أَخْبَرَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْحَمَّالُ، قَالَ حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ هُرْمُزَ، أَنَّ نَجْدَةَ الْحَرُورِيَّ، حِينَ خَرَجَ فِي فِتْنَةِ ابْنِ الزُّبَيْرِ أَرْسَلَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَسْأَلُهُ عَنْ سَهْمِ ذِي الْقُرْبَى لِمَنْ تُرَاهُ قَالَ هُوَ لَنَا لِقُرْبَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَسَمَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَهُمْ وَقَدْ كَانَ عُمَرُ عَرَضَ عَلَيْنَا شَيْئًا رَأَيْنَاهُ دُونَ حَقِّنَا فَأَبَيْنَا أَنْ نَقْبَلَهُ وَكَانَ الَّذِي عَرَضَ عَلَيْهِمْ أَنْ يُعِينَ نَاكِحَهُمْ وَيَقْضِيَ عَنْ غَارِمِهِمْ وَيُعْطِيَ فَقِيرَهُمْ وَأَبَى أَنْ يَزِيدَهُمْ عَلَى ذَلِكَ .
Yezid b. Hürmüz'den rivâyete göre, Necdet el-Harûrî, İbn Zübeyr fitnesi sırasında isyan ettiği zaman İbn Abbâs'a haber gönderdi ve Peygamber'in yakın akrabasına verilecek hissenin kime verilmesi gerektiğini sordu. İbn Abbâs şöyle dedi: “O, Rasûlüllah'ın akrabaları olduğumuz için bize aittir. Rasûlüllah onu yakınlarına taksim etmişti. Vaktiyle Ömer bize bir şey teklif etmişti; biz onu hakkımızdan az gördüğümüz için kabul etmemiştik.” Ömer'in onlara teklif ettiği şey; evlenecek olanlarına yardım etmek, borçlularının borcunu ödemek ve fakirlerine vermekti. Bundan fazlasını vermeyi kabul etmemişti.
Sunan an Nasai 4133
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - وَهُوَ ابْنُ هَارُونَ - قَالَ أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، وَمُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ هُرْمُزَ، قَالَ كَتَبَ نَجْدَةُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَسْأَلُهُ عَنْ سَهْمِ، ذِي الْقُرْبَى لِمَنْ هُوَ قَالَ يَزِيدُ بْنُ هُرْمُزَ وَأَنَا كَتَبْتُ كِتَابَ ابْنِ عَبَّاسٍ إِلَى نَجْدَةَ كَتَبْتُ إِلَيْهِ كَتَبْتَ تَسْأَلُنِي عَنْ سَهْمِ ذِي الْقُرْبَى لِمَنْ هُوَ وَهُوَ لَنَا أَهْلَ الْبَيْتِ وَقَدْ كَانَ عُمَرُ دَعَانَا إِلَى أَنْ يُنْكِحَ مِنْهُ أَيِّمَنَا وَيُحْذِيَ مِنْهُ عَائِلَنَا وَيَقْضِيَ مِنْهُ عَنْ غَارِمِنَا فَأَبَيْنَا إِلاَّ أَنْ يُسَلِّمَهُ لَنَا وَأَبَى ذَلِكَ فَتَرَكْنَاهُ عَلَيْهِ .
Yezid b. Hürmüz'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Necdet, İbn Abbâs'a mektup yazarak yakın akrabaya verilecek hissenin kime ait olduğunu sormuştu. İbn Abbâs'ın Necdet'e verdiği cevabı ben yazmıştım: “Bana yakın akrabaya verilecek hissenin kime ait olduğunu soruyorsun. O hisse biz Ehl-i beyt'e aittir. Vaktiyle Ömer bizi çağırarak bu paydan bekârlarımızı evlendirmeyi, ihtiyaç sahiplerimize yardım etmeyi ve borçlularımızın borcunu ödemeyi teklif etmişti. Biz ise hissenin tamamını bize teslim etmesi dışında bir şeyi kabul etmedik. O da bunu kabul etmeyince hisseyi ona bıraktık.”
