkanıp temizlenince, onu boşayıncaya kadar kendisine dokunmasın. Onu nikâhı altında tutmak isterse tutsun. İşte bu, Allah azze ve celle’nin kadınların kendisi gözetilerek boşanmasını emrettiği iddettir.

Sunan an Nasai 3396

أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، مَوْلَى طَلْحَةَ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَذَكَرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ثُمَّ لْيُطَلِّقْهَا وَهِيَ طَاهِرٌ أَوْ حَامِلٌ ‏"‏ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi karısını hayızlı iken boşamıştı. Durum Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aktarılınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Ona emret, karısına geri dönsün; sonra mutlaka boşamak istiyorsa kadın temiz iken veya hamile iken boşasın.)

Sunan an Nasai 3397

أَخْبَرَنِي زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، قَالَ حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَرَدَّهَا عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى طَلَّقَهَا وَهِيَ طَاهِرٌ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi karısını hayızlı iken boşamıştı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), temizlenmiş olduğu bir zamanda onu boşayıncaya kadar karısını kendisine geri döndürdü.

Sunan an Nasai 3398

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنْ رَجُلٍ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَقَالَ هَلْ تَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا ثُمَّ يَسْتَقْبِلَ عِدَّتَهَا ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ فَيَعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ فَقَالَ مَهْ أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ ‏.‏

Yunus b. Cübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e, karısını hayızlı iken boşayan bir kimsenin durumunu sordum. Şöyle dedi: Abdullah b. Ömer’i biliyor musun? O, karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer, bunu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de ona karısına dönmesini, sonra iddetini yeniden karşılamasını emretti. Ben de: (Bu boşama sayılır mı?) diye sordum. O da: (Sus! Aciz kalıp ahmaklık etse ne dersin?) dedi.

Sunan an Nasai 3399

أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ يُونُسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَقَالَ أَتَعْرِفُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ فَإِنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُهُ فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا ثُمَّ يَسْتَقْبِلَ عِدَّتَهَا قُلْتُ لَهُ إِذَا طَلَّقَ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ وَهِيَ حَائِضٌ أَيَعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ فَقَالَ مَهْ وَإِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ ‏.‏

Yunus b. Cübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer’e: Bir adam karısını hayızlı iken boşamış, dedim. O da dedi ki: Abdullah b. Ömer’i bilir misin? O, karısını hayızlı iken boşamıştı. Babası Ömer, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek durumu sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de Abdullah’ın tekrar karısına dönmesini, sonra iddetini gözetmesini emretmişti. O zaman ben: Bir adam karısını hayızlı iken boşadığında bu boşama talak sayılır mı? dedim. O da şöyle buyurdu: Sus! Ya aciz kalıp ahmakça davransaydı?

Sunan an Nasai 3400

أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَخْرَمَةُ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ مَحْمُودَ بْنَ لَبِيدٍ، قَالَ أُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ رَجُلٍ، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثَ تَطْلِيقَاتٍ جَمِيعًا فَقَامَ غَضْبَانًا ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أَيُلْعَبُ بِكِتَابِ اللَّهِ وَأَنَا بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ حَتَّى قَامَ رَجُلٌ وَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَقْتُلُهُ ‏.‏

Mahmud b. Lebid (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bir erkeğin karısını üç talakla bir seferde boşadığı haber verilince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kızarak ayağa kalktı ve: Ben aranızda iken Allah’ın Kitabı’yla mı oynanıyor? buyurdu. Bunun üzerine bir adam kalktı ve: Ey Allah’ın Rasûlü! Onu öldüreyim mi? dedi.

Sunan an Nasai 3401

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ شِهَابٍ، أَنَّ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ السَّاعِدِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُوَيْمِرًا الْعَجْلاَنِيَّ جَاءَ إِلَى عَاصِمِ بْنِ عَدِيٍّ فَقَالَ أَرَأَيْتَ يَا عَاصِمُ لَوْ أَنَّ رَجُلاً وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً أَيَقْتُلُهُ فَيَقْتُلُونَهُ أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ سَلْ لِي يَا عَاصِمُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ ‏.‏ فَسَأَلَ عَاصِمٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسَائِلَ وَعَابَهَا حَتَّى كَبُرَ عَلَى عَاصِمٍ مَا سَمِعَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَجَعَ عَاصِمٌ إِلَى أَهْلِهِ جَاءَهُ عُوَيْمِرٌ فَقَالَ يَا عَاصِمُ مَاذَا قَالَ لَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمٌ لِعُوَيْمِرٍ لَمْ تَأْتِنِي بِخَيْرٍ قَدْ كَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسْأَلَةَ الَّتِي سَأَلْتَ عَنْهَا ‏.‏ فَقَالَ عُوَيْمِرٌ وَاللَّهِ لاَ أَنْتَهِي حَتَّى أَسْأَلَ عَنْهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَأَقْبَلَ عُوَيْمِرٌ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَسَطَ النَّاسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ رَجُلاً وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً أَيَقْتُلُهُ فَتَقْتُلُونَهُ أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ نَزَلَ فِيكَ وَفِي صَاحِبَتِكَ فَاذْهَبْ فَائْتِ بِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ فَتَلاَعَنَا وَأَنَا مَعَ النَّاسِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا فَرَغَ عُوَيْمِرٌ قَالَ كَذَبْتُ عَلَيْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ أَمْسَكْتُهَا ‏.‏ فَطَلَّقَهَا ثَلاَثًا قَبْلَ أَنْ يَأْمُرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Sehl b. Sa’d es-Sâidî (radıyallahü anh)’nin haber verdiğine göre Uveymir el-Aclânî, Asım b. Adiy’e gelerek: Ey Asım, ne dersin? Bir adam karısının yanında başka bir adam bulsa, o adamı öldürürse Müslümanlar da onu kısas olarak öldürürler mi? Yoksa o adam ne yapmalı? diye sordu ve: Ey Asım, bu soruyu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e benim için soruver, dedi. Bunun üzerine Asım bu meseleyi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu tür sorulardan hoşlanmadı ve onları ayıpladı. Bu sebeple Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittikleri Asım’a çok ağır geldi. Asım evine dönünce Uveymir gelerek: Ey Asım, bu konuda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sana ne buyurdu? dedi. Asım, Uveymir’e: Bana hayır getirmedin. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), sorduğun o sorudan hoşlanmadı, dedi. Bunun üzerine Uveymir: Vallahi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e bizzat gidip sormadıkça bu işin peşini bırakmam, dedi. Sonunda Uveymir, insanların arasında bulunan Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gitti ve: Ey Allah’ın Rasûlü! Bir kimse karısının yanında başka bir adam bulsa, o adamı öldürür mü? Siz de onu öldürür müsünüz? Yoksa o kimse ne yapmalı? diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: Seninle karın hakkında âyet nazil olmuştur. Git, karını getir, buyurdu. Sehl diyor ki: Ben insanlarla birlikte Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında iken bu karı koca birbirleriyle mülâane yaptılar. Mülâaneyi bitirdikleri zaman Uveymir: Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer ben bu kadını nikâhımda tutarsam ona karşı yalan söylemiş olurum, dedi ve Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine emretmeden önce karısını üç talakla boşadı.

Sunan an Nasai 3402

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَزِيدَ الأَحْمَسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا الشَّعْبِيُّ، قَالَ حَدَّثَتْنِي فَاطِمَةُ بِنْتُ قَيْسٍ، قَالَتْ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ أَنَا بِنْتُ آلِ خَالِدٍ وَإِنَّ زَوْجِي فُلاَنًا أَرْسَلَ إِلَىَّ بِطَلاَقِي وَإِنِّي سَأَلْتُ أَهْلَهُ النَّفَقَةَ وَالسُّكْنَى فَأَبَوْا عَلَىَّ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُ قَدْ أَرْسَلَ إِلَيْهَا بِثَلاَثِ تَطْلِيقَاتٍ ‏.‏ قَالَتْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا النَّفَقَةُ وَالسُّكْنَى لِلْمَرْأَةِ إِذَا كَانَ لِزَوْجِهَا عَلَيْهَا الرَّجْعَةُ ‏"‏ ‏.‏

Fatıma binti Kays (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldim ve: “Ben Halid oğullarının kızıyım. Kocam falan, beni boşadığı haberini gönderdi. Ben de onun ailesinden nafaka ve kalacak yer istedim, fakat onlar kabul etmediler” dedim. Onlar da: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kocası ona üç talak gönderdi” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Nafaka ve oturacak yer, ancak kocasının kendisine dönme hakkı bulunan kadın içindir” buyurdu.

Sunan an Nasai 3403

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْمُطَلَّقَةُ ثَلاَثًا لَيْسَ لَهَا سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Fatıma binti Kays (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Üç talakla boşanmış kadın için nafaka ve oturacak yer yoktur.”

Sunan an Nasai 3404

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو، - وَهُوَ الأَوْزَاعِيُّ - قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَتْنِي فَاطِمَةُ بِنْتُ قَيْسٍ، أَنَّ أَبَا عَمْرِو بْنَ حَفْصٍ الْمَخْزُومِيَّ، طَلَّقَهَا ثَلاَثًا فَانْطَلَقَ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ فِي نَفَرٍ مِنْ بَنِي مَخْزُومٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا عَمْرِو بْنَ حَفْصٍ طَلَّقَ فَاطِمَةَ ثَلاَثًا فَهَلْ لَهَا نَفَقَةٌ فَقَالَ ‏ "‏ لَيْسَ لَهَا نَفَقَةٌ وَلاَ سُكْنَى ‏"‏ ‏.‏

Yine Fatıma binti Kays (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Ebu Amr b. Hafs el-Mahzumî onu üç talakla boşamıştı. Bunun üzerine Halid b. Velid, Benî Mahzum’dan birkaç kişiyle beraber Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ebu Amr b. Hafs, Fatıma’yı üç talakla boşadı; onun için nafaka var mıdır?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Onun için nafaka ve kalacak yer yoktur” buyurdu.

Sunan an Nasai 3405

أَخْبَرَنَا أَبُو دَاوُدَ، سُلَيْمَانُ بْنُ سَيْفٍ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ أَبَا الصَّهْبَاءِ، جَاءَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَقَالَ يَا ابْنَ عَبَّاسٍ أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ الثَّلاَثَ، كَانَتْ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبِي بَكْرٍ وَصَدْرًا مِنْ خِلاَفَةِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا تُرَدُّ إِلَى الْوَاحِدَةِ قَالَ نَعَمْ ‏.‏

Ebû’s-Sahbâ, İbn Abbâs’a gelerek, “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde, Ebû Bekir’in halifeliğinde ve Ömer’in halifeliğinin ilk zamanlarında üç talâkın tek talâk sayıldığını biliyor musun?” diye sordu. İbn Abbâs, “Evet” dedi.

Sunan an Nasai 3406

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ رَجُلٍ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ فَتَزَوَّجَتْ زَوْجًا غَيْرَهُ فَدَخَلَ بِهَا ثُمَّ طَلَّقَهَا قَبْلَ أَنْ يُوَاقِعَهَا أَتَحِلُّ لِلأَوَّلِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ حَتَّى يَذُوقَ الآخَرُ عُسَيْلَتَهَا وَتَذُوقَ عُسَيْلَتَهُ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem), eşini boşadıktan sonra kadın başka biriyle evlenen, ancak yeni eşi cinsel birliktelikten önce kendisini boşayan bir adamın eski eşiyle yeniden evlenip evlenemeyeceği soruldu. Resûlullah, yeni eşle gerçek bir evlilik ilişkisi yaşanmadan bunun mümkün olmadığını söyledi.

Sunan an Nasai 3407

أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْحَكَمِ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ اللَّيْثِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتِ امْرَأَةُ رِفَاعَةَ الْقُرَظِيِّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي نَكَحْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الزَّبِيرِ وَاللَّهِ مَا مَعَهُ إِلاَّ مِثْلَ هَذِهِ الْهُدْبَةِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَعَلَّكِ تُرِيدِينَ أَنْ تَرْجِعِي إِلَى رِفَاعَةَ لاَ حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ وَتَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Rifâa el-Kurazî’nin eski eşi Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek Abdurrahman b. Zübeyr’le evlendiğini, fakat onunla cinsel birliktelik yaşayamadığını söyledi. Resûlullah, “Rifâa’ya dönmek istiyorsun galiba. Hayır; yeni eşinle evlilik ilişkisi yaşamadan bu olmaz” buyurdu.

Sunan an Nasai 3408

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتِ امْرَأَةُ رِفَاعَةَ الْقُرَظِيِّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ عِنْدَهُ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ تَحْتَ رِفَاعَةَ الْقُرَظِيِّ فَطَلَّقَنِي الْبَتَّةَ فَتَزَوَّجْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الزَّبِيرِ وَأَنَّهُ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا مَعَهُ إِلاَّ مِثْلَ هَذِهِ الْهُدْبَةِ وَأَخَذَتْ هُدْبَةً مِنْ جِلْبَابِهَا وَخَالِدُ بْنُ سَعِيدٍ بِالْبَابِ فَلَمْ يُؤْذَنْ لَهُ فَقَالَ يَا أَبَا بَكْرٍ أَلاَ تَسْمَعُ هَذِهِ تَجْهَرُ بِمَا تَجْهَرُ بِهِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ تُرِيدِينَ أَنْ تَرْجِعِي إِلَى رِفَاعَةَ لاَ حَتَّى تَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ وَيَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rıfaa el-Kurazî'nin karısı Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e geldi. Ebu Bekir de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in yanındaydı ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Ben Rıfaa el-Kurazî'nin nikâhında idim, beni kesin olarak boşadı. Ben de Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Fakat vallahi ey Allah'ın Rasûlü, Abdurrahman'ın erkekliği şu elbisenin saçağı gibidir” dedi ve elbisesindeki saçağı gösterdi. Halid b. Said kapıda idi ve içeri girmesine izin verilmemişti. Halid: “Ey Ebu Bekir! Bu kadının Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in huzurunda yüksek sesle neler söylediğini duymuyor musun?” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Sen herhalde tekrar Rıfaa'ya dönmek istiyorsun. Hayır, sen onun balcağızından, o da senin balcağızından tatmadıkça olmaz” buyurdu.

Sunan an Nasai 3409

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ نَصْرِ بْنِ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ قُلْتُ لأَيُّوبَ هَلْ عَلِمْتَ أَحَدًا قَالَ فِي أَمْرِكِ بِيَدِكِ أَنَّهَا ثَلاَثٌ غَيْرَ الْحَسَنِ فَقَالَ لاَ ثُمَّ قَالَ اللَّهُمَّ غَفْرًا إِلاَّ مَا حَدَّثَنِي قَتَادَةُ عَنْ كَثِيرٍ مَوْلَى ابْنِ سَمُرَةَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ ثَلاَثٌ ‏"‏ ‏.‏ فَلَقِيتُ كَثِيرًا فَسَأَلْتُهُ فَلَمْ يَعْرِفْهُ فَرَجَعْتُ إِلَى قَتَادَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ نَسِيَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا حَدِيثٌ مُنْكَرٌ ‏.‏

Hammad b. Zeyd'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Eyyûb'a: “Karısına ‘İşin senin elindedir’ diyen kimsenin bu ifadesinin üç talak sayılacağını Hasan-ı Basrî'nin dışında söyleyen birini biliyor musun?” dedim. “Hayır” dedi. Sonra: “Allah'ım, affını dilerim! Ancak Katâde'nin, İbn Semure'nin azatlısı Kesîr'den, onun Ebu Seleme'den, onun da Ebu Hureyre'den, onun da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'den rivâyet ettiğine göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): ‘Üçtür’ buyurmuştur” dedi. Kesîr ile karşılaştım ve ona sordum; bu rivâyeti bilmiyordu. Bunun üzerine Katâde'ye dönüp durumu kendisine bildirdim. O da: “Unutmuş” dedi. Ebu Abdurrahman diyor ki: Bu hadis münkerdir.

Sunan an Nasai 3410

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتِ امْرَأَةُ رِفَاعَةَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِنَّ زَوْجِي طَلَّقَنِي فَأَبَتَّ طَلاَقِي وَإِنِّي تَزَوَّجْتُ بَعْدَهُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الزَّبِيرِ وَمَا مَعَهُ إِلاَّ مِثْلَ هُدْبَةِ الثَّوْبِ ‏.‏ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏ "‏ لَعَلَّكِ تُرِيدِينَ أَنْ تَرْجِعِي إِلَى رِفَاعَةَ لاَ حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ وَتَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rıfaa'nın karısı Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelerek şöyle dedi: “Kocam beni boşadı ve boşamamı kesinleştirdi. Ben de ondan sonra Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Fakat onun erkekliği elbisenin saçağı gibidir.” Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) güldü ve: “Sen herhalde Rıfaa'ya dönmek istiyorsun. Hayır, o senin balcağızından, sen de onun balcağızından tatmadıkça olmaz” buyurdu.

