HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

A'RAF SURESİ

7 hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، وَاللَّفْظُ لَهُ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ مُسْلِمٍ الْبَطِينِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ: كَانَتِ الْمَرْأَةُ تَطُوفُ بِالْبَيْتِ وَهِيَ عُرْيَانَةٌ، فَتَقُولُ: مَنْ يُعِيرُنِي تِطْوَافًا؟ تَجْعَلُهُ عَلَى فَرْجِهَا، وَتَقُولُ: الْيَوْمَ يَبْدُو بَعْضُهُ أَوْ كُلُّهُ، فَمَا بَدَا مِنْهُ فَلَا أُحِلُّهُ. فَنَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ: {خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ}.

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Cahiliye devrinde kadın, Kâbe-i Muazzama'yı çıplak olarak tavaf eder ve şöyle derdi: 'Bana kim ödünç bir tavaf elbisesi verecek?' Elbiseyi fercinin üzerine koyar ve: 'Bugün bir kısmı veya tamamı görülür; ama ondan açılanı helâl etmem' derdi. Bu tatbikatla ilgili olarak şu âyet indi: 'Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyerek gidin, yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah müsrifleri sevmez' (A'râf, 31)."

Kütüb-i Sitte 610, Müslim, Tefsir 25, (3028); Nesâî, Hacc 131, (5,233, 234).

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَرَأَ هَذِهِ الْآيَةَ: {فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا}. قَالَ حَمَّادٌ: هَكَذَا، وَأَمْسَكَ سُلَيْمَانُ بِطَرَفِ إِبْهَامِهِ عَلَى أَنْمُلَةِ إِصْبَعِهِ الْيُمْنَى، قَالَ: فَسَاخَ الْجَبَلُ، {وَخَرَّ مُوسَى صَعِقًا}.

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu âyeti okudu: 'Rabbi dağa tecelli edince onu yerle bir etti' (A'râf, 143). Hadisi rivayet eden Hammâd: 'Böyle' dedi. Hammâd'dan rivayeti yapan Süleyman b. Harb, tecellinin hafifliğini göstermek için başparmağının ucunu sağ elinin bir parmağının ucuna değdirerek gösterdi. Resûlullah ilâve etti: 'Dağ çöktü ve Musa baygın düştü.'"

Kütüb-i Sitte 611, Tirmizi, Tefsir, A'raf (3076).

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَبِي أُنَيْسَةَ، أَنَّ عَبْدَ الْحَمِيدِ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ أَخْبَرَهُ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ يَسَارٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ سُئِلَ عَنْ هَذِهِ الْآيَةِ: {وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي آدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ}. قَالَ: قَرَأَ الْقَعْنَبِيُّ الْآيَةَ، فَقَالَ عُمَرُ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سُئِلَ عَنْهَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ خَلَقَ آدَمَ، ثُمَّ مَسَحَ ظَهْرَهُ بِيَمِينِهِ، فَاسْتَخْرَجَ مِنْهُ ذُرِّيَّةً، فَقَالَ: خَلَقْتُ هَؤُلَاءِ لِلْجَنَّةِ، وَبِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَعْمَلُونَ. ثُمَّ مَسَحَ ظَهْرَهُ، فَاسْتَخْرَجَ مِنْهُ ذُرِّيَّةً، فَقَالَ: خَلَقْتُ هَؤُلَاءِ لِلنَّارِ، وَبِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ يَعْمَلُونَ». فَقَالَ رَجُلٌ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَفِيمَ الْعَمَلُ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِذَا خَلَقَ الْعَبْدَ لِلْجَنَّةِ اسْتَعْمَلَهُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، حَتَّى يَمُوتَ عَلَى عَمَلٍ مِنْ أَعْمَالِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، فَيُدْخِلَهُ بِهِ الْجَنَّةَ. وَإِذَا خَلَقَ الْعَبْدَ لِلنَّارِ اسْتَعْمَلَهُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، حَتَّى يَمُوتَ عَلَى عَمَلٍ مِنْ أَعْمَالِ أَهْلِ النَّارِ، فَيُدْخِلَهُ بِهِ النَّارَ».

Müslim İbnu Yesâr el-Cühenî anlatıyor: "Hz. Ömer'e (radıyallahu anh), 'Rabbin Benî Âdem'den, bellerinden zürriyetlerini alıp da onları nefislerine karşı şâhit tutarak: "Rabbiniz değil miyim?" diye işhâd ettiği vakit, "Belâ! Evet, Rabbimizsin, şâhidiz" dediler. Kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz. Yahut: "Ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyet idik; şimdi o bâtılı tesis edenlerin yaptıklarıyla bizi helâk mı edeceksin?" demeyesiniz' (A'râf, 172-173) âyetinden soruldu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) şu cevabı verdi: 'Bu âyetten Resûlullah'a (aleyhissalâtu vesselâm) da sorulmuştu. O şöyle açıkladı: Allah Teâlâ Hazretleri, Hz. Âdem'i yarattı, sonra sağ eliyle sırtını meshedip ondan bir zürriyet çıkardı ve: "Bunlar cennet içindir; bunlar cennet ehlinin ameliyle amel ederler" dedi. Rabb Teâlâ ikinci defa sırtını meshetti, ondan bir nesil daha çıkardı ve: "Bunları da cehennem için yarattım; bunlar da cehennem ehlinin amelini işleyecekler" dedi.' Cemaatten bir adam: 'Ey Allah'ın Resûlü! Kaderimiz ezelden yazılmış ise niye amel ediyoruz?' diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu açıklamayı yaptı: 'Allah bir kişiyi cennet ehli olarak yaratmışsa onu cennet ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki cennetliklerin bir ameli üzere ölür ve Allah da onu cennetine koyar. Aksine, bir kulu da cehennem ehli olarak yaratmışsa onu cehennemliklerin amelinde istimal eder. Öyle ki o da cehennemliklerin bir ameli üzere ölür, Allah da onu cehenneme koyar.'"

