HADİS KÜTÜPHANESİ

Nesâî

51 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

Kadınlara İyi Davranma Kitabı

27 hadis

حَدَّثَنِي الشَّيْخُ الإِمَامُ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ النَّسَائِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ عِيسَى الْقُومَسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سَلاَّمٌ أَبُو الْمُنْذِرِ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ حُبِّبَ إِلَىَّ مِنَ الدُّنْيَا النِّسَاءُ وَالطِّيبُ وَجُعِلَ قُرَّةُ عَيْنِي فِي الصَّلاَةِ ‏"‏ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Dünyadan bana kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Gözümün nuru da namazda kılındı.”

Sunan an Nasai 3939

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ الطُّوسِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، قَالَ حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ حُبِّبَ إِلَىَّ النِّسَاءُ وَالطِّيبُ وَجُعِلَتْ قُرَّةُ عَيْنِي فِي الصَّلاَةِ ‏"‏ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bana kadınlar ve güzel koku sevdirildi. Gözümün nuru da namazda kılındı.”

Sunan an Nasai 3940

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَفْصِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمْ يَكُنْ شَىْءٌ أَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ النِّسَاءِ مِنَ الْخَيْلِ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e kadınlardan sonra en sevimli olan şey atlardı.

Sunan an Nasai 3941

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ النَّضْرِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ نَهِيكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَ لَهُ امْرَأَتَانِ يَمِيلُ لإِحْدَاهُمَا عَلَى الأُخْرَى جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَحَدُ شِقَّيْهِ مَائِلٌ ‏"‏ ‏.‏

Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kimin iki karısı olur da birine diğerinden fazla meylederse, kıyamet günü bir tarafı eğilmiş olarak gelir.”

Sunan an Nasai 3942

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، قَالَ أَنْبَأَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْسِمُ بَيْنَ نِسَائِهِ ثُمَّ يَعْدِلُ ثُمَّ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ هَذَا فِعْلِي فِيمَا أَمْلِكُ فَلاَ تَلُمْنِي فِيمَا تَمْلِكُ وَلاَ أَمْلِكُ ‏"‏ ‏.‏ أَرْسَلَهُ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hanımları arasında taksim yapar, adaletli davranır ve sonra şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Bu, gücümün yettiği hususta yaptığım taksimdir. Senin gücünün yettiği, fakat benim gücümün yetmediği hususta beni kınama.” Hammâd b. Zeyd bunu mürsel olarak rivâyet etmiştir.