Sunan an Nasai 3411

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَجُلاً، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا فَتَزَوَّجَتْ زَوْجًا فَطَلَّقَهَا قَبْلَ أَنْ يَمَسَّهَا فَسُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَحِلُّ لِلأَوَّلِ فَقَالَ ‏ "‏ لاَ حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَهَا كَمَا ذَاقَ الأَوَّلُ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, bir adam karısını üç talakla boşamıştı. Kadın bir başkasıyla nikâhlandı fakat bu ikinci kocası kadına dokunmadan onu boşadı. Bu kadın önceki kocasına helâl midir, diye Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e soruldu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “İkinci kocası, ilk kocası gibi o kadının balcağızından tatmadıkça bu iş olmaz.” buyurdular.

Sunan an Nasai 3412

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا هُشَيْمٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ الْغُمَيْصَاءَ، أَوِ الرُّمَيْصَاءَ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَشْتَكِي زَوْجَهَا أَنَّهُ لاَ يَصِلُ إِلَيْهَا فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ جَاءَ زَوْجُهَا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هِيَ كَاذِبَةٌ وَهُوَ يَصِلُ إِلَيْهَا وَلَكِنَّهَا تُرِيدُ أَنْ تَرْجِعَ إِلَى زَوْجِهَا الأَوَّلِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ ذَلِكَ حَتَّى تَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ ‏"‏ ‏.‏

Ubeydullah b. Abbâs’tan aktarıldığına göre, Gumeysâ veya Rumeysâ isimli kadın Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek kocasının kendisine yaklaşmadığından şikâyet etti. Çok geçmeden kocası da geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! O kadın yalan söylüyor; ben ona yaklaşıyorum, fakat o ilk kocasına dönmek istiyor.” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sen onun balcağızından tatmadıkça bu olmaz.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3413

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَالِمَ بْنَ رَزِينٍ، يُحَدِّثُ عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الرَّجُلِ تَكُونُ لَهُ الْمَرْأَةُ يُطَلِّقُهَا ثُمَّ يَتَزَوَّجُهَا رَجُلٌ آخَرُ فَيُطَلِّقُهَا قَبْلَ أَنْ يَدْخُلَ بِهَا فَتَرْجِعَ إِلَى زَوْجِهَا الأَوَّلِ قَالَ ‏ "‏ لاَ حَتَّى تَذُوقَ الْعُسَيْلَةَ ‏"‏ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyet edilmiştir. Bir adam karısını boşuyor, sonra o kadın başka bir kocayla nikâhlanıyor; ikinci kocası da onunla münasebette bulunmadan kendisini boşuyor. Bu kadının ilk kocasına dönüp dönemeyeceği sorulunca Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayır, balcağızı tatmadıkça dönemez.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3414

أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، عَنْ رَزِينِ بْنِ سُلَيْمَانَ الأَحْمَرِيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الرَّجُلِ يُطَلِّقُ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا فَيَتَزَوَّجُهَا الرَّجُلُ فَيُغْلِقُ الْبَابَ وَيُرْخِي السِّتْرَ ثُمَّ يُطَلِّقُهَا قَبْلَ أَنْ يَدْخُلَ بِهَا قَالَ ‏ "‏ لاَ تَحِلُّ لِلأَوَّلِ حَتَّى يُجَامِعَهَا الآخَرُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا أَوْلَى بِالصَّوَابِ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e şöyle soruldu: Bir adam karısını üç talakla boşuyor, o kadını da başka bir adam nikâhlıyor, kapılar kapanıp perdeler çekiliyor (yani baş başa kalıyorlar), daha sonra da o ikinci koca o kadınla cinsel ilişki kurmaksızın onu boşuyor. Bu kadın ilk kocasına helâl olur mu? Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “İkinci kocasıyla cinsel ilişki kurmadan ilk kocasına helâl olmaz.” buyurdu. Ebû Abdurrahman: “Doğruya daha yakın olan budur.” dedi.

Sunan an Nasai 3415

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي قَيْسٍ، عَنْ هُزَيْلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْوَاشِمَةَ وَالْمُوتَشِمَةَ وَالْوَاصِلَةَ وَالْمَوْصُولَةَ وَآكِلَ الرِّبَا وَمُوكِلَهُ وَالْمُحَلِّلَ وَالْمُحَلَّلَ لَهُ ‏.‏

Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), dövme yapana ve yaptırana, saç takana ve taktırana, faiz yiyene ve yedirene, ayrıca ilk kocasına helâl olabilmek için bir başkasıyla yapmacık ve geçici nikâh yapana ve yaptırana lanet etmiştir.

Sunan an Nasai 3416

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ سَأَلْتُ الزُّهْرِيَّ عَنِ الَّتِي، اسْتَعَاذَتْ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ الْكِلاَبِيَّةَ لَمَّا دَخَلَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَقَدْ عُذْتِ بِعَظِيمٍ الْحَقِي بِأَهْلِكِ ‏"‏ ‏.‏

Evzaî’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zührî’ye, Rasûlüllah’tan (sallallahü aleyhi ve sellem) Allah’a sığınan kadını sordum. O da şöyle dedi: Urve, Âişe’den şöyle aktarmıştır: Kilâbiyye isimli kadın, Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna girdiğinde: “Senden Allah’a sığınırım.” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sen gerçekten yüce olana sığındın. Ailenin yanına dön.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3417

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ، - وَهُوَ ابْنُ أَبِي الْجَهْمِ - قَالَ سَمِعْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ قَيْسٍ، تَقُولُ أَرْسَلَ إِلَىَّ زَوْجِي بِطَلاَقِي فَشَدَدْتُ عَلَىَّ ثِيَابِي ثُمَّ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ كَمْ طَلَّقَكِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ ثَلاَثًا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَيْسَ لَكِ نَفَقَةٌ وَاعْتَدِّي فِي بَيْتِ ابْنِ عَمِّكِ ابْنِ أُمِّ مَكْتُومٍ فَإِنَّهُ ضَرِيرُ الْبَصَرِ تُلْقِينَ ثِيَابَكِ عِنْدَهُ فَإِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُكِ فَآذِنِينِي ‏"‏ ‏.‏ مُخْتَصَرٌ ‏.‏

Fatıma Binti Kays (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle diyordu: Kocam beni boşadığını bildirerek bana haber gönderdi. Ben de elbisemi bürünüp Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına gelip durumumu arz ettim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Seni kaç talakla boşadı?” diye sordu. Ben de: “Üç talakla” dedim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O zaman sana nafaka yok. Amcanın oğlu İbn Ümmü Mektum’un evinde iddetini tamamla. Onun gözleri görmez; bu sebeple dış elbiseni onun yanında çıkarabilirsin. İddetin bitince de bana haber ver” buyurdu.

Sunan an Nasai 3418

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ تَمِيمٍ، مَوْلَى فَاطِمَةَ عَنْ فَاطِمَةَ، نَحْوَهُ ‏.‏

Fatıma’nın azatlı kölesi Temîm’den, o da Fatıma’dan bunun benzerini rivâyet etti.

Sunan an Nasai 3419

أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ بْنِ عَلِيٍّ الْمَوْصِلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مَخْلَدٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ إِنِّي جَعَلْتُ امْرَأَتِي عَلَىَّ حَرَامًا ‏.‏ قَالَ كَذَبْتَ لَيْسَتْ عَلَيْكَ بِحَرَامٍ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ ‏}‏ عَلَيْكَ أَغْلَظُ الْكَفَّارَةِ عِتْقُ رَقَبَةٍ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, kendisine bir adam geldi ve: “Ben karımı kendime haram kıldım” dedi. İbn Abbâs: “Yalan söylüyorsun, karın sana haram olmaz” dedi ve şu âyeti okudu: “Ey Peygamber! Eşlerinden herhangi birini memnun etmek için neden Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi kendine haram kılıyorsun?” (Tahrîm sûresi, 1. âyet.) Ardından: “Sana en ağır keffâret, bir köle azat etmek gerekir” dedi.

Sunan an Nasai 3420

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ وَيَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلاً فَتَوَاصَيْتُ وَحَفْصَةَ أَيَّتُنَا مَا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلْتَقُلْ إِنِّي أَجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ فَدَخَلَ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ ‏"‏ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً عِنْدَ زَيْنَبَ - وَقَالَ - لَنْ أَعُودَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَنَزَلَ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ ‏}‏ ‏{‏ إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ ‏}‏ لِعَائِشَةَ وَحَفْصَةَ ‏{‏ وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا ‏}‏ لِقَوْلِهِ ‏"‏ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاَ ‏"‏ ‏.‏ كُلُّهُ فِي حَدِيثِ عَطَاءٍ ‏.‏

Ubeyd b. Umeyr, Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımı Âişe’den şöyle rivâyet etmiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Zeyneb’in yanında kalır ve orada bal içerdi. Hafsa ile aramızda şöyle kararlaştırdık: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hangimizin yanına girerse ona, “Sende megâfir kokusu hissediyorum” desin. Bunun üzerine ikisinden birinin yanına girdiğinde o da kendisine böyle söyledi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), “Hayır, Zeyneb’in yanında bal içtim; bir daha onu içmeyeceğim” buyurdu. Bunun üzerine, “Ey Peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığını niçin kendine haram ediyorsun?” ve Âişe ile Hafsa hakkında, “Eğer ikiniz Allah’a tevbe ederseniz...” âyetleri ile onun “Hayır, bal içtim” sözü hakkında, “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti...” âyeti indirildi. Bunların tamamı Atâ’nın hadisinde yer almaktadır.

Sunan an Nasai 3421

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَكِّيِّ بْنِ عِيسَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ حَدِيثَهُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ وَقَالَ فِيهِ إِذَا رَسُولُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْتِينِي فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ح وَأَخْبَرَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ وَهْبٍ عَنْ يُونُسَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ سَمِعْتُ كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ يُحَدِّثُ حَدِيثَهُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ وَسَاقَ قِصَّتَهُ وَقَالَ إِذَا رَسُولُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْتِي فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُكَ أَنْ تَعْتَزِلَ امْرَأَتَكَ ‏.‏ فَقُلْتُ أُطَلِّقُهَا أَمْ مَاذَا قَالَ لاَ بَلِ اعْتَزِلْهَا فَلاَ تَقْرَبْهَا ‏.‏ فَقُلْتُ لاِمْرَأَتِي الْحَقِي بِأَهْلِكِ فَكُونِي عِنْدَهُمْ حَتَّى يَقْضِيَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي هَذَا الأَمْرِ ‏.‏

Abdullah b. Ka’b b. Mâlik’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Ka’b b. Mâlik’ten duydum. Tebük savaşında Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile gitmeyip geri kalmasının hikâyesini anlatırken şöyle demişti: Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) gönderdiği adam gelip, “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), hanımından ayrı kalmanı emrediyor” deyince ben, “Onu boşayayım mı, yoksa ne yapayım?” diye sordum. O da, “Hayır, boşama; sadece ondan ayrı kal ve ona yaklaşma” dedi. Ben de hanımıma, “Ailenin yanına dön ve Allah bu konuda bir hüküm verinceye kadar orada kal” dedim.

Sunan an Nasai 3422

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَبَلَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُوسَى بْنِ أَعْيَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ رَاشِدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي كَعْبَ بْنَ مَالِكٍ، - قَالَ وَهُوَ أَحَدُ الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ تِيبَ عَلَيْهِمْ - يُحَدِّثُ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِلَى صَاحِبَىَّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَعْتَزِلُوا نِسَاءَكُمْ ‏.‏ فَقُلْتُ لِلرَّسُولِ أُطَلِّقُ امْرَأَتِي أَمْ مَاذَا أَفْعَلُ قَالَ لاَ بَلْ تَعْتَزِلُهَا فَلاَ تَقْرَبْهَا ‏.‏ فَقُلْتُ لاِمْرَأَتِي الْحَقِي بِأَهْلِكِ فَكُونِي فِيهِمْ فَلَحِقَتْ بِهِمْ ‏.‏

Abdurrahman b. Abdullah b. Ka’b b. Mâlik, babasından naklederek şöyle diyor: Babam Ka’b b. Mâlik’ten işittim. Babam, tevbeleri Allah tarafından kabul edilen üç kişiden biriydi. Şöyle anlattı: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana ve diğer iki arkadaşıma bir adam göndermişti. Gelen adam, “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), hanımlarınızdan uzak kalmanızı emrediyor” dedi. O zaman ben, “Hanımımı boşayayım mı, yoksa ne yapmalıyım?” dedim. O kimse de, “Hayır, boşama; fakat ondan ayrı kal ve ona yaklaşma” dedi. Ben de hanımıma, “Ailenin yanına dön ve orada kal” dedim. O da ailesinin yanına dönüp orada kaldı.

Sunan an Nasai 3423

أَخْبَرَنَا يُوسُفُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ كَعْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ كَعْبًا، يُحَدِّثُ حَدِيثَهُ حِينَ تَخَلَّفَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي غَزْوَةِ تَبُوكَ وَقَالَ فِيهِ إِذَا رَسُولُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْتِينِي وَيَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُكَ أَنْ تَعْتَزِلَ امْرَأَتَكَ ‏.‏ فَقُلْتُ أُطَلِّقُهَا أَمْ مَاذَا أَفْعَلُ قَالَ بَلِ اعْتَزِلْهَا وَلاَ تَقْرَبْهَا ‏.‏ وَأَرْسَلَ إِلَى صَاحِبَىَّ بِمِثْلِ ذَلِكَ فَقُلْتُ لاِمْرَأَتِي الْحَقِي بِأَهْلِكِ وَكُونِي عِنْدَهُمْ حَتَّى يَقْضِيَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي هَذَا الأَمْرِ ‏.‏ خَالَفَهُمْ مَعْقِلُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ ‏.‏

Abdullah b. Ka’b (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ka’b’tan işittim; Tebük Savaşı’na Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte katılamayıp geri kalmasının hikâyesini anlatırken şöyle diyordu: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in gönderdiği adam bana gelip, “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), hanımından ayrı kalmanı emrediyor” deyince ben, “Onu boşayacak mıyım, yoksa ne yapayım?” dedim. O da, “Hayır, ondan ayrı dur ve ona yaklaşma” dedi. Diğer iki arkadaşıma da aynı şekilde haber göndermişti. Ben de hanımıma, “Ailenin yanına dön ve Allah bu konuda hükmünü bildirinceye kadar onların yanında kal” dedim.

Sunan an Nasai 3424

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْدَانَ بْنِ عِيسَى، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ عَمِّهِ، عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبٍ قَالَ سَمِعْتُ أَبِي كَعْبًا، يُحَدِّثُ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِلَى صَاحِبَىَّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَعْتَزِلُوا نِسَاءَكُمْ فَقُلْتُ لِلرَّسُولِ أُطَلِّقُ امْرَأَتِي أَمْ مَاذَا أَفْعَلُ قَالَ لاَ بَلْ تَعْتَزِلُهَا وَلاَ تَقْرَبْهَا ‏.‏ فَقُلْتُ لاِمْرَأَتِي الْحَقِي بِأَهْلِكِ فَكُونِي فِيهِمْ حَتَّى يَقْضِيَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏.‏ فَلَحِقَتْ بِهِمْ ‏.‏ خَالَفَهُ مَعْمَرٌ ‏.‏

Ubeydullah b. Ka’b (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Babam Ka’b’ın şöyle anlattığını duydum: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bana ve diğer iki arkadaşıma haber göndererek, “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), hanımlarınızdan ayrı kalmanızı emrediyor” demişti. Ben o gelen kimseye, “Karımı boşamam mı gerekiyor, yoksa ne yapmalıyım?” diye sordum. O da, “Hayır, ondan uzak dur ve ona yaklaşma” dedi. Ben de hanımıma, “Ailenin yanına dön, Allah bu konuda bir hüküm verinceye kadar onların yanında kal” dedim. O da ailesinin yanına dönüp gitmişti.