Sunan an Nasai 4134
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُوسَى - قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، - وَهُوَ الْفَزَارِيُّ - عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، قَالَ كَتَبَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْوَلِيدِ كِتَابًا فِيهِ وَقَسْمُ أَبِيكَ لَكَ الْخُمُسُ كُلُّهُ وَإِنَّمَا سَهْمُ أَبِيكَ كَسَهْمِ رَجُلٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَفِيهِ حَقُّ اللَّهِ وَحَقُّ الرَّسُولِ وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَمَا أَكْثَرَ خُصَمَاءَ أَبِيكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَكَيْفَ يَنْجُو مَنْ كَثُرَتْ خُصَمَاؤُهُ وَإِظْهَارُكَ الْمَعَازِفَ وَالْمِزْمَارَ بِدْعَةٌ فِي الإِسْلاَمِ وَلَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ أَبْعَثَ إِلَيْكَ مَنْ يَجُزُّ جُمَّتَكَ جُمَّةَ السُّوءِ .
Evzâî'den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ömer b. Abdülaziz, Ömer b. Velid'e bir mektup yazmıştı. Mektupta şunlar vardı: “Baban, ganimetin beşte birinin tamamını sana ayırmış. Oysa babanın hissesi Müslümanlardan herhangi birinin hissesi kadardır. O beşte birde Allah'ın, Rasûl'ün, yakın akrabanın, yetimlerin, miskinlerin ve yolda kalmışların hakkı vardır. Kıyamet günü babanın davacıları ne kadar da çok olacaktır! Davacıları çok olan kimse nasıl kurtulabilir? Senin çalgıları ve mizmarı açıktan açığa sergilemen de İslâm'da bir bidattır. Sana, o kötü saçını kesip atacak birini göndermeyi düşünmüştüm.”
Sunan an Nasai 4135
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْحَكَمِ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ جُبَيْرَ بْنَ مُطْعِمٍ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، جَاءَ هُوَ وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُكَلِّمَانِهِ فِيمَا قَسَمَ مِنْ خُمُسِ حُنَيْنٍ بَيْنَ بَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ فَقَالاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَسَمْتَ لإِخْوَانِنَا بَنِي الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ وَلَمْ تُعْطِنَا شَيْئًا وَقَرَابَتُنَا مِثْلُ قَرَابَتِهِمْ . فَقَالَ لَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا أَرَى هَاشِمًا وَالْمُطَّلِبَ شَيْئًا وَاحِدًا " . قَالَ جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ وَلَمْ يَقْسِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَلاَ لِبَنِي نَوْفَلٍ مِنْ ذَلِكَ الْخُمُسِ شَيْئًا كَمَا قَسَمَ لِبَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ .
Cübeyr b. Mut’ım (radıyallahü anh) anlatıyor: Cübeyr ve Osman b. Affan, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelerek Huneyn savaşında alınan ganimetin beşte birinden Hâşimoğulları ile Abdimenâf’ın oğlu Muttaliboğulları arasında paylaştırdığı şey hakkında onunla konuşmuşlar ve şöyle demişlerdi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Kardeşlerimiz Abdimenâf’ın oğlu Muttaliboğullarına ganimet malından verdiniz, bize ise bir şey vermediniz. Bizim yakınlığımız da aynen onların yakınlığı gibidir.” Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o ikisine şöyle dedi: “Ben Hâşim ile Muttalib’i bir ve aynı görüyorum.” Cübeyr b. Mut’ım diyor ki: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Abdüşemsoğulları ile Nevfel oğullarına, Hâşimoğulları ve Muttaliboğullarına verdiği gibi o beşte birden hiçbir şey vermemişti.