Sunan an Nasai 3943

أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمِّي، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَرْسَلَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَتْ عَلَيْهِ وَهُوَ مُضْطَجِعٌ مَعِي فِي مِرْطِي فَأَذِنَ لَهَا فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَكَ أَرْسَلْنَنِي إِلَيْكَ يَسْأَلْنَكَ الْعَدْلَ فِي ابْنَةِ أَبِي قُحَافَةَ ‏.‏ وَأَنَا سَاكِتَةٌ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَىْ بُنَيَّةُ أَلَسْتِ تُحِبِّينَ مَنْ أُحِبُّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَحِبِّي هَذِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَتْ فَاطِمَةُ حِينَ سَمِعَتْ ذَلِكَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَجَعَتْ إِلَى أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَتْهُنَّ بِالَّذِي قَالَتْ وَالَّذِي قَالَ لَهَا فَقُلْنَ لَهَا مَا نَرَاكِ أَغْنَيْتِ عَنَّا مِنْ شَىْءٍ فَارْجِعِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُولِي لَهُ إِنَّ أَزْوَاجَكَ يَنْشُدْنَكَ الْعَدْلَ فِي ابْنَةِ أَبِي قُحَافَةَ ‏.‏ قَالَتْ فَاطِمَةُ لاَ وَاللَّهِ لاَ أُكَلِّمُهُ فِيهَا أَبَدًا ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَأَرْسَلَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ بِنْتَ جَحْشٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهِيَ الَّتِي كَانَتْ تُسَامِينِي مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَنْزِلَةِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ أَرَ امْرَأَةً قَطُّ خَيْرًا فِي الدِّينِ مِنْ زَيْنَبَ وَأَتْقَى لِلَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَأَصْدَقَ حَدِيثًا وَأَوْصَلَ لِلرَّحِمِ وَأَعْظَمَ صَدَقَةً وَأَشَدَّ ابْتِذَالاً لِنَفْسِهَا فِي الْعَمَلِ الَّذِي تَصَدَّقُ بِهِ وَتَقَرَّبُ بِهِ مَا عَدَا سَوْرَةً مِنْ حِدَّةٍ كَانَتْ فِيهَا تُسْرِعُ مِنْهَا الْفَيْأَةَ فَاسْتَأْذَنَتْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ عَائِشَةَ فِي مِرْطِهَا عَلَى الْحَالِ الَّتِي كَانَتْ دَخَلَتْ فَاطِمَةُ عَلَيْهَا فَأَذِنَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَزْوَاجَكَ أَرْسَلْنَنِي يَسْأَلْنَكَ الْعَدْلَ فِي ابْنَةِ أَبِي قُحَافَةَ وَوَقَعَتْ بِي فَاسْتَطَالَتْ وَأَنَا أَرْقُبُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَرْقُبُ طَرْفَهُ هَلْ أَذِنَ لِي فِيهَا فَلَمْ تَبْرَحْ زَيْنَبُ حَتَّى عَرَفْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يَكْرَهُ أَنْ أَنْتَصِرَ فَلَمَّا وَقَعْتُ بِهَا لَمْ أَنْشَبْهَا بِشَىْءٍ حَتَّى أَنْحَيْتُ عَلَيْهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهَا ابْنَةُ أَبِي بَكْرٍ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımları, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kızı Fatıma’yı ona gönderdiler. O da girmek için izin istedi. O sırada Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), benim örtümün içinde yanımda uzanmış yatıyordu. Ona izin verdi. Fatıma: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hanımların beni sana gönderdiler; Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında senden adalet istiyorlar” dedi. Ben susuyordum. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Kızım! Benim sevdiğim kimseyi sen de sevmez misin?” dedi. Fatıma: “Evet” dedi. Bunun üzerine: “Öyleyse bunu sev” buyurdu. Fatıma, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den bunu işitince kalkıp Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımlarının yanına döndü ve onlara hem kendi söylediklerini hem de Rasûlüllah’ın kendisine söylediklerini haber verdi. Onlar: “Senin bize hiçbir fayda sağladığını görmüyoruz. Rasûlüllah’a dön ve ona: ‘Hanımların, Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında senden adalet istiyorlar’ de” dediler. Fatıma: “Hayır, vallahi onun hakkında kendisiyle bir daha asla konuşmayacağım” dedi. Âişe şöyle devam etti: Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımları, Cahş’ın kızı Zeyneb’i Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gönderdiler. Zeyneb, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) katındaki mevki bakımından Peygamber’in hanımları arasında benimle yarışan kadındı. Dinde Zeyneb’den daha hayırlı, Allah azze ve celleye karşı daha takvalı, sözü daha doğru, akrabalık bağlarını daha çok gözeten, sadakası daha çok ve sadaka verip Allah’a yaklaşmak için yaptığı işlerde kendini daha fazla ortaya koyan hiçbir kadın görmedim. Ancak onda çabucak parlayan bir öfke vardı; fakat bundan da çabucak dönerdi. Zeyneb, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına girmek için izin istedi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Fatıma’nın içeri girdiği sıradaki gibi Âişe’nin örtüsü içinde onunla beraberdi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona izin verdi. Zeyneb: “Ey Allah’ın Rasûlü! Hanımların beni sana gönderdiler; Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında senden adalet istiyorlar” dedi. Sonra bana dil uzatıp sözünü uzattı. Ben de Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i ve bakışını gözetiyor, ona karşılık vermeme izin verip vermediğini anlamaya çalışıyordum. Zeyneb daha sözünü bitirmeden, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendimi savunmamdan hoşnutsuz olmayacağını anladım. Ben de ona karşılık vermeye başlayınca çok geçmeden onu susturdum. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “O, Ebu Bekir’in kızıdır” buyurdu.

Sunan an Nasai 3944

أَخْبَرَنِي عِمْرَانُ بْنُ بَكَّارٍ الْحِمْصِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ فَذَكَرَتْ نَحْوَهُ وَقَالَتْ أَرْسَلَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم زَيْنَبَ فَاسْتَأْذَنَتْ فَأَذِنَ لَهَا فَدَخَلَتْ فَقَالَتْ نَحْوَهُ ‏.‏ خَالَفَهُمَا مَعْمَرٌ رَوَاهُ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, önceki hadisin benzerini zikretti ve şöyle dedi: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımları Zeyneb’i gönderdiler. Zeyneb izin istedi, kendisine izin verilince içeri girdi ve öncekinin benzerini söyledi. Ma‘mer bu iki râviye muhalefet ederek hadisi Zührî’den, Urve yoluyla Âişe’den rivâyet etmiştir.