Sunan an Nasai 3425

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، - وَهُوَ ابْنُ ثَوْرٍ - عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ فِي حَدِيثِهِ إِذَا رَسُولٌ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَتَانِي فَقَالَ اعْتَزِلِ امْرَأَتَكَ ‏.‏ فَقُلْتُ أُطَلِّقُهَا قَالَ لاَ وَلَكِنْ لاَ تَقْرَبْهَا ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ الْحَقِي بِأَهْلِكِ ‏.‏

Abdurrahman b. Ka’b b. Mâlik, babasından rivâyet ederek onun hadisinde şöyle dediğini nakletmiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in gönderdiği bir adam yanıma gelip, “Hanımından ayrı kal” dedi. Ben, “Onu boşayayım mı?” dedim. O, “Hayır, fakat ona yaklaşma” dedi. Bu rivâyette, “Ailenin yanına dön” ifadesini zikretmedi.

Sunan an Nasai 3426

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ مُعَتِّبٍ، أَنَّ أَبَا حَسَنٍ، مَوْلَى بَنِي نَوْفَلٍ أَخْبَرَهُ قَالَ كُنْتُ أَنَا وَامْرَأَتِي، مَمْلُوكَيْنِ فَطَلَّقْتُهَا تَطْلِيقَتَيْنِ ثُمَّ أُعْتِقْنَا جَمِيعًا فَسَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ إِنْ رَاجَعْتَهَا كَانَتْ عِنْدَكَ عَلَى وَاحِدَةٍ قَضَى بِذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ خَالَفَهُ مَعْمَرٌ ‏.‏

Ömer b. Muattib (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, Benî Nevfel’in azatlı kölesi Ebû Hasan şöyle anlattı: Ben ve hanımım ikimiz de köle idik. Ben hanımımı iki talak ile boşamıştım. Sonra ikimiz de hürriyetimize kavuşturulup azat edilmiştik. Bu durumu İbn Abbâs’a sordum. İbn Abbâs: “Eğer tekrar hanımına dönersen, o yanında bir talak hakkı kalmış olarak bulunur. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu konuda böyle hüküm vermişti.” dedi. Ma‘mer ona muhalefet etmiştir.

Sunan an Nasai 3427

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ مُعَتِّبٍ، عَنِ الْحَسَنِ، مَوْلَى بَنِي نَوْفَلٍ قَالَ سُئِلَ ابْنُ عَبَّاسٍ عَنْ عَبْدٍ طَلَّقَ، امْرَأَتَهُ تَطْلِيقَتَيْنِ ثُمَّ عُتِقَا أَيَتَزَوَّجُهَا قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ عَمَّنْ قَالَ أَفْتَى بِذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ قَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ لِمَعْمَرٍ الْحَسَنُ هَذَا مَنْ هُوَ لَقَدْ حَمَلَ صَخْرَةً عَظِيمَةً ‏.‏

Benî Nevfel’in azatlısı Hasan (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbâs’a, karısını iki talakla boşayan, daha sonra da ikisi azat edilen bir kölenin tekrar eski karısıyla evlenip evlenemeyeceği soruldu. İbn Abbâs: “Evet.” dedi. “Bunu kimden naklediyorsun?” diye sorulunca: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu şekilde fetva verdi.” diye cevap verdi. Abdürrezzâk dedi ki: İbnü’l-Mübârek, Ma‘mer’e: “Bu Hasan kimdir? Gerçekten büyük bir kaya yüklenmiştir.” dedi.

Sunan an Nasai 3428

أَخْبَرَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَسَدُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي جَعْفَرٍ الْخَطْمِيِّ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ خُزَيْمَةَ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ السَّائِبِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبْنَاءُ، قُرَيْظَةَ أَنَّهُمْ عُرِضُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ قُرَيْظَةَ فَمَنْ كَانَ مُحْتَلِمًا أَوْ نَبَتَتْ عَانَتُهُ قُتِلَ وَمَنْ لَمْ يَكُنْ مُحْتَلِمًا أَوْ لَمْ تَنْبُتْ عَانَتُهُ تُرِكَ ‏.‏

Kesîr b. Sâib (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Kureyzaoğulları’nın çocukları bana şöyle anlattılar: Kureyza günü Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e arz edildiler. Onlardan ihtilâm olan veya etek tüyleri bitenler öldürüldü; ihtilâm olmayan veya etek tüyleri bitmeyenler ise bırakıldı.

Sunan an Nasai 3429

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَطِيَّةَ الْقُرَظِيِّ، قَالَ كُنْتُ يَوْمَ حُكْمِ سَعْدٍ فِي بَنِي قُرَيْظَةَ غُلاَمًا فَشَكُّوا فِيَّ فَلَمْ يَجِدُونِي أَنْبَتُّ فَاسْتُبْقِيتُ فَهَا أَنَا ذَا بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ ‏.‏

Atiyye el-Kurazî (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Benî Kureyza hakkında Sa’d’ın hüküm verdiği gün ben çocuktum. Benim hakkımda tereddüde düştüler; fakat ergenlik alametlerinden olan kıllarımın bitmediğini gördüler ve beni sağ bıraktılar. İşte ben hâlâ aranızdayım.

Sunan an Nasai 3430

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَرَضَهُ يَوْمَ أُحُدٍ وَهُوَ ابْنُ أَرْبَعَ عَشْرَةَ سَنَةً فَلَمْ يُجِزْهُ وَعَرَضَهُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ وَهُوَ ابْنُ خَمْسَ عَشْرَةَ سَنَةً فَأَجَازَهُ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Uhud Savaşı’nda ben on dört yaşımdaydım. Savaşa katılmak için Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) arz olundum; Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) izin vermedi. Hendek günü on beş yaşındaydım; savaşa katılmama izin verdi.

Sunan an Nasai 3431

أَخْبَرَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ حَمَّادٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ رُفِعَ الْقَلَمُ عَنْ ثَلاَثٍ عَنِ النَّائِمِ حَتَّى يَسْتَيْقِظَ وَعَنِ الصَّغِيرِ حَتَّى يَكْبُرَ وَعَنِ الْمَجْنُونِ حَتَّى يَعْقِلَ أَوْ يَفِيقَ ‏"‏ ‏.‏

Âişe’den (radıyallahü anha) rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, büyüyünceye kadar küçük çocuktan ve akıllanıncaya veya iyileşinceye kadar deliden.”

Sunan an Nasai 3432

أَخْبَرَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَسَنِ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ سَلاَّمٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم - قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى تَجَاوَزَ عَنْ أُمَّتِي كُلَّ شَىْءٍ حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا مَا لَمْ تَكَلَّمْ بِهِ أَوْ تَعْمَلْ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: (Allah, ümmetimin kalbinden geçen ve dile getirmedikleri ve yapmadıkları şeylerden vazgeçmiştir. Sorumlu tutmaz.)

Sunan an Nasai 3433

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ مِسْعَرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ تَجَاوَزَ لأُمَّتِي مَا وَسْوَسَتْ بِهِ وَحَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا مَا لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَتَكَلَّمْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Ümmetimin gönlünden geçen temayüller ve vesveseler işlenmedikçe ve söylenmedikçe affedilmiştir, Allah sorumlu tutmaz.)

Sunan an Nasai 3434

أَخْبَرَنِي مُوسَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْجُعْفِيُّ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى تَجَاوَزَ لأُمَّتِي عَمَّا حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا مَا لَمْ تَكَلَّمْ أَوْ تَعْمَلْ بِهِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Allah, ümmetimin aklından geçirip söylemedikleri ve yapmadıkları işlerden dolayı sorumlu tutmaz, günah yazmaz.)

Sunan an Nasai 3435

أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَارٌ فَارِسِيٌّ طَيِّبُ الْمَرَقَةِ فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ وَعِنْدَهُ عَائِشَةُ فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ بِيَدِهِ أَنْ تَعَالَ وَأَوْمَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى عَائِشَةَ أَىْ وَهَذِهِ فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ الآخَرُ هَكَذَا بِيَدِهِ أَنْ لاَ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Farslı bir komşusu vardı, güzel çorba pişirirdi. Bir gün Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında Âişe vardı. O adam eliyle işaret ederek Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in gelip pişirdiği çorbadan yemesini istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de Âişe’ye işaret ederek bu hanımım Âişe de gelirse olur demek istedi. O adam da yine eliyle işaret ederek iki veya üç kere olmaz manasına işaret etti (yani sadece seni davet ediyorum, hanımın gelmesin dedi).

Sunan an Nasai 3436

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، عَنِ ابْنِ الْقَاسِمِ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، رضى الله عنه - وَفِي حَدِيثِ الْحَارِثِ أَنَّهُ سَمِعَ عُمَرَ يَقُولُ - قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏

Ömer b. Hattab (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: (Yapılan her iş niyete göre değerlendirilir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline o geçer. Kimin memleketini terk etmesi veya günahlardan uzak kalması Allah ve Rasûlünün isteği doğrultusunda ise onun bu yaptığı iş Allah yolunda sayılır ve ahirette hesabı ona göre görülür. Kimin de memleketini terk etmesi eline geçireceği bir dünyalık veya elde edeceği bir kadın için olursa, onun da bu hicreti hicret ettiği bu şeye aittir, onları elde etmiş olur, ahirette de hesabı ona göre verilir.)

Sunan an Nasai 3437

أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنِي شُعَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو الزِّنَادِ، مِمَّا حَدَّثَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجُ، مِمَّا ذَكَرَ أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ قَالَ ‏ "‏ انْظُرُوا كَيْفَ يَصْرِفُ اللَّهُ عَنِّي شَتْمَ قُرَيْشٍ وَلَعْنَهُمْ إِنَّهُمْ يَشْتِمُونَ مُذَمَّمًا وَيَلْعَنُونَ مُذَمَّمًا وَأَنَا مُحَمَّدٌ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh), Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den şöyle aktarmıştır: (Bakınız! Allah Kureyş’in sövmesini ve lanetini nasıl da benden çevirip uzak tutuyor. Onlar Müzemmem’e sövüyor ve Müzemmem’e lanet ediyorlar; hâlbuki ben Muhammed’im.)

Sunan an Nasai 3438

أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، وَمُوسَى بْنُ عُلَىٍّ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمَّا أُمِرَ رَسُولُ اللَّهِ بِتَخْيِيرِ أَزْوَاجِهِ بَدَأَ بِي فَقَالَ ‏"‏ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تُعَجِّلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ قَدْ عَلِمَ أَنَّ أَبَوَاىَ لَمْ يَكُونَا لِيَأْمُرَانِّي بِفِرَاقِهِ - قَالَتْ - ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ جَمِيلاً ‏}‏ فَقُلْتُ أَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ - قَالَتْ عَائِشَةُ - ثُمَّ فَعَلَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ مَا فَعَلْتُ وَلَمْ يَكُنْ ذَلِكَ حِينَ قَالَ لَهُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاخْتَرْنَهُ طَلاَقًا مِنْ أَجْلِ أَنَّهُنَّ اخْتَرْنَهُ ‏.‏

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımlarından Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) zevcelerini dünya hayatıyla Allah’ın Rasûlü ve ahireti tercih konusunda serbest bırakmakla emredilince önce benden başladı ve: “Sana bir şey söyleyeceğim; yalnız acele etme, anne ve babana danış” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), anne ve babamın kendisinden ayrılmamı emretmeyeceklerini biliyordu. Daha sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şu ayeti okudu: “Ey Peygamber! Eşlerine söyle: Eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız gelin, size boşanma bedelini vereyim ve sizi güzellikle salıvereyim.” Bunun üzerine ben: “Bu konuda babama ve anneme mi danışacağım? Ben Allah’ı, Rasûlünü ve ahiret yurdunu isterim” dedim. Âişe sözüne devamla şöyle dedi: “Daha sonra Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in diğer hanımları da benim yaptığım gibi yaptılar. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in onları muhayyer bırakması ve onların da Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i seçmeleri talak olarak kabul edilmedi.”

Sunan an Nasai 3439

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ ثَوْرٍ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‏}‏ دَخَلَ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَدَأَ بِي فَقَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تُعَجِّلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ قَدْ عَلِمَ وَاللَّهِ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا لِيَأْمُرَانِّي بِفِرَاقِهِ فَقَرَأَ عَلَىَّ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا ‏}‏ فَقُلْتُ أَفِي هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا خَطَأٌ وَالأَوَّلُ أَوْلَى بِالصَّوَابِ وَاللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى أَعْلَمُ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Eğer Allah’ı ve Rasûlünü istiyorsanız” ayeti nazil olunca Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yanıma geldi ve benden başlayarak şöyle buyurdu: “Ey Âişe! Sana bir şey söyleyeceğim; anne ve babana danışıncaya kadar acele etmemenin sana bir zararı yoktur.” Âişe dedi ki: “Vallahi, anne ve babamın kendisinden ayrılmamı emretmeyeceklerini biliyordu.” Daha sonra bana: “Ey Peygamber! Eşlerine söyle: Eğer siz dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız...” ayetini okudu. Ben de: “Bu konuda anne ve babama mı danışacağım? Ben Allah’ı ve Rasûlünü istiyorum” dedim. Ebû Abdurrahman dedi ki: “Bu hatadır; önceki rivâyet doğru olmaya daha layıktır. Allah, noksan sıfatlardan münezzeh ve yüce olan, en iyi bilendir.”

Sunan an Nasai 3440

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - هُوَ ابْنُ سَعِيدٍ - عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَاهُ فَهَلْ كَانَ طَلاَقًا

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi muhayyer bıraktı, biz de onu seçtik. Bu, talak mı oldu?”

Sunan an Nasai 3441

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمٍ، قَالَ قَالَ الشَّعْبِيُّ عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَدْ خَيَّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ فَلَمْ يَكُنْ طَلاَقًا ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımlarını muhayyer bıraktı; bu talak olmadı.

Sunan an Nasai 3442

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ صُدْرَانَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَشْعَثُ، - وَهُوَ ابْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ - عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَدْ خَيَّرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ فَلَمْ يَكُنْ طَلاَقًا ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımlarını muhayyer bıraktı; bu talak olmadı.

Sunan an Nasai 3443

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَدْ خَيَّرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نِسَاءَهُ أَفَكَانَ طَلاَقًا ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımlarını muhayyer bıraktı; bu talak mıydı?

Sunan an Nasai 3444

أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الضَّعِيفُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَاهُ فَلَمْ يَعُدَّهَا عَلَيْنَا شَيْئًا ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizi serbest bıraktı; biz de onu tercih ettik. Bunu aleyhimize bir şey saymadı.

Sunan an Nasai 3445

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ مَسْعَدَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ مَوْهَبٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، قَالَ كَانَ لِعَائِشَةَ غُلاَمٌ وَجَارِيَةٌ قَالَتْ فَأَرَدْتُ أَنْ أُعْتِقَهُمَا فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ ابْدَئِي بِالْغُلاَمِ قَبْلَ الْجَارِيَةِ ‏"‏ ‏.‏

Kasım b. Muhammed (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Âişe’nin bir kölesi ve bir cariyesi vardı. Âişe şöyle dedi: İkisini de azâd etmek istedim ve bunu Rasûlullah’a söyledim. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Cariyeden önce köleden başla.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3446

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ رَبِيعَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ فِي بَرِيرَةَ ثَلاَثُ سُنَنٍ إِحْدَى السُّنَنِ أَنَّهَا أُعْتِقَتْ فَخُيِّرَتْ فِي زَوْجِهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ ‏"‏ ‏.‏ وَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْبُرْمَةُ تَفُورُ بِلَحْمٍ فَقُرِّبَ إِلَيْهِ خُبْزٌ وَأُدْمٌ مِنْ أُدْمِ الْبَيْتِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَلَمْ أَرَ بُرْمَةً فِيهَا لَحْمٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَلِكَ لَحْمٌ تُصُدِّقَ بِهِ عَلَى بَرِيرَةَ وَأَنْتَ لاَ تَأْكُلُ الصَّدَقَةَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هُوَ عَلَيْهَا صَدَقَةٌ وَهُوَ لَنَا هَدِيَّةٌ ‏"‏ ‏.‏

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımı Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berîre hakkında üç sünnet vardı. Bunlardan biri, azâd edilince kocası hakkında muhayyer bırakılmasıydı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Velâ hakkı, azâd edene aittir.” buyurdu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün eve girdiğinde bir tencerede et kaynıyordu. Kendisine ekmek ve evde bulunan bir katık getirildi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “İçinde et bulunan bir tencere görmedim mi?” buyurdu. Orada bulunanlar: “Evet, ey Allah’ın Rasûlü! O et, Berîre’ye sadaka olarak verilmiştir; sen ise sadaka yemezsin.” dediler. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O, Berîre için sadaka; bizim için ise hediyedir.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3447

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ آدَمَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ فِي بَرِيرَةَ ثَلاَثُ قَضِيَّاتٍ أَرَادَ أَهْلُهَا أَنْ يَبِيعُوهَا وَيَشْتَرِطُوا الْوَلاَءَ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ اشْتَرِيهَا وَأَعْتِقِيهَا فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ ‏"‏ ‏.‏ وَأُعْتِقَتْ فَخَيَّرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَارَتْ نَفْسَهَا وَكَانَ يُتَصَدَّقُ عَلَيْهَا فَتُهْدِي لَنَا مِنْهُ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ كُلُوهُ فَإِنَّهُ عَلَيْهَا صَدَقَةٌ وَهُوَ لَنَا هَدِيَّةٌ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha) şöyle demiştir: Berire hakkında üç hüküm ortaya çıktı. Sahipleri onu satmak ve velâ hakkının kendilerine ait olmasını şart koşmak istediler. Bunu Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) anlattım. O da: "Onu satın al ve azat et. Velâ hakkı, azat eden kimseye aittir" buyurdu. Berire azat edilince Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), kocasıyla kalıp kalmama konusunda onu serbest bıraktı; o da kendisini seçti. Berire'ye sadaka verilir, o da bundan bize hediye ederdi. Bunu Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) anlattım. O da: "Onu yiyin. Çünkü o, Berire için sadaka; bizim için ise hediyedir" buyurdu.