Sunan an Nasai 4136
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ أَنْبَأَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ لَمَّا قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَهْمَ ذِي الْقُرْبَى بَيْنَ بَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ أَتَيْتُهُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَؤُلاَءِ بَنُو هَاشِمٍ لاَ نُنْكِرُ فَضْلَهُمْ لِمَكَانِكَ الَّذِي جَعَلَكَ اللَّهُ بِهِ مِنْهُمْ أَرَأَيْتَ بَنِي الْمُطَّلِبِ أَعْطَيْتَهُمْ وَمَنَعْتَنَا فَإِنَّمَا نَحْنُ وَهُمْ مِنْكَ بِمَنْزِلَةٍ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهُمْ لَمْ يُفَارِقُونِي فِي جَاهِلِيَّةٍ وَلاَ إِسْلاَمٍ إِنَّمَا بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ شَىْءٌ وَاحِدٌ " . وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ .
Cübeyr b. Mut’ım (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), zilkurbâ denilen yakın akraba hissesini Hâşimoğulları ile Muttaliboğulları arasında taksim edince, ben ve Osman b. Affan onun yanına geldik ve şöyle dedik: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hâşimoğullarının üstünlüğünü inkâr etmiyoruz. Zira Allah’ın seni onların arasından seçip verdiği makam bellidir. Fakat Muttaliboğullarına verdin, bize ise vermedin. Hâlbuki biz de onlar da sana aynı derecede yakınız.” Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Onlar ne cahiliye döneminde ne de İslâm döneminde benden ayrıldılar. Hâşimoğulları ile Muttaliboğulları bir ve aynıdır.” Ardından parmaklarını birbirine geçirdi.
Sunan an Nasai 4137
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُوسَى - قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، - وَهُوَ الْفَزَارِيُّ - عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَيَّاشٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ مُوسَى، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ أَبِي سَلاَّمٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ حُنَيْنٍ وَبَرَةً مِنْ جَنْبِ بَعِيرٍ فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّهُ لاَ يَحِلُّ لِي مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ قَدْرَ هَذِهِ إِلاَّ الْخُمُسُ وَالْخُمُسُ مَرْدُودٌ عَلَيْكُمْ " . قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ اسْمُ أَبِي سَلاَّمٍ مَمْطُورٌ وَهُوَ حَبَشِيٌّ وَاسْمُ أَبِي أُمَامَةَ صُدَىُّ بْنُ عَجْلاَنَ وَاللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ .
Ubâde b. Sâmit (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Huneyn savaşı günü bir devenin yan tarafından bir tüy alarak şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allah’ın size bahşettiği ganimetten şu tüy kadarı bile, beşte birlik pay dışında, bana helâl değildir. O beşte birlik pay da size geri verilmektedir.”
Sunan an Nasai 4138
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَى بَعِيرًا فَأَخَذَ مِنْ سَنَامِهِ وَبَرَةً بَيْنَ إِصْبَعَيْهِ ثُمَّ قَالَ " إِنَّهُ لَيْسَ لِي مِنَ الْفَىْءِ شَىْءٌ وَلاَ هَذِهِ إِلاَّ الْخُمُسُ وَالْخُمُسُ مَرْدُودٌ فِيكُمْ " .
Amr b. Şuayb, babasından ve dedesinden naklederek şöyle der: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir devenin yanına yaklaştı ve onun hörgücünden iki parmağı arasına bir tüy aldıktan sonra şöyle buyurdu: “Feyden benim için beşte birden başka hiçbir şey, hatta şu tüy bile yoktur. Beşte bir de zaten size dönecektir.”
Sunan an Nasai 4139
أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، - يَعْنِي ابْنَ دِينَارٍ - عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ كَانَتْ أَمْوَالُ بَنِي النَّضِيرِ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِمَّا لَمْ يُوجِفِ الْمُسْلِمُونَ عَلَيْهِ بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ فَكَانَ يُنْفِقُ عَلَى نَفْسِهِ مِنْهَا قُوتَ سَنَةٍ وَمَا بَقِيَ جَعَلَهُ فِي الْكُرَاعِ وَالسِّلاَحِ عُدَّةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ .
Ömer (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Müslümanların at ve deve koşturmaksızın Allah’ın, Rasûlüne fey olarak verdiği Nadîroğullarının mallarından Rasûlüllah yıllık ihtiyacını alır, geri kalanını Allah yolunda hazırlık olmak üzere atlara ve silahlara ayırırdı.