Sunan an Nasai 3945

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ النَّيْسَابُورِيُّ الثِّقَةُ الْمَأْمُونُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتِ اجْتَمَعْنَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَرْسَلْنَ فَاطِمَةَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَ لَهَا إِنَّ نِسَاءَكَ وَذَكَرَ كَلِمَةً مَعْنَاهَا يَنْشُدْنَكَ الْعَدْلَ فِي ابْنَةِ أَبِي قُحَافَةَ ‏.‏ قَالَتْ فَدَخَلَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ مَعَ عَائِشَةَ فِي مِرْطِهَا فَقَالَتْ لَهُ إِنَّ نِسَاءَكَ أَرْسَلْنَنِي وَهُنَّ يَنْشُدْنَكَ الْعَدْلَ فِي ابْنَةِ أَبِي قُحَافَةَ ‏.‏ فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتُحِبِّينِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ نَعَمْ قَالَ ‏"‏ فَأَحِبِّيهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَرَجَعَتْ إِلَيْهِنَّ فَأَخْبَرَتْهُنَّ مَا قَالَ فَقُلْنَ لَهَا إِنَّكِ لَمْ تَصْنَعِي شَيْئًا فَارْجِعِي إِلَيْهِ ‏.‏ فَقَالَتْ وَاللَّهِ لاَ أَرْجِعُ إِلَيْهِ فِيهَا أَبَدًا ‏.‏ وَكَانَتِ ابْنَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَقًّا فَأَرْسَلْنَ زَيْنَبَ بِنْتَ جَحْشٍ قَالَتْ عَائِشَةُ وَهِيَ الَّتِي كَانَتْ تُسَامِينِي مِنْ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ أَزْوَاجُكَ أَرْسَلْنَنِي وَهُنَّ يَنْشُدْنَكَ الْعَدْلَ فِي ابْنَةِ أَبِي قُحَافَةَ ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَتْ عَلَىَّ تَشْتِمُنِي فَجَعَلْتُ أُرَاقِبُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَنْظُرُ طَرْفَهُ هَلْ يَأْذَنُ لِي مِنْ أَنْ أَنْتَصِرَ مِنْهَا - قَالَتْ - فَشَتَمَتْنِي حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ لاَ يَكْرَهُ أَنْ أَنْتَصِرَ مِنْهَا فَاسْتَقْبَلْتُهَا فَلَمْ أَلْبَثْ أَنْ أَفْحَمْتُهَا فَقَالَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّهَا ابْنَةُ أَبِي بَكْرٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَلَمْ أَرَ امْرَأَةً خَيْرًا وَلاَ أَكْثَرَ صَدَقَةً وَلاَ أَوْصَلَ لِلرَّحِمِ وَأَبْذَلَ لِنَفْسِهَا فِي كُلِّ شَىْءٍ يُتَقَرَّبُ بِهِ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى مِنْ زَيْنَبَ مَا عَدَا سَوْرَةً مِنْ حِدَّةٍ كَانَتْ فِيهَا تُوشِكُ مِنْهَا الْفَيأَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا خَطَأٌ وَالصَّوَابُ الَّذِي قَبْلَهُ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımları toplandılar ve Fatıma’yı, “Hanımların Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında senden adalet istiyorlar” demesi için Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gönderdiler. Fatıma, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Âişe’nin örtüsü içinde onunla beraberken yanına girdi ve şöyle dedi: “Hanımların beni gönderdiler ve Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında senden adalet istiyorlar.” Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Beni seviyor musun?” buyurdu. Fatıma: “Evet” deyince: “Öyleyse onu da sev” buyurdu. Fatıma onların yanına döndü ve söyleneni kendilerine haber verdi. Onlar: “Sen hiçbir şey yapmadın; ona geri dön” dediler. Fatıma: “Vallahi onun hakkında bir daha asla yanına dönmem” dedi. O gerçekten Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kızıydı. Bunun üzerine Cahş’ın kızı Zeyneb’i gönderdiler. Âişe şöyle dedi: Zeyneb, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımları arasında benimle yarışan kadındı. Zeyneb: “Hanımların beni gönderdiler ve Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında senden adalet istiyorlar” dedi. Sonra bana yönelip hakaret etmeye başladı. Ben de kendimi ona karşı savunmama izin verip vermediğini anlamak için Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’i ve bakışını gözetiyordum. Bana hakaret etmeyi sürdürünce Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kendimi ona karşı savunmamdan hoşnutsuz olmayacağını düşündüm. Ben de ona karşılık verdim ve çok geçmeden onu susturdum. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “O, Ebu Bekir’in kızıdır” buyurdu. Âişe şöyle dedi: Zeyneb’den daha hayırlı, daha çok sadaka veren, akrabalık bağlarını daha fazla gözeten ve Yüce Allah’a yaklaştıran her işte kendini daha çok ortaya koyan bir kadın görmedim. Ancak onda çabucak parlayan bir öfke vardı; fakat bundan da hemen dönerdi. Ebu Abdurrahman şöyle dedi: Bu hatadır; doğrusu bir önceki rivâyettir.

Sunan an Nasai 3946

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مَسْعُودٍ، قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرٌ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُفَضَّلِ - قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ "فَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ".

Ebu Mûsâ (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.”

Sunan an Nasai 3947

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ "فَضْلُ عَائِشَةَ عَلَى النِّسَاءِ كَفَضْلِ الثَّرِيدِ عَلَى سَائِرِ الطَّعَامِ".

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Âişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.”

Sunan an Nasai 3948

أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ الصَّغَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا شَاذَانُ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم "يَا أُمَّ سَلَمَةَ لاَ تُؤْذِينِي فِي عَائِشَةَ فَإِنَّهُ وَاللَّهِ مَا أَتَانِي الْوَحْىُ فِي لِحَافِ امْرَأَةٍ مِنْكُنَّ إِلاَّ هِيَ".

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey Ümmü Seleme! Âişe konusunda bana eziyet etme. Allah’a yemin olsun ki, sizden hiçbir kadının örtüsü altında bana vahiy gelmedi; Âişe hariç.”

