عَنِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «لَنْ يَزَالَ الْمُؤْمِنُ فِي فُسْحَةٍ مِنْ دِينِهِ، مَا لَمْ يُصِبْ دَمًا حَرَامًا». وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ: إِنَّ مِنْ وَرَطَاتِ الْأُمُورِ الَّتِي لَا مَخْرَجَ لِمَنْ أَوْقَعَ نَفْسَهُ فِيهَا سَفْكَ الدَّمِ الْحَرَامِ بِغَيْرِ حِلِّهِ.
Saîd İbnu'l-Âs, İbnu Ömer radıyallahu anhümâ'dan naklen anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Mü'min, haram kana bulaşmadıkça dininde genişlik içindedir.'" Saîd İbnu'l-Âs der ki: "İbnu Ömer radıyallahu anhümâ, Resûlullah'ın sözünden sonra şunu söyledi: 'Kişinin, nefsini bulaştırdığı takdirde kurtuluşu olmayan çok ciddi işlerden biri, haksız yere haram kan dökmesidir.'"
Kütüb-i Sitte 4888, Buhari, Diyat 1.
عَنْ مُعَاوِيَةَ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: «كُلُّ ذَنْبٍ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَغْفِرَهُ، إِلَّا الرَّجُلُ يَقْتُلُ الْمُؤْمِنَ مُتَعَمِّدًا، أَوِ الرَّجُلُ يَمُوتُ كَافِرًا».
Muâviye İbnu Ebi Süfyân radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Her günahı Allah'ın mağfiret buyurması muhtemeldir. Ancak bilerek mü'mini öldüren veya kâfir olarak ölen kimse hâriç..."
Kütüb-i Sitte 4889, Nesâi, Tahrim 1, (7, 81).
عَنْ بُرَيْدَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «قَتْلُ الْمُؤْمِنِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ مِنْ زَوَالِ الدُّنْيَا».
Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Mü'minin öldürülmesi, Allah katında, dünyanın zevalinden daha büyük (bir hâdise)dir."
Kütüb-i Sitte 4890, Nesâi, Tahrim 2, (7, 83).
عَنْ أَبِي الْحَكَمِ الْبَجَلِيِّ قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ وَأَبَا هُرَيْرَةَ يَذْكُرَانِ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «لَوْ أَنَّ أَهْلَ السَّمَاءِ وَأَهْلَ الْأَرْضِ اشْتَرَكُوا فِي دَمِ مُؤْمِنٍ لَأَكَبَّهُمُ اللَّهُ فِي النَّارِ».
Ebu'l-Hakem el-Becelî anlatıyor: "Ebu Hüreyre ve Ebu Saîd radıyallahu anhümâ'yı dinledim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın şöyle söylediğini müzâkere ediyorlardı:
"Eğer semâ ve arz ehli bir mü'minin kanını (haksız yere dökmede) iştirak etselerdi, Allah hepsini birden cehenneme atardı."
Kütüb-i Sitte 4891, Tirmizi, Diyât 8, (1398).
الْإِيمَانُ قَيَّدَ الْفَتْكَ، لَا يَفْتِكُ مُؤْمِنٌ.
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: İman, ihanetle öldürmeye bağdır; mü'min ihanet suretiyle öldürmez."
Kütüb-i Sitte 4892, Ebu Dâvud, Cihâd 169, (2769).
لَا تُقْتَلُ نَفْسٌ ظُلْمًا إِلَّا كَانَ عَلَى ابْنِ آدَمَ الْأَوَّلِ كِفْلٌ مِنْ دَمِهَا؛ لِأَنَّهُ كَانَ أَوَّلَ مَنْ سَنَّ الْقَتْلَ.
İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: Yeryüzünde haksız yere öldürülen bir insan yoktur ki katilin günahından bir misli Hz. Âdem'in ilk oğluna (Kâbil'e) gitmemiş olsun. Çünkü o, haksız öldürme yolunu ilk açandır."