Sunan an Nasai 3448

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتِ اشْتَرَيْتُ بَرِيرَةَ فَاشْتَرَطَ أَهْلُهَا وَلاَءَهَا فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ أَعْتِقِيهَا فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْطَى الْوَرِقَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَأَعْتَقْتُهَا فَدَعَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخَيَّرَهَا مِنْ زَوْجِهَا قَالَتْ لَوْ أَعْطَانِي كَذَا وَكَذَا مَا أَقَمْتُ عِنْدَهُ ‏.‏ فَاخْتَارَتْ نَفْسَهَا وَكَانَ زَوْجُهَا حُرًّا ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha) şöyle demiştir: Berire'yi satın aldım. Sahipleri, onun velâ hakkının kendilerine ait olmasını şart koştular. Bunu Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) anlattım. O da: "Onu azat et. Velâ hakkı, gümüş parayı veren kimseye aittir" buyurdu. Âişe dedi ki: Bunun üzerine onu azat ettim. Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) Berire'yi çağırdı ve kocası konusunda onu serbest bıraktı. Berire: "Bana şu kadar ve şu kadar verse bile onun yanında kalmam" dedi. Böylece kendisini seçti. Kocası hür bir kimseydi.

Sunan an Nasai 3449

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا أَرَادَتْ أَنْ تَشْتَرِيَ، بَرِيرَةَ فَاشْتَرَطُوا وَلاَءَهَا فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ اشْتَرِيهَا وَأَعْتِقِيهَا فَإِنَّ الْوَلاَءَ لِمَنْ أَعْتَقَ ‏"‏ ‏.‏ وَأُتِيَ بِلَحْمٍ فَقِيلَ إِنَّ هَذَا مِمَّا تُصُدِّقَ بِهِ عَلَى بَرِيرَةَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هُوَ لَهَا صَدَقَةٌ وَلَنَا هَدِيَّةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَخَيَّرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ زَوْجُهَا حُرًّا ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha), Berire'yi satın almak istedi. Sahipleri, onun velâ hakkının kendilerine ait olmasını şart koştular. Bu durumu Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem) anlattı. O da: "Onu satın al ve azat et. Velâ hakkı, azat eden kimseye aittir" buyurdu. Daha sonra kendisine bir et getirildi ve: "Bu, Berire'ye sadaka olarak verilen ettendir" denildi. Bunun üzerine: "O, Berire için sadaka; bizim için ise hediyedir" buyurdu. Allah'ın Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), kocasıyla kalıp kalmama konusunda Berire'yi serbest bıraktı. Kocası hür bir kimseydi.

Sunan an Nasai 3450

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَاتَبَتْ بَرِيرَةُ عَلَى نَفْسِهَا بِتِسْعِ أَوَاقٍ فِي كُلِّ سَنَةٍ بِأُوقِيَّةٍ فَأَتَتْ عَائِشَةَ تَسْتَعِينُهَا فَقَالَتْ لاَ إِلاَّ أَنْ يَشَاءُوا أَنْ أَعُدَّهَا لَهُمْ عَدَّةً وَاحِدَةً وَيَكُونُ الْوَلاَءُ لِي ‏.‏ فَذَهَبَتْ بَرِيرَةُ فَكَلَّمَتْ فِي ذَلِكَ أَهْلَهَا فَأَبَوْا عَلَيْهَا إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الْوَلاَءُ لَهُمْ فَجَاءَتْ إِلَى عَائِشَةَ وَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ فَقَالَتْ لَهَا مَا قَالَ أَهْلُهَا فَقَالَتْ لاَهَا اللَّهِ إِذًا إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الْوَلاَءُ لِي ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا هَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ بَرِيرَةَ أَتَتْنِي تَسْتَعِينُ بِي عَلَى كِتَابَتِهَا فَقُلْتُ لاَ إِلاَّ أَنْ يَشَاءُوا أَنْ أَعُدَّهَا لَهُمْ عَدَّةً وَاحِدَةً وَيَكُونُ الْوَلاَءُ لِي فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لأَهْلِهَا فَأَبَوْا عَلَيْهَا إِلاَّ أَنْ يَكُونَ الْوَلاَءُ لَهُمْ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ابْتَاعِيهَا وَاشْتَرِطِي لَهُمُ الْوَلاَءَ فَإِنَّ الْوَلاَءَ لِمَنْ أَعْتَقَ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَامَ فَخَطَبَ النَّاسَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَا بَالُ أَقْوَامٍ يَشْتَرِطُونَ شُرُوطًا لَيْسَتْ فِي كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُونَ أَعْتِقْ فُلاَنًا وَالْوَلاَءُ لِي كِتَابُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ أَحَقُّ وَشَرْطُ اللَّهِ أَوْثَقُ وَكُلُّ شَرْطٍ لَيْسَ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَهُوَ بَاطِلٌ وَإِنْ كَانَ مِائَةَ شَرْطٍ ‏"‏ ‏.‏ فَخَيَّرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ زَوْجِهَا وَكَانَ عَبْدًا فَاخْتَارَتْ نَفْسَهَا ‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ فَلَوْ كَانَ حُرًّا مَا خَيَّرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire hürriyetine kavuşması için her yıl bir okıyye vermek şartıyla dokuz okıyye vermek üzere anlaşma yapmıştı. Âişe’ye gelerek kendisine yardım etmesini istedi. Âişe ise: (Yardım edemem fakat vela hakkı benim olmak şartı ile dokuz taksidini de bir seferde ödeyebilirim) dedi. Berire gitti ve efendileriyle bu konuyu konuştu. Onlar vela hakkı kendilerine ait olursa bu teklifi kabul edebileceklerini ifade ettiler. Bunun üzerine Berire tekrar Âişe’ye geldi, o sırada Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de oraya gelmişti. Berire kendisine söylenenleri aynen nakletti. Âişe ise: (Hayır, olamaz; vela hakkı bana ait olursa o zaman olur) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: (Nedir meseleniz?) buyurdu. Âişe: (Ey Allah’ın Rasûlü! Berire bana geldi, yaptığı anlaşmadaki borcunu ödeyebilmek için benden yardım istedi. Ben de vela hakkı bende olmak şartıyla tüm borcunu ödeyebileceğimi, değilse yardım etmeyeceğimi söyledim. Berire de durumu efendilerine anlattı, onlar da vela hakkı kendilerinde kalmak şartıyla razı olabileceklerini söylemişler) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onu satın al, vela hakkının kendilerinde olmasını onlara şart koş; çünkü vela hakkı azâd edene aittir) buyurdu. Sonra kalktı ve bir konuşma yaparak Allah’a hamdü sena ettikten sonra şöyle buyurdu: (Bir kısım insanlara ne oluyor da Allah’ın Kitabında olmayan şartları ileri sürüyorlar ve diyorlar ki: Falan kimseyi satın al, azâd et, vela hakkı benimdir. Allah’ın Kitabı en doğru olandır. Allah’ın şartı da en güvenilir ve en sağlam olandır. Allah’ın Kitabında olmayan bütün şartlar, yüz şart da olsa batıldır) buyurdu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Berire’yi kocasından ayrılıp ayrılmamakta serbest bıraktı. Kocası köle idi. Berire kendi başına kalmayı tercih etti. Urve diyor ki: (Eğer Berire’nin kocası hür olsaydı Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Berire’yi bu konuda serbest bırakmazdı.)

Sunan an Nasai 3451

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ كَانَ زَوْجُ بَرِيرَةَ عَبْدًا ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Berire’nin kocası köle idi.

Sunan an Nasai 3452

أَخْبَرَنَا الْقَاسِمُ بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ دِينَارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا اشْتَرَتْ بَرِيرَةَ مِنْ أُنَاسٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَاشْتَرَطُوا الْوَلاَءَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْوَلاَءُ لِمَنْ وَلِيَ النِّعْمَةَ ‏"‏ ‏.‏ وَخَيَّرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ زَوْجُهَا عَبْدًا وَأَهْدَتْ لِعَائِشَةَ لَحْمًا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ وَضَعْتُمْ لَنَا مِنْ هَذَا اللَّحْمِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ تُصُدِّقَ بِهِ عَلَى بَرِيرَةَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هُوَ عَلَيْهَا صَدَقَةٌ وَهُوَ لَنَا هَدِيَّةٌ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, bizzat kendisi Ensar’dan bazı kimselerden Berire’yi satın aldı. Satanlar vela hakkının kendilerine ait olmasını şart koşmuşlardı. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Vela hakkı nimete sahip olanındır, yani parayı vererek hürriyete kavuşturan kimsenindir) buyurdu. Kocası köle olduğu için Berire’yi serbest bıraktı. Berire, Âişe’ye biraz et hediye etmişti de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (O etten biraz da bize verseniz) buyurmuştu. Âişe: (Bu et Berire’ye sadaka olarak verilmişti) deyince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (O, Berire’ye sadakadır; bize ise hediyedir) buyurdu.

Sunan an Nasai 3453

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ الْكَرْمَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، - قَالَ وَكَانَ وَصِيَّ أَبِيهِ قَالَ وَفَرِقْتُ أَنْ أَقُولَ، سَمِعْتُهُ مِنْ، أَبِيكَ - قَالَتْ عَائِشَةُ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ بَرِيرَةَ وَأَرَدْتُ أَنْ أَشْتَرِيَهَا وَاشْتُرِطَ الْوَلاَءُ لأَهْلِهَا فَقَالَ ‏"‏ اشْتَرِيهَا فَإِنَّ الْوَلاَءَ لِمَنْ أَعْتَقَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَخُيِّرَتْ وَكَانَ زَوْجُهَا عَبْدًا ثُمَّ قَالَ بَعْدَ ذَلِكَ مَا أَدْرِي وَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِلَحْمٍ ‏.‏ فَقَالُوا هَذَا مِمَّا تُصُدِّقَ بِهِ عَلَى بَرِيرَةَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هُوَ لَهَا صَدَقَةٌ وَلَنَا هَدِيَّةٌ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, bizzat kendisi Berire’yi satın almak istedi, ailesi onun velâ hakkının kendilerine ait olacağını şart koştu. Bu durumu Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) sordum. O da: “Onu satın al ve azat et. Velâ hakkı azat edene aittir.” buyurdu. Berire, kocasına dönüp dönmemekte serbest bırakıldı; kocası köleydi. Daha sonra Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) bir et getirildi ve: “Bu, Berire’ye sadaka olarak verilen ettendir.” denildi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O, Berire için sadaka, bizim için ise hediyedir.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3454

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَكَمِ الْبَصْرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو يَعْفُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، قَالَ تَذَاكَرْنَا الشَّهْرَ عِنْدَهُ فَقَالَ بَعْضُنَا ثَلاَثِينَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُنَا تِسْعًا وَعِشْرِينَ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو الضُّحَى حَدَّثَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ أَصْبَحْنَا يَوْمًا وَنِسَاءُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَبْكِينَ عِنْدَ كُلِّ امْرَأَةٍ مِنْهُنَّ أَهْلُهَا فَدَخَلْتُ الْمَسْجِدَ فَإِذَا هُوَ مَلآنُ مِنَ النَّاسِ - قَالَ - فَجَاءَ عُمَرُ رضى الله عنه فَصَعِدَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي عُلِّيَّةٍ لَهُ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ فَلَمْ يُجِبْهُ أَحَدٌ ثُمَّ سَلَّمَ فَلَمْ يُجِبْهُ أَحَدٌ ثُمَّ سَلَّمَ فَلَمْ يُجِبْهُ أَحَدٌ فَرَجَعَ فَنَادَى بِلاَلاً فَدَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَطَلَّقْتَ نِسَاءَكَ فَقَالَ ‏ "‏ لاَ وَلَكِنِّي آلَيْتُ مِنْهُنَّ شَهْرًا ‏"‏ ‏.‏ فَمَكَثَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ ثُمَّ نَزَلَ فَدَخَلَ عَلَى نِسَائِهِ ‏.‏

Ebu’d-Duha (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir ayın kaç gün olduğunu tartışıyorduk; bir kısmımız otuz gün, bir kısmımız da yirmi dokuz gün diyordu. Ebu’d-Duha şöyle dedi: İbn Abbâs bize şu olayı anlatmıştı: Bir gün sabahladığımızda Peygamber’in hanımları ağlıyor, her birinin yanında ailesi bulunuyordu. Ben hemen mescide girdim. Bir de ne göreyim, mescit insanlarla doluydu. O sırada Ömer b. Hattab geldi ve Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) yanına çıktı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine ait yüksekçe bir odadaydı. Ömer selâm verdi, hiç kimse cevap vermedi. Tekrar selâm verdi, yine cevap veren olmadı. Bir daha selâm verdi, yine cevap veren olmadı. Sonra geri döndü ve Bilâl’i çağırdı. Ardından Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna girerek: “Hanımlarını boşadın mı?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayır, fakat bir ay onlara yaklaşmamaya yemin ettim.” buyurdu. Yirmi dokuz gün bekledi, sonra bulunduğu yerden inerek hanımlarının yanına girdi.

Sunan an Nasai 3455

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ آلَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ نِسَائِهِ شَهْرًا فِي مَشْرَبَةٍ لَهُ فَمَكَثَ تِسْعًا وَعِشْرِينَ لَيْلَةً ثُمَّ نَزَلَ فَقِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلَيْسَ آلَيْتَ عَلَى شَهْرٍ قَالَ ‏ "‏ الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ ‏"‏ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), kendisine mahsus bir odada hanımlarına bir ay yaklaşmamak üzere yemin etti. Yirmi dokuz gece bekledi, sonra bulunduğu yerden indi. Kendisine: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bir ay diye yemin etmemiş miydin?” diye soruldu. O da: “Ay yirmi dokuz gündür.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3456

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ أَبَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدْ ظَاهَرَ مِنِ امْرَأَتِهِ فَوَقَعَ عَلَيْهَا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي ظَاهَرْتُ مِنِ امْرَأَتِي فَوَقَعْتُ قَبْلَ أَنْ أُكَفِّرَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَمَا حَمَلَكَ عَلَى ذَلِكَ يَرْحَمُكَ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ رَأَيْتُ خَلْخَالَهَا فِي ضَوْءِ الْقَمَرِ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَقْرَبْهَا حَتَّى تَفْعَلَ مَا أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben hanımıma zıhar yaptım ve keffaret ödemeden onunla cinsel ilişkide bulundum” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah sana rahmet etsin, bunu neden yaptın?” buyurdu. Adam: “Ay ışığında hanımımın ayak bileziğini gördüm” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah Azze ve Celle’nin emrettiğini yerine getirmeden ona yaklaşma” buyurdu.

Sunan an Nasai 3457

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ أَبَانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، قَالَ تَظَاهَرَ رَجُلٌ مِنِ امْرَأَتِهِ فَأَصَابَهَا قَبْلَ أَنْ يُكَفِّرَ فَذَكَرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا حَمَلَكَ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ رَحِمَكَ اللَّهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ رَأَيْتُ خَلْخَالَهَا أَوْ سَاقَيْهَا فِي ضَوْءِ الْقَمَرِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَاعْتَزِلْهَا حَتَّى تَفْعَلَ مَا أَمَرَكَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏"‏ ‏.‏

İkrime (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam karısına zıhar yapmıştı. Keffaretini ödemeden de hanımıyla cinsel ilişkide bulunmuştu. Bu durumu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aktarınca Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bunu yapmana sebep neydi?” buyurdu. Adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah sana rahmet etsin. Ay ışığında onun ayak bileziğini veya iki bacağını gördüm de o yüzden yaptım” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah Azze ve Celle’nin sana emrettiğini yapıncaya kadar ondan ayrı kal” buyurdu.