Sunan an Nasai 3949

أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ آدَمَ، عَنْ عَبْدَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عَوْفِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ رُمَيْثَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ نِسَاءَ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم كَلَّمْنَهَا أَنْ تُكَلِّمَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّاسَ كَانُوا يَتَحَرَّوْنَ بِهَدَايَاهُمْ يَوْمَ عَائِشَةَ وَتَقُولُ لَهُ إِنَّا نُحِبُّ الْخَيْرَ كَمَا تُحِبُّ عَائِشَةَ فَكَلَّمَتْهُ فَلَمْ يُجِبْهَا فَلَمَّا دَارَ عَلَيْهَا كَلَّمَتْهُ أَيْضًا فَلَمْ يُجِبْهَا وَقُلْنَ مَا رَدَّ عَلَيْكِ قَالَتْ لَمْ يُجِبْنِي ‏.‏ قُلْنَ لاَ تَدَعِيهِ حَتَّى يَرُدَّ عَلَيْكِ أَوْ تَنْظُرِينَ مَا يَقُولُ ‏.‏ فَلَمَّا دَارَ عَلَيْهَا كَلَّمَتْهُ فَقَالَ ‏ "‏ لاَ تُؤْذِينِي فِي عَائِشَةَ فَإِنَّهُ لَمْ يَنْزِلْ عَلَىَّ الْوَحْىُ وَأَنَا فِي لِحَافِ امْرَأَةٍ مِنْكُنَّ إِلاَّ فِي لِحَافِ عَائِشَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَانِ الْحَدِيثَانِ صَحِيحَانِ عَنْ عَبْدَةَ ‏.‏

Ümmü Seleme (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımları, insanların hediyelerini Âişe’nin gününe denk getirdiklerini Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e söylemesini ve ona: “Biz de hayrı Âişe’nin sevdiği gibi severiz” demesini istediler. O da bunu kendisine söyledi, fakat cevap vermedi. Sıra tekrar Ümmü Seleme’ye geldiğinde bunu yine söyledi, fakat yine cevap vermedi. Hanımlar: “Sana ne cevap verdi?” diye sordular. O da: “Bana cevap vermedi” dedi. Hanımlar: “Sana cevap verinceye veya ne söyleyeceğini görünceye kadar onu bırakma” dediler. Sıra tekrar kendisine geldiğinde bunu ona söyledi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Âişe hakkında bana eziyet etmeyin. Çünkü sizden hiçbir kadının örtüsü altındayken bana vahiy gelmedi; yalnız Âişe’nin örtüsü altındayken geldi” buyurdu.

Sunan an Nasai 3950

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَنْبَأَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّاسُ يَتَحَرَّوْنَ بِهَدَايَاهُمْ يَوْمَ عَائِشَةَ يَبْتَغُونَ بِذَلِكَ مَرْضَاةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Müslümanlar, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hoşnutluğunu kazanmak maksadıyla hediyelerini getirmek için benim günümü beklerlerdi.

Sunan an Nasai 3951

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ آدَمَ، عَنْ عَبْدَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ رَبِيعَةَ بْنِ هُدَيْرٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَوْحَى اللَّهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا مَعَهُ فَقُمْتُ فَأَجَفْتُ الْبَابَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ فَلَمَّا رُفِّهَ عَنْهُ قَالَ لِي ‏ "‏ يَا عَائِشَةُ إِنَّ جِبْرِيلَ يُقْرِئُكِ السَّلاَمَ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben yanındayken Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’e vahiy geldi. Ben de kalkıp onunla benim aramdaki kapıyı kapattım. Vahiy hâli üzerinden kaldırılınca bana: “Ey Âişe! Cebrail sana selâm söylüyor” dedi.

Sunan an Nasai 3952

أَخْبَرَنَا نُوحُ بْنُ حَبِيبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهَا ‏ "‏ إِنَّ جِبْرِيلَ يَقْرَأُ عَلَيْكِ السَّلاَمَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ وَعَلَيْهِ السَّلاَمُ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ تَرَى مَا لاَ نَرَى ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Cebrail sana selâm söylüyor” dedi. Âişe de: “Ona da Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketleri olsun. Sen bizim göremediğimizi görüyorsun” dedi.

Sunan an Nasai 3953

أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا عَائِشَةُ هَذَا جِبْرِيلُ وَهُوَ يَقْرَأُ عَلَيْكِ السَّلاَمَ ‏"‏ ‏.‏ مِثْلَهُ سَوَاءٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ هَذَا الصَّوَابُ وَالَّذِي قَبْلَهُ خَطَأٌ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Ey Âişe! Bu Cebrail’dir ve sana selâm söylüyor” dedi. Rivâyetin devamı önceki rivâyetin aynıdır. Ebû Abdurrahman şöyle dedi: “Doğrusu budur; önceki rivâyet hatalıdır.”

Sunan an Nasai 3954

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسٌ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ إِحْدَى أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ فَأَرْسَلَتْ أُخْرَى بِقَصْعَةٍ فِيهَا طَعَامٌ فَضَرَبَتْ يَدَ الرَّسُولِ فَسَقَطَتِ الْقَصْعَةُ فَانْكَسَرَتْ فَأَخَذَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْكِسْرَتَيْنِ فَضَمَّ إِحْدَاهُمَا إِلَى الأُخْرَى فَجَعَلَ يَجْمَعُ فِيهَا الطَّعَامَ وَيَقُولُ ‏ "‏ غَارَتْ أُمُّكُمْ كُلُوا ‏"‏ ‏.‏ فَأَكَلُوا فَأَمْسَكَ حَتَّى جَاءَتْ بِقَصْعَتِهَا الَّتِي فِي بَيْتِهَا فَدَفَعَ الْقَصْعَةَ الصَّحِيحَةَ إِلَى الرَّسُولِ وَتَرَكَ الْمَكْسُورَةَ فِي بَيْتِ الَّتِي كَسَرَتْهَا ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem), müminlerin annelerinden birinin yanındayken diğer bir hanımı, içinde yemek bulunan bir kap gönderdi. Yanında bulunduğu hanımı, getiren kimsenin eline vurunca kap düşüp kırıldı. Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem) kabın iki parçasını aldı, birini diğerine birleştirdi ve yemeği içine toplamaya başladı. Bir yandan da: “Anneniz kıskandı, yiyiniz” diyordu. Onlar da yediler. Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem), kabı kıran hanım evindeki sağlam kabı getirinceye kadar bekledi. Sonra sağlam kabı yemeği getiren kimseye verdi, kırık kabı ise onu kıran hanımın evinde bıraktı.