Sunan an Nasai 4140
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُوسَى - قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، - هُوَ الْفَزَارِيُّ - عَنْ شُعَيْبِ بْنِ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ، أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ صَدَقَتِهِ وَمِمَّا تَرَكَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ " .
Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Fâtıma, Ebû Bekir’e haber yollayarak Peygamber’in (sallallahü aleyhi ve sellem) sadakasından ve Hayber’in beşte birinden geride bıraktıklarından kendisine düşen mirası istedi. Ebû Bekir de Rasûlüllah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu söyledi: “Biz miras bırakmayız.”
Sunan an Nasai 4141
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ عَطَاءٍ، فِي قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ { وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى } قَالَ خُمُسُ اللَّهِ وَخُمُسُ رَسُولِهِ وَاحِدٌ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَحْمِلُ مِنْهُ وَيُعْطِي مِنْهُ وَيَضَعُهُ حَيْثُ شَاءَ وَيَصْنَعُ بِهِ مَا شَاءَ .
Ata (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Ata Enfâl sûresi 41. ayeti hakkında şöyle demiştir: (Bu ayetteki beşte bir Allah’ın, beşte bir de Rasûlünün demek değildir. O hisse beşte bir olarak sadece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aittir. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ondan kendi ihtiyacı kadarını alır, gerisini istediği kimselere verir ve istediği yerlere harcar, dilediği gibi kullanırdı.)
Sunan an Nasai 4142
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُوسَى - قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، - هُوَ الْفَزَارِيُّ - عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ الْحَسَنَ بْنَ مُحَمَّدٍ عَنْ قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ { وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ } قَالَ هَذَا مَفَاتِحُ كَلاَمِ اللَّهِ الدُّنْيَا وَالآخِرَةُ لِلَّهِ قَالَ اخْتَلَفُوا فِي هَذَيْنِ السَّهْمَيْنِ بَعْدَ وَفَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَهْمِ الرَّسُولِ وَسَهْمِ ذِي الْقُرْبَى فَقَالَ قَائِلٌ سَهْمُ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم لِلْخَلِيفَةِ مِنْ بَعْدِهِ وَقَالَ قَائِلٌ سَهْمُ ذِي الْقُرْبَى لِقَرَابَةِ الرَّسُولِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ قَائِلٌ سَهْمُ ذِي الْقُرْبَى لِقَرَابَةِ الْخَلِيفَةِ فَاجْتَمَعَ رَأْيُهُمْ عَلَى أَنْ جَعَلُوا هَذَيْنِ السَّهْمَيْنِ فِي الْخَيْلِ وَالْعُدَّةِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَكَانَا فِي ذَلِكَ خِلاَفَةَ أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ .
Kays b. Müslim (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Hasan b. Muhammed’e Enfâl sûresinin 41. ayetinin tefsirini sordum. Hasan şöyle dedi: (Bu, Allah’ın kelâmının başlangıç ifadesidir; dünya ve ahiret Allah’a aittir.) Hasan sözünü şöyle sürdürdü: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in vefatından sonra insanlar şu iki hisse hakkında ihtilaf ettiler: Rasûlün hissesi ve yakın akrabaların hissesi. Biri: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hissesi, kendisinden sonraki halifeye aittir, dedi. Bir diğeri: Yakın akrabaların hissesi Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yakın akrabalarına aittir, dedi. Bir başkası da: Yakın akrabaların hissesi halifenin yakın akrabalarına aittir, dedi. Sonunda bu iki hisseyi Allah yolunda kullanılmak üzere atlara ve savaş hazırlıklarına ayırma görüşünde birleştiler. Ebu Bekir ve Ömer’in halifelikleri döneminde bu iki hisse böyle kullanıldı.
Sunan an Nasai 4143
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، قَالَ سَأَلْتُ يَحْيَى بْنَ الْجَزَّارِ عَنْ هَذِهِ الآيَةِ، { وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ } قَالَ قُلْتُ كَمْ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْخُمُسِ قَالَ خُمُسُ الْخُمُسِ .