Kütüb-i Sitte 612, Muvatta, Kader 2, (2, 898, 899); Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3077); Ebu Dâvud, Sünnet 17, (4703).

عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «لما خلق الله آدم مسح ظهره، فسقط من ظهره كل نسمة هو خالقها من ذريته إلى يوم القيامة، وجعل بين عيني كل إنسان منهم وبيصًا من نور، ثم عرضهم على آدم، فقال: أي رب، من هؤلاء؟ قال: هؤلاء ذريتك. فرأى رجلًا منهم فأعجبه وبيص ما بين عينيه، فقال: أي رب، من هذا؟ فقال: هذا رجل من آخر الأمم من ذريتك يقال له داود. فقال: رب، كم جعلت عمره؟ قال: ستين سنة. قال: أي رب، زده من عمري أربعين سنة. فلما قضي عمر آدم جاءه ملك الموت، فقال: أولم يبق من عمري أربعون سنة؟ قال: أولم تعطها ابنك داود؟ قال: فجحد آدم فجحدت ذريته، ونسي آدم فنَسِيَت ذريته، وخطئ آدم فخطئت ذريته».

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Zü'l-Celâl hazretleri Adem (aleyhissalâtu vesselâm)'i yarattığı zaman sırtını meshetti. Bunun üzerine kıyâmete kadar onun neslinden yaratacağı insanlardan her birinin iki gözü arasına nurdan bir parlaklık koydu. Sonra hepsini Adem (aleyhisselâm)'e arz etti. Adem (aleyhisselâm): "-Ey Rabbim, bunlar da kim?" diye sordu. "-Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti. "-Ey Rabbim, şu da kim?" diye sordu. "-Davud!" deyince: "-Pekâlâ, ne kadar ömür verdin?" diye sordu. "-Altmış yıl!" dedi. Adem: "-Ey Rabbim, ona benim ömrümden kırk yıl ilave et!" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: Hz. Adem'in yaşı kırk yıl eksik olarak kesinleşince hemen ölüm meleği geldi. Adem (aleyhisselâm) ona: "-Yani benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?" dedi. Melek: "-İyi ama, sen onu oğlun Dâvud'a vermedin mi?" dedi. Adem inkâr etti, zürriyeti de inkâr etti. Adem unuttu, zürriyeti de unuttu. Adem hatâ işledi, zürriyeti de hatâ işledi."

Kütüb-i Sitte 613, Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3078). Tirmizi hadisin sahih olduğunu söyledi.

عن سمرة بن جندب رضي الله عنه، عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: «لما حملت حواء طاف بها إبليس، وكان لا يعيش لها ولد، فقال: سميه عبد الحارث فإنه يعيش، فسمته عبد الحارث فعاش، وكان ذلك من وحي الشيطان وأمره».

Semüre İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Havva (aleyhisselâm) hâmile kaldığı zaman İblîs Havvâ'nın yanına geldi. Bu sırada Havvâ'nın çocuğu yaşamıyor, hep ölüyordu. İblîs: "Çocuğa Abdü'l-Hâris adını ver, çünkü o yaşar" dedi. Havva bu ismi verdi, çocuk da yaşadı. Ancak bu durum şeytanın bir telkini ve emri idi."

Kütüb-i Sitte 614, Tirmizi, Tefsir, A'raf, (3079).

عن ابن الزبير رضي الله عنهما قال: ما أنزل الله هذه الآية: ﴿خذ العفو وأمر بالعرف وأعرض عن الجاهلين﴾ إلا في أخلاق الناس.

İbnu'z-Zübeyr (radıyallahu anhüma) diyor ki: "Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme" (A'raf, 199) âyeti, ancak ve ancak halkın ahlâkı hususunda nâzil oldu."

Kütüb-i Sitte 615, Buhâri, Tefsir, A'raf 5; Ebu Dâvud, edeb 5, (4787).

Buhâri ve Ebu Davud'un diğer bir rivayetinde şöyle denir: "Allah, Peygamberine (aleyhissalâtu vesselâm) halkın ahlâkından affetmeyi benimseyip almasını emretti."

Kütüb-i Sitte 616, Buhâri, Tefsir, A'raf 5; Ebu Davud, Edep 5, (4787).