Sunan an Nasai 3458

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْمُعْتَمِرُ، ح وَأَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، قَالَ سَمِعْتُ الْحَكَمَ بْنَ أَبَانَ، قَالَ سَمِعْتُ عِكْرِمَةَ، قَالَ أَتَى رَجُلٌ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّهُ ظَاهَرَ مِنِ امْرَأَتِهِ ثُمَّ غَشِيَهَا قَبْلَ أَنْ يَفْعَلَ مَا عَلَيْهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا حَمَلَكَ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ رَأَيْتُ بَيَاضَ سَاقَيْهَا فِي الْقَمَرِ ‏.‏ قَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَاعْتَزِلْ حَتَّى تَقْضِيَ مَا عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ إِسْحَاقُ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ فَاعْتَزِلْهَا حَتَّى تَقْضِيَ مَا عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ وَاللَّفْظُ لِمُحَمَّدٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمُرْسَلُ أَوْلَى بِالصَّوَابِ مِنَ الْمُسْنَدِ وَاللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى أَعْلَمُ ‏.‏

İkrime (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Allah’ın Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Ey Allah’ın Peygamberi! Hanımıma zıhar yaptım, sonra da üzerime düşeni yapmadan onunla münasebette bulundum” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bunu yapmana ne sebep oldu?” diye sordu. Adam: “Ey Allah’ın Peygamberi! Ay ışığında onun iki bacağının beyazlığını gördüm” dedi. Bunun üzerine Allah’ın Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem): “Üzerine düşeni yerine getirinceye kadar uzak dur” buyurdu. İshak kendi rivâyetinde: “Üzerine düşeni yerine getirinceye kadar ondan uzak dur” demiştir. Lafız Muhammed’e aittir. Ebû Abdurrahman şöyle dedi: Mürsel rivâyet, müsned rivâyetten doğruya daha yakındır. Allah Sübhanehu ve Teâlâ en iyi bilendir.

Sunan an Nasai 3459

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ تَمِيمِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَسِعَ سَمْعُهُ الأَصْوَاتَ لَقَدْ جَاءَتْ خَوْلَةُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَشْكُو زَوْجَهَا فَكَانَ يَخْفَى عَلَىَّ كَلاَمُهَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا ‏}‏ الآيَةَ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anhâ) şöyle demiştir: Bütün sesleri işitmesi kuşatan Allah’a hamdolsun. Havle, kocasından şikâyet etmek üzere Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Konuşmasının bir kısmı bana gizli kalıyordu. Bunun üzerine Allah azze ve celle, “Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, ikinizin konuşmasını işitir” âyetini indirdi.

Sunan an Nasai 3460

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا الْمَخْزُومِيُّ، - وَهُوَ الْمُغِيرَةُ بْنُ سَلَمَةَ - قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ الْمُنْتَزِعَاتُ وَالْمُخْتَلِعَاتُ هُنَّ الْمُنَافِقَاتُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الْحَسَنُ لَمْ أَسْمَعْهُ مِنْ غَيْرِ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحَسَنُ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أَبِي هُرَيْرَةَ شَيْئًا ‏.‏

Ebû Hüreyre’den (radıyallahü anh) rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kocalarından ayrılmak ve muhâlea yapmak isteyen kadınlar münafıklardır.” Hasan, “Bunu Ebû Hüreyre’den başkasından işitmedim” dedi. Ebû Abdurrahman ise, “Hasan, Ebû Hüreyre’den hiçbir şey işitmemiştir” dedi.

Sunan an Nasai 3461

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ عَنْ حَبِيبَةَ بِنْتِ سَهْلٍ، أَنَّهَا كَانَتْ تَحْتَ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ وَأَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ إِلَى الصُّبْحِ فَوَجَدَ حَبِيبَةَ بِنْتَ سَهْلٍ عِنْدَ بَابِهِ فِي الْغَلَسِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ هَذِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ أَنَا حَبِيبَةُ بِنْتُ سَهْلٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا شَأْنُكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ لاَ أَنَا وَلاَ ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ ‏.‏ لِزَوْجِهَا فَلَمَّا جَاءَ ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَذِهِ حَبِيبَةُ بِنْتُ سَهْلٍ قَدْ ذَكَرَتْ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَذْكُرَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ حَبِيبَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ كُلُّ مَا أَعْطَانِي عِنْدِي ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِثَابِتٍ ‏"‏ خُذْ مِنْهَا ‏"‏ ‏.‏ فَأَخَذَ مِنْهَا وَجَلَسَتْ فِي أَهْلِهَا ‏.‏

Amre binti Abdurrahman, Habibe binti Sehl’den aktarıyor: Habibe, Sabit b. Kays b. Şemmas’ın nikâhı altındaydı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sabah namazı için çıktığında, kapısının önünde sabahın karanlığında Habibe binti Sehl’i gördü. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), “Bu kim?” diye sordu. O da, “Ben Habibe binti Sehl’im, ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. “Nedir derdin?” deyince, “Ben ve Sabit b. Kays bir arada yaşayamayız” dedi. Sabit b. Kays gelince Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona, “Bu, Habibe binti Sehl’dir; Allah’ın söylemesini dilediği şeyleri söyledi” buyurdu. Habibe, “Ey Allah’ın Rasûlü! Onun bana verdiği her şey yanımdadır” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sabit’e, “Ondan al” buyurdu. Sabit de ondan aldı; Habibe de ailesinin yanında kaldı.

Sunan an Nasai 3462

أَخْبَرَنَا أَزْهَرُ بْنُ جَمِيلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ امْرَأَةَ، ثَابِتِ بْنِ قَيْسٍ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ أَمَا إِنِّي مَا أَعِيبُ عَلَيْهِ فِي خُلُقٍ وَلاَ دِينٍ وَلَكِنِّي أَكْرَهُ الْكُفْرَ فِي الإِسْلاَمِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتَرُدِّينَ عَلَيْهِ حَدِيقَتَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اقْبَلِ الْحَدِيقَةَ وَطَلِّقْهَا تَطْلِيقَةً ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Sâbit b. Kays’ın karısı Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben Sâbit b. Kays’ta ne ahlâk ne de din bakımından bir kusur buluyorum. Fakat İslâm’da küfre düşmekten hoşlanmıyorum” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Sana mehir olarak verdiği bahçesini ona geri verir misin?” buyurdu. O da: “Evet” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sâbit’e: “Bahçeyi kabul et ve onu bir talâkla boşa” buyurdu.

Sunan an Nasai 3463

أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ وَاقِدٍ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ أَبِي حَفْصَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ امْرَأَتِي لاَ تَمْنَعُ يَدَ لاَمِسٍ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ غَرِّبْهَا إِنْ شِئْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِنِّي أَخَافُ أَنْ تَتَّبِعَهَا نَفْسِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ اسْتَمْتِعْ بِهَا ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Karım hiçbir erkeği geri çevirmiyor, ne yapmalıyım?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da: “Dilersen onu uzaklaştır” buyurdu. Adam: “Gönlümün ona takılı kalacağından korkuyorum” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O hâlde ondan istifade et” buyurdu.

Sunan an Nasai 3464

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ أَنْبَأَنَا هَارُونُ بْنُ رِئَابٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ تَحْتِي امْرَأَةً لاَ تَرُدُّ يَدَ لاَمِسٍ قَالَ ‏"‏ طَلِّقْهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِنِّي لاَ أَصْبِرُ عَنْهَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَمْسِكْهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا خَطَأٌ وَالصَّوَابُ مُرْسَلٌ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Nikâhımda bir hanımım var, hiçbir erkeği geri çevirmiyor; ne yapmalıyım?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu boşa” buyurdu. Adam: “Ondan ayrı kalmaya dayanamam” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Öyleyse onu bırakma, nikâhında tut” buyurdu. Ebû Abdurrahman dedi ki: “Bu yanlıştır; doğrusu mürseldir.”

Sunan an Nasai 3465

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عَدِيٍّ، قَالَ جَاءَنِي عُوَيْمِرٌ - رَجُلٌ مِنْ بَنِي الْعَجْلاَنِ - فَقَالَ أَىْ عَاصِمُ أَرَأَيْتُمْ رَجُلاً رَأَى مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً أَيَقْتُلُهُ فَتَقْتُلُونَهُ أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ يَا عَاصِمُ سَلْ لِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَسَأَلَ عَاصِمٌ عَنْ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَعَابَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسَائِلَ وَكَرِهَهَا ‏.‏ فَجَاءَهُ عُوَيْمِرٌ فَقَالَ مَا صَنَعْتَ يَا عَاصِمُ فَقَالَ صَنَعْتُ أَنَّكَ لَمْ تَأْتِنِي بِخَيْرٍ كَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسَائِلَ وَعَابَهَا ‏.‏ قَالَ عُوَيْمِرٌ وَاللَّهِ لأَسْأَلَنَّ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِيكَ وَفِي صَاحِبَتِكَ فَائْتِ بِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ سَهْلٌ وَأَنَا مَعَ النَّاسِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ بِهَا فَتَلاَعَنَا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَئِنْ أَمْسَكْتُهَا لَقَدْ كَذَبْتُ عَلَيْهَا ‏.‏ فَفَارَقَهَا قَبْلَ أَنْ يَأْمُرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِفِرَاقِهَا فَصَارَتْ سُنَّةَ الْمُتَلاَعِنَيْنِ ‏.‏

Asım b. Adıy (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Aclan oğullarından Uveymir bana gelerek şöyle dedi: (Ey Asım, ne dersin? Bir kimse kendi hanımının yanında başka bir adam görse ve o adamı öldürse, siz de onu kısas yaparak öldürür müsünüz? Yoksa bu kimse ne yapmalı? Lütfen bunu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sorabilir misin?) Asım bu konuyu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sordu fakat Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu tür soruları ayıpladı ve onlardan hoşlanmadı. Sonra Uveymir, Asım b. Adıy’e gelerek: (Ey Asım, ne yaptın?) dedi. Asım: (Dediğini yaptım ama sen bana hayırlı bir şey getirmedin. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu tür sorulardan hoşlanmadı ve onları ayıpladı) dedi. O zaman Uveymir: (Vallahi bu konuyu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e mutlaka soracağım) dedi ve Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gidip sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Allah senin ve hanımın hakkında ayet indirdi. Hanımını alıp buraya getir) buyurdu. Sehl diyor ki: Ben Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında, toplumun arasındaydım. Uveymir karısını getirdi ve karşılıklı lanetleştiler. Daha sonra Uveymir: (Ey Allah’ın Rasûlü! Vallahi, onu nikâhım altında tutarsam ona karşı yalan söylemiş olurum) dedi ve Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ayrılmasını emretmeden önce karısından ayrıldı. Bu, karşılıklı lanetleşenlerin uygulaması hâline geldi.

Sunan an Nasai 3466

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لاَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ الْعَجْلاَنِيِّ وَامْرَأَتِهِ وَكَانَتْ حُبْلَى ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Aclanlı adam ile karısı arasında karşılıklı lanetleşme yaptırdı. O sırada kadın hamileydi.

Sunan an Nasai 3467

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، قَالَ سُئِلَ هِشَامٌ عَنِ الرَّجُلِ، يَقْذِفُ امْرَأَتَهُ فَحَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ عَنْ ذَلِكَ، وَأَنَا أَرَى، أَنَّ عِنْدَهُ، مِنْ ذَلِكَ عِلْمًا فَقَالَ إِنَّ هِلاَلَ بْنَ أُمَيَّةَ قَذَفَ امْرَأَتَهُ بِشَرِيكِ ابْنِ السَّحْمَاءِ - وَكَانَ أَخُو الْبَرَاءِ بْنِ مَالِكٍ لأُمِّهِ وَكَانَ أَوَّلَ مَنْ لاَعَنَ - فَلاَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ ابْصُرُوهُ فَإِنْ جَاءَتْ بِهِ أَبْيَضَ سَبِطًا قَضِيءَ الْعَيْنَيْنِ فَهُوَ لِهِلاَلِ بْنِ أُمَيَّةَ وَإِنْ جَاءَتْ بِهِ أَكْحَلَ جَعْدًا أَحْمَشَ السَّاقَيْنِ فَهُوَ لِشَرِيكِ ابْنِ السَّحْمَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأُنْبِئْتُ أَنَّهَا جَاءَتْ بِهِ أَكْحَلَ جَعْدًا أَحْمَشَ السَّاقَيْنِ ‏.‏

Muhammed’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Enes b. Mâlik’e karısına zina isnat eden adamın durumunu sordum. Bu konuda bilgisi olduğunu tahmin ediyordum. Enes şöyle dedi: Hilâl b. Ümeyye, karısına Şerîk b. Sehmâ ile zina ettiği isnadında bulundu. Şerîk, Berâ b. Mâlik’in ana bir kardeşiydi. Hilâl, karşılıklı lanetleşenlerin ilkiydi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımıyla kendisini karşılıklı lanetleştirdi, sonra da şöyle buyurdu: (Bu kadının doğuracağı çocuğa bakınız. Teni beyaz, saçı düz ve gözleri kusurlu bir çocuk doğurursa bu çocuk Hilâl b. Ümeyye’dendir. Eğer gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı ve ince baldırlı bir çocuk doğurursa o çocuk Şerîk b. Sehmâ’ya aittir.) Ravi diyor ki: Kadının gözleri sürmeli, kıvırcık saçlı ve ince baldırlı bir çocuk doğurduğu bana haber verildi.

Sunan an Nasai 3468

أَخْبَرَنَا عِمْرَانُ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَخْلَدُ بْنُ حُسَيْنٍ الأَزْدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ حَسَّانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ إِنَّ أَوَّلَ لِعَانٍ كَانَ فِي الإِسْلاَمِ أَنَّ هِلاَلَ بْنَ أُمَيَّةَ قَذَفَ شَرِيكَ ابْنَ السَّحْمَاءِ بِامْرَأَتِهِ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِذَلِكَ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْبَعَةَ شُهَدَاءَ وَإِلاَّ فَحَدٌّ فِي ظَهْرِكَ ‏"‏ ‏.‏ يُرَدِّدُ ذَلِكَ عَلَيْهِ مِرَارًا فَقَالَ لَهُ هِلاَلٌ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لَيَعْلَمُ أَنِّي صَادِقٌ وَلَيُنْزِلَنَّ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَيْكَ مَا يُبَرِّئُ ظَهْرِي مِنَ الْجَلْدِ ‏.‏ فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ نَزَلَتْ عَلَيْهِ آيَةُ اللِّعَانِ ‏{‏ وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ فَدَعَا هِلاَلاً فَشَهِدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَةَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ ثُمَّ دُعِيَتِ الْمَرْأَةُ فَشَهِدَتْ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ فَلَمَّا أَنْ كَانَ فِي الرَّابِعَةِ أَوِ الْخَامِسَةِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَقِّفُوهَا فَإِنَّهَا مُوجِبَةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَتَلَكَّأَتْ حَتَّى مَا شَكَكْنَا أَنَّهَا سَتَعْتَرِفُ ثُمَّ قَالَتْ لاَ أَفْضَحُ قَوْمِي سَائِرَ الْيَوْمِ ‏.‏ فَمَضَتْ عَلَى الْيَمِينِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ انْظُرُوهَا فَإِنْ جَاءَتْ بِهِ أَبْيَضَ سَبِطًا قَضِيءَ الْعَيْنَيْنِ فَهُوَ لِهِلاَلِ بْنِ أُمَيَّةَ وَإِنْ جَاءَتْ بِهِ آدَمَ جَعْدًا رَبْعًا حَمْشَ السَّاقَيْنِ فَهُوَ لِشَرِيكِ ابْنِ السَّحْمَاءِ ‏"‏ ‏.‏ فَجَاءَتْ بِهِ آدَمَ جَعْدًا رَبْعًا حَمْشَ السَّاقَيْنِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْلاَ مَا سَبَقَ فِيهَا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ لَكَانَ لِي وَلَهَا شَأْنٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الشَّيْخُ وَالْقَضِيءُ طَوِيلُ شَعْرِ الْعَيْنَيْنِ لَيْسَ بِمَفْتُوحِ الْعَيْنِ وَلاَ جَاحِظِهِمَا وَاللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى أَعْلَمُ ‏.‏

Enes b. Mâlik’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: İslâm’da ilk liân, Hilâl b. Ümeyye’nin, Şerîk b. Sehmâ’yı karısıyla zina etmekle suçlaması üzerine gerçekleşti. Hilâl, Peygamber’e (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek durumu haber verdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Dört şahit getir; aksi hâlde sırtına had uygulanır” buyurdu ve bunu kendisine birkaç kez tekrarladı. Hilâl: “Allah’a yemin olsun ki ey Allah’ın Rasûlü! Aziz ve Celîl olan Allah benim doğru söylediğimi bilmektedir. Aziz ve Celîl olan Allah, sırtımı kırbaçtan kurtaracak hükmü mutlaka sana indirecektir” dedi. Onlar bu hâldeyken, “Eşlerine zina isnat edenler...” diye başlayan liân âyeti sonuna kadar indirildi. Bunun üzerine Hilâl çağrıldı; Allah adına dört defa doğru söyleyenlerden olduğuna şahitlik etti. Beşinci defada ise yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını diledi. Sonra kadın çağrıldı; Allah adına dört defa onun yalan söyleyenlerden olduğuna şahitlik etti. Dördüncü veya beşinci yemine geldiğinde Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Onu durdurun; çünkü bu yemin azabı gerektirir” buyurdu. Kadın bir süre durakladı; öyle ki onun itirafta bulunacağından hiç şüphe etmedik. Sonra: “Bugünden sonra kavmimi rezil etmeyeceğim” dedi ve yeminini tamamladı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Kadını gözetleyin. Eğer beyaz tenli, düz saçlı ve gözlerinin kılları uzun bir çocuk doğurursa çocuk Hilâl b. Ümeyye’dendir. Eğer esmer, kıvırcık saçlı, orta boylu ve ince baldırlı bir çocuk doğurursa Şerîk b. Sehmâ’dandır” buyurdu. Kadın esmer, kıvırcık saçlı, orta boylu ve ince baldırlı bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ın Kitabı’ndaki hüküm daha önce verilmiş olmasaydı, benim bu kadınla ilgili başka bir işim olurdu” buyurdu. Şeyh dedi ki: “Kadıyü’l-ayneyn”, gözlerinin kılları uzun, gözleri geniş ve dışarı doğru çıkık olmayan kimse demektir. En doğrusunu Yüce Allah bilir.