Mûsâ b. Ebu Âişe (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Yahya b. Cezzar’a Enfâl sûresinin 41. ayetinin tefsirini sordum ve: (Bu beşte birden ne kadarı Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’indir?) dedim. O da: (Beşte birin beşte biri) diye cevap verdi.
Sunan an Nasai 4144
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ مُطَرِّفٍ، قَالَ سُئِلَ الشَّعْبِيُّ عَنْ سَهْمِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم وَصَفِيِّهِ فَقَالَ أَمَّا سَهْمُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَكَسَهْمِ رَجُلٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَأَمَّا سَهْمُ الصَّفِيِّ فَغُرَّةٌ تُخْتَارُ مِنْ أَىِّ شَىْءٍ شَاءَ .
Mutarrif (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Şa’bî’ye, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hissesi ve kendisi için seçtiği pay soruldu. Şöyle cevap verdi: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hissesi, Müslümanlardan herhangi bir adamın hissesi kadardı. Kendisi için seçtiği pay ise dilediği şeyler arasından seçilen değerli bir maldı.
Sunan an Nasai 4145
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدٍ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ الشِّخِّيرِ، قَالَ بَيْنَا أَنَا مَعَ، مُطَرِّفٍ بِالْمِرْبَدِ إِذْ دَخَلَ رَجُلٌ مَعَهُ قِطْعَةُ أُدْمٍ قَالَ كَتَبَ لِي هَذِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَهَلْ أَحَدٌ مِنْكُمْ يَقْرَأُ قَالَ قُلْتُ أَنَا أَقْرَأُ فَإِذَا فِيهَا " مِنْ مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لِبَنِي زُهَيْرِ بْنِ أُقَيْشٍ أَنَّهُمْ إِنْ شَهِدُوا أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَفَارَقُوا الْمُشْرِكِينَ وَأَقَرُّوا بِالْخُمُسِ فِي غَنَائِمِهِمْ وَسَهْمِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَصَفِيِّهِ فَإِنَّهُمْ آمِنُونَ بِأَمَانِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ " .
Yezid b. Şıhhîr (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Mutarrif ile beraber Mirbed’de bulunduğumuz sırada, yanında bir deri parçası bulunan bir adam yanımıza girdi ve: “Bunu bana Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) yazdı. İçinizden okuyabilen biri var mı?” dedi. Ben: “Ben okuyabilirim” dedim. Deride şöyle yazıyordu: “Peygamber Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’den Züheyr b. Ukayş oğullarına: Onlar Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet eder, müşriklerden ayrılır, ganimetlerinin beşte birini, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hissesini ve kendisi için seçtiği payı vermeyi kabul ederlerse Allah’ın ve Rasûlü’nün emanı altındadırlar.”
