عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ قَالَ: مَا كَانَ بَيْنَ إِسْلَامِنَا وَبَيْنَ أَنْ عَاتَبَنَا اللَّهُ بِهَذِهِ الْآيَةِ: «أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ» إِلَّا أَرْبَعُ سِنِينَ.
İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Müslüman olmamızla Cenâb-ı Hakk'ın bizi, 'İman edenlerin gönüllerinin Allah'ı zikretmek üzere yumuşaması ve ondan gelen hakikate bağlanması zamanı daha gelmedi mi? Onlar, daha evvel kendilerine kitap verilip de üzerlerinden uzun zaman geçmiş, artık kalbleri kararmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasıklardı' (Hadid, 16) meâlindeki âyetle azarlaması arasında dört yıllık zaman mevcuttur."
Kütüb-i Sitte 812, Müslim, Tefsir 24, (3027).
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ), "Yeryüzünü, öldükten sonra Allah'ın tekrar dirilttiğini bilin, akledersiniz diye size delillerimizi açıkladık" (Hadid, 17) meâlindeki âyetle ilgili olarak şöyle buyurdu: "Allah kalbleri kasavet ve katılıktan sonra yumuşatır, (tevhid hususunda) mutmain ve (Rabbine) yönelmiş kılar. Ölmüş kalpleri ilimle, hikmetle diriltir (Ayet bu mânayı ders vermektedir). Arzın yağmurla diriltilmesi zaten gözle görülen bir durumdur."
Kütüb-i Sitte 813, Rezîn'in ilâvesidir. ed-Dürrü'l-Mensûr İbnu'1-Mübârek'in rivayeti olarak kaydetmektedir (6,175).
İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) buyurdu ki: "Hz. İsa (aleyhisselam)'dan sonra bir
kısım melikler Tevrat ve İncil'i tahrif ettiler. Aralarında mü'min olanlar da vardı, bunlar
Tevrat ve İncil'i okuyorlardı. (Müminlerin okuduklarından rahatsız olan) bazıları, meliklerine
şöyle dediler: "Bunların bize yaptığı hakâretten daha ağır hakâret, savurdukları küfürden daha
galiz küfür görmedik. Kitapta, "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta
kendisidirler" (Mâide, 44) diye okuyup, kitaptan gösterdikleri âyetlerle bizi yaptığımız
işlerden dolayı kınıyorlar (kâfir, fasık oldunuz diyorlar.) Onları çağırıp uyarın, bizim
okuduğumuz gibi okusunlar, bizim inandığımız gibi inansınlar."
Melik onları çağırıp topladı, ya ölümü ya da tahrif edilmiş haliyle Tevrat ve İncil'i okumaktan
birini tercih etmelerini teklif etti: Onlar:
"- İstediğiniz bu mu? Bizi bırakın (bir düşünelim)!" dediler. Sonra bunlardan bir kısmı:
"- Bize bir kule inşa edin, bizi içine tıkın, yiyecek ve içeceğimizi çekebileceğimiz (ip gibi) bir
şeyler de verin, böylece bizden size hakaret sayılacak bir şey ulaşmamış olur" dedi. Diğer bir
kısmı da:
"- Bırakın bizi başımızı alıp gidelim. Yeryüzünde dolaşır, vahşi hayvanlar gibi yer içeriz. Bizi
kendi memleketinizde (faaliyet yapar) bulursanız öldürürsünüz" dedi. Bir grup da:
"- Bize ıssız bir arazinin ortasında evler inşa ediverin. Biz orada kendi başımıza kuyular açıp
ziraat yapalım, sizinle hiç konuşmayalım, sizlere uğramayalım da!" dedi. Bunların her
kabilede samimi yakınları vardı. İsteklerini kabul ettiler (ve öldürmediler). Cenab-ı Hakk
(onların kalbine, şu ayette temas buyurduğu) ruhbaniyeti inzal buyurdu:
"...Üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah'ın rızasını kazanmak
için ortaya attıkları rahbaniyete bile gereği gibi riâyet etmediler. İçlerinde inanmış olan
kimselere ecirlerini verdik. Ama çoğu yoldan çıkmışlardır" (Hadid, 27).
Geri kalanlar da şöyle dediler:
"- Falancaların ibadet ettiği gibi biz de ibadet edelim. Falancaların yeryüzünde dolaştığı gibi
biz de dolaşalım, falancaların edindiği gibi biz de evler edinelim."
Bunlar şirkleri üzerine devam eden kimselerdi. Bunlar kendilerine uydukları (diğer)
kimselerin imanlarını da bilmiyorlardı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e nübüvvet
geldiği zaman, bu ruhbanlardan pek az kimse kalmıştı. Bu kişi, mâbedinden indi, seyyah olup
dolaşan bir kişi seyahatinden döndü, bir kişi de manastırından çıktı. Bunlar gelip iman ettiler
ve tasdikte bulundular. (Bütün Ehl-i Kitap hakkında) Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: "Ey iman
edenler, Allah'tan korkun. Onun peygamberine de iman edin ki, (Allah) size rahmetinden iki
kat nasib versin" (Hadid, 28).
Burada zikri geçen iki kat nasibden biri: Hz. İsa (aleyhisselam)'ya, İncil'e ve Tevrat'a olan
imanları sebebiyledir, diğeri de Hz. Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'e olan imanları ve
onu tasdikleri sebebiyledir.
(Ayet şöyle devam ediyor): "Sizin için yardımıyla yürüyeceğiniz bir nur lutfetsin..." (Hadid,
28). Bu nurdan maksat Kur'ân ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e ittiba etmeleridir.
Vahiy şöyle devam ediyor: "...Ehl-i Kitap, hakikaten Allah'ın fazl u kereminden hiçbir şeye
nâil olamayacaklarını, muhakkak bütün inâyetin Allah'ın elinde bulunduğunu, onu (ancak)
dileyeceği kimselere vereceğini bilmedikleri için mi (küfürde inat ediyorlar? Halbuki bunu
pekâlâ biliyorlar da). Allah büyük fazl u kerem sâhibidir" (Hadid, 29).
Kütüb-i Sitte 814, Nesâî, Kad 12, (8, 231).