Sunan an Nasai 3469

أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ حَمَّادٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ ذُكِرَ التَّلاَعُنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمُ بْنُ عَدِيٍّ فِي ذَلِكَ قَوْلاً ثُمَّ انْصَرَفَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ يَشْكُو إِلَيْهِ أَنَّهُ وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً قَالَ عَاصِمٌ مَا ابْتُلِيتُ بِهَذَا إِلاَّ بِقَوْلِي فَذَهَبَ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي وَجَدَ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ وَكَانَ ذَلِكَ الرَّجُلُ مُصْفَرًّا قَلِيلَ اللَّحْمِ سَبِطَ الشَّعَرِ وَكَانَ الَّذِي ادَّعَى عَلَيْهِ أَنَّهُ وَجَدَهُ عِنْدَ أَهْلِهِ آدَمَ خَدْلاً كَثِيرَ اللَّحْمِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ بَيِّنْ ‏"‏ ‏.‏ فَوَضَعَتْ شَبِيهًا بِالرَّجُلِ الَّذِي ذَكَرَ زَوْجُهَا أَنَّهُ وَجَدَهُ عِنْدَهَا فَلاَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فِي الْمَجْلِسِ أَهِيَ الَّتِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ رَجَمْتُ أَحَدًا بِغَيْرِ بَيِّنَةٍ رَجَمْتُ هَذِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لاَ تِلْكَ امْرَأَةٌ كَانَتْ تُظْهِرُ فِي الإِسْلاَمِ الشَّرَّ ‏.‏

İbn Abbâs’tan (radıyallahü anh) rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) huzurunda karşılıklı lanetleşmeden bahsedilince Âsım b. Adiy bu konuda bir şey söyleyip çıkıp gitti. Sonra kendi kavminden bir adam gelerek karısıyla beraber bir erkeği yakaladığını ona söyledi. Âsım: “Ben ancak söylediğim söz yüzünden bu imtihana uğradım” dedi. O kimseyi doğruca Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) götürdü. Adam, karısını hangi durumda bulduğunu ona haber verdi. Bu adam sarı benizli, az etli ve düz saçlıydı. Karısının yanında bulduğunu iddia ettiği adam ise esmer, iri yapılı ve çok etliydi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ım, gerçeği ortaya çıkar” diye dua etti. Daha sonra kadın, kocasının yanında bulduğunu söylediği adama benzeyen bir çocuk doğurdu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o iki kişi arasında lanetleşme yaptırdı. Sonra orada bulunanlardan biri İbn Abbâs’a: “Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem), ‘Eğer delilsiz olarak bir kimseyi recmedecek olsaydım bu kadını recmederdim’ dediği kadın bu mudur?” diye sordu. İbn Abbâs: “Hayır, o, İslâm’da kötülüğü açığa vuran bir kadındı” dedi.

Sunan an Nasai 3470

أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ السَّكَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَهْضَمٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ يَحْيَى، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْقَاسِمِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ ذُكِرَ التَّلاَعُنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمُ بْنُ عَدِيٍّ فِي ذَلِكَ قَوْلاً ثُمَّ انْصَرَفَ فَلَقِيَهُ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ فَذَكَرَ أَنَّهُ وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً فَذَهَبَ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي وَجَدَ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ وَكَانَ ذَلِكَ الرَّجُلُ مُصْفَرًّا قَلِيلَ اللَّحْمِ سَبِطَ الشَّعْرِ وَكَانَ الَّذِي ادَّعَى عَلَيْهِ أَنَّهُ وَجَدَ عِنْدَ أَهْلِهِ آدَمَ خَدْلاً كَثِيرَ اللَّحْمِ جَعْدًا قَطَطًا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اللَّهُمَّ بَيِّنْ ‏"‏ ‏.‏ فَوَضَعَتْ شَبِيهًا بِالَّذِي ذَكَرَ زَوْجُهَا أَنَّهُ وَجَدَهُ عِنْدَهَا فَلاَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا فَقَالَ رَجُلٌ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فِي الْمَجْلِسِ أَهِيَ الَّتِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ رَجَمْتُ أَحَدًا بِغَيْرِ بَيِّنَةٍ رَجَمْتُ هَذِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لاَ تِلْكَ امْرَأَةٌ كَانَتْ تُظْهِرُ الشَّرَّ فِي الإِسْلاَمِ ‏.‏

Abdullah b. Abbâs’tan (radıyallahü anh) rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) huzurunda karşılıklı lanetleşmeden bahsedildiğinde Âsım b. Adiy bu konuda bir şey söyleyip çıkıp gitti. Çok geçmeden kendi kavminden bir adam onunla karşılaşıp karısıyla başka bir adamı yakaladığını söyledi. Âsım b. Adiy o kimseyle birlikte Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi. Adam, karısını hangi durumda bulduğunu Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) haber verdi. Bu adam, yani kadının kocası, sarı benizli, zayıf ve düz saçlıydı. Karısının yanında yakaladığını iddia ettiği adam ise esmer, iri yapılı, çok etli ve son derece kıvırcık saçlıydı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Allah’ım, gerçeği ortaya çıkar” diye dua etti. Daha sonra kadın, kocasının yanında bulduğunu söylediği adama benzeyen bir çocuk doğurdu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bu kadınla kocası arasında mülâane yaptırdı. O toplantıda bulunanlardan biri İbn Abbâs’a: “Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem), ‘Eğer delilsiz olarak bir kimseyi recmedecek olsaydım bu kadını recmederdim’ dediği kadın bu mudur?” diye sordu. İbn Abbâs: “Hayır, o, İslâm’da kötülüğü açığa vuran bir kadındı” diye cevap verdi.

Sunan an Nasai 3471

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ رَجُلاً حِينَ أَمَرَ الْمُتَلاَعِنَيْنِ أَنْ يَتَلاَعَنَا أَنْ يَضَعَ يَدَهُ عِنْدَ الْخَامِسَةِ عَلَى فِيهِ وَقَالَ ‏ "‏ إِنَّهَا مُوجِبَةٌ ‏"‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), lanetleşecek çiftlere karşılıklı lanetleşme emrini verdiğinde, bir adama beşinci yeminde onun ağzına elini koymasını emretti ve: “Çünkü bu, azabı gerektiricidir” buyurdu.

Sunan an Nasai 3472

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، يَقُولُ سُئِلْتُ عَنِ الْمُتَلاَعِنَيْنِ، فِي إِمَارَةِ ابْنِ الزُّبَيْرِ أَيُفَرَّقُ بَيْنَهُمَا فَمَا دَرَيْتُ مَا أَقُولُ فَقُمْتُ مِنْ مَقَامِي إِلَى مَنْزِلِ ابْنِ عُمَرَ فَقُلْتُ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمُتَلاَعِنَيْنِ أَيُفَرَّقُ بَيْنَهُمَا قَالَ نَعَمْ ‏.‏ سُبْحَانَ اللَّهِ إِنَّ أَوَّلَ مَنْ سَأَلَ عَنْ ذَلِكَ فُلاَنُ بْنُ فُلاَنٍ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ - وَلَمْ يَقُلْ عَمْرٌو أَرَأَيْتَ - الرَّجُلَ مِنَّا يَرَى عَلَى امْرَأَتِهِ فَاحِشَةً إِنْ تَكَلَّمَ فَأَمْرٌ عَظِيمٌ - وَقَالَ عَمْرٌو أَتَى أَمْرًا عَظِيمًا - وَإِنْ سَكَتَ سَكَتَ عَلَى مِثْلِ ذَلِكَ ‏.‏ فَلَمْ يُجِبْهُ فَلَمَّا كَانَ بَعْدَ ذَلِكَ أَتَاهُ فَقَالَ إِنَّ الأَمْرَ الَّذِي سَأَلْتُكَ ابْتُلِيتُ بِهِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ هَؤُلاَءِ الآيَاتِ فِي سُورَةِ النُّورِ ‏{‏ وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ ‏}‏ حَتَّى بَلَغَ ‏{‏ وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ ‏}‏ فَبَدَأَ بِالرَّجُلِ فَوَعَظَهُ وَذَكَّرَهُ وَأَخْبَرَهُ أَنَّ عَذَابَ الدُّنْيَا أَهْوَنُ مِنْ عَذَابِ الآخِرَةِ فَقَالَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا كَذَبْتُ ‏.‏ ثُمَّ ثَنَّى بِالْمَرْأَةِ فَوَعَظَهَا وَذَكَّرَهَا فَقَالَتْ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ إِنَّهُ لَكَاذِبٌ فَبَدَأَ بِالرَّجُلِ فَشَهِدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَةَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ ثُمَّ ثَنَّى بِالْمَرْأَةِ فَشَهِدَتْ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا ‏.‏

Said b. Cübeyr (radıyallahü anh) şöyle anlatıyor: İbn Zübeyr’in valiliği zamanında bana, lanetleşen iki kişinin araları ayrılır mı, diye sordular. Ne diyeceğimi bilemedim ve hemen kalkıp İbn Ömer’in evine gittim ve ona: “Ey Ebû Abdurrahman, lanetleşen iki kişinin araları ayrılır mı?” diye sordum. İbn Ömer: “Evet. Sübhanallah! Bunu ilk soran falan oğlu falandır. O şöyle demişti: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ne dersiniz? Bizden birisi karısını fuhuş işlerken görse ne yapmalı? Eğer konuşsa büyük bir şey söylemiş olacak; eğer susmuş olsa yine böyle büyük bir iş karşısında susmuş olacak.’” Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona cevap vermedi. Daha sonra o adam tekrar gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana sorduğum meseleyle imtihan olundum” dedi. Bunun üzerine Allah (celle celâluhu), Nûr sûresindeki, “Eşlerine zina isnat edenler...” ayetinden, “Beşinci şahitliği de eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemektir” ayetine kadar olan ayetleri indirdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) önce erkekten başladı; ona öğüt verdi, hatırlatmada bulundu ve dünya azabının ahiret azabından daha hafif olduğunu söyledi. O adam: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki yalan söylemedim” dedi. Sonra kadına yönelip ona da nasihat etti ve öğüt verdi. Kadın: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki o yalancıdır” dedi. Bunun üzerine önce erkekten başlandı. Erkek dört defa doğru söylediğine dair Allah adına şahitlik etti. Beşincide de yalan söylüyorsa Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasını diledi. Sonra kadına yönelindi. O da dört defa kocasının yalan söylediğine dair Allah adına şahitlik etti; beşincide de kocası doğru söylüyorsa Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını diledi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de onları ayırdı.

Sunan an Nasai 3473

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالاَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَزْرَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ لَمْ يُفَرِّقِ الْمُصْعَبُ بَيْنَ الْمُتَلاَعِنَيْنِ ‏.‏ قَالَ سَعِيدٌ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لاِبْنِ عُمَرَ فَقَالَ فَرَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ ‏.‏

Said b. Cübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Mus‘ab, lanetleşen karı kocayı ayırmadı. Said diyor ki: Bu durumu İbn Ömer’e anlattım. O şöyle dedi: “Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Aclanoğullarından olan çifti ayırmıştı.”

Sunan an Nasai 3474

أَخْبَرَنَا زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ قَذَفَ امْرَأَتَهُ ‏.‏ قَالَ فَرَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ وَقَالَ ‏"‏ اللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لَهُمَا ثَلاَثًا فَأَبَيَا فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا ‏.‏ قَالَ أَيُّوبُ وَقَالَ عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ إِنَّ فِي هَذَا الْحَدِيثِ شَيْئًا لاَ أَرَاكَ تُحَدِّثُ بِهِ قَالَ قَالَ الرَّجُلُ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ مَالَ لَكَ إِنْ كُنْتَ صَادِقًا فَقَدْ دَخَلْتَ بِهَا وَإِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَهِيَ أَبْعَدُ مِنْكَ ‏"‏ ‏.‏

Said b. Cübeyr (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Ömer'e, karısına zina suçu yükleyen adamın durumunu sordum. Şöyle dedi: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Aclan oğullarından bir çifti ayırmıştı. Sonra da şöyle demişti: “Allah biliyor ki ikinizden biri yalancıdır. Tevbe eden var mı?” Bunu üç sefer tekrarladı, ikisi de kabul etmedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onları ayırdı. Eyyûb diyor ki: Amr b. Dinar şöyle demişti: “Bu hadiste bir şey var ki onu anlattığını sanmıyorum.” O adam dedi ki: “Ya malım ne olacak?” Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Senin için mal yoktur. Eğer doğru söylüyorsan onunla zifafa girdin; eğer yalancıysan o mal sana daha da uzaktır.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3475

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، يَقُولُ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ الْمُتَلاَعِنَيْنِ، فَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلْمُتَلاَعِنَيْنِ ‏"‏ حِسَابُكُمَا عَلَى اللَّهِ أَحَدُكُمَا كَاذِبٌ وَلاَ سَبِيلَ لَكَ عَلَيْهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ مَالَ لَكَ إِنْ كُنْتَ صَدَقْتَ عَلَيْهَا فَهُوَ بِمَا اسْتَحْلَلْتَ مِنْ فَرْجِهَا وَإِنْ كُنْتَ كَذَبْتَ عَلَيْهَا فَذَاكَ أَبْعَدُ لَكَ ‏"‏ ‏.‏

Said b. Cübeyr (radıyallahü anh) şöyle anlatıyor: İbn Ömer'e lanetleşen karı kocanın durumunu sordum. Şöyle dedi: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), lanetleşen çifte: “Hesabınız Allah'a aittir. İkinizden biri mutlaka yalancıdır. Artık senin o kadın üzerinde bir hakkın yoktur.” buyurdu. Bunun üzerine o adam: “Ey Allah'ın Rasûlü! Benim mehir olarak verdiğim malım ne olacak?” diye sordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Senin o malda bir hakkın yoktur. Eğer onun hakkındaki sözünde doğruysan bu mal, onunla beraber olmayı kendine helâl kılmanın karşılığıdır. Eğer onun hakkında yalan söylediysen o mal sana daha da uzaktır.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3476

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لاَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَتِهِ وَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا وَأَلْحَقَ الْوَلَدَ بِالأُمِّ ‏.‏

İbn Ömer (radıyallahü anh)'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir erkekle karısı arasında lanetleşme yaptırdı, o çifti ayırdı ve çocuğu anneye nispet etti.