Sunan an Nasai 3955

أَخْبَرَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَسَدُ بْنُ مُوسَى، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّهَا - يَعْنِي - أَتَتْ بِطَعَامٍ فِي صَحْفَةٍ لَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابِهِ فَجَاءَتْ عَائِشَةُ مُتَّزِرَةً بِكِسَاءٍ وَمَعَهَا فِهْرٌ فَفَلَقَتْ بِهِ الصَّحْفَةَ فَجَمَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ فِلْقَتَىِ الصَّحْفَةِ وَيَقُولُ ‏ "‏ كُلُوا غَارَتْ أُمُّكُمْ ‏"‏ ‏.‏ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَحْفَةَ عَائِشَةَ فَبَعَثَ بِهَا إِلَى أُمِّ سَلَمَةَ وَأَعْطَى صَحْفَةَ أُمِّ سَلَمَةَ عَائِشَةَ ‏.‏

Ümmü Seleme (radıyallahü anha) anlatıyor: Bir kapla Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashabına yemek götürmüştüm. Âişe, bir örtüye bürünmüş vaziyette gelip elindeki küçük taşla kaba vurdu ve kap kırıldı. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kırılan kabın iki parçasını birbirine yanaştırıp yanındakilere iki defa: “Buyurunuz, yiyiniz; anneniz kıskandı.” buyurdu. Daha sonra Âişe’nin sağlam kabını aldı, kırılan kabın yerine Ümmü Seleme’ye gönderdi. Ümmü Seleme’nin kırık kabını da Âişe’ye verdi.

Sunan an Nasai 3956

أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ فُلَيْتٍ، عَنْ جَسْرَةَ بِنْتِ دِجَاجَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا رَأَيْتُ صَانِعَةَ طَعَامٍ مِثْلَ صَفِيَّةَ أَهْدَتْ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِنَاءً فِيهِ طَعَامٌ فَمَا مَلَكْتُ نَفْسِي أَنْ كَسَرْتُهُ فَسَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ كَفَّارَتِهِ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَاءٌ كَإِنَاءٍ وَطَعَامٌ كَطَعَامٍ ‏"‏ ‏.‏

Âişe’den (radıyallahü anha) rivâyete göre, şöyle demiştir: Safiyye kadar güzel yemek yapan görmedim. Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) içerisinde yemek olan bir kap göndermişti. Kendime sahip olamayıp o kabı kırdım. Sonra da Rasûlüllah’a (sallallahü aleyhi ve sellem) o kabın keffaretini sordum. O da: “Kırılan kap gibi bir kap, yemek gibi bir yemek.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3957

أَخْبَرَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الزَّعْفَرَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، تَزْعُمُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ فَيَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلاً فَتَوَاصَيْتُ أَنَا وَحَفْصَةُ أَنَّ أَيَّتَنَا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلْتَقُلْ إِنِّي أَجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَدَخَلَ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ ‏"‏ لاَ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ وَلَنْ أَعُودَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَنَزَلَتْ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ ‏}‏ ‏{‏ إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ ‏}‏ لِعَائِشَةَ وَحَفْصَةَ ‏{‏ وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا ‏}‏ لِقَوْلِهِ ‏"‏ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً ‏"‏ ‏.‏

Yine Âişe’den (radıyallahü anha) rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Cahş’ın kızı Zeyneb’in yanında kalır ve orada bal yerdi. Ben ve Hafsa sözleştik: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hangimizin yanına gelirse, “Sende meğafir kokusu alıyorum; meğafir mi yedin?” desin. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ikimizden birinin yanına gelince ona bunu söyledi. Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Hayır, Cahş’ın kızı Zeyneb’in yanında bal yedim; bir daha da yemeyeceğim.” dedi. Bunun üzerine şu âyetler nazil oldu: “Ey Peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram kılıyorsun?”; “Eğer ikiniz Allah’a tövbe ederseniz...” Bu, Âişe ile Hafsa hakkındadır. “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti...” âyeti de onun “Hayır, bal yedim.” sözü hakkındadır.