Kütüb-i Sitte 4893, Nesâi, Tahrim 1, (7, 82).
يَجِيءُ الرَّجُلُ آخِذًا بِيَدِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ: يَا رَبِّ، هَذَا قَتَلَنِي. فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ: لِمَ قَتَلْتَهُ؟ فَيَقُولُ: قَتَلْتُهُ لِتَكُونَ الْعِزَّةُ لَكَ. فَيَقُولُ: فَإِنَّهَا لِي. وَيَجِيءُ الرَّجُلُ آخِذًا بِيَدِ الرَّجُلِ فَيَقُولُ: إِنَّ هَذَا قَتَلَنِي. فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ: لِمَ قَتَلْتَهُ؟ فَيَقُولُ: لِتَكُونَ الْعِزَّةُ لِفُلَانٍ. فَيَقُولُ: إِنَّهَا لَيْسَتْ لِفُلَانٍ، فَيَبُوءُ بِإِثْمِهِ.
Yine İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: (Kıyamet günü) bir adam bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: 'Ey Rabbim! Bu, beni öldürdü!' der. Aziz ve celil olan Allah da: 'Onu niye öldürdün?' diye sorar. Adam: 'İzzet senin için olsun diye öldürdüm!' der. Rab Teâlâ: 'İzzet benim içindir!' buyurur. Bir başka adam da bir başkasının elinden tutmuş olarak gelir ve: 'Ey Rabbim! Bu, beni öldürdü!' der. Aziz ve celil olan Allah: 'Onu niye öldürdün?' diye sorar. Adam: 'İzzet falancanın olsun diye öldürdüm!' der. Rab Teâlâ: 'İzzet falancanın değildir!' buyurur. Adam (öbürünün) günahıyla döner."
Kütüb-i Sitte 4894, Nesai, Tahrim 2, (7, 84).
Mikdâd İbnu'l-Esved radıyallahu anh'ın anlattığına göre şöyle demiştir:
"Ey Allah'ın Resûlü! Ben küffardan bir adama rastlasam ve aramızda mukâtele çıksa. O kılıcıyla vurup elimin birini kesip atsa. Sonra adam (sıkışıp) bana karşı bir ağaca sığınsa ve:
‘Allah için müslüman oldum!’ dese, bu sözünden sonra ben onu öldürebilir miyim?"
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Hayır! Sakın onu öldürme" buyurdu. Ben ısrar ettim:
"Ama ey Allah'ın Resûlü! O benim bir elimi kesti ve sonra müslüman olduğunu söyledi" dedim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Hayır! Sakın onu öldürme, eğer öldürürsen, o adam, sen onu öldürmezden önceki senin makamındadır ve sen de, onun söylediği kelimeyi söylemezden önceki durumunda olursun!" buyurdular.
Kütüb-i Sitte 4895, Buhari, Diyât 1, Megazi 11; Müslim, İman 155, (95); Ebu Dâvud, Cihâd 104, (2644).
Hârise İbnu Mudarrıb anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Furât İbnu Hayyân'ın öldürülmesini emretti. Bu adam Ebu Süfyân'ın casusu ve aynı zamanda Ensar'dan bir zâtın halîfi (müttefiki) idi. Derken o, Ensar'dan müteşekkil bir halkaya uğradı ve: ‘Ben müslümanım!’ dedi. Bunun üzerine:
‘Ey Allah'ın Resûlü! Furât İbnu Hayyân “Ben müslümanım” diyor!’ denildi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da:
‘Sizden bir kısım erkekler var. Kendilerini (dilleriyle itiraf ettikleri) imanlarına havale ediyoruz (söylediklerini tasdik ediyoruz). İşte onlardan biri de Furât İbnu Hayyân'dır!’ buyurdular."
Kütüb-i Sitte 4896, Ebu Dâvud, Cihad 109, (2652).