Sunan an Nasai 3477

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ بَنِي فَزَارَةَ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَمَا أَلْوَانُهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ حُمْرٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلْ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِنَّ فِيهَا لَوُرْقًا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَنَّى تَرَى أَتَى ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَسَى أَنْ يَكُونَ نَزَعَهُ عِرْقٌ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَهَذَا عَسَى أَنْ يَكُونَ نَزَعَهُ عِرْقٌ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Fezare oğullarından bir adam Rasûlullah’a gelerek: (Karım siyah bir çocuk doğurdu, ondan şüpheleniyorum) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: (Develerin var mı?) diye sordu. O adam: (Evet, var) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onların renkleri nasıldır?) diye sordu. Adam: (Kırmızıdır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onların arasında boz renkli var mı?) diye sordu. Adam: (Evet, onların arasında boz renklisi de vardır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (O boz renkli develer nereden geldi?) dedi. O adam: (Soyunun bir damarına çekmiş olmalıdır) dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (İşte oğlun da soyunun bir damarına çekmiştir) buyurdu.

Sunan an Nasai 3478

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي فَزَارَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ امْرَأَتِي وَلَدَتْ غُلاَمًا أَسْوَدَ ‏.‏ وَهُوَ يُرِيدُ الاِنْتِفَاءَ مِنْهُ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا أَلْوَانُهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ حُمْرٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ هَلْ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فِيهَا ذَوْدٌ وُرْقٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَمَا ذَاكَ تُرَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ لَعَلَّهُ أَنْ يَكُونَ نَزَعَهَا عِرْقٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَلَعَلَّ هَذَا أَنْ يَكُونَ نَزَعَهُ عِرْقٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَلَمْ يُرَخِّصْ لَهُ فِي الاِنْتِفَاءِ مِنْهُ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Fezare oğullarından bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: (Karım siyah bir çocuk doğurdu) diyerek o çocuğun kendisinden olmadığını söylemek isteyip reddetmek istiyordu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: (Senin develerin var mı?) buyurdu. Adam: (Evet) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onların renkleri nasıldır?) diye sordu. Adam: (Kırmızıdır) diye cevap verdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Aralarında boz renkli olanları var mıdır?) diye sordu. Adam: (Evet, boz renkli olanları da var) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (O boz renkliler nereden gelmiştir, dersin?) diye sordu. Adam: (Soyunda belki öyle bir damar vardır) dedi. O zaman Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Öyleyse bu çocuk da soyunun bir damarına çekmiştir) buyurdu. Râvi diyor ki: Böylece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o adamın çocuğunu reddetmesine izin vermedi.

Sunan an Nasai 3479

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو حَيْوَةَ، - حِمْصِيٌّ - قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي وُلِدَ لِي غُلاَمٌ أَسْوَدُ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَأَنَّى كَانَ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مَا أَدْرِي قَالَ ‏"‏ فَهَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَمَا أَلْوَانُهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ حُمْرٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلْ فِيهَا جَمَلٌ أَوْرَقُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فِيهَا إِبِلٌ وُرْقٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَنَّى كَانَ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مَا أَدْرِي يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ نَزَعَهُ عِرْقٌ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَهَذَا لَعَلَّهُ نَزَعَهُ عِرْقٌ ‏"‏ ‏.‏ فَمِنْ أَجْلِهِ قَضَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذَا لاَ يَجُوزُ لِرَجُلٍ أَنْ يَنْتَفِيَ مِنْ وَلَدٍ وُلِدَ عَلَى فِرَاشِهِ إِلاَّ أَنْ يَزْعُمَ أَنَّهُ رَأَى فَاحِشَةً ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bizler Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanında otururken bir adam kalktı ve: (Ey Allah’ın Rasûlü! Siyah bir oğlum oldu) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (O renk nereden gelmiş olabilir?) buyurdu. O adam: (Bilmiyorum) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Senin develerin var mı?) diye sordu. Adam: (Evet) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Renkleri nasıldır?) dedi. Adam: (Kırmızıdır) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Aralarında boz develer var mı?) buyurdu. Adam: (Evet, boz renkli develer de var) dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Onlar nereden gelmiş?) diye sordu. Adam: (Bilmiyorum ama ey Allah’ın Rasûlü! Soyunun bir damarına çekmiş olabilir) dedi. O zaman Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Bu çocuk da soyunun bir damarına çekmiş olabilir) buyurarak, bir adamın kendi karısından doğan bir çocuğu, karısının zina ettiğini gördüğünü ileri sürmedikçe inkâr edip kabul etmemesinin mümkün olmadığı şeklinde hüküm verdi.

Sunan an Nasai 3480

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْحَكَمِ، قَالَ شُعَيْبٌ قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يُونُسَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ حِينَ نَزَلَتْ آيَةُ الْمُلاَعَنَةِ ‏ "‏ أَيُّمَا امْرَأَةٍ أَدْخَلَتْ عَلَى قَوْمٍ رَجُلاً لَيْسَ مِنْهُمْ فَلَيْسَتْ مِنَ اللَّهِ فِي شَىْءٍ وَلاَ يُدْخِلُهَا اللَّهُ جَنَّتَهُ وَأَيُّمَا رَجُلٍ جَحَدَ وَلَدَهُ وَهُوَ يَنْظُرُ إِلَيْهِ احْتَجَبَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنْهُ وَفَضَحَهُ عَلَى رُءُوسِ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den şöyle işitmiştir: Mülaane ayeti indiğinde Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Herhangi bir kadın, kendilerinden olmayan birini bir topluluğa dahil ederse, onun Allah ile hiçbir ilişkisi yoktur ve Allah onu Cennetine koymaz. Herhangi bir adam da göz göre göre çocuğunu inkâr ederse, Allah azze ve celle ondan perdelenir ve kıyamet günü öncekilerin ve sonrakilerin huzurunda onu rezil eder.)

Sunan an Nasai 3481

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ وَأَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Doğan çocuk döşek sahibine aittir. Zina eden kimseye de mahrumiyet vardır.)

Sunan an Nasai 3482

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ وَأَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Doğan çocuk döşek sahibine aittir. Zina edene de mahrumiyet vardır.)

Sunan an Nasai 3483

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتِ اخْتَصَمَ سَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ وَعَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ فِي غُلاَمٍ فَقَالَ سَعْدٌ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ابْنُ أَخِي عُتْبَةَ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ عَهِدَ إِلَىَّ أَنَّهُ ابْنُهُ انْظُرْ إِلَى شَبَهِهِ ‏.‏ وَقَالَ عَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ أَخِي وُلِدَ عَلَى فِرَاشِ أَبِي مِنْ وَلِيدَتِهِ ‏.‏ فَنَظَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى شَبَهِهِ فَرَأَى شَبَهًا بَيِّنًا بِعُتْبَةَ فَقَالَ ‏ "‏ هُوَ لَكَ يَا عَبْدُ الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ وَاحْتَجِبِي مِنْهُ يَا سَوْدَةُ بِنْتَ زَمْعَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمْ يَرَ سَوْدَةَ قَطُّ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sa’d b. Ebi Vakkas ile Abd b. Zem’a bir erkek çocuğun nesebi hakkında münakaşa ettiler. Sa’d: Ey Allah’ın Rasûlü! Bu çocuk kardeşim Utbe b. Ebu Vakkas’ın çocuğudur. Bunun nesebinin kendisine ilhak edilmesini bana vasiyet etmiştir. Bakınız, kardeşim Utbe’ye ne kadar da benziyor, dedi. Abd b. Zem’a ise şöyle dedi: Bu benim kardeşimdir, babamın döşeği üzerinde babamın cariyesinden doğmuştur. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), çocuğun kime benzediğine bakınca onun Utbe’ye çok benzediğini gördü ve: Ey Abd! O, sana aittir. Çocuk döşek sahibinindir. Zina edene de mahrumiyet vardır. Ey Sevde binti Zem’a, artık sen de onun yanında örtün, buyurdu. Çocuk da artık bir daha Sevde’yi görmedi.

Sunan an Nasai 3484

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ الزُّبَيْرِ، - مَوْلًى لَهُمْ - عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ كَانَتْ لِزَمْعَةَ جَارِيَةٌ يَطَؤُهَا هُوَ وَكَانَ يَظُنُّ بِآخَرَ يَقَعُ عَلَيْهَا فَجَاءَتْ بِوَلَدٍ شِبْهِ الَّذِي كَانَ يَظُنُّ بِهِ فَمَاتَ زَمْعَةُ وَهِيَ حُبْلَى فَذَكَرَتْ ذَلِكَ سَوْدَةُ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَاحْتَجِبِي مِنْهُ يَا سَوْدَةُ فَلَيْسَ لَكِ بِأَخٍ ‏"‏

Abdullah b. Zübeyr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Zem’a’nın bir cariyesi vardı. Onunla münasebette bulunuyordu. Başka birisinin de o cariye ile münasebeti olduğunu zannediyordu. Cariye, ilişki kurduğunu zannettiği adama benzer bir çocuk doğurdu. Zem’a, cariye hamile iken vefat etmişti. Sevde bu durumu Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e arz etti de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Çocuk döşek sahibine aittir. Ey Sevde, artık ondan uzak dur ve örtün; çünkü o senin kardeşin değildir.

Sunan an Nasai 3485

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَلاَ أَحْسُبُ هَذَا عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَاللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ ‏.‏

Abdullah (radıyallahü anh)’tan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Çocuk döşek sahibine aittir. Zina edene ise mahrumiyet vardır. Ebû Abdurrahman dedi ki: Bunun Abdullah b. Mes’ûd’dan olduğunu sanmıyorum. Yüce Allah daha iyi bilir.

Sunan an Nasai 3486

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتِ اخْتَصَمَ سَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ وَعَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ فِي ابْنِ زَمْعَةَ قَالَ سَعْدٌ أَوْصَانِي أَخِي عُتْبَةُ إِذَا قَدِمْتَ مَكَّةَ فَانْظُرِ ابْنَ وَلِيدَةِ زَمْعَةَ فَهُوَ ابْنِي ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ بْنُ زَمْعَةَ هُوَ ابْنُ أَمَةِ أَبِي وُلِدَ عَلَى فِرَاشِ أَبِي ‏.‏ فَرَأَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَبَهًا بَيِّنًا بِعُتْبَةَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَاحْتَجِبِي مِنْهُ يَا سَوْدَةُ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Sa’d b. Ebi Vakkas ile Abd b. Zem’a, Zem’a’nın oğlunun kime ait olduğu konusunda anlaşamadılar. Sa’d dedi ki: “Kardeşim Utbe bana vasiyette bulunup demişti ki: Mekke’ye geldiğinde Zem’a’nın cariyesinin çocuğuna bak, o benim oğlumdur.” Abd b. Zem’a ise: “O, babamın cariyesinin çocuğudur, babamın döşeğinde doğmuştur.” Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) çocuğa baktı, açık bir şekilde Utbe’ye benzediğini gördü ve şöyle buyurdu: “Çocuk döşek sahibine aittir. Ey Sevde, onun yanında tesettürlü bulun!”

Sunan an Nasai 3487

أَخْبَرَنَا أَبُو عَاصِمٍ، خُشَيْشُ بْنُ أَصْرَمَ قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَنْبَأَنَا الثَّوْرِيُّ، عَنْ صَالِحٍ الْهَمْدَانِيِّ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَبْدِ خَيْرٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ أُتِيَ عَلِيٌّ رضى الله عنه بِثَلاَثَةٍ وَهُوَ بِالْيَمَنِ وَقَعُوا عَلَى امْرَأَةٍ فِي طُهْرٍ وَاحِدٍ فَسَأَلَ اثْنَيْنِ أَتُقِرَّانِ لِهَذَا بِالْوَلَدِ قَالاَ لاَ ‏.‏ ثُمَّ سَأَلَ اثْنَيْنِ أَتُقِرَّانِ لِهَذَا بِالْوَلَدِ قَالاَ لاَ ‏.‏ فَأَقْرَعَ بَيْنَهُمْ فَأَلْحَقَ الْوَلَدَ بِالَّذِي صَارَتْ عَلَيْهِ الْقُرْعَةُ وَجَعَلَ عَلَيْهِ ثُلُثَىِ الدِّيَةِ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ ‏.‏

Zeyd b. Erkam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali, Yemen’de iken kendisine üç kişi getirildi. Bunlar bir temizlik süresi içerisinde bir kadınla cinsel ilişkide bulunmuşlardı. Ali, o iki kimseye: “Çocuğun bu üçüncü kişiye ait olmasını kabul eder misiniz?” diye sordu. O ikisi: “Hayır, kabul etmeyiz.” dediler. Ali, daha sonra diğer iki kişiye: “Çocuğun bu üçüncü şahsa ait olduğunu kabul eder misiniz?” diye sordu. Yine ikisi birden: “Hayır.” dediler. Bunun üzerine Ali aralarında kura çekti, çocuğu kura kendisine çıkana verdi ve diyetin üçte ikisini ona yükledi. Bu olay Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’e anlatılınca azı dişleri görününceye kadar güldü.

Sunan an Nasai 3488

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الأَجْلَحِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الْخَلِيلِ الْحَضْرَمِيُّ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ بَيْنَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ مِنَ الْيَمَنِ فَجَعَلَ يُخْبِرُهُ وَيُحَدِّثُهُ وَعَلِيٌّ بِهَا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَى عَلِيًّا ثَلاَثَةُ نَفَرٍ يَخْتَصِمُونَ فِي وَلَدٍ وَقَعُوا عَلَى امْرَأَةٍ فِي طُهْرٍ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏

Zeyd b. Erkam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir defasında biz Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanındaydık. Ali o sırada Yemen’deydi. Yemen’den bir adam geldi ve anlatmaya başladı: “Ey Allah’ın Rasûlü! Ali’ye, bir çocuk hakkında anlaşmazlığa düşen üç kişi geldi. Bunlar bir temizlik döneminde bir kadınla ilişkide bulunmuşlardı.” Ardından hadisin devamını anlattı.

Sunan an Nasai 3489

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ الأَجْلَحِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي الْخَلِيلِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَلِيٌّ رضى الله عنه يَوْمَئِذٍ بِالْيَمَنِ فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ شَهِدْتُ عَلِيًّا أُتِيَ فِي ثَلاَثَةِ نَفَرٍ ادَّعَوْا وَلَدَ امْرَأَةٍ فَقَالَ عَلِيٌّ لأَحَدِهِمْ تَدَعُهُ لِهَذَا ‏.‏ فَأَبَى وَقَالَ لِهَذَا تَدَعُهُ لِهَذَا ‏.‏ فَأَبَى وَقَالَ لِهَذَا تَدَعُهُ لِهَذَا ‏.‏ فَأَبَى قَالَ عَلِيٌّ رضى الله عنه أَنْتُمْ شُرَكَاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَسَأُقْرِعُ بَيْنَكُمْ فَأَيُّكُمْ أَصَابَتْهُ الْقُرْعَةُ فَهُوَ لَهُ وَعَلَيْهِ ثُلُثَا الدِّيَةِ ‏.‏ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ ‏.‏

Zeyd b. Erkam (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanındaydım. Ali (radıyallahü anh) de o sırada Yemen’deydi. Bir adam gelerek şöyle dedi: Ali’nin huzuruna, bir kadının çocuğunun kendilerine ait olduğunu iddia eden üç kişinin getirildiğine şahit oldum. Ali onlardan birine: “Çocuğu buna bırakır mısın?” dedi. O kabul etmedi. Diğerine: “Çocuğu buna bırakır mısın?” dedi. O da kabul etmedi. Üçüncüsüne de: “Çocuğu buna bırakır mısın?” dedi. O da kabul etmedi. Bunun üzerine Ali (radıyallahü anh): “Siz anlaşmazlığa düşmüş ortaklarsınız. Aranızda kura çekeceğim. Kura hanginize çıkarsa çocuk onun olacak ve o kimse diyetin üçte ikisini ödeyecektir” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), azı dişleri görününceye kadar güldü.

Sunan an Nasai 3490

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ شَاهِينَ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ حَضْرَمَوْتَ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلِيًّا عَلَى الْيَمَنِ فَأُتِيَ بِغُلاَمٍ تَنَازَعَ فِيهِ ثَلاَثَةٌ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏ خَالَفَهُمْ سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ ‏.‏

Hadramutlu bir adamın Zeyd b. Erkam’dan rivâyet ettiğine göre Zeyd şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ali’yi Yemen’e gönderdi. Kendisine, üç kişinin hakkında anlaşmazlığa düştüğü bir çocuk getirildi. Ardından hadisin devamını nakletti. Seleme b. Küheyl bunlara muhalefet etmiştir.