Sunan an Nasai 4146
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ أَنْبَأَنَا مَحْبُوبٌ، قَالَ أَنْبَأَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ شَرِيكٍ، عَنْ خُصَيْفٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ الْخُمُسُ الَّذِي لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَرَابَتِهِ لاَ يَأْكُلُونَ مِنَ الصَّدَقَةِ شَيْئًا فَكَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خُمُسُ الْخُمُسِ وَلِذِي قَرَابَتِهِ خُمُسُ الْخُمُسِ وَلِلْيَتَامَى مِثْلُ ذَلِكَ وَلِلْمَسَاكِينِ مِثْلُ ذَلِكَ وَلاِبْنِ السَّبِيلِ مِثْلُ ذَلِكَ . قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالَ اللَّهُ جَلَّ ثَنَاؤُهُ { وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ } وَقَوْلُهُ عَزَّ وَجَلَّ لِلَّهِ ابْتِدَاءُ كَلاَمٍ لأَنَّ الأَشْيَاءَ كُلَّهَا لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَلَعَلَّهُ إِنَّمَا اسْتَفْتَحَ الْكَلاَمَ فِي الْفَىْءِ وَالْخُمُسِ بِذِكْرِ نَفْسِهِ لأَنَّهَا أَشْرَفُ الْكَسْبِ وَلَمْ يَنْسُبِ الصَّدَقَةَ إِلَى نَفْسِهِ عَزَّ وَجَلَّ لأَنَّهَا أَوْسَاخُ النَّاسِ وَاللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ وَقَدْ قِيلَ يُؤْخَذُ مِنَ الْغَنِيمَةِ شَىْءٌ فَيُجْعَلُ فِي الْكَعْبَةِ وَهُوَ السَّهْمُ الَّذِي لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَسَهْمُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى الإِمَامِ يَشْتَرِي الْكُرَاعَ مِنْهُ وَالسِّلاَحَ وَيُعْطِي مِنْهُ مَنْ رَأَى مِمَّنْ رَأَى فِيهِ غَنَاءً وَمَنْفَعَةً لأَهْلِ الإِسْلاَمِ وَمِنْ أَهْلِ الْحَدِيثِ وَالْعِلْمِ وَالْفِقْهِ وَالْقُرْآنِ وَسَهْمٌ لِذِي الْقُرْبَى وَهُمْ بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ بَيْنَهُمُ الْغَنِيُّ مِنْهُمْ وَالْفَقِيرُ وَقَدْ قِيلَ إِنَّهُ لِلْفَقِيرِ مِنْهُمْ دُونَ الْغَنِيِّ كَالْيَتَامَى وَابْنِ السَّبِيلِ وَهُوَ أَشْبَهُ الْقَوْلَيْنِ بِالصَّوَابِ عِنْدِي وَاللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ وَالصَّغِيرُ وَالْكَبِيرُ وَالذَّكَرُ وَالأُنْثَى سَوَاءٌ لأَنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ جَعَلَ ذَلِكَ لَهُمْ وَقَسَّمَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِمْ وَلَيْسَ فِي الْحَدِيثِ أَنَّهُ فَضَّلَ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَلاَ خِلاَفَ نَعْلَمُهُ بَيْنَ الْعُلَمَاءِ فِي رَجُلٍ لَوْ أَوْصَى بِثُلُثِهِ لِبَنِي فُلاَنٍ أَنَّهُ بَيْنَهُمْ وَأَنَّ الذَّكَرَ وَالأُنْثَى فِيهِ سَوَاءٌ إِذَا كَانُوا يُحْصَوْنَ فَهَكَذَا كُلُّ شَىْءٍ صُيِّرَ لِبَنِي فُلاَنٍ أَنَّهُ بَيْنَهُمْ بِالسَّوِيَّةِ إِلاَّ أَنْ يُبَيِّنَ ذَلِكَ الآمِرُ بِهِ وَاللَّهُ وَلِيُّ التَّوْفِيقِ وَسَهْمٌ لِلْيَتَامَى مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَسَهْمٌ لِلْمَسَاكِينِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَسَهْمٌ لاِبْنِ السَّبِيلِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَلاَ يُعْطَى أَحَدٌ مِنْهُمْ سَهْمُ مِسْكِينٍ وَسَهْمُ ابْنِ السَّبِيلِ وَقِيلَ لَهُ خُذْ أَيَّهُمَا شِئْتَ وَالأَرْبَعَةُ أَخْمَاسٍ يَقْسِمُهَا الإِمَامُ بَيْنَ مَنْ حَضَرَ الْقِتَالَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ الْبَالِغِينَ .
