HADİS KÜTÜPHANESİ

Kütüb-i Sitte

1672 bölümTürkçe tercüme ve Arapça metin
BÖLÜM

FATİHA SÛRESİ

4 hadis

عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى قَالَ: كُنْتُ أُصَلِّي فِي الْمَسْجِدِ، فَدَعَانِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَلَمْ أُجِبْهُ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي، فَقَالَ: أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ: {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ}؟ ثُمَّ قَالَ لِي: لَأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ السُّوَرِ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ. ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ قُلْتُ لَهُ: أَلَمْ تَقُلْ لَأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ؟ قَالَ: الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي، وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ.

Ebu Saîd İbnu'l-Muallâ (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Mescid-i Nebevî'de namaz kılıyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni çağırdı. Fakat namazda olduğum için icabet edemedim. Sonra yanına gelerek: 'Ey Allah'ın Resûlü, namaz kılıyordum' diye özür beyan ettim. Bana: "Allahu Teâlâ Kitab'ında, 'Ey iman edenler, Allah ve Resûlü sizi çağırdıkları zaman hemen icabet edin' buyurmuyor mu?" (Enfâl, 24) dedi ve arkasından ilave etti: "Sen mescidden çıkmazdan önce sana Kur'ân-ı Kerîm'in en büyük sûresini öğreteyim mi?" dedi ve elimden tuttu. Mescidden çıkacağı sırada ben: "Sana en büyük sûreyi öğreteceğim, dememiş miydiniz?" dedim. Bana: "O sûre, Elhamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn'dir ki namazlarda tekrar tekrar okunan yedi âyet (es-Seb'u'l-Mesânî) ve bana verilen yüce Kur'ân'dır" buyurdu.

Kütüb-i Sitte 436, Buhârî, Tefsir 1; Nesâî, İftitah 26; Ebû Dâvud, Vitr 15.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَرَجَ عَلَى أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا أُبَيُّ، وَهُوَ يُصَلِّي، فَالْتَفَتَ أُبَيٌّ وَلَمْ يُجِبْهُ، وَصَلَّى أُبَيٌّ فَخَفَّفَ، ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَالَ: السَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَعَلَيْكَ السَّلَامُ، مَا مَنَعَكَ يَا أُبَيُّ أَنْ تُجِيبَنِي إِذْ دَعَوْتُكَ؟ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنِّي كُنْتُ فِي الصَّلَاةِ. قَالَ: أَفَلَمْ تَجِدْ فِيمَا أَوْحَى اللَّهُ إِلَيَّ أَنِ {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ}؟ قَالَ: بَلَى، وَلَا أَعُودُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ. قَالَ: أَتُحِبُّ أَنْ أُعَلِّمَكَ سُورَةً لَمْ يَنْزِلْ فِي التَّوْرَاةِ وَلَا فِي الْإِنْجِيلِ وَلَا فِي الزَّبُورِ وَلَا فِي الْفُرْقَانِ مِثْلُهَا؟ قَالَ: نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كَيْفَ تَقْرَأُ فِي الصَّلَاةِ؟ قَالَ: فَقَرَأَ أُمَّ الْقُرْآنِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، مَا أُنْزِلَ فِي التَّوْرَاةِ وَلَا فِي الْإِنْجِيلِ وَلَا فِي الزَّبُورِ وَلَا فِي الْفُرْقَانِ مِثْلُهَا، وَإِنَّهَا سَبْعٌ مِنَ الْمَثَانِي، وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُعْطِيتُهُ.

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Ubey İbnu Ka'b (radıyallahu anh)'a uğradı. O namaz kılıyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Ey Ubey!' diye seslendi. Ubey ona yöneldi, fakat cevap vermedi. Namazını kısa tutup Resûlullah'ın yanına geldi ve: 'Esselâmü aleyke ey Allah'ın Resûlü!' dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Ve aleyke's-selâm! Ey Ubey, seni çağırdığımda bana cevap vermene ne mâni oldu?' diye sordu. Ubey: 'Ey Allah'ın Resûlü, namaz kılıyordum' dedi. Resûlullah: 'Allah'ın bana vahyettiği, "Allah ve Resûlü sizi, size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman icabet edin" âyetini görmedin mi?' buyurdu. Ubey: 'Evet, gördüm. İnşallah bir daha yapmam' dedi. Resûlullah: 'Sana Tevrat'ta, İncil'de, Zebur'da ve Furkân'da bir benzeri indirilmemiş olan bir sûreyi öğretmemi ister misin?' buyurdu. Ubey: 'Evet, ey Allah'ın Resûlü!' dedi. Resûlullah: 'Namazda nasıl okuyorsun?' diye sordu. Ubey, Ümmü'l-Kur'ân'ı okudu. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü'l-Celâl'e yemin ederim ki Allah, onun bir mislini ne Tevrat'ta ne İncil'de ne Zebur'da ne de Furkân'da indirmiştir. O, namazlarda tekrar tekrar okunan yedi âyet ve bana ihsan edilen yüce Kur'ân'dır' buyurdu."

Kütüb-i Sitte 437, Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân 1, (2878). Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Nesâî'nin yine Ebu Hüreyre'den yaptığı bir rivayette: "O (Fatiha süresi) benimle kulum arasında taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir" ziyadesi vardır.

عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: بَيْنَمَا جِبْرِيلُ قَاعِدٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، سَمِعَ نَقِيضًا مِنْ فَوْقِهِ، فَرَفَعَ رَأْسَهُ، فَقَالَ: هَذَا بَابٌ مِنَ السَّمَاءِ فُتِحَ الْيَوْمَ، لَمْ يُفْتَحْ قَطُّ إِلَّا الْيَوْمَ، فَنَزَلَ مِنْهُ مَلَكٌ، فَقَالَ: هَذَا مَلَكٌ نَزَلَ إِلَى الْأَرْضِ، لَمْ يَنْزِلْ قَطُّ إِلَّا الْيَوْمَ، فَسَلَّمَ، وَقَالَ: أَبْشِرْ بِنُورَيْنِ أُوتِيتَهُمَا، لَمْ يُؤْتَهُمَا نَبِيٌّ قَبْلَكَ: فَاتِحَةُ الْكِتَابِ، وَخَوَاتِيمُ سُورَةِ الْبَقَرَةِ، لَنْ تَقْرَأَ بِحَرْفٍ مِنْهُمَا إِلَّا أُعْطِيتَهُ.

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Cibril (aleyhisselâm), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in yanında otururken yukarıdan kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cibril (aleyhisselâm) dedi ki: 'İşte gökten bir kapı açıldı; bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştı.' Derken oradan bir melek indi. Cibril (aleyhisselâm) tekrar konuştu: 'İşte arza bir melek indi; şimdiye kadar bu melek hiç inmemişti.' Melek selâm verdi ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e: 'Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Biri Fâtiha Sûresi, diğeri de Bakara Sûresi'nin son kısmıdır. Onlardan okuyacağın hiçbir harf yoktur ki onun karşılığı sana verilmesin' dedi.

Kütüb-i Sitte 438, Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İiftihah 25.

الْيَهُودُ مَغْضُوبٌ عَلَيْهِمْ، وَالنَّصَارَى ضُلَّالٌ.

Adiyy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Fâtiha'da geçen el-mağdûb aleyhim (Allah'ın gazabına uğrayanlar) Yahudilerdir; ed-dâllîn (sapıtanlar) da Hıristiyanlardır."

Kütüb-i Sitte 439, Tirmizi, Tefsir 2, (2957).