Sunan an Nasai 3491

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ الشَّعْبِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي الْخَلِيلِ، أَوِ ابْنِ أَبِي الْخَلِيلِ أَنَّ ثَلاَثَةَ، نَفَرٍ اشْتَرَكُوا فِي طُهْرٍ فَذَكَرَ نَحْوَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ زَيْدَ بْنَ أَرْقَمَ وَلَمْ يَرْفَعْهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا صَوَابٌ وَاللَّهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى أَعْلَمُ ‏.‏

Seleme b. Küheyl şöyle demiştir: Şa‘bî’yi, Ebü’l-Halîl’den veya İbn Ebü’l-Halîl’den, üç kişinin bir temizlik döneminde aynı kadınla ilişkiye girdiklerini rivâyet ederken işittim. Ardından buna benzerini zikretti; ancak Zeyd b. Erkam’ı anmadı ve rivâyeti Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) isnat etmedi. Ebû Abdurrahman şöyle dedi: Doğru olan budur. En iyi bilen, noksan sıfatlardan münezzeh ve yüce olan Allah’tır.

Sunan an Nasai 3492

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَىَّ مَسْرُورًا تَبْرُقُ أَسَارِيرُ وَجْهِهِ فَقَالَ ‏ "‏ أَلَمْ تَرَىْ أَنَّ مُجَزِّزًا نَظَرَ إِلَى زَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ وَأُسَامَةَ فَقَالَ إِنَّ بَعْضَ هَذِهِ الأَقْدَامِ لَمِنْ بَعْضٍ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yüzünde şimşekler çakar gibi nurlar saçarak güler yüzle yanıma geldi ve şöyle dedi: “Görmedin mi? Mücezziz, Zeyd b. Harise ile Üsâme’ye baktı ve: ‘Şu ayakların bazısı bazısındandır’ dedi.”

Sunan an Nasai 3493

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ دَخَلَ عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ مَسْرُورًا فَقَالَ ‏ "‏ يَا عَائِشَةُ أَلَمْ تَرَىْ أَنَّ مُجَزِّزًا الْمُدْلِجِيَّ دَخَلَ عَلَىَّ وَعِنْدِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ فَرَأَى أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ وَزَيْدًا وَعَلَيْهِمَا قَطِيفَةٌ وَقَدْ غَطَّيَا رُءُوسَهُمَا وَبَدَتْ أَقْدَامُهُمَا فَقَالَ هَذِهِ أَقْدَامٌ بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir gün yanıma sevinçli bir halde girdi ve şöyle dedi: “Ey Âişe, görmedin mi? Mücezziz el-Müdlicî yanıma gelmişti. Üsâme b. Zeyd de yanımdaydı. Üsâme b. Zeyd ile Zeyd’in üzerlerinde bir örtü vardı; başlarını örtmüşlerdi, ayakları ise dışarıdaydı. Mücezziz onların ayaklarına baktı ve: ‘Şu ayakların bir kısmı diğerindendir’ dedi.”

Sunan an Nasai 3494

أَخْبَرَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عُثْمَانَ الْبَتِّيِّ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ سَلَمَةَ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّهُ أَسْلَمَ وَأَبَتِ امْرَأَتُهُ أَنْ تُسْلِمَ فَجَاءَ ابْنٌ لَهُمَا صَغِيرٌ لَمْ يَبْلُغِ الْحُلُمَ فَأَجْلَسَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الأَبَ هَا هُنَا وَالأُمَّ هَا هُنَا ثُمَّ خَيَّرَهُ فَقَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ اهْدِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَذَهَبَ إِلَى أَبِيهِ ‏.‏

Abdülhamid b. Seleme el-Ensarî (radıyallahü anh) babasından, o da dedesinden aktarıyor: Kendisi Müslüman olmuş fakat hanımı İslâm’ı kabul etmemişti. Onların küçük bir erkek çocukları da vardı; henüz bulûğa ermemişti. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) babayı bir tarafa, anneyi de diğer tarafa oturttu. Sonra çocuğu dilediğini seçmekte serbest bıraktı ve şöyle dua etti: “Allah’ım, ona doğruyu göster.” Çocuk da babasına gitti.

Sunan an Nasai 3495

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي زِيَادٌ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ أُسَامَةَ، عَنْ أَبِي مَيْمُونَةَ، قَالَ بَيْنَا أَنَا عِنْدَ أَبِي هُرَيْرَةَ، فَقَالَ إِنَّ امْرَأَةً جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ فَدَاكَ أَبِي وَأُمِّي إِنَّ زَوْجِي يُرِيدُ أَنْ يَذْهَبَ بِابْنِي وَقَدْ نَفَعَنِي وَسَقَانِي مِنْ بِئْرِ أَبِي عِنَبَةَ ‏.‏ فَجَاءَ زَوْجُهَا وَقَالَ مَنْ يُخَاصِمُنِي فِي ابْنِي فَقَالَ ‏ "‏ يَا غُلاَمُ هَذَا أَبُوكَ وَهَذِهِ أُمُّكَ فَخُذْ بِيَدِ أَيِّهِمَا شِئْتَ ‏"‏ ‏.‏ فَأَخَذَ بِيَدِ أُمِّهِ فَانْطَلَقَتْ بِهِ ‏.‏

Ebu Meymune (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir gün Ebu Hureyre’nin yanındaydım, şunları anlattı: Bir kadın Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek: “Anam babam senin yoluna feda olsun, kocam oğlumu götürmek istiyor. Oysa oğlum bana yararlı oluyor ve Ebu Inebe Kuyusu’ndan bana su getiriyor” dedi. Daha sonra kadının kocası geldi ve: “Oğlum konusunda kim benimle çekişiyor?” dedi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) çocuğa: “Ey çocuk! İşte baban ve işte annen; hangisini istersen onun elini tut” buyurdu. Çocuk da annesinin elini tuttu, annesi de onu alıp gitti.

Sunan an Nasai 3496

أَخْبَرَنَا أَبُو عَلِيٍّ، مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى الْمَرْوَزِيُّ قَالَ أَخْبَرَنِي شَاذَانُ بْنُ عُثْمَانَ، أَخُو عَبْدَانَ قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ الرُّبَيِّعَ بِنْتَ مُعَوِّذِ ابْنِ عَفْرَاءَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ ثَابِتَ بْنَ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ ضَرَبَ امْرَأَتَهُ فَكَسَرَ يَدَهَا وَهِيَ جَمِيلَةُ بِنْتُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَىٍّ فَأَتَى أَخُوهَا يَشْتَكِيهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى ثَابِتٍ فَقَالَ لَهُ ‏ "‏ خُذِ الَّذِي لَهَا عَلَيْكَ وَخَلِّ سَبِيلَهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ فَأَمَرَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تَتَرَبَّصَ حَيْضَةً وَاحِدَةً فَتَلْحَقَ بِأَهْلِهَا ‏.‏

Rubeyyi binti Muavviz b. Afra (radıyallahü anha)’nın haber verdiğine göre, Sabit b. Kays b. Şemmas karısını dövmüş ve kolunu kırmıştı. Karısı Cemile binti Abdullah b. Übey idi. Bu kadının erkek kardeşi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek şikâyette bulundu. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sabit’e haber göndererek onu çağırttı ve ona: “Hul‘ bedelini ondan al ve onu serbest bırak” buyurdu. Sabit b. Kays da: “Peki” dedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kadına bir hayız süresi beklemesini, sonra da ailesinin yanına dönmesini emretti.

Sunan an Nasai 3497

أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمِّي، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَادَةُ بْنُ الْوَلِيدِ بْنِ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، عَنْ رُبَيِّعٍ بِنْتِ مُعَوِّذٍ، قَالَ قُلْتُ لَهَا حَدِّثِينِي حَدِيثَكِ، ‏.‏ قَالَتِ اخْتَلَعْتُ مِنْ زَوْجِي ثُمَّ جِئْتُ عُثْمَانَ فَسَأَلْتُهُ مَاذَا عَلَىَّ مِنَ الْعِدَّةِ فَقَالَ لاَ عِدَّةَ عَلَيْكِ إِلاَّ أَنْ تَكُونِي حَدِيثَةَ عَهْدٍ بِهِ فَتَمْكُثِي حَتَّى تَحِيضِي حَيْضَةً - قَالَ - وَأَنَا مُتَّبِعٌ فِي ذَلِكَ قَضَاءَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَرْيَمَ الْمَغَالِيَّةِ كَانَتْ تَحْتَ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ فَاخْتَلَعَتْ مِنْهُ ‏.‏

Ubâde b. Velid b. Ubâde b. Samit (radıyallahü anh), Rubeyyi binti Muavviz’den rivâyet ederek şöyle demiştir: Rubeyyi binti Muavviz’e: “Başından geçen olayı anlat” dedim. O da şöyle dedi: Kocamdan muhâlea yoluyla ayrılmıştım. Sonra Osman’a gelerek ne kadar iddet bekleyeceğimi sordum. “Sana iddet gerekmez. Fakat yakın zamanda kocanla münasebette bulunmuş isen bir hayız görünceye kadar beklemen gerekir” dedi ve şöyle devam etti: “Ben bu konuda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in Sabit b. Kays b. Şemmas’ın nikâhlısı olan Meryem el-Megâliyye hakkında verdiği hükme uyuyorum; çünkü o da Sabit’ten muhâlea yoluyla ayrılmıştı.”

Sunan an Nasai 3498

أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، أَنْبَأَنَا يَزِيدُ النَّحْوِيُّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ ‏{‏ مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا ‏}‏ وَقَالَ ‏{‏ وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَكَانَ آيَةٍ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ ‏}‏ الآيَةَ وَقَالَ ‏{‏ يَمْحُو اللَّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ ‏}‏ فَأَوَّلُ مَا نُسِخَ مِنَ الْقُرْآنِ الْقِبْلَةُ وَقَالَ ‏{‏ وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوءٍ ‏}‏ وَقَالَ ‏{‏ وَاللاَّئِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِنْ نِسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلاَثَةُ أَشْهُرٍ ‏}‏ فَنُسِخَ مِنْ ذَلِكَ قَالَ تَعَالَى ‏{‏ وَإِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَمَسُّوهُنَّ ‏}‏ ‏{‏ فَمَا لَكُمْ عَلَيْهِنَّ مِنْ عِدَّةٍ تَعْتَدُّونَهَا ‏}‏ ‏.‏

İbn Abbâs (radıyallahü anh), Bakara sûresi 106. ayeti, Nahl sûresi 101. ayeti ve Ra'd sûresi 39. ayeti hakkında şöyle demiştir: Kur'an'da hükmü değiştirilen ilk şey kıble konusudur. Bakara sûresi 228. ayeti ile Talâk sûresi 4. ayetindeki hükmün bir kısmı, Allah Teâlâ'nın, “Kendilerine dokunmadan önce onları boşarsanız” ve “Onlar üzerinde sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur” buyruğuyla kaldırılmıştır.

Sunan an Nasai 3499

أَخْبَرَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ وَكِيعٍ، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ أُمُّ حَبِيبَةَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تَحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Zeyneb binti Ümmü Seleme'den rivayet edildiğine göre Ümmü Habîbe şöyle demiştir: Rasûlüllah'ı (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: “Allah'a ve âhiret gününe iman eden bir kadının, kocası dışında bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Kocası için ise dört ay on gün yas tutar.”

Sunan an Nasai 3500

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، قُلْتُ عَنْ أُمِّهَا، قَالَ نَعَمْ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ عَنِ امْرَأَةٍ تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا فَخَافُوا عَلَى عَيْنِهَا أَتَكْتَحِلُ فَقَالَ ‏ "‏ قَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ تَمْكُثُ فِي بَيْتِهَا فِي شَرِّ أَحْلاَسِهَا حَوْلاً ثُمَّ خَرَجَتْ فَلاَ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Zeyneb binti Ümmü Seleme'den rivayet edildi. “Annesinden mi?” diye sordum. “Evet” dedi. Peygamber'e (sallallahü aleyhi ve sellem), kocası ölen ve gözünden endişe edilen bir kadının sürme çekip çekemeyeceği soruldu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Sizden biri evinde en kötü yaygıları içinde bir yıl kalır, sonra dışarı çıkardı. Şimdi dört ay on gün bekleyemiyor mu?”

Sunan an Nasai 3501

أَخْبَرَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا جَرِيرٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدِ بْنِ قَيْسِ بْنِ قَهْدٍ الأَنْصَارِيِّ، - وَجَدُّهُ قَدْ أَدْرَكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم - عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ وَأُمِّ حَبِيبَةَ قَالَتَا جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِنَّ ابْنَتِي تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا وَإِنِّي أَخَافُ عَلَى عَيْنِهَا أَفَأَكْحُلُهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ تَجْلِسُ حَوْلاً وَإِنَّمَا هِيَ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَإِذَا كَانَ الْحَوْلُ خَرَجَتْ وَرَمَتْ وَرَاءَهَا بِبَعْرَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Ümmü Seleme ve Ümmü Habibe (radıyallahü anhüma)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Bir kadın Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e geldi ve: (Kızımın kocası öldü. Ben de onun göz rahatsızlığından korkuyorum, dolayısıyla sürme çekebilir mi?) diye sordu. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): (Sizden biriniz cahiliyye döneminde kocası öldüğünde bir yıl evinde oturuyordu, bu konuda İslâm’ın emri ise dört ay on gündür. Cahiliyye döneminde bir yıl dolunca çıkar ve arkasına bir deve tezeği atardı.)

Sunan an Nasai 3502

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، يَقُولُ عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ، أَنَّهَا سَمِعَتْ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تَحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ فَإِنَّهَا تَحِدُّ عَلَيْهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımlarından Hafsa binti Ömer (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının kocası dışında hiçbir ölü için üç günden fazla matem tutması ve süslenmemesi helâl değildir. Sadece kocasının ölümünde dört ay on gün matem tutar ve süslenmeksizin bekler.)

Sunan an Nasai 3503

أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الصَّبَّاحِ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَوَاءٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا سَعِيدٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ بَعْضِ، أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَنْ أُمِّ سَلَمَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تَحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ أَكْثَرَ مِنْ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ فَإِنَّهَا تَحِدُّ عَلَيْهِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ‏"‏ ‏.‏

Ümmü Seleme (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının kocası dışında hiçbir ölüye üç günden fazla yas tutup süslenmemesi helâl olmaz; ancak kocası için dört ay on gün süreyle süslenmeksizin bekler.)

Sunan an Nasai 3504

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا السَّهْمِيُّ، - يَعْنِي عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بَكْرٍ - قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ بَعْضِ، أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ أُمُّ سَلَمَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Safiyye bint Ebû Ubeyd’den, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in eşlerinden biri olan Ümmü Seleme (radıyallahü anha) aracılığıyla Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bunun benzeri rivâyet edilmiştir.

Sunan an Nasai 3505

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، وَالْحَارِثُ بْنُ مِسْكِينٍ، قِرَاءَةً عَلَيْهِ وَأَنَا أَسْمَعُ، - وَاللَّفْظُ لِمُحَمَّدٍ - قَالاَ أَنْبَأَنَا ابْنُ الْقَاسِمِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّ سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ، نُفِسَتْ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِلَيَالٍ فَجَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَتْ أَنْ تَنْكِحَ فَأَذِنَ لَهَا فَنَكَحَتْ ‏.‏

Misver b. Mahreme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Sübey‘a el-Eslemiyye kocasının ölümünden birkaç gün sonra çocuk doğurdu ve Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek evlenmek için izin istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de ona izin verdi ve iddet beklemeksizin o kadın da evlendi. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

Sunan an Nasai 3506

أَخْبَرَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ نَصْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دَاوُدَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ سُبَيْعَةَ أَنْ تَنْكِحَ إِذَا تَعَلَّتْ مِنْ نِفَاسِهَا ‏.‏

Misver b. Mahreme (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Sübeya isimli kadına nifas’tan kurtulunca evlenmesini emretti. (İbn Mâce, Talak: 8; Tirmizî, Talak: 18)

Sunan an Nasai 3507

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِي السَّنَابِلِ، قَالَ وَضَعَتْ سُبَيْعَةُ حَمْلَهَا بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا بِثَلاَثَةٍ وَعِشْرِينَ أَوْ خَمْسَةٍ وَعِشْرِينَ لَيْلَةً فَلَمَّا تَعَلَّتْ تَشَوَّفَتْ لِلأَزْوَاجِ فَعِيبَ ذَلِكَ عَلَيْهَا فَذُكِرَ ذَلِكَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ مَا يَمْنَعُهَا قَدِ انْقَضَى أَجَلُهَا ‏"‏ ‏.‏

Ebu’s-Senâbil (radıyallahü anh) rivâyete göre şöyle demiştir: Sübey‘a, kocasının ölümünden yirmi üç veya yirmi beş gece sonra çocuğunu doğurmuştu. Nifastan kurtulunca evlenmek istedi; onun bu isteği ayıp karşılandı. Bu olay Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) anlatılınca: “Ona ne engel olabilir? İddeti sona ermiştir.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3508