Mücahid (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Allah ve Rasûlü için olan beşte bir hisse, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ve akrabaları içindi. Onlar sadakadan hiçbir şey yemezlerdi. Beşte birin beşte biri Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e, beşte birin beşte biri onun yakınlarına, aynı miktar yetimlere, aynı miktar miskinlere ve aynı miktar yolda kalmışlara ayrılırdı. Ebû Abdurrahman der ki: Allah şöyle buyurmuştur: “Bilesiniz ki ganimet olarak ele geçirdiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Rasûlü’ne, yakınlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir.” Yüce Allah’ın “Allah’a” sözüyle başlaması, her şeyin Yüce Allah’a ait olmasındandır. Belki de fey ve beşte bir hakkındaki söze, kazançların en şereflisi olduğu için kendi adını anarak başlamıştır. Sadakayı ise kendisine nispet etmemiştir; çünkü o, insanların kirleridir. En doğrusunu Allah bilir. Şöyle de denilmiştir: Ganimetten bir miktar alınarak Kâbe’ye konulur. Bu, Yüce Allah’a ait olan hissedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hissesi ise imama verilir. İmam bununla at ve silah satın alır; ayrıca İslâm ehli için yeterlilik ve yarar sağlayacağını düşündüğü kimselere, hadis, ilim, fıkıh ve Kur’an ehline bundan verir. Yakınlara ait hisse ise Hâşimoğulları ve Muttaliboğulları içindir; onların zenginleriyle fakirleri arasında paylaştırılır. Bu hissenin, yetimler ve yolda kalmışlarda olduğu gibi, zenginlere değil yalnız fakirlere verileceği de söylenmiştir. Bana göre iki görüşten doğruya daha yakın olanı budur. En doğrusunu Allah bilir. Küçük ile büyük, erkek ile kadın bu hususta eşittir. Çünkü Yüce Allah bunu onlara tahsis etmiş, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da aralarında paylaştırmıştır. Hadiste, bazılarının diğerlerine üstün tutulduğuna dair bir şey yoktur. Bildiğimiz kadarıyla âlimler arasında da şu konuda ihtilaf yoktur: Bir adam malının üçte birini falanoğullarına vasiyet etse ve onların sayılması mümkün olsa, bu mal aralarında paylaştırılır ve erkek ile kadın bunda eşit olur. Aynı şekilde falanoğullarına tahsis edilen her şey, tahsis eden kişi aksini açıkça belirtmedikçe, aralarında eşit olarak paylaştırılır. Allah muvaffakiyetin sahibidir. Müslümanların yetimlerine bir hisse, Müslümanların miskinlerine bir hisse ve Müslümanların yolda kalmışlarına bir hisse ayrılır. Bunlardan birine hem miskin hissesi hem de yolda kalmış hissesi birlikte verilmez; ona: “Bu ikisinden dilediğini al” denilir. Geri kalan beşte dört hisseyi imam, savaşa katılan ergin Müslümanlar arasında paylaştırır.
Sunan an Nasai 4147
أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ إِبْرَاهِيمَ - عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ خَالِدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ جَاءَ الْعَبَّاسُ وَعَلِيٌّ إِلَى عُمَرَ يَخْتَصِمَانِ فَقَالَ الْعَبَّاسُ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا . فَقَالَ النَّاسُ افْصِلْ بَيْنَهُمَا . فَقَالَ عُمَرُ لاَ أَفْصِلُ بَيْنَهُمَا قَدْ عَلِمَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . قَالَ فَقَالَ الزُّهْرِيُّ وَلِيَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخَذَ مِنْهَا قُوتَ أَهْلِهِ وَجَعَلَ سَائِرَهُ سَبِيلَهُ سَبِيلَ الْمَالِ ثُمَّ وَلِيَهَا أَبُو بَكْرٍ بَعْدَهُ ثُمَّ وُلِّيتُهَا بَعْدَ أَبِي بَكْرٍ فَصَنَعْتُ فِيهَا الَّذِي كَانَ يَصْنَعُ ثُمَّ أَتَيَانِي فَسَأَلاَنِي أَنْ أَدْفَعَهَا إِلَيْهِمَا عَلَى أَنْ يَلِيَاهَا بِالَّذِي وَلِيَهَا بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالَّذِي وَلِيَهَا بِهِ أَبُو بَكْرٍ وَالَّذِي وُلِّيتُهَا بِهِ فَدَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا وَأَخَذْتُ عَلَى ذَلِكَ عُهُودَهُمَا ثُمَّ أَتَيَانِي يَقُولُ هَذَا اقْسِمْ لِي بِنَصِيبِي مِنِ ابْنِ أَخِي . وَيَقُولُ هَذَا اقْسِمْ لِي بِنَصِيبِي مِنِ امْرَأَتِي . وَإِنْ شَاءَا أَنْ أَدْفَعَهَا إِلَيْهِمَا عَلَى أَنْ يَلِيَاهَا بِالَّذِي وَلِيَهَا بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالَّذِي وَلِيَهَا بِهِ أَبُو بَكْرٍ وَالَّذِي وُلِّيتُهَا بِهِ دَفَعْتُهَا إِلَيْهِمَا وَإِنْ أَبَيَا كُفِيَا ذَلِكَ ثُمَّ قَالَ { وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ } هَذَا لِهَؤُلاَءِ { إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ } هَذِهِ لِهَؤُلاَءِ { وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ } قَالَ الزُّهْرِيُّ هَذِهِ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً قُرًى عَرَبِيَّةً فَدَكُ كَذَا وَكَذَا { مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ } وَ { لِلْفُقَرَاءِ الْمُهَاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ } { وَالَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ } { وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ } فَاسْتَوْعَبَتْ هَذِهِ الآيَةُ النَّاسَ فَلَمْ يَبْقَ أَحَدٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ لَهُ فِي هَذَا الْمَالِ حَقٌّ - أَوْ قَالَ حَظٌّ - إِلاَّ بَعْضَ مَنْ تَمْلِكُونَ مِنْ أَرِقَّائِكُمْ وَلَئِنْ عِشْتُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لَيَأْتِيَنَّ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ حَقُّهُ أَوْ قَالَ حَظُّهُ .
Mâlik b. Evs b. Hadesan (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Abbâs ve Ali, davalarını görmesi için Ömer’in yanına geldiler. Abbâs, “Bununla aramdaki davayı hallet” dedi. Orada bulunanlar da “Aralarındaki malı aralarında taksim et” dediler. Bunun üzerine Ömer: “Taksim edemem. Çünkü bunlar da bilirler ki Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), ‘Biz peygamberler miras bırakmayız, bizim bıraktıklarımız sadakadır’ buyurmuştur.” Zührî diyor ki: Ganimetten Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e düşen hisseden, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ailesinin ihtiyacı kadarını alır, gerisini Allah’ın istediği yerlere sarf ederdi. Sonra bu hisse Ebû Bekir’in tasarrufuna geçti. Ebû Bekir’den sonra da benim tasarrufuma geçti, ben de onun yaptığı gibi yaptım. Daha sonra Abbâs ve Ali bana gelerek Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in tasarrufunda olan, sonra Ebû Bekir’e geçen, ondan da bana geçen hisseyi kendi tasarruflarına vermemi istediler. Ben de mesuliyetini kendilerine bırakıp istediklerini verdim. Daha sonra da bana gelip Abbâs, “Kardeşimin oğlunun hissesini bana ver”; Ali de, “Hanımım Fâtıma’nın hissesini bana ver” dediler. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in, Ebû Bekir’in ve benim tasarrufumda olan hisseyi kendi idarelerine almak istiyorlarsa hemen vereyim. Ama istemezlerse büyük bir sorumluluktan kurtulmuş olurlar. Daha sonra Ömer sözüne şöyle devam etti: Enfâl sûresi 41. ayetinde zikredilen ganimet, ayette isimleri zikredilen kimselerindir. Tevbe sûresi 60. ayetindeki zekât da orada isimleri zikredilen kimselere aittir. Haşr sûresi 6-10. ayetlerde belirtilen ganimetler de bilhassa Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e aittir. Haşr sûresi 9. ayetinde de tüm Müslümanlar kastedilmiştir ve bu malda hakkı olmayan hiçbir kimse kalmamıştır. Ancak mülkünüzde bulunan köleler bunun dışındadır. İnşallah yaşarsam, ömrüm olursa her Müslüman’ın hakkı mutlaka kendisine verilecektir.
Sunan an Nasai 4148