Sunan an Nasai 3958

أَخْبَرَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُونُسَ بْنِ مُحَمَّدٍ، حَرَمِيٌّ - هُوَ لَقَبُهُ - قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتْ لَهُ أَمَةٌ يَطَؤُهَا فَلَمْ تَزَلْ بِهِ عَائِشَةُ وَحَفْصَةُ حَتَّى حَرَّمَهَا عَلَى نَفْسِهِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏

Enes (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in birlikte olduğu bir cariyesi vardı. Âişe ve Hafsa, o cariyeyi kendisine haram kılıncaya kadar Rasûlüllah’ı rahat bırakmadılar. Bunun üzerine Allah azze ve celle, “Ey Peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığını niçin kendine haram ediyorsun?” ayetini sonuna kadar indirdi.

Sunan an Nasai 3959

أَخْبَرَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى، - هُوَ ابْنُ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيُّ - عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتِ الْتَمَسْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَدْخَلْتُ يَدِي فى شَعْرِهِ فَقَالَ ‏"‏ قَدْ جَاءَكِ شَيْطَانُكِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ أَمَا لَكَ شَيْطَانٌ فَقَالَ ‏"‏ بَلَى وَلَكِنَّ اللَّهَ أَعَانَنِي عَلَيْهِ فَأَسْلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i aradım ve elimi saçlarının arasına soktum. Bunun üzerine, “Şeytanın sana gelmiş.” buyurdu. Ben, “Senin şeytanın yok mu?” diye sordum. O da, “Evet, var; ancak Allah ona karşı bana yardım etti de teslim oldu.” buyurdu.

Sunan an Nasai 3960

أَخْبَرَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَسَنِ الْمِقْسَمِيُّ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ فَقَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فَظَنَنْتُ أَنَّهُ ذَهَبَ إِلَى بَعْضِ نِسَائِهِ فَتَجَسَّسْتُهُ فَإِذَا هُوَ رَاكِعٌ أَوْ سَاجِدٌ يَقُولُ ‏ "‏ سُبْحَانَكَ وَبِحَمْدِكَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ بِأَبِي وَأُمِّي إِنَّكَ لَفِي شَأْنٍ وَإِنِّي لَفِي شَأْنٍ آخَرَ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir gece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i yanımda göremedim. Hanımlarından birinin yanına gittiğini sanarak onu araştırdım. Bir de baktım ki rükû veya secde hâlinde, “Seni her türlü eksiklikten tenzih eder ve sana hamdederim. Senden başka ilâh yoktur.” diyordu. Ben de, “Anam babam sana feda olsun! Sen bambaşka bir işle meşgulsün, ben ise bambaşka bir düşünce içindeyim.” dedim.

Sunan an Nasai 3961

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، ‏{‏ عَنْ عَطَاءٍ، ‏}‏ قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتِ افْتَقَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فَظَنَنْتُ أَنَّهُ ذَهَبَ إِلَى بَعْضِ نِسَائِهِ فَتَجَسَّسْتُ ثُمَّ رَجَعْتُ فَإِذَا هُوَ رَاكِعٌ أَوْ سَاجِدٌ يَقُولُ ‏ "‏ سُبْحَانَكَ وَبِحَمْدِكَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ بِأَبِي وَأُمِّي إِنَّكَ لَفِي شَأْنٍ وَإِنِّي لَفِي آخَرَ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir gece Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’i yanımda bulamadım ve diğer hanımlarından birinin yanına gittiğini zannettim. Onu araştırdım, sonra geri döndüm. Bir de baktım ki rükûda veya secdede: “Seni övgülerinle tenzih ederim. Senden başka ilâh yoktur” diyordu. Bunun üzerine ben: “Anam babam senin yoluna feda olsun. Sen bir işle meşgulsün, ben ise başka bir şey düşünüyorum” dedim.

Sunan an Nasai 3962

أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَثِيرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ مُحَمَّدَ بْنَ قَيْسٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، تَقُولُ أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَنِّي قُلْنَا بَلَى ‏.‏ قَالَتْ لَمَّا كَانَتْ لَيْلَتِي انْقَلَبَ فَوَضَعَ نَعْلَيْهِ عِنْدَ رِجْلَيْهِ وَوَضَعَ رِدَاءَهُ وَبَسَطَ إِزَارَهُ عَلَى فِرَاشِهِ وَلَمْ يَلْبَثْ إِلاَّ رَيْثَمَا ظَنَّ أَنِّي قَدْ رَقَدْتُ ثُمَّ انْتَعَلَ رُوَيْدًا وَأَخَذَ رِدَاءَهُ رُوَيْدًا ثُمَّ فَتَحَ الْبَابَ رُوَيْدًا وَخَرَجَ وَأَجَافَهُ رُوَيْدًا وَجَعَلْتُ دِرْعِي فِي رَأْسِي فَاخْتَمَرْتُ وَتَقَنَّعْتُ إِزَارِي وَانْطَلَقْتُ فِي إِثْرِهِ حَتَّى جَاءَ الْبَقِيعَ فَرَفَعَ يَدَيْهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ وَأَطَالَ الْقِيَامَ ثُمَّ انْحَرَفَ وَانْحَرَفْتُ فَأَسْرَعَ فَأَسْرَعْتُ فَهَرْوَلَ فَهَرْوَلْتُ فَأَحْضَرَ فَأَحْضَرْتُ وَسَبَقْتُهُ فَدَخَلْتُ وَلَيْسَ إِلاَّ أَنِ اضْطَجَعْتُ فَدَخَلَ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكِ يَا عَائِشُ رَابِيَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ سُلَيْمَانُ حَسِبْتُهُ قَالَ حَشْيَا قَالَ ‏"‏ لَتُخْبِرِنِّي أَوْ لَيُخْبِرَنِّي اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي فَأَخْبَرْتُهُ الْخَبَرَ قَالَ ‏"‏ أَنْتِ السَّوَادُ الَّذِي رَأَيْتُ أَمَامِي ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ - قَالَتْ - فَلَهَدَنِي لَهْدَةً فِي صَدْرِي أَوْجَعَتْنِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَظَنَنْتِ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ مَهْمَا يَكْتُمِ النَّاسُ فَقَدْ عَلِمَهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ - قَالَ - فَإِنَّ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ أَتَانِي حِينَ رَأَيْتِ وَلَمْ يَكُنْ يَدْخُلُ عَلَيْكِ وَقَدْ وَضَعْتِ ثِيَابَكِ فَنَادَانِي فَأَخْفَى مِنْكِ فَأَجَبْتُهُ وَأَخْفَيْتُهُ مِنْكِ وَظَنَنْتُ أَنَّكِ قَدْ رَقَدْتِ فَكَرِهْتُ أَنْ أُوقِظَكِ وَخَشِيتُ أَنْ تَسْتَوْحِشِي فَأَمَرَنِي أَنْ آتِيَ أَهْلَ الْبَقِيعِ فَأَسْتَغْفِرَ لَهُمْ ‏"‏ ‏.‏ خَالَفَهُ حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ فَقَالَ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ قَيْسٍ ‏.‏

Muhammed b. Kays’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Âişe (radıyallahü anha)’dan işittim, şöyle diyordu: “Size Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem) ile aramda geçen bir olayı anlatayım mı?” Biz de: “Evet” dedik. Şunları anlattı: “Benim gecem olduğunda Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geldi; ayakkabılarını ayaklarının yanına koydu, ridâsını çıkardı ve izârını yatağının üzerine serdi. Beni uyudu sanıncaya kadar pek beklemedi. Sonra yavaşça ayakkabılarını giydi, ridâsını yavaşça aldı, kapıyı yavaşça açıp dışarı çıktı ve kapıyı yavaşça kapattı. Ben de gömleğimi başıma geçirdim, başımı örttüm, izârıma büründüm ve arkasından gittim. Baki mezarlığına geldi, orada ellerini üç defa kaldırdı ve uzun süre ayakta durdu. Daha sonra döndü, ben de döndüm; hızlandı, ben de hızlandım; koştu, ben de koştum; süratle koştu, ben de süratle koştum. Onu geçip eve girdim. Henüz uzanmıştım ki içeri girdi ve: ‘Ne oldu sana ey Âişe, neden nefes nefesesin?’ dedi. Süleyman: ‘Sanırım “karnın kabarmış” dedi’ demiştir. Ardından: ‘Ya bana söylersin ya da Latîf ve Habîr olan Allah bana bildirir’ dedi. Ben de: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Anam babam sana feda olsun’ dedim ve olup biteni anlattım. Bunun üzerine: ‘Önümde gördüğüm karaltı sen miydin?’ dedi. Ben: ‘Evet’ dedim. Bunun üzerine göğsüme canımı acıtacak şekilde vurdu ve: ‘Allah’ın ve Rasûlü’nün sana haksızlık edeceğini mi sandın?’ dedi. Ben: ‘İnsanlar neyi gizlerse gizlesin, Allah onu bilir’ dedim. ‘Evet’ dedi ve şöyle buyurdu: ‘Sen beni gördüğün sırada Cibril bana gelmişti. Elbiselerini çıkarmış olduğun için yanına girmedi. Beni senden gizlice çağırdı; ben de ona cevap verdim ve bunu senden gizledim. Uyuduğunu zannettim; seni uyandırmak istemedim ve yalnız kalıp ürkmenden korktum. Bana Baki halkına gidip onlar için bağışlanma dilememi emretti.’ Haccâc b. Muhammed ona muhalefet ederek bunu İbn Cüreyc’den, İbn Ebî Müleyke’den, Muhammed b. Kays’tan rivâyet etmiştir.

Sunan an Nasai 3963

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ مُسْلَّمٍ الْمِصِّيصِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ مُحَمَّدَ بْنَ قَيْسِ بْنِ مَخْرَمَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، تُحَدِّثُ قَالَتْ أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ عَنِّي وَعَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قُلْنَا بَلَى ‏.‏ قَالَتْ لَمَّا كَانَتْ لَيْلَتِي الَّتِي هُوَ عِنْدِي تَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم انْقَلَبَ فَوَضَعَ نَعْلَيْهِ عِنْدَ رِجْلَيْهِ وَوَضَعَ رِدَاءَهُ وَبَسَطَ طَرَفَ إِزَارِهِ عَلَى فِرَاشِهِ فَلَمْ يَلْبَثْ إِلاَّ رَيْثَمَا ظَنَّ أَنِّي قَدْ رَقَدْتُ ثُمَّ انْتَعَلَ رُوَيْدًا وَأَخَذَ رِدَاءَهُ رُوَيْدًا ثُمَّ فَتَحَ الْبَابَ رُوَيْدًا وَخَرَجَ وَأَجَافَهُ رُوَيْدًا وَجَعَلْتُ دِرْعِي فِي رَأْسِي وَاخْتَمَرْتُ وَتَقَنَّعْتُ إِزَارِي فَانْطَلَقْتُ فِي إِثْرِهِ حَتَّى جَاءَ الْبَقِيعَ فَرَفَعَ يَدَيْهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ وَأَطَالَ الْقِيَامَ ثُمَّ انْحَرَفَ فَانْحَرَفْتُ فَأَسْرَعَ فَأَسْرَعْتُ فَهَرْوَلَ فَهَرْوَلْتُ فَأَحْضَرَ فَأَحْضَرْتُ وَسَبَقْتُهُ فَدَخَلْتُ فَلَيْسَ إِلاَّ أَنِ اضْطَجَعْتُ فَدَخَلَ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكِ يَا عَائِشَةُ حَشْيَا رَابِيَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَتُخْبِرِنِّي أَوْ لَيُخْبِرَنِّي اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي فَأَخْبَرْتُهُ الْخَبَرَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَنْتِ السَّوَادُ الَّذِي رَأَيْتُهُ أَمَامِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ نَعَمْ - قَالَتْ - فَلَهَدَنِي فِي صَدْرِي لَهْدَةً أَوْجَعَتْنِي ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَظَنَنْتِ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ مَهْمَا يَكْتُمِ النَّاسُ فَقَدْ عَلِمَهُ اللَّهُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ - قَالَ - فَإِنَّ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ أَتَانِي حِينَ رَأَيْتِ وَلَمْ يَكُنْ يَدْخُلُ عَلَيْكِ وَقَدْ وَضَعْتِ ثِيَابَكِ فَنَادَانِي فَأَخْفَى مِنْكِ فَأَجَبْتُهُ فَأَخْفَيْتُ مِنْكِ فَظَنَنْتُ أَنْ قَدْ رَقَدْتِ وَخَشِيتُ أَنْ تَسْتَوْحِشِي فَأَمَرَنِي أَنْ آتِيَ أَهْلَ الْبَقِيعِ فَأَسْتَغْفِرَ لَهُمْ ‏"‏ ‏.‏ رَوَاهُ عَاصِمٌ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرٍ عَنْ عَائِشَةَ عَلَى غَيْرِ هَذَا اللَّفْظِ ‏.‏

Muhammed b. Kays b. Mahreme’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Âişe (radıyallahü anha)’dan işittim, şöyle anlatıyordu: “Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem) ile aramda geçen bir olayı size anlatayım mı?” Biz de: “Evet” dedik. Şöyle anlattı: “Nebî (sallallahü aleyhi ve sellem) benim yanımda olduğu gece geldi; ayakkabılarını ayaklarının yanına koydu, ridâsını çıkardı ve izârının ucunu yatağının üzerine serdi. Beni uyudu sanıncaya kadar pek beklemedi. Sonra yavaşça ayakkabılarını giydi, ridâsını yavaşça aldı, kapıyı yavaşça açıp dışarı çıktı ve kapıyı yavaşça kapattı. Ben de gömleğimi başıma geçirdim, başımı örttüm, izârıma büründüm ve arkasından gittim. Baki mezarlığına geldi, orada ellerini üç defa kaldırdı ve uzun süre ayakta durdu. Daha sonra döndü, ben de döndüm; hızlandı, ben de hızlandım; koştu, ben de koştum; süratle koştu, ben de süratle koştum. Onu geçip eve girdim. Henüz uzanmıştım ki içeri girdi ve: ‘Ne oldu sana ey Âişe, neden nefes nefesesin?’ dedi. Ben: ‘Bir şey yok’ dedim. Bunun üzerine: ‘Ya bana söylersin ya da Latîf ve Habîr olan Allah bana bildirir’ dedi. Ben de: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Anam babam sana feda olsun’ dedim ve olup biteni anlattım. Bunun üzerine: ‘Önümde gördüğüm karaltı sen miydin?’ dedi. Ben: ‘Evet’ dedim. Bunun üzerine göğsüme canımı acıtacak şekilde vurdu ve: ‘Allah’ın ve Rasûlü’nün sana haksızlık edeceğini mi sandın?’ dedi. Ben: ‘İnsanlar neyi gizlerse gizlesin, Allah onu bilir’ dedim. ‘Evet’ dedi ve şöyle buyurdu: ‘Sen beni gördüğün sırada Cibril bana gelmişti. Elbiselerini çıkarmış olduğun için yanına girmedi. Beni senden gizlice çağırdı; ben de ona cevap verdim ve bunu senden gizledim. Uyuduğunu zannettim ve yalnız kalıp ürkmenden korktum. Bana Baki halkına gidip onlar için bağışlanma dilememi emretti.’ Âsım bunu Abdullah b. Âmir’den, o da Âişe’den bu lafızdan farklı olarak rivâyet etmiştir.

Sunan an Nasai 3964

أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ فَقَدْتُهُ مِنَ اللَّيْلِ وَسَاقَ الْحَدِيثَ ‏.‏

Âişe (radıyallahü anhâ) şöyle dedi: “Geceleyin onu bulamadım.” Hadisin devamını zikretti.

Sunan an Nasai 3965